<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Onur Öymen &#187; Basın</title>
	<atom:link href="http://www.onuroymen.com/arsivler/basin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.onuroymen.com</link>
	<description>CHP Bursa Milletvekili</description>
	<lastBuildDate>Mon, 16 Jan 2012 12:43:08 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Onur Öymen’in Lübnan Televizyonuna Verdiği Mülakat (Aralık 2011)</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2908</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2908#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Jan 2012 12:56:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Görsel Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2908</guid>
		<description><![CDATA[

Biz özgürlük ve demokrasi için bölgedeki halkların direnişe geçmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirdik. Çünkü soğuk savaşın sona ermesinden sonra bütün dünyada demokrasi gelişirken maalesef sadece Ortadoğu’da gelişmedi. Samuel Huntington gibi bazı düşünürler, demokrasinin Hristiyanlığın bir ürünü olduğunu, halkı Müslüman olan ülkelerde demokrasinin yeşeremeyeceğini ileri sürüyorlardı, Türkiye’nin durumunu da istisna olarak görüyorlardı.
Biz böyle düşünmüyoruz. Halkı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Biz özgürlük ve demokrasi için bölgedeki halkların direnişe geçmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirdik. Çünkü soğuk savaşın sona ermesinden sonra bütün dünyada demokrasi gelişirken maalesef sadece Ortadoğu’da gelişmedi. Samuel Huntington gibi bazı düşünürler, demokrasinin Hristiyanlığın bir ürünü olduğunu, halkı Müslüman olan ülkelerde demokrasinin yeşeremeyeceğini ileri sürüyorlardı, Türkiye’nin durumunu da istisna olarak görüyorlardı.</p>
<p>Biz böyle düşünmüyoruz. Halkı Müslüman olan ülkelerde de demokrasi olabilir. Nitekim daha 20.yy’ın başlarında İran’da çok önemli bir demokrasi tecrübesi yaşanmıştı. O bakımdan biz halkı Müslüman olan ülkelerin demokratik hayata geçmeye hakları olduğunu düşünüyoruz ve bunu yapabilecek güçte olduklarını görüyoruz. Ancak eski otoriter rejimlerin sona erdirilip demokratikleşmeye doğru adımlar atıldığı sırada bölgede bazı İslami akımlar, kökten dinci akımlar devlet yönetiminde etkili olma yolunda büyük çaba göstermeye başladılar. Bizim kanaatimize göre ve Türkiye’deki tecrübemize göre halkı Müslüman olan bir ülkede laiklik olmazsa gerçek bir demokrasi olamaz. Laiklikle bağdaşmayan bir devlet düzeninin demokrasiye dönüşmesi son derece zordur. O bakımdan biz öteden beri bunu savunuyoruz. Sayın Başbakanımız da Mısır’a, Libya’ya, Tunus’a gittiğinde bunu söyledi, o ülkelere laikliği önerdi. Türkiye’de kendi partisinin laiklik duruşu hakkında bizim bazı itirazlarımız olmaklar birlikte, Başbakanın Ortadoğu ilkelerine laikliği önermesi dikkat çekici oldu. Ortadoğu ülkelerinin şimdiye kadar hiçbiri laik bir devlete doğru yönelmedi. Mısır’da yapılan seçimlerin ilk turu bu açıdan son derece dikkat çekicidir. Oyların %60‘ından fazlasını Müslüman Kardeşler veya Selefiler aldı. Bunların ikisinin toplamı %65 yapıyor. Bu da gösteriyor ki Ortadoğu’nun gerçek ve laik bir demokrasiye ulaşması için uzun bir yolu var. Libya’da daha anayasa hazırlanmadan, seçim yapılmadan, halkın iradesine başvurulmadan geçici yönetim, ülkede şeriat düzeni olacağını ilan etti. Tunus’ta seçimleri  dinci bir parti kazandı. Fas’ta muhafazakar bir parti kazandı. Suriye’deki gelişmelerin arkasında da Müslüman Kardeşler’ in olduğu yolunda bazı işaretler var. Bu gelişmeler bölgede demokrasiyi geciktirebilir. Biz her ülkenin iradesine saygılıyız, bütün bölge ülkelerinin gerçek bir demokrasiye geçmesini isteriz ama bunun kısa zamanda ve çok kolay olmayacağı izlenimini de alıyoruz. Bu konuda bunu söylemek zorundayım.</p>
<p>Amerikalıların bölgeye yönelik tutumunda öyle anlaşılıyor ki, öncelikli hedefleri bölgedeki enerji kaynaklarını güvence altına almaktır. Petrol, doğal gaz kaynakları, bunların ulaşım yolları, Süveyş Kanalı bu bölgenin enerji boyutunun önemli unsurlarıdır. ABD bunları öncelikli bir hedef olarak dikkate alıyor. Bölgedeki halkların demokrasiye ulaşmalarından daha çok bölgenin istikrarını koruyan ve kendileri ile iyi ilişkiler içerisinde olan ülkelerin varlığına önem veriyorlar. Bunun için de aksi yönde politika üretebilecek ülkelerin ABD açısından sıkıntı yaratabileceklerini düşünüyorlar. Mesela Bush döneminde ABD’nin eski NATO başkomutanı ve ABD cumhurbaşkanı adaylarından Wesley Clark, 2007 yılında, California’da bir konuşma yaptı. Orada şunu söylüyor: yeni muhafazakarların, (neoconların), amacı önümüzdeki beş yıl içinde bölgedeki yedi hükümeti değiştirmektir. Kim bunlar? İran, Irak, Suriye, Lübnan, Libya, Sudan ve Somali. Belli ki neoconlar bölge ülkelerini nasıl demokrasiye kavuştururuz düşüncesinden çok o bölgede bize yakın, istikrarlı, bizimle iyi ilişkiler kurabilecek hükümetleri nasıl iş başına getirebiliriz düşüncesindelermiş. Bunu kendileri söylüyorlar biz söylemiyoruz. Bölgeye bir bütünlük içinde bakmamız lazım. Eğer ilkeli bir yaklaşım sergileyeceksek bizim bütün bölge ülkelerinde demokrasinin oluşmasını desteklememiz lazım. Bazı ülkelerde demokrasi olsun, bazılarında olmasın. Bu doğru değil. Halkının demokratik bilinç gösterdiği ülkelerin bir kısmına bir türlü bakalım, bir kısmına başka türlü bakalım, bu da doğru değil. Büyük devletlerin Mısır, Libya, Suriye’deki gelişmelere bakışıyla mesela Bahreyn’deki gelişmelere bakışı bir mi? Henüz bir halk hareketini başlamadığı, halkın sokağa dökülmediği ülkeleri bu büyük devletler demokratik devletler olarak mı sayıyorlar? Bütün mesele bizim ilke olarak demokrasinin bu bölgeye yerleşmesini isteyip istememizle ilgili. Biz Türkiye olarak istiyoruz, istiyoruz ki bölgede  yaşayan insanlar demokrasi ile yönetilsinler. Ama bakıyoruz uzun zamandan beri kendilerini demokrasi ve laikliğin beşiği olarak kabul edilen ülkeler, ABD gibi, Fransa gibi laikliği kendi ülkelerinde uygulayan ülkeler, Ortadoğu’ya gelince laikliği ağızlarına bile almıyorlar. ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi içinde bir kelimeyle bile laiklik geçmiyor. Bizim görüşümüzü sordular o zaman, dedik ki  sizin bu projenizde laiklikten bahis yok, hep din esasına göre bölgenin demokratikleşmesini öngörüyorsunuz. Oysa halkı Müslüman olan bir ülkede laiklik olmazsa demokrasi olmaz. Mesela laiklik olmazsa kadın-erkek eşitliği olabilir mi? Kadın-erkek eşitliği olmazsa demokrasi olabilir mi? Bunları anlattık. Ama belli ki bazı ülkeler için bölgenin yerinin altındaki kaynaklar yerin üstündeki insanlardan daha önemli. Biz ise bölge ülkelerinde yaşayan insanları kardeş halklar olarak görüyoruz ve bizde nasıl demokrasi geliştiyse onlarda da gelişmesini istiyoruz.</p>
<p>Bizce İsraillilerin bazı Arap ülkelerinin geçmiş yönetimlerle sağladıkları bir düzen vardı. Mesela Mısır ile Hüsnü Mübarek zamanında sağladığı bir düzen vardı Camp David’den beri devam eden. Bu düzenin devamı İsraillilerin işine geliyor. Şimdi yeni faktörler, yeni oyuncular ortaya çıkınca öyle anlaşılıyor ki İsrail de gelecekteki ilişkilerin nasıl şekilleneceği konusunda kuşku duyuyor. Özellikle Mısır’da seçimlerden sonra kazanan Müslüman Kardeşler ve Selefiler konusunda İsrail’in hiç de olumlu düşünce sahibi olmadığı biliniyor. Evvelce Mısır’da yasa dışı sayılan bazı güçlerin şimdi iktidarı ele geçirmeleri İsrailliler için ciddi bir kaygı konusudur. Suriye’de ne olacağı belli değil. Suriye’de de aynı şekilde bir yönetim değişikliği olursa ve orada da Müslüman Kardeşler etkili olurlarsa, İsrail iki taraftan da İslamcı güçlerin kıskacı altında kendini hissedecektir. Ama burada İsrail’den daha önemli olan bölge halklarının ne istediğidir. Bölge halkları gerçekten çağdaş bir demokrasi istiyorlarsa biraz gecikerek de olsa zahmetli de olsa buna ulaşırlar. Ama bölgeye hakim olan kanaat demokrasi yerine İslami rejimlere sahip olmaksa o zaman bu biraz daha vakit alır.</p>
<p>Bölgede aşırı İslami güçlerin iktidarda olduğu ancak ABD ile iyi ilişkiler sürdüren devletler vardır. Onun için ABD bölgede İslami rejimin bulunmasından şimdiye kadar rahatsızlık duymamıştır. Bu halk hareketleri olmasaydı ABD’nin bu ülkeleri demokrasiye geçmek için zorlayacağını tahmin etmiyoruz. Ortadoğu Projesi’ni ortaya attılar fakat bunun da bir sonuç veremeyeceğini gördüler. Şu anda katı İslami kurallarla yönetilen Orta Doğu ülkelerinin ABD için bir rahatsızlık konusu olmadığını biliyoruz; yeter ki onlarla hem petrol konusunda hem güvenlik konusunda yakın işbirliği yapsınlar. Bu gelenek 1950’li yılların başında Musaddık’ın İran’da iktidardan devrilmesi dönemlerine kadar uzanıyor. O devirde de İran’da halkın demokratik tercihiyle başbakanlığa gelmiş bir liderin sırf petrolleri millîleştirdiği için görevinden uzaklaştırılmasında yabancı ülkelerin rolünü biliyoruz. Bu konuda ayrıntılı bilgiler kitaplarda yayınlandı. Şimdi biz zannediyoruz ki ABD için gene birinci öncelik  bölgedeki siyasi menfaatleridir, enerji menfaatleridir ama bölge halkının demokrasiye geçmesinin ABD’nin stratejim menfaatlerine zarar vereceğine ben şahsen inanmıyorum. İsrail’e gelince, İsrail’in daima ABD politikasını yönlendirdiği söylenir ama aksi yönde örnekler var. Mesela 1956 yılında İsrail’in İngiltere ve Fransa ile birlikte Süveyş’e yaptığı çıkartmayı ABD durdurmuştur. Bu ülkelerin geri çekilmesini sağlamıştır. O bakımdan ABD önce kendi menfaatini düşünür. ABD bizim dostumuzdur, müttefikimizdir ama biz her şeyden önce Türkiye’nin çıkarlarını düşünürüz. Biz nasıl önce Türkiye’nin çıkarlarını düşünüyorsak, başka ülkeler nasıl önce kendi çıkarlarını düşünüyorlarsa ABD de kendi çıkarlarını düşünüyor. Yeter ki ABD’nin çıkarları bölge halklarının demokrasiye geçmesine engel olmasın.</p>
<p>Biraz zor da olsa sonunda bölgede demokrasi galip gelecektir. Türkiye tüm NATO ülkeleri içinde komşuları arasında demokratik hükümetlerin bulunmadığı tek ülkedir. Bölgeye demokrasinin tarih Çünkü tarih boyunca demokratik ülkeler arasında hiçbir savaş yaşanmamıştır. Eğer bölgeye gerçek bir demokrasi gelirse barış da gelecektir, huzur da gelecektir, istikrar da gelecektir. Bölgedeki sıkıntıların önemli bir nedeni bölgede demokratik devletlerin olmayışıdır. Soğuk Savaş’ın bitmesinden sonra 1990’lı yılların başlarından itibaren bütün dünyada bir demokrasi cereyanı yayıldı. Orta Avrupa’da başladı, Latin Amerika’da evvelce askeri idarelerle yönetilen devletler demokrasiye geçtiler. Uzak Doğu’da oldu, bazı Afrika ülkelerinde oldu. Bir tek Ortadoğu’da olmadı. Bu ülkeler demokrasiyi istemedikleri için mi? Niçin? Bölgenin gerçek anlamda tek demokratik laik ülkesi Türkiyedir?  Bölgede barış ve istikrar içinde, gerçek bir demokrasinin gerçekleşmesini bekliyoruz. Gerçek bir demokrasi nasıl olur? Mesela demokratik ülkelerde bir ülkede bir ordu olur, iki ordu olmaz. Federal devletler dünyada var, ABD’de de var, Almanya’da da var. Kaç tane ordu var burada? Bir tane. Niçin bazı Ortadoğu ülkelerinde birden çok ordu niteliğinde silahlı kuvvet var ve bu meşru kabul ediliyor? Çok sayıda silahlı kuvvetlerin olduğu bir ülke gerçek bir demokrasi olabilir mi? Orada demek ki bazı etnik gruplar veya dini gruplar  silah zoru ile kendi iradelerini kabul ettirmeye çalışıyorlar bu da demokrasi ile bağdaşmıyor. Aynı şekilde laiklikten bahsettik, ABD kurulurken Amerikan devletinin kurucularından ve kendisi de bir din adamı olan Thomas Jefferson, , demiş ki, Amerikan anayasasını yaparken din ile devlet işleri arasına bir duvar ördük. Din ile devler işi birbirine karışmayacak diyor. Ama bakıyoruz Afganistan’ın Sovyet işgali altında olduğu dönemde Amerikalılar mücahitleri desteklerken din faktörünü kullandılar. Eski ABD dışişleri bakanlarından Madeleine Albright kitabında ABD’nin dış politikada evvelce din faktörünü kullanmamasının bir  hata olduğunu yazıyor. Yabancı ülkeler din faktörünü dış politikada kullandıkları zaman, bu demokrasiye de dine de zarar verir. Müslümanlar dini ne şekilde yorumlayacaklarını Müslüman olmayan ülkelerden öğrenmemeliler. Biz dini Allah ile kul arasında kutsal bir bağ olarak görürüz. Ama devlet işlerinin dini esaslara göre yönetilmesini kabul etmeyiz. Bizim Türkiye olarak cumhuriyetten itibaren benimsediğimiz devlet anlayışı budur ve temenni ederiz ki, bu anlayış tüm bölgede egemen olsun, bölgede laik, demokratik devletler güçlensin, böylelikle gerçek bir barış ve istikrar ortamı sağlansın.</p>
<p>Bir süre için belki İslami güçler Ortadoğu’da siyasete hakim olabilirler ama sonunda benim kanaatim o ki, İslam’ı kendi boyutu içinde Allah ile kul arasında güçlü bir bağ olarak kabul eden ve devlet işlerini din işlerinin dışında düşünen bir devlet anlayışı bölgede yerleşecektir. Türkiye’de de bizim buna geçmemiz çok kolay olmadı. Biz de Türkiye’de zamanında biraz güçlüklerle karşılaştık ama sonunda başardık. Türkiye başardığına göre bütün bölge ülkeleri başaracaktır. Atatürk demişti ki, eğer sadece kendimizi düşünseydik kurtuluş savaşımız bu kadar zor ve kanlı  olmazdı, ama biz bütün şark ülkelerini düşündüğümüz için bu mücadelemiz bu kadar zor olmuştur. Ben inanıyorum ki Türkiye emperyalizmin baskısından kurtulduğu gibi diğer şark devletleri de aynı şekilde kurtulacak ve kurtarılacaktır. Bizim dileğimiz bölge ülkelerinin gerçek anlamda tam bağımsızlığa ve demokrasiye kavuşmalarıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2908/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen’in Ulusal Kanal’daki Konuşması &#8211; 25.12.2011</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2906</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2906#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Dec 2011 18:25:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[Görsel Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2906</guid>
		<description><![CDATA[

