<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Onur Öymen &#187; Yazılı basın</title>
	<atom:link href="http://www.onuroymen.com/arsivler/basin/yazili/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.onuroymen.com</link>
	<description>CHP Bursa Milletvekili</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Jan 2012 12:43:08 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Aydınlık Gazetesi &#8211; 14 Aralık 2011 Kurtul Altuğ Köşe Yazısı</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2900</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2900#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2011 11:02:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2900</guid>
		<description><![CDATA[KURTUL ALTUĞ/ AB raporlarını görmeyen medya-(TAMAMI)
Uzunca bir süredir, içinde bulunmak için onca fedakârlık ettiğimiz, bir dediklerini iki etmediğimiz AB’nin yayınladığı raporları, uyarıları, medyamız görmezlikten geliyor. Ben buna “medya ihaneti” diyebilirim.
Canlı yayınlanan bir TV programımda, şimdi İstanbul milletvekili olan 40 yıllık gazeteci dostum Oktay Ekşi, Hürriyet’teki durumuyla ilgili bana şöyle diyordu: “Senin de kafana -eliyle tarif [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.aydinlikgazete.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=6440:kurtul-altu-ab-raporlarn-goermeyen-medya&amp;catid=72:kurtul-altu&amp;Itemid=120">KURTUL ALTUĞ/ AB raporlarını görmeyen medya-(TAMAMI)</a></h2>
<p>Uzunca bir süredir, içinde bulunmak için onca fedakârlık ettiğimiz, bir dediklerini iki etmediğimiz AB’nin yayınladığı raporları, uyarıları, medyamız görmezlikten geliyor. Ben buna “medya ihaneti” diyebilirim.</p>
<p>Canlı yayınlanan bir TV programımda, şimdi İstanbul milletvekili olan 40 yıllık gazeteci dostum Oktay Ekşi, Hürriyet’teki durumuyla ilgili bana şöyle diyordu: “Senin de kafana -eliyle tarif ederek- tabancayı dayasalar, ‘Şunu at, bunu yazdırma’ deseler sen ne yaparsın?”</p>
<p>Haklıydı. Onun Atatürk ilkelerine dayalı başyazıları Hürriyet’in başına işler açmıştı ve Aydın Doğan çaresiz, vergi cezaları altında ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. “Olmaz” demeyin; o koca “amiral gemisi kaptanı” eğiliyor, kayaya bindirmekten korkuyordu. Medya üzerindeki baskı ötekilere de sıçradı ve bakın şimdi ne hale geldik?</p>
<p>50 yılı aşkın gazetelerde yöneticilik, yazarlık yaptım. Ne böyle bir medyayla ne de kuzu gibi teslim olan, dansöz gibi dans eden gazetecilerle karşılaştım.</p>
<p>Anladık; medya iyi ihaleler almak için bu oyuna “Amenna” diyor. Ya o anlı şanlı başyazarlara, “basın özgürlüğü”nü kimselere bırakmayan gazetecilere ne demeli? Rahmi Turan, Uğur Dündar ve Prof. Haluk Şahin kardeşlerim gibi kalemini kıran kimse yok mu? Kalemini yalıya, lüks marka şaraplara tercih edecek gazeteciler nerede? Bunların içinde benim yetiştirdiğim günahkârları sıralasam, benim günahım da o denli büyük olur.</p>
<p><strong>Onur Öymen olmasa&#8230;</strong></p>
<p>İyi ki Onur Öymen var ve bulduğu her yerden haberi, her belgeyi gazetecilere sunuyor. İyi ki Ulusal Kanal, Aydınlık var, iyi ki internet denilen bir paylaşım aracı var. İşte size ilk örnek:<br />
“Avrupa Birliği Konseyi İşkence ile Mücadele Komitesi, 10 Kasım 2011 tarihinde hücre cezaları ile ilgili bir rapor yayınladı. Raporda bu cezanın çok istisnai hallerde ve çok kısa süreli olması, bu sürenin 14 günü geçmemesi ve mahkeme kararı ile verilmesi gerektiği belirtiliyor. Hücre cezasının tutukluların fiziki, ruhsal ve sosyal sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yaptığı ve hücre cezası çekenler arasında intihar oranlarının diğer tutuklulardan daha yüksek olduğu vurgulanıyor. Türkiye 1949 yılından beri Avrupa Konseyi üyesi ve konseyin tavsiyelerine uymaya özen göstermesi gerekiyor. Ne yazık ki Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan gibi gazeteciler ile Doğu Perinçek gibi siyasi parti liderleri, 9 ayı aşkın zamandan beri hücrede bulunuyor. Türkiye’de kendilerine yakın gördükleri kimselerin en küçük bir sorunu çıksa dünyayı ayağa kaldıran bazı Avrupalı siyasetçilerle sivil toplum örgütlerinin çoğu derin bir sessizlik içinde. Meclis’te de henüz yukarıdaki tavsiyelere uygun bir yasal düzenleme yapma girişimi yok. Özgürlükçü bir Anayasa iddiası ile harekete geçen iktidardan bu konuda ses yok. Görev muhalefete düşüyor. Acaba tarih tartışmalarını bir süre erteleyip bu gibi konulara öncelik vermek daha doğru olmaz mı?”</p>
<p><strong>İncelik gösterin!</strong></p>
<p>AB’den uyarıların ya da AİHM yargıcının sözlerinin hiç mi haber değeri yok. Bakın bakalım, yazılı ve sözlü medyaya! Bu habere kim yer vermiş?</p>
<p>Şaşıracaksınız ama AYDINLIK..</p>
<p>Bir süre önce AİHM üyesi Sayın Işıl Karakaş’ın uyarısını da yarım yamalak gördüler ve üzerinde bizden başka yorum yapan çıkmadı.</p>
<p>Oysa bu iş ana ve yavru muhalefete düşmez mi?</p>
<p>Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, bari bu inceliği gösterin. Görüyorsunuz ki demokrasilerde parlamentoların yanlış yapanlara haddini bildirmek gibi bir işlevi de var.</p>
<p>Sevgiler, saygılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2900/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen&#8217;in Barış Doster&#8217;e Verdiği Mülakat</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2877</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2877#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2011 07:29:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2877</guid>
		<description><![CDATA[Onur Öymen: “Dış Politikadaki Eksen Kayması İtibarımızı Zedeledi”
BARIŞ DOSTER
Emekli büyükelçi ve CHP eski milletvekili Onur Öymen, Türk dış politikasındaki eksen kaymasının ülkemizin itibarına ve ciddiyetine gölge düşürdüğünü söyledi. Diplomaside yalpalayan bir ülkenin, dünyada inandırıcı olamayacağını vurgulayan Öymen’le Türk dış politikasının son yıllardaki durumunu konuştuk.
Yakın zamana dek Türk dış politikasında eksen kayması üzerine çok fazla tartışma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Onur Öymen: “Dış Politikadaki Eksen Kayması İtibarımızı Zedeledi”</strong></p>
<p><strong>BARIŞ DOSTER</strong></p>
<p>Emekli büyükelçi ve CHP eski milletvekili Onur Öymen, Türk dış politikasındaki eksen kaymasının ülkemizin itibarına ve ciddiyetine gölge düşürdüğünü söyledi. Diplomaside yalpalayan bir ülkenin, dünyada inandırıcı olamayacağını vurgulayan Öymen’le Türk dış politikasının son yıllardaki durumunu konuştuk.</p>
<p><strong>Yakın zamana dek Türk dış politikasında eksen kayması üzerine çok fazla tartışma yapıldı. Hatta bu konuda birkaç kitap da çıktı. Siz uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmış, müsteşarlığa kadar yükselmiş deneyimli bir diplomatsınız. CHP’de de genel merkez düzeyinde dış politikadan sorumlu isimdiniz. Sizce Türk dış politikasının ekseni kaydı mı? </strong></p>
<p>Evet, Türk dış politikasında eksen kayması en ciddi sıkıntılardan biri olarak öne çıkıyor. Çünkü dış politikanın özelliği sürekli ve tutarlı olmasıdır. Bir ülke bu alanda zik zaklar çizer, farklı temel yaklaşımlara yönelirse, dünyada itibarı ve inandırıcılığı kalmaz. Tüm diğer ciddi ülkeler gibi bizim dış politikamızın da belli parametreleri vardır. Bunların başında da ulusal bağımsızlık ilkesi gelir. Bu ilkeyle bağdaşmayan adımlar söz konusu olursa, eksen kayması var demektir. Ulusal çıkarların ön planda olması gerekir. Her ülke için geçerlidir bu.</p>
<p>Daha 1856 yılında İngiltere Başbakanı Lord Palmerston, <strong>“İngiltere’nin dost ve düşmanları yoktur,  değişmez çıkarları vardır”</strong> demiş. Bütün dünya ülkeleri bu doğrultuda kendi çıkarlarını korumak için çalışırlar. Bu çıkarların başında da güvenlik çıkarları gelir. Zira dış politikanın birinci hedefi ülkenin güvenliğini sağlamaktır. Bunun yolu da ülke güvenliğine yönelik tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesidir. Ülkemizde tüm hükümetler, AKP iktidarına gelinceye kadar, bu doğrultuda çalışmış, tehdit unsuru olan kaynaklarla mücadele etmişlerdir. Bunların başında da PKK terör örgütü gelir.</p>
