<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Onur Öymen &#187; Yazılı basın</title>
	<atom:link href="http://www.onuroymen.com/arsivler/basin/yazili/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.onuroymen.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 Apr 2025 07:16:43 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Onur Öymen&#8217;in Gerçek Gündem&#8217;e Verdiği Mülakat &#8211; 17 Şubat 2013</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2987</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2987#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Feb 2013 09:39:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2987</guid>
		<description><![CDATA[Öymen: Türklük milli kimliğimizdir
CHP gerçekten değişiyor mu? Parti içinde bir ayrışma var mı?
CHP gerçekten değişiyor mu? Parti içindi bir ayrışma var mı? Bunlar akla takılan sorulardan sadece iki tanesi. Son zamanlarda partinin içerisinde farklı seslerin yükselmesi kafalarda birçok soruya yol açtı. CHP’yi CHP’liler ve CHP&#8217;ye yakın isimler ile konuştuk.
“CHP’de ne oluyor?” sorusundan yola çıkarak yaptığımız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öymen: Türklük milli kimliğimizdir<br />
CHP gerçekten değişiyor mu? Parti içinde bir ayrışma var mı?</p>
<p>CHP gerçekten değişiyor mu? Parti içindi bir ayrışma var mı? Bunlar akla takılan sorulardan sadece iki tanesi. Son zamanlarda partinin içerisinde farklı seslerin yükselmesi kafalarda birçok soruya yol açtı. CHP’yi CHP’liler ve CHP&#8217;ye yakın isimler ile konuştuk.<br />
“CHP’de ne oluyor?” sorusundan yola çıkarak yaptığımız söyleşi dizisinin ilkini Cumhuriyet Halk Partisi Eski Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ile gerçekleştirdik.</p>
<p>Öymen’e göre CHP programında ulusalcı kavramı yok. Türklüğün, Türk milleti kavramının özü ve esası olduğunu söyleyen Onur Öymen “Her ülke kendi milleti ve milli kimliği ile övünüyor. Türkiye’de ise milli kimliğinizden bahsettiğiniz zaman bazıları size ırkçı diyor” diye ekliyor.</p>
<p>“Terörü bitirmek için terör örgütünden medet umarsanız onun da size karşı koşulları oluyor”.</p>
<p>Kılıçdaroğlu ile Baykal dönemini kıyaslayacak olursak CHP’de bir eksen değişikliği var diyebilir miyiz?</p>
<p>Hepimiz Baykal’ın istifasından sonra partiye yönelik bir şey olduğunu hissettiğimiz için partide bir çözülmeye, ayrışmaya, kırılmaya yol açmamak için hepimiz Sayın Kılıçdaroğlu’nu destekledik ve onun gösterdiği adayları eksiksiz onayladık. Böylelikle partinin çözülmesine, yıkılmasına ve yıpratılmasına imkan vermedik. Seçimlerden sonra aday gösterilen bazı adayların söylemleri ve izledikleri politikaların parti söylemleri ve programı ile zaman zaman uyuşmadığını gördük. Bunun anlamı nedir? Bütün bunlar önceden mi planlanmıştı yoksa tesadüf eseri mi bunlar meydana geldi diyeceğiz. Baykal’ın istifasından hemen önce ki dönem AKP’nin büyük bir çöküşe girdiği dönemdi. Bu Habur skandalı AKP’ye çok şey kaybettirdi ve Baykal istifasından iki ay önce ki en son güvenilir kamuoyu yoklamalarına göre CHP %28.7’ye yükselmişti, AKP %32’ye inmişti. Üç buçuk puan fark kalmıştı ve biz yükselişteydik AKP inişteydi.</p>
<p>Fakat ne olduysa ondan sonra kamuoyu yoklaması yapan şirketlerin bugünkü yoklamalarına baktığımız zaman bu üç buçuk puanlık fark neredeyse otuz puana yükselmiş. Bunun bir sebebi olması lazım. Bunun sebebi nedir? Medyaların etki altına alınması mıdır, kamuoyunun yönlendirilmesi midir, algı yönetiminde iktidarın uyguladığı yöntemler midir yoksa başka iç ve dış faktörler midir? Bunları bilemeyeceğiz.</p>
<p>Bildiğimiz şey şu ki parti o sırada gerçekten bir iktidar adayı olma noktasına gelmişken şimdiki görünüm, inşallah bu kamuoyu yoklamaları yanıltıcıdır, partinin yakın bir zamanda iktidar partisinin önüne geçme şansının kullanılmadığını gösteriyor. Niçin böyle oluyor? Bunu bizim çok iyi anlamamız lazım. Demek ki bazı arkadaşların söylemleri belki kamuoyunda olumsuz izlenimler uyandırıyor. Peki iktidar nasıl yükseliyor? Genelde siyasette bir kural vardır iktidar yıpratır, mutlak iktidar mutlaka yıpratır derler. Bu iktidarın üç seçim kazandıktan sonra hızla düşüşe geçmesi lazım. Uluslararası örneklere bakarsanız, her yerde bu böyle olmuştur. Türkiye’de niye böyle olmuyor? Bunların iktidarda ki gücünü, sayısını, oranını, sürdürmelerinin altında ne yatıyor? Bunda saydığımız faktörlerin yanı sıra CHP’den kaynaklanan bir faktörde olabilir mi?</p>
<p>Sizce olabilir mi?</p>
<p>Bilemem. Bunu incelemek, araştırmak ve bütün faktörleri değerlendirmek lazım. Ama şunu görüyoruz ki geçmişte biz ne kadar partimizin temel değerlerine sahip çıktıysak o kadar da halktan destek kazandık. Bizim partimizin temel değerleri Cumhuriyet’in değerleridir. Cumhuriyet’in değerlerinden uzaklaştığımız izlenimlerini verdiğimiz anda, öyle olmasa bile, bu partiye güç kaybettirmiştir. Çünkü bizim partinin tabanı, bize güç veren ana damar Cumhuriyet’in temel değerlerine sahip çıkan damardır. Atatürkçülüğün yanı sıra en önemli kavram millet kavramıdır. Atatürk’ün reformalarının özünde millet kavramı yatar. Atatürk her şeyi millete dayanarak yapmış ve bütün söylemlerine bakacak olursanız en büyük gücü millet olarak görür. Türklüğü kapsayıcı, kucaklayıcı bir milletin adı olarak nitelendiriyor. Hangi kökenden gelirse gelsin bütün vatandaşların hepsinin Türk olduğunu söylüyor. Türk milletinin bir parçası olduğunu söylüyor. Bu kavram Cumhuriyet’in çimentosunu oluşturmuş. Ondan sonra ki bütün reformlar da bunun üzerine bina edilmiş. Her yaptığı şeyi Türk millet üzerine bina etmiş. Şimdi bakıyoruz partide Türk milleti ve Türk lafını kullanmakta bir çekingenlik var. “Ben Türk’üm” demekten sanki bazıları çekinir gibi bir durum var. “Ben Türk’üm” dediğiniz zaman bir ırkı yansıtmıyorsunuz. Türk bir ırkın adı değil, bir milletin adı. O millet de farklı etnik grupları, dinleri, mezhepleri kucaklayan bir kavram. Biz bu kavramdan uzaklaşırsak veya uzaklaştığımız izlenimini verirsek bu ülkede bize gönül ve destek veren çok geniş kitleleri bizden uzaklaştırabiliriz. O bakımdan onlara sıkı sıkı sarılmak lazım. Bu can alıcı bir meseledir. Onun dışında Türkiye’nin pek çok konusu var. Sosyal demokrasi diyoruz. Bazıları sosyal demokrasi Atatürkçülüğe karşı bir şey gibi söyleniyor. Halbuki CHP’nin “CHP kimsesizlerin kimsesidir” sözü sosyal demokrasinin en iyi tanımlarından biridir. Gerçekten toplum ve halk için çalışan bir partidir. Halkçılık oklarımızdan biridir. İnsan hakları, özgürlükler bizim partinin başından beri hedeflerinden biri olmuştur. 1924 Anayasası’nın insan hakları bölümünü 1792 Fransız İhtilal Anayasası’nı insan hakları bölümü neredeyse kelime kelime aynıdır. Atatürk’ün demokrasi konusunda söylediği ne kadar çok söz var. Bazı biz sosyal demokratız diyerek Atatürkçülüğü geri planda bırakmaya kalkışmamalı. Partimizin temel ilkelerinden biri tam bağımsızlık ilkesi. Yabancıların baskıları ve yönlendirmesi ile biz hareket etmeyiz. Ülke olarak kararlarımız kendimiz veririz. Bakıyoruz ki iktidarın birçok konuda dış etkenlerle hareket ettiği izlenimi çıkıyor ortaya. Mesela terör konusunda, PKK ile müzakere konusunda. Yabancı ülkelerin yetkililerinin raporları, söylemleri var. “PKK ile müzakere edin” diye telkinde bulunuyorlar. “Siyasi çözüm bulun, silahlı çözüm yapmayın” diyorlar. İktidarın izlediği politikalarda da bu telkinlerin payı var. CHP’ye bu çizgiye mi girmelidir yoksa Atatürk’ün siyasi ayaklanmalara karşı izlediği alttan alıcı değil de, mücadele edici ve bunlara müsamaha etmeyen politikaları benimsemelidir. Parti olarak hangisi bizim politikamız olmalıdır. Tabii ki insani davranacaksınız. Terörle mücadele ederken de hiçbir insanın hayatını kaybetmemesine mümkün olduğu ölçüde özen göstereceksiniz. Ama bu terörle müzakereye yeşil ışık yakmak anlamına gelir mi? Atatürk’ün izlediği politikalar, parti programının hangi maddesi terörle müzakereye yeşil ışık yakmak, destek vermek, kredi açmak anlamına geliyor.</p>
<p>Türklük kavramı nedir?</p>
<p>Türklüğü ırkçılık olarak görürseniz o zaman farklı değerlendirmeler yaparsınız. Atatürk’ün anlayışı bu değil. Onun anlayışı Türklüğü ve Türk milletini tanımlayan kucaklayıcı, herkesi kavrayıcı bir kavram oluşturur. Atatürk hiçbir yerde pan-türkizmi savunmamış. Hitler ve Mussolini’nin milliyetçilik anlayışına şiddetle karşıdır. Her ikisine de yönelik çok şiddetli eleştirileri var. “Hitler bir çılgındır. Dünyanın başını belaya sokacaktır” diyor. Irkçılığa en çok Atatürk karşı. Atatürk’ün savunduğu Türk milleti anlayışını bir ırkçılık simgesi olarak nitelendirebilir miyiz? Dil konusunda çalışmalar var çünkü Türk dili uzun bir süre yabancı kelimelerin etkisi altında kalmış, yüz yıllarca gerçek Türk dilinin kimliğini, niteliğini araştırırken başka ülkelerle bağlantıları ve ilişkileri düşünülmüş ama bu konuda teori oluştururken aşırıya kaçanlarda olmuş. Diller arasında tarihi irtibat olmadığı anlamına gelmiyor. Mesela Kore dili ilgili bir kitap. O kitapta Türk dili ile Kore dili arasında bazı benzerlikleri anlatılıyor. Uluslararası alanda Türk dilinin anlamı nedir, dünya tarihinde kökeni nedir, hangi ülkeler hangi kökenden gelmiş gibi şeyleri tartışmak ırkçılık değildir. Millet kavramı sadece Türkiye’de yok. Açın bakın Fransız milleti hakkında De Gaulle, ya da Churchill İngilizler hakkında ne demiş. Her ülke kendi milleti ve milli kimliği ile övünüyor. Türkiye’de ise milli kimliğinizden bahsettiğiniz zaman bazıları ırkçı diyor size.</p>
<p>Türkiye’nin milli kimliği Türklük mü?</p>
