<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Onur Öymen &#187; Basın</title>
	<atom:link href="http://www.onuroymen.com/arsivler/basin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.onuroymen.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 Apr 2025 07:16:43 +0000</lastBuildDate>
	
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Onur Öymen’in Ulusal Kanal Konuşması &#8211; 26 Nisan 2013</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2999</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2999#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 May 2013 12:43:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2999</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk’ün bir sözü var, partinin yaptığı yanlışlıkları, eksiklikleri görüp de söylemezseniz partiye zarar verirsiniz diyor. Bir yanlışlık gördüğünüz zaman hiçbir şekilde müsamaha etmeden söyleyeceksiniz diyor. O bakımdan bizim böyle biat kültürümüz yok. Doğru bir şey olduğu zaman mutlaka doğruluğunu söyleriz ama yanlış bir şey görünce de söyleriz.
Belli ki burada bir bilgi eksikliği var. Bu Uluslararası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk’ün bir sözü var, partinin yaptığı yanlışlıkları, eksiklikleri görüp de söylemezseniz partiye zarar verirsiniz diyor. Bir yanlışlık gördüğünüz zaman hiçbir şekilde müsamaha etmeden söyleyeceksiniz diyor. O bakımdan bizim böyle biat kültürümüz yok. Doğru bir şey olduğu zaman mutlaka doğruluğunu söyleriz ama yanlış bir şey görünce de söyleriz.</p>
<p>Belli ki burada bir bilgi eksikliği var. Bu Uluslararası Barış İnisiyatifi kimdir, bu konudaki yaklaşımı nedir? Bunun yeterince araştırılmamış olabileceğini düşünüyorum. İyimserliği hiçbir zaman bırakmayacaksınız da bu Uluslararası Barış İnisiyatifi eski Nobel ödülü sahipleri veya cumhurbaşkanlığı yapmış insanlardan oluşuyor. Bunların içinde Jimmy Carter var, herkes böyle Desmond Tutu, Mandela’yı biliyor da Carter’ın da bunlara üye olduğunu bilmiyor. Ahtisaari var, Liponnen var, Norveç, Danimarka, İrlanda eski başbakanları var. Çok üst düzeyde bir heyet.</p>
<p>Şimdi bunların Kürt meselesine bakışı nasıl? Burada bir iki unsur var bunları bizim söylemememiz lazım kamuoyu yeterince bilmeyebilir. Bunlardan bir tanesi şu, bu heyetin en son açıklaması 4 Aralık 2012. Oraya baktığınız zaman şunu görüyorsunuz, Öcalan’ı bir terör örgütü gibi görmüyor. Terörün lafı yok, adı geçmiyor. Öcalan’ı bütün Kürtlerin lideri gibi görüyorlar. Türk hükümetinin resmen bunlarla müzakere yapmasını istiyorlar. Bu konuda Desmond Tutu’nun sayın başbakana yazdığı mektup var. Resmen muhatap alın bunları, devlet olarak bunlarla müzakere edin. Abdullah Öcalan bu raporda Nelson Mandela’ya benzetiliyor. Mandela, Güney Afrika’daki ırk ayrımcılığı ile mücadele etmiş bir adam. Türkiye’de sanki ırk ayrımı varmış gibi. Kürtlerin ayrı yerlerde oturmaları zorunlu kılınmış gibi, aynı otobüslere bindirilmemeleri gibi bir durum varmış gibi, vatandaşlık hakkı verilmemiş bir durumları varmış gibi Kürtleri bunlara benzetiyorlar. Mandela ile de Öcalan’ı benzetiyor birbirine. Başka yaptıkları, sloganları Öcalan’a özgürlük. En son Güney Afrika’da Sosyalist Enternasyonal Toplantısı yapıldığında o toplantıya katılan BDP heyeti Desmond Tutu’yu ziyaret etmiş, Tutu demiş ki ben Öcalan’ın özgürlüğü için dua ediyorum. Başpiskopos kendisi biliyorsunuz. Bunun ötesinde Roj TV var bizim yıllardan beri mücadele ettiğimiz, PKK’nın sözcülüğünü yapan, Danimarka’dan yayın yapan bir kanal. O kadar ki Danimarka ile ilişkilerimiz bozuldu bu yüzden. Çünkü bir türlü yasaklayamadılar. Desmond Tutu Roj TV’ye Nobel Barış Ödülü verilmesini öneren adam, biliyor musunuz? Böyle bir insanı muhatap alacak Türk milletvekilleri, bunun ayağına gidecek, ziyaret edecek, benim kanaatimi sorarsanız bu aklın alacağı bir iş değildir. Bence bunlar yeterince bilinmediği için belki milletvekillerimizin bu heyete katılması öngörülmüştür. BDP için bir şey diyemeyiz onların zaten çizgisi belli. AKP’nin de çizgisi görülüyor.</p>
<p>Bana kimsenin sormasına gerek yok, Desmond Tutu, Öcalan yazarsanız bütün bunları bulursunuz. Neticede bu böyle bir kuruluş. Ne yazık ki İçinde ABD eski başkanlarından Jimmy Carter da var, Mandela da var. Tutu fiilen öncülüğünü yapıyor. Bilhassa 4 Aralık 2012 tarihli açıklaması var internette, açarsanız bulursunuz. O açıklamanın altında ekler var. Birinci ek, Öcalan’ın Ağustos 2009 tarihli yol haritası. Bizde bazıları diyorlar ki neymiş bu, hükümet niye bize bildirmiyor? Öcalan size söylemiş siz niye bize söylemiyorsunuz? İnternette var. Merak ederseniz açın bu metni. Bugün ne oluyorsa hepsi orada yazılı. Önce diyor, ateşkes yapacağız, sonra mecliste bir komisyon kurulacak. Sonra uluslararası denetim altında Türkiye’deki PKK’lıları çekeceğiz. Ondan sonra anayasa değişikliği olacak. Sonra yasal düzenlemeler yapılacak. Yani Karayılan ne diyorsa bugün hepsi orada var. Belli ki adım adım bu yol haritasını hayata geçirmeye çalışıyorlar. Orası öyle de biz ne yapıyoruz? Bizim bütün bu durum karşısında söyleyebileceğimiz tek şey, biz bilmiyoruz ne olup bittiğini bize de anlatın bakalım mı olmalı, yoksa bizim politikamız şudur şudur şudur diye açıkça söylemeli miyiz? CHP’den bahsediyorum. Biz yıllardan beri ne dedik? Elinden silahı bırakmayan, silah zoru ile anayasa ve yasa dayatmaya çalışan bir terör örgütü iel müzakere edilmez, mücadele edilir dedik. Şimdi bu politikanın yanlış olduğuna inanıyorsanız diyeceksiniz ki şimdiye kadar tüm söylediklerimiz yanlıştı. Politikamızı değiştiriyoruz, elinden silahı bırakmasa da bir  terör örgütü ile mücadele edilmesini uygun görüyoruz. Bu da bir yaklaşım. Programı ona göre değiştirirsiniz, Kurultay’da böyle bir karar alırsınız ama en azından diyeceksiniz ki şimdiye kadar izlenen politikayı biz artık benimsemiyoruz. Bunu söylemek lazım. Bunu söyleyeceğinize bilseydik ona göre tavır alırdık, derseniz ne kadar vatandaşı ikna eder, inandırıcı olur bilemem. Öyle bir noktaya vardık ki Türkiye olarak, böyle küçük nezaket jestlerinin falan ötesine geçmek zorunda kalıyoruz. Çünkü artık Türkiye bir kimlik değiştirme aşamasındadır ve bu bize dayatılıyor ve  çok da açık bir şekilde görülüyor ki dışarıdan destekleniyor. Yani dış boyutu olmasa belki daha rahat konuşuruz bu konuları. Dün Karayılan’ın açıklamalarına ABD sözcüsü alkışlıyoruz diyor. Buyurun. ABD’nin kendisi teröristlerle mücadele ediyor mu? Etmiyor. Başkan Bush’un açıklaması var 15 Mayıs 2008’de, İsrail’e gidiyor. Orada diyor ki, bazıları bizim teröristlerle müzakere etmemizi öneriyor, kesinlikle yapamayız, bu çılgınca bir düşüncedir diyor, tarihten örnekler veriyor. Tarih bunun yanlışlığını kanıtlamıştır. ABD hiçbir zaman teröristlerle müzakere etmeyecek diyor. Aynı ABD, Türkiye’ye diyor ki PKK ile siyasi çözüm bulun. Ne demek siyasi çözüm? Müzakere edin demek. ABD sivil toplum örgütleri var, devlet destekli, eski büyükelçilerin katıldığı, Atlantic Council gibi, bunlar daha 2009 yılında açıkça söylediler, Öcalan’ın yol haritasının yayınlandığını. Siz mücadele değil müzakere edin PKKK ile, af çıkarın, yeni anayasa hazırlayın ve Türk kelimesi geçmesin. Bu kadar benzerlik olur mu? Ahtisaari 2009’da bir rapor yayınlıyor, onun da bir komitesi var  Uluslararası Kriz Komitesi, onlar Avrupa’da Türkiye diye bir rapor yayınladılar, gene 2009. Orada da aynı şey, yeni anayasa yapın, tek bir etnik kimlik çağrıştıracak bir millet tanımı olmasın, yani Türk lafını çıkarın, aynı zamanda da Kürtçeyi okullarda resmi dil olarak kullanın, siyasette, kamuda kullanın. Yurtdışından planlanıyor, kurgulanıyor, tasarlanıyor, 2009 yılında ben mecliste yaptığım konuşmada bunları anlattım diye çileden çıktılar. Oyun bozuldu. Habur şi yapılırken, bu planı uygulamaya çalışıyorlardı. Biz bunu açığa çıkarttık plan bozuldu, bir de kitap yayınladık açılım skandalı diye, bunlar illet oldular. Oyun bozuldu. Kendileri de bunun bir skandal olduğunu kabul ettiler. Teröristler geliyor, tesadüfen devletin hakimi, savcısı, müsteşarı, valisi orada ayak üstü yargılayıp hepsini serbest bırakıyorlar. Halk bunu hazmedemedi. Şehit aileleri sokağa döküldü. O zaman sokağa dökülen, ellerinde bayrakları ile meclise gelen şehit ailelerinin ellerinden bayraklarını aldılar. Biz bunu mecliste söyledik, nasıl yaparsınız diye? Bazı AKP’liler geldiler tebrik ediyoruz, biz de imza atıyoruz altına söylediklerinizin dediler.</p>
<p>Bizim üstümüzü çizmek kimsenin haddine düşmemiş de bu rahatsızlık yarattı. Bir de o zaman bunları büyük haber kanallarında, televizyonlarda, her yerde söyleyebiliyordunuz. En azından tartışma programları oluyordu, şimdi onlar kesildi. Sadece şimdi izlenen politikanın doğruluğunu söyleyen insanlar çıkıyor. Arada istisna çıkarsa karşısına da 4-5 tane adam çıkarıyorlar ki onu konuşturmasınlar.</p>
<p>Karayılan konuşma yaptı öğlen saatlerinde, gazetelerin yayına girmesine kadar kaç saat geçti. Adam daha lafa başlarken diyor ki, Türk devleti ile Kürt halk önderi Apo arasında bir süredir devam etmekte olan görüşmeler ve müzakereler. Hani müzakere etmiyorduk devlet olarak? Siz diyorsunuz ki devlet olarak müzakere etmedik hiçbir zaman, adam diyor ki devlet olarak müzakere ettiniz. İktidar partisinin sözcüsünün bu konuda yaptığı açıklamada sadece memnuniyet ifadesi var. Diyemiyor ki orada biz müzakere etmedik, doğru değildir, bir takım teknik görüşmeler oldu falan diyemiyor. Kürt halkı ve Türk halkı diyor. Demek ki bunlar kendilerini Türk milletinin bir parçası olarak görmediklerini resmen dile getiriyorlar. Hükümet diyemiyor mu ki, Türkiye’de bir millet vardır, onun adı da Türk halkıdır.</p>