<p>PKK’nın merkezinin Suriye’de olduğu, Öcalan’ın Şam’da bulunduğu dönemlerde, PKK kampları Suriye’nin denetimindeki Bekaa Vadisi’ndeyken Türkiye çok kuvvetli diplomatik girişimler yaparak Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasını ve kampların kapatılmasını sağlamıştı. Terör örgütü PKK’nın merkezi Kuzey Irak’a geçtikten sonra da yine Türkiye’nin diplomatik girişimleriyle Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin PKK ile silahlı mücadele içinde bulunması sağlanmıştı. Ve gerektiğinde Türkiye sınır ötesi kara harekâtları yaparak PKK’yı fiilen bitirme noktasına getirmişti. Şimdi bu politikalardan bir sapma olduğu görülüyor. Ne Irak Hükümeti, ne Barzani, ne de ABD nezdinde sonuç alıcı diplomatik girişimler yapılamıyor. Sınır ötesi kara operasyonları da fiilen gerçekleştirilemiyor.</p>
<p><strong>Kuzey Irak konusunda adım atabilir mi hükümet?</strong></p>
<p>Türkiye’nin öncelikle Irak’ı diplomatik alanda ikna etmesi gerekir. Zira Irak anayasasının 7. maddesine ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1618 sayılı kararına göre; Irak hükümetinin topraklarında komşu ülkelere saldıran bir terör örgütünü barındırmaması gerekir. Türkiye bunu yapamamıştır.</p>
<p><strong>Kıbrıs konusunda da hükümet kurumlaşmış dış politikayı uzun süre uygulamadı. İktidara geldiğinde “Herkesten bir adım önde olacağız” dedi, sonrasında Annan Planı’nı destekledi. Kamuoyu önünde KKTC kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı eleştirdi. Şimdi ise Denktaş çizgisine döndüğü yönünde izlenim veriyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?</strong></p>
<p>Dış politikada sapmanın açıkça görüldüğü alanlardan biridir Kıbrıs politikası. Hükümet yaklaşık 40 yıldan beri sürdürülen temel çizgiden sapmış, 30 yıl boyunca yanlış politikalar izlendiğini söylemiştir. Çözümsüzlüğün sorumluluğunu da Kıbrıs Rumlarına değil Kıbrıs Türklerinin lideri Rauf Denktaş’a yüklemeye kalkışmıştır. Kıbrıslı Türkler ve Türkiye açısından çok ciddi sakıncalar içermesine karşın Annan Planı’nı desteklemiştir. Tüm bu taviz veren yaklaşımlara rağmen Kıbrıs meselesi çözülememiştir ve hükümet sonunda esas sorunun Rumların uzlaşmaz politikası olduğunu görmeye başlamıştır. Ama bu iniş çıkışlar Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki kararlı ve istikrarlı çizgisine zarar vermiştir.</p>
<p>Hükümet ayrıca, Kıbrıs meselesinin çözümünün Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine bağlanması yolundaki telkinlere de başlangıçta itibar etmiştir. Ama gelinen noktada nihayet Türkiye’nin AB üyeliğinin Kıbrıs dışındaki nedenlerden kaynaklandığı görülmüştür.</p>
<p><strong>Ermenistan açılımı, Azerbaycan’la aramızı açmaktan başka ne işe yaradı? Hatta Ermenistan Cumhurbaşkanı Ermeni gençlere, “Dağlık Karabağ’ı biz aldık, Ağrı’yı almak da sizin hedefiniz olmalı” dedi.</strong></p>
<p>Ermenistan konusunda tek taraflı taviz vermek anlamına gelecek şekilde protokollerin imzalanması yanlıştı. Türkiye’nin Yukarı Karabağ konusundaki kararlı tutumundan vazgeçileceği yönünde bir izlenim uyandırılmış oldu. Bunun Azerbaycan ile ilişkileri zedeleyeceği görülünce de geri adım atıldı.</p>
<p><strong>Patrikhanenin Lozan ile bağdaşmayan söylemleri ve adeta devlet içinde devlet olma hesapları yapmasına ne diyorsunuz?</strong></p>
<p>Patrikhanenin Lozan Antlaşması ile bağdaşmayan taleplerine sıcak yaklaşılacağı izlenimi verildi. Ancak bu konuda da somut adım atılamayacağı görüldü. Sonuçta bütün bunlar Türkiye’nin dış politikasında bir eksen kayması anlamına geliyor. Sıfır sorun politikasının hiçbir anlam taşımadığı, uygulama şansı olmadığı ve ülkemizin itibarını düşürdüğü anlaşıldı.</p>
<p><strong>Hükümetin Ortadoğu politikasının “Arap Baharı” ile bir ilişkisi var mı?</strong></p>
<p>Önceleri Ortadoğu’nun otoriter rejimleriyle çok yakın ilişkiler kurulmuş, vize muafiyeti anlaşmaları yapılmış, çok duyarlı olunan su konusunda bile tavizler verilmişti. Fakat daha sonra Batı ülkelerinin tutumundan da etkilenen hükümet, Ortadoğu ülkeleriyle ilişkileri kopma noktasına getirdi. Ve “insan hakları” adına Suriye gibi ülkelere baskı yapmak yönünde bir yaklaşımı benimsedi. Buna karşılık, halkın özgürlük için sokağa dökülmediği bazı Ortadoğu ülkelerindeki baskıcı rejimlere karşı hiçbir tepki gösterilmedi. Bütün bunlar yalnız eksen kaymasının değil aynı zamanda bir tutarsızlığın ve istikrarsızlığın da işaretidir. Dış politika gündelik esen rüzgârlara göre siyaset oluşturulacak bir alan değildir. Türkiye gibi ciddi ülkelerin ilkeli politikalar izlemesi gerekir.</p>
<p><strong>Hükümetin Libya politikasın nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Libya konusunda tutarsız bir politika izlenmiştir. Önce Birleşmiş Milletler’in Libya’da sivil halkın hükümet güçleri tarafından öldürülmesinin önlenmesini öngören kararına destek olunmuştur. Daha sonra bu kararın NATO tarafından uygulanması fikrine karşı çıkılmıştır. İngiltere ve Fransa’nın öncülüğünde operasyonlar başlayınca Türkiye devre dışı kalmıştır. Adından NATO öncülüğünde operasyon fikrine destek verilmiş, ancak bu arada Libya Lideri Kaddafi ile ilişkiler kesilmemiş ve başka ülkelerin Kaddafi ile temaslarına Türkiye aracılık etmiştir. O dönemde Bingazi’deki direnişçiler Türkiye’ye karşı hayal kırıklığı içinde protesto gösterilerinde bulunmuşlardır. Türkiye bundan sonra Libyalı muhaliflerle işbirliği yapmaya başlamıştır. Sonunda da ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamamıştır. Bu inişli çıkışlı siyaset, ne ülkemizin siyasi çıkarlarına ne de iktisadi çıkarlarına hizmet etmiştir. Türkiye bugün Libya konusunda ağırlığı olan ülkelerden biri konumunda değildir.</p>
<p>Libya’daki muhaliflerle Bahreyn’de temas eden dışişleri bakanı Bahreyn’deki özgürlük hareketlerinin temsilcisi olanlarla görüşmemiştir. Aynı şekilde Yemen’de özgürlük için mücadele edenlere de Türkiye’nin güçlü destek verdiği duyulmamıştır. Bütün bunlar Türkiye’nin çifte standart uyguladığı izlenimi doğurmuştur.</p>
<p><strong>Suriye konusunda da Libya’da olduğu gibi keskin bir U dönüşü söz konusu olmadı mı? Ortak bakanlar kurulu topluyorken, karşılıklı vizeleri kaldırmışken, şimdi ilişkiler hayli gerildi. </strong></p>
<p>Suriye ile yakın zaman öncesine kadar çok yakın ilişkiler kurulmuştu. Hatta Dicle Nehri’nin sularından Suriye’ye yılda 1 milyar 250 milyon metre küp su verecek anlaşmalar yapılmıştı, muhalefetin tüm itirazlarına rağmen. Bu anlaşmalar Suriye’de ayaklanmalar başladıktan sonra ve TBMM tatile girmeden hemen önce onaylanmıştı. Daha sonra Türkiye adeta Batı dünyasının temsilcisi gibi rol üstlendi. Batı ülkelerinden daha çok tehditkâr bir üslupla Suriye’ye baskı yapmaya çalıştı. Ancak bu baskılar da sonuç vermedi. Bu arada Türkiye’nin Suriye’ye yönelik tutumu İran’la ilişkilerimizi de zedeleyebilecek boyuta ulaştı. Çünkü İran’ın Suriye ile özellikle Lübnan ve Hizbullah örgütü bağlamında çok yakın ilişkileri vardır. Ve Türkiye’nin Suriye’deki rejimi devirme yolundaki çabaları İran’ı rahatsız etmiştir.</p>
<p><strong>Türkiye &#8211; İran ilişkileri nasıl bir seyir izliyor?</strong></p>
<p>İran ile başlangıçta çok yakın ilişkiler kurulmuştu. İran’ın nükleer projesi konusunda Brezilya ile birlikte arabuluculuk girişimlerine soyunulmuştu. Ancak bu çabalarımız da sonuçsuz kalmıştır. Füze kalkanının radar bölümünün Türkiye’ye yerleştirilmesi Türkiye açısından olumsuz bir durumdur. Çünkü İran bu projeyi kendi güvenliği için ciddi bir tehdit saymaktadır. Radar üssü ülkemizde konuşlandığında bunun Türk – İran ilişkileri üzerinde çok olumsuz etkiler yapması beklenebilir. İran bunu kendine yönelik bir tehdit gibi yorumlar. Olası bir çatışma halinde bu radarlar İran füzelerinin ilk hedefi olabilirler.</p>
<p><strong>Türkiye, füze kalkanı konusunda nasıl bir siyaset izlemeliydi?</strong></p>