Çok teşekkür ediyorum, bu konu kamuoyunda tartışılıyor son günlerde fakat nedense resmin bütününü halka anlatmak yerine sadece bir bölümünü söylüyoruz. Ne deniyor? Fransa’da gelecek yıl cumhurbaşkanlık seçimi var, Sarkozy bu seçimlerde güçlü görülüyor,  seçim şansını yükseltmek için de Ermeni meselesini istismar ediyor. Ermeni oylarını kazanmaya çalışıyor. Bütün bunların arkasında bu var. Şimdi bu doğru. Yani [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Çok teşekkür ediyorum, bu konu kamuoyunda tartışılıyor son günlerde fakat nedense resmin bütününü halka anlatmak yerine sadece bir bölümünü söylüyoruz. Ne deniyor? Fransa’da gelecek yıl cumhurbaşkanlık seçimi var, Sarkozy bu seçimlerde güçlü görülüyor,  seçim şansını yükseltmek için de Ermeni meselesini istismar ediyor. Ermeni oylarını kazanmaya çalışıyor. Bütün bunların arkasında bu var. Şimdi bu doğru. Yani iç politikada etkili. Fakat mesele bundan ibaret değil. Sarkozy gerçekten göreve geldiğinden beri açık bir şekilde Türkiye aleyhtarı bir politika izliyor. Sadece Ermeni konusunda değil. İlk yaptığı ve bize en çok zarar veren adımı 2008 yılında Türkiye &amp; AB müzakereleri sırasında 5 müzakere başlığının Fransa tarafından veto edilmesi olmuştur. Tek başına Fransa 5 konunun müzakeresini engelledi. Niçin? “Bu 5 konuyu açarsak, bu Türkiye’yi tam üyeliğe götürür. Biz Türkiye’nin tam üyeliğini istemiyoruz onun için bu 5 başlığı veto ediyoruz”. Peki 1999 yılında Türkiye’yi üyelik sürecine sokan Helsinki Zirvesi’nde Fransa itiraz etmiş miydi? Etmemişti. Şimdi neden? Burada  bir Sarkozy faktörü var. Peki Fransa daima Türkiye’ye karşı bir politika mı izlemişti AB üyeliğinde? Hayır. Bundan önceki başkan Chirac’ın ilk dönemlerinde Fransa Türkiye’nin üyeliğini en çok destekleyen iki ülkeden biriydi. Fakat görüyoruz ki Chirac’ın son dönemlerinde Fransa tutum değiştirdi. Sayın başbakan Erdoğan, o zamanki Almanya Şansölye ‘si Schröder ve Chirac, toplantısı var. O sırada anlaşıldı ki o tarihte muhalefet lideri olan Angela Merkel  karşıtlık yapıyor yine. Schröder’in desteğine rağmen Almanya’daki dengeler dikkate alındığında, Fransızlar da hissettiler ki uzun vadede Almanya bu konuda yanlarında olmayacak. Neticede oradan döndü Chirac, kendi bakanlar kuruluna dedi ki üç ihtimal var. 1. Türkiye kendiliğinden bu işten vazgeçer. 2. Üyelik müzakereleri çıkmaza girer. 3. Üyelik  müzakerelerinden başarılı sonuç alınır o zaman biz de Fransız halkına sorarız referanduma götürürüz. Yani bir tanesinde bile böyle olumlu bir çıkış yolu göstermiyor, Nasıl Türkiye’nin üyeliği engellenir? Sarkozy değil, Chirac’ın son zamanlarında başlamış. Bunda da en önemli etkenlerden biri Almanya. Özellikle Merkel’in Almanya’da başbakanlığa gelmesinden sonra Fransa’yı sürekli olarak baskı altında tuttuğunu biliyoruz. Çünkü Alman Hristiyan demokratları öteden beri Türkiye’nin üyeliğine kesinlikle karşıdırlar. Başbakan Kohl 16 sene üst üste başbakanlık yapmıştır, bir tek gün “şu şartlar yerine gelirse biz de Türkiye’nin AB üyeliğini destekleriz” dememiştir. Ondan sonra Hristiyan demokrat partinin başına gelen  Schauble açıkça basına demeç verdi, “Türkiye’yi hiçbir zaman üye yapmayacağımızı söyleyecek cesarete sahip olmalıyız”, dedi. Ben  o zaman Almanya’da büyükelçi idim,  “siz bunu söylediniz mi?” dedim, kendisini ziyaret ettim. “Evet, söyledim” dedi. Peki dedim “sizin politikanız bu mu?”. “Bu benim görüşüm” dedi. “Niye böyle?”. “Çünkü arada büyük kültür farkı var” dedi. Peki dedim, “İspanyol kültürü ile İsveç kültürü bir mi Avrupa’da?”.  Biz dedi “kültür deyince dini anlarız.” Din faktörü vardır Almanya’da, her zaman ön plana çıkmaz ama başka faktörler de var. Neticede Fransa’yı etkileyen büyük ölçüde Almanya’nın özellikle Merkel dönemindeki katı tutumu olmuştur. Merkel kendi partisinin kongresinde karar almıştır, Türkiye’ye tam üyelik değil özel statü verilmelidir diye.  Şimdi Fransa’ya dönecek olursak Sarkozy döneminde artık açık bir şekilde anlaşılmıştır ki Fransa Türkiye’nin üyeliğine karşıdır ve Türkiye’ye karşı bir politika izlemektedir.</p>
<p>Buna karşı biz ne yaptık? 2006 yılında aynen bu yasa, aşağı yukarı birkaç kelimesi değişik, Fransız meclisinden geçti, biz de oradaydık. Gittik tek tek milletvekilleri ile konuştuk her partiden. Bize çoğunun söylediği şu, “boşuna tezlerinizi anlatmayın biz sizin haklı olduğunuzu biliyoruz ama bizim seçim bölgemizde Ermeniler çok etkilidir, eğer biz bu tasarıya ret oyu verirsek bir daha seçilemeyiz. Kusura bakmayın” dedi bir çoğu. Demek ki bu işin bir iç politika boyutu olduğu doğru. Ama biraz önce de söylediğimiz gibi bundan ibaret değil. Türkiye ne yapmalıydı? Türkiye daha başından itibaren Fransa’nın bu olumsuz tutumu ortaya çıktığında daha çok kuvvetli tepki göstermeliydi, bunu yapmadı. Yani bugüne kadar gösterdiği tepkiler çok sınırlı kaldı. Hatta daha 2001 yılında Fransa parlamentosu soykırım kararını kabul ettiği zaman gene gösterdiğimiz tepkiler çok sınırlı kaldı, AKP’den önce de maalesef. Peki etkili tedbir nasıl gösterilebilir Fransa’ya? Biz geçmişte tepki gösterdik mi, sonuç aldık mı? Gösterdik ve sonuç aldık. 1984 yılında Fransızlar Türkiye’ye çok kapsamlı bir proje sundular, nükleer santral projesi. O zaman büyük para, 1 milyar dolarlık bir proje. Çok uygun şartlarda, aklınıza ne gelirse, bundan iyisi belki olamaz. O zamanki dışişleri bakanımız Vahit Halefoğlu’na sundular. Halefoğlu onlara şunu söyledi, “çok güzel bir proje, teşekkür ederiz buraya kadar zahmet etmişsiniz ama siz bu kapıdan çıktığınız anda ben bu projeyi çöp sepetine atacağım, bunu bakanlar kuruluna teklif bile edemem” dedi. Niye? “Çünkü siz bizim  diplomatlarımızı öldüren Ermeni teröristlerine müsamaha gösteriyorsunuz, ASALA teröristlerine. Fransa bunu yaparken biz hiçbir proje falan vermeyiz” dedi. Şimdi ondan iki hafta sonra cumhurbaşkanı Mitterrand özel temsilci gönderdi Türkiye’ye Etyan Manak. Galatasaray’ın eski hocası. O şu mesajı getirdi Mitterrand’tan, “biz Türkiye’ye karşı yanlış bir politika izlediğimizi kabul ediyoruz, özür diliyoruz, geri adım atıyoruz, bundan sonra hiçbir terörist örgüt Fransa’da himaye görmeyecektir, hiçbir saldırı olmayacaktır Türk diplomatlarına” ve olmadı da. Şimdi devlet adamı bunu yapar. Yoksa gemilerin ziyaretine engel olacağız, hiç etkilemez Fransa’yı. Fransız uçakları Türkiye’nin hava sahasından geçerken topluca izin vermeyeceğiz, teker teker vereceğiz. Siyasi istişare toplantısını iptal ettik, Bunların hiçbiri Fransa’nın canını acıtmaz. Böyle kocaman bir projeyi reddederseniz o zaman düşünürler. Bu Türkler bugün bunu yapıyor, yarın daha hangi menfaatlerimizi engelleyebilirler diye. Diplomaside usul bu. Karşı taraf sizin menfaatinize, haysiyetinize zarar verecek bir  adım atarsa siz de ona kabul edemeyeceği bir zarar vereceksiniz. Bunu yapamadığınız takdirde gerisi havada kalır. Üç gün sonra işler normale döner sanki hiçbir şey olmamış gibi gündem değişir, siz gene Fransa ile can ciğer kuzu sarması politikanızı izlersiniz. Bu Fransız tasarısından daha kötüsü İsviçre’de geçti. Fransa’da daha senato onaylamadı, resmiyet kazanmadı henüz ama İsviçre’de onaylandı resmiyet kazandı. Doğu Perinçek’in yaptığı mücadeleyi biliyoruz, başına gelenleri de biliyoruz. Bugün İsviçre’ye gitseniz ve Ermeni soykırım olmamıştır deseniz sizi mahkum ederler. İsviçre mahkemesi Perinçek aleyhine karar aldı, İsviçre temyiz mahkemesi bunu onayladı ve şimdi AİHM’de olay. Biz ne yaptık? Pazartesi günü (26.12.2011), tüm büyükelçileri çağırdık bir toplantı yapıyoruz. Konuşmacı kim? İsviçre dışişleri bakanı. Bu kadar olur mu? Bu kadar olur mu? Sizin aleyhinize bu kadar rencide edici, hasmane bir karar almış bir ülkenin dışişleri bakanını tek konuşmacı olarak çağıracağız kendi diplomatlarımızın toplantısına. Adam mı kalmadı dünyada? Çağıracak insan mı bulamadınız? Onlar diplomat toplantılarına sizi çağırıyorlar mı? Nereden icap etti bu? Ondan sonra Ermeni protokolleri hazırlanırken kimin  aracılığıyla biz bu işi yaptık? İsviçre’nin. Yani bir aracı mı lazımdı? Bu aracı İsviçre mi olmalıydı? Hepsi yanlış işte, baştan aşağı.</p>
<p>Şunu anlamamız gerekir ki yalnız Fransa değil, başka Avrupa ülkeleri de başta Almanya olmak üzere, Türkiye’nin AB ilişkileri konusunda son derece olumsuz bir tavır içindeler. Bunlarla nasıl mücadele edeceğiz? Bunlar kamuoyunu da etkiliyor. Son kamuoyu yoklamalarına göre Avrupa’da %60‘tan fazla halkın Türkiye’nin üyeliğine karşı. Fransa’da %70’e kadar çıkıyor. Fransa’da mesela eski cumhurbaşkanlarından Valéry Giscard d’Estaing var.  Bu kişi 1962 yılında diyor ki AB’yi oluşturuyoruz ama kesinlikle Türkiye’yi almamalıyız diyor. En son Avrupa’nın anayasasının hazırlanması için konvansiyon vardı ona başkan seçtiler bu kişiyi. Türkiye açısından en kötü insan kim olur buna başkanlık edecek deseler, bunu derdik. Onu yaptılar. Ne dedi adam? Türkiye’nin AB üyeliğine üye olacağı gün AB’nin son günü olacaktır. Bu kadar açık. Böyle hasmane tutum izleyen Almanya’da yok mu? Yalnız Merkel değil. Eski başbakanlardan sosyalist parti eski başkanı, Helmut Schmidt var. Diyor ki eğer Türkiye AB’ye üye olursa biz Almanya’yı idare edemeyiz diyor. Anılarını yazdığı bir kitap var, orada da açıkça söylüyor. Bizim yanımızda kim var, karşımızda kim var bunu iyi bilmemiz lazım.</p>
<p>Tepkilerimizi oluştururken akılcı bir tavır sergilenmesi lazım. Bizim aleyhimize soykırım iddiaları ile ilgili kimin ne söylediğini biliyoruz. Lehimize kim konuşuyor peki? O yıllarda, Birinci Dünya Savaş ve hemen sonrasında, bu işleri en iyi bilecek durumda olan İngiltere var. O zaman İngiltere’nin işgal gücü olarak İstanbul’daki varlığını ve neler yaptığını, marifetlerini biliyoruz. Ama ne demiş İngiltere devlet bakanı 14 Nisan 1999’da Avam Kamarası’na çıkıyor ve diyor ki resmen, Osmanlı idaresinde Ermenilerin yok edilmesinin kararını kanıtlayacak bir belgenin yokluğu nedeniyle İngiliz hükümetleri 1915-16 olaylarını soykırım olarak tanımamaktadır. Bizce 80 yıl önce cereyan etmiş olayların bugünkü hükümetler tarafından değerlendirilmesi uygun değildir,  zira bu olaylar hukuki ve tarihi tartışmalardır .Siz bu sözü isterseniz Ermeni soykırımı için, isterseniz Dersim tartışmaları için uygulayabilirsiniz, yani tarihin olaylarını bugünün siyaseti içinde tartışmak doğru değildir ve bu soykırım değildir diyor. Başka bir İngiliz bakanı 24 Ocak 2001’de diyor ki bir süre önce İngiltere hükümeti Ermeni sorunu için sunulmuş delilleri gözden geçirdi, 1915-16’da meydana gelmiş olayların belgelerini inceledi ve bu olayların BM tarafından tanımlanış olan soykırım tanımına uymayacağına karar verdi, bunlar İngiliz tutumudur ve değişmeyecektir dedi. Siz bu sözleri herhangi bir yerde duydunuz mu? Hükümetin açıklamalarında var mı? Bizim aleyhimizde kim ne derse haberdir fakat bizim lehimizde birisi bir şey söylemişse haber değildir. İngiliz Yüksek Komiseri 1920’li yıllarda diyor ki götürmüşler Nemrut Mustafa divanından aldıkları 67 kişiyi, sonra 140’a çıkmış bunların sayısı. Bunları yargılayacaklar Ermeni soykırımı suçlusu olarak falan hiçbir delil yok. Tutukluları mahkeme önünde itham edecek hukuki delillerimiz yoktur diyor komiser büyükelçi, İngiliz dışişleri bakanına yazıyor. Ancak siyasi şartlar onların geri gönderilmesini de uygun kılmamaktadır diyor, büyükelçinin görüşü bu. Churchill diyor ki böyle şey olmaz madem ki suçlu değiller hepsini bırakın. Yani tarihimizde böyle belge ve deliller var. Amerikan gazetesi 2 Ocak 1920 tarihinde diyor ki, “Türkiye’deki Ermenileri bugün yeni bir tehlike tehdit ediyor, bu tehlike ABD’de yaşayan Ermenilerden geliyor. Ermeniler tarafından icra edilen propagandalar kamuoyu üzerinde çok kötü bir tesir yapıyor. ABD’yi Kafkasya’da askeri bir serüvene sürüklemeye çalışanlara gazetemiz muhalefet etmektedir. Doğu Anadolu’daki vaziyete tamamen vakıf olan hiçbir ABD’li Ermeni taleplerini onaylayıp buna yardım etmez”. Buna benzer neler var.</p>
