CNN Türk – Türkiye’nin AB’ye Üyelik Süreci Hakkında Mülakat

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMEN’İN
4 KASIM  2004 TARİHİNDE CNN TÜRK KANALINA
TÜRKİYE’NİN AB’NE ÜYELİK SÜRECİ KONUSUNDA
VERDİĞİ MÜLAKAT

Sunucu- Mutlu ve sağlık dolu günler diliyoruz. CHP Genel Başkan Yardımcısı, Büyükelçi Sayın Onur Öymen’le beraberiz. Bir ömür Dışişleri bakanlığında, Türk dış politikasında yurtiçinde ve yurtdışında birçok görev. Bonn’da Büyükelçilik, Kopenhag’da büyükelçilik, NATO daimi temsilciliği. NATO’nun içindeki gelişmeleri çok yakından takip etmiş bir diplomatımız. Dışişleri bakanlığında müsteşarlık yaptı ve Türkiye’nin çok kritik dönemlerinde bu görevi yaptı. Özellikle Dışişleri Müsteşarlığında Kardak krizini savaş kararı alan, almaya kalkan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin alarma geçtiği günlerde o kritik olayları dakika dakika takip edip olayların sonuçlanmasını büyükelçimiz. Şimdi milletvekili, bizlerle beraber. İç ve dış olayları değerlendireceğiz. Hoşgeldiniz.

Onur ÖYMEN- Hoşbulduk efendim.

Sunucu- Efendim tabi Amerika, Bush. Çok değişik değerlendirmeler var. İşte eski Cumhurbaşkanı Kenan Evren Paşa diyor ki, Amerika savaşa karar verdi diyor. Bir başka yapıcı yoruma bakıyoruz. Amerika’da milliyetçiler kazandı diyor. Bir başka yazar diyor ki, Allah kazandı diyor. Allah en büyük zaferini kazandı. Haçlı seferlerinden sonra Allah ve din en çok bu dönemde koşulmuş Amerika’da. Ama Bush kazandı. Amerika bir tercih yaptı. Dünya imparatoru Amerika. Ama tabi Amerika’nın bu Bush’la beraber yeni döneminde Türkiye yine tabi çok kritik noktalarda. İşte Irak’taki gelişmeler var. Suriye’de gelişmeler olabilir. İran gelişmeleri olabilir. Kafkasya’da gelişmeler. Ve Türkiye yepyeni bir dört yıllık döneme giriyor. Kar, zarar, Bush iyimi oldu, kötümü oldu? Bundan sonra ne olur değerlendirebilir miyiz fendim?

Onur ÖYMEN- Şimdi şunu unutmamak lazım seçimi yapan Amerikan halkıdır. Amerikan halkı da kendi başkanını seçerken öncelikle kendi menfaatlerini düşünür. Amerika’da dış politika olayları sanıldığı kadar, Avrupa’daki kadar ön planda yer almıyor gündemde. Hatta o kadarki mesela CNN televizyonunun dünyaya yaptığı yayınlar başkadır, Amerikan halkına yaptığı yayınlar başkadır ve Amerika’da yaptığı yayınlarda dış gelişmelere oldukça az yer verilir. Daha çok iç sorunlara değinilir.

Şimdi o bakımdan Amerika niçin Başkan Bush’u seçti? Efendim Irak politikasını o kadar tasvip ediyordu ki bunun devamını istedi demek biraz yanıltıcı olur. Öyle anlaşılıyor ki, başkan Bush’un vergileri indirmesi etkili olmuştur. Eğitim alanında başarılı çalışmalar var. Bu etkili olmuştur. Başka konularda vaatlerini yerine getirememiştir. Özellikle sosyal güvenlik alanında. Fakat bu alanda da her halde halkta bir iletişim oluşmuştur.

Şunu da unutmamak lazım. Oldukça az bir farkla kazanmıştır seçimi. Yani Amerikan kamuoyunun ikiye bölündüğünü söylemek kabil. Amerika’da savaşa karşı olan cereyanlarda kuvvetlidir. Fakat Kerry’de savaşa karşı çok köklü bir alternatif ortaya çıkartmadı. Yani savaşı derhal sona erdirip, bütün yetkileri BM’ye devredeceği filan gibi bir beyanda bulundu. Önce askerleri arttıracağız dedi. Birazda çelişkili demeçleri oldu. Ama halkın önüne Irak konusunda da çok farklı bir alternatif çıkmış değildi Amerika’da. O bakımdan Amerikan halkı bu şekilde tercihini yapmıştır.

Şimdi Amerikan seçimlerinin bir özelliği var. Amerikan halkı kendi düşünceleri, kendi çıkarları, kendi beklentileri doğrultusunda oy kullanıyor, seçim yapıyor. Fakat bu seçimin sonuçları bütün dünyayı ilgilendiriyor.

Sunucu- Pek de dünyayı ilgilendirmiyor galiba? Mesela Kerry’le ilgili dünyada herkes Kerry derken Amerikan toplumu Bush’u tercih ediyor. Bir muhafazakar yapısı da var galiba Amerika’nın.

Onur ÖYMEN- Var. Amerikan şimdi …………………… son kitabına bakarsanız diyor ki, dünyadaki ülkeler arasında dindarlık bakımından, muhafazakarlık bakımından 5. sırada Amerika geliyor. Dördüncü sırada Türkiye geliyormuş dindarlık ölçüsünde.

Şimdi netice itibariyle Amerika kendisi için bir seçim yapıyor. Ama bu seçimin sonucunda gelen başkanın çalışmaları, faaliyetleri, doğruları, yanlışları bütün dünyayı etkiliyor. Amerikan seçiminin böyle bir özelliği var. Şimdi başkan Bush ne yapacak? Biz şöyle düşünüyoruz. Her seçim bir başlangıçtır. Aynı liderde gelse iş başına her seçim yeni bir başlangıçtır. Şimdi bakacağız, biraz beklemek lazım, çok acele etmemek lazım. Bir kere kadroları nasıl kuracak? Aynı insanları gene sürdürmeye devam edecek mi görev yerinde? Bunu izlemek lazım.

İkincisi aynı politikaları hiç değiştirmeden izlemeye devam edecek mi? Şimdi başarılı olduğu yerler var. Mesela NATO’nun genişlemesinde, Rusya’nın itirazını bertaraf etmekte. Hatta Rusya’yla ilişkilerini iyileştirmekte başarılı oldu. Bunları da görmek lazım. Başarılı olamadığı yerler var. Mesela kitle tahrip silahlarında çok kuvvetli tepkiler gösterdi. Bunların yayılmasının önlenmesi için herşeyi yapacak. İşte bunları da ………… ülkelere karşı ambargo uygulayacak filan. Hindistan ve Pakistan üretti bunları. Önce tepki gösterdiler bu silahları üretince bunlar. Fakat sonra Afganistan savaşında bunlara ihtiyaç duyunca bu ülkelere Amerika politikasını değiştirdi. Bunu sineye çekti. Şimdi bunun gibi durumlar oldu. Ortadoğu’da maalesef halk hala çok kanlı olaylar cereyan ediyor. Pek çok insan ölüyor. Belki bu barış süreci başarıya ulaşamadı.