<p>Bizim önerimiz öteden beri milli bir füzesavar sistemi kurulmasıydı. Başka ülkelerden gelecek tehdide karşı da Türkiye’nin kendi kontrolünde füze savunma sistemine ihtiyacı vardır. Hükümetin kabul ettiği füze savunma sisteminde ise sistem bir NATO sistemi olacak ve bu radarları, füzeleri kullanmak için NATO komutanlarına bir yetki verilecektir. Ancak, karşı taraf bir füze attıktan sonra toplanıp “Ne yapsak?” diye bir karar vermeye zamanı olmayacaktır Türkiye’nin. ABD Savunma Bakanı Robert Gates 2010 yılı Şubat ayında Türkiye’ye gelerek Türkiye’ye bu radarların konuşlandırılmasında baskı yapmıştı. Bu durum Wikileaks belgelerine de sızdı. Bu radarları Çek Cumhuriyeti&#8217;ne füzeleri de Polonya’ya koyacaklardı. O ülkelerden ve Rusya’dan tepki gelince vazgeçtiler, şimdi Türkiye’ye koyuyorlar. Bir taraftan İsrail’le ilişkileri en alt düzeye indirirken, füze kalkanı radarlarından çıkan bilgiler doğrudan veya ABD üzerinden İsrail’e ulaşacaksa, bu biraz düşünülecek bir konudur.</p>
<p><strong>Türkiye – İsrail ilişkilerindeki son bunalımı ve ilişkilerin asgari düzeye indirilmesini nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>Türkiye uzun yıllardan beri bölgedeki İslam ülkeleriyle ilişkilerini de İsrail’le ilişkilerini de dengeli biçimde yürütmüş bir devlettir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin İsrail’e yönelik kararlarına destek olarak meşru bir zeminde kalmıştır. Ancak son zamanlarda, Avrupa Birliği’nin bir terör örgütü olarak kabul ettiği Hamas ile yakın ilişkiler kurmuş, adeta Hamas’ın sözcülüğüne soyunmuştur. İsrail’in Gazze’yi bombardıman etmesine Türkiye’nin güçlü tepki göstermesi ne kadar doğru bir tutum ise uluslararası toplantılarda İsrail cumhurbaşkanına karşı hakaret edici bir dil kullanması da o kadar doğru olmayan bir tutumdur. Diplomaside çok ağır eleştirileri hakaret etmeden dile getirmek mümkündür.</p>
<p>Mavi Marmara gemisi baskınına gelince, İsrail’in tehditkâr söylemlerinin bilinmesine rağmen, açık denize çıkma yeteneği olmayan bir geminin üstelik de içinde kadınlar ve çocuklar olduğu halde İsrail sularına gönderilmesine izin verilmiştir. İsrail’in Mavi Marmara gemisine saldırısı hiçbir şekilde mazur görülemez, gösterilemez. Türkiye bu konudaki tepkisini ve beklentilerini TBMM’de açıklamıştır. Ancak Türkiye’nin beklentilerinin aksine İsrail özür dilemeye yanaşmamıştır. Bütün bu gelişmeler Türkiye &#8211; İsrail ilişkilerini tamiri güç bir mecraya sürüklemiştir.</p>
<p>Aynı dönemde Yunanistan kendi limanlarından Gazze’ye bir yardım filosunun hareketini engellemiş ve İsrail ile stratejik işbirliği kurmuştur, ortak askeri tatbikatlar yapmıştır. Bunun sonucunda bölgede Türkiye, Yunanistan ve İsrail arasındaki stratejik denge Yunanistan lehine Türkiye aleyhine bozulmuştur. Diplomaside atılan her adımın sonuçlarının önceden düşünülmesi gerekir. Hükümet etmek ileriyi görmek demektir.</p>
<p><strong>Yunanistan’la ilişkilerimiz ne durumda?</strong></p>
<p>Müspet yönde hiçbir gelişme yok. En basit konularda bile Atina kendi tutumundan vazgeçmiyor. Mevcut hükümet zamanında ne kıta sahanlığı, ne kara suları, ne hava sahası, ne adaların antlaşmalara aykırı olarak silahlandırılması, ne de Batı Trakya ve 12 Adalarda yaşayan soydaşlarımızın durumunda ilerleme olmadı. Atina’daki Osmanlı camisinin hizmete açılması bile sağlanamadı. Yunanistan ile ilişkiler sıfır sorun politikasının ne kadar ciddiyetten uzak olduğunun somut göstergelerinden biridir.</p>
<p><strong>Somali’ye yapılan yardım konusunda neler düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Açlık insan yaşamını tehdit eden en büyük tehlikedir. Her yıl açlıktan 5 milyon kişi ölüyor. Açlıkla mücadele bütün ülkeler gibi Türkiye’nin de görevidir. Yalnız bu görevi yerine getirirken dini, etnik, bölgesel ayrım yapmamak gerekir. Somali kıtlığın, açlığın en kuvvetli vurduğu bölgelerden biridir. Son 3 ayda 29 bin çocuk açlıktan ölmüş. O bakımdan Türkiye’nin uluslararası toplumla birlikte Somali’ye yardım kampanyalarında aktif rol oynaması doğrudur. Ancak bunun, sadece Türkiye’nin meselesiymiş gibi bir izlenim uyandırması doğru değildir. Türkiye’nin, kendisinden çok daha zengin ülkelerden daha fazla katkıda bulunarak, ülkenin ekonomik imkânlarını zorlayarak bir siyasi tavır içine girmesi dünyada farklı biçimde yorumlanabilir. Zira Somali’de açlığın en fazla etkilediği bölge İslami terör örgütü El Şebab’ın denetimindeki güney Somali’dir. Bu bölgedeki isyancılar uluslararası yardım faaliyetlerini ve yardımın açlık çeken insanlara ulaşmasını engellemektedir. Özellikle de, Hristiyan oldukları gerekçesiyle bazı batılı yardım örgütlerinin temsilcilerine saldırmakta, bazen de onlardan rüşvet istemektedir. Somali’de açlığın önlenmesinin etkili yollarından biri orada güvenliğin ve iç istikrarın sağlanmasıdır. Bu görev de Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği Teşkilatı’na düşmektedir.</p>
<p><strong>Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerde bir soğuma söz konusu mu?</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’yle ilişkilerde tıkanma noktasına gelindi. 2005 yılında başlayan üyelik müzakereleri bir yılı aşkın zamandan beri fiilen donmuştur. Tek bir müzakere başlığı bile açılamamaktadır. Ve bunun sadece Kıbrıs’a bağlanması yanlıştır. Çünkü örneğin Fransa, Kıbrıs ile hiç ilgisi olmayan konuları sırf Türkiye’yi tam üyeliğe götürebileceği gerekçesiyle veto etmektedir. Türkiye bugüne kadar üyelik müzakere başlıklarından sadece 13 tanesini açabilmiştir. 18 başlık şu veya bu nedenle veto edilmiştir. Oysa Türkiye ile müzakerelere aynı gün başlayan Hırvatistan bütün müzakereleri bitirmiş ve önümüzdeki yıl tam üyeliğe hazır hale gelmiştir. Almanya ve Fransa gibi ülkelerin Türkiye’nin üyeliğini engellemelerinin iki temel nedeni vardır.</p>
<p>Bunlardan birincisi Türkiye’nin üyeliğinin Avrupa’daki büyük devletler arasındaki dengeyi değiştirecek olmasıdır. Çünkü AB içinde oylamalar ülkelerin nüfus ağırlığına göre yapıldığından Türkiye bütün oylamalarda Almanya’dan sonra en ağırlıklı ülke olacaktır. İkinci olarak da AB’de geçerli sisteme göre; Türkiye AB üyesi olması halinde yılda 27 milyar euro katkı alacaktır. Oysa AB bütçesinde böyle bir kaynak yoktur. Bütçenin tavanının yükseltilmemesi konusunda görüş birliği vardır. Bu paranın Türkiye’ye verilebilmesi, diğer ülkelere yapılan katkıların kesilmesiyle mümkün olabilir ve hiçbir ülke kendi payından fedakârlıkta bulunmak istememektedir.</p>
<p><strong>Büyük Ortadoğu Projesi hakkında neler düşünüyorsunuz? </strong></p>
<p>Bu ölü doğmuş bir proje. Obama yönetimi bile buna sahip çıkmıyor. Proje gerçekçi bir zemine oturmamaktaydı. Otoriter hükümetlerin yardımıyla demokratik yönetimlerin kurulması gibi çelişkili bir hedefi vardı. Halkı Müslüman olan ülkelerde laiklik olmadan demokrasi olmayacağı anlayışını benimsemiyordu. Tek kelimeyle bile laiklikten söz etmiyordu. Daha başından itibaren başarısızlığa mahkûm olan bu projeye Türkiye’nin destek olması, hatta eş başkanlığını üstlenmesi bir hataydı.</p>
<p><strong>Türkiye Avrasya’daki gelişmeleri yeterince değerlendirebiliyor mu?</strong></p>
<p>Avrasya bölgesindeki ülkelerle ilişkilerde başlangıçta sağlanan ivme sürdürülemedi. Bu bölgelere siyasi açıdan, demokratikleşme açısından, kalkınma açısından öncülük etmesi beklenen Türkiye’nin etkinliği beklenen düzeye yükselemedi. Hükümet daha çok Ortadoğu ülkelerine ağırlık verdiği için Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleriyle ilişkileri ikinci plana bıraktı. Bu ülkeler arasında en yakın ilişki sürdürdüğümüz Azerbaycan ile ilişkiler bile Türkiye’nin Ermenistan konusundaki hatalı tutumu nedeniyle gölgelendi. Rusya, Gürcistan, Suriye gibi ülkelerle vize muafiyeti anlaşması imzalayan Türkiye, Azerbaycan ile böyle bir anlaşma yapamadı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2877/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen&#8217;in Cumhuriyet Gazetesi&#8217;ne Kıbrıs İle İlgili Yazdığı Makale-21 Şubat 2011</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2794</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2794#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Feb 2011 19:27:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2794</guid>
		<description><![CDATA[KIBRIS, KIBRIS
Tek taraflı tavizlere karşı çıkan Rauf Denktaş’ı çözümün engeli sayan, Rumların sorumluluğunu görmeden çözümsüzlüğün suçunu geçmiş Türk hükümetlerine yükleyen Başbakan’ın bu defa Kıbrıs Türk halkının tamamının gururunu incitecek sözler söylemesi çok yanlış olmuş, ölçüyü aşmış ve milli Kıbrıs davamıza zarar vermiştir. Bu sözler en çok Kıbrıslı Rumları ve destekleyicilerini sevindirmiştir.