<p>Ayrıca bizde bir suçluluk ruh hali hakim oldu. Ne zaman böyle bir konu tartışılacak olsa Türkiye, geçmişimiz, atalarımız ne kadar gaddardı, diye bunları anlatan programlar izliyoruz televizyonlarda. Bir kişiyi çağırsalar cumhuriyeti, Atatürk’ü, devrimleri savunan, karşısına 5 tane adam diziyorlar ki Atatürk’e, cumhuriyete karşıt olanları. Hep suçlama. Şu Ermeni tasarısı görüşülürken hiç değilse tatil yapın değil mi? Hayır. Fransa’da Ermeni tasarısının görüşüldüğü gün çıkarıyorlar televizyonlara ne kadar zulüm yapmışız Ermenilere. Bir kişi çıkarıyorlar mı gören var mı, Ermenilerin yaptığı zulmü anlatacak? Bir kişi var mı? Neler yaptıklarını biliyor musunuz? Justin McCarty’nin Van’daki ayaklanma kitabını okuyun. Orada şehirde yaşayanların %62‘sini Ermenilerin ne kadar feci şekilde katlettikleri yazıyor. Bunları söylüyor musunuz? Girit’te 80 köyün ahalisini Rum çetecilerin nasıl imha ettiğini söylüyor musunuz? Bir tane Giritli çıktı mı? Yok. Peki kurtuluş savaşında 830 Türk köyünün yakıldığını, 114.000 Türk evinin tahrip edildiğini, 1.000.000 Türk’ün evsiz barksız kaldığını anlatan bir kişi çıkıyor mu? Hep biz suçluyuz. Başkalarının bize yaptığı zulümden hiç bahsetmeyelim. İngilizler de söylüyor, şu tarihi tarihçilere bırakmayı bir öğrensek&#8230; Hüküm veriyoruz. Başbakan diyor ki Dersim’de katliam yaptık özür dilerim diyor. Onun üzerine Le Monde dışişleri bakanı Davutoğlu’na soruyor, diyor ki sayın başbakanınız Dersim için özür diliyor, aynı şeyi siz Ermeniler için niye söylemiyorsunuz diyor. Yani bir laf söylediğiniz zaman o laf nereye gidecek göreceksiniz. Niçin Fransızlar kalkıp da Cezayir’de katliam yaptık özür dileriz demiyorlar? Sarkozy de demedi önceleri de demedi. 1.000.000 insan öldürmüşler. Sadece 8 Mayıs 1945 günü öldürülenlerin sayısı, en mütevazı rakam, 16.000, daha ileri rakamlara göre 45.000. Gidin Cezayir’e ben daha geçenlerde gittim,  görün müzeleri, içiniz sızlar. Peki bunun için niye özür dilemiyor Fransızlar? Geçmişim le ilgili bizim o zaman böyle bir devlet politikamız yoktu, bazı subaylar, yerel düzeyde yanlış bir şey yapmışlarsa bu onların sorumluluğudur biz tarihi tarihçilere bırakırız diyor eski Fransız başbakan. Siz niye kendi devletiniz için bunu demiyorsunuz? Tarihten bahsederken bazı şeyleri cımbızla çekeceksiniz, siz devlet de demeyeceksiniz CHP yaptı bunları diyeceksiniz. Peki Menemen’deki katliamı da CHP mi yaptı? Orada silahlı, örgütlü, aşırı dinci insanların teğmenimizi öldürüp kafasını kesmesi CHP sorumluluğunda olan bir iş midir? 23 Aralık’ta yapıldı daha anma töreni, niçin iktidardan bir kişi yok? Orada öldürülen, vahşice katledilen bu devletin bir subayı değil mi? Onun anısı önünde eğilmek sizin göreviniz değil mi ? Yok, ben de katıldım o zaman da yoktu, sordum ilgili arkadaşlara, efendim hiç katılmazlar dediler. Bu yıl? Bu yıl da katılmadılar. Tarihi böyle seçerek  o zamanki siyasi hasımlarınızı suçlamak için değerlendireceksiniz tarihi&#8230; Yani hem iç boyutu hem dış boyutu ile bu işlerin savunulacak bir tarafı yoktur. Siz bir kere Yunan televizyonunda mesela Girit’te Türklere ne kadar zulüm yaptık konulu bir program olduğunu işittiniz mi? Hiç böyle bir bilgi geldi mi? Orada Yunanlıların zulmüne uğrayan Türklerin ailelerinden bir kişi çıkarıp da efendim bize ne zulümler yaptılar dediklerini işittiniz mi? Şimdi her akşam açıyoruz televizyonları Ermeniler çıkıyor, kendisine Türk diyemeyen bazı vatandaşlar çıkıyor biz “Türkiyeliler” Ermenilere zulüm yaptık diyor. Ermeniler deyince Ermeni millet, Ermenistanlılar demiyor. Ama kendinden bahsederken Türk’üm diyemiyor ve Türkiyeliyim diyor. Bunlar profesör. Bunları utanarak söylüyorum. Türkiye bu duruma gelmemeliydi. Bizim hayatımızın büyük bir bölümü yurtdışında geçti oradaki basını da izledik, kendi geçmişini yerden yere vuran bir ülke medyası hiç görmedim. Yani bir tarihi tartışma yapacaksanız birkaç tarihçi getirirsiniz günlük politika ile bağlantısı olmayan bir şekilde tartışırlar ama böyle kampanya şekline sokmazsınız.</p>
<p>Siz biliyor musunuz maalesef bir CHP milletvekilinin Dersim ile ilgili ve Atatürk’e de dil uzatan bazı ithamlarda bulunan konuşmalarından sonra, hatta soykırım ve katliam ithamları olan bir konuşmasından sonra, yalnız bu konuda düzenlenen televizyon programları 204 saat Türkiye’de. Yayınlanan makale ve yazı sayısı 2.000. Düşünebiliyor musunuz? Bir fırsat bulduk kendi tarihimize vurmak için hem sağdan hem soldan vuracağız. Bu kadar olabilir mi? Siz Dersim’de hayatını kaybeden bir subayın, askerin ailesi ile yapılmış bir röportaj izlediniz mi, işittiniz mi ?Yok. O bakımdan diyorum ki bu suçluluk psikolojisinden kurtarmamız gerekir kendimiz. İçerde kendi kendimize bu kadar haksızca saldırırsak, yabancılar de bunu fırsat bilirler ve niye Ermeni konusunda bunları söylemiyorsunuz derler.</p>
<p>Bu konuda Atatürk 1920 yılında İstanbul’daki ABD büyükelçisine, yüksek komiserine, mektup yazıyor ve aynen şöyle diyor, “Bu uydurma Ermeni kırımı meselesi ve tüm dünyayı aldatmak için yaratılan kin ve hırs ürünü propagandaların niteliği hakkında uygarlık ve insanlık dünyasının bir kere daha aydınlatılması ve bu suretle haksızlığa uğramış Türk ulusunun iğrenç ve alçakça bir suçlamadan arındırılması için itilaf devletleri ve Amerikan hükümetinin adalet severlik duygularına müracaat ediyoruz”. Demek ki bu iğrenç ve adi bir propagandadır, kin ve hırs ürünüdür. Bunu hatırlayan var mı? Türkiye’de televizyonlara çıkıp da her gece soykırım yaptık, katliam yaptık, mahvettik insanları&#8230; Orada ölenler olmadı mı? Oldu. Üzülmüyor muyuz? Üzülüyoruz. haksızlık yapılması mı? Yapıldı. Ama bunu Türkiye’nin geçmişini suçlamak için her gün günlük siyaset malzemesi yapmayı da ben şahsen doğru bulmuyorum. Bırakın tarihçiler konuşsun. Ermenilerin öldürdükleri Türklerin sayısını biliyor musunuz? Devletin rakamlarına göre 506.000. Ama o devirde yayınlanan propaganda kitaplarında, Mavi Kitap’ta mesela, bir tek Türk’ün Ermeniler tarafından öldürüldükleri yazılmıyor sadece Türklerin öldürdükleri Ermeniler yazılıyor. Yani tarihi tartışacaksanız en azından tarafsız olun. Efendim Rusları destekliyordu Ermeniler. Diyorlar ki efendim birkaç tane çete. Türkiye’nin doğusunu işgal eden Rus ordusunu fiilen destekleyen Ermeni birliklerin, silahlı kuvvetlerin sayısı kaç dersiniz? Benim okuduğum yabancı kaynaklara göre 150.000. 150.000 Ermeni Rus ordusu ile birlikte Türkiye’ye saldırıyor, TSK’yı arkadan vuruyor, cephaneliklerini, gıda ve yakıt depolarını imha ediyor, köyleri basıyor, insanları öldürüyor, tahrip ediyor, bunlardan bahsedenler yok. Yani televizyona çıkan bazı Ermeni vatandaşlarımız var, biz onların yasına saygı gösteririz, ama olayları böyle tek taraflı anlatırsanız o zaman Türk halkı rencide olur. Biz tabi ki bir tane Ermeni bile öldürülmüşse bunun acısını paylaşırız. Hrant Dink öldürüldüğünde ilk demeci, tepkiyi ben verdim. Bu işin başka tarafı. Ama siz sadece bunu anlatırsanız Ermenilerin canlı canlı Türkleri nasıl camilere doldurup yaktıklarını söylemezseniz, o zaman tarafsız bir izlenim uyandırmazsınız halkta. tarihi tartışacaksak, bunu da söyleyin. Ben Fransa’da bir televizyona katıldım canlı yayına, bana dediler ki niye tarihinizle yüzleşmiyorsunuz? Yüzleşelim mi dedim. Evet dediler. İşte bir iki şey anlattım, böyle camilere nasıl doldurulup yaktıklarını, Kurtuluş savaşında nasıl köyleri yaktıklarını, hamile kadınların karnını nasıl süngü ile deştiğini Yunanlıların falan. Şimdi dedim biz bunları anlatalım mı halka? Çocuklarımızı düşman mı edelim Ermenilere ve Rumlara? Onun için kitaplarımıza bu vahşet sahnelerini koymamaya gayret gösteriyoruz. Yapalım mı dedim? Haklısınız dediler. Onların tarihle yüzleşmekten kasıtları başkalarının size yaptıkları kötülükleri kapsamıyor&#8230;Siz kötülük yaptıysanız sadece onu söyleyin, anladıkları bu. Peki bizim söylediklerimizi hükümet üyeleri söyleyemez mi, onlar bilmiyor mu? Devletin bütün arşivleri ellerinde değil mi, bilmeyenler bile öğrenemezler mi? Niçin bunu yapmıyorlar? Ya hariciyeye kulak asmıyorlar, belgeleri istemiyorlar veya şu veya bu sebepten böyle bir halkımıza geçmişle ilgili bir suçluluk duygusu vermeyi uygun görüyorlar ki yani o cumhuriyetin ilk yılları çok kötüydü, bu cumhuriyet rejimini ,Atatürk’ün cumhuriyet rejimini yıkıp yerine başkanlık rejimi, kendi rejimimizi, özerklik için haklı görsün vatandaş bizi. Yaptıkları bu. 1.Avrupa’da Türkyie’ye büyük bir haksızlık yapılıyor, Sarkozy bu işte son derece yanlış bir politka izliyor, sorumludur ama sadece Sarkozy’den ibaret değil, Fransa’da sorumludur. Bizim Avrupa’ya yönelik politikalarımızı masaya yatırmamız lazım. Kim niçin Türkiye’ye karışı husumet politikası izliyor, bunları masaya yatırmamamız lazım. Bunun gerektirdiği karşı tedbirleri almamız lazım. Ama kendi kendimizi suçlamaktan buna fırsat bulamıyoruz. Basınımız da burada iyi bir sınav veremiyor.</p>
<p>Milletvekilleri maaşına yapılan zam konusu Türk kamuoyunda haklıdır, hassasiyet uyandırıyor. Öteden beri böyledir. Bunlar kendilerini düşünüyorlar, halkın perişan haline bakmıyorlar diye tepki gösteriyor vatandaşlar. Onun için bu konu ne zaman meclise gelse biz geçmişte çok duyarlı davranırdık. Mesela sayın Baykal’ın genel başkanlığı döneminde de AKP’liler böyle bir yasayı meclise sunmak istediler ama kendileri de sunamıyorlar. Dediler ki siz de destek verin de birlikte sunalım. Sayın Baykal’ın talimatıyla biz bunu kabul etmedik. Dedik ki anayasa değişikliği gibi önemli bir konuda bizim mutabakatımızı aramıyorsunuz da bu maaş konusu gelince mi hatırlıyorsunuz muhalefet ile işbirliği yapmayı, biz dedik destek vermiyoruz, gücünüz yetiyorsa kendiniz getirin meclise. Getiremediler. Buna dikkat etmek lazım. Kimisinin zarara uğraması, sıkıntıya düşmesi gerekmez. Diğer memurlara ve emeklilere yapılan zam oranında zam yapılırsa vatandaşlardan bunu belki bir tepki gelmez ama aşırı bir zam yaptığınız zaman haklı olarak vatandaşlar Ermeni sorunu konusunda Fransızlara göstereceğimiz tepki ile meşgulken siz orada bütün partiler bir olmuşsunuz, karar çıkarıyorsunuz. Nasıl da çıkartmışlar bilmiyoruz ama. Geçmişte biz bu konulara çok duyarlı davranıyorduk. bana da internetten geliyor, köşe yazarları yazıyorlar. Facebook’ta okuyoruz ve çok haklı buluyorum bu tepkileri kendi hesabıma. Vatandaş bu kadar ıstırap çekerken milletvekillerinin kendilerini düşünerek böyle bir yola gitmeleri bence kamuoyunda meclisin itibarını artıracak bir durum olmamıştır.</p>
<p>Bütün partilerin ilkeler ve program çerçevesinde hareket etmeleri uygundur. Siyasetin esası da budur. ASALA ne zaman başladı bizim diplomatlarımızı öldürmeye buna dikkat etmek lazım. Bir münferit olay var 1973’te Los Angeles başkonsolosumuzu ve yardımcısını yaşlı bir Ermeni biraz da meczup bir adam öldürüyor fakat onun dışında sistemli olarak Türk diplomatlarına yönelik ASALA terör eylemleri 1975 yılının başında başlıyor. Niçin 1975? Çünkü Kıbrıs harekatından sonra Kıbrıs terör örgütü EOKA’nın bir kolu EKAS bildiri yayınlıyor. Şu anda biz Kıbrıs’ta Türk ordusu ile mücadele edecek durumda değiliz ama dünyanın her yerinde Türk menfaatlerini vuracağız diyor. Arkasından bizim Viyana büyükelçimiz, arkadan Paris büyükelçimiz İsmail Eres öldürülüyor ve pek çok diplomat ve büyükelçimiz öldürüldü. Bu olaylardan sonra bizim dikkatimizi çeken bir iki nokta var, bunların çoğu faili meçhul cinayet olarak kalıyor. Türkiye’de faili meçhul cinayetlere haklı olarak duyarlılık gösteren basınımız, bu öldürülen diplomatların cinayetlerinin da faili meçhul olduğunu hatırlıyorlar mı, hatırlatan var mı? Şimdi bunların bir kısmının gidip Ermenistan’a yerleştiklerini biliyoruz. Bunlardan bir tanesi yakalandı mı, yargılandı mı, mahkum edildi mi Ermenistan’da? Dedim ki Sayın cumhurbaşkanımız Erivan’a gittiğinde futbol maçı seyretmeye herhalde bu konuyu da gündeme getirmiştir, diye ümit ediyoruz. Oradaki meslektaşlarımızın kanına giren bu insanların yakalanıp yargılanmalarını istemiştir diye ümit ediyoruz her ne kadar bu konuda bir bilgi almadıysak da yapmıştı bu ülkenin cumhurbaşkanı olarak diye düşünüyorum. Bereket maçı biz kazandık orada ama onun ötesindeki  konuları da unutmuş değiliz. Şimdi yalnız bu değil yani Türkiye’ye yapılan zulüm bundan ibaret değil. Gene 1974 yılında Kıbrıs harekatında, Türk birlikleri Girne’deyken, Rumlar Magosa civarında 3 Türk köyüne saldırdılar. BU köylerdeki bütün halkı katlettiler. Bunu yapanlardan bir tanesi yakalandı mı, bir tanesi mahkum edildi mi? Türkiye Kıbrıs ile ilgili bu kadar demeç verdi yıllardan beri, bu demeçlerden bir tanesinde buna değinildi mi? Biz çok söyledik de ben bu iktidar dönemini kastediyorum. Kıbrıs ile ilgili müzakereler yapılırken Rumların talebi olan kayıp Rumlar meselesi hep masaya getirildi, komiteler kuruldu, bu Magosa civarındaki köylerde katledilenler ile ilgili bir komite kuruldu mu? Biz bunu dile getirdik mi? Biz hep savunmadayız, biraz da sesimizi çıkaralım. Bunlar da yapıldı. Şimdi Ermeni Soykırımını tartışıyoruz peki Yunanistan’ın Pontus Soykırımı konusunda ne yaptığını biliyor musunuz? Yunan parlamentosu Ponrus Soykırımı iddiası ile yani Türklerin Trabzon civarındaki Rumları öldürdüğü iddiası ile meclisin denetiminde ve desteği ile 13 ciltlik ansiklopedi yayınladılar. Selanik’te Pontus Soykırımı anıtı diktiler. Ne tepki gösterdi hükümet? Hiçbir şey olmamış gibi Yunanistan’ı ziyaret ediyoruz, dostluk mesajları veriyoruz. Şu kadar antlaşma yaptık falan. Bir kere bu haksız suçlamaya karşı bir tepki gösterin. Bu yok, hep biz suçluyuz. Şehit edilen diplomatların anısına bir anıt dikilecek. Biz bunun için çok uğraştık sayın Şükrü Elekdağ ile birlikte. Önce dediler Anayasa Mahkemesi binasının karşısındaki parka dikeceğiz falan. Biz destek oluruz dedik. Sonra dışişleri binasının karşısındaki parka dikeceğiz dediler. Kaç sene geçti dikildi mi? Ben duymadım. Düşünebiliyor musunuz? Türk askerini şehit eden silahlı ayaklanmanın liderinin anıtı var Türkiye’de, Ermeni teröristleri ASALA’nın katlettiği Türk diplomatların anıtı yok. Yani Cebeci şehitliğinde mezarlığın bir bölümü de olmasa bunları göremeyeceğiz veya Karşıyaka Belediyesi’nin İzmir’de yaptığı bir anıt olmasa. Hem eski bir dışişleri mensubu olarak hem de vatandaş olarak söyleyeyim bunlar bizim içimizi acıtıyor. Yani bir ülke kendi geçmişine, bu ülke uğruna şehit olan insanlarına sahip çıkmazsa bu ülkenin geleceği için iyimser olamayız. Şimdi Kubilay’ın anıtı var değil mi? Dersim’de şehit edilen Teğmen İsmail Hakkı’nın anıtı var mı? Nerede? Yüzlerce askerimiz var, kaç tane subayımız var. Bunlar için bir anıtımız var mı? Varsa ben bilmiyorum.</p>
<p>Basına da görev düşüyor. Kubilay’ın anma töreni bizim için son derece önemli bir gündür. Bu anma törenine iktidara mensup hiç kimsenin katılmadığı konusunda basında bir kelime okudunuz mu? Her şeyin sebebi var ama bunlar vatandaşın dikkatinden kaçmıyor. Bize de söylüyor vatandaş, bizi de arıyor ve duyarlılığını yerine getiriyor. Siz bu devletin başındasınız, bu devlete karşı sorumluluğu yerine getiriyorsunuz. Cumhuriyet’e karşı devrim yapmış, askerlerimizi, subaylarımızı öldürmüş, kafasını kesmiş insanlara karşı bir tepki göstermeniz gerekmiyor mu? Onların öldürdüğü, şehit ettiği bir subayımızın anısı önünde eğilmek sizin göreviniz değil midir? Sizin göreviniz sadece devletin yaptığını iddia ettiğiniz kötülükleri suçlamak mıdır? Ciddi bir devlet isek geçmişimize sahip çıkacağız ve geçmişimizde bu devleti korumak için canını veren insanlara saygı göstereceğiz.</p>