<p>Teröristlerle el sıkıştığınız zaman sonra parmaklarınızı sayacaksınız. Neyi kaybettiğinizi öğrenebilmek için. Hakaret, tehdit var. Silahlı olarak size müdahale edeceklerdir diyor. Hangi yetkiye dayanarak siz terör örgütü mensuplarının Türkiye’yi terk etmesini istiyorsunuz? Suç işlemiş adama diyorsunuz ki çık git Türk toprağından. Türkiye’de en basit hırsızlık suçu işlemiş bir adama diyebilir misiniz ki çekilin Türkiye’den.</p>
<p>Eskinden Kamber romanları vardı, kanun benim. Siz misiniz kanun? Bu ancak totaliter ülkelerde olur. Liderin ağzından çıkan her söz kanundur. Böyle midir? Türkiye’de kanunlar varsa suç işlemiş insanları sınır dışına çıkarmak hangi kanuna uygun oluyor?</p>
<p>Bizim partimizdeki arkadaşlarımızın büyük çoğunluğu, benim görüştüğüm insanlar en azından, pek çok milletvekili dahil olmak üzere benimle aynı görüşleri benimsiyorlar.</p>
<p>Bugün parti yönetiminde görev yapan bazı arkadaşlar, bizim zamanımızda da görev yapıyordu. Bu arkadaşlarımızın ne düşündüğünü biliyoruz. geçenlerde bir tanesi çok kuvvetli bir demeç verdi mesela Atatürk milliyetçiliğini destekleyen tarzda. Öyle anlaşılıyor ki yeni gelen farklı düşüncede insanlar var, onlar bir ki laf edince herkes partinin görüşü buymuş, diyor. Desmond Tutu’yu ziyaret eden arkadaşlar, acaba bu Tutu’nun özelliklerini, kurumun özelliklerini biliyorlar mı? Bile bile yapılıyorsa bu işler, o zaman diyeceksiniz ki biz parti programını değiştirmek istiyoruz. Bir Kurultay toplayacağız, yeni program yapacağız, diye. Parti programı herkesi bağlar.</p>
<p>Bugün Türkiye’deki bu çok tehlikeli ve sakıncalı gidişi engelleyebilecek tek parti CHP. Mecliste sayıca iktidardan az milletvekiline sahip olmak engel değil. Bakın bizim de az sayımız vardı değil mi? 22. dönemde mesela biz o az sayı ile Dubai Antlaşmasını engelleyebildik. Getiremediler. 1 Mart Tezkeresinin reddedilmesine öncülük yaptık, Ermeni Protokollerinin onaylanmasına engel olduk, Kıbrıs ile ilgili 2005 yılında yapılan bir anlamda teslimiyetçilik gibi görülen antlaşması biz reddettik. Sayısal olarak mecliste çoğunluk olmamak mazeret değil. Bir muhalefet partisi sayıca az da olsa böyle sonuçlar alabiliyor. Şimdi niye alamıyor?</p>
<p>Yeter ki siz bütün bunları halka anlatın. Halkın desteğini aldığınız zaman kimse buna karşı çıkamaz. Çünkü iktidardan daha büyük güç halktır demokrasilerde. Halkın bir konudaki tavrı ortaya çıkmışsa iktidar partisi onu bir kalemde silip de aksi yöndeki politikalarını uygulayamaz. Niye akil adamları oluşturdular? Çünkü gördüler ki halkı ikna etmeleri lazım. E siz çoğunluksunuz halkı ikna etmeseniz ne olur? İstediklerini yapamıyorlar.</p>
<p>Diplomatın eskisi yenisi olmaz, son derece yanlıştır. Sizin resmen tanıdığınız bir devlete karşı, o devletle silahlı mücadele eden bir grubun bayrağını çekemezsiniz. Her ne kadar bu gruba Arap Ligi’nde, çeşitli konferanslarda söz hakkı veriyorlarsa da Türkiye gibi tecrübeli bir devletin bu hatayı yapmaması lazım. Öcalan ile görüşüyorsunuz, bir devlet herhangi bir toplantıda Türk bayrağının yanına PKK bayrağını çekse siz ne düşünürsünüz? Bizim gözümüzde PKK neyse, hoş hükümet gözünde böyle anlaşılmıyor ama bizim gözümüzde neyse Suriye’nin gözünde de Özgür Suriye ordusu aynı şekilde görülüyor. Onları da terörist gibi görüyorlar. Masum insanları öldürüyorlar. Bunlar bir Kanarya Sevenler Derneği değiller yani, BM de eleştiriyor, insanlık suçu işliyorsunuz diye.</p>
<p>ABD’nin bugün basına yansıyan açıklamasına bakın terörist kelimesi kullanmıyorlar. Bundan sonra hiçbir yerde kolay kolay PKK terör örgütüdür lafını göremeyeceksiniz. Biz bunu başından söyledik. Siz bir terör örgütünü resmen devlet olarak muhatap alırsanız sonra dünyaya bunların terör örgütü olduğunu kabul ettiremezsiniz. yarın adam bir daha eylem yapsa ne olacak? Aa bak anladık ki teröristmiş mi diyecek dünya, yoksa savaşan taraf mı diyecek. Savaşan taraf statüsü Cenevre Sözleşmesine göre yükümlülükler  getirir. Öyle bir yola girdiniz ki bu yolun  ne kadar taşlarla, dikenlerle dolu olduğunu belki siz bile hissedemiyorsunuz. Metinde Türk halkı lafını çıkartmışlar, daha vahim bir şey. Onun yerine Türkiye’nin kurumları ve vatandaşları lafını koyuyor. Ben bu kadar yıl hizmet ettim, Avrupa Konseyi’nde de yıllarca görev yaptım, bir ülkenin milletinin adının herhangi bir metinden çıkarıldığının örneğini hiç hatırlamıyorum. Nasıl yaparsınız? Buna tepki bile yok üzerinden kaç gün geçti? Hükümetin kıyameti kopartması lazım, bu konuda nota vereceksiniz. Strasburg’da sizin büyükelçiniz var, bunun için orada bulunuyor, Türkiye’nin haklarını, haysiyetini korumak için. Sizin milletinizin adını çıkarıyorlar bu metinden siz devlet olarak tepki göstermeyecek misiniz? En üst düzeyde derhal girişim yapacaksınız. teker teker oy veren tüm milletvekillerinin siyasi partilerine müracaat edeceksiniz. Hafife alınacak bir iş değildir bu. AP üyeleri doğrudan doğruya halk tarafından seçiliyor, Avrupa Konseiyndeki parlamenterler ise kendi milli parlamentolarından geliyor. Parlamentolarına girişim yapacaksınız. Bu ne rezalettir? Ülkemizin halkımızın adını nasıl çıkarırsınız? Adam kalkıyor burada Kürt halkı, Türk halkı diyor, iki halk var Türkiye’de bunu demek istiyor, buna bile tepki göstermiyorsunuz, elini sıkıyorsunuz aman ne kadar güzel olmuş diye. Yabancılar da alkışlıyor. Son derece kayı verici bir noktaya gelmiş bulunuyoruz. Terörün bitirilmesini herkes ister. Biz yıllardan beri bunun için çalışıyoruz. Sizden önceki hükümetler de bunun için çalıştı. Diplomasiyi denedik, başka yöntmeler denedik, bir ölçüde de başarılı olmuştuk. BU iktidar geldiğinde terör bitme noktasındaydı 2002 yılında verdiğimiz şehit 6. Suriye’den terörü çıkarttık, oradaki terör kamplarını kapattık, Öcalan’ın çıkartılmasını sağladık, Suriye ile terörle işbirliği konusunda antlaşma yaptık, Adana Mutabakatı, yani sizden önceki hükümetler çok şey yaptı. Ama siz gelince bizim Suriye’de izlediğimiz politikaları Irak’ta yapamadınız. Biz bunu defalarca söyledik. Irak hükümeti topraklarında bir terör örgütünü barındırıyor, ayan beyan. Burası Irak toprağıdır, onların sorumluluğunda. Uluslararası sözleşmelere göre BM kararlarına ve Irak anayasasına göre bu terör örgütünü Irak hükümetinin topraklarında bulundurmaya hakkı yok. Peki topraklarında PKK’yı barındırdığı için siz Bağdat Hükümetini veya Barzani’yi eleştiren tek bir yabancı ülke biliyor musunuz? Türkiye’de başarılı diplomasi dediklerinin verdiği sonuç budur. Her şeye boyun eğerseniz sıfır sorun olur. 5 dakikada Yunanistan ile bütün meselelerinizi halledersiniz. Kıbrıs’ı halledersiniz. Onların her istediğini kabul edin sıfır sorun. Terörle mücadelede de sürecin geldiği nokta burasıdır. Bir tek ülke çıkıp da diyemiyor ki Bağdat hükümetine, sen nasıl topraklarında terör örgütü barındırırsın? Terör örgütü olmaktan çıkarttıktan sonra zaten söylenecek laf da kalmıyor.</p>
<p>Ama ümitsizliğe kapılmayalım. Türkiye çok daha zor koşulların altından kalkmayı bilmiştir. Bu karanlık bir dönemdir, geçici bir dönemdir, sabah olacaktır. Yeniden Türkiye sağlıklı bir düzeye gelecektir ama bu karanlık dönemde de kimlerin ne sorumluluk taşıdığını Türk halkı unutmayacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2999/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen’in Halk TV’ye Verdiği Mülakat &#8211; 24 Nisan 2013</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2998</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2998#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 May 2013 12:42:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2998</guid>
		<description><![CDATA[

Bu çekilme konusunun esası görüşülmüyor Türkiye’de maalesef ayrıntıları konuşuluyor. İşin asası şu, böyle bir çekilme talebinde bulunma yetkisini başbakan hangi yasadan alıyor, hangi anayasa maddesinden alıyor? Anayasamızın 6.maddesine göre anayasadan alınmayan bir yetkiyi hiç kimse kullanamaz. Yani Türkiye’de suç işlemiş, devlete karşı silah çekmiş, mayın döşemiş, askerlerimizi şehit etmiş, sivil hedeflerimizi bombalamış bu insanlara siz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Bu çekilme konusunun esası görüşülmüyor Türkiye’de maalesef ayrıntıları konuşuluyor. İşin asası şu, böyle bir çekilme talebinde bulunma yetkisini başbakan hangi yasadan alıyor, hangi anayasa maddesinden alıyor? Anayasamızın 6.maddesine göre anayasadan alınmayan bir yetkiyi hiç kimse kullanamaz. Yani Türkiye’de suç işlemiş, devlete karşı silah çekmiş, mayın döşemiş, askerlerimizi şehit etmiş, sivil hedeflerimizi bombalamış bu insanlara siz nasıl silahlarınızı gömün de yurtdışına gidin diyebilirsiniz? Bunlara söylenecek laf, siz adalete teslim olun, yargılanın, adalet gereğini yapsın ondan sonra terör kesinlikle biterse o zaman devlet şefkat elini uzatır, gerekli tedbirleri de alır. Ama siz daha adamların silahlarının ucundan duman tüterken bunlara bırak silahını git diyorsunuz. Mücadeleden vazgeçmiş değiller, pişman olduk demiyorlar. Sizinle mücadeleye devam edeceklerini, yöntem değiştirdiklerini söylüyorlar. Tehdit ediyorlar sizi, eğer bizim istediğimiz anayasa değişiklikleri olmazsa bu terörü yeniden başlatırız diyorlar. Böyle bir koşulda siz nasıl çekilme talebinde bulunursunuz? Üstelik bu talepte bulunmak demek aynı zamanda şu anlama geliyor, sınırınızın ötesinde PKK varlığının sürdürülmesine itirazınız yok. O zaman şimdiye kadar sınır ötesi hava operasyonlarını niye yaptınız? Niye meclisten yetki aldınız Kuzey Irak’a bir operasyon yapmak için. Bunlar tutarlı olmayan ve maalesef kamuoyunda hiç tartışılmayan konular. Böyle ortaya bir ayrıntı atıyorlar ve herkes onu tartışıyor. Nasıl çekilecekler, öyle mi olacak, böyle mi olacak? Bir insan da demiyor ki yani bunların çekilmesine izin vermek hangi kanunumuza uygun? Mecliste bence esas bunları tartışmak lazım. Milletvekillerinin bu konularda başbakana soru önergeleri vermeleri lazım, meclis araştırması önergesi vermek lazım. bunlar çok ciddi işler. böyle ayak üstü efendim nasıl geldilerse öyle giderler, bunlar daha gayri ciddi bir laf olabilir mi? Türkiye yol geçen hanı mı?</p>