Uluslararası ilişkilerde en eski kurallardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>KIBRIS, KIBRIS</strong></p>
<p>Tek taraflı tavizlere karşı çıkan Rauf Denktaş’ı çözümün engeli sayan, Rumların sorumluluğunu görmeden çözümsüzlüğün suçunu geçmiş Türk hükümetlerine yükleyen Başbakan’ın bu defa Kıbrıs Türk halkının tamamının gururunu incitecek sözler söylemesi çok yanlış olmuş, ölçüyü aşmış ve milli Kıbrıs davamıza zarar vermiştir. Bu sözler en çok Kıbrıslı Rumları ve destekleyicilerini sevindirmiştir.</p>
<p>Uluslararası ilişkilerde en eski kurallardan biri böl ve hükmet kuralıdır. Kıbrıs’ta Rumların ve onları destekleyenlerin başından beri izledikleri politika Kıbrıslı Türklerle Türkiye’nin arasını açmaya çalışmaktır.</p>
<p>Ne yazık ki, Rumlar uzlaşma yolunu seçmemişlerdir. <strong>Makarios </strong>Rumlara tek bir hedef göstermiştir:<strong> “Uzun vadeli mücadele.” </strong>İşte bu mücadelenin yöntemlerinden biri de böl ve hükmet yöntemidir.</p>
<p>1963 yılında Türklere saldıran Rumlar, onları yalnız devlet yönetiminden değil, evlerinden ve köylerinden de uzaklaştırmışlardı. Türkiye o zor koşullarda Kıbrıslı Türklere destek olmuş ve Kıbrıs’ı daima bir milli dava olarak görmüştür. Bu Rumları ve destekleyicilerini çok rahatsız etmiştir.</p>
<p><strong>Türkiye Kıbrıs Harekâtı</strong></p>
<p>Rumlar 1974 yılının yazında Magosa yakınındaki Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerine saldırıp orada yaşayan bebeklerden yaşlılara kadar bütün Türkleri katletmişlerdi. Bu saldırılar Türkiye’nin Kıbrıs Harekâtı’nın anlamını ve değerini göstermeye yeter. Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğu Türkiye’nin Barış Harekâtı’nı coşkuyla karşılamış ve Anavatan saydıkları Türkiye’ye sarsılmaz bağlarla bağlanmışlardır.</p>
<p>Türkiye’nin Kıbrıs Harekâtı’nın iki temel hedefi vardı: Adadaki soydaşlarımızın can ve mal güvenliğini korumak ve Kuzey Kıbrıs’ta demokratik bir yapının oluşumuna katkıda bulunmak. İki hedef de başarıyla gerçekleştirilmiştir. Kıbrıs Türk halkı demokratik devlet yapısına kavuşmuştur. Bugün Kuzey Kıbrıs’ta adil seçimle gelmiş bir parlamento ve hükümet, özgür basın, tarafsız yargı, bağımsız sendikalar ve laik devlet düzeni vardır. KKTC’de ölüm cezası hiç olmamıştır. Siyasi mahkûm yoktur.</p>
<p>Tutuklu gazeteci, öğretim üyesi, sendikacı, siyaset adamı ve subay bulunmamaktadır.</p>
<p>Bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi KKTC’de de sayıları çok az da olsa, aykırı görüşte olanlar çıkmıştır. Bunlar arasında, evvelce baskıcı sömürge yönetimine göstermedikleri tepkileri kendilerine güvenlik ve özgürlük getiren Türkiye’ye gösterenlere rastlanmıştır. Ama bu aykırılıklar her zaman Kıbrıs Türk halkının büyük çoğunluğu tarafından tepkiyle karşılanmıştır.</p>
<p>Bu defa yapılan bir gösteride Türkiye aleyhinde hiçbir şekilde kabul edilemeyecek yakışıksız sözler söyleyen ve pankartlar açanların Türkiye’yle Kıbrıs Türkleri arasındaki güçlü bağları zedelemeye çalıştıkları açıktır. Türkiye şimdiye kadar bu oyunlara gelmemiştir.</p>
<p>Türkiye kendi olanaklarının çok sınırlı olduğu dönemlerde bile Kıbrıs Türklerine ihtiyacı olan katkıyı sağlamaktan kaçınmamıştı.</p>
<p><strong>Otomatik telefon sistemi</strong></p>
<p>Türkiye, haksız ambargolar altında yaşayan Kıbrıslı Türklerin, Rumların yaşam düzeyinin gerisinde bırakılmaması için bu katkıları başından beri severek yapmıştır.</p>
<p>Otomatik telefon sisteminin Türkiye’den önce Kıbrıs’a kurulmasının sebebi de buydu. Güney Kıbrıs’ta asgari ücret 840, Yunanistan’da 740, Türkiye’de ise 380 Avro’dur. O bakımdan Kıbrıslı Türklerin maaşlarını, geçim düzeylerini Türkiye’yle değil Rumlarla kıyaslamak daha doğrudur.</p>
<p>Dünyanın en zengin 16. ülkesi olan Türkiye’de, izlenen yanlış politikaların sonucunda kamu çalışanlarının bütçeden aldıkları pay çağdaş ülkelerin çok gerisinde kalmışsa bunun sorumlusu Kıbrıs Türkleri değildir. Türkiye’nin 2011 yılında bütçeden KKTC’ye hibe olarak vereceği miktar 430 milyon TL’den ibarettir. Bunun 185 milyonu savunma, 175 milyonu altyapı projelerine ayrılmıştır.</p>
<p>Kamu sektörüne verilecek katkı ise kredidir ve sadece 375 milyon TL’dir. Bu miktar Türkiye’nin 2011 yılı bütçesinin kamu idareleri tahsisatının binde 1.3’üdür.</p>
<p>Bu kadar mütevazı bir katkıyı abartmak, Kıbrıslı Türk devlet memurlarını besleme olarak nitelendirmek kaşıkla verip sapıyla göz çıkartmak gibi olmuştur. Tek taraflı tavizlere karşı çıkan <strong>Rauf Denktaş</strong>’ı çözümün engeli sayan, Rumların sorumluluğunu görmeden çözümsüzlüğün suçunu geçmiş Türk hükümetlerine yükleyen Başbakan’ın bu defa Kıbrıs Türk halkının tamamının gururunu incitecek sözler söylemesi çok yanlış olmuş, ölçüyü aşmış ve milli Kıbrıs davamıza zarar vermiştir. Bu sözler en çok Kıbrıslı Rumları ve destekleyicilerini sevindirmiştir.</p>
<p><strong>Onur Öymen</strong> <em>CHP Bursa Milletvekili</em></p>
<p>21 Şubat 2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2794/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen’in Cumhuriyet Gazetesi’ne Mısır ve Kıbrıs İle İlgili Mülakat -06 Şubat 2011</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2780</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2780#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Feb 2011 18:18:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2780</guid>
		<description><![CDATA[CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen’in Cumhuriyet Gazetesi’ne Mısır ve Kıbrıs İle İlgili Mülakat
06 Şubat 2011
‘Hazin ama şaşırtıcı değil’
BAHADIR SELİM DİLEK
ANKARA &#8211; CHP Bursa Milletvekili emekli Büyükelçi Onur Öymen, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, “Müslüman Kardeşler devlete ve kamu düzenine sahip çıkmalı” sözlerine, “Hazindir ama şaşırtıcı değildir” diyerek tepki gösterdi. Öymen, “Birtakım dini unsurları başka ülkelerin siyasetine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen’in Cumhuriyet Gazetesi’ne Mısır ve Kıbrıs İle İlgili Mülakat</p>
<p>06 Şubat 2011</p>
<p>‘Hazin ama şaşırtıcı değil’</p>
<p>BAHADIR SELİM DİLEK</p>
<p>ANKARA &#8211; CHP Bursa Milletvekili emekli Büyükelçi Onur Öymen, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, “Müslüman Kardeşler devlete ve kamu düzenine sahip çıkmalı” sözlerine, “Hazindir ama şaşırtıcı değildir” diyerek tepki gösterdi. Öymen, “Birtakım dini unsurları başka ülkelerin siyasetine yön verecek tarzda teşvik etmek Türkiye’nin işi değildir. Türkiye’nin kendisi laik olan bir ülke; başka bir ülkede dini grupların devlete yön vermesinin savunuculuğunu yapamaz” dedi.</p>
<p>Öymen, Davutoğlu’nun Müslüman Kardeşler’e ilişkin verdiği mesajlar ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs Türkleri’ne ilişkin “besleme” tanımlamasını şöyle değerlendirdi:</p>
<p>Türkiye başka ülkelerin içişlerine karışmamalı</p>
<p>- Sayın Davutoğlu’nun bunları söylemesi aslında hazindir ama şaşırtıcı değildir. Bir kere, Lübnan’da yaptığı gibi, Türkiye başka ülkelerin içişlerine karışma yoluna gitmemelidir. Mısır’ın kimler tarafından nasıl yönetileceğine Mısır halkı karar verecektir.</p>
<p>- Mısır’daki şu veya bu siyasi grubun, partinin, dini grubun savunuculuğunu, sözcülüğünü yapmak Türkiye’nin işi değildir. Zaten, AKP hükümeti, Filistin’de de Müslüman Kardeşlerin bir uzantısı olduğunu açıkça tüzüğüne yazan, Hamas örgütünü desteklemekte, onun sözcülüğünü yapacağını söylemektedir. Ortadoğu’da barışın, huzurun, istikrarın yerleşmesi için Türkiye’nin çaba göstermesi ne kadar doğruysa, bence o ülkeleri hangi partilerin hangi grubun idare edeceğini telkin etmeye çalışmak da o kadar yanlıştır.</p>