Sunucu- Birde Arafat çok ağırlaşmış, şuan çok ağır, yoğun bakıma almışlar. Çok ciddi dengeler değişecek değil mi orada?

Onur ÖYMEN- Şimdi netice bu bölgelerde başarılı olmadı. Ama Irak ve terörle mücadeleler konusunda gerçekten hazin bir tablo çıktı ortaya. Şimdi Irak’taki duruma bakınız. 1000’den fazla Amerikalı öldü. Birçok …………… askeri öldü. 10 binlerce masum Iraklı sivil, kadın, çoluk çocuk öldü. Ne kazandı Amerika? Barış geldi mi? Gelmedi. Savaşı kazandı, barışı kazanamadı. Ve orada istikrar gelmedi. Her gün terör olayları artıyor ve Irak ikinci bir Filistin’e dönüştü. Filistin’den daha beter olaylar oluyor.

Sunucu- Çevre bakanı olarak Irak ……………………

Onur ÖYMEN- Şimdi bunun yolu var. Bizce bundan çıkmanın iki yolu var. Bir tanesi gerçekten öngörüldüğü gibi Ocak ayının sonundan önce seçimlerin tam demokratik ve genel disiplini kurmak lazım. Irak’ın her yerinde seçimlerin yapılması ve demokratik bir parlamentonun işbaşına gelmesi ve halkın seçtiği bir yönetime idarenin fiilen devredilmesi. Yani gene böyle yabancı bir ülkenin uzantısı gibi kukla gibi demek istemiyorum ama yabancı bir ülkenin güdümünde bir yönetim olmak yerine halkın seçtiği bir parlamentodan çıkacak bağımsız, egemen bir hükümetin ortaya çıkması. Birinci adım bu.

İkinci adım; güvenlik konularında mümkün olduğu ölçüde BM’ye yetkileri devretmesi ve bu batıklıktan çıkması, çekilmesi. Öyle anlaşılıyor ki, Amerika aynı politikalarda ısrar ederse aynı sonuçlara alacak. Yani politikalarda ısrar edipte farklı sonuçlar alma şansı bizce yüksek değildir.

Bir önemli noktada şu; bütün bunların arkasında bir Amerikan stratejisi yatıyor.

Sunucu- İran değil mi? İran saldırma olayı nasıl gelişebilir efendim?

Onur ÖYMEN- Tabi. O da işte bu stratejinin bir icabı. Şimdi stratejinin özü şu; önceleyici saldırı diyorlar. Önceleyici saldırı demek şu; bir ülkeden saldırı bekliyorsanız o ülkenin saldırısını beklemeden siz ona saldıracaksınız. Onun saldırı gücünü tahrip edeceksiniz. Bir füze daha ateşlenmeden saldıracaksınız. O füzeyi olduğu yerde tahrip edeceksiniz.

Şimdi Irak’a saldırı böyle oldu. Yani Irak’tan Amerika’ya, Amerikan menfaatlerine bir saldırı olmadan herhangi bir ülkeye saldırı olmadan Amerika önleyici saldırı adı altında Irak’a saldırdı. Şimdi yarın öbür gün bunu başka ülkelere de yapar mı, yapabilir mi? İşte bizi en çok rahatsız eden bu önleyici saldırı stratejisidir. Şimdi bundan vazgeçmezse Amerika, bunu gözden geçirip. Geçmişte pek çok daha stratejiler değiştirilmiştir. O zaman çok olumlu bir yapmış olur. Ama bunda ısrar ederse o zaman bütün bölge ülkelerinde, dünyanın başka yerlerinde bir güvensizlik ortamı olacak Amerika’ya karşı ve bununda çeşitli yansımaları olacak. Herkeste bundan sıkıntı çekecek.

Şimdi o bakımdan biz ümit ediyoruz ki, bu seçimlerden sonra Amerika yeni bir başlangıç yapacaktır. Başkan Bush yeni bir değerlendirme yapacaktır. Belki bazı kadrolarını değiştirecektir.

Sunucu- Savunma bakanı mesela?

Onur ÖYMEN- Bilemem, onları göreceğiz. Fakat önemli olan kimin başkan olduğudur Amerika’da. Seçilen başkanın ne yapacağı. Şimdi Türkiye’nin ilişkileri açısından da çok önemli.

Sunucu- 1 Mart değil mi Sayın Öymen. 1 Mart’ta Türkiye parlamentosu Türk Amerikan işbirliğine ilişkin son derece güzel konuşmalarınız mecliste. Bu yaptığınız konuşmalar şuanda daha iyi anlaşılıyor. O gün yaptığınız konuşmalara farklı bakmışlardı. Ama gelişen olaylar içinde yaptığınız konuşmanın ne kadar gerçekçi, realist olduğunu ortaya çıktı. Ve bugün geri dönmüş gibi konuşmuştunuz o gün. 1 Mart’ta o ilişkiler kesilir gibi oldu. Fakat bu faturayı askerlere kestiler, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı. Hükümetle ilişkiler daha sonra değişik şekiller aldı.

Onur ÖYMEN- Çok haklısınız. Yani şimdi Türk askerleri liderlik rolü oynayamadı dedi …………………… Yani bir taraftan diyeceksiniz ki, asker siyasete karışmasın, siyasetçiler üzerinde etkili olmasın. AB bu konuda raporlar verecek. Bir taraftan diyeceksiniz ki, asker niye siyasetçileri yeterince etkilemiyor. Burada bariz bir çelişki var Avrupa’nın tutumuyla Amerika’nın tutumu arasında. Doğrusu kararları meclisin özgürce, bağımsız bir şekilde almasıdır. Silahlı Kuvvetlerde buna saygı göstermiştir. Sayın Genel Kurmay Başkanı o zaman hatırlayacaksınız bir açıklamasında dedi ki, biz bu konuda görüş belirtmek istemiyoruz, meclisin kararına saygılıyız. Meclis ne karar alırsa o uygulanacaktır dedi ve bence de doğru söyledi.

Şimdi netice itibariyle bizim bu savaşa girmememiz çok büyük bir başarı olmuştur. Ama ondan önce öyle anlaşılıyor ki, Amerika’ya verilen sözler, yapılan vaatler sözünü tutamayan bir ülke durumuna düşürmüştür Türkiye’yi ve bu sıkıntı yaratmıştır. Bundan önemlisi Irak bağlamında bizi en çok ilgilendiren konularda hiçbir ilerleme kaydedilmemiştir. Hata bazı gerilemeler olmuştur. Mesela Kuzey Irak’taki görevin tasfiyesi konusunda Amerika hiçbir şey yapmamıştır. Yani bir taraftan dünyaya ilan edeceksiniz ben dünyanın her yerindeki bütün terör örgütleriyle savaşacağım diye. Bir taraftan bölgedeki en yakın müttefikinize yönelik teröristlere karşı hiçbir şey yapmayacaksınız. Bunun izahı yok. Biz bunu defalarca dile getirdik. Hiçbir izahat çıkmadı. Ne hükümetten çıktı, ne Amerikalılardan çıktı. Niye hükümetten çıktı, ne Amerikalılardan çıktı. Niye bunlara müdahale etmiyorsun, niye etkisiz kılmıyorsun?