<p>Diyelim ki anlaştınız, hangi yetkili ile bunların çekilmesine izin veriyorsunuz? Söylenecek şu, ciddi devletlerin yapacağı şu, siz gelin devlet güçlerine teslim olun, bağımsız mahkemelerde yargılanın, terör bittikten sonra gayet tabi devlet şevkat elini de uzatmasını bilecektir. Söylenecek laf bu. Ama bunları söylemiyorsunuz, herkes memnun bunlar çekilecek diye. Kanunları falan düşünen yok. Türk hududu İsviçre peyniri gibi delik deşik. Türkiye’de cinayet işlemiş bir insana siz diyor musunuz, cinayet silahını toprağa göm, git Gürcistan’a, git Bulgaristan’a? Nasıl böyle bir şey söylersiniz? Bunlar bence tartışılmalı öncelikle. Bu görev de meclisteki arkadaşlarımıza düşüyor, bunları gündeme getirmek. Türkiye bir hukuk devleti ise bunlar tartışılmalı.</p>
<p>Türk halkı lafını çıkarıp, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları lafını koymuşlar. Bunların hepsi kaygı verici. Biz sizin kanalınızda da söyledik, dedik ki bunlarla müzakereye başlarsanız daha sonra olacak olan şudur, uluslararası toplum da bunları terörist saymaktan vazgeçer. Yani sizin resmen muhatap olup masaya oturduğunuz insanı, diğer kuruluşlar terörist saymaktan vazgeçerse bu büyük bir tehlikedir. yarın tekrar o adam terör eylemine başlarsa bunları yeniden terörist kategorisine sokmak oldukça zor olacaktır. Bütün bunları söyledik şimdi olan bu. Birincisi, siz bu müzakere sürecine başlamak suretiyle PKK’yı bir yerde uluslararası toplumda temize çıkartmış oluyorsunuz. İkincisi sorun Türkiye ile terör örgütü arasında bir iç güvenlik meselesi iken siz bunu bir uluslararası mesele haline getiriyorsunuz. Üçüncüsü, orada gerek iktidar gerek ana muhalefet partisi mensupları Strasburg’da sayın Baykal olsun, Haluk Koç, diğer arkadaşlar, AKP’liler vs., hepsi karşı oy kullanıyorlar bu değişiklik önergesine. Sizin dediğiniz bu değişiklikleri Ertuğrul Kürkçü adında biri yapıyor. Gerek iktidar gerek ana muhalefet milletvekilleri buna karşı çıkıyor fakat Avrupa konseyi Parlamenterler Meclisinin ezici çoğunluğu bu BDP çizgisindeki öneriyi destekliyor. İktidar ve ana muhalefetin itirazlarını dikkate almıyor.</p>
<p>Bundan sonra olacak şudur, Avrupa Parlamentosunda da benzer kararlar çıkabilir. AB ve ABD zaman içinde PKK’yı terör örgütü listesinden çıkarabilirler. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde çıkan kararın bazı bölümleri bizim de desteklediğimiz hususları içeriyor. Türkiye’deki insan hakları, özgürlükler, basın özgürlüğü, yargı konularında çok ciddi gözlemler ve eleştiriler var. Bu tasarıya bizim arkadaşlarımızın tümüyle ret oyu vermesi halinde bizim de desteklediğimiz hususlara da ret vermiş olacaklardı. onun için böyle durumlarda yapılan şudur, tasarının büyük çoğunluğu sizin desteklediğiniz unsurları içeriyorsa sizin benimsemediğiniz unsurlar da varsa içinde yapacağınız iş oy açıklaması yapmak. Sayın Deniz Baykal da böyle bir açıklama yapmış, hangi hususlara karşı çıktığını çok açıkça belirtmiş. Yani demek istediğim şu, sizin başlangıçta İmralı ile görüşme adı altında başlattığınız süreç sonunda meseleyi uluslararası alana taşıyor. bundan sonraki aşamada eğer PKK terör örgütü sıfatından  çıkarılırsa onun sıfatı maalesef uluslararası hukuka göre savaşan taraf olacaktır, yeni bir çatışma olduğu takdirde. O zaman da Cenevre Protokolleri, bu gibi çatışmaları düzenleye, devreye girecektir ve sizin terörle mücadeleniz uluslararası hukuk bakımından son derece zorlaşacaktır. Şimdiden söylüyoruz, yanlış adımdan dönülme imkanı varsa dönülsün diye. Aksi halde bunun bedeli Türkiye’ye ağır olacaktır.</p>
<p>Desmond Tutu’nun öncülüğünü yaptığı bir girişim var, Mandela falan var. Uluslararası Barış İnisiyatifi. Bunların sembolü, sloganı Öcalan’a özgürlük. Tutu başbakana mektup yazmış, Türk hükümeti olarak bütün Kürtlerin temsilcisi olan Öcalan ile resmen müzakerelere başlayın, diyor. Okuyoruz ki gazetelerde bir parlamento heyeti bunları ziyarete gidiyormuş Güney Afrika’ya. Maalesef bunların içinde bizim CHP’den arkadaşlarımız da varmış. Dehşete kapıldım doğrusunu isterseniz. 4 Aralık 2012 tarihinde bu grubun yaptığı açıklamayı okuyun lütfen internetten. Göreceksiniz hepsini.</p>
<p>AKP’li milletvekillerine gidip de Strasburg’da biz bunlara artık terörist denmesine karşıyız, bu tabirleri değiştirin diye beyanlarda bulunmaları aslında çok geç ve çok az. Baştan bu sonuçların çıkacağını düşünüp bu adımları hiç atmamaktı esas yapılması gereken adım. Zaten diyorlar ki bizim istediğimiz anayasa değişiklikleri olmazsa yeniden eyleme başlayacağız. Tehdit ediyor sizi. Siz ise uluslararası alanda onları meşru hale getiriyorsunuz. İktidarın bunda çok büyük sorumluluğu var.</p>
<p>Gördüyse bile belki de bazı dış etkilerle bu yola girmek zorunda hissetti kendini. Tam bilemeyeceğim hangi etkilerle bu süreci başlattıklarını. Ama Habur’da ne kadar büyük bir skandal yarattıklarını hep birlikte gördük. Bu da onun bir tekrarı haline geliyor. Adam sizi tehdit ediyor hala, anayasa değişiklikleri olmazsa daha büyük terör eylemi yapacağız diye. Muhalefete de görev düşüyor, bütün bunları mecliste konuşmak lazım. Genel görüşme açmak lazım bu konularda. Her hâlükârda yapılan bu işin sorumluluğunu muhalefet hiçbir şekilde paylaşmaması lazım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2998/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen’in Bengü Türk Mülakatı &#8211; 24 Nisan 2013</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2997</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2997#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 10 May 2013 12:42:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2997</guid>
		<description><![CDATA[Maalesef Türkiye’de İmralı ile müzakere süreci başlatıldığı andan itibaren bu sonuçları beklemek lazımdı. Çünkü siz kendiniz bir terör örgütünü muhatap alırsanız, onlarla müzakereye başlarsanız ondan sonra yabancılardan da daha farklı bir tutum bekleyemezsiniz. Başta yapılan hatanın sonuçlarıdır bunlar. İşin bir tarafı budur.
İkinci tarafı şu, artık maalesef bu mesele uluslararası bir hale getirilmiştir. Türkiye’de terörle mücadele [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Maalesef Türkiye’de İmralı ile müzakere süreci başlatıldığı andan itibaren bu sonuçları beklemek lazımdı. Çünkü siz kendiniz bir terör örgütünü muhatap alırsanız, onlarla müzakereye başlarsanız ondan sonra yabancılardan da daha farklı bir tutum bekleyemezsiniz. Başta yapılan hatanın sonuçlarıdır bunlar. İşin bir tarafı budur.</p>
<p>İkinci tarafı şu, artık maalesef bu mesele uluslararası bir hale getirilmiştir. Türkiye’de terörle mücadele yerine, şimdi terörist bile denilmeyen silahlı gruplarla müzakere gündemdedir ve yabancılar da bu konuda söz sahibi olmaya başlamışlardır. Üzüntü verici ikinci tarafı bu.</p>
<p>Üçüncü tarafı görüyoruz ki yalnız terör örgütünü desteklemekle kalmıyorlar aynı zamanda Türkiye’deki tartışmalara da taraf oluyorlar. Artık Türk’e Türk diyemeyeceğiz çünkü yabancılar da bu konuda tavır alıyorlar. Bunlar son derece kaygı verici şeylerdir.</p>
<p>Buna verilen oylar sadece bu noktalara verilen oy değil, tasarının tamamına verilen oy. Tasarının tamamına baktığınız zaman orada hepimizin paylaştığı görüşler de var. Türkiye’de insan hakları ihlalleri konusunda, demokrasi konusunda, basın özgürlüğü konusunda. Bunları göz ardı etmek kabil değil. Bu gibi durumlarda yapılacak olan şey şu, tasarıda sizin benimseyebileceğiniz bir çok unsur varsa ve aynı zamanda da ona sizin kabul edemeyeceğiniz bazı ilaveler yapılmışsa yapılacak iş şudur, o zaman siz tasarıya oy verdikten sonra, ister olumlu, ister çekimser oy kullanabilirsiniz ama sonra bir oy açıklaması yaparsınız Sayın Deniz Baykal’ın yaptığı gibi. Sayın Deniz Baykal hem bu terör ile ilgili değişiklik önerilerine olumsuz oy verip, tepki göstermiştir fakat tasarının tamamına oy verirken de sonrasında oy açıklaması yapmıştır. Bu tasarıda yer alan demin konuştuğumuz konuları, kesinlikle kabul etmediğini açıklamıştır. Bu gibi durumlarda yapılacak iş budur. Oy açıklaması yapmak gerekir.</p>
<p>Bir dikkat çekici unsur da şudur maalesef orada iktidar partisi ve ana muhalefet partisi milletvekillerinin tutumunu dikkate almıyor Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin büyük çoğunluğu. Buna karşılık küçük, radikal ve terörü öteden beri benimsediği bilinen bir partinin önerilerini büyük oy farkı ile kabul ediyor. Bu da son derece düşündürücüdür. Kalkıp da iktidar partisi mensuplarının bir taraftan Türkiye’de müzakere sürdürürken bir taraftan da orada sanki terörist saymaya devam ediyormuş gibi PKK’ya tavır sergilemeleri çok inandırıcı olmuyor. Ama öyle de olsa böyle de olsa ortaya çıkan tablo son derece kaygı vericidir.</p>
<p>Bundan sonra bu bir emsal olur, arkadan Avrupa Parlamentosu buna benzer kararlar alabilir. Arkadan PKK’yı terör örgütü sayan Avrupa Konseyi Komisyonu PKK’yı terör örgütleri listesinden çıkarabilir. Bir süre sonra belki ABD bunu yapabilir. Yani siz kendi elinizle yıllardan beri bizim uğraşarak bin bir güçlükle terör örgütleri listesine soktuğumuz PKK’yı izlediğiniz yanlış politikalarla bu listeden çıkartma yolunda çok önemli adımlar attınız. Bunun çok ağır bir bedeli olabilir. İleride uzlaşamadınız, yeniden çatışma çıktı, yeniden terörist saldırılar oldu, bu ihtimal her zaman var. O zaman bir kere daha PKK’yı terör örgütleri listesine kolay kolay sokamazsınız. Bu gibi tasarılar emsal olur.</p>