<p>Laik bir ülke, dini grupların devlete yön vermesini savunamaz</p>
<p>- Mısır halkı kendi özgür iradesiyle geleceğini bulacaktır. Birtakım dini unsurları başka ülkelerin siyasetine yön verecek tarzda teşvik etmek Türkiye’nin işi değildir. Türkiye’nin kendisi laik olan bir ülke; başka bir ülkede dini grupların devlete yön vermesinin savunuculuğunu yapamaz.</p>
<p>- Yani, yarın kendileri de Türkiye’de Müslüman Kardeşlerin ülküsünü benimserlerse ona da hiç şaşırmayın. Türkiye’nin Ortadoğu ülkelerinin iç politikasına bu derece karışması son derece rahatsızlık vericidir. Yarın öbür gün bu ülkelerden daha kuvvetli tepki de gelebilir.</p>
<p>‘Beyrut’ta hükümet kurmak sizin işiniz mi?’</p>
<p>- Mısır’ı hangi siyasi grubun, hangi dini grubun yöneteceğini telkin etmek sizin göreviniz mi? Bırakın o ülkenin halkı karar versin. Mısır meydanına 1 milyon kişi toplandıysa AKP bize yol göstersin diye mi toplandı?</p>
<p>- Çok vahim bir gidiş içindeyiz. Hele bir de böyle anayasa değişikliği yapıp başkanlık sistemi gelirse, siz artık düşünün sonucunu.</p>
<p>Çok ayıp şeyler bunlar</p>
<p>- Şimdi her ülkede aykırı, hiçbir zaman kabul edemeyeceğimiz sesler çıkabilir. Kuzey Kıbrıs da demokratik bir ülkedir. Başka demokratik ülkelerdeki her tepki karşısında Türkiye bu tavrı sergiliyor mu? Ama biz de tasvip etmiyoruz bu tip, böyle Türk halkını incitici sözlerin, sloganların söylenmesini; bizim için de çok üzücüdür. Bir Başbakan’a düşen buna bakarak bütün Kıbrıslı Türkleri incitecek, onların aldığı maaşı filan dile getirecek bir tavır sergilemek değildir. Baştan aşağı yanlışlıklar yapıyorlar bence&#8230;</p>
<p>- Kıbrıs halkının büyük çoğunluğu Türkiye’ye yürekten bağlıdır. O insanların bu aykırı sesleri paylaşmadığını düşündüğümüzü söylemek Türkiye için çok olgun bir jest olur, bir karşılık olurdu. Kaşıkla verip sapıyla gözünü çıkartmamak lazım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2780/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen&#8217;in Cumhuriyet Gazetesi&#8217;nde &#8216;FÜZE KALKANI&#8217; Meselesi İle İlgili Yayımlanan Makalesi-18 Kasım 2010</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2735</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2735#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Nov 2010 10:02:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2735</guid>
		<description><![CDATA[
19- 20 Kasım 2010 tarihlerinde Lizbon’da yapılacak NATO zirvesinin gündeminde Türkiye’nin güvenlik çıkarları açısından büyük önem taşıyan iki konu yer almaktadır. Bunlardan biri ‘Füze Kalkanı Projesi’, diğeri de NATO’nun yeni Stratejik Konseptidir.
Füze kalkanı konusunda 2006 yılından itibaren ABD ile Polonya ve Çek Cumhuriyeti arasında yoğun görüşmeler yapılmıştır. O zaman öngörülen proje böyle bir sistemin radarlarının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p>19- 20 Kasım 2010 tarihlerinde Lizbon’da yapılacak NATO zirvesinin gündeminde Türkiye’nin güvenlik çıkarları açısından büyük önem taşıyan iki konu yer almaktadır. Bunlardan biri <strong>‘Füze Kalkanı Projesi’</strong>, diğeri de NATO’nun yeni Stratejik Konseptidir.</p>
<p>Füze kalkanı konusunda 2006 yılından itibaren ABD ile Polonya ve Çek Cumhuriyeti arasında yoğun görüşmeler yapılmıştır. O zaman öngörülen proje böyle bir sistemin radarlarının Çek Cumhuriyeti’nde, füzelerinin ise Polonya’da yerleştirilmesiydi. Bu sistemin esas olarak İran’dan ve Kuzey Kore’den gelebilecek bir füze saldırısını önlemek için düşünüldüğü açıklanmıştı. O tarihteki Rusya Cumhurbaşkanı <strong>Putin</strong> bu projeye şiddetle itiraz etmiş, Almanya da Doğu Avrupa ülkelerine böyle sistemlerin yerleştirilmesi düşüncesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirmişti. Polonya halkının büyük çoğunluğu da füze kalkanının topraklarına yerleştirilmesine karşı çıkmıştı. Daha sonra bu projeden vazgeçildi.<br />
<strong><br />
</strong></p>
<p><strong>AKP hükümetinin tutumu</strong></p>
<p>Öyle anlaşılıyor ki şimdiki proje füze kalkanının radar tesislerinin Türkiye’ye yerleştirilmesi, füzelerin ise denizdeki savaş gemilerinden fırlatılmasıdır. NATO şemsiyesi altında böyle bir sistemin ülkemize yerleştirilmesine AKP hükümeti, bu projeye, İran’ın ve Türk kamuoyunun tepkisini yumuşatmak için dile getirdiği bazı koşulların kabulü halinde razı olacağı izlenimini vermiştir. Oysa esas sorulması gereken soru bu sistemin kullanılmasında Türkiye’nin rolünün ne olacağıdır. Tetikte kimin parmağı olacaktır? Ülkemizi hedefleyen bir saldırı halinde bu sistemin kullanılacağının garantisi var mıdır? Türkiye sistemin kullanılmasının kendi güvenliği açısından büyük sakınca doğuracağı durumlarda bunu engelleyebilecek güce sahip olacak mıdır? Füze sistemlerinin ateşlenme kararının birkaç dakika içinde verilmesi gerekeceğinden yetkinin de önceden ilgili askeri makamlara verilmesi gerekecektir. NATO ülkeleri bu konuda bu yetkiyi hangi makama ve hangi koşullarda vereceklerdir?</p>
<p>Belli ki açıkça ifade edilmese de bu sistemin hedefi İran’dan kaynaklanabilecek bir füze saldırısını bertaraf etmektir. Bu saldırı kime yönelik olabilir?</p>
<p>Bugünün koşullarında İran’dan Türkiye ya da diğer NATO ülkelerine yönelik bir saldırı beklenmemektedir. Kaldı ki İran’ın elindeki Şahap 3 füzelerinin Türkiye’den ötesine yani başka NATO ülkelerine ulaşacak etkili bir menzile sahip olmadığı bilinmektedir. Yaklaşık 2500 kilometre menzilli bu füzeler İran’ın batısındaki Türkiye’ye ve İsrail’e ulaşabilir.</p>
<p><strong>Olası İran &#8211; İsrail çatışması</strong></p>
<p>Bölgedeki çatışma olasılıkları arasında en yüksek ihtimalli olanı İran ile İsrail arasındaki bir çatışmadır. İsrail 1981 yılında Irak’taki Osirak nükleer tesisini bir hava saldırısıyla tahrip etmiş, 2007 yılında da benzeri bir saldırıyı Suriye’nin Deir-ez-Zor bölgesine düzenlemiştir. İsrail’in İran’da nükleer silah üretilebileceğinden kuşkulanılan tesisleri imha etmeyi planlıyor olması ihtimal dışı değildir. İran’ın da böyle bir durumda Şahap 3 füzelerini kullanarak İsrail’i vurmaya çalışması beklenir.</p>
<p>İsrail’in geliştirdiği kendi milli füze kalkanı sistemi Arrow, öyle anlaşılıyor ki henüz böyle bir saldırıyı tek başına defedecek yeteneğe kavuşmamıştır. Kuvvetli ihtimal, İsrail’in füze kalkanı konusunda NATO ile işbirli yapmaya çalışmasıdır.</p>
<p>Füze savunması konusunda Türkiye’nin geçmişte bazı kötü deneyimleri olmuştur. 2. Körfez Savaşı başında Irak’ın muhtemel bir füze saldırısına karşı Türkiye’nin NATO’dan geçici süre için istediği Patriot füzelerinin alınmasında büyük güçlük yaşanmıştır. Bunu engellemek isteyenler çıkmıştır. Bugün benzeri bir durum meydana gelse Türkiye’nin kendini savunmak için NATO’dan bu füzeleri geçici olarak dahi almakta zorluk çekmesi muhtemeldir. Buna rağmen Türkiye’den, başka ülkeleri, belki de İsrail’i savunmak için kullanılabilecek bu sistemi ülkesinde konuşlandırması istenilmektedir.</p>
<p>Geçmişte, Küba krizi sırasında, yapılan gizli görüşmeler sonucunda Sovyetler Birliği’nin Küba’ya füze yerleştirmemesi karşılığında, Türkiye’ye haber verme ihtiyacı bile duymadan NATO çerçevesinde ülkemize yerleştirilmiş bulunan Jüpiter füzelerini geri çektiği unutulmamıştır.</p>