<p>Şimdi gerek bu son seçimlerde gerek daha önceki araştırmalarda güvenilir bir şirket olduğunu kanıtlıyor. O bakımdan biz bu bulguları da doğru kabul etmek zorundayız. 2010 yılının Şubat ayında yapılan araştırmalara göre  araştırmalarda aşağı yukarı 3 &#8211; 3,5 puan fark kalmıştı CHP ile AKP arasında. AKP düşüşteydi %32’ye kadar. CHP %28,7’ye kadar çıkmıştı 3,5 puanlık bir fark vardı. Şimdi 35 puana çıkmış. Şimdi bunun sebeplerini mutlaka arayıp bulmamız lazım bizim. Nereden kaynaklanıyor? O zamana nazaran Türkiye’de değişen ne oldu? Türk siyasetinde, ekonomisinde değişen ne oldu bakmak lazım. Burada biz kendi hesabımıza CHP olarak değerlendirdiğimiz zaman şunu görüyoruz demek ki bu dönemde bize olan destekte biz artış beklerken eksilme olmuştur. Niçin olmuş olabilir? CHP ne yaptı da halkın desteği azaldı? Şimdi bizim partiye öteden beri oy veren, gönül veren insanlar çoğunlukla partinin temel ilkelerine, temel doğrultusuna gönül veren insanlardır. Bu insanlar partinin bu çizgisinin sürdürülmesini isterler. Eğer partinin çizgisinde bir gerileme olduğu izlenimi verilirse, başka bir yöne doğru partinin gittiği izlenimi verilirse  o zaman  bu desteği sürdürmemiz zorlaşır. Benim  gördüğüm tabloda biraz bu var. İktidar partisi olağanüstü bir başarı sağladı da o yüzden herkes iktidara yöneldi dersek bu diğer göstergelerin de ortaya koyduğu gibi pek gerçekçi değildir. Sıfır sorun politikası Türkiye’yi nereye getirdi? Herhalde halkımız dış politikada çok başarılı olduk, zaferden zafere koştuk, oy verelim demiş olamaz. Ekonomide görüyoruz halkın büyük bir bölümü %70 civarında insan pahalılıktan şikâyetçidir. Demek ki geçim sıkıntısı var. Burada genç işsizler ayrı bir tabloda gösterilememiş ama genç işsizlerin oranı normal işsizlikten çok daha fazladır. Yani geleceğe güveni az insanları. Daha kötü olacağını düşünüyorum diyor gençler. Yani iktidara güveni artan bir halk geleceğe karamsar bakar mı? Geleceğe güvenmiyor, ekonomiden sıkıntılı, işsizlikten dertli, buna rağmen muhalefete bir alternatif olarak desteğini artırmıyor. Şimdi bu tablodan bu çıkıyor. Bizim bunu çok iyi değerlendirmemiz lazım. Buna bakarak bizim parti olarak övünülecek bir görünümde olduğumuzu söylersen aşırı iyimser olur. O zaman yapılması gereken şey partinin bir değerlendirme yapması. Bu da Kurultay’da olur. O zaman  eğer bazı arkadaşlarımızın önerdiği gibi bir tüzük kurultayı yapılırsa mesela veya olağanüstü seçim kurultayı, o zaman tüm bu konuları açıkça tartışmak, değerlendirmek imkanı olur. Çünkü kurultay partinin tabanının sesidir. Böyle durumlarda yapılacak iş tabanın sesini dinlemektir. Bu iniş fren tutmayan bir iniş sayılabilir mi? Bence sayılamaz. Yani partiler zaman içinde inişler çıkışlar yaşarlar. Başka ülkelerde öyledir, bizde de böyle olmuştur. Bazı eşikler vardır ki o eşiğin altına indiğiniz zaman toparlanmak zor olur. Bu hükümetten önceki iktidarı düşününüz, oradaki üç partiden ikisi şu anda artık toparlanması çok zor düzeye inmişlerdir. Bir zamanlar Türkiye’yi açık farkla tek başına idare eden bir parti %3‘lerde, %4‘lerde bir konumdadır. Demek ki partinin eşiği %4‘lerde bir konuma inerse o zaman çok ciddi sıkıntı var demektir. Bunun çaresi o noktaya gelmeden partilerin tüm bu verileri masaya yatırması nerede sorun yaşanmıştır, bir eksiklik var mıdır, varsa nedir, nasıl düzeltilir, kim düzeltir? Bu soruyu da partiler soracaktır, hatayı kim düzeltebilir? Daha sonra da ona göre parti tedbirlerini alacaktır ve yükselişe geçecektir. Ben inanıyorum ki AKP’ye dur diyebilecek tek siyasi güç CHP’dir. O bakımdan CHP’nin güçlenmesi sadece partinin çıkarları açısından değil, ülkenin çıkarları açısından da son derece önemlidir. Yani biz CHP’yi güçlendirmek için çalışmalıyız ve vatandaşlarımızın da bize destek olması, yol göstermesi çok yararlı olur. Yani parti içi çekişme, çatışma gibi görmemek lazım. Parti yükselişte, parti çok iyi bir konuma gelmiş ama bazı insanlar bundan rahatsızlık duyuyor. O zaman diyebiliriz bu bir kişisel çekişme konusudur. Ama parti aşağı doğru iniyorsa bunu toparlayalım, yukarı çıkaralım, birlikte hareket edelim, omuz omuza verelim diyorsak bu kişisel bir çekişme değil partinin iyiliğini isteyen insanların samimi bir gayreti gibi değerlendirilmelidir. Bu konuda partimizin şimdiye kadar alışık olmadığı bazı söylemler anlaşılıyor ki bize gönül veren insanların desteğinde bir azalmaya yol açmıştır. Yani demin söylediğim gibi iktidarın olağanüstü bir yükselişe geçmesi için objektif bir sebep yoksa o zaman kendi kendimize şu soruyu sormamız lazım, koşulların iktidarın oy kaybetmesini gerektirdiği halde iktidar oy kaybetmiyorsa biz düşüyorsak bunun bizim tespit etmemiz gereken bir sebebi olması lazım. Bunun görüşüleceği yer benim kanaatimce partinin kurultayıdır. Ama ben kötümser değilim, iyimserim, mutlaka buna bir çare bulunur. Çünkü CHP yükselmezse o zaman kötümser olmak için sebepler olur. Dünya tarihine bakacak olursak iktidarda uzunca süre kalan partiler daima oy kaybederler. Demokrat Parti için de böyle olmuştur, ilk iki seçimde yüksek oy almıştır, sonra düşmüştür. İngiltere’de muhafazakar parti böyle olmuştur. İspanya’da Gonzalez’in İşçi Partisi iki seçimde başarılı olmuştur, sonra kaybetmiştir. Almanya’da da. Yani genel eğilim bu iken Türkiye’de farklı bir eğilim ortaya çıkıyorsa bunun çok ciddi sebepleri olması lazım. Mutlaka bu inişi durdurmamız ve yükselişe geçirmemiz lazım. Bunu da partiden başka kimse yapamaz, örgütün sesine kulak vermemiz lazım. Örgüt bizim sağ duyumuzdur, pusulamızdır. Kimseyi kötülemek istemem. Parti içinde çekişmenin zamanı değildir. İnişte olan bir  parti çekişmeye girerse bundan herkes kaybeder. Şimdi birlik olma zamanıdır. Birbirimizi dışlayarak sonuç alamayacağımızı insanlar görmüştür. Bu gerçekler CHP’lileri birbirini dışlayarak yükselebileceği ihtimalin mevcut olmadığını gösteriyor. Birbirimizin sırtına basarak yükselmek siyasette mümkün değildir. Omuz omuza vererek yükselmek doğru yoldur. O bakımdan şimdi birlik zamanıdır.</p>
<p>Eğer şu sırada parti yönetiminde sorumluluk taşısaydım bugünkünden daha da fazla üzülürdüm çünkü bu işte kendimi sorumlu hissederdim.</p>
<p>Bu konuda küçük bir saptama yapayım müsaade ederseniz şimdi bir partiyi bütün olarak eleştirmek o kadar doğru değil. Bazen bir milletvekilinin bir sözü bir çok insanın partiye desteğinin azalmasına yol açabilir. Herhalde bunu söylemiyorsunuz.</p>
<p>Ben küçük bir hesaplama yapayım Atatürkçülükten uzaklaşma deyince arkadaşımız herhalde bir milletvekilini kastediyor. Ama ben inanıyorum ki partinin ezici çoğunluğu Atatürk’e yürekten bağlı olmaya devam ediyor. Yani burada şu ayrımı yapmak lazım. Atatürk’ten uzaklaşmak deyince kastettiği bir milletvekilidir. O zaman açık konuşmak lazım. Çünkü parti örgütünün bu gibi genel suçlamalardan çok haklı olarak rahatsızlık duyduğunu biliyorum. Yani bir arkadaşımızın ölçüsüz bir beyanı bütün partiye mal edilemez. Atatürkçülük ‘ten uzaklaşmak deyince partinin bütünü rencide oluyor.</p>
<p>Söylemek istediğimi anlıyorsunuz tabi. Partinin tabanının, örgütünün, bizim kadar bu konularda duyarlı olduğuna inanıyorum. Bunu söylemek istiyorum.</p>
<p>CHP’den bahsedildiği için şimdi şöyle, kusura bakmayın. Şimdi CHP’liler bağlayan genel başkanından sonuncu üyeye kadar partinin temel ilkeleridir ve partinin programıdır. Bu gibi temel konularda karar mercii kurultaydır. Sayın Ülsever’in bahsettiği metin CHP kurultayından geçmemiştir. Kurultay toplanmadığı zaman en güçlü makam parti meclisidir. Benim bildiğim kadarıyla bu metin parti meclisinden de geçmemiştir. Mecliste CHP’yi temsil eden parti grubudur. Bu parti grubundan da geçmemiştir. Bu metin daha önce çeşitli vesilelerle önümüze çıkarıldığı zaman ben şunu söyledim, bu metin içinde benim de şahsen hiçbir şekilde kabul edemeyeceğim unsurlar var. Partinin görüşü böyle hazırlanan belgelerle ortaya konursa o partide dağınıklık olur. Çünkü partinin yetkili kurumlarına siz yetki vermişsiniz, kurultaya geldiği zaman Atatürk’ün millet tabirini benimsemeyen bir görüşün CHP kurultayında benimsenebileceği tahmin edilebilir mi? Yani millet kavramını kabul etmeyeni vatandaşlarımız arasında sadece hukuki bağdan bahseden bir görüş CHP görüşü olabilir mi? Biz bunu kabul etmiyoruz. Çünkü bizim temel görüşümüz hangi dinden, hangi mezhepten, etnik yapıdan gelirse gelsin Türk vatandaşlarına Türk milleti denir görüşüdür. Bizim bu görüşten sapacak bir anayasa değişikliğini kabul etmemiz CHP olarak mümkün değil.</p>
<p>CHP mensupları Türk’tür, Türkiyeli değildir, nokta.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2906/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aydınlık Gazetesi &#8211; 14 Aralık 2011 Kurtul Altuğ Köşe Yazısı</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2900</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2900#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Dec 2011 11:02:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2900</guid>
		<description><![CDATA[KURTUL ALTUĞ/ AB raporlarını görmeyen medya-(TAMAMI)
Uzunca bir süredir, içinde bulunmak için onca fedakârlık ettiğimiz, bir dediklerini iki etmediğimiz AB’nin yayınladığı raporları, uyarıları, medyamız görmezlikten geliyor. Ben buna “medya ihaneti” diyebilirim.
Canlı yayınlanan bir TV programımda, şimdi İstanbul milletvekili olan 40 yıllık gazeteci dostum Oktay Ekşi, Hürriyet’teki durumuyla ilgili bana şöyle diyordu: “Senin de kafana -eliyle tarif [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2><a href="http://www.aydinlikgazete.com/index.php?option=com_content&amp;view=article&amp;id=6440:kurtul-altu-ab-raporlarn-goermeyen-medya&amp;catid=72:kurtul-altu&amp;Itemid=120">KURTUL ALTUĞ/ AB raporlarını görmeyen medya-(TAMAMI)</a></h2>
<p>Uzunca bir süredir, içinde bulunmak için onca fedakârlık ettiğimiz, bir dediklerini iki etmediğimiz AB’nin yayınladığı raporları, uyarıları, medyamız görmezlikten geliyor. Ben buna “medya ihaneti” diyebilirim.</p>
<p>Canlı yayınlanan bir TV programımda, şimdi İstanbul milletvekili olan 40 yıllık gazeteci dostum Oktay Ekşi, Hürriyet’teki durumuyla ilgili bana şöyle diyordu: “Senin de kafana -eliyle tarif ederek- tabancayı dayasalar, ‘Şunu at, bunu yazdırma’ deseler sen ne yaparsın?”</p>
<p>Haklıydı. Onun Atatürk ilkelerine dayalı başyazıları Hürriyet’in başına işler açmıştı ve Aydın Doğan çaresiz, vergi cezaları altında ne yapacağını şaşırmış durumdaydı. “Olmaz” demeyin; o koca “amiral gemisi kaptanı” eğiliyor, kayaya bindirmekten korkuyordu. Medya üzerindeki baskı ötekilere de sıçradı ve bakın şimdi ne hale geldik?</p>
<p>50 yılı aşkın gazetelerde yöneticilik, yazarlık yaptım. Ne böyle bir medyayla ne de kuzu gibi teslim olan, dansöz gibi dans eden gazetecilerle karşılaştım.</p>
<p>Anladık; medya iyi ihaleler almak için bu oyuna “Amenna” diyor. Ya o anlı şanlı başyazarlara, “basın özgürlüğü”nü kimselere bırakmayan gazetecilere ne demeli? Rahmi Turan, Uğur Dündar ve Prof. Haluk Şahin kardeşlerim gibi kalemini kıran kimse yok mu? Kalemini yalıya, lüks marka şaraplara tercih edecek gazeteciler nerede? Bunların içinde benim yetiştirdiğim günahkârları sıralasam, benim günahım da o denli büyük olur.</p>
<p><strong>Onur Öymen olmasa&#8230;</strong></p>
<p>İyi ki Onur Öymen var ve bulduğu her yerden haberi, her belgeyi gazetecilere sunuyor. İyi ki Ulusal Kanal, Aydınlık var, iyi ki internet denilen bir paylaşım aracı var. İşte size ilk örnek:<br />
“Avrupa Birliği Konseyi İşkence ile Mücadele Komitesi, 10 Kasım 2011 tarihinde hücre cezaları ile ilgili bir rapor yayınladı. Raporda bu cezanın çok istisnai hallerde ve çok kısa süreli olması, bu sürenin 14 günü geçmemesi ve mahkeme kararı ile verilmesi gerektiği belirtiliyor. Hücre cezasının tutukluların fiziki, ruhsal ve sosyal sağlığı üzerinde çok olumsuz etkiler yaptığı ve hücre cezası çekenler arasında intihar oranlarının diğer tutuklulardan daha yüksek olduğu vurgulanıyor. Türkiye 1949 yılından beri Avrupa Konseyi üyesi ve konseyin tavsiyelerine uymaya özen göstermesi gerekiyor. Ne yazık ki Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan gibi gazeteciler ile Doğu Perinçek gibi siyasi parti liderleri, 9 ayı aşkın zamandan beri hücrede bulunuyor. Türkiye’de kendilerine yakın gördükleri kimselerin en küçük bir sorunu çıksa dünyayı ayağa kaldıran bazı Avrupalı siyasetçilerle sivil toplum örgütlerinin çoğu derin bir sessizlik içinde. Meclis’te de henüz yukarıdaki tavsiyelere uygun bir yasal düzenleme yapma girişimi yok. Özgürlükçü bir Anayasa iddiası ile harekete geçen iktidardan bu konuda ses yok. Görev muhalefete düşüyor. Acaba tarih tartışmalarını bir süre erteleyip bu gibi konulara öncelik vermek daha doğru olmaz mı?”</p>
<p><strong>İncelik gösterin!</strong></p>
<p>AB’den uyarıların ya da AİHM yargıcının sözlerinin hiç mi haber değeri yok. Bakın bakalım, yazılı ve sözlü medyaya! Bu habere kim yer vermiş?</p>
<p>Şaşıracaksınız ama AYDINLIK..</p>
<p>Bir süre önce AİHM üyesi Sayın Işıl Karakaş’ın uyarısını da yarım yamalak gördüler ve üzerinde bizden başka yorum yapan çıkmadı.</p>
<p>Oysa bu iş ana ve yavru muhalefete düşmez mi?</p>
<p>Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, bari bu inceliği gösterin. Görüyorsunuz ki demokrasilerde parlamentoların yanlış yapanlara haddini bildirmek gibi bir işlevi de var.</p>
<p>Sevgiler, saygılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2900/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen&#8217;in Barış Doster&#8217;e Verdiği Mülakat</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2877</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2877#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Sep 2011 07:29:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2877</guid>
		<description><![CDATA[Onur Öymen: “Dış Politikadaki Eksen Kayması İtibarımızı Zedeledi”
BARIŞ DOSTER
Emekli büyükelçi ve CHP eski milletvekili Onur Öymen, Türk dış politikasındaki eksen kaymasının ülkemizin itibarına ve ciddiyetine gölge düşürdüğünü söyledi. Diplomaside yalpalayan bir ülkenin, dünyada inandırıcı olamayacağını vurgulayan Öymen’le Türk dış politikasının son yıllardaki durumunu konuştuk.