<p>Bence İmralı görüşmelerinin ne kadar yanlış olduğunun somut sonuçları ortaya çıkmaya başlamıştır bu kararlar son derece vahimdir. Benim şahsi beklentim meclisteki siyasi partilerin açıkça çıkıp ortaya bu sürecin ne kadar yanlış olduğunu, terör örgütü ile müzakere edilemeyeceğini, mücadele edileceğini açıkça ilan etmeleridir. Şu anda yapılacak iş budur ama bunun için de biraz geç kalındı. Avrupa Konseyi’nin bu kararı bunu ortaya koyuyor.</p>
<p>Teşekkürler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2997/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen&#8217;in  Ulusal Kanal&#8217;da Paylaştığı Görüşler, 27 Mart 2013</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2994</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2994#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Apr 2013 13:13:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2994</guid>
		<description><![CDATA[Benim kanaatimce Türkiye ateşle oynuyor. Artık bunun saklanacak tarafı kalmadı. New York Times çeşitli kaynaklara atfen, hem ABD kaynaklarına hem de Suriye’de savaşan silahlı gruplara atfen açıkça bu silah sevkiyatının Türkiye üzerinden yapıldığını söylüyor. 3.500 kargo uçağının Türkiye üzerinden, Ürdün üzerinden silah taşıdığını söylüyor. Katar’ın, Suudi Arabistan’ın bu silahların alımına aracılık ettiği söylüyor. Son derece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Benim kanaatimce Türkiye ateşle oynuyor. Artık bunun saklanacak tarafı kalmadı. New York Times çeşitli kaynaklara atfen, hem ABD kaynaklarına hem de Suriye’de savaşan silahlı gruplara atfen açıkça bu silah sevkiyatının Türkiye üzerinden yapıldığını söylüyor. 3.500 kargo uçağının Türkiye üzerinden, Ürdün üzerinden silah taşıdığını söylüyor. Katar’ın, Suudi Arabistan’ın bu silahların alımına aracılık ettiği söylüyor. Son derece ciddi iddialardır. Bundan önce de benzeri iddialar ortaya atıldı. 2012 yılının başından itibaren bu silah sevkiyatı devam ediyor. ABD bir taraftan dünyaya ilan etti, biz öldürücü olmayan malzeme sadece verebiliriz, gece görüş dürbünleri gibi ama şimdi artık doğrudan doğruya öldürücü silahların verilmesi konusunda da aktif rol oynamaktadırlar. Dünkü gazeteye göre  Amerikan istihbarat örgütü gözetiminde bu iş yapılıyor. Kime verilecek, orada başka tartışmalar var. Bazı silahlı gruplar bize verilmiyor diyor. Bazıları bize az veriliyor diyor. Daha mı fazla, daha mı ağır silahlar istiyorlar? Belli ki orada silahlı muhaliflerin başarıya ulaşma şansı biraz azalmış son zamanlarda ki burada bir rahatsızlık var. Bir taraftan bunu yaparken bir taraftan da İran’a uyarıda bulunuyorlar. İran’a tepki gösteriyor Amerikan dışişleri bakanı. Siz nasıl hava sahanızdan İran uçaklarının Suriye hükümetine silah sevkiyatına izin verirsiniz diyorlar. İran, Irak üzerinden uçakla Suriye’ye silah sevk ediyor. Bu oradaki iç savaşın uluslararası hale getirildiğini gösteriyor. Uluslararası hukuk açısından ne anlama geliyor? BM kararı var, BM Genel Kurulu der ki, topraklarını başka bir ülkenin silahlı güçlerine, imkanlarına açanlar komşu bir ülkeye yönelik saldırı için, o savaşın bir parçası haline gelirler. Şimdi Türkiye tam bunun sınırındadır. Doğrudan doğruya silahlı kuvvetler geçmiyorsa da yabancı ülkelerin düzenlediği bir silah akımı Türkiye üzerinden geçiyorsa oraya bu çok ciddi bir sorun yaratır ve Türkiye’ye de uluslararası alanda büyün sorumluluk yaratır. Türkiye o çatışmaların fiilen bir parçası haline gelme noktasındadır. Hükümet bunu inkar etti ama bölgedeki CHP milletvekillerimiz bunu defalarca ilan ettiler.</p>
<p>Bir süre önce hatırlarsanız Yemen’de Türk silahları bulundu. Yemen’e de sevkiyat yapıldığı iddiaları ortaya çıktı. Bunların hepsini inkar ediyorlar. Bu aslında çok boyutlu sorunlar yaratabilir. Bir tanesi şudur, bir süre önce Amerikalılar Katar’ı, Libya çatışmaları sırasında gönderdiği silahların oradaki teröristlerin eline geçmiş olabileceğini söylediler. Evvelce Katar’ın bu sevkiyatına yeşil ışık yakarken şimdi buna engel olmak istediklerini söylediler. Hatta Bingazi’de öldürülen ABD büyükelçisinin de  bu silahlı gruplar, yani Katar’dan gelen silahların bir kısmını ele geçiren gruplar tarafından öldürüldüğü de söylendi. Son derece karmaşık bir tablo yaşıyoruz. Bu tablonun hem uluslararası boyutu var hem  insani boyutu var hem Türkiye’yi çatışmaya sürükleme riski var. Buna mutlaka dur demek lazım. Bunun çaresi bir meclis soruşturması açmaktır. En azından bir genel görüşme açmaktır mecliste. Meclisin bu konuya el koyması lazım. Türkiye başka konularla gündemi dolduruyor. geçmiş olayların tahkikatı falan önemlidir Uludere, sabahtan akşama kadar konuşuyoruz, doğrudur, yanlışı tespit etmek lazım da şu anda yaşanana olaylarla ilgili daha ciddi bir girişim yapmamız lazım. Burada Türkiye açık bir taraf haline geliyor. Siyasi ve manevi destek ötesinde Türkiye doğrudan doğruya bu iç savaşın bir parçası haline geliyor. Aynen  İspanyol iç savaşında olduğu gibi. Orada da bir taraftan İngiltere belli grupları silahlandırıyordu, bir taraftan Almanya ve İtalya. Sonra anlaşıldı ki bunların hepsi kendi çıkarlarını kollamak için bu işi yapıyorlarmış. Başka ülkelerin başka menfaatleri var siz bu menfaatlere alet olmayacaksınız. Almanya’nın da İtalya’nın da o sırada Franco yanlılarını desteklemekte özel menfaatleri varmış, maden sevkiyatı gibi. Suriye ile ilgili olarak da herkesin belli menfaatleri var. yani Türkiye başka ülkelerin menfaatlerinin aracılığını da yapmamalıdır.</p>
<p>Savcıların her hâlükârda harekete geçmesi lazım. Sınırlarımızın üzerinden gayri meşru, gayri hukuki bir silah sevkiyatı varsa, Türkiye’ye meşru kaynaklardan girmemiş, normal yollardan, yasal yollardan, gümrüklerimizden geçmemiş silahların başka ülkeye gönderilmesi bizim yasalarımızın açıkça ihlalidir. Bir örnek vereyim yakın bir tarihte İran’da Suriye üzerinden Hizbullah’a gönderilmek üzere 3-4tır dolusu silah geçiyordu, biz sınır kapımızda bunları yakaladık ve bunla ilgili adli işlem yapıldı ve bir daha geçirilmesine engel olduk. Uçağı havadan indiriyorsunuz bizim hava sahamızdan uçak geçiyor diye. Kendiniz kara yolundan diğer tarafa silah sevk ediyorsunuz. Yani Türkiye’nin uluslararası alanda saygınlığı da azalacak, bazıları şu an için muhalifleri destekliyor olabilirler ama Ortadoğu öyle bir yer ki yarın kimin kimi destekleyeceğini bilemezsiniz. Üstelik bunların içindeki terör örgütlerinin eline de bu silahlar geçebilir. Kuzey Irak’ta Selefiler var, Cihatçılar var bunların eline geçmediğini nasıl bilebileceksiniz? Teröristlerin eline silah ulaştırılmasını sağlayan bir ülke durumuna düşersiniz. Biz PKK’ya silah sevk eden ülkelere ne kadar büyük tepki gösterdik şimdiye kadar. Yarın bir gün Suriye’deki terör gruplarına da silah sevk edilmesine aracılık yapan ülke durumuna düşeceğiz biz. Türkiye gerçekten saygınlığını kaybedecek ve bölge halklarının karşısında itibarını kaybedecek. BU işin hukuki boyutu da var ama en önemlisi hükümet buna izin verdiyse bunu da dile getirecek olan da milletvekilleri. Milletvekillerinin demeçlerini okuyoruz ama bu mecliste bir soruşturma, meclis araştırması haline gelmemiş. Bunu yapmak lazım şu aşamada. İşin kalbi meclistir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2994/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen&#8217;in Halk TV&#8217;de Paylaştığı Görüşler, 26 Mart Salı 2013</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2993</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2993#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Apr 2013 13:11:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2993</guid>
		<description><![CDATA[

Yabancıların bir sözü var, diplomaside çok kullanılır, karşınızdaki insanı ikna edemiyorsanız kafasını karıştırın. Türkiye’de böyle bir süreç yaşanıyor, insanın kafası karıştırılıyor. Cindoruk çok güzel söyledi, anayasamızın 6. maddesi var, hiçbir kimse veya kurum anayasandan alamadığı bir yetkiyi kullanamaz. Anayasadan veya yasalardan hangi yetkiyi alarak teröristler silahlarıyla yurtdışına gitsinler diyebiliyorsunuz? Yani suç işlemiş insanlar, bir kısmı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Yabancıların bir sözü var, diplomaside çok kullanılır, karşınızdaki insanı ikna edemiyorsanız kafasını karıştırın. Türkiye’de böyle bir süreç yaşanıyor, insanın kafası karıştırılıyor. Cindoruk çok güzel söyledi, anayasamızın 6. maddesi var, hiçbir kimse veya kurum anayasandan alamadığı bir yetkiyi kullanamaz. Anayasadan veya yasalardan hangi yetkiyi alarak teröristler silahlarıyla yurtdışına gitsinler diyebiliyorsunuz? Yani suç işlemiş insanlar, bir kısmı adam öldürmüş, bir kısmı bomba koymuş. Şimdi bu suç işlemiş insanlara af mı çıkarttınız? Bunu kim tayin edecek? Yargının görevi. Diyorsanız PKK silahları bırakmaya karara verdi, o zaman hukuk devletinde bunların yargıya sevk edilmesi, yargılanması, suçlananların cezalandırılması gerekir. Ondan sonra gerekiyorsa meclis af çıkarır. Şu durumda silahınızla çıkın Türkiye’den gidin diyorsunuz. Birisi cinayet işlemiş mesela diyor ki bir daha cinayet işlemeyeceğim, söz veriyorum. O zaman sen al cinayet silahını Gürcistan’a git diyor musunuz? Diyebilir misiniz?</p>