<p>Gayet tabii öyle. Türklük, Türk milleti kavramının özü, esası. Türklük deyince bazıları bunu bir ırk gibi anlıyor. “Türkiye’de çeşitli ırklar var ve bunlardan biri de Türk ırkı. O da gelmiş devletin tepesine oturmuş” diye algılanıyor. Ama öyle değil. Millet kavramı başka, ırk kavramı başka. Millet kavramının içerisinde farklı ırklar, etnik gruplar, mezhepler, dinler olabilir. Amerikan milleti dediğimiz zaman sadece beyazları mı anlıyoruz? Amerikan milletinin içerisinde zenciler, İspanyonlar var. Fransa’da bir onda iki milyon Alzaslar var. Bunlar Fransız milletinin dışında mı kalıyor? 1991 yılında Korsikalılar ile ilgili bir kanun çıkarılmış “Fransız halkının bir parçası olan Korsika halkı” diye geçiyorlar. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti ve “Fransa’da bir tek halk vardır, o da Fransız halkı” diyor. Bu ırkçı bir yaklaşım mı oluyor? Türkiye’de bu kavramları bilir bilmez herkes medyada tartışıyor. Bazılarının amaçları Türkiye’yi çeşitli gruplara ayırmaya çalışıyor. Sanki Türk milleti diye bir kavram yok, Türkiye bir etnisiteler koalisyonuymuş gibi. Anayasa’dan Türk milleti kavramını çıkartmak istiyorlar. Kim istiyor bunu? Bu talep nereden çıkıyor? Bizim partimiz buna neden sıcak baksın? Doksan yıldır yanlış anlaşılmııyordu da şimdi mi yanlış anlaşılıyor? David Phillips raporunu açın bakın. Açıkça “Yeni bir anayasa yazacaksınız, bu yeni anayasadan Türk kelimesi olmayacak” yazıyor. Bu ne demek oluyor. Bunu size dışarıdan dayatıyorlar. PKK’da aynı şeyi söylüyor çünkü Ahmet Türk’ün Öcalan ile yaptığı görüşmeden sonra televizyona yaptığı açıklamalara bakın. “Ne demek herkesin hangi etnik kökenden gelirse gelsin Türk olduğu” diyor. Doksan yıllık millet kavramımıza karşı çıkıyor. Terörü bitirmek için, terör örgütünden medet umarsanız onunda size karşı koşulları oluyor. O koşullardan biri de millet kavramından vazgeçmeniz. CHP olarak Anayasa’daki millet kavramını neden değiştirmek isteyesiniz. Niçin millet olduğumuzu söylemekten çekiniyoruz? Milletiyle devletiyle, bölünmez bütünlüğüyle tek devlet, tek millet deniyor. Hangi millet o? Bizim milletimizin adını söylemekten niye kaçınalım, neden çekinelim? Kim zorluyor buna? Başka devletin, yabancı ülkenin baskıyla böyle hareket ediyor diyelim peki CHP niçin böyle hareket etsin?</p>
<p>Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusu ile Kürt milliyetçiliğini eş değerde gördüremezsiniz” demesini nasıl yorumluyorsunuz?</p>
<p>O sözlerin yanlış yorumlandığı kanaatindeyim. Niyet yargılaması diye bir şey var. Bir insana sahip olmadığı bir niyeti atfedeceksiniz ve ondan sonra niye bu niyete sahipsin diye onu sorgulayacaksınız. Birgül Ayman Güler’in bugüne kadar ırkçı bir söylemini gören var mı? Faşist olduğu izlenimi veren bir söylemi var mı? Söylemek istediği şey; bir millet kavramı var bir de etnisite kavramı var. Bu ikisi aynı şey değil diyor. Siz etnisiteyi, millet kavramının üzerine çıkaramazsınız. Millet kavramı bütün etnisiteleri, dinleri, mezhepleri kucaklayan bir kavramdır. Etnisite ile milleti ve ulusu yarıştırmayın diyor. İnsanlar öyle bir ortam yarattı ki kendisi Birgül Ayman Güler sanki ırkçı. Bizim partiden de kendisine yönelik çok yakışıksız suçlamalarda bulunanlar oldu. Bu tür söylemler çok kaygı verici. Bir kere karşınızdaki insanın ne dediğini anlayacaksınız. Nasıl bir insan, daha önce bu konularda ne demiş, söylediği lafın manası ne? Orada Türkler ile Kürtler eşit değildir anlamına gelecek bir söz söylüyor mu? Ama hükümet öyle yorumluyor, biz de hükümetin peşinden gideceğiz. Onlar nasıl yorumluyorsa biz de sanki onlar doğru yorumluyormuş gibi kendi arkadaşımızı eleştireceğiz. Doğru mu bu?</p>
<p>Kürt milleti diyor ama. Peki Kürt milleti diye bir şey yok mu?</p>
<p>Bilimsel olarak kendisinin ne demek istediğini izah etti. Benim anladığım kadarıyla kastedilen etnisite. Ulus başkadır, etnisite başkadır diyor. Etnisite ulusun üzerinde bir kavram değildir. Ulus hepsinin üzerinde kavrayıcı bir kavramdır. Bunun anlatmak istiyor. Ortaokul talebeleri bile doğru dürüst okursa anlayabilir.</p>
<p>Zamanında kendisinin Cumhuriyet Mitingleri esnasında bir açıklaması var. “Kemalist ordu elbette konuşacaktır” diyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
<p>Ordunun konuşması konusunu da bizim doğru anlamamız lazım. Ordu konuşmasın, ordu ağzını açmasın diyor birçok insan. Yabancılarda bunu söylüyor. Askerler beyanatlarda bulunmasınlar, hiçbir siyasi faaliyette bulunmasınlar diyor. 1 Mart tezkeresi reddedildikten sonra Amerikan Savunma Bakan Yardımcı ne dedi? “Ordu bu red kararının sorumlusudur. Çünkü meclise liderlik yapamamıştır” dedi. Siz ordunun siyaseti girmesini mi istiyorsunuz, girmemesini mi? Girmemesini istiyorsanız niye siyasi liderlik yapmasını istiyorsunuz?</p>
<p>Ordu konuşmasın değil de, sizin istediğiniz gibi konuşsun demek istiyorsunuz. Burada bir netlik kazandırmak lazım. Biz de istemiyoruz ordunun siyasi faaliyette bulunmasını, siyasi mesajlar verip, siyasi eylemler yapmasını. Çünkü bu bizim işimiz. Siyasetçinin işi bu. Ordunun işi bu değil. Ama ordunun konuşmasını istemiyoruz diyeceksiniz fakat sizin istediğiniz gibi konuşmadığı için de orduyu suçlayacaksınız. Burada bir çelişki yok mu? Siyaseti, siyasetçiler yapsın. Silahlı Kuvvetlerin de bu veya başka vesilelerle her Allah’ın günü yıpratılması Türkiye’ye zarar verir. Bizim gibi Silahlı Kuvvetleri’ni her gün yerden yere vuran başka hangi ülke var dünyada. Subaylar, askerler hakkında söylenmedik laf kalmadı. Kişiliklerine, aile hayatlarına, kimliklerine yönelik suçlamalarda dahil olmak üzere. Dünyada bunun hangi örneği var.</p>
<p>Ulus devlet tanımı nedir?</p>
<p>Çok açık bir kavramdır. Fransız İhtilali’nden sonra ortaya çıkmıştır. Ernest Renan&#8217;ı okursanız onun ne olduğunu size anlatıyor. Onun da tarif ettiği gibi, ulus, ortak bir geçmişi olan, geçmişte ortak sevinçleri ve acıları olan, ortak bir hedef etrafında birleşen ve geleceğe yönelik de ortak hedefleri olan bir topluluk. Hatta ulusları sevinçten çok acılar birleştirir diyor. Acı çekmiş insanlar o ulusun parçalarıdır. Ulus devletini yaratanların içerisinde din birliği, ırk birliği gibi bir kavram yok. Fransız devletinin içerisinde de çok farklı etnik gruplar var.</p>
<p>Fransız İhtilali’nden sonra ulus devlet bütün bunları kucaklayacak bir kavram olarak benimsenmiş. Bizim de benimsediğimiz ulus devlet kavramı kucaklayıcı bir kavram. Ulusu hiç kimse ayırımcı bir kavram gibi nitelendirmemeli. Bu ancak bir ülkeyi bölmek isteyenlerin hedefi olabilir. Orada farklı uluslar var. Orada farklı milletler var. O toplumda ayırıcı unsurlar nelerdir ve o ayırıcı unsurların üzerine gidelim de toplum bütünlüğünü kaybetsin, diyenler olabilir. Bu böl ve hükmet politikasıdır. Bu dünyada diplomasi kadar eski bir yöntemdir. Karşı tarafı eğer silah zoruyla dize getiremiyorsanız onları içeriden böleceksiniz. İçeriden bölmenin en etkili yolu da etnik bölücülüğü teşvik etmektir. Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerin Lawrence’ı Arabistan’a göndererek yaptıkları budur. Arapları Osmanlılara karşı kışkırtacaksınız, ayaklandıracaksınız ve koparacaksınız, hedefleri buydu, bunu yapmaya çalıştılar.</p>
<p>Aynı şeyi Kürtler için yapmaya çalışmışlar.Mezopotamya’ya Binbaşı Noel’i yolluyorlar. Lawrance gibi o da Kürtleri Türklerden koparacak. Ama koparamıyor. Kürtler ayrılmak istemiyorlardı. Lozan Müzakereleri sırasında Musul Meselesi’nde anlaşılamıyor. İsmet Paşa “Plebisit yapalım. Oranın halkı ne istiyorsa onu yapalım” diyor. İngilizler bunu kabul etmiyor. Noel’in amacı bölmek. Amaçları Türkiye ile Musul’daki petrol yatakları arasında tampon bir Kürt devleti kurmak. Bunu kendileri yazıyorlar. Biz onların yazdıklarından okuyoruz. Milleti ayırımcı bir unsur gibi düşünmek yanlıştır. Partinin en yetkili üyesinden en sonuncu üyesine kadar herkes göğsünü gere gere “Ben Türk’üm. Biz Türk milletinin bir parçasıyız. Biz de Atatürk gibi düşünüyoruz, değerlendiriyoruz. Türk vatandaşlarının hepsi Türk milletinin bir parçasıdır” diyebilmelidir. Demediğiniz sürece tereddüt uyandırır ve “Acaba bunlar Türk milleti kavramını benimsemiyor mu?” diye soru işareti yaratır.</p>
<p>Kürt olan biri “Ben Türk milletindenim” diyebilir mi?</p>
<p>Gayet tabii. Kürt olan bir insan Türk milletinin bir parçasıdır. Bundan daha başka ne olabilir? Türkiye’nin Kürdüdür. Ama başka bir ülkedeyse mesela Irak’taysa Irak Kürdüdür. Bu partide şimdiye kadar bunun aksini söyleyen kimse çıkmamıştı. Şimdi ilk defa duyuyoruz böyle söylemler.</p>
<p>Ulusalcıların CHP’deki yeri nedir?</p>
<p>Bir kere ulusalcı kavramı nereden çıkıyor. Bizim programımızda ulusalcı lafı var mı? Ulus kavramı Atatürk devrinde de var. Hatta uluslararası anlamıda arş-ı ulusal diyorlar. Atatürk döneminde “ulusalcı” diye bir söz var mı? Kim çıkartmış ulusalcı lafını? “Türkçeleştiriyoruz da o yüzden böyle dedik” diyorlar. Niye Ulusal Eğitim Bakanlığı, Ulusal Savunma Bakanlığı, Ulusal Takım demiyorsunuz.</p>
<p>Milliyetçiliğin yumuşatılmış hali diyebilir miyiz?</p>
<p>Aynı şey değil. Bunlar ulusalcılığı CHP içerisinde dar, radikal, militan bir grup olarak görüyorlar. Halbuki burada bahsedilen Atatürk milliyetçiliği. Atatürk’ün anladığı anlamda milliyetçiliği savunanlar. Partinin oklarından biri milliyetçilik oku, ulusalcılık değil. Atatürk milliyetçiliği kavramına cepheden saldıramayanlar ulusalcı diyerek bunu başka bir kategoriye sokmaya çalışıyorlar. Bu grup partinin küçük bir kanadıdır diye göstermeye çalışıyorlar. Atatürk milliyetçiliği partinin gövdesidir. Bunu benimsemeyenler varsa onlar çıksın söylesinler. “Ben Atatürk milliyetçiliğini reddediyorum” desin. Atatürk milliyetçiliği anayasamızın değiştirilemeyecek olan ikinci maddesinde yazılıdır. Hal böyleyken bunu küçük bir grubun sahip olduğu bir akım gibi yansıtmaya çalışıyor bazıları.</p>
<p>Bir kısmı da farkında olmadan “Biz de ulusalcıyız” diyor. Ulusalcı filan değiliz. Biz Atatürk milliyetçisiyiz. Aynı zamanda sosyal demokratız, tam bağımsızlıktan yanayız ve altı okun tümü benimseriz. Bunlar sadece ulusalcı veya Atatürk milliyetçiliğini benimserler, diğer oklar ile ilgilenmezler demek de yanlış. Bunların hepsini benimseyeceksiniz. Birini benimsemek öbürüne karşı olmak anlamına gelmez. “Ben Atatürk milliyetçiliğini benimsiyorum ama cumhuriyetçiliğe karşıyım” diyemezsiniz.</p>
<p>Milliyetçi olan bir insan aynı zamanda sosyal demokrat olabilir mi?</p>
<p>Gayet tabii. Sosyal demokrat olmak milliyetçi olmaya karşı değil. Avrupa’da hangi sosyal demokrat lider vardır ki kendi milletinin menfaatini savunmamış olsun. Bildiğiz bir tane var mı? “Ben uluslararası bir dünya görüşünü benimsiyorum. Kendi milletimle ilgilenmiyorum ama ülkemde de sosyal demokrat partinin başkanıyım” kim bunu diyen? Mitterrand Fransız ulusunun menfaatini korumadı mı? Tony Blair İngiltere’nin menfaatini korumadı mı? Bu yönde pek çok sözleri var.</p>
<p>Hatta çok daha ileri gidenler de var. Hangi sosyal demokrat lider kendi ülkesinin çıkarını korumamıştır? Ulusalcı diye tanımlanan insanlar Atatürk’ün tanımıyla da milliyetçi olan insanlar kendi ülkesinin menfaatini de savunurlar aynı zamanda sosyal demokrasiyi de savunurlar. Bunlar çelişkili kavramlar değil. Atatürk CHP’den bahsederken ne diyor “Biz kimsesizlerin, kimsesiyiz”. Sosyal demokrasinin bundan daha iyi bir tanımını bir yerde okudunuz mu? Sosyal demokrasi bu. Vatandaşa sahip çıkacaksın. Özgürlükçü olacaksınız.</p>
<p>Özgürlükçü demokrasiden yana, basın özgürlüğünden yana, kadın-erkek eşitliğinden yana olan insanlar milli menfaatlerini korumazlar diye bir şey olabilir mi? Kim bunları icat ediyor? Sosyal demokrasi ile Atatürk milliyetçiliği birleşmez diyen kim? Bunun aksi Progamımızda da yazılıdır.</p>