İkincisi ise, bunu bizim basın ve kamuoyu pek gündeme getirmiyor hayret ediyoruz. Başka bir ülkede olsa belki gündemin birinci maddesi olurdu. Bizim 10 binden fazla vatandaşımızı vaktiyle PKK zorla Irak’a götürdü. Önce bunları ………… denilen bir bölgede bir kampa yerleştirdiler ve orayı kendi kuracakları bir iradenin, bir yönetimin merkezi haline getirmeyi düşündüler. O zaman benimde müsteşar olduğum dönemde Türkiye çok ciddi tepki gösterdi. BM’lere, Mülteciler Yüksek Komiserliği nezdinde çok kuvvetli bir girişim yaptık. Ve BM her türlü yardımı, gıda yardımını filan o kampa çekti. Neticede kampı dağıttık. Ve kampta yaşayan insanları o zaman Saddam Hüseyin’in denetimindeki Mahmura denilen bölgeye gittiler. Bizim 10 binden fazla vatandaşımız.

Sunucu- Yani esir ettiler?

Onur ÖYMEN- Yani PKK’nın baskısı altında yaşadıkları için Türkiye’ye gelemiyorlar. Teröristler için o böyle bir havuz gibi. Oradaki gençleri alıyorlar, dağa çıkarıyorlar, terörist yapıyorlar falan. Şimdi bu insanlardan bazıları kaçtı Türkiye’ye. O devirde daha ve bize ne kadar büyük bir baskı altında, zulüm altında yaşadıklarını, özgürce hareket edemediklerini söylediler.

Şimdi bunların Türkiye’ye getirilmeleri lazım. İşte en önemli gündem maddelerimizden biri olacak. Fakat bundan kimse bahsetmiyor. Hangi ülke vardır ki 10 bin vatandaşı şu veya bu koşul altında şartların zorlamasıyla, terör örgütlerinin baskısıyla başka bir ülkeye götürülsün, kaçırılsın, hayvanlarıyla, keçileriyle. Ondan sonra bunları geri almak için o ülke hiçbir gayret sarf etmesin. Efendim onların beyni yıkanmıştır. Sizde doğrusunu gösterirseniz. Türkiye’ye gelince bu insanlar Türkiye’nin gerçeklerini görünce anlarlar. Ama bu insanları orada bırakabilir misiniz? Kendi iradeleriyle mi bulunuyorlar? Bakın o kadar gazetecimiz gidiyor Irak’a bir tanesi gidip de orada bir röportaj yaptığını duydunuz mu? Serbestçe girebiliyor mu onların arasına?

Sunucu- …………. dağlarında izci kampı gibi ………….. yazılar çıkıyor.

Onur ÖYMEN- ……………. dağları falan değil bu çok daha Güneyde bir yer. Evvelce Saddam’ın yönetiminde olan bir yer. Ama şimdi işte geçici yönetimin sorumluluğunda. Bir çok üst düzey temas yapıyoruz Amerikalılarla ve geçici yönetimle. Başbakanları geldi buraya bunu dile getirdik. Getirdiysek de sonuç aynı. Bunu defalarca söyledik. Dışişleri bakanı bir kere böyle yarım ağızla bir cevap verdi. Tatminkar olmayan bir cevap ve bir daha da bu konu unutuldu. İşte bu gibi konularda istiyoruz ki yeni Amerikan yönetimi veya ………………. bağlı olan Bush yönetimi yeni değerlendirmeler yapsın.

Sunucu- Sayın Öymen şimdi bir Kerkük olayı var. Amerikalılarla Barzani Talabani güçlerinin ………………. yaptığı olaylar. Şimdi buradaki ………………….. ne? Herkes söylüyor. Genel Kurmay ikinci başkanı söyledi. Kara Kuvvetleri Komutanı resepsiyonda da söyledi. Hatta adamlar geliyor gidiyor. ……………. müdahale edemiyoruz. Kerkük’te gelişmeler var müdahale edemiyoruz. Bush’un yeni döneminde bu sıkıntılar devam edecek mi? Yoksa farklı bir imkan bulma şansı var mı? Çünkü buradan Kerkük’ün müdahale olayına gelmek istiyorum.

Onur ÖYMEN- O değişimi söyleyeyim size. Bir sürü bölgenin, bir ilin, bir kentin nüfusu zorla değiştirmek uluslararası ceza muhakemeleri statüsüne göre bir suçtur. O bakımdan eğer Irak bu sözleşmeyi imzalayacak olursa uluslararası yükümlülük altına girecektir. Bu bölgenin de başka bölgelerinde nüfus yapısını değiştirmeme konusunda. Şimdi orada çok dikkatli olmamız lazım. Amerikalılarla ve Iraklılarla görüşürken çok dikkatli olmamız lazım. Böyle zorlamalarla bir takım insanları evinden, yurdundan atarsanız oranın etnik yapısını değiştirerek orada nüfus kazanmaya çalışırsanız ………………….

Şimdi bu konularda akla hemen gelen efendim bizde askeri müdahale önce siyaseti kullanacaksınız. Diplomasi bu iş için var. Şimdiye kadar …………………….. dağıtırken biz asker mi kullandık? Nasıl dağıttık? Politikayla dağıttık, diplomasiyle dağıttık. O bakımdan şimdi diplomasiyi tam olarak kullanırsanız sandığınızdan daha fazla sonuç alabilirsiniz. Ama hiç kullanmazsanız, dile bile getirmezseniz bu işleri. O zaman halkın kafasında şöyle bir fikir uyanır. Bizim sonuç almak için tek şansımız askeri göndermek.

Şimdi burada da yayınlanan haberler var. Genel Kurmay ikinci başkanımız haklı olarak bu konuda açıklamalarında doğruları söylüyor ve bu gibi spekülasyonlara itibar edilmemesi gerektiğine sözü veriyor. Orada dikkat edilmesi gereken şu, yani çelişki şu; diyor ki haberde; efendim Amerikalılarında onanıyla Türkiye nüfus yapısını değiştirmesi için Kerkük’e asker gönderecek. Amerikalılar nasıl onay verebilir? Amerikan kongresinin aksi yönde kararı var. Amerikan kongresi diyor ki,

Sunucu- ……………… 1,5 milyar dolarda bile şart olarak koymuşlar.

Onur ÖYMEN- ………………. bunun kökeninde de Amerikan kongresinin aldığı bir karar var. Bu karar Türkiye’nin Kuzey Irak’a asker göndermesine engel olan bir karar ve buna dayanarak 8,5 milyar dolarlık bir kredi anlaşmasına Dubai’de 23 Eylül’de geçen yıl imzalanan anlaşmaya hüküm koydular. Türkiye asker göndermemeyi taahhüt etti. Şimdi sonra onaylatamadılar. Biz hemen tepki gösterdik. Hükümet hala bu paranın bir kuruşunu alabilmiş değil. Bu anlaşmayı meclise getirebilmiş değil onaylamak için. Çünkü kendileri de fark ettiler değiştirmek istiyoruz diyorlar. Amerika razı olmuyor diyorlar. Niye razı olmuyor? Çünkü kongrenin kararı var. Şimdi kongrenin kararı dururken nasıl siz dersiniz ki, Amerikan hükümeti de razı oldu bizim Kerkük’e asker göndermemize. Amerikan hükümeti kendi kongresinin kararını çiğneyerek böyle bir şey yapabilir mi? O bakımdan bu gibi haberlerde çok dikkatli olmak lazım. Haberlerin içinde haklılık payı olabilir mi, haksızlık payı olabilir mi? Tartışılan haberin kaynağı öyle söylemiştir, böyle söylemiştir. Fakat birde işin gerçeği var. Nitekim haberi yazan veya gazetecimizde kendi yazılarında bunun sakıncalarına veya çelişkilerine de değinerek.