<p>Benim anladığım kadarıyla şimdi açıkça söylemeseler de bunların meclisten istediği genel af kanunu. Yasa istiyorlar. Yasa ile affedecek meclis, yaptıkları işlem suç olmaktan çıkacak ve yasa ile gidecekler. Barzani var, ona sormuş gazeteciler, ne diyorsunuz diye. O da demiş ki bu insanlar teröristler, Iraklı ise Irak’a, Suriyeli ise Suriye’ye gitsin, Türk ise Türkiye’de kalsın. Türk vatandaşı silahlı teröristi Irak’ın kuzeyine niye yolluyorsunuz? Orada bir silahlı gücün devam etmesini istiyorsunuz. İcabında yeniden Türkiye’ye saldırmak için mi yoksa bunları PJAK çerçevesinde, biliyorsunuz Kuzey Irak’ta iki örgüt var  bir PKK biri PJAK, Pjak İran’a karşı, PKK Türkiye’ye karşı. Acaba siz bunları İsrail ile İran arasındaki olası çatışma sırasında İran’a karşı mı kullanacaksınız? Yoksa Suriye’nin kuzeyinde kurtarılmış bölge dedikleri yerleri işgale eden PYD’yi desteklemek için mi göndereceksiniz Suriye’nin kuzeyine, Irak’ta mı tutacaksınız? Bunları kimse tartışmıyor. Bu sabah ünlü bir televizyon kanalında bir yorumcu diyor ki efendim Türkiye’ye girerken bize mi sordular ki çıkarken soracaklar. Böyle bir devlet olur mu? Kimse hukuku düşünmüyor. Suç işlemiş adam çeksin gitsin olabilir mi böyle?</p>
<p>Örnek istiyorsanız İspanya örneğini vereyim, orada bir ETA terör örgütü var. Onları siyasi açıdan destekleyen de Herri Batasuna partisi var. Şimdi bir terör örgütünü desteklediği için Herri Batasuna partisi, meşhur yargıç Baltazar Garzon tarafından kapatıldı ve 23 tane yöneticisi de hapse girdi. Şimdi silahları kesinlikle bırakmaya karar verdiler. Niye? yurtdışından destek kesildi. Fransız desteği kesildi. O nedenle ETA birkaç ay önce dedi ki biz silahları, terörü bırakıyoruz, silahla bir sonuca varamayacağımızı anladık, silahları nasıl teslim edeceğiz, ayrıntıları nedir oturalım konuşalım. Bunu bile reddetti İspanyol hükümeti. Rajoy İspanya başbakanı diyor ki silahları kesinlikle bıraksa bile biz terör örgütü ile masaya oturmayız. Çünkü terör örgütü ile masaya oturmak onların kısmen de olsa haklı olduğunu kabul etmektir. Yani kimse ne yapsak da şunları siyasete soksak demiyor. Silahını versen de masaya oturamam çünkü sen suçlu ve sorumlusun bu işten, diyor.</p>
<p>Birçok yerde bazen ateşkes dönemi oluyor, bunun hikayesini merak ediyorsanız daha önce söyledik Latin Amerika’da ne olup ne bittiğini, benim Çıkış Yolu kitabımda anlatıyorum. Orada nasıl darbeler düzenleniyor, hangi ülke bu darbeyi tertipliyor, hatta öyle durum olmuş ki bir defasında bir ülkede darbe tezgahlamışlar, Amerikan gemileri gitmiş darbecileri desteklemeye. Gidiyorlar ki ortada darbe falan yok. Amerika da diyor ki bekleyin, darbe bir dün gecikmiş. Ertesi gün oluyor. Böyle komik hikayeler de var.</p>
<p>Demokrasilerde hükümetlerin sorumluluğu bellidir, meclislerin sorumluluğu bellidir, muhalefet partilerinin sorumluluğu bellidir. Terörle mücadele doğrudan doğruya hükümetlerin sorumluluğudur bütün dünyada. Bir muhalefet partisine hükümet gidip de gel şu işi seninle beraber yapalım demez. Muhalefet icranın bir unsuru değil. icra hükümettir. Muhalefet mecliste bir kanun çıkarılacağı zaman o konuda görüşünü söyler veya denetleme görevini yapar, görüş açıklar, ilkeleri ortaya koyar. ama bir sorunun çözümünde muhalefet bir taraf değildir, olamaz. Hele böyle terörle mücadele gibi bir konuda. Devletin bütün istihbaratı hükümetin elinde. Gel sana devletin bütün istihbaratını vereyim mi diyebilir mi muhalefete, diyemez. O bakımdan bazen diyorlar ki ne görüştüğünü açıkla ama hükümetin açıklamaması normal. Yani açıkladığı anda hiçbir iş yapamayız. Gizli oturumda çokça bulunduk, gizli oturum var diye insanlar çok önemli bir şey konuşuluyor sanır. Çoğu zaman önemli bir şey konuşulmuyor. Dışarıda dinlemediğiniz, önceden bilmediğiniz yeni bir şey duymuyorsunuz. Netice, eğer muhalefeti de ortak ederlerse bu sürece muhalefet de sorumluluğu paylaşır. Hukuksuz bir durum varsa bu hukuksuz duruma taraf olan herkes sorumluluğu paylaşır. Örnek, PKK’nın kaçırdığı bazı askerler, bir iki kamu görevlisi iade edildi değil mi? Adam kaçırma bizim ceza yasasının 109. maddesinde suçtur. Devlet görevlisini kaçırdıysanız bunun cezası bir misli artar. Siz onları resmen teslim aldınız orada. Bu suçun takibi yok mu Türkiye’de. Uluslararası boyutu var. BM kararı var. Suç işlendiği yer bir başka ülkede ise o ülke suçu işleyenleri yakalayıp size iade etmekle yükümlüdür. Etmezse kendi vatandaşını yargılamakla yükümlüdür. Biz Türkiye olarak Irak hükümetinden, şu insanlarımızı kaçıran, resimleri ve isimleri şu olan insanları yakalayıp Türkiye’ye iade edin gibi bir talepte bulunduk mu?</p>
<p>Hukukta bir kural var ölçümü aşmış olmayayım ama sui misal, misal olamaz derler. Bir yerde yanlış bir işler yapmışsınız o da daha sonra yapacağınız yanlışı haklı göstermez.  Bunları alıp getirenlerin orada bir sorumluluğu var mı yok mu?  Siz suçu işlemiş insanları muhatap alıyorsunuz. Sonra ne yaptınız, hukuki süreç için? Normal hukuk devleti kurallarını bir tarafa bırakalım en basiti, başbakan diyor ki al silahını git Türkiye’den. O ülkede hukuktan bahsedemezsiniz. Yabancılar, Amerikalılar, Avrupalılar bunu alkışlıyorlar. Bu sözleri, Öcalan’ın aynı çerçevede Nevruz’da gönderdiği mesajı ABD sözcüsü Bayan Nuland alkışlıyor. Aynı ABD’nin daha önceki başkanı George W. Bush ne demişti? 15 mayıs 2008 tarihinde Tel Aviv’de mecliste bir konuşma yapıyor, bazıları bize teröristlerle görüşmemizi tavsiye ediyorlar, diyor. Bu çılgınca bir düşüncedir, aklı aykırıdır, tarih bunun yanlış bir iş olduğunu kanıtlamıştır, biz kesinlikle görüşemeyiz, diyor. Kendisi görüşemeyecek ama Türkiye’nin görüşmesini alkışla karşılıyor. Bunu nasıl izah edeceğiz?</p>
<p>Türkiye ile ilgili son yıllarda pek çok kitap makale yayınlandı. Bakıyoruz bunların bir bölümü eski istihbarat mensupları tarafından yazılmış. Yani şimdi bu diplomaside alışılmış bir durum değildir. Bir ülkede görev yapan istihbarat mensubunun kalkıp da o ülke hakkında o ülkenin geleceğine yön verecek, tanzim edecek yorumlarda bulunması, kitap yazması mutat değil. Başkanlık rejimini tartışıyoruz biz Türkiye’de değil mi? Son aylarda çıktı, iktidarın böyle bir önerisi geldi, anayasa hazırlamak falan. Bu ilk defa 1995 yılında söylenmiş. Türkiye’ye başkanlık rejimi lazım diyen kim? Gerorge Herrison, eski istihbarat mensubu. Şimdi kitap çıkarıyorlar, Graham Füller falan, başlığı ikinci Türkiye Cumhuriyeti. Birinci Türkiye Cumhuriyetini bitirmişler de Atatürk’ün, şimdi İkinci Cumhuriyet. Okuyorsunuz istihbarat mensuplarının raporlarını, Atatürk rejimi çok merkeziyetçiymiş, onun yerine Türkiye’ye federal sistem lazımmış. Bu çok ilginç. PKK sürecine gelince bu konuda ilginç dış bağlantılar var. Sayın Kılıçdaroğlu, ana muhalefet lideri bize bilgi verilmiyor diyor ama anlaşılıyor ki başkaları bilgi sahibi. Mesela 4 Aralık 2012 tarihinde Uluslararası Barış İnisiyatifi diye bir grup, açıklama yapıyorlar. Bunların başında Eski başpiskopos, Güney Afrikalı Nobel Ödülü sahibi, Desmond Tutu var.  Bunların komitesi içinde Jimmy Carter var, eski Amerikan başkanı, Lipponen var Finlandiya eski başbakanı, Danimarkalı, Norveç, İsveç eski dışişleri bakanları var, İrlanda eski başbakanı var. Açıklama yapıyorlar. PKK ile yürütülen süreci başından sonuna kadar anlatıyor. Bizim haberimiz yok olup bitenden bunlar biliyor hangi tarihte ne olmuş? Öcalan hangi tarihte yol haritasını vermiş? 2012 Temmuz’da nasıl görüşmeler yapılmış? Türk hükümeti ile diyor PKK resmen görüşmede bulundu. Öcalan’ı Kürtlerin lideri olarak takdim ediyor, terör örgütü lideri olarak değil. Bu görüşmeler devam etsin, 2011 seçimlerinden sonra talihsizlik oldu, gereksiz şekilde buna ara verildi, Türkiye ile PKK otursun yeniden masaya buna çözüm bulunsun. 2009 yılının Eylülünde, bu 2009 yılı tuhaf bir yıl günün birinde herhalde birisi bunları yazacak, Avrupa’da Türkiye diye bir rapor yayınlanıyor. Bu raporu yazan komitenin başı Finlandiya eski cumhurbaşkanı Marti Ahtisaari, içinde eski Saksonya başbakanı Emma Bonino var. Avrupa Komisyonu Üyesi, Hollanda eski dışişleri bakanı Hans von den Broek, Bronislaw Geremek, Polonya eski dışişleri bakanı, çeşitli konularda görüşlerini bildiriyorlar. Bu raporun 21. sayfasında Kürt sorunu yer alıyor. Nedir ne değildir, teröristler ne kadar haksız ve yanlış işler yapmışlardır, Türkiye’nin terörle mücadelesi ne kadar doğrudur, PKK’nın hapisteki lideri Öcalan siyasi muhatap olamaz, buna benzer şeyler var. Okuyunca diyorsunuz ki bu Türkiye’yi kollayan bir rapor. Bu raporları suratla okurken bir kelime arayacaksınız, o kelime “ancak”. Ancak dediğinde orada duracaksınız demek ki farklı şeyler söyleyecek. Ancak diyor ki Türkiye bu terörü önlemek için şunu, bunu yapmalı, ondan sonra da diyor ki Türkiye yeni bir anayasa hazırlamalıdır. Aynı yıl Silkroad Enstitüsünün raporu yayınlanıyor, size metni okuyabilirim. Kürt dilinin yayında, kamu binalarında, okullarda ve siyasi konuşmalarda kullanılabilmesi için yasal düzenlemeler yapılmalı, anayasal desteklerle düzenlenmeli, diyor. Anayasanın etnik bir kökeni diğerine göre daha çok ayrıcalık tanıyormuş gibi görünen maddeleri yeniden yazılarak, Türkiye’nin tüm vatandaşları için gerçek anlamda eşitlik sağlamalılar. Dedikleri Türk kelimesini çıkaralım demek değil mi? Aynen bugün PKK ve bazı çevrelerin talepleri burada var. Şimdi Akil adamlar falan diyorlar. Akil adamlar anayasal bir kurum mu değil. Gayri resmi olarak bir araya geliyorlar, bu Ahtisaari de bir çok ülkede Akil Adamlar komitesi başkanı olmuş, rapor yazıyorlar. Bu raporların hemen hemen hepsini okudum ben. Endonezya’da ACE gerillaları ile olan ihtilaf, Kosova, Bosna vs. hepsinde ilk önce hükümet nasıl haklıdır, teröristler ne işler yapmıştır dedikten sonra ancak bu işin halledilmesi için hükümet hangi tavizleri vermelidir kısmına geçiliyor. Akil Adamlar komitesi istendi Türkyie’de biz bu filmi daha önce de gördük. Akil Adamlar diyecekler ki bu terör kötü oldu, yanlış oldu ama bunu çözmek için tavizler vermeli hükümet diyecek. Hükümet de reesen veremeyeceği tavizleri Akil Adamlar önerdi bu bizim görüşümüz değil, aklı başında