<p>CHP’nin ideolojisi toplum taleplerini yeteri kadar karşılıyor mu?</p>
<p>Programı karşılıyor. Programı tam uygularsanız karşılar. Siz programda olmayan şeyler söylerseniz karşılamazsınız. Kalkıp siz “Atatürk’ün tekke ve zaviyeleri kapatması yanlış oldu. Yeniden açacağız” derseniz toplumun beklentisini karşılamazsınız. Toplumun böyle bir beklentisi yok. Siz parti programından saparsanız, kendi kişisel görüşünüzü parti görüşü gibi ifade ederseniz gayet tabii toplumun tabanından destek bulamazsınız. Bizim partinin sosyal tedbirlerini okuyun, hangisi toplumun karşı çıkacağı tedbirlerdir. Aile sigortası bizim programın bir hükmüdür. O programı biz yazdık. 2008 programında olan bir kavramdır.</p>
<p>O zaman sizin söylediğinize göre CHP’nin parti programı tamamen uygulanmıyor diyebilir miyiz?</p>
<p>CHP tarafından uygulanmıyor diyemem. Ama bazı arkadaşlarımızın söylemleri parti programına uymuyor.</p>
<p>Kimin söylemleri?</p>
<p>İsim vermeyiz biz. Partide kişisel tartışma yapmayız. Ama kimin bu kavramlara karşı çıktığı bellidir. Kimin partinin genel çizgisinden saptığı, partinin geçmişine ve Atatürk dönemine yakışıksız sözlerle eleştirilerde bulunduğu bellidir. İsimlendirmemiz uygun olmaz.</p>
<p>CHP’nin kendi seçmen tabanı ile ilişkisini nasıl görüyorsunuz?</p>
<p>Seçimlerde bunu göreceksiniz. Yönetim değiştikten sonra ilk seçimlerde parti beklediğimiz sonucu alamadı. %40-%35’lerden bahsediliyordu ama bu sonucu alamadık. Ama inşallah bundan sonra daha başarılı bir sonuç alırız.</p>
<p>Neden başarılı bir sonuç alınamadı?</p>
<p>Partinin beklenen sonucu alamamasının birden çok cevabı var. Bunların bir bölümü doğrudan doğruya, hükümetin izlediği politikalar ile ilgilidir. Basını baskı ve etki altına alacaksınız. Hiç bir demokratik ülkelerde görülmedik şekilde seçimden önce insanlara gıda maddesi, mobilya gibi şeyler dağıtacaksınız. Bir anda bakacaksınız bu son seçimden bir önceki seçimde seçmen sayısı bir onda dört milyon artmış. Son aralık ayında on milyon artmış. Dünyada böyle bir demokrasi var mı? Nüfus patlaması mı oldu? Ne oldu da bu kadar arttı seçmen sayısı?</p>
<p>2007 seçimlerine bakacaksınız; seçmen sayısı nedir ve aynı yıl yapılan nüfus sayımındaki seçmen yaşındaki vatandaşların sayısı nedir? Arada beş buçuk milyon fark var. Nereye gitti bu beş buçuk milyon insan? Demokraside bütün kuralların uygulandığını varsayıyoruz.</p>
<p>Acaba Türkiye’nin demokrasisinde tam uygulanıyor mu bu kurallar. Biri bana izah etsin, neden 2007 seçimlerinde on sekiz yaşından büyük vatandaşlarımızla seçmen sayısı arasında beş buçuk milyon fark var. Biri bunu anlatsın. Böyle bir demokrasi olur mu? CHP’yi gereğinden fazla suçlamamak lazım. Hep kendimizi eleştirerek biz onu yanlış yaptık, bunu yanlış yaptık demek yerine demokrasinin kuralları tam işliyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye raporuna bakın, seçim harcamalarına sınır getirilmemiştir diyor. O yüzden zengin partiler büyük bir avantaj sahibi.</p>
<p>Türkiye’den başka hangi demokratik ülke var ki seçim harcamalarına sınır getirmemiş olsun? Herkes hem parti harcamalarına hem aday harcamalarına sınır getiriyor. Bir tek biz yapmıyoruz bunu. Bunlar da seçim sonuçlarını etkiliyor. Halk AKP’nin politikalarını yürekten benimsiyor, hayran bu iktidara ondan oy veriyor denirse bütün bunları görmezlikten gelmiş oluruz.</p>
<p>Başbakan’ın “CHP’nin ne olduğuna karar vermesi lazım” sözleri var. CHP gerçekten ne olduğunu bilmiyor mu?</p>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi Erdoğan’ın sözleri ile kendine yön verecek bir parti değildir. Erdoğan’ı veya AKP yöneticilerinin şimdiye kadar CHP hakkında söylediklerini alt alta yazarsanız onlar hesabına utanç verici bir tablo çıkar. O Partinin en üst düzey insanlarından birinin CHP’ye nasyonel-sosyalist dediğini biliyor musunuz? Bunların gidip de CHP’ye darbeci dediğini biliyor musunuz? Sosyalist Enternasyonel’e dokuz sayfalık bir mektup yazıp CHP’yi yerden yere vurup, şikayet ettiğini biliyor musunuz? Avrupa Parlamentosu sosyalist gruba on altı sayfalık mektup yazıp, CHP’yi yerden yere vurduklarını biliyor musunuz? İktidar partisi yurt dışında CHP’ye karşı savaş açmış vaziyette. Onların söylemleri ile CHP kendini tahrip edecek, değildir. Onlar kendi işlerine, baksınlar.</p>
<p>CHP kendi içerisinde çizgisini ve parti politikasını uygun bir şekilde sürdürebilirse o zaman iktidar ne derse desin başarıya ulaşır. Yeterki ana çizgisinden, ana damarından uzaklaşmasın. Bizim en büyük kaygımız budur. CHP bu iktidarın yegane alternatifidir ve mutlaka iktidara geçmelidir. Türkiye’nin bu kötü gidişini durdurabilecek tek parti CHP’dir. CHP’den başka bir siyasi güç yoktur. Bunu yapabilmek için CHP’ye de çok ciddi görevler düşüyor.</p>
<p>Ne gibi görevler?</p>
<p>Türkiye’de çok ciddi bir hukuk problemi yaşanıyor. Bu hukuk problemini engellemenin yolu acaba bu iktidarın yönetiminde, öncülüğünde, girişiminde başlatılan bir anayasa değişikliği sürecine destek olmak mıdır? Geçen dönemde de bunu denedi hükümet. Bizi bu sürece sokmak istedi, biz reddettik. Acaba o mu daha doğruydu yoksa bu sürece girmek mi daha doğru? Bu iktidar döneminde anayasa sürecine girerken iktidar “Daha özgürlükçü daha demokratik anayasa yapacağız” dedi. Bu demektir ki “Türkiye’de demokrasiye ve özgürlüklere aykırı gelişmeler varsa bunun sorumlusu anayasadır”. Öyle midir? Anayasa yüzünden mi Silivri’de olanlar oluyor?</p>
<p>Anayasa yüzünden mi bu kadar gazeteci hapiste ya da Türkiye basın özgürlüğünde 154. sıraya düştü? Kadın-erkek eşitliği anayasa yüzünden mi bozuldu? Bütün bunların sorumlusu anayasa değilse, anayasayı değiştirerek bunları nasıl çözeceksiniz? CHP olarak anayasa değişikliğinden ziyade, önceliği gerçek anlamda bir demokratikleşmeye, hukuk devletine, basın özgürlüğünün sağlanması, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına vermeliyiz. İktidarın öncülüğündeki anayasa sürecine katılmak ülkeye ve partiye ne kazandırır?</p>
<p>Başbakan &#8220;Bu sürecin de kıymeti yoktur. Şu kadar zaman içerisinde yaptınız yaptınız yoksa ben kendi başıma mecliste yaparım” diyor. Hani bu süreç o kadar etkiliydi ki biz hayır dersek hiçbir şey olmayacaktı. Nedir bu Anayasa Komisyonu’nun hukuki dayanağı? Hangi yasaya göre kurulmuş? Hangi iç tüzük maddesine göre kurulmuş? Hiçbir hukuki dayanağı yok. İktidar istediği zaman bunun dışında mecliste anayasa sürecini yürütebilir. O zaman bizim ne işimiz var bu süreç içerisinde? Biz ve pek çok insan bunları defalarca söyledi. Öyle anlaşılıyorki bazı arkadaşlarımız bu yola devam etmeyi daha uygun gördüler. İnşallah onlar haklı çıkarlar. Ama gidiş, iyi bir gidiş değil.</p>
<p>Türkiye’de Kürt sorunu değil de Türk sorunu mu var?</p>
<p>Söylediğim gibi insanlar hele de bizim partiden kişiler kalkıp da göğsünü gere gere “Ben Türk milletinin parçasıyım. Ben Türk’üm” diyemiyorsa ciddi bir sorun vardır. Dünyada kendi milletinin adını söyleyemeyen hangi siyasetçi var. Neden bizim partiden çıksın böyle insanlar? Kendi milletine sahip çıkmayan bir insan Cumhuriyet Halk Partili olabilir mi? “Biz milletimize sahibiz” diyorlar, e o zaman söyleyin. Bunu telaffuz etmekten çekineceğiz, bir millet olduğumuzu ve bu milletin adının da Türk milleti olduğunu bir türlü söyleyemeyeceğiz.</p>
<p>Kürtlüğü Türk milleti kavramının bir alternatifi gibi düşünenler varsa bu görüşlerini gözden geçirmenin zamanıdır. Çünkü biz her etnik gruba saygılıyız, her etnik grubu zenginlik sayarız. Bütün etnik gruplar eşittir, hiçbirinin üstünlüğü yoktur. Ama onların üzerinde bir millet vardı. O milletin adı da Türk milletidir. CHP bunu bu kadar açık kelimelerle söyleyemiyorsa, o zaman CHP içinde bir sorun vardır.</p>
<p>Başbakan CHP’yi sürekli tek parti dönemi ile ilgili eleştiriyor. CHP’nin kuruluşundan bugüne kadar olan sürece baktığınız zaman siz CHP’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
<p>Çok büyük haksızlık yapıyor. Tek parti döneminden çok ciddi rahatsızlıkları var. Yurt içinde de rahatsızlık var, yurt dışında da rahatsızlık var. Yurt içindeki rahatsızlık laiklikten kaynaklanıyor. Atatürk döneminde ve daha sonraki dönemlerde CHP’nin din ve devlet işlerini birbirinden ayırması, laikliği benimsemesi, siyasetin dini istismar etmesine engel oluşu bazı çevreleri rahatsız etmiş. Çünkü onlar Türkiye’yi bir din devleti haline getirmek istiyorlar. Cumhuriyet’e bu kadar saldırmalarının altında bu yatıyor.</p>
<p>Atatürk, Cumhuriyet döneminde hiç iyi bir şey yapmamış mıdır, bir kere bile? Başbakan’ın ağzından o tek parti dediği dönemde şu işler de iyi yapılmıştır dediğini duydunuz mu? “Demirağlarla ördük diyorsunuz. Sen ne ördün? Kadıköy-Maltepe metrosunu yaparak ben ördüm” diyor. Atatürk yoklukta bütün Türkiye’yi demirağlarla örmüş onu bile küçümsüyor. Atatürk’ün hangi devrimini savunduğunu gördünüz? İsmet Paşa’yı kötülüyor. İsmet Paşa Türkiye’yi Lozan’da en iyi şekilde temsil ederek, Türkiye’ye Birinci Dünya Savaşını kazanan ülkelerle eşit duruma getirdiği, tam bağımsızlık ve egemenliğini sağladığı için mi kötü iş yaptı?</p>
<p>“Milli Şef” sözüne çok takık olan kesimler var.</p>
<p>O devirde herkes kendisini nasıl tanımlıyor. İsmet Paşa hangi kötülüğü yaptı? İsmet Paşa Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’na sokmadığı için mi suçlu? Türkiye’yi çok partili demokrasiye geçirdiği için mi kusurlu? İsmet Paşa’ya laf söyleniyor çünkü İsmet Paşa laikliği savunuyor. İçeride rahatsızlık yaratan budur. Dışarıda Atatürk dönemi ile ilgili olarak rahatsızlık yaratan ise tam bağımsızlık. Atatürk teslimiyetçiliği reddediyor. Atatürk “Türk milletinin kararlarını, Türk milleti verir. Yabancıların baskıları ve telkinleri ile hareket edemeyiz” diyor. Yabancılar ondan rahatsız. “Kıbrıs’a çıkmayın” diyor, Ecevit çıkartma yapıyor. “Afyon ekmeyin” diyor, ekiyor. 1 Mart tezkeresini Amerikan’nın istediğinin aksine reddediyor. Ermeni Protokollerini onaylamıyor. Türkiye onların istediği birçok şeyi yapmıyor. Niye? Bunun altında bağımsızlık fikri var. Hangisi doğruysa onu yaparım, bana yabancı bir ülke böyle olacak dedi diye yapmam. Amerika ile ortak görüşlerimiz, ortak menfaatlerimiz olabilir, beraber çalışırız ama biz önce Türkiye’nin menfaatini bakarız. İşin özü bu.</p>
<p>“Kürt milliyetçiliği büyük oranda ırkçılığa varan Türk milliyetçiliğine tepkiden üremiştir” şeklinde yorumlar var. Buna katılıyor musunuz?</p>