<p>Çözüm Türkiye’nin kendi milli füzesavar füze sistemini kurması ve komuta ve kontrolünü kendi elinde bulundurmasıdır. İsrail ve Hindistan gibi ülkelerin yapabildiği bu işi Türkiye’nin yapamayacağı düşünülemez. Bunun maliyeti de Türkiye’nin üstlenemeyeceği kadar büyük değildir.</p>
<p>Ülkemizin güvenliğini bu kadar yakından ilgilendiren bir konuda hükümetin şimdiye kadar yüce Meclis’e hiçbir bilgi vermemiş olmasını da yadırgıyoruz. Ülkemizin güvenliğini ilgilendiren bu gibi konular Meclis’in bilgisi dışında yürütülmemelidir.</p>
<p>NATO zirvesinde karara bağlanması beklenen diğer bir konu da yeni Stratejik Konsepttir. 1999 yılında Vaşington zirvesinde kabul edilen bugünkü Stratejik Konseptte, Türkiye’nin bütün ısrarına rağmen terörist saldırılar NATO antlaşmasının 5. maddesinin çerçevesine sokulmamış, yani bir üye ülkeye yapılan terörist saldırılar bütün ülkelere yapılmış gibi sayılmamıştı. Buna karşılık 11 Eylül 2001 tarihinde New York’taki İkiz Kulelere yapılan terörist saldırı 5. madde kapsamında kabul edilmiş ve bütün NATO ülkeleri ABD’ye yardıma hazır olduklarını bildirmişlerdi. Bu NATO tarihinin ilk 5. madde uygulaması olmuştu. Yani Stratejik Konseptte yer almamasına rağmen bir terörist saldırı bu kapsama alınmıştı. Şimdi bu tecrübeden sonra Lizbon zirvesinde terör saldırıları 5. madde kapsamına alınacak mıdır? Cevap verilmesi gereken soru budur. Türkiye’nin, evvelce olduğu gibi şimdi de bu yönde çaba göstermesi beklenmektedir. Bu amaca ulaşılması Türkiye açısından diplomatik bir başarı sayılacaktır.</p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2735/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azeri gazeteci ile Türkiye-Ermenistan-Rusya ilişkileri üzerine yaptığı mülakat</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2690</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2690#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2010 09:54:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2690</guid>
		<description><![CDATA[“Meseleye daha geniş çerçeveden bakılmalıdır. Rusya ve Abhazya Şubat ayında bir askeri sözleşme imzalamışlardır. Hava ve deniz üslerini 49 yıllığına kiralamışlardır. Ermenistan’la imzalanmış yeni bir askeri sözleşme ise Rusya’nın Kafkaslara uzun süreli yerleşme niyetini ortaya koymaktadır. Biz bu bölgeyi silahlı sorunlardan uzak tutmak isterken yeni bir güç dengesi belirmektedir. Gümrü üssünün kira süresini uzatan Ermeniler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Meseleye daha geniş çerçeveden bakılmalıdır. Rusya ve Abhazya Şubat ayında bir askeri sözleşme imzalamışlardır. Hava ve deniz üslerini 49 yıllığına kiralamışlardır. Ermenistan’la imzalanmış yeni bir askeri sözleşme ise Rusya’nın Kafkaslara uzun süreli yerleşme niyetini ortaya koymaktadır. Biz bu bölgeyi silahlı sorunlardan uzak tutmak isterken yeni bir güç dengesi belirmektedir. Gümrü üssünün kira süresini uzatan Ermeniler büyük ihtimalle Rusya’dan güçlü siyasi destek de almaktadır. Rusya Ermenilerin Karabağ’ı işgaline göz yummaya devam etmektedir. Türkiye’nin cereyan eden bu kaygı verici gelişmelere bu kadar kayıtsız kalması düşündürücüdür. Bir yandan Türkiye ile Rusya arasında ticaret enerji ve ekonomi alanında ilişkiler gelişirken Rusya’nın Türkiye açısından büyük önem taşıyan bu gibi konularda daha dikkatli olması beklenirdi.</p>
<p>Onur Öymen NATO’nun Türkiye’ye her hangi bir tatbikata ilişkin emir veremeyeceğini ifade etmiştir: “Eğer Türkiye itiraz ederse, Ermenistan’daki tatbikat hayata geçirilemez çünkü NATO’da kararlar diğer ülkelerin oybirliğiyle alınır. Eğer NATO’nun Türkiye üzerinden Ermenistan’a asker göndermesi söz konusu ise, bu Türkiye’nin bunu kabul ettiği anlamına gelir. Örneğin Ege’de bazı tatbikatlar Yunanistan karşı geldiği için iptal olmuştur. Şu anda Ermenistan’da NATO tatbikatları yapılması bizce uygun değildir. Eğer Türkiye itiraz ederse, tatbikatlar iptal edilebilir. “Komşularla sıfır problem” siyaseti bölgede yeni problemlerin çıkmasına sebep olmuştur”.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2690/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Etnik Köken&#8217; ile ilgili Habertürk&#8217;e verdiği mülakat-18.08.2010</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2688</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2688#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2010 09:37:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2688</guid>
		<description><![CDATA[“Etnik köken siyasete zarar veriyor, dışarıda tutmak lazım”
CHP Bursa Milletvekili ONUR ÖYMEN:
Etnik kökeni siyasetin dışında tutmak lazım. Etnik köken siyasete karıştığı zaman demokrasiye zarar veriyor. Bazı ülkelerde bu tartışmalar var. Mesela Amerika’da Cumhurbaşkanı olabilmek için yüzyılları aşkın bir zamandan beri beyaz, Anglosakson ve Protestan olmak lazım. 2 istisna var.
Bir tanesi Katolik olan John Kennedy Amerikan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Etnik köken siyasete zarar veriyor, dışarıda tutmak lazım”</p>
<p>CHP Bursa Milletvekili ONUR ÖYMEN:</p>
<p>Etnik kökeni siyasetin dışında tutmak lazım. Etnik köken siyasete karıştığı zaman demokrasiye zarar veriyor. Bazı ülkelerde bu tartışmalar var. Mesela Amerika’da Cumhurbaşkanı olabilmek için yüzyılları aşkın bir zamandan beri beyaz, Anglosakson ve Protestan olmak lazım. 2 istisna var.</p>
<p>Bir tanesi Katolik olan John Kennedy Amerikan Başkanı olmuş. Diğeri ise Obama. Ama onun dışında beyaz değilseniz, Anglosakson değilseniz Protestan değilseniz Amerikan Başkanı olamıyorsunuz. Katoliklerin İngiliz Kraliçesi veya kralı olması kanunla yasak. Dünyada maalesef iptidai kurallar birçok yerde uygulanıyor. Bunlar bizim dünya görüşümüze siyaset anlayışımıza uygun değildir. Onun için Cumhuriyet ile birlikte etnik kökeni, dini, mezhebi ne olursa olsun herkesi Türk milletinin bir parçası sayıyoruz.</p>
<p>Hiçbir belgede etnik kökeniniz sorulmaz. Ama Amerika’da bir okula gireceğiniz zaman orada dolduracağınız formun içinde size kökeniniz nedir diye sorarlar. Türkiye’de benim bildiğim hiçbir belgede etnik köken sorulmaz. Hiç kimseye hiçbir makama gelirken etnik kökeni sorulmaz. Birçok arkadaşımızın da siyasette etnik kökenini bilmeyiz. Böyle bir zorunluluk, bir ihtiyaç da yok. Biz insanları fikirleri görüşleri doğrultusunda değerlendiririz, kökenleri doğrultusunda değil. Bazıları kendilerini Kürtlerin temsilcisi gibi takdim ediyorlar. Yüzden fazla Kürt kökenli milletvekili var ama onlar temsil etmiyor Kürt toplumu vatandaşlarımızı da, belli bir siyasi parti mi sadece temsil ediyor? Bunları düşünmek lazım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2688/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen&#8217;in &#8216;Anayasa Değişikliği ve Referandum&#8217; Hakkında Basına Verdiği Mülakat</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2681</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2681#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 14:30:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2681</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Elma şekerinin kazığını yutturmaya çalışıyorlar&#8217;
CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, AK Parti hükümetini sert sözlerle eleştirdi
16 Ağustos 2010 &#8211; 16:45
CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, referandumda oylanacak Anayasa değişikliğini içeren maddeleri elma şekerine benzeterek, “Dışındaki elma şekerini göstererek, vatandaşa bu elma şekerinin içindeki kazığı yutturmaya çalışıyorlar” dedi.