Yakın zamana dek Türk dış politikasında eksen kayması üzerine çok fazla tartışma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Onur Öymen: “Dış Politikadaki Eksen Kayması İtibarımızı Zedeledi”</strong></p>
<p><strong>BARIŞ DOSTER</strong></p>
<p>Emekli büyükelçi ve CHP eski milletvekili Onur Öymen, Türk dış politikasındaki eksen kaymasının ülkemizin itibarına ve ciddiyetine gölge düşürdüğünü söyledi. Diplomaside yalpalayan bir ülkenin, dünyada inandırıcı olamayacağını vurgulayan Öymen’le Türk dış politikasının son yıllardaki durumunu konuştuk.</p>
<p><strong>Yakın zamana dek Türk dış politikasında eksen kayması üzerine çok fazla tartışma yapıldı. Hatta bu konuda birkaç kitap da çıktı. Siz uzun yıllar Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmış, müsteşarlığa kadar yükselmiş deneyimli bir diplomatsınız. CHP’de de genel merkez düzeyinde dış politikadan sorumlu isimdiniz. Sizce Türk dış politikasının ekseni kaydı mı? </strong></p>
<p>Evet, Türk dış politikasında eksen kayması en ciddi sıkıntılardan biri olarak öne çıkıyor. Çünkü dış politikanın özelliği sürekli ve tutarlı olmasıdır. Bir ülke bu alanda zik zaklar çizer, farklı temel yaklaşımlara yönelirse, dünyada itibarı ve inandırıcılığı kalmaz. Tüm diğer ciddi ülkeler gibi bizim dış politikamızın da belli parametreleri vardır. Bunların başında da ulusal bağımsızlık ilkesi gelir. Bu ilkeyle bağdaşmayan adımlar söz konusu olursa, eksen kayması var demektir. Ulusal çıkarların ön planda olması gerekir. Her ülke için geçerlidir bu.</p>
<p>Daha 1856 yılında İngiltere Başbakanı Lord Palmerston, <strong>“İngiltere’nin dost ve düşmanları yoktur,  değişmez çıkarları vardır”</strong> demiş. Bütün dünya ülkeleri bu doğrultuda kendi çıkarlarını korumak için çalışırlar. Bu çıkarların başında da güvenlik çıkarları gelir. Zira dış politikanın birinci hedefi ülkenin güvenliğini sağlamaktır. Bunun yolu da ülke güvenliğine yönelik tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesidir. Ülkemizde tüm hükümetler, AKP iktidarına gelinceye kadar, bu doğrultuda çalışmış, tehdit unsuru olan kaynaklarla mücadele etmişlerdir. Bunların başında da PKK terör örgütü gelir.</p>
<p>PKK’nın merkezinin Suriye’de olduğu, Öcalan’ın Şam’da bulunduğu dönemlerde, PKK kampları Suriye’nin denetimindeki Bekaa Vadisi’ndeyken Türkiye çok kuvvetli diplomatik girişimler yaparak Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasını ve kampların kapatılmasını sağlamıştı. Terör örgütü PKK’nın merkezi Kuzey Irak’a geçtikten sonra da yine Türkiye’nin diplomatik girişimleriyle Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin PKK ile silahlı mücadele içinde bulunması sağlanmıştı. Ve gerektiğinde Türkiye sınır ötesi kara harekâtları yaparak PKK’yı fiilen bitirme noktasına getirmişti. Şimdi bu politikalardan bir sapma olduğu görülüyor. Ne Irak Hükümeti, ne Barzani, ne de ABD nezdinde sonuç alıcı diplomatik girişimler yapılamıyor. Sınır ötesi kara operasyonları da fiilen gerçekleştirilemiyor.</p>
<p><strong>Kuzey Irak konusunda adım atabilir mi hükümet?</strong></p>
<p>Türkiye’nin öncelikle Irak’ı diplomatik alanda ikna etmesi gerekir. Zira Irak anayasasının 7. maddesine ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 1618 sayılı kararına göre; Irak hükümetinin topraklarında komşu ülkelere saldıran bir terör örgütünü barındırmaması gerekir. Türkiye bunu yapamamıştır.</p>
<p><strong>Kıbrıs konusunda da hükümet kurumlaşmış dış politikayı uzun süre uygulamadı. İktidara geldiğinde “Herkesten bir adım önde olacağız” dedi, sonrasında Annan Planı’nı destekledi. Kamuoyu önünde KKTC kurucu cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı eleştirdi. Şimdi ise Denktaş çizgisine döndüğü yönünde izlenim veriyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?</strong></p>
<p>Dış politikada sapmanın açıkça görüldüğü alanlardan biridir Kıbrıs politikası. Hükümet yaklaşık 40 yıldan beri sürdürülen temel çizgiden sapmış, 30 yıl boyunca yanlış politikalar izlendiğini söylemiştir. Çözümsüzlüğün sorumluluğunu da Kıbrıs Rumlarına değil Kıbrıs Türklerinin lideri Rauf Denktaş’a yüklemeye kalkışmıştır. Kıbrıslı Türkler ve Türkiye açısından çok ciddi sakıncalar içermesine karşın Annan Planı’nı desteklemiştir. Tüm bu taviz veren yaklaşımlara rağmen Kıbrıs meselesi çözülememiştir ve hükümet sonunda esas sorunun Rumların uzlaşmaz politikası olduğunu görmeye başlamıştır. Ama bu iniş çıkışlar Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki kararlı ve istikrarlı çizgisine zarar vermiştir.</p>
<p>Hükümet ayrıca, Kıbrıs meselesinin çözümünün Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine bağlanması yolundaki telkinlere de başlangıçta itibar etmiştir. Ama gelinen noktada nihayet Türkiye’nin AB üyeliğinin Kıbrıs dışındaki nedenlerden kaynaklandığı görülmüştür.</p>
<p><strong>Ermenistan açılımı, Azerbaycan’la aramızı açmaktan başka ne işe yaradı? Hatta Ermenistan Cumhurbaşkanı Ermeni gençlere, “Dağlık Karabağ’ı biz aldık, Ağrı’yı almak da sizin hedefiniz olmalı” dedi.</strong></p>
<p>Ermenistan konusunda tek taraflı taviz vermek anlamına gelecek şekilde protokollerin imzalanması yanlıştı. Türkiye’nin Yukarı Karabağ konusundaki kararlı tutumundan vazgeçileceği yönünde bir izlenim uyandırılmış oldu. Bunun Azerbaycan ile ilişkileri zedeleyeceği görülünce de geri adım atıldı.</p>
<p><strong>Patrikhanenin Lozan ile bağdaşmayan söylemleri ve adeta devlet içinde devlet olma hesapları yapmasına ne diyorsunuz?</strong></p>
<p>Patrikhanenin Lozan Antlaşması ile bağdaşmayan taleplerine sıcak yaklaşılacağı izlenimi verildi. Ancak bu konuda da somut adım atılamayacağı görüldü. Sonuçta bütün bunlar Türkiye’nin dış politikasında bir eksen kayması anlamına geliyor. Sıfır sorun politikasının hiçbir anlam taşımadığı, uygulama şansı olmadığı ve ülkemizin itibarını düşürdüğü anlaşıldı.</p>
<p><strong>Hükümetin Ortadoğu politikasının “Arap Baharı” ile bir ilişkisi var mı?</strong></p>
<p>Önceleri Ortadoğu’nun otoriter rejimleriyle çok yakın ilişkiler kurulmuş, vize muafiyeti anlaşmaları yapılmış, çok duyarlı olunan su konusunda bile tavizler verilmişti. Fakat daha sonra Batı ülkelerinin tutumundan da etkilenen hükümet, Ortadoğu ülkeleriyle ilişkileri kopma noktasına getirdi. Ve “insan hakları” adına Suriye gibi ülkelere baskı yapmak yönünde bir yaklaşımı benimsedi. Buna karşılık, halkın özgürlük için sokağa dökülmediği bazı Ortadoğu ülkelerindeki baskıcı rejimlere karşı hiçbir tepki gösterilmedi. Bütün bunlar yalnız eksen kaymasının değil aynı zamanda bir tutarsızlığın ve istikrarsızlığın da işaretidir. Dış politika gündelik esen rüzgârlara göre siyaset oluşturulacak bir alan değildir. Türkiye gibi ciddi ülkelerin ilkeli politikalar izlemesi gerekir.</p>
<p><strong>Hükümetin Libya politikasın nasıl değerlendiriyorsunuz?</strong></p>
<p>Libya konusunda tutarsız bir politika izlenmiştir. Önce Birleşmiş Milletler’in Libya’da sivil halkın hükümet güçleri tarafından öldürülmesinin önlenmesini öngören kararına destek olunmuştur. Daha sonra bu kararın NATO tarafından uygulanması fikrine karşı çıkılmıştır. İngiltere ve Fransa’nın öncülüğünde operasyonlar başlayınca Türkiye devre dışı kalmıştır. Adından NATO öncülüğünde operasyon fikrine destek verilmiş, ancak bu arada Libya Lideri Kaddafi ile ilişkiler kesilmemiş ve başka ülkelerin Kaddafi ile temaslarına Türkiye aracılık etmiştir. O dönemde Bingazi’deki direnişçiler Türkiye’ye karşı hayal kırıklığı içinde protesto gösterilerinde bulunmuşlardır. Türkiye bundan sonra Libyalı muhaliflerle işbirliği yapmaya başlamıştır. Sonunda da ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamamıştır. Bu inişli çıkışlı siyaset, ne ülkemizin siyasi çıkarlarına ne de iktisadi çıkarlarına hizmet etmiştir. Türkiye bugün Libya konusunda ağırlığı olan ülkelerden biri konumunda değildir.</p>
<p>Libya’daki muhaliflerle Bahreyn’de temas eden dışişleri bakanı Bahreyn’deki özgürlük hareketlerinin temsilcisi olanlarla görüşmemiştir. Aynı şekilde Yemen’de özgürlük için mücadele edenlere de Türkiye’nin güçlü destek verdiği duyulmamıştır. Bütün bunlar Türkiye’nin çifte standart uyguladığı izlenimi doğurmuştur.</p>
<p><strong>Suriye konusunda da Libya’da olduğu gibi keskin bir U dönüşü söz konusu olmadı mı? Ortak bakanlar kurulu topluyorken, karşılıklı vizeleri kaldırmışken, şimdi ilişkiler hayli gerildi. </strong></p>
<p>Suriye ile yakın zaman öncesine kadar çok yakın ilişkiler kurulmuştu. Hatta Dicle Nehri’nin sularından Suriye’ye yılda 1 milyar 250 milyon metre küp su verecek anlaşmalar yapılmıştı, muhalefetin tüm itirazlarına rağmen. Bu anlaşmalar Suriye’de ayaklanmalar başladıktan sonra ve TBMM tatile girmeden hemen önce onaylanmıştı. Daha sonra Türkiye adeta Batı dünyasının temsilcisi gibi rol üstlendi. Batı ülkelerinden daha çok tehditkâr bir üslupla Suriye’ye baskı yapmaya çalıştı. Ancak bu baskılar da sonuç vermedi. Bu arada Türkiye’nin Suriye’ye yönelik tutumu İran’la ilişkilerimizi de zedeleyebilecek boyuta ulaştı. Çünkü İran’ın Suriye ile özellikle Lübnan ve Hizbullah örgütü bağlamında çok yakın ilişkileri vardır. Ve Türkiye’nin Suriye’deki rejimi devirme yolundaki çabaları İran’ı rahatsız etmiştir.</p>
<p><strong>Türkiye &#8211; İran ilişkileri nasıl bir seyir izliyor?</strong></p>
<p>İran ile başlangıçta çok yakın ilişkiler kurulmuştu. İran’ın nükleer projesi konusunda Brezilya ile birlikte arabuluculuk girişimlerine soyunulmuştu. Ancak bu çabalarımız da sonuçsuz kalmıştır. Füze kalkanının radar bölümünün Türkiye’ye yerleştirilmesi Türkiye açısından olumsuz bir durumdur. Çünkü İran bu projeyi kendi güvenliği için ciddi bir tehdit saymaktadır. Radar üssü ülkemizde konuşlandığında bunun Türk – İran ilişkileri üzerinde çok olumsuz etkiler yapması beklenebilir. İran bunu kendine yönelik bir tehdit gibi yorumlar. Olası bir çatışma halinde bu radarlar İran füzelerinin ilk hedefi olabilirler.</p>
<p><strong>Türkiye, füze kalkanı konusunda nasıl bir siyaset izlemeliydi?</strong></p>
<p>Bizim önerimiz öteden beri milli bir füzesavar sistemi kurulmasıydı. Başka ülkelerden gelecek tehdide karşı da Türkiye’nin kendi kontrolünde füze savunma sistemine ihtiyacı vardır. Hükümetin kabul ettiği füze savunma sisteminde ise sistem bir NATO sistemi olacak ve bu radarları, füzeleri kullanmak için NATO komutanlarına bir yetki verilecektir. Ancak, karşı taraf bir füze attıktan sonra toplanıp “Ne yapsak?” diye bir karar vermeye zamanı olmayacaktır Türkiye’nin. ABD Savunma Bakanı Robert Gates 2010 yılı Şubat ayında Türkiye’ye gelerek Türkiye’ye bu radarların konuşlandırılmasında baskı yapmıştı. Bu durum Wikileaks belgelerine de sızdı. Bu radarları Çek Cumhuriyeti&#8217;ne füzeleri de Polonya’ya koyacaklardı. O ülkelerden ve Rusya’dan tepki gelince vazgeçtiler, şimdi Türkiye’ye koyuyorlar. Bir taraftan İsrail’le ilişkileri en alt düzeye indirirken, füze kalkanı radarlarından çıkan bilgiler doğrudan veya ABD üzerinden İsrail’e ulaşacaksa, bu biraz düşünülecek bir konudur.</p>
<p><strong>Türkiye – İsrail ilişkilerindeki son bunalımı ve ilişkilerin asgari düzeye indirilmesini nasıl yorumluyorsunuz?</strong></p>
<p>Türkiye uzun yıllardan beri bölgedeki İslam ülkeleriyle ilişkilerini de İsrail’le ilişkilerini de dengeli biçimde yürütmüş bir devlettir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin İsrail’e yönelik kararlarına destek olarak meşru bir zeminde kalmıştır. Ancak son zamanlarda, Avrupa Birliği’nin bir terör örgütü olarak kabul ettiği Hamas ile yakın ilişkiler kurmuş, adeta Hamas’ın sözcülüğüne soyunmuştur. İsrail’in Gazze’yi bombardıman etmesine Türkiye’nin güçlü tepki göstermesi ne kadar doğru bir tutum ise uluslararası toplantılarda İsrail cumhurbaşkanına karşı hakaret edici bir dil kullanması da o kadar doğru olmayan bir tutumdur. Diplomaside çok ağır eleştirileri hakaret etmeden dile getirmek mümkündür.</p>
<p>Mavi Marmara gemisi baskınına gelince, İsrail’in tehditkâr söylemlerinin bilinmesine rağmen, açık denize çıkma yeteneği olmayan bir geminin üstelik de içinde kadınlar ve çocuklar olduğu halde İsrail sularına gönderilmesine izin verilmiştir. İsrail’in Mavi Marmara gemisine saldırısı hiçbir şekilde mazur görülemez, gösterilemez. Türkiye bu konudaki tepkisini ve beklentilerini TBMM’de açıklamıştır. Ancak Türkiye’nin beklentilerinin aksine İsrail özür dilemeye yanaşmamıştır. Bütün bu gelişmeler Türkiye &#8211; İsrail ilişkilerini tamiri güç bir mecraya sürüklemiştir.</p>
<p>Aynı dönemde Yunanistan kendi limanlarından Gazze’ye bir yardım filosunun hareketini engellemiş ve İsrail ile stratejik işbirliği kurmuştur, ortak askeri tatbikatlar yapmıştır. Bunun sonucunda bölgede Türkiye, Yunanistan ve İsrail arasındaki stratejik denge Yunanistan lehine Türkiye aleyhine bozulmuştur. Diplomaside atılan her adımın sonuçlarının önceden düşünülmesi gerekir. Hükümet etmek ileriyi görmek demektir.</p>
<p><strong>Yunanistan’la ilişkilerimiz ne durumda?</strong></p>
<p>Müspet yönde hiçbir gelişme yok. En basit konularda bile Atina kendi tutumundan vazgeçmiyor. Mevcut hükümet zamanında ne kıta sahanlığı, ne kara suları, ne hava sahası, ne adaların antlaşmalara aykırı olarak silahlandırılması, ne de Batı Trakya ve 12 Adalarda yaşayan soydaşlarımızın durumunda ilerleme olmadı. Atina’daki Osmanlı camisinin hizmete açılması bile sağlanamadı. Yunanistan ile ilişkiler sıfır sorun politikasının ne kadar ciddiyetten uzak olduğunun somut göstergelerinden biridir.</p>
<p><strong>Somali’ye yapılan yardım konusunda neler düşünüyorsunuz?</strong></p>
<p>Açlık insan yaşamını tehdit eden en büyük tehlikedir. Her yıl açlıktan 5 milyon kişi ölüyor. Açlıkla mücadele bütün ülkeler gibi Türkiye’nin de görevidir. Yalnız bu görevi yerine getirirken dini, etnik, bölgesel ayrım yapmamak gerekir. Somali kıtlığın, açlığın en kuvvetli vurduğu bölgelerden biridir. Son 3 ayda 29 bin çocuk açlıktan ölmüş. O bakımdan Türkiye’nin uluslararası toplumla birlikte Somali’ye yardım kampanyalarında aktif rol oynaması doğrudur. Ancak bunun, sadece Türkiye’nin meselesiymiş gibi bir izlenim uyandırması doğru değildir. Türkiye’nin, kendisinden çok daha zengin ülkelerden daha fazla katkıda bulunarak, ülkenin ekonomik imkânlarını zorlayarak bir siyasi tavır içine girmesi dünyada farklı biçimde yorumlanabilir. Zira Somali’de açlığın en fazla etkilediği bölge İslami terör örgütü El Şebab’ın denetimindeki güney Somali’dir. Bu bölgedeki isyancılar uluslararası yardım faaliyetlerini ve yardımın açlık çeken insanlara ulaşmasını engellemektedir. Özellikle de, Hristiyan oldukları gerekçesiyle bazı batılı yardım örgütlerinin temsilcilerine saldırmakta, bazen de onlardan rüşvet istemektedir. Somali’de açlığın önlenmesinin etkili yollarından biri orada güvenliğin ve iç istikrarın sağlanmasıdır. Bu görev de Birleşmiş Milletler ve Afrika Birliği Teşkilatı’na düşmektedir.</p>
<p><strong>Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerde bir soğuma söz konusu mu?</strong></p>
<p>Avrupa Birliği’yle ilişkilerde tıkanma noktasına gelindi. 2005 yılında başlayan üyelik müzakereleri bir yılı aşkın zamandan beri fiilen donmuştur. Tek bir müzakere başlığı bile açılamamaktadır. Ve bunun sadece Kıbrıs’a bağlanması yanlıştır. Çünkü örneğin Fransa, Kıbrıs ile hiç ilgisi olmayan konuları sırf Türkiye’yi tam üyeliğe götürebileceği gerekçesiyle veto etmektedir. Türkiye bugüne kadar üyelik müzakere başlıklarından sadece 13 tanesini açabilmiştir. 18 başlık şu veya bu nedenle veto edilmiştir. Oysa Türkiye ile müzakerelere aynı gün başlayan Hırvatistan bütün müzakereleri bitirmiş ve önümüzdeki yıl tam üyeliğe hazır hale gelmiştir. Almanya ve Fransa gibi ülkelerin Türkiye’nin üyeliğini engellemelerinin iki temel nedeni vardır.</p>
<p>Bunlardan birincisi Türkiye’nin üyeliğinin Avrupa’daki büyük devletler arasındaki dengeyi değiştirecek olmasıdır. Çünkü AB içinde oylamalar ülkelerin nüfus ağırlığına göre yapıldığından Türkiye bütün oylamalarda Almanya’dan sonra en ağırlıklı ülke olacaktır. İkinci olarak da AB’de geçerli sisteme göre; Türkiye AB üyesi olması halinde yılda 27 milyar euro katkı alacaktır. Oysa AB bütçesinde böyle bir kaynak yoktur. Bütçenin tavanının yükseltilmemesi konusunda görüş birliği vardır. Bu paranın Türkiye’ye verilebilmesi, diğer ülkelere yapılan katkıların kesilmesiyle mümkün olabilir ve hiçbir ülke kendi payından fedakârlıkta bulunmak istememektedir.</p>
<p><strong>Büyük Ortadoğu Projesi hakkında neler düşünüyorsunuz? </strong></p>
<p>Bu ölü doğmuş bir proje. Obama yönetimi bile buna sahip çıkmıyor. Proje gerçekçi bir zemine oturmamaktaydı. Otoriter hükümetlerin yardımıyla demokratik yönetimlerin kurulması gibi çelişkili bir hedefi vardı. Halkı Müslüman olan ülkelerde laiklik olmadan demokrasi olmayacağı anlayışını benimsemiyordu. Tek kelimeyle bile laiklikten söz etmiyordu. Daha başından itibaren başarısızlığa mahkûm olan bu projeye Türkiye’nin destek olması, hatta eş başkanlığını üstlenmesi bir hataydı.</p>
<p><strong>Türkiye Avrasya’daki gelişmeleri yeterince değerlendirebiliyor mu?</strong></p>
<p>Avrasya bölgesindeki ülkelerle ilişkilerde başlangıçta sağlanan ivme sürdürülemedi. Bu bölgelere siyasi açıdan, demokratikleşme açısından, kalkınma açısından öncülük etmesi beklenen Türkiye’nin etkinliği beklenen düzeye yükselemedi. Hükümet daha çok Ortadoğu ülkelerine ağırlık verdiği için Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetleriyle ilişkileri ikinci plana bıraktı. Bu ülkeler arasında en yakın ilişki sürdürdüğümüz Azerbaycan ile ilişkiler bile Türkiye’nin Ermenistan konusundaki hatalı tutumu nedeniyle gölgelendi. Rusya, Gürcistan, Suriye gibi ülkelerle vize muafiyeti anlaşması imzalayan Türkiye, Azerbaycan ile böyle bir anlaşma yapamadı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2877/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Antalya ADD&#8217;nin düzenlediği Demokrasiden Diktatörlüğe İsimli Söyleşinin Metni</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2874</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2874#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Aug 2011 14:01:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2874</guid>
		<description><![CDATA[Cumhuriyet Halk Partisi eski milletvekillerinden Onur Öymen, Antalya&#8216;daki söyleyişinde Türkiye&#8216;de Atatürk&#8217;ün Cumhuriyetinin bitirilmek ve ikinci Cumhuriyeti kurmak isteyenlerin olduğunu belirtti.