<p>Bununla alakası yok. Bunun Birinci Dünya Savaşı yıllarına giden geçmişi var. Bu konu malesef yabancı ülkeler tarafından çok istismar edilmiştir. O devirde başta İngilizler olmak üzere, sonra başka ülkeler tarafından kendi çıkarları için istismar edilmiştir. Uğur Mumcu’nun ölümünden on yedi gün önce yazdığı bir makale var. Barzani ile İsrail ilişkilerini anlatıyor. CIA’den kaç para aldığını anlatıyor. Emperyalizm ile bu kadar içli dışlı olmuş bir yönetimse bu, bunu bir özgürlük hareketi olarak mı nitelendireceğiz? Bu doğru değilse, doğrusunu siz açıklayın.</p>
<p>CHP’nin basın özgürlüğünden yana olduğunu söylediniz. CHP’nin 1930’lı yıllardaki Matbuat Kanunu hakkında ne diyeceksiniz?</p>
<p>Atatürk demiş ki; “Basın özgürlüğünden kaynaklanan mahsurları gidermenin en etkili yolu bizatihi basın özgürlüğüdür”. Basın özgürlüğünü baskı ile önleyemezsiniz diyor. Daha fazla basın özgürlüğü vererek basını özgürleştireceksiniz. O devirde Avrupa’da sadece yedi demokratik ülke var. Bunu unutmamak lazım. Onlardan biri olan Fransa da hızla faşizme kayıyor. O devirde bunlar var. Ayrıca Türkiye’de on sekiz silahlı ayaklanma düzenlenmiş. Çoğu yabancılar tarafından kışkırtılan ayaklanmalar düzenlenmiş.</p>
<p>Mili mücadele sırasında yabancıların Adana’da bastırdıkları bir gazete var. Türklüğün mukavemetini kırmak için onu Türkiye’ye sokmak istiyorlar. Bunları engelleyince basın hürriyetini mi engellemiş oluyorsunuz? O devirde ki mütareke basınına bakın, basın özgürlüğü adı altında her yazdıkları Atatürk’e ve Milli Kurtuluş Hareketi’ne bir saldırı. O devrin şartlarını görmek lazım. Geçmişi bugünün koşulları ile değerlendirmek kolay ve doğru değildir.</p>
<p>Her dönemi kendi koşulları ile değerlendireceksiniz. Türkiye’de tek parti döneminde bunlar olurken Fransa’da Vichy yönetimi Hitler ile işbirliği yapıp, yetmiş iki bin Yahudi’yi toplama kamplarına gönderiyor. Dünyanın en çağdaş demokrasileri bütün Avrupa’da var da, Türkiye’de biraz kısıtlayıcı mı?</p>
<p>Her dönemi kendi koşullarına göre değerlendireceğiz. Peki o dönemin koşullarında oluşan bir parti ideolojisi mevcut koşullara ne kadar uyabilir?</p>
<p>Parti programı daha yeni değiştirildi. Geçmişin programlarını da dikkatte aldık, çağın gelişmeleriyle Türkiye’nin gelişmelerini de dikkate aldık. En çağdaş parti programı yapmaya çalıştık. Tüzüğü de aynı şekilde yaptık. O tüzüğün eksikleri vardı, onlar düzeltildi. Yeni bir tüzük hazırlandı. Partiler yaşayan organizmalar gibidir. Eksikleriniz varsa zaman içerisinde gayet tabii düzelteceksiniz. Çağa adım uyduracaksınız. Ama bu temel ilkelerinizi feda etmek anlamına gelmiyor.</p>
<p>CHP değişip, altı oktan başka bir eksene kayarsa yeni CHP’nin mevcut tabanının kaybedilmesi korkusundan dolayı pasif davranıyor olabilir mi?</p>
<p>CHP altı ok temelinden uzaklaşırsa başka bir parti olur. Temel ilkelerini ve geçmişini reddeden bir parti olabilir mi? Kendi partinizin geçmişiyle kavgalıysanız ve geçmişinden utanç duyuyorsanız yapacağınız iş başka bir partiye geçmektir. Kimse size CHP’li olmaya mecbur etmiyor. “Ben hem CHP’li olacağım hem de Atatürk dönemini soykırımcılık ile suçlayacağım” diyemezsiniz. Geçmişine sahip çıkmayan partilerin, geleceği de yoktur.</p>
<p>Yenilikçi, özgürlükçü sol, ulusalcı, sosyal demokrat. CHP bunlardan hangisi?</p>
<p>Partinin ne olduğu belli. Atatürk milliyetçiliğini, sosyal demokrasiyi, tam bağımsızlığı ve altı okun tümünü benimseyen bir partidir. Bu ilkeleri benimsemeyenlerin CHP’de yeri yoktur. Burası bir fikir kulübü değil. Bu partiye, parti programını okuyarak üye oluyorsunuz. Liberal bir partiye giriyorsanız liberal görüşü benimsersiniz. “Ben komünistim ama liberal partiye üye olacağım” demek akla aykırı değil mi? Parti ilkelerine sahip çıkmıyorsanız bu partiye girmeyeceksiniz. Partiye girdikten sonra partinin ilkelerini, kurucularını suçlayacaksanız bu partide yeriniz yok.</p>
<p>CHP’nin iktidar olabileceğine inanıyor musunuz?</p>
<p>Mutlaka olacak. İktidar olması için ilkelerine sahip çıkması lazım. Ecevit %42 oy aldığında Türk milleti kavramını, laikliği reddettiği için mi o kadar oy aldı? Nasıl iktidar oldu? Partinin ilkelerine sahip çıktı. “Partinin ilkelerinden ne kadar uzaklaşırsak o kadar güçlü oluruz. Geçmişin hatalarını yapmayalım. İktidar ne yapıyorsa biz de benzer şeyler yapalım ki ona oy veren bana oy versin” şeklinde düşünmek çok basit bir düşünce şekli olur. Sağlıklı bir düşünce olmaz. Aslı varken niye size oy versin? Laiklik karşıtı akımlara taviz vererek oy alırım diye düşünüyorsanız, alamazsınız. Temel ilkelerden uzaklaştığınızla kalırsınız. “Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararı hiçe sayarak türban konusunda bir açılım yapacağım” dediğiniz zaman alacağınız sonuç iktidarın istediği sonuç olur. Ama hukuka saygı göstermemiş olursunuz.</p>
<div><span style="border-collapse: collapse; color: #222222; font-family: arial, sans-serif; line-height: normal;"><span style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"><span style="display: inline;"><br />
</span></span></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2987/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aydınlık Gazetesi &#8211; 14 Aralık 2011 Kurtul Altuğ Köşe Yazısı</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2900</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2900#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2011 11:02:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2900</guid>
		<description><![CDATA[KURTUL ALTUĞ/ AB raporlarını görmeyen medya-(TAMAMI)
Uzunca bir süredir, içinde bulunmak için onca fedakârlık ettiğimiz, bir dediklerini iki etmediğimiz AB’nin yayınladığı raporları, uyarıları, medyamız görmezlikten geliyor. Ben buna “medya ihaneti” diyebilirim.
Canlı yayınlanan bir TV programımda, şimdi İstanbul milletvekili olan 40 yıllık gazeteci dostum Oktay Ekşi, Hürriyet’teki durumuyla ilgili bana şöyle diyordu: “Senin de kafana -eliyle tarif [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.aydinlikgazete.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=6440:kurtul-altu-ab-raporlarn-goermeyen-medya&amp;catid=72:kurtul-altu&amp;Itemid=120">KURTUL ALTUĞ/ AB raporlarını görmeyen medya-(TAMAMI)</a></h2>
<p>Uzunca bir süredir, içinde bulunmak için onca fedakârlık ettiğimiz, bir dediklerini iki etmediğimiz AB’nin yayınladığı raporları, uyarıları, medyamız görmezlikten geliyor. Ben buna “medya ihaneti” diyebilirim.</p>
<p>Canlı yayınlanan bir TV programımda, şimdi İstanbul milletvekili olan 40 yıllık gazeteci dostum Oktay Ekşi, Hürriyet’teki durumuyla ilgili bana şöyle diyordu: “Senin de kafana -eliyle tarif ederek- tabancayı dayasalar, ‘Şunu at, bunu yazdırma’ deseler sen ne yaparsın?”</p>
<p>Haklıydı. Onun Atatürk ilkelerine dayalı başyazıları Hürriyet’in başına işler açmıştı ve Aydın Doğan çaresiz, vergi cezaları altında ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. “Olmaz” demeyin; o koca “amiral gemisi kaptanı” eğiliyor, kayaya bindirmekten korkuyordu. Medya üzerindeki baskı ötekilere de sıçradı ve bakın şimdi ne hale geldik?</p>
<p>50 yılı aşkın gazetelerde yöneticilik, yazarlık yaptım. Ne böyle bir medyayla ne de kuzu gibi teslim olan, dansöz gibi dans eden gazetecilerle karşılaştım.</p>
<p>Anladık; medya iyi ihaleler almak için bu oyuna “Amenna” diyor. Ya o anlı şanlı başyazarlara, “basın özgürlüğü”nü kimselere bırakmayan gazetecilere ne demeli? Rahmi Turan, Uğur Dündar ve Prof. Haluk Şahin kardeşlerim gibi kalemini kıran kimse yok mu? Kalemini yalıya, lüks marka şaraplara tercih edecek gazeteciler nerede? Bunların içinde benim yetiştirdiğim günahkârları sıralasam, benim günahım da o denli büyük olur.</p>
<p><strong>Onur Öymen olmasa&#8230;</strong></p>
<p>İyi ki Onur Öymen var ve bulduğu her yerden haberi, her belgeyi gazetecilere sunuyor. İyi ki Ulusal Kanal, Aydınlık var, iyi ki internet denilen bir paylaşım aracı var. İşte size ilk örnek:<br />
“Avrupa Birliği Konseyi İşkence ile Mücadele Komitesi, 10 Kasım 2011 tarihinde hücre cezaları ile ilgili bir rapor yayınladı. Raporda bu cezanın çok istisnai hallerde ve çok kısa süreli olması, bu sürenin 14 günü geçmemesi ve mahkeme kararı ile verilmesi gerektiği belirtiliyor. Hücre cezasının tutukluların fiziki, ruhsal ve sosyal sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yaptığı ve hücre cezası çekenler arasında intihar oranlarının diğer tutuklulardan daha yüksek olduğu vurgulanıyor. Türkiye 1949 yılından beri Avrupa Konseyi üyesi ve konseyin tavsiyelerine uymaya özen göstermesi gerekiyor. Ne yazık ki Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan gibi gazeteciler ile Doğu Perinçek gibi siyasi parti liderleri, 9 ayı aşkın zamandan beri hücrede bulunuyor. Türkiye’de kendilerine yakın gördükleri kimselerin en küçük bir sorunu çıksa dünyayı ayağa kaldıran bazı Avrupalı siyasetçilerle sivil toplum örgütlerinin çoğu derin bir sessizlik içinde. Meclis’te de henüz yukarıdaki tavsiyelere uygun bir yasal düzenleme yapma girişimi yok. Özgürlükçü bir Anayasa iddiası ile harekete geçen iktidardan bu konuda ses yok. Görev muhalefete düşüyor. Acaba tarih tartışmalarını bir süre erteleyip bu gibi konulara öncelik vermek daha doğru olmaz mı?”</p>
<p><strong>İncelik gösterin!</strong></p>
<p>AB’den uyarıların ya da AİHM yargıcının sözlerinin hiç mi haber değeri yok. Bakın bakalım, yazılı ve sözlü medyaya! Bu habere kim yer vermiş?</p>
<p>Şaşıracaksınız ama AYDINLIK..</p>
<p>Bir süre önce AİHM üyesi Sayın Işıl Karakaş’ın uyarısını da yarım yamalak gördüler ve üzerinde bizden başka yorum yapan çıkmadı.</p>
<p>Oysa bu iş ana ve yavru muhalefete düşmez mi?</p>
<p>Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, bari bu inceliği gösterin. Görüyorsunuz ki demokrasilerde parlamentoların yanlış yapanlara haddini bildirmek gibi bir işlevi de var.</p>
<p>Sevgiler, saygılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2900/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen&#8217;in Barış Doster&#8217;e Verdiği Mülakat</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2877</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2877#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2011 07:29:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2877</guid>
		<description><![CDATA[Onur Öymen: “Dış Politikadaki Eksen Kayması İtibarımızı Zedeledi”
BARIŞ DOSTER
Emekli büyükelçi ve CHP eski milletvekili Onur Öymen, Türk dış politikasındaki eksen kaymasının ülkemizin itibarına ve ciddiyetine gölge düşürdüğünü söyledi. Diplomaside yalpalayan bir ülkenin, dünyada inandırıcı olamayacağını vurgulayan Öymen’le Türk dış politikasının son yıllardaki durumunu konuştuk.