Sunucu- Alternatif her zaman vardır. Diplomatik yollar. Sayın Başbuğ Paşa’da onu söylüyor. Diplomatik yollar denenecek, askeri …………… her zaman vardır.

Onur ÖYMEN- Tabi. Her zaman sizin elinizde böyle planlar olur, opsiyonlar olur. Ama esas yapılması gereken iş diplomasiyi sonuna kadar kullanmaktır, siyaseti kullanmaktır. Türkiye maalesef son yıllarda çok zayıf kaldı. Yani devletin siyasi ağırlığını hissettirmesi çok zayıf kaldı. Yani Türkiye adete bir seyirci konumunda Irak’ta ve başka konularda. Bu …………….. için çok şaşırtıcı olur. Çünkü Türkiye bölgede ağırlığı en fazla olan ülkedir.

Sunucu- Efendim bu arada Türkiye’nin mesela değişik eleştiriler var. İşte Ertuğrul Özkök’ün yazılarında da zaten dikkati çeken. Kuzey Irak konusunda sağlam ve tutarlı bir politika yok diyor. Yer yerde biliyorsunuz Kerkük basınında yazılmış Amerika’da belli gazetecilerde katılmıştı biliyorsunuz. Amerika sevdası, Brüksel hayranı olan bazı gazeteci yazarlarda. Orada Kuzey Irak’taki Barzani ve Talabani’nin kenara itilmesinde Türk hükümetinin yatkın. Böyle bir yatkınlık var mı? Bununla ilgili gelişmelerde Bush’u ……………….. fiili bir durum yaratıp Barzani orada bir devlet ilanına imkan verebilir mi?

Onur ÖYMEN- Şimdi Türkiye’nin politikası yoktur. …………………….. biraz mübala etmiş. Çünkü Türkiye’nin her konuda politikası vardır. Kuzey Irak’ta ………… üzere, Kıbrıs’ta ………………. üzere, Ege’de …………………. üzere bütün bu konularda siyaset belgesi denilen devletin en üst makamlarında görüşülmüş, milli güvenlik kurulunda görüşülmüş, ……………………….. hükümetçe görüşülmüş onaylanmış belgelerimiz vardır. Bütün mesele bu politikalarımızı uygulayabiliyor musunuz, uygulayamıyor musunuz? Yani devletin politikası olmaması başka şeydir ki, Türkiye gibi 700 yıllık bir imparatorluğun varisi olan bir ülkede politika olmaması düşünülemez, akla aykırıdır. Devletin her konuda politikası vardır. Fakat bu politikaları uygulayacak, siyasi gücünüz var mı, cesaretiniz var mı, basiretiniz var mı? Bu politikaları iyice incelediniz mi, gerektiğinde günün şartlarına göre gözden geçirdiniz mi? Sorular bunlar. Olması gerekir. Yoksa bazıları diyorlar ki, efendim Türkiye’nin Kıbrıs politikası yoktur. Böyle bir şey olabilir mi? Türkiye’nin Kıbrıs politikası olmaz olur mu? Yani Dışişleri bakanlığı, Genel Kurmay Başkanlığı bunca yıl ne yaptı zannediyorsunuz? Gayet tabi ki bu politikaların oluşturulması için hükümete yardımcı oldu. Bende görevdeyken bu işleri yaptım ve pek çok konuda hükümete öneride bulunduk, milli güvenlik kuruluna öneride bulunduk. O öneriler kabul edildi, tartışıldı, zaman zaman değiştirildi. Ama her konuda devletin politikası vardır. Kendimizi çok küçümsemeyelim. Yani politikasız bir ülke olur mu? ……………….. şereftir. Aşiret miyiz? Biz yani böyle günü gününe yaşayan ……………….. sabahleyin kalkıp o gün ne yapması gerekirse onu yapan bir ülke miyiz? Bizim köklü bir devlet anlayışımız yok mu? Köklü devletlerde sürekli politikalar olmaz mı? ……………… belgeler olmaz mı? Mutlaka var. Hatta yani Irak’ta bugün ne yapacağız diye değil. Yıllardır değerlendirmelerimiz var. Başka ülkelerin Irakla ilgili menfaatlerini dikkate alan, onların ne yapabileceklerini.

Sunucu- Değişik senaryolar içeren değil mi efendim?

Onur ÖYMEN- Olmaz olur mu? Bütün bunlar zamanında düşünülmüştür, basılmıştır. Bizden sonraki arkadaşlarımızda bunları günün şartlarına göre gözden geçirmişlerdir ve mutlaka vardır. Olmaması mümkün değil.

Sunucu- Sayın Öymen Dışişleri bakanı Abdullah Gül İsrail’e giderken yanında üç tane gazeteci arkadaşımızda var özel uçakla giderken. Onlardan biriside çok sevdiğimiz kıymetli bir arkadaşımız. Abdullah Gül çok ilginç bir açıklama yapıyor diyor ki, Annan planına Rumlar evet dese, yani tekrar getirilmesine evet dese ondan sonra Rumlarla görüşelim diye bir açıklaması var. Annan planı var mı? Herkes onu tartışıyor. Sayın Ferhat’ta biliyorsunuz Annan planıyla ilgili bir şey söylemişti. Daha sonra farklı bir şey ben öyle bir şey söyledim dedi Sayın Başbakan.