insanlar bakın ne öneriyor deyip bunu yapacaklar. Akil adamlar raporunda ben hiç görmedim, varsa da benim gözümden kaçmıştır, teröristler kayıtsız şartsız silahlarını bırakmalıdırlar. Bunu öneren yok. Son 3-4 yıldan beri özellikle ABD ve Avrupa’da Kürt meselesinin siyasi çözümü lafı var. Bunu çok sık söylediler. Şimdi bu siyasi çözümden neyi kastediyorlar? Genaral Odiarno var, Amiral Fallon, Türkiye bu işi silahla çözemez siyasi çözüm olsun diyorlar. Siyasi çözüm bir masaya oturun ve onları tatmin edecek tavizler verin ki onlar da bir şekilde silahı bıraksınlar. Bunu istiyorlar sizden. Peki kendisi yapıyor mu yapmıyor. Demin örnek verdim Başkan Bush. Bir taraftan da yeni anayasa öneriyorlar. Avrupa Parlamentosu kararları var. Avrupa komisyonunun Türkiye raporu var ve bunlar da diyorlar ki yepyeni bir anayasa hazırlayın yani yeni bir rejimi geçin. Bu konuda Obama’nın konuşması var. 2009 yılında Obama bir konuşmasında diyor ki ABD hiçbir şekilde başka ülkelere bir rejim değişikliği tavsiye edemez ve etmemelidir. Hem rejim değişikliği tavsiye etmiyorsunuz, hem de rejim değişikliği anlamına gelen anayasa değişikliklerini tavsiye ediyorsunuz. Bunu nasıl izah edeceğiz? O bakımdan bizim bu konuları değerlendirirken sadece iç dinamiklerle düşünmememiz lazım. Türkiye’ye bu konularda dayatma var. Dayatmanın boyutları şunlar, sizin PKK terörünü Kuzey Irak’tan şu veya bu şekilde tasfiye etmeniz istenmiyor. Irak hükümetine PKK’yı topraklarından çıkartmasını tavsiye eden yok. Barzani’ye PKK’yı Kandil’den Kuzey Irak’tan  çıkarın diyen yok. Çıkartmadığı için Maliki ve Barzani’yi eleştiren tek bir ülke yok. Siz demek ki orada PKK’nın varlığından rahatsızlık duymuyorsunuz ve Türkiye’nin PKK’yı Kuzey Irak’tan bertaraf etmesi girişimini engellemeye çalışıyorsunuz. Siz terörün Türkiye’ye baskı yapması ile belki kafanızda sizin önceden beri olan bir Kürt projesini hayata geçirmek istiyorsunuz. Bunun geçmişi var, yakın tarihte örnekleri var. Türkiye ile petrol bölgeleri arasında bir tampon bölge kurmak. Daha I. Dünya Savaşında bu konuda söylenen laflar İngiliz arşivlerinde var. Sevr’de de var. Deniyor ki Türkiye’ye bir süre için tahammül edilmiştir. Dünya savaşı geliyor, soğuk savaş var, o sırada Türkiye’ye ihtiyaç var. Bir süre tahammül edilmiştir. Bunu en çok Metin Toker söylüyor, 1967’de Akis gazetesinde yazmış, diyor ki bunlar Lozan’da Atatürk ve İsmet Paşa zamanında Türkiye’de alamadıklarını unutmadılar. Uygun bir zamanın gelmesini bekliyorlar. Birçok yerde Kürt meselesi ile sular meselesi ile bağlantılı olarak bunlar yazıyor. Mesela bir Türk Ermeni yakınlaştırma komitesi kuruldu. Tesadüf bu ya Küt raporunu yazan David Philips tarafından. Türkiye’den ve Ermenistan’da da insanlar getiriyorlar bu komiteye. Bunun amacı bir antlaşma yapmak. Türkiye’nin talep ettiği hiçbir şey yok protokollerde Ermenistan’ın istediği her şey var. Sonra Azerbaycan tepki gösterdi, biz mecliste tepki gösterdik de bu onaylanmadı. Ama projeler hep böyle geliyor önümüze bizim. Kıbrıs konusunda Kofi Annan Planı geldi. Dünya diplomasisinde bir benzeri yok. 9000 sayfalık belge, ben Denktaş’a sordum o bile okumamış. Bunu halkın onayına sunuyorsunuz, ilgili hükümetlerin onayından geçmeden. Her neyse diyeceğim şu ki belli konularda Türkiye’ye çözümler dayatılmak istedi. Çünkü kendi menfaatleri bunu gerektiriyor. Her ülke menfaatinin gereğini yapmak ister ama Türkiye söz konusu olunca bakıyorsunuz herkes müttefik. Bu açılım konusunda, İmralı ile görüşmeler konusunda, bakıyorsunuz ABD sözcüsü Victoria Nuland ne demişti, aynısını Stefan Füle genişlemeden sorumlu komiser, Lady Ashley AB dış ilişkilerinden sorumlu yetkili, bunları neredeyse kelime kelime aynısını ya da daha fazlasını söyledi. Siyasi çözüm. kan dökülmesin bunu herkes söylüyor ama siz PKK’ya bazı köklü tavizler verip hatta anayasanızı değiştirin ki bu iş bitsin. tehdit altında Türkiye, silah tehdidi altında anayasa değişikliğine gidecek. İnsanlar bu konuda Türkiye’de yeterince tepki gösteremiyorlar. Sayın başbakan arkadaşlara diyor ki kimse konuşmayacak bu konuda. Muhalefette de benzeri bir durum var. Bu kadar hayati bir konuyu insanlar konuşmadan nasıl çözecekler, nasıl fikir oluşacak? Ayrıntı tartışılıyor hep. Akil Adamları meclis mi karar bağlasın, hükümet mi? Kim olsun kimse sormuyor. Emekli orgeneral Edip Başer ile Amerikalı orgeneral Ralston vardı. Bunlara görev verildi. Barzani ile konuşacaklar. Barzani PKK ile konuşacak, PKK’nın görüşleri alınacak bizimkilere bildirecekler, onlar Türk hükümetine bildirecekler, 14 ay. Sonra hiçbir şey çıkmadı. Ralston ile konuştum NATO’dan tanıyorum kendisini, bu işten büyük bir rahatsızlık duyuyorum, ABD hükümetini tasvip etmiyorum istifa edeceğim dedi. Sonra da istifa etti. Edip Başar da istifa etti. Biz bu akil adamlar denilen sürecin benzerini yaşadık. Hem bu konuda yaşadık hem başka ülkede yaşadık hem de bu Ahtisaari raporu Akil Adamlar raporudur. Kimse kendini aldatmasın, Akil Adamlar sonunda ne çıkacak derseniz, büyük ölçüde özetlemeye çalıştım bir rapor çıkacak. Önce Türk hükümetine hak veren cümleler olacak, sonuç bölümünde de Türkiye hangi tavizleri versin o yazacak. Arabulucu mu bunlar? Birisi farklı laf edecek olursa aman süreci bozmayın, sayın Cindoruk’un dediği gibi sürecin ne olduğu da belli değil.</p>
<p>Başka ülkenin topraklarında, kaynaklarında gözü olmayan bir cumhuriyet kurduk biz. Kendi sınırlarımızın içinde özgür bağımsız yaşamak isteyen bir milletiz diyorlar. Şimdi bu milleti siz anti emperyalist bir millet haline getireceksiniz. başka ülkelerde gözü olacak, nüfuz siyaseti yapacak falan bunlar akla uygun laflar değildir. Benim kanaatimce 2006 yılında bu iş başları. 2006 yılında bu hükümet meclise terörle mücadele yasası getirdi. bu yasanın bir 6. maddesi vardı ve orada diyordu ki bir terör örgütünün kurucusu bir defaya mahsus olmak üzere pişmanlık yasasından yararlanabilir. Gerekçesinde def açıkça yazıyor. Biz orada kıyameti kopardık dedik ki siz Öcalan’ı affetmek için bu yasayı getirmişsiniz. hayır dediler onu kapsamaz. Kapsamaz mı dedik, o zaman buyurun geçirin yasayı dedik. Geçiremediler. Bugün geçen metne bakarsanız bu madde yoktur ama meclise sundukları metin bizde var. 2006 yılında bir Hollanda kuruluşu CESS dedikleri, bunların bir projesi vardı 2004 yılında başladıkları, Türk ordusunu çağdaş Avrupalı ordular durumuna getirmek diye başlıyordu ama açık söylemek gerekirse Türk ordusunu hizaya getirme projesi. 2006 yılının bazı toplantılarına bizi çağırdılar. 146 sayfalık raporda bir maddesinde TSK’yı eleştirirken TSK hükümetin teröristlerle müzakeresine karşı çıkmaktadır diyor. Bunun içinde dış boyutu olduğu muhakkaktır. BU hükümetin politikalarının müzakere yoluyla bu işi çözmek olduğu bellidir. Türkiye‘ye bu yolda dış telkinler olduğu bellidir. TSK’ya yönelik olarak da yapılan politikalar olduğunu biliyoruz. 1 Mart tezkeresi reddedildi. 1 Mart tezkeresi reddedilince Wolfowitz ABD savunma bakanı yardımcısı demeç verdi. Dedi ki bundan TSK sorumludur. TSK meclise liderlik yapamamıştır. Askerlerin siyasete karışmamasını değil, sizin istediğiniz gibi karışmamasını istiyorsunuz. Altında diyor ki askerler diyecekti ki ABD için iyi olan neyse Türkiye için de iyi olan odur. Bunu demediği için askeri suçluyor. Öbürü de diyor ki asker teröristlerle mücadeleye karşı olduğu için yanlış iş yapmıştır, filan falan.</p>
<p>Diplomaside bir kural var havuç ve sop politikası derler. Bir ülkeye bir şey yaptırmak istediğiniz zaman bir taraftan havucu göstereceksiniz, bir taraftan sopayı. Yani yapmazsan ben de senin canına okurum diye.</p>
<p>Biz Türk halkına böyle realist düşünceler aşılamaya kalkarsak en sonunda Türk milleti zarar görür. Pantürkizm’e karşıdır Atatürk, Panislamizm de karşıdır. Irkçılığa da yayılmacılığa da. Bu devleti kuranların iradesi bu. Siz bu iradeyi bir tarafa bırakıp yepyeni bir Türkiye kuracaksınız. Böyle aykırı fikir söylemeyi marifet zannedip, Atatürk niye böyle demiş, falan bu laflar söylenmesi kolay ama bu cumhuriyet kolay kurulmadı. Bunun ağır bir bedeli oldu. Onun için şimdi bunun kıymetini bilip bunun üzerine ne yapacaksak yapacağız. Çağdaş dünyanın nimetlerinden yararlanacağız, haklımızın refah seviyesini düzenleyeceğiz, yeni fikirler dünyadan alacağız, cumhuriyetin duvarının üzerine ilave edeceğiz ama altından bir tuğla çekmeyeceğiz. O tuğla Sayın Cindoruk’un söylediği Atatürk milliyetçiliği. Türk milleti kavramını çıkartmak istemektedirler. Ne diyor Sayın Davutoğlu, biz ulusalcılarla hesaplaşacağız. Böyle laf olur mu? Atatürk milliyetçiliği anayasanın değiştirilmez maddelerindendir. Siz ona yemin ederek milletvekili oldunuz. Nasıl böyle bir laf söylersiniz, kiminle hesaplaşıyorsunuz? Atatürk düşüncesi ile mi, onu savunanlarla mı, ne uğruna? Osmanlılığı yeniden canlandırmak mı? Dedem Abdülmecid diyor. Abdülmecid ne yapmış biliyor musunuz? İngiliz büyükelçisi bir mektup yazıyor karısına, diyor ki bugün çok şaşırtıcı bir olay oldu. Padişah sadrazam ile dışişleri bakanını görevden almış. Ben o saat padişaha gittim hemen bunlara görevlerini iade et dedim. Padişah geldi ağlayarak ellerimi öptü diyor. Türkiye’yi bu duruma düşüren insanların dönemine mi özeniyorsunuz? Bunu mu yapalım biz? Rahip Fray var, İngiliz muhripleri derneği başkanı. Bu derneğin bir numaralı üyesi padişah. Bunlara mı özeniyoruz? Türk milliyetçiliği deyince tüyleri diken diken oluyor. Laikliği getirdiği için. Hilafet kaldırılmış. Bunu hazmedemiyorlar. Dinin siyasete alet edilmesi önlenmiş. Bu rahatsız ediyor insanları. Onun için laiklik tehlikede midir değil midir görüyoruz. Laiklik benim gördüğüm kadarıyla düpedüz tehlikededir. Laiklik olmazsa bizim demokrasimizi yaşatmamız mümkün olamaz. Çünkü halkı Müslüman olan ülkelerde laiklik olmazsa demokrasi olmaz. laiklik olmayan tek bir Müslüman ülke demokrasiye geçemedi. Bu yüzden. Bayan Clinton’un Türkiye ile ilgili beklentisi Türkiye yeni bir anayasa yaparken din özgürlüğü teminat altına alınmalıdır, onu bekliyoruz diyor. Yani 19.yy’da nasıl dini açıdan azınlıkları himaye etmişler, aynı düşünce. Bayan Albright eski dışişleri bakanı, kitap yazdı. Güç ve Tanrı isimli. Onun içinde diyor ki çok büyük hata yaptık, dış politikada dini yeterince kullanmadık diyor. Dini daha çok kullanmalıyız. Türkiye’ye verilen telkinlerde de bakıyorsunuz, Türkiye’nin adım adım din devletine gitmesi kimseyi rahatsız etmiyor. Öcalan’ın mesajında bile var. O bile anlamış oyunu.</p>