Cumhuriyet Halk Partisi eski milletvekillerinden Onur Öymen, Antalya&#8216;daki söyleyişinde Türkiye&#8216;de Atatürk&#8217;ün Cumhuriyetinin bitirilmek ve ikinci Cumhuriyeti kurmak isteyenlerin olduğunu belirterek &#8220;Dünyada bir Cumhuriyeti bitirdikten sonra, daha demokratik daha liberal, insan haklarına daha saygılı ikinci bir Cumhuriyeti kuran başka bir örnek, ülke [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a title="Cumhuriyet Halk Partisi Haberleri" href="http://www.sondakika.com/cumhuriyet-halk-partisi/" target="_blank">Cumhuriyet Halk Partisi</a> eski milletvekillerinden <a title="Onur Öymen Haberleri" href="http://www.sondakika.com/onur-basaran-oymen/" target="_blank">Onur Öymen</a>, <a title="Antalya Haberleri" href="http://www.sondakika.com/antalya/" target="_blank">Antalya</a>&#8216;daki söyleyişinde <a title="Türkiye Haberleri" href="http://www.sondakika.com/turkiye/" target="_blank">Türkiye</a>&#8216;de Atatürk&#8217;ün Cumhuriyetinin bitirilmek ve ikinci Cumhuriyeti kurmak isteyenlerin olduğunu belirtti.</strong></p>
<p><a title="Cumhuriyet Halk Partisi Haberleri" href="http://www.sondakika.com/cumhuriyet-halk-partisi/" target="_blank">Cumhuriyet Halk Partisi</a> eski milletvekillerinden <a title="Onur Öymen Haberleri" href="http://www.sondakika.com/onur-basaran-oymen/" target="_blank">Onur Öymen</a>, <a title="Antalya Haberleri" href="http://www.sondakika.com/antalya/" target="_blank">Antalya</a>&#8216;daki söyleyişinde <a title="Türkiye Haberleri" href="http://www.sondakika.com/turkiye/" target="_blank">Türkiye</a>&#8216;de Atatürk&#8217;ün Cumhuriyetinin bitirilmek ve ikinci Cumhuriyeti kurmak isteyenlerin olduğunu belirterek &#8220;Dünyada bir Cumhuriyeti bitirdikten sonra, daha demokratik daha liberal, insan haklarına daha saygılı ikinci bir Cumhuriyeti kuran başka bir örnek, ülke var mıdır?&#8221; dedi.</p>
<p>Atatürkçü Düşünce Derneği <a title="Antalya Haberleri" href="http://www.sondakika.com/antalya/" target="_blank">Antalya</a> Şubesi&#8217;nce düzenlenen &#8216;Demokrasiden Diktatörlüğe&#8217; konulu söyleşiye katılan <a title="CHP Haberleri" href="http://www.sondakika.com/cumhuriyet-halk-partisi/" target="_blank">CHP</a> eski milletvekili emekli büyükelçi <a title="Onur Öymen Haberleri" href="http://www.sondakika.com/onur-basaran-oymen/" target="_blank">Onur Öymen</a> şu görüşlerini iletti.<br />
ORTADOĞU&#8217;DA DEMOKRASİ ENGELLENDİ</p>
<p><a title="Onur Öymen Haberleri" href="http://www.sondakika.com/onur-basaran-oymen/" target="_blank">Onur Öymen</a>, soğuk savaş sonrasında dünyada büyük bir demokratikleşme hareketi görülürken sadece Ortadoğu ülkelerinde demokrasinin bir türlü gelişemediğini söyledi. Bu bölgede demokrasinin gelişmesinin batılı büyük ülkeler tarafından sürekli engellendiğini belirten <a title="Onur Öymen Haberleri" href="http://www.sondakika.com/onur-basaran-oymen/" target="_blank">Onur Öymen</a>, tüm bunların ardında petrol, doğalgaz ve doğal kaynakların yattığını söyledi.</p>
<p>SURİYE&#8217;YE YAPILAN <a title="&lt;a class=&quot;keyword&quot; href=&quot;/irak-432/&quot; title=" href="http://www.sondakika.com/irak-432/" target="_blank">Irak</a> Haberleri&#8217;&gt;Irak&#8217;A NEDEN YAPILAMIYOR?</p>
<p>Teröristbaşı Apo&#8217;nun Suriye&#8217;den gönderilmesi ve <a title="PKK Haberleri" href="http://www.sondakika.com/pkk/" target="_blank">PKK</a> kamplarının kapatılmasına ilişkin dönemde Suriye&#8217;ye verilen ağır notayı hatırlatan <a title="Onur Öymen Haberleri" href="http://www.sondakika.com/onur-basaran-oymen/" target="_blank">Onur Öymen</a>, hükümetin bugün aynı şeyi <a title="&lt;a class=&quot;keyword&quot; href=&quot;/irak-432/&quot; title=" href="http://www.sondakika.com/irak-432/" target="_blank">Irak</a> Haberleri&#8217;&gt;Irak&#8217;a karşı neden yapılamadığı sorusuna bir türlü cevap alamadıklarını kaydetti. Öymen, <a title="&lt;a class=&quot;keyword&quot; href=&quot;/irak-432/&quot; title=" href="http://www.sondakika.com/irak-432/" target="_blank">Irak</a> Haberleri&#8217;&gt;Irak Anayasa&#8217;nın 7&#8242;nci maddesinde &#8216;<a title="&lt;a class=&quot;keyword&quot; href=&quot;/irak-432/&quot; title=" href="http://www.sondakika.com/irak-432/" target="_blank">Irak</a> Haberleri&#8217;&gt;Irak, topraklarından komşu ülkelere terörist saldırıları önlemekle yükümlüdür&#8217; şeklindeki madde gibi güçlü dayanaklar olmasına rağmen hükümetin cesaret edemediğini ve yetkilerini kullanamadığını öne sürdü.</p>
<p>TÜRKİYE BÖLGEDE ÖNCÜLÜK YAPAMAZ</p>
<p><a title="Türkiye Haberleri" href="http://www.sondakika.com/turkiye/" target="_blank">Türkiye</a>&#8216;nin bölgenin demokratikleşmesinde, bugünkü koşulları ile öncülük yapamayacağını da söyleyen<a title="Onur Öymen Haberleri" href="http://www.sondakika.com/onur-basaran-oymen/" target="_blank">Onur Öymen</a>, &#8220;<a title="Türkiye Haberleri" href="http://www.sondakika.com/turkiye/" target="_blank">Türkiye</a> bugün ne demokraside eksiksiz sayılan 20 ülke arasında nede arızalı demokrasi sayılan 57 ülke arasında. <a title="Türkiye Haberleri" href="http://www.sondakika.com/turkiye/" target="_blank">Türkiye</a> demokrasi-totaliter arasında gösterilen ülkeler arasında 89&#8242;uncu sırada gösteriliyor&#8221; dedi.</p>
<p>İKİNCİ CUMHURİYETÇİLERİ ÇOK YAŞATMIYORLAR</p>
<p>Birçok ülkede seçimle gelen iktidarların ülkeleri felaketlere götürdüğünü ifade eden Öymen, ikinci Cumhuriyet meraklılarının olduğunu kaydetti. Öymen, &#8220;Dünyada bir Cumhuriyeti bitirdikten sonra, daha demokratik daha liberal, insan haklarına daha saygılı ikinci bir Cumhuriyeti kuran başka bir örnek, ülke var mıdır?&#8221; dedi. Öymen, <a title="Napolyon Haberleri" href="http://www.sondakika.com/napolyon-buanoparte/" target="_blank">Napolyon</a> ve sonrası <a title="Fransa Haberleri" href="http://www.sondakika.com/fransa/" target="_blank">Fransa</a> örnekleri vererek, &#8220;İkinci Cumhuriyetçiler de bilsin ki buna heveslenenleri de çok yaşatmıyorlar, yaşatmak istemiyorlar&#8221; diye konuştu.</p>
<p>ARINÇ&#8217;IN SÖZLERİ TEKZİP EDİLMEDİ</p>
<p>&#8216;Atatürk Cumhuriyetinden vazgeçelim, onun yerine ikinci bir Cumhuriyet&#8217; diyenlerin adım adım otoriter sisteme doğru gittiklerini kaydeden Öymen, Başkanlık rejimi düşüncelerini de eleştirerek &#8220;Bu Anayasa değişikliğini içimize nasıl sindirebiliriz, nasıl evet diyebiliriz. Başbakan Yardımcısı <a title="Bülent Arınç Haberleri" href="http://www.sondakika.com/bulent-arinc/" target="_blank">Bülent Arınç</a> &#8216;Anayasada bir tek Cumhuriyet kavramı değişmez, gerisi hepsi değişebilir&#8217; diyor. Hani değiştirilemez kavramı bulunan maddelere dokunmayacaktınız? Açıkça bunu söylüyor, hükümet bunu tekzip etmiyor&#8221; dedi.</p>
<p>ENERJİ BAKANI YILDIZ&#8217;A: DEVLETİN ALACAĞI HİBE EDİLEMEZ</p>
<p><a title="Onur Öymen Haberleri" href="http://www.sondakika.com/onur-basaran-oymen/" target="_blank">Onur Öymen</a>, <a title="Enerji Bakanı Haberleri" href="http://www.sondakika.com/hilmi-guler/" target="_blank">Enerji Bakanı</a> <a title="Taner Yıldız Haberleri" href="http://www.sondakika.com/taner-yildiz/" target="_blank">Taner Yıldız</a>&#8216;ın &#8220;Biz <a title="Yunanistan Haberleri" href="http://www.sondakika.com/yunanistan/" target="_blank">Yunanistan</a>&#8216;dan 300 milyon dolarlık doğalgaz alacağımızdan vazgeçiyoruz, paraları olduğu zaman öderler, bu bir komşuluk payıdır&#8221; sözlerini akla aykırı olarak nitelendirdi. AB&#8217;nin <a title="Yunanistan Haberleri" href="http://www.sondakika.com/yunanistan/" target="_blank">Yunanistan</a>&#8216;a borçlarını ödemesi için 100 Milyar Euro&#8217;nun üzerinde yardımı olduğunu belirten Öymen, &#8220;Şimdi bu yardımla borcunu ödeyecek, siz üstüne &#8216;Ben borcumu, alacağımı istemiyorum&#8217; diyorsun. Ona mukabil halktan para toplayıp Somali&#8217;ye götürüyorsun.</p>
<p>Yani tutacak tarafınız yok. Bunu hangi anlaşmaya dayanarak söylüyorsun, devletin parası bu. Devletin alacağını keyfi olarak hibe edebilir misiniz? Anayasamıza göre süresi bir yılı aşan ekonomik ve ticari anlaşmalar meclis onayına tabidir. Siz meclise onaylatmadan böyle bonkörce 300 milyon dolarını devletin nasıl harcıyorsun? <a title="Türkiye Haberleri" href="http://www.sondakika.com/turkiye/" target="_blank">Türkiye</a>&#8216;de aç insan yok mu? Bu kadar paranız varsa önce <a title="Türkiye Haberleri" href="http://www.sondakika.com/turkiye/" target="_blank">Türkiye</a>&#8216;deki aç insanları doyurmalısınız&#8221; diye konuştu. Söyleşinin ardından dinleyiciler tarafından kendisine çiçek takdim edilen <a title="Onur Öymen Haberleri" href="http://www.sondakika.com/onur-basaran-oymen/" target="_blank">Onur Öymen</a>, &#8216;Demokrasiden Diktatörlüğe&#8217; isimli kitabını imzaladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2874/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cüneyt Arcayürek&#8217;in Köşe Yazısı-11 Ağustos 2011</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2873</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2873#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2011 12:34:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2873</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandır gündemdeydi, son YAŞ toplantısı ile patladı.
Askerler sivillerin denetimine
alınmalıydı!
Bu, ileri demokrasi isteyen RTE’ye göre, AKP iktidarının öncelikli göreviydi.
Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanlarının istifalarından yararlanarak TSK’nin hükümetin emrinde ve denetiminde olacak kimi kararlar aldı, uygulamaya koydu.
Onaylandı, alkışlandı.
Şimdi okuyacağınız satırlar, bir rapordan alındı.
Bu rapor RTE hükümetinin hazırladığı bir rapor da değil.