Onur ÖYMEN- Şimdi bu konuda hükümetin en bariz özelliklerinden biri bizim açımızdan diplomaside kullanmaya çalışacağım hükümetin çok şaşırtıcı olmasıdır. Yani hükümetin bazı temel belgeleri okumamış olabileceğine biz ihtimal vermiyoruz. Sayın Dışişleri Bakanı Kofi Annan planını okudu mu acaba? Kofi Annan planını okuduysa 7 sayılı ekini okudu mu? 7 sayılı ekinde ne diyor? Diyor ki; 28 Nisan 2004 tarihine kadar bu plan ilgili bütün taraflarca onaylanmazsa yok hükmündedir. Onaylandı mı? Onaylanmadı. Demek ki, yok hükmüdür. Şuanda plan yoktur, ölmüştür. Aynı şeyi Kofi Annan o tarihte BMGK’ya yazdığı raporda veriliyor. Aynı şeyin 7 Nisan tarihinde Sayın Başbakanımızda dahil olmak üzere liderlere gönderdiği mektupta yazıyor. Yani bu planda 28 Nisan tarihine kadar onaylanmazsa yok hükmündedir. Yani bu plan yoktur, ortadan kalkmıştır. Bunu herkes içine sindirsin. Şimdi biz sanki bu planın peşinden koşuyoruz. O plan ki, biz bütün mahsurlarını kamuoyuna anlattık. Ne kadar ciddi sıkıntılar yarattığını söyledik. Şimdi biz diyeceğiz ki, aman o planı tekrar getirin masaya, yeniden canlandıralım. Hele Rumlar bir kabul etsin sonra biz ilave taviz veriyoruz. Nasıl söylerseniz, kimden yetki aldınız? Mecliste böyle bir şey söylediniz mi? Geldiniz mi? Ölmüş bir planı canlandırmak için biz girişimde bulunuyoruz dediniz mi? Meclis ne tepki gösterdi? Mecliste bunu tartıştınız mı? Yani dış politikada meclisin ne kadar etkili bir konumda olduğunu hükümet fark etmiyor. Çünkü bu Kıbrıs konusunda hangi plan sonunda kabul edilirse edilsin onay için meclise gelecek. Çünkü değiştirmeyi öngördüğünüz Londra ve Zürich anlaşmaları meclis tarafından onaylanmıştır. Meclisin onayı olmadan şimdi hiçbir şey yapamazsınız. Hükümet ne isterse, ne derse desin, hatta Kıbrıslı Türkler ne derse desin TBMM’den onaylanmadan hiçbir Kıbrıs planı yürürlüğe giremez. Onun için meclise getireceksiniz, mecliste tartışacaksınız. Şimdi Kuzey Kıbrıs Başbakanı bir Rum gazetesine beyanat veriyor. Biz diyor, Kofi Annan planını gözden geçirmeye ……………. demiş midir, yoksa gazetemi bunu abartmıştır bilemeyiz.

Sunucu- Ben böyle bir şey söylemedim diye Sayın Talat açıklama yaptı.

Onur ÖYMEN- Şimdi bu gibi konuların önce Türkiye’yle Kıbrıs arasında görüşülmesi lazım. Vaktiyle, yani vaktiyle dediğim birkaç ay öncesine kadar biz bu konuları Girne’lerde görüşmedik mi, Türkiye’de milli güvenlik kurulunda görüşmedik mi? Şimdi o zaman yani kendi kendimize bir sabah kalkıp da Sayın Gül’ün yaptığı gibi böyle yeni bir politika çizgisini nasıl ilan ederiz. Sayın Gül bu söylediklerini acaba milli güvenlik kurulunda da söyledi mi? Mecliste söyledi mi? Bunları bir gazeteciye söyleyerek bir sabah politika değiştiriyorsunuz. Bu ciddi bir şey. Devlet adamının yapacağı iş değildir. Açıkça ifade ederim. Yani geleceksiniz mecliste bilgi vereceksiniz, tartışacağız.

Sunucu- Mecliste kararı var değil mi? KKTC devletiyle ilgili.

Onur ÖYMEN- Gayet tabi. Bu meclisin aldığı karar var. Bırakın eski meclisleri, eski meclisler tarafından alınmış iki karar var. Birde bu meclisin aldığı bir karar var. Bu kararları hükümet yok farz ediyor. Zaten Kofi Annan planının gözü kapalı bir şekilde kabul edilmesi hükümet tarafından meclisin kararından tamamen farklıdır, aykırıdır. Ama sanki meclis hiç yoktur Türkiye’de. Meclisin kararlarının hiçbir önemi yoktur. O kararların altında AKP grubunun da oy birliğiyle onayı var. CHP grubunun oy birliğiyle onayı var. Yani TBMM’nin o tarihte Sayın Denktaş’la geçen yıl, Denktaş’ın konuşmasından sonra oradaki kararı siz yok farz ediyorsunuz. Yani bu kadar gayri ciddi bir devlet yönetimi olamaz. Kendi meclisinize siz saygı göstermezseniz yabancıların bizim meclisimize saygı göstermesini nasıl sağlayacağız.

Sunucu- Bu arada AB ile ilgili arka arkaya raporlar çıkıyor. Hatta tartışma var. Yani bunlar hep İngilizce çıkıyor. Milletvekilleri dağıtın bize diyorlar, bunun Türkçe’sini okumadık. AB ilerleme raporunun Türkçe’si yok. Avrupa Anayasasının imzalığı ekleri ve Anayasanın çıktısı yok. Yani Türkiye’nin böyle acaba görmeden bilmeden, incelemeden imzalar mı? Türk devletini bağlayan imzalarda acaba bir ………… görüyor musunuz efendim?

Onur ÖYMEN- Tabi bunlar çok şaşırtıcı şeyler. Mesleğim olduğu için, Dışişleri bakanlığında bu gibi önemli bir rapor çıkınca kaç yüz sayfa olursa olsun o ………. iki günde, üç günde tercüme edilir. Nasıl yapılır? Bütün dairelere beşer sayfa altışar sayfa dağıtırsınız. Her dairede çok iyi yabancı dil bilen arkadaşlar zaten işleri budur, görevleri budur. Yabancı dili çok iyi bilmeyen adamın dışişlerinde yeri yoktur. Derhal tercüme edilir bunlar. Bir iki arkadaş da bu tercümeleri biraraya getirir, önce bir gözden geçirilir. Uyumu sağlar, lisan birliğini sağlar. Diyelim ki en çok üç günde, dört günde, beş günde en uzun metinler bile tercüme edilir, hazırlanır. Geçmişte hep böyle oldu.

Şimdi bakıyoruz AB komisyonu raporu yayınlanıyor 6 Ekim tarihinde. Üzerinden bir ay geçiyor şimdi. Hala resmi tercüme yok. Gayri resmi bir takım metinler var. Ama önümüze resmen hükümetin onayladığı resmi budur diye gelmedi henüz. Şimdi işin şaşırtıcı tarafı şu; Sayın Başbakan bu rapor yayınlandıktan iki saat sonra açıklama yapıyor Strazburg’da. Bu rapor olumlu ve dengelidir diyor. 250 sayfa, iki saatte bunu nasıl okudunuz, nece okudunuz, bir ay sonra bile tercümesi yok. O zaman kim size bunu tercüme etti? Nasıl anladınız içeriğini, nasıl anladınız bunun dengeli ve olumlu bir rapor olduğunu? İşte diyor yabancılara karşı olumlu, uyumlu, onların her istediğini yapmaya hazır bir izlenim verirseniz sonra müşgül duruma düşersiniz.

Sunucu- İki gün sonra çıktı zaten. Önce bayram havasında yazılar yazıldı. Yazıyı yazan bazı gazeteciler iki gün sonra hatta sizinde hatırlattığınız bazı maddelerde var. Bunun hakkında bir tartışma var mı? Bayram havasıyla girdiniz. Dicle, Fırat’la ilgili.