Yakın zamana dek Türk dış politikasında eksen kayması üzerine çok fazla tartışma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Onur Öymen: “Dış Politikadaki Eksen Kayması İtibarımızı Zedeledi”</strong></p>
<p><strong>BARIŞ DOSTER</strong></p>
<p>Emekli büyükelçi ve CHP eski milletvekili Onur Öymen, Türk dış politikasındaki eksen kaymasının ülkemizin itibarına ve ciddiyetine gölge düşürdüğünü söyledi. Diplomaside yalpalayan bir ülkenin, dünyada inandırıcı olamayacağını vurgulayan Öymen’le Türk dış politikasının son yıllardaki durumunu konuştuk.</p>
<p><strong>Yakın zamana dek Türk dış politikasında eksen kayması üzerine çok fazla tartışma yapıldı. Hatta bu konuda birkaç kitap da çıktı. Siz uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmış, müsteşarlığa kadar yükselmiş deneyimli bir diplomatsınız. CHP’de de genel merkez düzeyinde dış politikadan sorumlu isimdiniz. Sizce Türk dış politikasının ekseni kaydı mı? </strong></p>
<p>Evet, Türk dış politikasında eksen kayması en ciddi sıkıntılardan biri olarak öne çıkıyor. Çünkü dış politikanın özelliği sürekli ve tutarlı olmasıdır. Bir ülke bu alanda zik zaklar çizer, farklı temel yaklaşımlara yönelirse, dünyada itibarı ve inandırıcılığı kalmaz. Tüm diğer ciddi ülkeler gibi bizim dış politikamızın da belli parametreleri vardır. Bunların başında da ulusal bağımsızlık ilkesi gelir. Bu ilkeyle bağdaşmayan adımlar söz konusu olursa, eksen kayması var demektir. Ulusal çıkarların ön planda olması gerekir. Her ülke için geçerlidir bu.</p>
<p>Daha 1856 yılında İngiltere Başbakanı Lord Palmerston, <strong>“İngiltere’nin dost ve düşmanları yoktur,  değişmez çıkarları vardır”</strong> demiş. Bütün dünya ülkeleri bu doğrultuda kendi çıkarlarını korumak için çalışırlar. Bu çıkarların başında da güvenlik çıkarları gelir. Zira dış politikanın birinci hedefi ülkenin güvenliğini sağlamaktır. Bunun yolu da ülke güvenliğine yönelik tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesidir. Ülkemizde tüm hükümetler, AKP iktidarına gelinceye kadar, bu doğrultuda çalışmış, tehdit unsuru olan kaynaklarla mücadele etmişlerdir. Bunların başında da PKK terör örgütü gelir.</p>
<p>PKK’nın merkezinin Suriye’de olduğu, Öcalan’ın Şam’da bulunduğu dönemlerde, PKK kampları Suriye’nin denetimindeki Bekaa Vadisi’ndeyken Türkiye çok kuvvetli diplomatik girişimler yaparak Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasını ve kampların kapatılmasını sağlamıştı. Terör örgütü PKK’nın merkezi Kuzey Irak’a geçtikten sonra da yine Türkiye’nin diplomatik girişimleriyle Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin PKK ile silahlı mücadele içinde bulunması sağlanmıştı. Ve gerektiğinde Türkiye sınır ötesi kara harekâtları yaparak PKK’yı fiilen bitirme noktasına getirmişti. Şimdi bu politikalardan bir sapma olduğu görülüyor. Ne Irak Hükümeti, ne Barzani, ne de ABD nezdinde sonuç alıcı diplomatik girişimler yapılamıyor. Sınır ötesi kara operasyonları da fiilen gerçekleştirilemiyor.</p>
<p><strong>Kuzey Irak konusunda adım atabilir mi hükümet?</strong></p>
<p>Türkiye’nin öncelikle Irak’ı diplomatik alanda ikna etmesi gerekir. Zira Irak anayasasının 7. maddesine ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1618 sayılı kararına göre; Irak hükümetinin topraklarında komşu ülkelere saldıran bir terör örgütünü barındırmaması gerekir. Türkiye bunu yapamamıştır.</p>
<p><strong>Kıbrıs konusunda da hükümet kurumlaşmış dış politikayı uzun süre uygulamadı. İktidara geldiğinde “Herkesten bir adım önde olacağız” dedi, sonrasında Annan Planı’nı destekledi. Kamuoyu önünde KKTC kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı eleştirdi. Şimdi ise Denktaş çizgisine döndüğü yönünde izlenim veriyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?</strong></p>
<p>Dış politikada sapmanın açıkça görüldüğü alanlardan biridir Kıbrıs politikası. Hükümet yaklaşık 40 yıldan beri sürdürülen temel çizgiden sapmış, 30 yıl boyunca yanlış politikalar izlendiğini söylemiştir. Çözümsüzlüğün sorumluluğunu da Kıbrıs Rumlarına değil Kıbrıs Türklerinin lideri Rauf Denktaş’a yüklemeye kalkışmıştır. Kıbrıslı Türkler ve Türkiye açısından çok ciddi sakıncalar içermesine karşın Annan Planı’nı desteklemiştir. Tüm bu taviz veren yaklaşımlara rağmen Kıbrıs meselesi çözülememiştir ve hükümet sonunda esas sorunun Rumların uzlaşmaz politikası olduğunu görmeye başlamıştır. Ama bu iniş çıkışlar Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki kararlı ve istikrarlı çizgisine zarar vermiştir.</p>
<p>Hükümet ayrıca, Kıbrıs meselesinin çözümünün Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine bağlanması yolundaki telkinlere de başlangıçta itibar etmiştir. Ama gelinen noktada nihayet Türkiye’nin AB üyeliğinin Kıbrıs dışındaki nedenlerden kaynaklandığı görülmüştür.</p>
<p><strong>Ermenistan açılımı, Azerbaycan’la aramızı açmaktan başka ne işe yaradı? Hatta Ermenistan Cumhurbaşkanı Ermeni gençlere, “Dağlık Karabağ’ı biz aldık, Ağrı’yı almak da sizin hedefiniz olmalı” dedi.</strong></p>
<p>Ermenistan konusunda tek taraflı taviz vermek anlamına gelecek şekilde protokollerin imzalanması yanlıştı. Türkiye’nin Yukarı Karabağ konusundaki kararlı tutumundan vazgeçileceği yönünde bir izlenim uyandırılmış oldu. Bunun Azerbaycan ile ilişkileri zedeleyeceği görülünce de geri adım atıldı.</p>
<p><strong>Patrikhanenin Lozan ile bağdaşmayan söylemleri ve adeta devlet içinde devlet olma hesapları yapmasına ne diyorsunuz?</strong></p>
<p>Patrikhanenin Lozan Antlaşması ile bağdaşmayan taleplerine sıcak yaklaşılacağı izlenimi verildi. Ancak bu konuda da somut adım atılamayacağı görüldü. Sonuçta bütün bunlar Türkiye’nin dış politikasında bir eksen kayması anlamına geliyor. Sıfır sorun politikasının hiçbir anlam taşımadığı, uygulama şansı olmadığı ve ülkemizin itibarını düşürdüğü anlaşıldı.</p>
<p><strong>Hükümetin Ortadoğu politikasının “Arap Baharı” ile bir ilişkisi var mı?</strong></p>
<p>Önceleri Ortadoğu’nun otoriter rejimleriyle çok yakın ilişkiler kurulmuş, vize muafiyeti anlaşmaları yapılmış, çok duyarlı olunan su konusunda bile tavizler verilmişti. Fakat daha sonra Batı ülkelerinin tutumundan da etkilenen hükümet, Ortadoğu ülkeleriyle ilişkileri kopma noktasına getirdi. Ve “insan hakları” adına Suriye gibi ülkelere baskı yapmak yönünde bir yaklaşımı benimsedi. Buna karşılık, halkın özgürlük için sokağa dökülmediği bazı Ortadoğu ülkelerindeki baskıcı rejimlere karşı hiçbir tepki gösterilmedi. Bütün bunlar yalnız eksen kaymasının değil aynı zamanda bir tutarsızlığın ve istikrarsızlığın da işaretidir. Dış politika gündelik esen rüzgârlara göre siyaset oluşturulacak bir alan değildir. Türkiye gibi ciddi ülkelerin ilkeli politikalar izlemesi gerekir.</p>
<p><strong>Hükümetin Libya politikasın nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Libya konusunda tutarsız bir politika izlenmiştir. Önce Birleşmiş Milletler’in Libya’da sivil halkın hükümet güçleri tarafından öldürülmesinin önlenmesini öngören kararına destek olunmuştur. Daha sonra bu kararın NATO tarafından uygulanması fikrine karşı çıkılmıştır. İngiltere ve Fransa’nın öncülüğünde operasyonlar başlayınca Türkiye devre dışı kalmıştır. Adından NATO öncülüğünde operasyon fikrine destek verilmiş, ancak bu arada Libya Lideri Kaddafi ile ilişkiler kesilmemiş ve başka ülkelerin Kaddafi ile temaslarına Türkiye aracılık etmiştir. O dönemde Bingazi’deki direnişçiler Türkiye’ye karşı hayal kırıklığı içinde protesto gösterilerinde bulunmuşlardır. Türkiye bundan sonra Libyalı muhaliflerle işbirliği yapmaya başlamıştır. Sonunda da ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamamıştır. Bu inişli çıkışlı siyaset, ne ülkemizin siyasi çıkarlarına ne de iktisadi çıkarlarına hizmet etmiştir. Türkiye bugün Libya konusunda ağırlığı olan ülkelerden biri konumunda değildir.</p>
<p>Libya’daki muhaliflerle Bahreyn’de temas eden dışişleri bakanı Bahreyn’deki özgürlük hareketlerinin temsilcisi olanlarla görüşmemiştir. Aynı şekilde Yemen’de özgürlük için mücadele edenlere de Türkiye’nin güçlü destek verdiği duyulmamıştır. Bütün bunlar Türkiye’nin çifte standart uyguladığı izlenimi doğurmuştur.</p>
<p><strong>Suriye konusunda da Libya’da olduğu gibi keskin bir U dönüşü söz konusu olmadı mı? Ortak bakanlar kurulu topluyorken, karşılıklı vizeleri kaldırmışken, şimdi ilişkiler hayli gerildi. </strong></p>
<p>Suriye ile yakın zaman öncesine kadar çok yakın ilişkiler kurulmuştu. Hatta Dicle Nehri’nin sularından Suriye’ye yılda 1 milyar 250 milyon metre küp su verecek anlaşmalar yapılmıştı, muhalefetin tüm itirazlarına rağmen. Bu anlaşmalar Suriye’de ayaklanmalar başladıktan sonra ve TBMM tatile girmeden hemen önce onaylanmıştı. Daha sonra Türkiye adeta Batı dünyasının temsilcisi gibi rol üstlendi. Batı ülkelerinden daha çok tehditkâr bir üslupla Suriye’ye baskı yapmaya çalıştı. Ancak bu baskılar da sonuç vermedi. Bu arada Türkiye’nin Suriye’ye yönelik tutumu İran’la ilişkilerimizi de zedeleyebilecek boyuta ulaştı. Çünkü İran’ın Suriye ile özellikle Lübnan ve Hizbullah örgütü bağlamında çok yakın ilişkileri vardır. Ve Türkiye’nin Suriye’deki rejimi devirme yolundaki çabaları İran’ı rahatsız etmiştir.</p>
<p><strong>Türkiye &#8211; İran ilişkileri nasıl bir seyir izliyor?</strong></p>
<p>İran ile başlangıçta çok yakın ilişkiler kurulmuştu. İran’ın nükleer projesi konusunda Brezilya ile birlikte arabuluculuk girişimlerine soyunulmuştu. Ancak bu çabalarımız da sonuçsuz kalmıştır. Füze kalkanının radar bölümünün Türkiye’ye yerleştirilmesi Türkiye açısından olumsuz bir durumdur. Çünkü İran bu projeyi kendi güvenliği için ciddi bir tehdit saymaktadır. Radar üssü ülkemizde konuşlandığında bunun Türk – İran ilişkileri üzerinde çok olumsuz etkiler yapması beklenebilir. İran bunu kendine yönelik bir tehdit gibi yorumlar. Olası bir çatışma halinde bu radarlar İran füzelerinin ilk hedefi olabilirler.</p>
<p><strong>Türkiye, füze kalkanı konusunda nasıl bir siyaset izlemeliydi?</strong></p>
<p>Bizim önerimiz öteden beri milli bir füzesavar sistemi kurulmasıydı. Başka ülkelerden gelecek tehdide karşı da Türkiye’nin kendi kontrolünde füze savunma sistemine ihtiyacı vardır. Hükümetin kabul ettiği füze savunma sisteminde ise sistem bir NATO sistemi olacak ve bu radarları, füzeleri kullanmak için NATO komutanlarına bir yetki verilecektir. Ancak, karşı taraf bir füze attıktan sonra toplanıp “Ne yapsak?” diye bir karar vermeye zamanı olmayacaktır Türkiye’nin. ABD Savunma Bakanı Robert Gates 2010 yılı Şubat ayında Türkiye’ye gelerek Türkiye’ye bu radarların konuşlandırılmasında baskı yapmıştı. Bu durum Wikileaks belgelerine de sızdı. Bu radarları Çek Cumhuriyeti&#8217;ne füzeleri de Polonya’ya koyacaklardı. O ülkelerden ve Rusya’dan tepki gelince vazgeçtiler, şimdi Türkiye’ye koyuyorlar. Bir taraftan İsrail’le ilişkileri en alt düzeye indirirken, füze kalkanı radarlarından çıkan bilgiler doğrudan veya ABD üzerinden İsrail’e ulaşacaksa, bu biraz düşünülecek bir konudur.</p>
<p><strong>Türkiye – İsrail ilişkilerindeki son bunalımı ve ilişkilerin asgari düzeye indirilmesini nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>Türkiye uzun yıllardan beri bölgedeki İslam ülkeleriyle ilişkilerini de İsrail’le ilişkilerini de dengeli biçimde yürütmüş bir devlettir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin İsrail’e yönelik kararlarına destek olarak meşru bir zeminde kalmıştır. Ancak son zamanlarda, Avrupa Birliği’nin bir terör örgütü olarak kabul ettiği Hamas ile yakın ilişkiler kurmuş, adeta Hamas’ın sözcülüğüne soyunmuştur. İsrail’in Gazze’yi bombardıman etmesine Türkiye’nin güçlü tepki göstermesi ne kadar doğru bir tutum ise uluslararası toplantılarda İsrail cumhurbaşkanına karşı hakaret edici bir dil kullanması da o kadar doğru olmayan bir tutumdur. Diplomaside çok ağır eleştirileri hakaret etmeden dile getirmek mümkündür.</p>
<p>Mavi Marmara gemisi baskınına gelince, İsrail’in tehditkâr söylemlerinin bilinmesine rağmen, açık denize çıkma yeteneği olmayan bir geminin üstelik de içinde kadınlar ve çocuklar olduğu halde İsrail sularına gönderilmesine izin verilmiştir. İsrail’in Mavi Marmara gemisine saldırısı hiçbir şekilde mazur görülemez, gösterilemez. Türkiye bu konudaki tepkisini ve beklentilerini TBMM’de açıklamıştır. Ancak Türkiye’nin beklentilerinin aksine İsrail özür dilemeye yanaşmamıştır. Bütün bu gelişmeler Türkiye &#8211; İsrail ilişkilerini tamiri güç bir mecraya sürüklemiştir.</p>
<p>Aynı dönemde Yunanistan kendi limanlarından Gazze’ye bir yardım filosunun hareketini engellemiş ve İsrail ile stratejik işbirliği kurmuştur, ortak askeri tatbikatlar yapmıştır. Bunun sonucunda bölgede Türkiye, Yunanistan ve İsrail arasındaki stratejik denge Yunanistan lehine Türkiye aleyhine bozulmuştur. Diplomaside atılan her adımın sonuçlarının önceden düşünülmesi gerekir. Hükümet etmek ileriyi görmek demektir.</p>
<p><strong>Yunanistan’la ilişkilerimiz ne durumda?</strong></p>
<p>Müspet yönde hiçbir gelişme yok. En basit konularda bile Atina kendi tutumundan vazgeçmiyor. Mevcut hükümet zamanında ne kıta sahanlığı, ne kara suları, ne hava sahası, ne adaların antlaşmalara aykırı olarak silahlandırılması, ne de Batı Trakya ve 12 Adalarda yaşayan soydaşlarımızın durumunda ilerleme olmadı. Atina’daki Osmanlı camisinin hizmete açılması bile sağlanamadı. Yunanistan ile ilişkiler sıfır sorun politikasının ne kadar ciddiyetten uzak olduğunun somut göstergelerinden biridir.</p>
<p><strong>Somali’ye yapılan yardım konusunda neler düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Açlık insan yaşamını tehdit eden en büyük tehlikedir. Her yıl açlıktan 5 milyon kişi ölüyor. Açlıkla mücadele bütün ülkeler gibi Türkiye’nin de görevidir. Yalnız bu görevi yerine getirirken dini, etnik, bölgesel ayrım yapmamak gerekir. Somali kıtlığın, açlığın en kuvvetli vurduğu bölgelerden biridir. Son 3 ayda 29 bin çocuk açlıktan ölmüş. O bakımdan Türkiye’nin uluslararası toplumla birlikte Somali’ye yardım kampanyalarında aktif rol oynaması doğrudur. Ancak bunun, sadece Türkiye’nin meselesiymiş gibi bir izlenim uyandırması doğru değildir. Türkiye’nin, kendisinden çok daha zengin ülkelerden daha fazla katkıda bulunarak, ülkenin ekonomik imkânlarını zorlayarak bir siyasi tavır içine girmesi dünyada farklı biçimde yorumlanabilir. Zira Somali’de açlığın en fazla etkilediği bölge İslami terör örgütü El Şebab’ın denetimindeki güney Somali’dir. Bu bölgedeki isyancılar uluslararası yardım faaliyetlerini ve yardımın açlık çeken insanlara ulaşmasını engellemektedir. Özellikle de, Hristiyan oldukları gerekçesiyle bazı batılı yardım örgütlerinin temsilcilerine saldırmakta, bazen de onlardan rüşvet istemektedir. Somali’de açlığın önlenmesinin etkili yollarından biri orada güvenliğin ve iç istikrarın sağlanmasıdır. Bu görev de Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği Teşkilatı’na düşmektedir.</p>