Hollanda merkezli Centre for European Security [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır gündemdeydi, son YAŞ toplantısı ile patladı.</p>
<p>Askerler sivillerin denetimine</p>
<p>alınmalıydı!</p>
<p>Bu, ileri demokrasi isteyen RTE’ye göre, AKP iktidarının öncelikli göreviydi.</p>
<p>Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanlarının istifalarından yararlanarak TSK’nin hükümetin emrinde ve denetiminde olacak kimi kararlar aldı, uygulamaya koydu.</p>
<p>Onaylandı, alkışlandı.</p>
<p>Şimdi okuyacağınız satırlar, bir rapordan alındı.</p>
<p>Bu rapor RTE hükümetinin hazırladığı bir rapor da değil.</p>
<p>Hollanda merkezli Centre for European Security Studies’in (CESS) Türkiye’de sivil-asker ilişkileri konularında 2004’ten beri yaptığı çalışmaların sonuçlarını içeriyor.</p>
<p>2011’deki YAŞ’la birlikte RTE hükümetinin askerle ilgili uygulamaya koyduğu kararlar, 195 sayfalık CESS raporunda dile getirilen görüşlerle tıpatıp uyuyor. TSK’ye son hükümet uygulamalarının Ankara’da değil.. dışarıda yıllardan beri tezgâhlandığını, burada aynen uygulamaya konulduğunu gösteriyor.</p>
<p>***</p>
<p>CESS Raporu Hollanda Dışişleri’nin mali katkısı ve teşvikiyle hazırlandı. Rapor özetle şu görüşlere yer veriyor:</p>
<p>“Sivil-asker ilişkileri AB’nin hukukunda ayrıntılı biçimde yer almıyor. Kopenhag kriterleri yoruma ve tartışmaya açıktır. Buna rağmen AB, Ankara hükümetine Silahlı Kuvvetler’in siyasi gücünü azaltması için çağrıda bulunuyor.</p>
<p>Sivil makamlar ulusal güvenlik stratejisinin hazırlanmasında ve uygulanmasında denetleyici rol oynamalıdır.</p>
<p>Savunma harcamaları üzerinde Meclis denetimi tam olarak sağlanmalıdır.</p>
<p>Genelkurmay Başkanı’nın Savunma Bakanı’na bağlanması gerekmektedir.</p>
<p>Generaller anayasanın koruyucusu değil, hizmetkârı olmalıdır.</p>
<p>Generaller, sivil hükümetin siyasi İslam ve Kürt ayrımcılığı konusunda gerekli biçimde hareket etmediğine veya edemediğine inandıklarında, uygun gördükleri önlemleri, hükümete bildirmişler veya bakanları uyarmışlardır.</p>
<p>AB uygulamalarına göre TSK, tartışmasız biçimde hükümete bağlı olmalı ve Genelkurmay Başkanı sadece kendi alanında demeç vermelidir.</p>
<p>Yüksek düzeyli subaylar Milli Savunma Bakanı’nın izniyle açıklama yapabilmelidir.</p>
<p>Askerler; Kıbrıs, Ermeni ilişkileri, soykırım iddiaları, AB üyelik süreci, laiklik, Kürt meselesi, PKK ile savaş ve Kuzey Irak konularında açıklamalar yapmaktadır.</p>
<p>Generaller Kürt milliyetçileriyle müzakere etmek istemektedirler.</p>
<p>Asker sayısı azaltılmalıdır.</p>
<p>Askerler ABD ve Irak hükümetini kuvvetle eleştiren demeçler vermişler ve onlardan PKK’ye karşı eyleme geçmelerini istemişlerdir.”</p>
<p>***</p>
<p>Bu raporda sözü edilen dayatmaların pek çoğu bugün ya yürürlüğe girdi ya da girmek üzere.</p>
<p>Silahlı Kuvvetler’in denetimi Sayıştay aracılığıyla başladı.</p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı MS Bakanlığı’na bağlanmak üzere.</p>
<p>Askerlerin kendi alanları dışında konuşma yasağı uygulamada.</p>
<p>Asker (general) sayısının azaltılması, TSK’nin daraltılması gündemde.</p>
<p>RTE’nin ileri demokrasinin gereğini yerine getiriyorum diye aldığı kararlar; bu rapor gösteriyor ki, kendisine özgü bir çabanın eseri değil…</p>
<p>AB bünyesindeki hazırlıkların uygulamaya girmesi olayıdır.</p>
<p>***</p>
<p>Hâlâ bir Dışişleri Bakanlığı sorumlusu gibi çalışan Onur Öymen’deki bu rapor:</p>
<p>RTE hesabına ileri demokrasi övgülü nutuklar atan, yazılar döktüren hangi araştırmacı gazetecide ve hangi partide var acaba?</p>
<p>Onur Öymen bugün milletvekili değil. Meclis’e soru önergesi veremiyor ama soruyor:</p>
<p>“CESS’te çalışma başlatılırken Türk hükümetinin onayı alınmış mıdır?</p>
<p>Rapora ve çalışmalara katkıda bulunan Türk bilim insanlarını kim, hangi ölçülere göre seçmiştir?</p>
<p>Ben de dahil, bazı siyasetçilerin, akademisyenlerin ve bürokratların CESS’nin 2005’te düzenlenen konferansta dile getirdikleri görüşleri raporda niçin yer almamıştır?</p>
<p>Bu çalışmalar yürütülürken Türk Genelkurmay Başkanlığı’yla temas edilmiş midir?</p>
<p>Son zamanlarda Türkiye’de sivil-asker ilişkileri konusunda yaşanan gelişmelerin bu çalışmada ortaya konulan öneri ve beklentilerle bir bağlantısı var mıdır?”</p>
<p>Öymen, sorularından sonra kısa kısa ama özlü bir değerlendirme yapıyor:</p>
<p>“CESS raporu hakkında kapsamlı bir değerlendirme yapmak için bu soruların yanıtlanmasına ihtiyaç var.</p>
<p>Ancak şimdiden söylenebilecek olan; Kürt konusunda, Ermeni meselesinde olduğu gibi, sivil-asker ilişkilerinde de yabancı ülkelerin desteği ve finansmanıyla yapılan çalışmalar bazı ülkelerin Türkiye’nin geleceğine yön verme çabalarında aktif olarak yer aldıkları veya başkalarının aracılığıyla yaptıklarını göstermektedir.”</p>
<p>Öymen’in değerlendirmesi Türk dış siyasetinin Batı’daki etkili odaklara ne denli bağımlı olduğunu gösteren bir belge!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2873/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ulusal Kanal&#8217;da Anayasa Değişikliği Konusunda Görüşlerin Yer Aldığı Mülakat-4 Ağustos 2011</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2871</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2871#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 15:28:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2871</guid>
		<description><![CDATA[ 
Onur Öymen’in 4 Ağustos Günü Ulusal Kanal programında anayasa değişikliği konusunda belirttiği görüşler
Şimdi CHP’ne çok büyük rol ve sorumluluk yüklüyorlar, yüklenmesi de doğaldır. Biz ana muhalefet partisiyiz, ana muhalaefet partisi olarak görevimizi eksiksiz yerine getirmek zorundayız. Sayıca az olmamız bir gerekçe ve bahane olamaz. Mecliste çok etkili politika yapmamız lazım. Size şunu soruyorum, 1 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Onur Öymen’in 4 Ağustos Günü Ulusal Kanal programında anayasa değişikliği konusunda belirttiği görüşler</strong></p>
<p>Şimdi CHP’ne çok büyük rol ve sorumluluk yüklüyorlar, yüklenmesi de doğaldır. Biz ana muhalefet partisiyiz, ana muhalaefet partisi olarak görevimizi eksiksiz yerine getirmek zorundayız. Sayıca az olmamız bir gerekçe ve bahane olamaz. Mecliste çok etkili politika yapmamız lazım. Size şunu soruyorum, 1 Mart tezkeresi reddedildiğinde CHP’si çoğunlukta mıydı mecliste? Nasıl oldu da biz mecliste azınlıkta olmamıza rağmen iktidar partisinden 99 milletvekilini ikna ettik? Nasıl oldu da Kıbrıs ile ilgili hükümetin 29 temmuz 2005 tarihinde imzaladığı antlaşmayı altı sene Meclise getirmesini engelledik? Nasıl oldu Dubai antlaşmasını getirmesini engelledik? Nasıl oldu Ermenistan protokollerini getirmesini engelledik? Demek ki, bir muhalefet partisi isterse Mecliste çok şey yapabilir. Yani hiç kimse muhalefet partisinin gücünü azıımsamasın. Peki muhalefet partisinin politikası nedir? Siyasi partilerin politikaları programlarında yazılıdır. Biz yeni programımızı daha yeni, 2008 yılının sonunda kabul ettik. Orada açık hükümler var. Mesela diyor ki yasa değişikliği yapılarak tutukluluğun azami süresinin dört ay olarak tespiti sağlanmalıdır. Çok istisnai durumlarda olağanüstü koşullarda, adam terör suçu işlerken suçüstü yakalanmış falan, böyle durumlarda uzatılabilir. Ama dört ay, bizim orada tespit ettiğimiz süre. Şimdi o bakımdan CHP’nin tavrı, yaklaşımı budur. Anayasa konusunda  biz ne diyoruz? CHP olarak öteden beri, söylediklerimiz çok açık. Defalarca söyledik, eski genel başkanımız da söyledi. Hepmiz de söyledik. Anayasa mahkemesi  tarafından anayasanın en temel ilkelerinden biri olan laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu için mahkum edilen bir iktidar partisinin öncülüğünde anayasa değişikliği yapılır mı? Zihniyeti belli. Başbakan yardımcısı diyor ki cumhuriyet hariç, her şeyi değiştirebiliriz anayasada. Bu ne demektir? Başbakan diyor ki biz başkanlık rejimini istiyoruz, başkanlık rejimini getireceğiz diyor. Şimdi biz bunları bile bile bu anayasayı sanki bir kurucu meclis hazırlamış da biz bunun niteliklerini tartışıyormuşuz havasına girebilir miyiz? Önce bizim diyeceğimiz şu, siz başkanlık rejimi istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Siz anayasanın değişmez maddelerinin değişmesini istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Sayın Bülent Arınç’ın söylediği sözleri geri alıyor musunuz, almıyor musunuz? Onlar kendi fikridir, partimizi bağlamaz diyor musunuz? Demediniz. Yani çok açık bir şekilde bunu söylüyor. Şimdi iktidarın tavrı buyken biz anayasa değişkliğini Türkiye’nin öncelikli bir meselesidir hükümetin istediği çalışma yöntemi çerçevesinde değerlendirebiliriz diyebilir miyiz?</p>
<p>Hükümet olarak diyorsanız ki, Anayasanın özgürlüklerle, hukukla ilgili şu şu eksiklikleri var, bu maddeleri değiştirelim. Buna kimse itiraz etmiyor. Ama diyorsanız ki, Anayasayı baştan aşağı değiştireceğiz, o zaman iş değişir. Nerede yapacağız bunu? Anayasanın hangi maddesine göre değiştireceksiniz. Bizim anayasamızda anayasanın maddelerinin değişikliğini ön gören hüküm var ama anayasanın topyekün değişmesini öngören hüküm yok. Topyekün değişmesi gündeme gelirse kurucu meclis kuracaksınız. Bunun yöntemi budur. Kurucu meclis kuracaksınız, basından , barolardan, sivil toplum örgütlerinden siyasi partilerden temsilciler gelecek orada yeni bir anayasanın omurgasını oluşturacaksınız. Sonra da halk oyuna getireceksiniz. Anayasa böyle yapılır. Şimdi siz anayasa mahkemesi tarafından mahkum edilmiş bir iktidarın öncülüğünde, devletin rejimini, yapısını değiştirecek bir anayasa yapılmasına yeşil ışık yakabilir misiniz? Atatürk cumhuriyeti kurduğunda dünyada başkanlık rejimi yok muydu? Atatürk bİlmiyor muydu o sırada dünyada, ABD’de başkanlık rejimi olduğunu. Niçin Türkiye için parlamenter demokrasiyi seçti? Şimdi siz bu devleti kuranların temel tercihlerinin aksine bir rejim değişikliğine gitmek istiyorsunuz. Ana muhalefet partisi, Atatürk’ün partisi buna yeşil ışık yakabilir mi? Yani bunları çok açık ve her yerde konuşmak lazım.</p>
<p>Üstelik anayasanın değişmez maddelerinin değişebileceği yolunda iktidar partisinin en üst makamından görüşler söyleniyorsa siz bunlara sessiz kalabilir misiniz? Dİyebilir misiniz hiçbir şey yokmuş gibi gelin bir oturalım, şu anayasayı konuşalım. Önce temelinde anlaşacaksınız, ne yapmak için oturacağız, konuşacağız. Atatürk’ün kurduğu rejimin temelini değiştirecek bir yaklaşımla mı masaya oturup anayasa değişikliğini görüşeceksiniz?</p>
<p>Şimdi aynı şekilde terörle mücadele konusunda da aynı şey söz konusudur. Şimdi bir terör örgütü var ve silah zoruyla size anayasa dayatmak istiyor. Siz de hükümet olarak gidiyorsunuz terör örgütünün hapisteki lideri ile müzakere yapıyorsunuz. Böyle bir ortamda muhalefete düşen görev nedir? Yani buna hak vermek midir, sineye çekmek midir? Yoksa “bunun yöntemi bu değildir, elinde silahla bize anayasa dayatan bir terör örgütünün baskıları doğrultusunda biz anayasa değişikliği görüşmeyiz” mi demektir? Bence doğrusu baskı altında, silah zoru ile anayasa değişikliğine yanaşmamaktır. Şimdi heyetler gönderileiyor Avrupa’ya, siyasi parti temsilcileri, neyi görüşüyoruz? İngiltere’yi, İrlanda örneğini. Nasıl çözmüş bunlar, ne yapmışlar biliyor musunuz? 10 Nisan 1998’de İngiltere ile İrlanda Cumhuriyeti bir antlaşma imzalıyor. Belfast Antlaşması. Birinci maddesinde şu yazılıyor, Kuzey İrlanda halkı isterse İngiltere hükümeti Kuzey İrlanda’nın İngiltere’den koparak, İrlanda Cumhuriyeti ile birleşmesine razı olacaktır. Şimdi bunu mu incelemeye gidiyoruz biz? Bunları çok açık ve net konuşmamız lazım .Biz ne istiyoruz? Terör ile mücadelede sadece silah zoru ile olmaz. Peki nasıl olur? Sosyal tedbirlerle. Mesela hangi ülke sosyal tedbirlerle terörü bitirmiştir tek başına? Var mı bir örnek? Irak hükümetinin görevi demin söylediğim gibi, Kuzey Irak’tan terörü tasfiye etmektir. Bunu sağlamak için hükümet, Irak hükümetine baskı yapıyor mu? Bunu söyleyemiyor muyuz biz? Bu konularda zannediyorum ki, hepimiz bireysel olarak, siyasal kimliğimizle, vatandaş kimliğimizle görüşlerimizi açıkça, cesaretle kimseden korkmadan söylememiz lazım. Bunlar hayati meseleler. Türkiye tarihinin en kritik dönemlerinden birinden geçmektedir. Burada Atatürk’ün koyduğu devletin temellerini korumak bizim öncelikli hadeflerimizdir. Terörden medet umarak terörü bitirmey benimsememiz mümkün değildir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2871/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AB Haber&#8217;e AB-Türkiye İlişkileri Üzerine Verilen Mülakat-8 Ağustos 2011</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2870</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2870#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Aug 2011 15:27:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2870</guid>
		<description><![CDATA[Onur Öymen:AB’de kimse menfaatlerini korurken Rumların arkasına saklanmaya çalışmasın
Emekli Büyükelçi Onur Öymen,Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB süreciyle ilgili ABHaber’e özel bir mülakat verdi.Öymen,&#8221;AB’de hiç kimse kendi menfaatlerini korumaya çalışırken Rumların arkasına saklanmaya çalışmasın.Çünkü Kıbrıs arkasına saklanılamayacak kadar küçük bir ülke&#8221;dedi. İşte Öymen’in ABHaber’e verdiği mülakat
Soru:Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen durum nedir? Son Katıldığınız Türkiye-AB ilişkilerinin ele alındığı toplantılar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Onur Öymen:AB’de kimse menfaatlerini korurken Rumların arkasına saklanmaya çalışmasın</p>
<p>Emekli Büyükelçi Onur Öymen,Kıbrıs sorunu ve Türkiye-AB süreciyle ilgili ABHaber’e özel bir mülakat verdi.Öymen,&#8221;AB’de hiç kimse kendi menfaatlerini korumaya çalışırken Rumların arkasına saklanmaya çalışmasın.Çünkü Kıbrıs arkasına saklanılamayacak kadar küçük bir ülke&#8221;dedi. İşte Öymen’in ABHaber’e verdiği mülakat</p>
<p>Soru:Türkiye-AB ilişkilerinde gelinen durum nedir? Son Katıldığınız Türkiye-AB ilişkilerinin ele alındığı toplantılar ile izlenimiz nasıl?</p>