Bursa’da partisinin il başkanlığında referandum süreci ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Onur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8216;Elma şekerinin kazığını yutturmaya çalışıyorlar&#8217;</p>
<p>CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, AK Parti hükümetini sert sözlerle eleştirdi<br />
16 Ağustos 2010 &#8211; 16:45<br />
CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, referandumda oylanacak Anayasa değişikliğini içeren maddeleri elma şekerine benzeterek, “Dışındaki elma şekerini göstererek, vatandaşa bu elma şekerinin içindeki kazığı yutturmaya çalışıyorlar” dedi.<br />
Bursa’da partisinin il başkanlığında referandum süreci ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Onur Öymen, Anayasa değişikliği tartışmalarını kamuoyunun yakından takip ettiğini söyledi. Öymen, hükümetin Anayasa değişikliği yaparak yargı üzerindeki denetimini arttırıp, baskı oluşturmak istediğini ifade etti. İktidarın daha önce basında, üniversitelerde ve askerde bu baskıyı oluşturduğunu belirten Onur Öymen, “Bu da bir sivil darbedir. İktidarın tüm demokratik kurumlarına, basına, yargıya, üniversitelere, muhaletefe yönelik yıldırma politikasının adı sivil darbedir. Şimdi son aşama, yargıyı denetim altına alma aşamasıdır. Türkiye’de demokrasinin ölüm fermanını halka kabul ettirmeye çalışacaklar. Amaçları budur. Öyle bir sistem getiriliyor ki referandumdan ‘Evet’ oyu çıkarsa Türkiye için bundan sonra yargı bağımsızlığından bahsetmek oldukça zor olacaktır. Yargısı bağımsız olmayan bir ülkeye de demokratik ülke demeye imkan yoktur. Zaten yargı şu anda bir hayli zedelenmiştir, hırpalanmıştır” diye konuştu.</p>
<p>‘VATANDAŞA KAZIK YEDİRMEYE ÇALIŞIYORLAR’<br />
Anayasa değişikliğinin diğer maddelerinin vatandaşlara getirisinin tartışılmasının anlamsız olduğunu dile getiren Öymen, Anayasa değişikliğini elma şekerine benzeterek, “Bu bir elma şekerine benziyor. Dışındaki elma şekerini göstererek, vatandaşa bu elma şekerinin içindeki kazığı yutturmaya çalışıyorlar. İşin esası budur. Bunu herkesin çok iyi anlaması lazım” dedi.</p>
<p>‘DARBE EDEBİYATI İLE KAMPANYA YÜRÜTMENİN HİÇBİR ANLAMI YOK’<br />
Hükümetin Anayasa değişiklikleri kabul edilmezse darbe olacakmış gibi bir izlenim oluşturmaya çalıştığına dikkat çeken CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, “Darbe dönemleri çoktan kapandı. Son darbe 30 yıl önce oldu. Türkiye’de de, dünyada da darbe sözünü etmenin anlamı kalmadı. Türkiye gibi çağdaş, medeni ülkelerde darbe yapmayı kimsenin aklının köşesinden geçirmemesi lazım. Darbe edebiyatı ile referandum kampanyasını yürütmenin hiçbir anlamı yok. Böyle bir korku altında vatandaşın referandumda oy vermesini istiyorlar. Bununla da yetinmeyip vatandaşı etkileyebilmek için 44 derece hararette kömür dağıtıyorlar. Her zaman yaptıkları taktiklerle vatandaşa bir takım avantajlar sağlayıp referandumdan önce onların oylarını almaya çalışıyorlar” diye konuştu.</p>
<p>DİĞER MADDELERİ KOZ OLARAK KULLANIYORLAR<br />
Anayasa değişikliği hazırlanırken, HSYK ve Anayasa Mahkemesi’nin ayrı pakette oylanması durumunda kendilerinin de ‘Evet’ diyeceklerini hükümet yetkililerine söylediklerini anlatan Öymen, bu önerilerinin kabul görmediğini kaydetti. Hükümetin diğer maddeleri koz olarak kullandığını söyleyen Onur Öymen, “Kendi istedikleri maddeleri kabul ettirmek için herkesin kolaylıkla ‘Evet’ diyeceği maddeleri paketin içine koyuyorlar. Halkın dikkatini de o maddelere çekiyorlar” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2681/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ABD&#8217;nin verdiği ültimaton hakkındaki görüşleri (ANKA Haber Ajansı)-16.08.2010</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2685</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2685#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Aug 2010 14:30:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2685</guid>
		<description><![CDATA[-CHP’Lİ ÖYMEN: SİLAH SATIŞI BİR FAST FOOD ŞİRKETİNİN KIYMA İTHALİNDE BİLE KOZ OLARAK KULLANILDI
-ABD Başkanı Obama’nın İsrail ve İran politikaları nedeniyle Başbakan Erdoğan’ı ‘Türkiye’ye silah satışının Kongre’den geçmeyebileceği’ yönünde uyardığı şeklindeki haberlerin yankıları devam ederken CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı döneminde yine ABD’nin silah satışını koz olarak kullandığına ilişkin ilginç bir anısını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>-CHP’Lİ ÖYMEN: SİLAH SATIŞI BİR FAST FOOD ŞİRKETİNİN KIYMA İTHALİNDE BİLE KOZ OLARAK KULLANILDI</p>
<p>-ABD Başkanı Obama’nın İsrail ve İran politikaları nedeniyle Başbakan Erdoğan’ı ‘Türkiye’ye silah satışının Kongre’den geçmeyebileceği’ yönünde uyardığı şeklindeki haberlerin yankıları devam ederken CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı döneminde yine ABD’nin silah satışını koz olarak kullandığına ilişkin ilginç bir anısını anlattı.</p>
<p>-Öymen, 1995-1996 yılları arasında ünlü bir fast food şirketinin Türkiye’ye ithal kıyma sokmak istediğini ancak, mevzuatın buna izin vermediğini belirterek, dönemin ABD büyükelçisinin kendisine gelerek ‘hazır kıymanın ithaline izin verilmemesi halinde Türkiye’ye silah satışının kongrede onaylanmayabileceği” mesajı verdiğini kaydetti.</p>
<p>-Öymen, “Bu silah satış işi bir fast food şirketinin hazır kıyma kullanmasına kadar bile inebiliyor. Oysa silah alımı böyle basit konulara kilitlenemez” dedi.</p>
<p>-Öymen silah satışının onaylanmamasının terörle mücadele yürüten TSK’nın gücünü kısıtlamak anlamına geleceğini belirtirken, ABD’nin bu tavrının aynı zamanda hükümetin Hamas ve İran gibi politikalarına yönelik haklı eleştirileri de zora soktuğunu söyledi.</p>
<p>ANKARA (ANKA) &#8211; ABD Başkanı Obama’nın İsrail ve İran politikaları nedeniyle Başbakan Erdoğan’ı ‘Türkiye’ye silah satışının Kongre’den geçmeyebileceği’ yönünde ültimatom verdiği yönündeki haberlerin yankıları devam ederken CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarlığı döneminde yine ABD’nin silah satışını koz olarak kullandığına ilişkin ilginç bir anısını anlattı. Öymen 1995-1996 yılları arasında ünlü bir fast food şirketinin Türkiye’ye ithal kıyma sokmak istediğini ancak mevzuatın buna izin vermediğini belirterek, dönemin ABD büyükelçisinin kendisine gelerek ‘hazır kıymanın ithaline izin verilmemesi halinde Türkiye’ye silah satışının kongrede onaylanmayabileceği” mesajı verdiğini kaydetti. Öymen, “Bu silah satış işi bir fast food şirketinin hazır kıyma kullanmasına kadar bile inebiliyor. Oysa silah alımı böyle basit konulara kilitlenemez” dedi.<br />
CHP Bursa Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu üyesi Onur Öymen, Financial Times Gazetesi’nde yer alan ABD Başkanı Obama’nın, Ankara&#8217;nın İsrail ve İran konusundaki tutumu değişmediği sürece ABD’den almak istediği silahları sağlama şansının bulunmadığı yönünde Başbakan Erdoğan’ı uyardığı yönündeki haberleri ANKA’ya değerlendirdi. Hükümetin dış politikada yaptığı bazı yanlışların, İran’la, Hamas’la ve Sudan’la yürüttüğü politikaların savunulur tarafı olmadığını belirten Öymen, “Bu politikaların savunulur tarafı yok elbette ama Amerika’nın her konuyu, Türkiye’ye silah satışını engelleme bahanesi gibi kullanması da yanlış. Elbette görüş ayrılıkları olur, ancak her ihtilafa düşüldüğünde silah konusu koz olarak kullanılmamalıdır” dedi.</p>
<p>-“SİLAH SATIŞI HAZIR KIYMA KONUSUNDA BİLE KOZ OLARAK KULLANILMAK İSTENDİ”-</p>
<p>Bu tür durumların Türkiye’yi ‘icazet’ altındaki bir ülke durumuna sokacağını söyleyen Öymen “Bundan geçmişte çok çektik” dedi. Türkiye’nin silah alımıyla ilgili, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı iken yaşadığı ilginç bir olayı da aktaran Öymen şunları söyledi:<br />
“Ben Dışişleri Bakanlığı müsteşarıyken dönemin ABD büyükelçisi geldi. O dönemde bir fast food firmasının hazır kıyma sokmasına Türkiye’nin mevzuatı izin vermiyor. Büyükelçi geldi ve bu durumu aktardı, fast food firmasına hazır kıyma getirme izni verilmesini istedi. Verilmediği takdirde de Türkiye’ye silah satışına kongreden onay çıkmayabileceği mesajı verdi. O dönemde büyükelçiye ‘boşuna zahmet etmişsiniz buraya kadar gelmekle’ dedim ve lafını geri aldı. Kısacası hazır kıyma konusunda bile silah satışını koz olarak kullanmaya kalktılar, zemin yokladılar. Baktılar ki bizde bunlara pabuç bırakacak hal yok, lafı çevirdiler. Yani silah satışı hazır kıymaya kadar bile inmiş durumda. Oysa böyle basit konuların silah satışına kilitlenmemesi lazım.”</p>
<p>-“BU TSK’NIN GÜCÜNÜ KISITLAMAKTIR”-</p>
<p>ABD’nin silah satışıyla ilgili tavrının Türk-Amerikan ilişkilerini zora sokacağını kaydeden Öymen “Askeri malzemenin manivela gibi kullanılması Türk Amerikan ilişkilerine zarar verir. Bu terörle mücadelede TSK’nın gücünü kısıtlamaktır. Aynı şeyi Kıbrıs Harekatı’ndan sonra da yapmışlardı. Ancak sonuç alamadılar, Türkiye politikalarında devam etti ancak Türk-Amerikan ilişkileri zora girdi. Şimdi de aynı şey olur. Bir de bu siz hükümete karşı silah satışını silah gibi kullanmaya kalkarsanız, İran, Hamas, Sudan gibi konularda hükümete yönelik haklı eleştirileri de zora sokarsınız, eleştirenlerin işini zorlaştırırsınız” diye konuştu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2685/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olay Gazetesi &#8211; Ahmet Emin Yılmaz&#8217;ın Köşesi</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2354</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2354#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 21:35:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2354</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Onur Öymen’in kariyer geçmişi, deneyimi ve bilgi birikimi için hiç kimse tek bir kelime dahi söz söyleyemez.