Onur ÖYMEN- Bakın bunu defalarca söyledik. Hükümetten hiç cevap yok. Biz görüştüğümüzde diyor ki, hükümet yetkilileri efendim bundan ………….. değil tespittir. Ne demekse bu? Adam size diyor ki, siz üye olduktan sonra Dicle ve Fırat bölgesindeki barajların ve sulama sistemlerinin uluslararası denetime sokulması düşünülebilir diyor. Siz diyorsunuz ki, bu bir tespittir bizden bir şey istemiyorlar. Buna hemen o gün tepki göstereceksiniz. Diyeceksiniz ki, hangi Avrupa ülkesinde var, AB’nin hangi mevzuatı bunu öngörüyor? Şimdi buna benzer Ermenistan’da mesela “1915-16 yıllarında yaşanan trajik olaylar konusunda Türkiye’yle Ermenistan uzlaşmaya vardı” diyor. Şimdi bu diplomatik dilden bunu ……………………… ederseniz.  ……………….. sözde soykırımı kabul edin diyor. Şimdi siz buna ne gibi tepki gösteriyorsunuz? Hiçbir tepki göstermiyorsunuz olumlu ve dengeli diyorsunuz. İşte Kıbrıs’ı resmen ………………… anlamına gelen ifadeler var.

Sunucu- Rum kesimi ………………….. değil mi?

Onur ÖYMEN- Rum devleti Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyın anlamına gelen. Çünkü Kıbrıs bölümü yazmış. Hemen altına bir cümle koyuyor. Diyor ki, unutulmasın ki, diyor Türkiye bu müzakereleri 25 devletle yürütecektir. Yani Kıbrıs Cumhuriyeti onların tabiriyle bir devlet olarak karşımızda masada oturacaktır diyor. Bunun mesajı şu; siz bunları resmen tanımadığınız takdirde bu iş bitemez. Zaten AB parlamentosu raportörü daha açık bir şekilde yazmış. Kıbrıslı Rumlar diyor ki veto ederiz sizi bizi tanımazsanız. Şimdi biz bunlar hiç yokmuş gibi farz ediyoruz. Yeter ki bize bir tarih verilsin. Gerisi hiç umurumuzda değil. Yani öyle bir hava yaratıldı ki Türkiye bir tarih verilmesinin içeride siyasi rantına o kadar ihtiyacımız var ki bizim diğer bütün en ağır koşullar bile hiç umurumuzda değil. Şimdi bakıyorum kamuoyuna açıklanmayan daha çok tarafı var. Mesela bir yerinde diyor ki, Öcalan davası gibi henüz AİHM’de karara bağlanmayan konularda yeniden yargılama yolunu Türkiye açsın diyor. Yani bunun düzgün Türkçe’ye tercümesi yarın öbür gün orada AİHM Genel Kurulu Öcalan’la ilgili bir karar verdiği zaman derhal Öcalan’ı yeniden yargılayın demektir.

Sunucu- Tabi şimdi ……………..

Onur ÖYMEN- Bu kamuoyunda hiç tartışıldı mı? Siz bütün bunları görmeden olumlu ve dengeli diyorsunuz. Yani çok hazin bir tablo. Hiçbir devlet adamı bunu söylemez. Bu ………………. raporu dikkatle inleyeceğiz. Rapordaki olumlu unsurları ön plana çıkaracağız. Orada kabul edemeyeceğimiz unsurlar olabilir. Bunu da kamuoyuna açıklayacağız. Raporda eksiklikler olabilir, dikkatle …………………. ama her halükarda zirveden çıkan metnin kayıtsız şartsız Türkiye’yi tam üyeliğe götürecek bir müzakere tarihi verilmesi kararı olacağını umut ediyoruz. Devlet adamı bunu söyleyecek. Bunu söylemiyoruz.

Sunucu- Ben şunlara şunlara karşıyım diye bir açıklama duydunuz mu?

Onur ÖYMEN- Belki hükümette şimdi anlamış vaziyette. Yani bu rapordaki bazı olumsuzlukları anlamış vaziyettedir hükümet ve bu olumsuzlukları da herhalde kendi uygun gördükleri yöntemlerle dile getiriyorlar, tahmin ediyoruz. Ama kamuoyuna bunu söylemiyorlar. Yani halkın üzerinde hükümetin bu rapora ciddi bir tepkisi yoktur. Böyle bir izlenim çıkıyor. Sayın Dışişleri bakanının bir iki tane çok zayıf açıklaması oldu. Onun dışında hükümet bunu içine sindirmiş gibi gözüküyor maalesef yani bunu çok büyük üzüntüyle, gerçekten üzüntüyle söylüyorum. Benimde katıldığım bazı toplantılarda bazı iktidar partisi milletvekilleri bu raporu çok olumlu bulduklarını söylediler. Bazı eksikliklere bakarak raporun olumlu tarafını gözardı edemeyeceğini söylediler. Yarın sizin hükümetiniz gidip de bu raporun iyileştirilmesi için nasıl çalışacak? Yani nasıl diyeceksiniz ki, siz Girne’de bundan daha iyi bir metin bekliyorsunuz. Çünkü bu metni içinize sindirmişsiniz. Ama haklarını yemeyelim yönetici durumundaki bazı AKP’li milletvekili arkadaşlarımızda bizim gösterdiğimiz tepkilerin aynını gösteriyorlar. Hem yurtiçinde, hem yurtdışında beraber katıldığımız toplantılarda.

Sunucu- ……………………… milletvekilleri değil mi, ………………… yaptığı konuşma var.

Onur ÖYMEN- Tabi yani Sayın Yaşar Yetiş başta olmak üzere Aylin Dumanoğlu gibi değerli arkadaşlarımız bütün bu sakıncaları, eksikleri cesaretle dile getirdiler onlarında hakkını yemeyelim. Ama görüyoruz ki, iktidar partisi dağınıklık içinde. Bir taraftan da bazıları rapor çok iyi diyorlar.

Sunucu- Kaldırıldığına ilişkin herhangi bir gelişme yok. AB Dışişleri Bakanlığından rapor aynen geçti. …………………… havale ettiler. ……………… şunları kaldıralım, bunları kaldıralım ………………….. hazırlık yapılmadığı görülmüyor mu? …………….. gidiyoruz, şartlarla, şurtlarla giriyoruz.

Onur ÖYMEN- Şöyle söyleyeyim 17 Aralık tarihinde alınacak karar bu raporun ………….. bir karar olmayacak. Bu rapor 350 sayfa. 17 Aralık’ta alınacak karar bir sayfa olacak. Diyelim ki, en çok dört paragraf, beş paragraf olacak. Şimdi hükümette …………………… nedir? Neyin içine girecek metin ………….. içine bundan sonra AB’nin resmi politikası olacak. Komisyonun raporu bir karar değil. Komisyon bir tavsiyede bulunuyor. Şimdi bu resmi metinde yazıyor odur mühim olan. Şimdiye kadar hiçbir AB belgesinde mesela Türkiye’ye özel statü verilmesini öngören tek bir cümle yer almadı daha önceki zirve kararlarında. Şimdi onları dayanarak bu zirvede, daha önceki zirvelerimizde şunu şunu kararlaştırmıştık. Şimdi komisyonda müzakerelerin başlanabileceği önerisini dikkate alarak şu tarihte diyelim ki, Mart ayında, Nisan ayında Türkiye’yle müzakerelere başlamayı kararlaştırıyoruz diye bir karar çıkarsa mesele yok. Biz bunu bekliyoruz. Yok öyle değil de komisyonun dile getirdiği bütün unsurları tamamen benimsiyoruz. Oradaki kayıtları, koşulları benimseyerek biz Türkiye’ye bir tarih veriyoruz derse başka. Bize tarih tam verilecek mi? Şimdi burada da uyarmak istiyoruz. Yani inşallah verilir bunun için çalışıyoruz.