<p><strong>Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerde bir soğuma söz konusu mu?</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’yle ilişkilerde tıkanma noktasına gelindi. 2005 yılında başlayan üyelik müzakereleri bir yılı aşkın zamandan beri fiilen donmuştur. Tek bir müzakere başlığı bile açılamamaktadır. Ve bunun sadece Kıbrıs’a bağlanması yanlıştır. Çünkü örneğin Fransa, Kıbrıs ile hiç ilgisi olmayan konuları sırf Türkiye’yi tam üyeliğe götürebileceği gerekçesiyle veto etmektedir. Türkiye bugüne kadar üyelik müzakere başlıklarından sadece 13 tanesini açabilmiştir. 18 başlık şu veya bu nedenle veto edilmiştir. Oysa Türkiye ile müzakerelere aynı gün başlayan Hırvatistan bütün müzakereleri bitirmiş ve önümüzdeki yıl tam üyeliğe hazır hale gelmiştir. Almanya ve Fransa gibi ülkelerin Türkiye’nin üyeliğini engellemelerinin iki temel nedeni vardır.</p>
<p>Bunlardan birincisi Türkiye’nin üyeliğinin Avrupa’daki büyük devletler arasındaki dengeyi değiştirecek olmasıdır. Çünkü AB içinde oylamalar ülkelerin nüfus ağırlığına göre yapıldığından Türkiye bütün oylamalarda Almanya’dan sonra en ağırlıklı ülke olacaktır. İkinci olarak da AB’de geçerli sisteme göre; Türkiye AB üyesi olması halinde yılda 27 milyar euro katkı alacaktır. Oysa AB bütçesinde böyle bir kaynak yoktur. Bütçenin tavanının yükseltilmemesi konusunda görüş birliği vardır. Bu paranın Türkiye’ye verilebilmesi, diğer ülkelere yapılan katkıların kesilmesiyle mümkün olabilir ve hiçbir ülke kendi payından fedakârlıkta bulunmak istememektedir.</p>
<p><strong>Büyük Ortadoğu Projesi hakkında neler düşünüyorsunuz? </strong></p>
<p>Bu ölü doğmuş bir proje. Obama yönetimi bile buna sahip çıkmıyor. Proje gerçekçi bir zemine oturmamaktaydı. Otoriter hükümetlerin yardımıyla demokratik yönetimlerin kurulması gibi çelişkili bir hedefi vardı. Halkı Müslüman olan ülkelerde laiklik olmadan demokrasi olmayacağı anlayışını benimsemiyordu. Tek kelimeyle bile laiklikten söz etmiyordu. Daha başından itibaren başarısızlığa mahkûm olan bu projeye Türkiye’nin destek olması, hatta eş başkanlığını üstlenmesi bir hataydı.</p>
<p><strong>Türkiye Avrasya’daki gelişmeleri yeterince değerlendirebiliyor mu?</strong></p>
<p>Avrasya bölgesindeki ülkelerle ilişkilerde başlangıçta sağlanan ivme sürdürülemedi. Bu bölgelere siyasi açıdan, demokratikleşme açısından, kalkınma açısından öncülük etmesi beklenen Türkiye’nin etkinliği beklenen düzeye yükselemedi. Hükümet daha çok Ortadoğu ülkelerine ağırlık verdiği için Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleriyle ilişkileri ikinci plana bıraktı. Bu ülkeler arasında en yakın ilişki sürdürdüğümüz Azerbaycan ile ilişkiler bile Türkiye’nin Ermenistan konusundaki hatalı tutumu nedeniyle gölgelendi. Rusya, Gürcistan, Suriye gibi ülkelerle vize muafiyeti anlaşması imzalayan Türkiye, Azerbaycan ile böyle bir anlaşma yapamadı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2877/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen&#8217;in Cumhuriyet Gazetesi&#8217;ne Kıbrıs İle İlgili Yazdığı Makale-21 Şubat 2011</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2794</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2794#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Feb 2011 19:27:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2794</guid>
		<description><![CDATA[KIBRIS, KIBRIS
Tek taraflı tavizlere karşı çıkan Rauf Denktaş’ı çözümün engeli sayan, Rumların sorumluluğunu görmeden çözümsüzlüğün suçunu geçmiş Türk hükümetlerine yükleyen Başbakan’ın bu defa Kıbrıs Türk halkının tamamının gururunu incitecek sözler söylemesi çok yanlış olmuş, ölçüyü aşmış ve milli Kıbrıs davamıza zarar vermiştir. Bu sözler en çok Kıbrıslı Rumları ve destekleyicilerini sevindirmiştir.
Uluslararası ilişkilerde en eski kurallardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KIBRIS, KIBRIS</strong></p>
<p>Tek taraflı tavizlere karşı çıkan Rauf Denktaş’ı çözümün engeli sayan, Rumların sorumluluğunu görmeden çözümsüzlüğün suçunu geçmiş Türk hükümetlerine yükleyen Başbakan’ın bu defa Kıbrıs Türk halkının tamamının gururunu incitecek sözler söylemesi çok yanlış olmuş, ölçüyü aşmış ve milli Kıbrıs davamıza zarar vermiştir. Bu sözler en çok Kıbrıslı Rumları ve destekleyicilerini sevindirmiştir.</p>
<p>Uluslararası ilişkilerde en eski kurallardan biri böl ve hükmet kuralıdır. Kıbrıs’ta Rumların ve onları destekleyenlerin başından beri izledikleri politika Kıbrıslı Türklerle Türkiye’nin arasını açmaya çalışmaktır.</p>
<p>Ne yazık ki, Rumlar uzlaşma yolunu seçmemişlerdir. <strong>Makarios </strong>Rumlara tek bir hedef göstermiştir:<strong> “Uzun vadeli mücadele.” </strong>İşte bu mücadelenin yöntemlerinden biri de böl ve hükmet yöntemidir.</p>
<p>1963 yılında Türklere saldıran Rumlar, onları yalnız devlet yönetiminden değil, evlerinden ve köylerinden de uzaklaştırmışlardı. Türkiye o zor koşullarda Kıbrıslı Türklere destek olmuş ve Kıbrıs’ı daima bir milli dava olarak görmüştür. Bu Rumları ve destekleyicilerini çok rahatsız etmiştir.</p>
<p><strong>Türkiye Kıbrıs Harekâtı</strong></p>
<p>Rumlar 1974 yılının yazında Magosa yakınındaki Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerine saldırıp orada yaşayan bebeklerden yaşlılara kadar bütün Türkleri katletmişlerdi. Bu saldırılar Türkiye’nin Kıbrıs Harekâtı’nın anlamını ve değerini göstermeye yeter. Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğu Türkiye’nin Barış Harekâtı’nı coşkuyla karşılamış ve Anavatan saydıkları Türkiye’ye sarsılmaz bağlarla bağlanmışlardır.</p>
<p>Türkiye’nin Kıbrıs Harekâtı’nın iki temel hedefi vardı: Adadaki soydaşlarımızın can ve mal güvenliğini korumak ve Kuzey Kıbrıs’ta demokratik bir yapının oluşumuna katkıda bulunmak. İki hedef de başarıyla gerçekleştirilmiştir. Kıbrıs Türk halkı demokratik devlet yapısına kavuşmuştur. Bugün Kuzey Kıbrıs’ta adil seçimle gelmiş bir parlamento ve hükümet, özgür basın, tarafsız yargı, bağımsız sendikalar ve laik devlet düzeni vardır. KKTC’de ölüm cezası hiç olmamıştır. Siyasi mahkûm yoktur.</p>
<p>Tutuklu gazeteci, öğretim üyesi, sendikacı, siyaset adamı ve subay bulunmamaktadır.</p>
<p>Bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi KKTC’de de sayıları çok az da olsa, aykırı görüşte olanlar çıkmıştır. Bunlar arasında, evvelce baskıcı sömürge yönetimine göstermedikleri tepkileri kendilerine güvenlik ve özgürlük getiren Türkiye’ye gösterenlere rastlanmıştır. Ama bu aykırılıklar her zaman Kıbrıs Türk halkının büyük çoğunluğu tarafından tepkiyle karşılanmıştır.</p>
<p>Bu defa yapılan bir gösteride Türkiye aleyhinde hiçbir şekilde kabul edilemeyecek yakışıksız sözler söyleyen ve pankartlar açanların Türkiye’yle Kıbrıs Türkleri arasındaki güçlü bağları zedelemeye çalıştıkları açıktır. Türkiye şimdiye kadar bu oyunlara gelmemiştir.</p>
<p>Türkiye kendi olanaklarının çok sınırlı olduğu dönemlerde bile Kıbrıs Türklerine ihtiyacı olan katkıyı sağlamaktan kaçınmamıştı.</p>
<p><strong>Otomatik telefon sistemi</strong></p>
<p>Türkiye, haksız ambargolar altında yaşayan Kıbrıslı Türklerin, Rumların yaşam düzeyinin gerisinde bırakılmaması için bu katkıları başından beri severek yapmıştır.</p>
<p>Otomatik telefon sisteminin Türkiye’den önce Kıbrıs’a kurulmasının sebebi de buydu. Güney Kıbrıs’ta asgari ücret 840, Yunanistan’da 740, Türkiye’de ise 380 Avro’dur. O bakımdan Kıbrıslı Türklerin maaşlarını, geçim düzeylerini Türkiye’yle değil Rumlarla kıyaslamak daha doğrudur.</p>
<p>Dünyanın en zengin 16. ülkesi olan Türkiye’de, izlenen yanlış politikaların sonucunda kamu çalışanlarının bütçeden aldıkları pay çağdaş ülkelerin çok gerisinde kalmışsa bunun sorumlusu Kıbrıs Türkleri değildir. Türkiye’nin 2011 yılında bütçeden KKTC’ye hibe olarak vereceği miktar 430 milyon TL’den ibarettir. Bunun 185 milyonu savunma, 175 milyonu altyapı projelerine ayrılmıştır.</p>
<p>Kamu sektörüne verilecek katkı ise kredidir ve sadece 375 milyon TL’dir. Bu miktar Türkiye’nin 2011 yılı bütçesinin kamu idareleri tahsisatının binde 1.3’üdür.</p>
<p>Bu kadar mütevazı bir katkıyı abartmak, Kıbrıslı Türk devlet memurlarını besleme olarak nitelendirmek kaşıkla verip sapıyla göz çıkartmak gibi olmuştur. Tek taraflı tavizlere karşı çıkan <strong>Rauf Denktaş</strong>’ı çözümün engeli sayan, Rumların sorumluluğunu görmeden çözümsüzlüğün suçunu geçmiş Türk hükümetlerine yükleyen Başbakan’ın bu defa Kıbrıs Türk halkının tamamının gururunu incitecek sözler söylemesi çok yanlış olmuş, ölçüyü aşmış ve milli Kıbrıs davamıza zarar vermiştir. Bu sözler en çok Kıbrıslı Rumları ve destekleyicilerini sevindirmiştir.</p>
<p><strong>Onur Öymen</strong> <em>CHP Bursa Milletvekili</em></p>
<p>21 Şubat 2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2794/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen’in Cumhuriyet Gazetesi’ne Mısır ve Kıbrıs İle İlgili Mülakat -06 Şubat 2011</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2780</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2780#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 18:18:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2780</guid>
		<description><![CDATA[CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen’in Cumhuriyet Gazetesi’ne Mısır ve Kıbrıs İle İlgili Mülakat
06 Şubat 2011
‘Hazin ama şaşırtıcı değil’
BAHADIR SELİM DİLEK
ANKARA &#8211; CHP Bursa Milletvekili emekli Büyükelçi Onur Öymen, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, “Müslüman Kardeşler devlete ve kamu düzenine sahip çıkmalı” sözlerine, “Hazindir ama şaşırtıcı değildir” diyerek tepki gösterdi. Öymen, “Birtakım dini unsurları başka ülkelerin siyasetine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen’in Cumhuriyet Gazetesi’ne Mısır ve Kıbrıs İle İlgili Mülakat</p>
<p>06 Şubat 2011</p>
<p>‘Hazin ama şaşırtıcı değil’</p>
<p>BAHADIR SELİM DİLEK</p>
<p>ANKARA &#8211; CHP Bursa Milletvekili emekli Büyükelçi Onur Öymen, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, “Müslüman Kardeşler devlete ve kamu düzenine sahip çıkmalı” sözlerine, “Hazindir ama şaşırtıcı değildir” diyerek tepki gösterdi. Öymen, “Birtakım dini unsurları başka ülkelerin siyasetine yön verecek tarzda teşvik etmek Türkiye’nin işi değildir. Türkiye’nin kendisi laik olan bir ülke; başka bir ülkede dini grupların devlete yön vermesinin savunuculuğunu yapamaz” dedi.</p>
<p>Öymen, Davutoğlu’nun Müslüman Kardeşler’e ilişkin verdiği mesajlar ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs Türkleri’ne ilişkin “besleme” tanımlamasını şöyle değerlendirdi:</p>
<p>Türkiye başka ülkelerin içişlerine karışmamalı</p>
<p>- Sayın Davutoğlu’nun bunları söylemesi aslında hazindir ama şaşırtıcı değildir. Bir kere, Lübnan’da yaptığı gibi, Türkiye başka ülkelerin içişlerine karışma yoluna gitmemelidir. Mısır’ın kimler tarafından nasıl yönetileceğine Mısır halkı karar verecektir.</p>
<p>- Mısır’daki şu veya bu siyasi grubun, partinin, dini grubun savunuculuğunu, sözcülüğünü yapmak Türkiye’nin işi değildir. Zaten, AKP hükümeti, Filistin’de de Müslüman Kardeşlerin bir uzantısı olduğunu açıkça tüzüğüne yazan, Hamas örgütünü desteklemekte, onun sözcülüğünü yapacağını söylemektedir. Ortadoğu’da barışın, huzurun, istikrarın yerleşmesi için Türkiye’nin çaba göstermesi ne kadar doğruysa, bence o ülkeleri hangi partilerin hangi grubun idare edeceğini telkin etmeye çalışmak da o kadar yanlıştır.</p>
<p>Laik bir ülke, dini grupların devlete yön vermesini savunamaz</p>
<p>- Mısır halkı kendi özgür iradesiyle geleceğini bulacaktır. Birtakım dini unsurları başka ülkelerin siyasetine yön verecek tarzda teşvik etmek Türkiye’nin işi değildir. Türkiye’nin kendisi laik olan bir ülke; başka bir ülkede dini grupların devlete yön vermesinin savunuculuğunu yapamaz.</p>
<p>- Yani, yarın kendileri de Türkiye’de Müslüman Kardeşlerin ülküsünü benimserlerse ona da hiç şaşırmayın. Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerinin iç politikasına bu derece karışması son derece rahatsızlık vericidir. Yarın öbür gün bu ülkelerden daha kuvvetli tepki de gelebilir.</p>
<p>‘Beyrut’ta hükümet kurmak sizin işiniz mi?’</p>
<p>- Mısır’ı hangi siyasi grubun, hangi dini grubun yöneteceğini telkin etmek sizin göreviniz mi? Bırakın o ülkenin halkı karar versin. Mısır meydanına 1 milyon kişi toplandıysa AKP bize yol göstersin diye mi toplandı?</p>
<p>- Çok vahim bir gidiş içindeyiz. Hele bir de böyle anayasa değişikliği yapıp başkanlık sistemi gelirse, siz artık düşünün sonucunu.</p>
<p>Çok ayıp şeyler bunlar</p>
<p>- Şimdi her ülkede aykırı, hiçbir zaman kabul edemeyeceğimiz sesler çıkabilir. Kuzey Kıbrıs da demokratik bir ülkedir. Başka demokratik ülkelerdeki her tepki karşısında Türkiye bu tavrı sergiliyor mu? Ama biz de tasvip etmiyoruz bu tip, böyle Türk halkını incitici sözlerin, sloganların söylenmesini; bizim için de çok üzücüdür. Bir Başbakan’a düşen buna bakarak bütün Kıbrıslı Türkleri incitecek, onların aldığı maaşı filan dile getirecek bir tavır sergilemek değildir. Baştan aşağı yanlışlıklar yapıyorlar bence&#8230;</p>
<p>- Kıbrıs halkının büyük çoğunluğu Türkiye’ye yürekten bağlıdır. O insanların bu aykırı sesleri paylaşmadığını düşündüğümüzü söylemek Türkiye için çok olgun bir jest olur, bir karşılık olurdu. Kaşıkla verip sapıyla gözünü çıkartmamak lazım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2780/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen&#8217;in Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde &#8216;FÜZE KALKANI&#8217; Meselesi İle İlgili Yayımlanan Makalesi-18 Kasım 2010</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2735</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2735#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Nov 2010 10:02:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2735</guid>
		<description><![CDATA[
19- 20 Kasım 2010 tarihlerinde Lizbon’da yapılacak NATO zirvesinin gündeminde Türkiye’nin güvenlik çıkarları açısından büyük önem taşıyan iki konu yer almaktadır. Bunlardan biri ‘Füze Kalkanı Projesi’, diğeri de NATO’nun yeni Stratejik Konseptidir.