<p>Bu bölgede çok ciddi bir risk var. Öyle denebilir ki Suriye’deki gelişmeleri bile  gölgede bırakabilecek kadar önemli. Çünkü Suriye netice itibariyle  dış destek de olsa bir iç savaş niteliği taşıyor. Ama önümüzdeki aylarda daha kapsamlı, bölge çapında bir çatışma ihtimali var. Burada en muhtemel senaryo İsrail’in defalarca söylediği gibi Natenyahu’nun, İran’ın nükleer tesislerine bir saldırı yapılması. Şimdi Amerika’nın eski büyükelçisi vardı Jeffrey, geçenlerde bir konferansta konuşma yaptılar, eğer İran Haziran’a kadar bu politikasını değiştirmezse ABD bile doğrudan doğruya İran’a müdahale edebilir. Gerçekleşme ihtimali var. Çünkü daha önce bunu yaptı İsrail, 1981 yılında Osirah’da bir Irak nükleer santral inşası vardı onu bombardıman ettiler. İmha ettiler. Daha sonra Suriye’de bir nükleer inşasını imha ettiler. Yani yaptıkları olduğu için blöftür diyecek halimiz yok. Böyle bir durum olursa muhtemelen İran kendi füzeleri ile İsrail’e saldıracak, bir taraftan Lübnan’daki Hizbullah desteği ile İran sivil hedeflere saldırıda bulunacak, bir taraftan İran Hürmüz boğazında bir tanker patlatıp trafiğe kapatacak boğazı. Japonya mesele petrolün %80‘ini Hürmüz boğazından alıyor. Güney Kore %74‘ünü. Hindistan %60‘ını falan. O kadar önemli. Orayı kapatırım diyor ve başka ülkede de terör faaliyetinde bulunabileceğini düşünüyorlar. Bu durumda İran’ın atacağı füzeleri nasıl imha edeceksiniz? Türkiye’deki Kürecik’de, Katar’da ve İsrail’de bulunan radar sistemleri var. O radarlardan sağlayacağınız bilgilerle, Doğu Akdeniz’de bulunan Amerikan gemilerindeki füzeleri ateşleyeceksiniz,  AECIS denilen bir proje bu, havada imha edeceksiniz. peki Kürecik radarını siz niçin kurdunuz? Bu sadece NATO’yu korumak için yapılmıştır, İsrail’i korumakla alakası yoktur diye ikna ettiniz Türkiye’yi. Peki İran füzeleri başka NATO ülkelerine ulaşacak menzile sahip mi? Değil. O zaman bir tek İsrail’i hedef alır bu füzeler . O zaman siz netice itibariyle İsrail’i savunmasında rol oynayacaksınız. İsrail başbakanının bizimle ilgili en sert açıklamayı yaptığı gün izin verildi Kürecik radarlarına. Böyle bir çatışma ortamında Türkiye ile İsrail’in gerginlik içinde olması çok ciddi sıkıntı yaratacak, ABD için de İsrail içinde. O bakımdan bu tartışmayı bitirmek istediler. Fırsat geçti ellerine İsrail’de seçimler oldu. Eskiden özrün dilenmemesini savunan dışişleri bakanı Liberman yeni hükümette yok şu anda. Bu da fırsat yarattı. Obama da kendi hesabına bir puan kazanmak istedi. Neticede böyle bir  çözüme vardırlar ve daha ilk günden Türkiye İsrail yakınlaşma havası yaratmaya çalıştılar. Bence bunun stratejik anlamı şu, bu yakınlaşma en çok bir İran İsrail savaşı halinde bize lazım diye düşündüler. Wikileaks belgelerini okursanız Robert Gates Türkiye’yi ziyaret ediyor, ABD’nin o zamanki savunma bakanı, bizim milli savunma bakanımıza şunları söylüyor, bakın Madde 1. İran bugünkü politikasını sürdürürse İsrail’in İran’a saldırması kaçınılmaz olacaktır. Madde 2. Türkiye böyle bir savaşın dışında kalamaz. Madde 3. Askeri açıdan buna hazırlanın. Vecdi Gönül’e söylüyor. Bu denklemin içinde PKK gelişmeler nasıl oturuyor? Size deniyor ki Madde 1. Ben bu işten vazgeçtim, pişman oldum, Türk halkından özür dilerim, silahları bırakıyoruz, herkes evine gidecek, TBMM’den de af bekliyoruz. Böyle bir laf yok. Başarılı bir mücadele yaptık, bu mücadeleyi başka yöntemlerle devam ettireceğiz dedikten sonra silahları ile Türkiye’den çekilsinler. Ortadoğu çerçevesinde bir model çiziyor kendine. Oradaki gelişmelerle Türkiye’deki gelişmeleri birbirine bağlıyor. Bundan çıkan mana Ortadoğu’da böyle bir çatışma ortamı çıkarsa Kuzey Irak’a çekilecek PKK’lılardan İran’a karşı PJAK karşısında görev bekleyecekler. Ya da Suriye kuzeyinde PYD’ye askeri düzeyde destek verecekler. Gidip de orada dağda patates soymayacak adamlar. Tüm  bunlar birbiri ile bağlantılı. ABD’nin kalkıp da durup dururken İmralı sürecini açıkça desteklemesi anlamlı. Avrupalıların desteklemesi anlamlı. Yoksa hiçbir zaman teröristlerle müzakere etmeyeceğim diyen bir devlet başka bir ülkenin terörle müzakeresini alkışlar mı? bunda bir mantık var mı? Niye başından beri sizin kuzey Irak’tan PKK’yı tasfiye etmenizi istemiyorlar? Çünkü orada bu varlığa ihtiyaçları var. Bir taraftan Türkiye’ye kendi kafalarındaki Kürt modelini uygulatmak için bir terör baskısına ihtiyaçları var, bir taraftan PKK’yı Ortadoğu’da, Irak’ın kuzeyinde, İran’da, Suriye’de kullanabilecek bir güç gibi görüyorlar. Ben böyle görüyorum. Başka boyutları da olabilir. Bu işlerin dini boyutu var. Bugün İran’dan Akdeniz’e kadar bir Şii kuşak var. Bu kuşak, İran, Irak’taki Şii hükümet, Suriye’deki Şii hükümete Lübnan’daki Hizbullah. Siz bunu nasıl kıracaksınız? 1. Suriye’deki yönetimi değiştirerek, İran ile Hizbullah bağını keseceksiniz. 2. Irak’ın Kuzeyinde Sünni bir Kürt varlığını orada güçlendireceksiniz ki bu Şii bağı kesesiniz. Bunu yapmak için bir güç Barzani, diğeri, PKK, Suriye’de de Esad gidip de Sünni Müslüman kardeşler gelirse o zaman Hizbullah desteksiz kalacaktır. böyle stratejiler var kafalarında. Yoksa başka türlü tüm bu olup biteni izah etmek kabil değil. Komşu ülkeden size terörist saldırı olacak, siz bunu tasfiye etmeyeceksiniz. Bunun mantığı yok. Bir terörist örgüt, hükümetle görüşüp anayasa  dayatmaya çalışacak siz de buna alkış tutacaksın. Mantığı yok. Yani bizim bildiğimiz dünyanın başka yerlerinde örneği olan olaylarla bu örtüşmüyor. Böyle bir tablonun olabilmesi için çok daha önemli stratejik menfaatlerin olması lazım. ABD, İsrail gibi. Türkiye tüm bunları görerek mi bu oyunu oynuyor, görmeden mi bu oyunu oynuyor? Sayın Kılıçdaroğlu diyor ki başbakan samimi olsun İmralı’da. Ben de diyorum ki inşallah samimi değildir. Samimi ise teröristlerle anayasa pazarlığına kalkışacak olurlarsa vahim. Bugünkü tablo siz teröristlerle masaya anayasayı yatırmışsınız, rejimi dikte ediyor, tüm hukuk kurallarını alt üst ederek silahlı insanların gelip gitmesine imkan sağlamak istiyor, bütün bunları alt alta yazdığınızda çok ciddi bir tablo çıkıyor. Türkiye üzerinden Suriye’ye silah sevkiyatı yapıldığına dair de yabancı basında bilgiler çıkıyor.</p>
<p>Türkiye tam şu sırada Maliki ile Irak başbakanı ile büyük bir kavga içinde. Maliki çok ağır suçlamalarda bulunuyor Türkiye’ye. Özellikle Kuzey Irak yerel yönetimi ile kurduğu ilişkiler dolayısıyla. Sanki bağımsız bir devlet muamelesi yapılıyor diyor. Petrol antlaşmaları yaptığı söyleniyor, her türlü ekonomik işbirliği yapılıyor ve merkezi hükümetin bilgisi dışında Kuzey Irak ile ilişkiler kuruluyor. Bunlar bazı emperyalist düşüncelerin ürünü ise bunlara dur demenin zamanıdır. Çünkü Türkiye geçmişte de bazı emperyalist beklentilerle yola çıkmıştır ve hüsrana uğramıştır. Onun için kimse Dimyat’a pirince gitmeye kalkmasın, eldeki bulguru kaybetmeyelim. Türkiye çok kritik noktadadır şu sırada, böyle iç politika çekişmeleri ile televizyonlarda bağırıp çağırarak, bir yere varamayız. Herkesin aklını başına alması lazım. Ortadoğu son derece hassas bir yerdir biz bu tuzaklara düşmemek için yıllarca çok büyük özen gösterdik. İran, Irak savaşına çekilmemek için, Arap, İsrail savaşına çekilmemek için. Türkiye’nin bugün ulaştığı noktanın kıymetini bilmek lazım. Kimse maceraperest politikalara kalkışmasın. Atatürk için söylenen en önemli sözlerden biri şudur, Atatürk gerçekçidir, maceraperest politikalara hiçbir zaman yönelmedi. Bizim partimizin CHP’nin tüm bu konuları çok yakından gözlemesi gerekiyor. Akil Adamlar hareketi olsun falan dersek, Fatih İstanbul’u fethederken Bizans papazlarının melekler erkek miydi dişi miydi diye tartışması durumuna düşeriz. İşin özü Türkiye çok tehlikeli sulara girmiştir ve bu sulardan salim bir limana ulaşması için iktidarın yanı sıra muhalefete ve basına da büyük görev düşüyor. Kötümserlik yasak. Çünkü Türkiye en zor şartlarda çıkış yolu bulmuştur. ben inanıyorum. Vatandaşlığı da kötümserliğe sevk etmeyelim. Tüm bunların altından kalkacak güce de, her şeye sahibiz. Bu sıkıntıların hepsini aşarız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2993/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen&#8217;in Gerçek Gündem&#8217;e Verdiği Mülakat &#8211; 17 Şubat 2013</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2987</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2987#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Feb 2013 09:39:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılı basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/?p=2987</guid>
		<description><![CDATA[Öymen: Türklük milli kimliğimizdir
CHP gerçekten değişiyor mu? Parti içinde bir ayrışma var mı?
CHP gerçekten değişiyor mu? Parti içindi bir ayrışma var mı? Bunlar akla takılan sorulardan sadece iki tanesi. Son zamanlarda partinin içerisinde farklı seslerin yükselmesi kafalarda birçok soruya yol açtı. CHP’yi CHP’liler ve CHP&#8217;ye yakın isimler ile konuştuk.