Sunucu- 2005 yılının sonuna doğru kalacak ………..

Onur ÖYMEN- 2005 yılının sonuna kalması çok ciddi risk getirir. Çünkü o dedikleri tarihten sonra müzakere başlamayacak. Yani bize derlerse mesela 2005 Ekim ayında müzakereler başlayacaktır derlerse bileceksiniz ki müzakere başlamayacak o tarihte. Nazari olarak başlamış gözükecek. Ondan sonra yaklaşık 8 ay belki daha uzun bir süre bir tarama döneminden geçirilecek.

Sunucu- 2006 yılına konulacak.

Onur ÖYMEN- 2006 yılında Mayısına kadar Nisanına kadar en azından kalacak. O zaman ne olacak? O zamanda Alman seçimlerinin kampanya dönemi başlamış olacak. Çünkü zaten Almanya’da iç politika malzemesi bugün büsbütün ön plana çıkacak ve bu Türkiye’ye çok zarar verecek. Bugün Fransa’da iç politika malzemesi, yarın Almanya’da iç politika malzemesi olacak. Yani Türkiye Avrupa’nın en büyük devletlerinde her gün iç politika tartışmaları, iç politika çekişmelerine malzeme olarak kullanılıyor. Bunun çaresi ne? Bunun çaresi biran önce resmen müzakerelere başlayıp bu tartışmaları bitirmek. Artık kararı aldık, yapılacak bir şey yoktur deyip iç politikayı kesmek. Ama siz bunu uzattığınız sürece iç politikada daima tartışılacak ve Türkiye karşıtı gruplarda bunu koz bilecek, vesile bilecek ve Türkiye aleyhine böyle çalışma yapacaklar. Ben Paris’te bir açık oturuma katılmıştım. Şimdi oraya katılanlardan bir tanesi bir kitap yazmış. Düşünebiliyor musunuz hiçbir ülkenin üyeliği aleyhine benim bildiğim böyle kitap yazılmadı. Kitap yazdı ve başından sonuna kitapta Türkiye’yle niçin müzakereler başlamasın, Türkiye niçin üye olamaz bunu anlatıyor. Şimdi bunlara karşı bizim hükümetinde derhal mukabil bir kitap yayınlaması lazımdı argümanlar işte bunların hepsi yanlıştır, doğrusu budur diye. Bir Türk yazabilir, bir yabancı yazabilir. Ama bizden böyle bir çalışma yok. Bizde ne var? Bizde bazı sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla yapılan çeşitli seminerler, toplantılar falan var. Bizde bir kısmında bulunduk. Bir kısmını kendi başlarına yapıyorlar bizden parti olarak bir arkadaşımızı göndermemizi istemeden kendi başlarına bazen bizim partinin içinden biri iki arkadaşla seçenek yapmaya çalışıyorlar. Bunlar doğru yöntemler değil.

Şimdi orada yapılan işler bazen beklenen hedefin tam tersi sonucu verecek nitelikte. Şimdi orada Türkiye’nin AB ile ortak unsurları çıkacaktır ortaya. Yani tabi ki farklı taraflarımız var. Dinimiz, kültürümüz, geleneklerimiz gayet tabi ki farklı. Ama bunu her gün Avrupalının gözüne sokarsanız aleyhinizdeki çevrelere koz veriyorsunuz. Şimdi bu gibi toplantılarda Türkiye’nin bu farklılıklarını Avrupalıların gözüne sokacak şekilde bir tavır sergilerseniz o zaman alacağınız sonuçta ona göre olur. Nitekim şimdi 6 Kasım’da benim bildiğim iki gün sonra …………………….. bir toplantıda böyle bir sıkıntı var. Böyle bir sıkıntı ortaya çıkacak diye endişe ediyoruz. Eğer bir değişiklik olmazsa son dakikaya kadar. Yani Türkiye’nin biz farklılığını bunların gözüne sokacağız gibi bir politikanız varsa buyurun başarılar dileriz. Ama bu tersine tepiyor. Çünkü maalesef Avrupa’da bu din faktörü Türkiye’nin zina konusu başta olmak üzere olur olmaz dile getirmesi çok ciddi tepki yaratıyor. Bunu bizim yüzümüze söylediler. Fransız televizyonu siz Müslüman bir ülkesiniz diyor. ……………. siz laik bir ülke olamazsınız diyorlar. Sizde laik ülke olduğunuzu kanıtlamaya çalışıyorsunuz nasıl yapacaksınız? O zaman laikliğinizi ön plana çıkaracaksınız. Biz konuşuyoruz hükümet yetkilileri bize açıkça AB’nin laikliği tartışmaya ihtiyacımız diyorlar. Bu olacak şey mi?

Sunucu- Sayın Öymen biz daha AB’ye girmeden Türkiye’de birbirimize girdik. Bir ihanet belgesi var başbakanlıkta. Böyle bir kurul var mı, yok mu sahibi kimdir? Hükümet içinde de tartışmalar var. Sayın Başbakan diyor ki, Abdullah Gül’e bağlı diyor. Abdullah Gül bazı yeni atamalar yapıyor, yeni isimler katıyor. Ve rapor var ortada. Türkiye’de bir bomba atıldı bu azınlıklar ilgili ve çok hassas bir azınlıklarla ilgili tartışma. Genel Kurmay, Türk Silahlı Kuvvetler Başkanı böyle bir azınlık yoktur, Türkiye’de herkes Türk vatandaşı Türk’tür …………………. diye açıklama var. Bu tartışmalar var, fakat o raporda devam ediyor. İlerleme raporu devam ediyor. Belki 17 Aralık’ta aynı karar alınacakta bu ………………. sıkıntıdan nasıl kurtulacağız?