22 Temmuz 2007 seçimlerinden buyana CHP Bursa Milletvekili unvanı taşıyan Öymen’in, geçen süre içinde pek çok konuşmasını dinledik.
Yanı sıra…
Kendisiyle televizyon programları yaptık, katıldığı televizyon programlarını izledik.
Akıcı ve kesintisiz bir konuşma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Onur Öymen’in kariyer geçmişi, deneyimi ve bilgi birikimi için hiç kimse tek bir kelime dahi söz söyleyemez.<br />
22 Temmuz 2007 seçimlerinden buyana CHP Bursa Milletvekili unvanı taşıyan Öymen’in, geçen süre içinde pek çok konuşmasını dinledik.<br />
Yanı sıra…<br />
Kendisiyle televizyon programları yaptık, katıldığı televizyon programlarını izledik.<br />
Akıcı ve kesintisiz bir konuşma stili var. Ama hitabet sanatının gereği kabul edilen o iniş-çıkışlara konuşmasında yer vermediği için dinleyenlerde heyecan etkisi yapmıyor.<br />
Buna karşın…<br />
Öymen’in bugüne kadarki en etkili ve en akıcı konuşmasına bugün tanık olduk.<br />
Cumhuriyet Halk Partisi İl Genel Meclisi Grubu’nun organize ettiği ve CHP ilçe başkanlarıyla Büyükşehir Belediye Meclisi Grubu’nun da katıldığı toplantıda söz alan Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in konuşması iki bölümden oluşuyordu.<br />
İlk bölümde…<br />
Bursa ile ilgili çok önemli tespitler yaptı ve bunlara yönelik önemli değerlendirmeler dile getirdi.<br />
İkinci bölümde ise…<br />
Genel durumla ilgili tespit ve gözlemlerini aktardı, parti örgütüne siyasi mesajlar verip önemli uyarılarda bulundu.<br />
Konuşmayı büyük bir dikkatle dinleyen salondaki topluluk, bittiğinde de uzun uzun alkışladı.<br />
Bu yazıda…<br />
Öymen’in Bursa ile ilgili tespit, değerlendirme ve verdiği sözlere değinmek istiyoruz.<br />
••••••••••<br />
Örneğin…<br />
Sözlerinin başında şu tespiti yaptı:<br />
“Bir bölgeyi geri bırakmak istiyorsanız, o bölgenin ulaşım hatlarını keseceksiniz.”<br />
Devam etti:<br />
“Bakın Bursa Milletvekili arkadaşımız Kemal Demirel yıllardır Bursa’ya demiryolu gelmesi için çalışıyor, mücadele veriyor.”<br />
Bir başka tespiti, örnek vererek aktardı:<br />
“Bursa Türkiye’nin ikinci sanayi kenti. Ama demiryolu bağlantısı yok. Dünyada böyle bir şey yok. Konya’da demiryolu vardı, şimdi çok büyük bir yatırımla bir de hızlı tren yapıyorlar. Yapılsın elbette, yapılmasın demiyoruz ama Bursa’nın en iptidai olanından bile demiryolu yok. Oraya da yapın ama burayı da ihmal etmeyin.”<br />
Sonra da şu sözü verdi:<br />
“İktidara geldiğimizde ele alacağımız ilk iş Bursa’nın demiryolu olacak. Bu sorunu biz çözeceğiz.”<br />
Şunu da ekledi:<br />
“Bir başka sorun şu: 20 yıl önce şehir merkezindeki havaalanına uçaklar inip kalkıyordu. Şimdi yok. Yenişehir’e uluslar arası havaalanı yapıldı ama çalışmıyor. Şehir merkezindeki havaalanının çevresine ise yüksek katlı evler yapılmasına izin verilmiş.”<br />
Önemli bir ayrıntıya değindi:<br />
“Yenişehir Havaalanı Türkiye’nin en büyük kargo havaalanı. Fakat bugüne kadar inen kargo uçağı sayısı sıfır. Yani hiç yok.”<br />
Topu iktidar partisinin milletvekillerine attı:<br />
“Milletvekilleri bu durumu hükümete duyurmuyorlar mı? Çözümü için ilgilenmiyorlar mı?”<br />
••••••••••<br />
Ulaşımla ilgili tespitlerinin ardından Bursa üzerine değerlendirmelerini sürdüren CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Onur Öymen kent gündeminde çok tartışılan İstanbul Planı’na değindi:<br />
“Şimdi yeni bir plan yapıyorlar. İstanbul Planı adına, kirlilik yaratan sanayii Bursa’ya yönlendiriyorlar. Ama bakın buradan söylüyorum, hükümetin ömrü bu planı yapmaya yetmeyecek.”<br />
Bu noktada…<br />
Bursa adına bir başka soruyu gündeme getirdi:<br />
“Karacabey sahillerinde kum çekme davası vardı. Bizim arkadaşlarımız gidip oralarda tespitler yaptılar, gündeme taşıdılar. Sahi ne oldu o davaya? Adı karışanların hepsi yakalandı mı? Hani başkalarını buluyorlar, sabaha karşı gidip evlerinden alıyorlar, o davayla ilgili olanları bulamadılar mı?”<br />
Şunu da vurguladı:<br />
“Biz Cargill davasının da takipçisiyiz. Mahkemelerin verdikleri kararlar var. O kararları ortadan kaldıran yasal düzenlemeler, plan değişiklikleri yapılıyor. Bu dava Anayasa Mahkemesi’nde ama henüz mahkemenin gündemine gelmedi. Onu da takip ediyoruz.”<br />
Sonrasında…<br />
Şu dönem Bursa kamuoyunun en yakından izlediği konuya değindi:<br />
“Bursa’nın stadyum konusu var… 100 milyon liradan fazla bir proje. Bu projeyi de parti olarak adım adım izliyoruz. İzlemeyi denetleme adına yapıyoruz. Çünkü benzer başka işlerde suistimaller oldu. Hepsini biliyoruz. Onun için de inşaatının kime nasıl verildiği dahil her adımını izliyoruz.”<br />
Şunu özellikle vurguladı:<br />
“Bursa’nın çok iyi bir stadyuma ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Yapılmasını da sonuna kadar destekliyoruz. Ama denetim görevimizi yerine getirmek istiyoruz.”<br />
Toplantıyı CHP İl Genel Meclisi Grubu organize etti. CHP’nin ilçe başkanlarıyla Büyükşehir Belediye Meclisi Grubu da katıldı.<br />
Ayrıca…<br />
İl Başkanı Gürhan Akdoğan ve yürütme kurulunun yanı sıra, CHP Bursa milletvekilleri Kemal Demirel ve Abdullah Özer ile Parti Meclisi Üyesi Ali Nihat Irkörücü de hazır bulundu. Toplantıya katılanlar arasında Nilüfer Belediye Başkanı Mustafa Bozbey de vardı.<br />
İşte…<br />
Bu toplantıda bize göre bugüne kadar dinlediğimiz en etkili konuşmasını yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Onur Öymen, ilk bölümdeki Bursa’ya yönelik değerlendirmelerinin yanında, ülke gündemine yönelik tespitlerini de aktardı.<br />
Bu bölümde…<br />
Ekonomik konulardaki eleştirilerinin ardından, “Şu anda Türkiye büyük bir tehdit altında” diyerek sözlerine başlayan Öymen, dün yapılan AK Parti il başkanları toplantısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın medya patronlarına seslendiği ve “köşe yazarlarını denetim altına almalarını istediği” konuşmasına faşizm benzetmesi yaptı.<br />
Yargının üzerinde büyük bir baskı oluştuğunu vurgularken de, istifa eden bir hakimden örnek verdi ve “Kim yapıyor bu baskıyı, Et Balık Kurumu mu?” diye sordu.<br />
Yargının sınırda dağdan inenlerin ayağına götürüldüğünü anımsatırken “Silivri’de başka hukuk, Silopi’de başka hukuk” vurgulaması yaptı.<br />
Sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
“Türkiye öyle bir dönemden geçiyor ki, bunun adı dünyanın her yerinde krizdir. Bu krizi iyi yönetemediğinizde kaos olur.”<br />
Sonra…<br />
Sözü seçime getirip AK Parti iktidarına seslendi:<br />
“Bu tabloyu halk değiştirecek. Seçimle değişecek… Bu halk ilk seçimde sizi götürür. Götürecek de… Seçim hileleri de sizi kurtaramayacak.”<br />
Ardından…<br />
Parti örgütüne mesaj verdi:<br />
“Benim buradan parti örgütümüze mesajım var. Böyle bir dönemde birlik olmalıyız. Ayağımızın altına muz kabuğu, karpuz kabuğu koymak isteyenler, bizi birbirimize düşürmek isteyenler var.”<br />
Şunu aktardı:<br />
“Ben sizlere Genel Başkanımızın da selamını ve mesajını getirdim. Genel Başkanımızın Bursa örgütüne büyük bir güveni var. O da birlik olmanızı istiyor.”<br />
Mesajın nedenini şöyle açıkladı:<br />
“Bu seçimi mutlaka kazanmak zorundayız ve kazanacağız. Bunun için sizlere güveniyorum.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2354/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