Füze kalkanı konusunda 2006 yılından itibaren ABD ile Polonya ve Çek Cumhuriyeti arasında yoğun görüşmeler yapılmıştır. O zaman öngörülen proje böyle bir sistemin radarlarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>19- 20 Kasım 2010 tarihlerinde Lizbon’da yapılacak NATO zirvesinin gündeminde Türkiye’nin güvenlik çıkarları açısından büyük önem taşıyan iki konu yer almaktadır. Bunlardan biri <strong>‘Füze Kalkanı Projesi’</strong>, diğeri de NATO’nun yeni Stratejik Konseptidir.</p>
<p>Füze kalkanı konusunda 2006 yılından itibaren ABD ile Polonya ve Çek Cumhuriyeti arasında yoğun görüşmeler yapılmıştır. O zaman öngörülen proje böyle bir sistemin radarlarının Çek Cumhuriyeti’nde, füzelerinin ise Polonya’da yerleştirilmesiydi. Bu sistemin esas olarak İran’dan ve Kuzey Kore’den gelebilecek bir füze saldırısını önlemek için düşünüldüğü açıklanmıştı. O tarihteki Rusya Cumhurbaşkanı <strong>Putin</strong> bu projeye şiddetle itiraz etmiş, Almanya da Doğu Avrupa ülkelerine böyle sistemlerin yerleştirilmesi düşüncesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmişti. Polonya halkının büyük çoğunluğu da füze kalkanının topraklarına yerleştirilmesine karşı çıkmıştı. Daha sonra bu projeden vazgeçildi.<br />
<strong><br />
</strong></p>
<p><strong>AKP hükümetinin tutumu</strong></p>
<p>Öyle anlaşılıyor ki şimdiki proje füze kalkanının radar tesislerinin Türkiye’ye yerleştirilmesi, füzelerin ise denizdeki savaş gemilerinden fırlatılmasıdır. NATO şemsiyesi altında böyle bir sistemin ülkemize yerleştirilmesine AKP hükümeti, bu projeye, İran’ın ve Türk kamuoyunun tepkisini yumuşatmak için dile getirdiği bazı koşulların kabulü halinde razı olacağı izlenimini vermiştir. Oysa esas sorulması gereken soru bu sistemin kullanılmasında Türkiye’nin rolünün ne olacağıdır. Tetikte kimin parmağı olacaktır? Ülkemizi hedefleyen bir saldırı halinde bu sistemin kullanılacağının garantisi var mıdır? Türkiye sistemin kullanılmasının kendi güvenliği açısından büyük sakınca doğuracağı durumlarda bunu engelleyebilecek güce sahip olacak mıdır? Füze sistemlerinin ateşlenme kararının birkaç dakika içinde verilmesi gerekeceğinden yetkinin de önceden ilgili askeri makamlara verilmesi gerekecektir. NATO ülkeleri bu konuda bu yetkiyi hangi makama ve hangi koşullarda vereceklerdir?</p>
<p>Belli ki açıkça ifade edilmese de bu sistemin hedefi İran’dan kaynaklanabilecek bir füze saldırısını bertaraf etmektir. Bu saldırı kime yönelik olabilir?</p>
<p>Bugünün koşullarında İran’dan Türkiye ya da diğer NATO ülkelerine yönelik bir saldırı beklenmemektedir. Kaldı ki İran’ın elindeki Şahap 3 füzelerinin Türkiye’den ötesine yani başka NATO ülkelerine ulaşacak etkili bir menzile sahip olmadığı bilinmektedir. Yaklaşık 2500 kilometre menzilli bu füzeler İran’ın batısındaki Türkiye’ye ve İsrail’e ulaşabilir.</p>
<p><strong>Olası İran &#8211; İsrail çatışması</strong></p>
<p>Bölgedeki çatışma olasılıkları arasında en yüksek ihtimalli olanı İran ile İsrail arasındaki bir çatışmadır. İsrail 1981 yılında Irak’taki Osirak nükleer tesisini bir hava saldırısıyla tahrip etmiş, 2007 yılında da benzeri bir saldırıyı Suriye’nin Deir-ez-Zor bölgesine düzenlemiştir. İsrail’in İran’da nükleer silah üretilebileceğinden kuşkulanılan tesisleri imha etmeyi planlıyor olması ihtimal dışı değildir. İran’ın da böyle bir durumda Şahap 3 füzelerini kullanarak İsrail’i vurmaya çalışması beklenir.</p>
<p>İsrail’in geliştirdiği kendi milli füze kalkanı sistemi Arrow, öyle anlaşılıyor ki henüz böyle bir saldırıyı tek başına defedecek yeteneğe kavuşmamıştır. Kuvvetli ihtimal, İsrail’in füze kalkanı konusunda NATO ile işbirli yapmaya çalışmasıdır.</p>
<p>Füze savunması konusunda Türkiye’nin geçmişte bazı kötü deneyimleri olmuştur. 2. Körfez Savaşı başında Irak’ın muhtemel bir füze saldırısına karşı Türkiye’nin NATO’dan geçici süre için istediği Patriot füzelerinin alınmasında büyük güçlük yaşanmıştır. Bunu engellemek isteyenler çıkmıştır. Bugün benzeri bir durum meydana gelse Türkiye’nin kendini savunmak için NATO’dan bu füzeleri geçici olarak dahi almakta zorluk çekmesi muhtemeldir. Buna rağmen Türkiye’den, başka ülkeleri, belki de İsrail’i savunmak için kullanılabilecek bu sistemi ülkesinde konuşlandırması istenilmektedir.</p>
<p>Geçmişte, Küba krizi sırasında, yapılan gizli görüşmeler sonucunda Sovyetler Birliği’nin Küba’ya füze yerleştirmemesi karşılığında, Türkiye’ye haber verme ihtiyacı bile duymadan NATO çerçevesinde ülkemize yerleştirilmiş bulunan Jüpiter füzelerini geri çektiği unutulmamıştır.</p>
<p>Çözüm Türkiye’nin kendi milli füzesavar füze sistemini kurması ve komuta ve kontrolünü kendi elinde bulundurmasıdır. İsrail ve Hindistan gibi ülkelerin yapabildiği bu işi Türkiye’nin yapamayacağı düşünülemez. Bunun maliyeti de Türkiye’nin üstlenemeyeceği kadar büyük değildir.</p>
<p>Ülkemizin güvenliğini bu kadar yakından ilgilendiren bir konuda hükümetin şimdiye kadar yüce Meclis’e hiçbir bilgi vermemiş olmasını da yadırgıyoruz. Ülkemizin güvenliğini ilgilendiren bu gibi konular Meclis’in bilgisi dışında yürütülmemelidir.</p>
<p>NATO zirvesinde karara bağlanması beklenen diğer bir konu da yeni Stratejik Konsepttir. 1999 yılında Vaşington zirvesinde kabul edilen bugünkü Stratejik Konseptte, Türkiye’nin bütün ısrarına rağmen terörist saldırılar NATO antlaşmasının 5. maddesinin çerçevesine sokulmamış, yani bir üye ülkeye yapılan terörist saldırılar bütün ülkelere yapılmış gibi sayılmamıştı. Buna karşılık 11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki İkiz Kulelere yapılan terörist saldırı 5. madde kapsamında kabul edilmiş ve bütün NATO ülkeleri ABD’ye yardıma hazır olduklarını bildirmişlerdi. Bu NATO tarihinin ilk 5. madde uygulaması olmuştu. Yani Stratejik Konseptte yer almamasına rağmen bir terörist saldırı bu kapsama alınmıştı. Şimdi bu tecrübeden sonra Lizbon zirvesinde terör saldırıları 5. madde kapsamına alınacak mıdır? Cevap verilmesi gereken soru budur. Türkiye’nin, evvelce olduğu gibi şimdi de bu yönde çaba göstermesi beklenmektedir. Bu amaca ulaşılması Türkiye açısından diplomatik bir başarı sayılacaktır.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2735/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azeri gazeteci ile Türkiye-Ermenistan-Rusya ilişkileri üzerine yaptığı mülakat</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2690</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2690#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 09:54:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2690</guid>
		<description><![CDATA[“Meseleye daha geniş çerçeveden bakılmalıdır. Rusya ve Abhazya Şubat ayında bir askeri sözleşme imzalamışlardır. Hava ve deniz üslerini 49 yıllığına kiralamışlardır. Ermenistan’la imzalanmış yeni bir askeri sözleşme ise Rusya’nın Kafkaslara uzun süreli yerleşme niyetini ortaya koymaktadır. Biz bu bölgeyi silahlı sorunlardan uzak tutmak isterken yeni bir güç dengesi belirmektedir. Gümrü üssünün kira süresini uzatan Ermeniler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Meseleye daha geniş çerçeveden bakılmalıdır. Rusya ve Abhazya Şubat ayında bir askeri sözleşme imzalamışlardır. Hava ve deniz üslerini 49 yıllığına kiralamışlardır. Ermenistan’la imzalanmış yeni bir askeri sözleşme ise Rusya’nın Kafkaslara uzun süreli yerleşme niyetini ortaya koymaktadır. Biz bu bölgeyi silahlı sorunlardan uzak tutmak isterken yeni bir güç dengesi belirmektedir. Gümrü üssünün kira süresini uzatan Ermeniler büyük ihtimalle Rusya’dan güçlü siyasi destek de almaktadır. Rusya Ermenilerin Karabağ’ı işgaline göz yummaya devam etmektedir. Türkiye’nin cereyan eden bu kaygı verici gelişmelere bu kadar kayıtsız kalması düşündürücüdür. Bir yandan Türkiye ile Rusya arasında ticaret enerji ve ekonomi alanında ilişkiler gelişirken Rusya’nın Türkiye açısından büyük önem taşıyan bu gibi konularda daha dikkatli olması beklenirdi.</p>
<p>Onur Öymen NATO’nun Türkiye’ye her hangi bir tatbikata ilişkin emir veremeyeceğini ifade etmiştir: “Eğer Türkiye itiraz ederse, Ermenistan’daki tatbikat hayata geçirilemez çünkü NATO’da kararlar diğer ülkelerin oybirliğiyle alınır. Eğer NATO’nun Türkiye üzerinden Ermenistan’a asker göndermesi söz konusu ise, bu Türkiye’nin bunu kabul ettiği anlamına gelir. Örneğin Ege’de bazı tatbikatlar Yunanistan karşı geldiği için iptal olmuştur. Şu anda Ermenistan’da NATO tatbikatları yapılması bizce uygun değildir. Eğer Türkiye itiraz ederse, tatbikatlar iptal edilebilir. “Komşularla sıfır problem” siyaseti bölgede yeni problemlerin çıkmasına sebep olmuştur”.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2690/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Etnik Köken&#8217; ile ilgili Habertürk&#8217;e verdiği mülakat-18.08.2010</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2688</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2688#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2010 09:37:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2688</guid>
		<description><![CDATA[“Etnik köken siyasete zarar veriyor, dışarıda tutmak lazım”
CHP Bursa Milletvekili ONUR ÖYMEN:
Etnik kökeni siyasetin dışında tutmak lazım. Etnik köken siyasete karıştığı zaman demokrasiye zarar veriyor. Bazı ülkelerde bu tartışmalar var. Mesela Amerika’da Cumhurbaşkanı olabilmek için yüzyılları aşkın bir zamandan beri beyaz, Anglosakson ve Protestan olmak lazım. 2 istisna var.