Onur ÖYMEN- Şimdi bu konuda çok açık ve net olmamız lazım. T.C kuruluşundan 81 yıl sonra kimliğini arayan bir ülke gibi dünyaya takdim edilemez. Bizim kimliğimiz bellidir, devletimizin yapısı bellidir. Azınlık anlayışımız bellidir. Bu Lozan’da tarif edilmiştir. Şimdi biz bütün bu temel unsurlarımızı ki, bunlar devletimizin omurgasını oluşturuyor. Bunları yeniden tartışmaya açacak değiliz. Kimse bize bunu zorlayamaz. Türk milletinin ne anlama geldiğini Atatürk çok açık bir söylemiş “Ne Mutlu Türküm Diyene” diyor. Daha önemlisi 1924 Anayasasında Türkün ne olduğu tarif edilir. Türk, yani bu toprak üzerinde yaşayan Türk vatandaşlığını kazanan insanın adıdır deniliyor. Yani bir Hıristiyan’da olsa, başka bir etnik kökenden de olsa bu ülkenin vatandaşı olan herkese Türk denir diyor bizim anayasamızda, 24 anayasasında. Ve Atatürk’ün bütün açıklamaları bu yöndedir, bu doğrultudadır. Türk milleti diyor daima. Türk öğün, çalış, güven diyor. Türkiye’deki Türk asıllılar onun için çalışsın anlamında mıdır bu? Yoksa Türk vatandaşı olan herkese midir bu çağrı? Bir devlet başkanı, bir devlet kurucusu sadece bir etnik guruba yönelik beyanatta bulunur mu, açıklama yapar mı? Türk öğün, çalış, güven demek; Türk vatandaşları öğünün, çalışın, güvenin demektir başka bir şey değil. Şimdi biz bunun anlamını saptıracağız. Diyeceğiz ki, artık Türk değiliz. Kimse bize Türk demesin, biz Türk değiliz. Yani bu topraklar bir coğrafya parçasıdır. Bunun üstünde çeşitli milletler yaşar, çeşitli etnik gruplar yaşar. Onların hepsini birleştiren bu coğrafyanın üzerinde yaşıyor olmamızdır. Bunun için biz kendimize Türk ……….. diyoruz. Şimdi böyle bir anlayış dünyanın neresinde var? Yani bu toprakların üzerinde yaşayan insana Türk deniyor olacak. Peki Almanya topraklarında yaşayan insan ne olacak? Alman mı olacak? Orada yaşayan Türklere biz Türk demeyeceğiz mi artık? Onlara siz Türk değilsiniz mi diyeceğiz? Türkiye’de kendi atalarından buyana Türk sayan insanlara ne diyeceksiniz? Siz Türk değilsiniz mi diyeceksiniz? Ben Türküm açık söylüyorum. Benim annem babamda Türk’tü bende Türk olarak doğdum, Türk olarak öleceğim ve hiç kimse benim Türklüğümü benim elimden alamaz. Hiç kimse bana sen Türk değilsin diyemez. Ama bu demek değildir ki ben farklı etnik kökenlerden gelen insanları farklı düşünüyorum. Hayır onları kendime eşit görüyorum, kardeşim görüyorum, en yakın akrabam gibi görüyorum ve onların bütün haklarını korumak içinde her şeyi yapıyorum ve yapmaya da devam edeceğim bu ayrı. Ama Türk olduğumu söylemekten de utanmıyorum. Tam tersine övünüyorum. Çünkü benim anlayışıma göre Türk olduğumuzu söylemek bu ülkenin vatandaşı olduğumuzu söylemektir. Türkiye’ye vatandaşlık bağıyla bu ülkeye bağlı olduğumuzu söylemektir.

Şimdi bunu söylemekten neredeyse utanır hale geldik. Niçin? Bazı yabancılar böyle diyor. Peki yabancılar kendi ülkelerinde ne diyorlar? Fransa’da mesela azınlık diye bir şey yok. Azınlık kavramını reddediyorlar. Fransız meclisi bir parti bir yasa çıkartmış diye orada Kortika halkından bahsediyor. Yüksek Mahkeme iptal etti. Fransa’da dedi bir tek halk vardır o da Fransız halkıdır. Bu kadar. Şimdi Fransa bugün hiçbir azınlığı kabul etmiyor. Diğer ülkeler ne diyorlar? Sayın Genel Kurmay Başkanının açıklamasına da çok doğru olarak değinmiş AİHS var Avrupa Konseyinin çerçeve sözleşmesi. Onun altına devletler şerh koyuyor. Mesela Almanya diyor ki, bu sözleşmede diyor azınlık tarif edilmiyor. Bu demektir ki her devlet kendi azınlığını kendisi tarif edecek. İşte diyor Almanya’da da azınlıklar şunlardır; Danimarka azınlığı var ……………………………….. ondan sonra …………………. filan vardı diyor vs. Yani böyle bir iki küçük 10 bin kişilik, 20 bin kişilik grupları zikrediyor. Bundan başka azınlık yoktur diyor. …………………. bir şey koymuş. Bunun içinde mesela bir iki işte Finliler var filan İsveç’te yaşayan ve Yahudiler var diyor. Mesela İsveç Yahudileri azınlık sayıyor. Almanya saymıyor. Başka ülke bazı ülkeler bizde hiç azınlık yoktur diye şerh koymuş. Şimdi bu ………….. nüfusunun %9’u yabancıdır. Daha fazlası hatta ……………….. ve bizde hiç azınlık yoktur. Şimdi onlara ne diyeceğiz? Fakat bize öyle bir baskı yapacaklar ki, biz o baskılara teslim olacağız ve diyeceğiz ki, bizde Müslümanlarda azınlıktır, Alevilerde azınlıktır raporda onu yazıyor. Kürtlerde azınlıktır. Yani Türkiye diye bir şey kalmayacak sonunda. Devletimizin çimentosunu tahrip ediyoruz. Temel yapısını, omurgasını tahrip ediyoruz. Buna ne hakkımız var.

Sunucu- Avrupa diyor ki, …………………………….

Onur ÖYMEN- Efendim Avrupa’ya girmek içinde bu gerekmiyor. Avrupalılara diyeceksiniz ki, size böyle Genel Kurmay saymış 64 yerde azınlıktan bahsediyor. Size bunu söyleyen insana diyeceksiniz ki, siz Fransızlarla hiç konuştunuz mu? Fransa’da azınlık var mı? Fransa’da 1200 bin ……………….. var. Dilleri başka, gelenekleri başka, kökenleri başka. Bunları azınlık sayıyor musun? Saymıyorum. O zaman siz gelip de bizden nasıl bunu istiyorsunuz ki diyeceksiniz. Şimdi bunu diyemiyorsunuz, cesaretiniz yok. Bunu diyeceğinize yabancılar daima haklıdır, onların her sözüne hak verelim, önlerinde diz çökelim diyeceksiniz ve onlar derse Türkiye’ye bunu satacaksınız. Bunu kabul ettirmeye çalışıyorlar. Çünkü siz Avrupalısınız. Çünkü biz Türkiye’nin haklarını, çıkarlarını, temel omurgasını, temel yapısını koruyarak Avrupa’ya tam üyeliğini en kuvvetli savunan insanlar bizler Avrupalı değiliz. Çünkü onlara teslim olmuyoruz. Avrupalılar Türkiye’de böyle insanları bolunca tabi bizim görüşlerimizi dinlerken diyorlar ki, bunlar herhalde ……………. esas bakın bize başkaları ………….. konuda haklısınız diyorlar. Hükümet ne diyor? Hükümet hiçbir şey demiyor. Demek ki hükümette itiraz etmiyor. Hatta bazıları çıkıyorlar bu rapor olumludur, ………………. hangi rapor olumludur? İşte azınlıklar konusunda bunu diyor. Efendin Patrikana …………………… ulus diyor. Alevilere azınlık diyor, bilmem ne diyor. Bütün bunları sineye çekeceksiniz. O zaman sizi çok sevecek Avrupalılar. Sevsinler diye siz 80 yıldır bu devletin biriktirdiği bütün kazanımları biranda harcayacaksınız. Biz yokuz bu işte. Biz o yolun yolcusu değiliz. Biz Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin laik, çağdaş, demokratik TC’nin şerefiyle alnı açık bir şekilde AB’ye girmesi için mücadele ediyoruz.

Sunucu- Sayın Öymen programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.