<p>Onur Öymen: Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği konusunda iyimser mesaj verene rastlamadık. Bu, ilişkilerimizde ciddi bir sıkıntı olduğunu ve müzakere sürecinin tıkandığını gösteriyor. Nitekim Hırvatistan’la müzakerelere aynı zamanda başladık. Hırvatistan fiilen bitirdi. 2013 yılında üye olucak. Türkiye ile ise sadece 13 başlık açıldı. 18 başlık üzerinde çeşitli vetolar var. 8’i üzerinde Konsey’in vetosu var. Kıbrıs’lı Rumların 6 başlık üzerinde vetosu var. Geri kalan 3 başlığı açmak için de bir  çok koşulun yerine getirilmesini istiyorlar. Bir yıldır tek bir başlık bile açılmadı. Yani donma noktasına gelindi. Müzakere süreci fiilen askıya alınmış durumda. Oysa müzakerelerin askıya alınması için üyelerin 2/3’ünün onayı lazım. Bu koşul bile yerine getirilmeden fiilen donduruldu. Fransa ve Kıbrıs’ın bireysel tasarrufu ve vetolarla müzakereler başlayamıyor. Bu durumu bizim kabul etmemiz mümkün değil. Bunun mücadelesini vermek lazım. Bu konuda yapılacak şey şudur. Sizi engelleyen ülkelerle yüzyüze konuşacaksınız. Mesela Fransa gibi ülkelerin Türkiye üzerinde çeşitli menfaatleri var. Ben TBMM&#8217;de konuyla ilgili bir soru önergesi vermiştim. Fransa tek başına sadece Türkiye’yi tam üyeliğe götürecek gerekçesiyle 5 başlığı veto etti. Buna karşılık ne tepki gösterdiniz? Halbuki biz geçmişte Türkiye’nin menfaatini engelleyen ülkelere karşı çok ciddi tedbirler aldık. Mesela Amerikan Kongresi’nin Kıbrıs’a uyguladığı amborgaya karşılık o zamanki hükümet Türkiye’deki bütün askeri tesislerden Amerikan askerlerinin yararlanmasını bir günde yasakladı. Tedbir alacaksınız. Fransa sizi engelleyecek siz bir şey yapmayacaksınız! Öyle şey olur mu?</p>
<p>Soru: Kıbrıslı Rumların Türkiye’nin üyeliği için tek başlarına veto kullanabileceklerine inanıyor musunuz?</p>
<p>Onur Öymen: Hiç kimse kendi menfaatlerini korumaya çalışırken Rumların arkasına saklanmaya çalışmasın. Çünkü Kıbrıs arkasına saklanılamayacak kadar küçük bir ülke. Avrupalılar niçin Türkiye’nin üyeliğini engellemek istiyorlar ? Bunun iki temel sebebi var. Diğer sebepler zahiridir.</p>
<p>1.Avrupa Birliği Konseyi’nde kararlar ağırlıklı oyla alınır. Ağırlıklı oylar nüfusa göre tespit ediliyor. En ağırlıklı oya sahip olan ülke Almanya’dır. % 9’dan fazla oyu var. Fransa, İngiltere ise daha sonra gelen ülkeler. Onların oyu % 9’den biraz fazla. Türkiye’nin ise üye olursa % 9 civarında oyu olacak. Yunanistan’ın %3. Ayrıca Avrupa Parlamentosunda en büyük grup Almanya’dan sonra Türk grubu olacak. Türkiye büyük devletler arasında bugünkü ağırlık dengesini bozacaktır.</p>
<p>2.Türkiye AB bütçesinden çok büyük bir katkı alacaktır. Avrupa Parlamentosu Bütçe Komisyonu’ndan bir milletvekili üye olduğu takdirde Türkiye’ye yılda 28 milyar euro karşılıksız katkı verileceğini söyledi. Bu para çok büyük ve bu para ortada yok. Kimse bütçenin arttırılmasını istemiyor. Bu para neden bulunacak? Tek yolu var. Diğer ülkelere verilen tarımsal yardım gibi paralardan kesip bu paraları Türkiye’ye vermeleri gerekecek. Ama kimse kendi çiftçsinin parasını kesip vermek istemeyecektir.Yani beni demek istediğim esas mesele Kıbrıs değil. Örneğin Fransa Kıbrıs sorununu halledin ben başlıklar üzerinde vetoyu kaldırırım demiyor. Kaldı ki, sadece Türkiye’ye baskı yaparak Kıbrıs sorununu nasıl çözeceksiniz? Hiçbir uluslararası sorun tek taraflı çözülemez. Kıbrıs’lı Rumlara baskı yapmıyorlar.Çünkü AB’de Lüxemburg Kuralı dedikleri bir usul var.Bir AB ülkesi ile üye olmayan bir  ülke arasında sorun olduğunda AB her zaman üye ülkeyi destekler. Bunun istisnasını ben bilmiyorum. O yüzden AB’nin tarafsız olmasını kimse beklemesin. Hata Kıbrıs’ı üye yapmak oldu. Çünkü Kıbrıs devletini kuran anlaşmalara göre Türkiye’nin ve Yunanistan’ın aynı anda üye olmadığı milletlerarası bir kuruluşa Kıbrıs üye olamaz.Yunanistan dedi ki eğer Rumları üye yapmazsanız ben tüm doğu Avrupa ülkelerini veto ederim. Bu şantaj politikasıdır. Türkiye o zaman siyasi ağırlığını koyamadı.</p>
<p>Soru: Hırvatistan’ın başlıkları çok hızlı kapanıyor. Türkiye bir sürü şey yapmasına rağmen ilerleme olmuyor. Ne düşünüyorsunuz?</p>
<p>Onur Öymen: Biz 10 yıldır AB’de Türkiye’ye çifte standart uygulandığını ve Kıbrıs’ın üye olmasının bir hata olduğunu söylüyoruz. Kıbrıslı Türklere uygulanan amborgaları eleştiriyoruz. Ama biz böyle dediğimizde Türkiye’de bazı çevreler AB’ye üye olmak istemediğimizi bu nedenle bu eleştirileri yaptığımızı ileri sürüyorlardı. Şimdi ne oldu? Onlar da aynı eleştirileri yapıyorlar. 1997’de tüm Doğu Avrupa ülkelerine adaylık yolunu açtılar. Türkiye hariç. Neden?</p>
<p>Avrupalı Hristiyan Demokrat Parti liderleri 4 Mart 1997’de Brüksel’de bir toplantı yaptılar. O toplantının sonunda eski Belçika Başbakanı Martens, bir demeç verdi ve dedi ki:</p>
<p>&#8216;Türkiye’yi hiçbir zaman üye yapmamaya karar verdik&#8217; sonrasında çok tepki alınca söylem değiştirildi.</p>
<p>Soru: AB’nin gidişini nasıl görüyorsunuz?</p>
<p>Onur Öymen: AB’nin çok sorunu var. Mali, yapısal, göçle ilgili ciddi sorunları var. Dış politikada tek sesli olamıyorlar. Tüm bunlara rağmen ortak çıkarları da var. Bu ortak çıkarlar sorunlardan daha ağır basıyor. Yunanistan’a 100 milyar dolardan daha fazla kredi vermelerinin sebebi sistemin çökmesini engellemektir. AB’nin çökeceğini düşünmek gerçekçi değil.</p>
<p>Soru :Helmut Schmidt, “ Merkel ve Sarkozy gibi liderler çıraktır” gibi cümleler kullandı.Bu liderler hakkında ne düşünüyorsunuz?</p>
<p>Onur Öymen: İlk önce Helmut Schmidt Türkiye’nin üyeliğine en çok karşı çıkan adamdır. Avrupa’da ileri görüşlü, uzun vadede değerlendirme yapan liderlerin sayısı çok azdır.</p>
<p>Soru: Niçin Türkiye’nin AB’ye girmesini engelliyorlar?</p>
<p>Onur Öymen: Türkiye AB’ye girerse en temel meselelerde karar verildiğinde çok ağırlığı olacak bir ülke. Eğer Türkiye küçük bir ülke olsaydı belki bu kadar sorun yaşanmazdı. Bugün sadece sanayi ürünlerinde Gümrük Birliği uygulanıyor. Ama AB’ye girerse hem tarımda hem de hizmetlerde uygulanacak. Bu büyük bir rakip geliyor demek. Tüm bu gerçekler ortadayken sadece Türkiye’nin kusurları yüzünden süreç işlemiyor diyorlar. Bu yanlış. Biz bu çifte standartlara karşı çıkabilmek için demokrasi, insan hakları, basın özgürlüğü gibi birçok konuda Avrupa standartlarını tutturmamız lazım. Ellerine bahane vermememiz lazım. Türkiye en güvenilir uluslararası kuruluşlara göre demokratik ülkelerle totaliter ülkeler arasında bir yerde sayılıyor. Dünya sıralamasında 89. sırada. Basın özgürlüğünde 122. sırada. Sizin demokratik standartlarınız ne kadar düşükse diğer konularda da gücünüz o kadar azalır. Türkiye’nin ilk yapacağı iş demokratik standartların yükseltilmesidir.Türkiye’nin haklarını koruyan insanları Avrupa karşıtı diye suçlarsanız. Avrupa her konuda haklıdır,Türkiye her konuda haksızdır diye yola çıkarsanız o zaman hiçbir konuyu müzakere edemezsiniz. Yıllardır kamuoyu, basın muhalefetin düşünceleri dikkate alsaydı, Türkiye bugün daha kuvvetli bir müzakere pozisyonunda olurdu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2870/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Altemur Kılıç&#8217;ın Köşesinde Yer Verdiği Yazı-30 Temmuz 2011</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2869</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2869#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Aug 2011 13:07:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2869</guid>
		<description><![CDATA[Yazıma başlarken bir ata sözünü ve bir fıkrayı nakletmek zorundayım. Önce atasözü:
“Kurbanlık koyun yere yatınca bıçak bileyen çok olur.&#8221;
Türkiye’nin, kurbanlık koyun gibi yere serildiği şu sırada Ermeniler kanlı bıçaklarını bilemekteler&#8230; Ermenistan devlet başkanı Sarkisyan, Ermeni gençlerine &#8220;Karabağ’ı aldık&#8230; Ararat’ı (Ağrı dağı) almak da artık size düşüyor&#8230;” demiş. Azeri kardeşlerime Hocalı Katliamını reva gören adamların amaçları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazıma başlarken bir ata sözünü ve bir fıkrayı nakletmek zorundayım. Önce atasözü:</p>
<p>“Kurbanlık koyun yere yatınca bıçak bileyen çok olur.&#8221;</p>
<p>Türkiye’nin, kurbanlık koyun gibi yere serildiği şu sırada Ermeniler kanlı bıçaklarını bilemekteler&#8230; Ermenistan devlet başkanı Sarkisyan, Ermeni gençlerine &#8220;Karabağ’ı aldık&#8230; Ararat’ı (Ağrı dağı) almak da artık size düşüyor&#8230;” demiş. Azeri kardeşlerime Hocalı Katliamını reva gören adamların amaçları Ermenistan’ın kapılarını açmak&#8230; Futbol maçlarında Sarkisyan’la kucaklaşanlar utansın&#8230; &#8220;Sıfırcı Hoca” Davutoğlu utansın!.. “Protokolleri” uygulayın, açın kapıları; Ağrı’ya, Van’a kadar yolu var!</p>
<p>***</p>
<p>CHP Parti Meclisi üyesi Mesut Değer: “Gelin toprağa bağlı olmayan özerklikleri tartışalım” demiş. Bu “özerklik” nasıl olacaksa!..Türkiye’nin bütünlüğüne kasteden ve adamların itiraflarıyla sabit “Büyük Kürdistan” hedef ise, bu yolun nesi tartışılabilir?.. Bizi hepten budala mı sanıyorlar?.. Ama hakları da var. Olay yalama oldu. Konuşa konuşa, bizi bu noktaya getirdiler&#8230; Bundan sonrası “Özerk bölgeler”, sonra da “Büyük Kürdistan” sınırları konusunda “pazarlık”&#8230; Galiba başlamış!..</p>
<p>***</p>
<p>Fıkra şöyle: İngiltere’de bir resmi ziyafette Kraliçenin yanında oturan Lord “Elde edilemeyecek kadın yoktur. Herkesin bedeli vardır” demiş. Kraliçe “Ya ben!..” diye kızmış. Lord ısrar edince, Kraliçe “bedel” ne kadar olur diye sormuş. Lord milyarlarca bir rakam söylemiş. Kraliçe: “Sizde o kadar para var mı” deyince Lordun cevabı: “Majesteleri ile prensipte anlaştık. Sıra pazarlığa geldi.” Teşbihte hata olmaz, “Demokratik özerklik” konusunda sıra pazarlığa geldi! Aslında pazarlık da bir süredir yapılmakta!.. Son gelişmeler çerçevesinde “gelin tartışalım” sözlerine bakılırsa, “Demokratik özerklik” tartışmaya açılmıştır&#8230; Ve işin en acısı, bu sözlerin TC’nin kalesi olması gereken CHP’den yükselmesi&#8230; Diğer milletvekillerinin de aynı mealdeki ifadeleri karşısında Sayın Kılıçdaroğlu ne yapacak?.. Hiç bir şey; çünkü aynı şeyleri kendisi de söylemişti&#8230;</p>
<p>***</p>
<p>Ve şu sırada dışarıda bıçak bileyenler de var. AB ve ABD’den “Kürt sorunu savaşla çözülmez; konuşmak gerek” tavsiyeleri yükseliyor. İrlanda, İspanya örnekleri gösteriliyor&#8230;Hatta AB bu örnekleri yerinde görmeleri için bazı milletvekillerini ve aydınları davet etmiş&#8230; Kimler yok ki bu heyette!.. CHP’li Levent Gök, Sezgin Tanrıkulu, Lütfi Elvan başta. Ve tabii AKP’liler, BDP’liler&#8230; Kambersiz düğün olur mu?.. Hasan Cemal, Ali Bayramoğlu, Cengiz Çandar (Gazeteci), Bejan Matur vb&#8230; Geziden döndükten sonra malum “eşhas”ın nasıl ahkâm kesecekleri malum!</p>
<p>***</p>
<p>Ben şu sıra boşuna nefes tüketmek pahasına Mustafa Kemal’in sözlerini hatırlatayım: “Hiçbir bağımsız millet yoktur ki, yabancıların plan ve projelerine, örneklerine göre hareket etsin!.. “ Evet &#8220;Biz bize benzeriz”, başkalarını örnek almaya ihtiyacımız yok!</p>
<p>***</p>
<p>Kılıçdaroğlu’nun bertaraf ettiği Atatürkçü Onur Öymen, bu gelişmeler karşısında “Özgürlük, demokrasi gibi laflarla rejim değiştirilecek. İngiliz sistemine göre İrlanda, İskoçya ve Galler’in özerk statüleri var ama İngiltere’de Anayasa yok zaten. İngiltere’de Anayasa çalışması yapmak akla aykırı! Türkiye onu örnek alabilir mi?.. Bence önemli olan Türkiye’de yapılmak istenen Anayasa değişikliğinin tarafı olabilir misiniz? Devletin üniter yapısını, birliğini, ulus devlet anlayışını tartışmaya açacak bir çalışmanın içinde olur musunuz?..”</p>
<p>Ama Bülent Arınç ne demişti. “Cumhuriyet hariç her şeyi değiştirebiliriz.” Komutanlara da emri: “Oturun oturduğunuz yerde!”</p>
<p>Atatürk&#8217;ün kurduğu “Müdafaa-i Hukuk, Kuvâ-yı Milliye”, “CHP” bölücülere yardakçılık ediyor&#8230; Gerisini varın siz hesap edin!.. İnsan ister istemez şantaj komplosunun CHP’yi asıl ekseninden kaydırmak için olduğunu düşünüyor!</p>
<p>Evet, etrafımızda bıçaklarını bileyenler çok&#8230; TC’nin beratı olan Lozan Antlaşmasının yıldönümünde “Sevr”e dönüş söz konusu&#8230; O zaman da &#8220;adem-i merkeziyet&#8221; isteniyordu. Şimdi Türkiye gene aynı bıçak sırtında!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2869/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>IRA Modeli Çalışmaları hakkındaki Görüşlerimin Yer Aldığı Haber-30 Temmuz 2011</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2868</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2868#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Aug 2011 13:06:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2868</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye’nin açılımı için fikir alışverişinde bulunmak için milletvekillerinin İngiltere’de dönemin tanıklarıyla görüşmek yaptığı gezi polemik yarattı.
İngiltere&#8217;nin terör tecrübesini yerinde incelemek için Meclis&#8217;teki dört partinin temsilcilerinin İngiltere&#8217;ye yaptığı gezi tartışma konusu oldu.
CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, AK Parti-CHP-BDP milletvekillerinin de katıldığı bir heyetin “IRA modeli incelemesi” gezisiyle ilgili olarak “Arkadaşlarımız izleyici olarak geziye katıldı. Her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin açılımı için fikir alışverişinde bulunmak için milletvekillerinin İngiltere’de dönemin tanıklarıyla görüşmek yaptığı gezi polemik yarattı.</p>
<p>İngiltere&#8217;nin terör tecrübesini yerinde incelemek için Meclis&#8217;teki dört partinin temsilcilerinin İngiltere&#8217;ye yaptığı gezi tartışma konusu oldu.</p>
<p>CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, AK Parti-CHP-BDP milletvekillerinin de katıldığı bir heyetin “IRA modeli incelemesi” gezisiyle ilgili olarak “Arkadaşlarımız izleyici olarak geziye katıldı. Her türlü oluşum incelenebilir, ancak bu o modelin uygulanacağı ya da model alınacağı anlamına gelmez” dedi.</p>
<p>Tarhan, dün parlamentoda gazetecilerle sohbet ederken IRA modelinin incelendiği geziye CHP’lilerin de katıldığının anımsatılması üzerine “orada sürecin nasıl geliştiği konusunda gözlem yapılacağını, onun dışında sonuç yaratıcı bir etkisi olmadığını, CHP’lilerin de izleyici olarak geziye katıldıklarını” söyledi. MHP sözcülerinin “CHP’lilerin geziye katılması şer ittifakı” sözlerinin aktarılması üzerine de Tarhan, “Çok yanlış bir değerlendirme. Her türlü oluşum incelenebilir, ancak bu o modelin uygulanacağı ya da model alınacağı anlamına gelmez” dedi.</p>
<p>MHP lideri Devlet Bahçeli, “IRA modeli”ni inceleme gezisi ve “demokratik özerklik” tartışmalarına, “Türkiye’nin bölünmesi için mazeret oluşturuluyor” sözleriyle tepki gösterdi. AKP ve CHP’nin tavrını da eleştiren Bahçeli, yaptığı yazılı açıklamada, Başbakan Tayyip Erdoğan ve hükümetini de bölücülüğe karşı kararlı ve ödünsüz olmaya çağırarak “PKK açılımına son verildiğinin ve İmralı canisiyle görüşmelerin kesildiğinin ilanı da bir an önce yapılmalıdır” görüşünü dile getirdi.</p>
<p><strong>ÖYMEN: ÖRNEK OLAMAZ</strong></p>
<p>Eski CHP milletvekillerinden Onur Öymen de “Heyet gönderilmesinin arkasında acaba IRA sorununun çözümü için İngiltere ve İrlanda arasında, 10 Nisan 1998 tarihinde imzalanan Belfast Antlaşması mı yatıyor?” sorusunun altını çizdi. Öymen, “Bu anlaşmanın 1. maddesi, Kuzey İrlanda halkının istediği takdirde bu bölgenin İngiltere’den ayrılıp İrlanda Cumhuriyeti’ne katılabileceğini öngörüyor. Umarım ki, bu ziyaretten sonra, Belfast Antlaşması ile simgelenen Kuzey İrlanda modelinin Türkiye için örnek olamayacağı, herkes tarafından anlaşılır” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2868/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