Bir tanesi Katolik olan John Kennedy Amerikan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Etnik köken siyasete zarar veriyor, dışarıda tutmak lazım”</p>
<p>CHP Bursa Milletvekili ONUR ÖYMEN:</p>
<p>Etnik kökeni siyasetin dışında tutmak lazım. Etnik köken siyasete karıştığı zaman demokrasiye zarar veriyor. Bazı ülkelerde bu tartışmalar var. Mesela Amerika’da Cumhurbaşkanı olabilmek için yüzyılları aşkın bir zamandan beri beyaz, Anglosakson ve Protestan olmak lazım. 2 istisna var.</p>
<p>Bir tanesi Katolik olan John Kennedy Amerikan Başkanı olmuş. Diğeri ise Obama. Ama onun dışında beyaz değilseniz, Anglosakson değilseniz Protestan değilseniz Amerikan Başkanı olamıyorsunuz. Katoliklerin İngiliz Kraliçesi veya kralı olması kanunla yasak. Dünyada maalesef iptidai kurallar birçok yerde uygulanıyor. Bunlar bizim dünya görüşümüze siyaset anlayışımıza uygun değildir. Onun için Cumhuriyet ile birlikte etnik kökeni, dini, mezhebi ne olursa olsun herkesi Türk milletinin bir parçası sayıyoruz.</p>
<p>Hiçbir belgede etnik kökeniniz sorulmaz. Ama Amerika’da bir okula gireceğiniz zaman orada dolduracağınız formun içinde size kökeniniz nedir diye sorarlar. Türkiye’de benim bildiğim hiçbir belgede etnik köken sorulmaz. Hiç kimseye hiçbir makama gelirken etnik kökeni sorulmaz. Birçok arkadaşımızın da siyasette etnik kökenini bilmeyiz. Böyle bir zorunluluk, bir ihtiyaç da yok. Biz insanları fikirleri görüşleri doğrultusunda değerlendiririz, kökenleri doğrultusunda değil. Bazıları kendilerini Kürtlerin temsilcisi gibi takdim ediyorlar. Yüzden fazla Kürt kökenli milletvekili var ama onlar temsil etmiyor Kürt toplumu vatandaşlarımızı da, belli bir siyasi parti mi sadece temsil ediyor? Bunları düşünmek lazım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2688/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen&#8217;in &#8216;Anayasa Değişikliği ve Referandum&#8217; Hakkında Basına Verdiği Mülakat</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2681</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2681#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 14:30:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2681</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Elma şekerinin kazığını yutturmaya çalışıyorlar&#8217;
CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, AK Parti hükümetini sert sözlerle eleştirdi
16 Ağustos 2010 &#8211; 16:45
CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, referandumda oylanacak Anayasa değişikliğini içeren maddeleri elma şekerine benzeterek, “Dışındaki elma şekerini göstererek, vatandaşa bu elma şekerinin içindeki kazığı yutturmaya çalışıyorlar” dedi.
Bursa’da partisinin il başkanlığında referandum süreci ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Onur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Elma şekerinin kazığını yutturmaya çalışıyorlar&#8217;</p>
<p>CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, AK Parti hükümetini sert sözlerle eleştirdi<br />
16 Ağustos 2010 &#8211; 16:45<br />
CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, referandumda oylanacak Anayasa değişikliğini içeren maddeleri elma şekerine benzeterek, “Dışındaki elma şekerini göstererek, vatandaşa bu elma şekerinin içindeki kazığı yutturmaya çalışıyorlar” dedi.<br />
Bursa’da partisinin il başkanlığında referandum süreci ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Onur Öymen, Anayasa değişikliği tartışmalarını kamuoyunun yakından takip ettiğini söyledi. Öymen, hükümetin Anayasa değişikliği yaparak yargı üzerindeki denetimini arttırıp, baskı oluşturmak istediğini ifade etti. İktidarın daha önce basında, üniversitelerde ve askerde bu baskıyı oluşturduğunu belirten Onur Öymen, “Bu da bir sivil darbedir. İktidarın tüm demokratik kurumlarına, basına, yargıya, üniversitelere, muhaletefe yönelik yıldırma politikasının adı sivil darbedir. Şimdi son aşama, yargıyı denetim altına alma aşamasıdır. Türkiye’de demokrasinin ölüm fermanını halka kabul ettirmeye çalışacaklar. Amaçları budur. Öyle bir sistem getiriliyor ki referandumdan ‘Evet’ oyu çıkarsa Türkiye için bundan sonra yargı bağımsızlığından bahsetmek oldukça zor olacaktır. Yargısı bağımsız olmayan bir ülkeye de demokratik ülke demeye imkan yoktur. Zaten yargı şu anda bir hayli zedelenmiştir, hırpalanmıştır” diye konuştu.</p>
<p>‘VATANDAŞA KAZIK YEDİRMEYE ÇALIŞIYORLAR’<br />
Anayasa değişikliğinin diğer maddelerinin vatandaşlara getirisinin tartışılmasının anlamsız olduğunu dile getiren Öymen, Anayasa değişikliğini elma şekerine benzeterek, “Bu bir elma şekerine benziyor. Dışındaki elma şekerini göstererek, vatandaşa bu elma şekerinin içindeki kazığı yutturmaya çalışıyorlar. İşin esası budur. Bunu herkesin çok iyi anlaması lazım” dedi.</p>
<p>‘DARBE EDEBİYATI İLE KAMPANYA YÜRÜTMENİN HİÇBİR ANLAMI YOK’<br />
Hükümetin Anayasa değişiklikleri kabul edilmezse darbe olacakmış gibi bir izlenim oluşturmaya çalıştığına dikkat çeken CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, “Darbe dönemleri çoktan kapandı. Son darbe 30 yıl önce oldu. Türkiye’de de, dünyada da darbe sözünü etmenin anlamı kalmadı. Türkiye gibi çağdaş, medeni ülkelerde darbe yapmayı kimsenin aklının köşesinden geçirmemesi lazım. Darbe edebiyatı ile referandum kampanyasını yürütmenin hiçbir anlamı yok. Böyle bir korku altında vatandaşın referandumda oy vermesini istiyorlar. Bununla da yetinmeyip vatandaşı etkileyebilmek için 44 derece hararette kömür dağıtıyorlar. Her zaman yaptıkları taktiklerle vatandaşa bir takım avantajlar sağlayıp referandumdan önce onların oylarını almaya çalışıyorlar” diye konuştu.</p>
<p>DİĞER MADDELERİ KOZ OLARAK KULLANIYORLAR<br />
Anayasa değişikliği hazırlanırken, HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin ayrı pakette oylanması durumunda kendilerinin de ‘Evet’ diyeceklerini hükümet yetkililerine söylediklerini anlatan Öymen, bu önerilerinin kabul görmediğini kaydetti. Hükümetin diğer maddeleri koz olarak kullandığını söyleyen Onur Öymen, “Kendi istedikleri maddeleri kabul ettirmek için herkesin kolaylıkla ‘Evet’ diyeceği maddeleri paketin içine koyuyorlar. Halkın dikkatini de o maddelere çekiyorlar” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2681/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABD&#8217;nin verdiği ültimaton hakkındaki görüşleri (ANKA Haber Ajansı)-16.08.2010</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2685</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2685#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 14:30:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2685</guid>
		<description><![CDATA[-CHP’Lİ ÖYMEN: SİLAH SATIŞI BİR FAST FOOD ŞİRKETİNİN KIYMA İTHALİNDE BİLE KOZ OLARAK KULLANILDI
-ABD Başkanı Obama’nın İsrail ve İran politikaları nedeniyle Başbakan Erdoğan’ı ‘Türkiye’ye silah satışının Kongre’den geçmeyebileceği’ yönünde uyardığı şeklindeki haberlerin yankıları devam ederken CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı döneminde yine ABD’nin silah satışını koz olarak kullandığına ilişkin ilginç bir anısını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>-CHP’Lİ ÖYMEN: SİLAH SATIŞI BİR FAST FOOD ŞİRKETİNİN KIYMA İTHALİNDE BİLE KOZ OLARAK KULLANILDI</p>
<p>-ABD Başkanı Obama’nın İsrail ve İran politikaları nedeniyle Başbakan Erdoğan’ı ‘Türkiye’ye silah satışının Kongre’den geçmeyebileceği’ yönünde uyardığı şeklindeki haberlerin yankıları devam ederken CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı döneminde yine ABD’nin silah satışını koz olarak kullandığına ilişkin ilginç bir anısını anlattı.</p>
<p>-Öymen, 1995-1996 yılları arasında ünlü bir fast food şirketinin Türkiye’ye ithal kıyma sokmak istediğini ancak, mevzuatın buna izin vermediğini belirterek, dönemin ABD büyükelçisinin kendisine gelerek ‘hazır kıymanın ithaline izin verilmemesi halinde Türkiye’ye silah satışının kongrede onaylanmayabileceği” mesajı verdiğini kaydetti.</p>
<p>-Öymen, “Bu silah satış işi bir fast food şirketinin hazır kıyma kullanmasına kadar bile inebiliyor. Oysa silah alımı böyle basit konulara kilitlenemez” dedi.</p>
<p>-Öymen silah satışının onaylanmamasının terörle mücadele yürüten TSK’nın gücünü kısıtlamak anlamına geleceğini belirtirken, ABD’nin bu tavrının aynı zamanda hükümetin Hamas ve İran gibi politikalarına yönelik haklı eleştirileri de zora soktuğunu söyledi.</p>
<p>ANKARA (ANKA) &#8211; ABD Başkanı Obama’nın İsrail ve İran politikaları nedeniyle Başbakan Erdoğan’ı ‘Türkiye’ye silah satışının Kongre’den geçmeyebileceği’ yönünde ültimatom verdiği yönündeki haberlerin yankıları devam ederken CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı döneminde yine ABD’nin silah satışını koz olarak kullandığına ilişkin ilginç bir anısını anlattı. Öymen 1995-1996 yılları arasında ünlü bir fast food şirketinin Türkiye’ye ithal kıyma sokmak istediğini ancak mevzuatın buna izin vermediğini belirterek, dönemin ABD büyükelçisinin kendisine gelerek ‘hazır kıymanın ithaline izin verilmemesi halinde Türkiye’ye silah satışının kongrede onaylanmayabileceği” mesajı verdiğini kaydetti. Öymen, “Bu silah satış işi bir fast food şirketinin hazır kıyma kullanmasına kadar bile inebiliyor. Oysa silah alımı böyle basit konulara kilitlenemez” dedi.<br />
CHP Bursa Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi Onur Öymen, Financial Times Gazetesi’nde yer alan ABD Başkanı Obama’nın, Ankara&#8217;nın İsrail ve İran konusundaki tutumu değişmediği sürece ABD’den almak istediği silahları sağlama şansının bulunmadığı yönünde Başbakan Erdoğan’ı uyardığı yönündeki haberleri ANKA’ya değerlendirdi. Hükümetin dış politikada yaptığı bazı yanlışların, İran’la, Hamas’la ve Sudan’la yürüttüğü politikaların savunulur tarafı olmadığını belirten Öymen, “Bu politikaların savunulur tarafı yok elbette ama Amerika’nın her konuyu, Türkiye’ye silah satışını engelleme bahanesi gibi kullanması da yanlış. Elbette görüş ayrılıkları olur, ancak her ihtilafa düşüldüğünde silah konusu koz olarak kullanılmamalıdır” dedi.</p>
<p>-“SİLAH SATIŞI HAZIR KIYMA KONUSUNDA BİLE KOZ OLARAK KULLANILMAK İSTENDİ”-</p>
<p>Bu tür durumların Türkiye’yi ‘icazet’ altındaki bir ülke durumuna sokacağını söyleyen Öymen “Bundan geçmişte çok çektik” dedi. Türkiye’nin silah alımıyla ilgili, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı iken yaşadığı ilginç bir olayı da aktaran Öymen şunları söyledi:<br />
“Ben Dışişleri Bakanlığı müsteşarıyken dönemin ABD büyükelçisi geldi. O dönemde bir fast food firmasının hazır kıyma sokmasına Türkiye’nin mevzuatı izin vermiyor. Büyükelçi geldi ve bu durumu aktardı, fast food firmasına hazır kıyma getirme izni verilmesini istedi. Verilmediği takdirde de Türkiye’ye silah satışına kongreden onay çıkmayabileceği mesajı verdi. O dönemde büyükelçiye ‘boşuna zahmet etmişsiniz buraya kadar gelmekle’ dedim ve lafını geri aldı. Kısacası hazır kıyma konusunda bile silah satışını koz olarak kullanmaya kalktılar, zemin yokladılar. Baktılar ki bizde bunlara pabuç bırakacak hal yok, lafı çevirdiler. Yani silah satışı hazır kıymaya kadar bile inmiş durumda. Oysa böyle basit konuların silah satışına kilitlenmemesi lazım.”</p>
<p>-“BU TSK’NIN GÜCÜNÜ KISITLAMAKTIR”-</p>
<p>ABD’nin silah satışıyla ilgili tavrının Türk-Amerikan ilişkilerini zora sokacağını kaydeden Öymen “Askeri malzemenin manivela gibi kullanılması Türk Amerikan ilişkilerine zarar verir. Bu terörle mücadelede TSK’nın gücünü kısıtlamaktır. Aynı şeyi Kıbrıs Harekatı’ndan sonra da yapmışlardı. Ancak sonuç alamadılar, Türkiye politikalarında devam etti ancak Türk-Amerikan ilişkileri zora girdi. Şimdi de aynı şey olur. Bir de bu siz hükümete karşı silah satışını silah gibi kullanmaya kalkarsanız, İran, Hamas, Sudan gibi konularda hükümete yönelik haklı eleştirileri de zora sokarsınız, eleştirenlerin işini zorlaştırırsınız” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2685/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