“CHP’de ne oluyor?” sorusundan yola çıkarak yaptığımız [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öymen: Türklük milli kimliğimizdir<br />
CHP gerçekten değişiyor mu? Parti içinde bir ayrışma var mı?</p>
<p>CHP gerçekten değişiyor mu? Parti içindi bir ayrışma var mı? Bunlar akla takılan sorulardan sadece iki tanesi. Son zamanlarda partinin içerisinde farklı seslerin yükselmesi kafalarda birçok soruya yol açtı. CHP’yi CHP’liler ve CHP&#8217;ye yakın isimler ile konuştuk.<br />
“CHP’de ne oluyor?” sorusundan yola çıkarak yaptığımız söyleşi dizisinin ilkini Cumhuriyet Halk Partisi Eski Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ile gerçekleştirdik.</p>
<p>Öymen’e göre CHP programında ulusalcı kavramı yok. Türklüğün, Türk milleti kavramının özü ve esası olduğunu söyleyen Onur Öymen “Her ülke kendi milleti ve milli kimliği ile övünüyor. Türkiye’de ise milli kimliğinizden bahsettiğiniz zaman bazıları size ırkçı diyor” diye ekliyor.</p>
<p>“Terörü bitirmek için terör örgütünden medet umarsanız onun da size karşı koşulları oluyor”.</p>
<p>Kılıçdaroğlu ile Baykal dönemini kıyaslayacak olursak CHP’de bir eksen değişikliği var diyebilir miyiz?</p>
<p>Hepimiz Baykal’ın istifasından sonra partiye yönelik bir şey olduğunu hissettiğimiz için partide bir çözülmeye, ayrışmaya, kırılmaya yol açmamak için hepimiz Sayın Kılıçdaroğlu’nu destekledik ve onun gösterdiği adayları eksiksiz onayladık. Böylelikle partinin çözülmesine, yıkılmasına ve yıpratılmasına imkan vermedik. Seçimlerden sonra aday gösterilen bazı adayların söylemleri ve izledikleri politikaların parti söylemleri ve programı ile zaman zaman uyuşmadığını gördük. Bunun anlamı nedir? Bütün bunlar önceden mi planlanmıştı yoksa tesadüf eseri mi bunlar meydana geldi diyeceğiz. Baykal’ın istifasından hemen önce ki dönem AKP’nin büyük bir çöküşe girdiği dönemdi. Bu Habur skandalı AKP’ye çok şey kaybettirdi ve Baykal istifasından iki ay önce ki en son güvenilir kamuoyu yoklamalarına göre CHP %28.7’ye yükselmişti, AKP %32’ye inmişti. Üç buçuk puan fark kalmıştı ve biz yükselişteydik AKP inişteydi.</p>
<p>Fakat ne olduysa ondan sonra kamuoyu yoklaması yapan şirketlerin bugünkü yoklamalarına baktığımız zaman bu üç buçuk puanlık fark neredeyse otuz puana yükselmiş. Bunun bir sebebi olması lazım. Bunun sebebi nedir? Medyaların etki altına alınması mıdır, kamuoyunun yönlendirilmesi midir, algı yönetiminde iktidarın uyguladığı yöntemler midir yoksa başka iç ve dış faktörler midir? Bunları bilemeyeceğiz.</p>
<p>Bildiğimiz şey şu ki parti o sırada gerçekten bir iktidar adayı olma noktasına gelmişken şimdiki görünüm, inşallah bu kamuoyu yoklamaları yanıltıcıdır, partinin yakın bir zamanda iktidar partisinin önüne geçme şansının kullanılmadığını gösteriyor. Niçin böyle oluyor? Bunu bizim çok iyi anlamamız lazım. Demek ki bazı arkadaşların söylemleri belki kamuoyunda olumsuz izlenimler uyandırıyor. Peki iktidar nasıl yükseliyor? Genelde siyasette bir kural vardır iktidar yıpratır, mutlak iktidar mutlaka yıpratır derler. Bu iktidarın üç seçim kazandıktan sonra hızla düşüşe geçmesi lazım. Uluslararası örneklere bakarsanız, her yerde bu böyle olmuştur. Türkiye’de niye böyle olmuyor? Bunların iktidarda ki gücünü, sayısını, oranını, sürdürmelerinin altında ne yatıyor? Bunda saydığımız faktörlerin yanı sıra CHP’den kaynaklanan bir faktörde olabilir mi?</p>
<p>Sizce olabilir mi?</p>
<p>Bilemem. Bunu incelemek, araştırmak ve bütün faktörleri değerlendirmek lazım. Ama şunu görüyoruz ki geçmişte biz ne kadar partimizin temel değerlerine sahip çıktıysak o kadar da halktan destek kazandık. Bizim partimizin temel değerleri Cumhuriyet’in değerleridir. Cumhuriyet’in değerlerinden uzaklaştığımız izlenimlerini verdiğimiz anda, öyle olmasa bile, bu partiye güç kaybettirmiştir. Çünkü bizim partinin tabanı, bize güç veren ana damar Cumhuriyet’in temel değerlerine sahip çıkan damardır. Atatürkçülüğün yanı sıra en önemli kavram millet kavramıdır. Atatürk’ün reformalarının özünde millet kavramı yatar. Atatürk her şeyi millete dayanarak yapmış ve bütün söylemlerine bakacak olursanız en büyük gücü millet olarak görür. Türklüğü kapsayıcı, kucaklayıcı bir milletin adı olarak nitelendiriyor. Hangi kökenden gelirse gelsin bütün vatandaşların hepsinin Türk olduğunu söylüyor. Türk milletinin bir parçası olduğunu söylüyor. Bu kavram Cumhuriyet’in çimentosunu oluşturmuş. Ondan sonra ki bütün reformlar da bunun üzerine bina edilmiş. Her yaptığı şeyi Türk millet üzerine bina etmiş. Şimdi bakıyoruz partide Türk milleti ve Türk lafını kullanmakta bir çekingenlik var. “Ben Türk’üm” demekten sanki bazıları çekinir gibi bir durum var. “Ben Türk’üm” dediğiniz zaman bir ırkı yansıtmıyorsunuz. Türk bir ırkın adı değil, bir milletin adı. O millet de farklı etnik grupları, dinleri, mezhepleri kucaklayan bir kavram. Biz bu kavramdan uzaklaşırsak veya uzaklaştığımız izlenimini verirsek bu ülkede bize gönül ve destek veren çok geniş kitleleri bizden uzaklaştırabiliriz. O bakımdan onlara sıkı sıkı sarılmak lazım. Bu can alıcı bir meseledir. Onun dışında Türkiye’nin pek çok konusu var. Sosyal demokrasi diyoruz. Bazıları sosyal demokrasi Atatürkçülüğe karşı bir şey gibi söyleniyor. Halbuki CHP’nin “CHP kimsesizlerin kimsesidir” sözü sosyal demokrasinin en iyi tanımlarından biridir. Gerçekten toplum ve halk için çalışan bir partidir. Halkçılık oklarımızdan biridir. İnsan hakları, özgürlükler bizim partinin başından beri hedeflerinden biri olmuştur. 1924 Anayasası’nın insan hakları bölümünü 1792 Fransız İhtilal Anayasası’nı insan hakları bölümü neredeyse kelime kelime aynıdır. Atatürk’ün demokrasi konusunda söylediği ne kadar çok söz var. Bazı biz sosyal demokratız diyerek Atatürkçülüğü geri planda bırakmaya kalkışmamalı. Partimizin temel ilkelerinden biri tam bağımsızlık ilkesi. Yabancıların baskıları ve yönlendirmesi ile biz hareket etmeyiz. Ülke olarak kararlarımız kendimiz veririz. Bakıyoruz ki iktidarın birçok konuda dış etkenlerle hareket ettiği izlenimi çıkıyor ortaya. Mesela terör konusunda, PKK ile müzakere konusunda. Yabancı ülkelerin yetkililerinin raporları, söylemleri var. “PKK ile müzakere edin” diye telkinde bulunuyorlar. “Siyasi çözüm bulun, silahlı çözüm yapmayın” diyorlar. İktidarın izlediği politikalarda da bu telkinlerin payı var. CHP’ye bu çizgiye mi girmelidir yoksa Atatürk’ün siyasi ayaklanmalara karşı izlediği alttan alıcı değil de, mücadele edici ve bunlara müsamaha etmeyen politikaları benimsemelidir. Parti olarak hangisi bizim politikamız olmalıdır. Tabii ki insani davranacaksınız. Terörle mücadele ederken de hiçbir insanın hayatını kaybetmemesine mümkün olduğu ölçüde özen göstereceksiniz. Ama bu terörle müzakereye yeşil ışık yakmak anlamına gelir mi? Atatürk’ün izlediği politikalar, parti programının hangi maddesi terörle müzakereye yeşil ışık yakmak, destek vermek, kredi açmak anlamına geliyor.</p>
<p>Türklük kavramı nedir?</p>
<p>Türklüğü ırkçılık olarak görürseniz o zaman farklı değerlendirmeler yaparsınız. Atatürk’ün anlayışı bu değil. Onun anlayışı Türklüğü ve Türk milletini tanımlayan kucaklayıcı, herkesi kavrayıcı bir kavram oluşturur. Atatürk hiçbir yerde pan-türkizmi savunmamış. Hitler ve Mussolini’nin milliyetçilik anlayışına şiddetle karşıdır. Her ikisine de yönelik çok şiddetli eleştirileri var. “Hitler bir çılgındır. Dünyanın başını belaya sokacaktır” diyor. Irkçılığa en çok Atatürk karşı. Atatürk’ün savunduğu Türk milleti anlayışını bir ırkçılık simgesi olarak nitelendirebilir miyiz? Dil konusunda çalışmalar var çünkü Türk dili uzun bir süre yabancı kelimelerin etkisi altında kalmış, yüz yıllarca gerçek Türk dilinin kimliğini, niteliğini araştırırken başka ülkelerle bağlantıları ve ilişkileri düşünülmüş ama bu konuda teori oluştururken aşırıya kaçanlarda olmuş. Diller arasında tarihi irtibat olmadığı anlamına gelmiyor. Mesela Kore dili ilgili bir kitap. O kitapta Türk dili ile Kore dili arasında bazı benzerlikleri anlatılıyor. Uluslararası alanda Türk dilinin anlamı nedir, dünya tarihinde kökeni nedir, hangi ülkeler hangi kökenden gelmiş gibi şeyleri tartışmak ırkçılık değildir. Millet kavramı sadece Türkiye’de yok. Açın bakın Fransız milleti hakkında De Gaulle, ya da Churchill İngilizler hakkında ne demiş. Her ülke kendi milleti ve milli kimliği ile övünüyor. Türkiye’de ise milli kimliğinizden bahsettiğiniz zaman bazıları ırkçı diyor size.</p>
<p>Türkiye’nin milli kimliği Türklük mü?</p>
<p>Gayet tabii öyle. Türklük, Türk milleti kavramının özü, esası. Türklük deyince bazıları bunu bir ırk gibi anlıyor. “Türkiye’de çeşitli ırklar var ve bunlardan biri de Türk ırkı. O da gelmiş devletin tepesine oturmuş” diye algılanıyor. Ama öyle değil. Millet kavramı başka, ırk kavramı başka. Millet kavramının içerisinde farklı ırklar, etnik gruplar, mezhepler, dinler olabilir. Amerikan milleti dediğimiz zaman sadece beyazları mı anlıyoruz? Amerikan milletinin içerisinde zenciler, İspanyonlar var. Fransa’da bir onda iki milyon Alzaslar var. Bunlar Fransız milletinin dışında mı kalıyor? 1991 yılında Korsikalılar ile ilgili bir kanun çıkarılmış “Fransız halkının bir parçası olan Korsika halkı” diye geçiyorlar. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti ve “Fransa’da bir tek halk vardır, o da Fransız halkı” diyor. Bu ırkçı bir yaklaşım mı oluyor? Türkiye’de bu kavramları bilir bilmez herkes medyada tartışıyor. Bazılarının amaçları Türkiye’yi çeşitli gruplara ayırmaya çalışıyor. Sanki Türk milleti diye bir kavram yok, Türkiye bir etnisiteler koalisyonuymuş gibi. Anayasa’dan Türk milleti kavramını çıkartmak istiyorlar. Kim istiyor bunu? Bu talep nereden çıkıyor? Bizim partimiz buna neden sıcak baksın? Doksan yıldır yanlış anlaşılmııyordu da şimdi mi yanlış anlaşılıyor? David Phillips raporunu açın bakın. Açıkça “Yeni bir anayasa yazacaksınız, bu yeni anayasadan Türk kelimesi olmayacak” yazıyor. Bu ne demek oluyor. Bunu size dışarıdan dayatıyorlar. PKK’da aynı şeyi söylüyor çünkü Ahmet Türk’ün Öcalan ile yaptığı görüşmeden sonra televizyona yaptığı açıklamalara bakın. “Ne demek herkesin hangi etnik kökenden gelirse gelsin Türk olduğu” diyor. Doksan yıllık millet kavramımıza karşı çıkıyor. Terörü bitirmek için, terör örgütünden medet umarsanız onunda size karşı koşulları oluyor. O koşullardan biri de millet kavramından vazgeçmeniz. CHP olarak Anayasa’daki millet kavramını neden değiştirmek isteyesiniz. Niçin millet olduğumuzu söylemekten çekiniyoruz? Milletiyle devletiyle, bölünmez bütünlüğüyle tek devlet, tek millet deniyor. Hangi millet o? Bizim milletimizin adını söylemekten niye kaçınalım, neden çekinelim? Kim zorluyor buna? Başka devletin, yabancı ülkenin baskıyla böyle hareket ediyor diyelim peki CHP niçin böyle hareket etsin?</p>
<p>Birgül Ayman Güler’in “Türk ulusu ile Kürt milliyetçiliğini eş değerde gördüremezsiniz” demesini nasıl yorumluyorsunuz?</p>
<p>O sözlerin yanlış yorumlandığı kanaatindeyim. Niyet yargılaması diye bir şey var. Bir insana sahip olmadığı bir niyeti atfedeceksiniz ve ondan sonra niye bu niyete sahipsin diye onu sorgulayacaksınız. Birgül Ayman Güler’in bugüne kadar ırkçı bir söylemini gören var mı? Faşist olduğu izlenimi veren bir söylemi var mı? Söylemek istediği şey; bir millet kavramı var bir de etnisite kavramı var. Bu ikisi aynı şey değil diyor. Siz etnisiteyi, millet kavramının üzerine çıkaramazsınız. Millet kavramı bütün etnisiteleri, dinleri, mezhepleri kucaklayan bir kavramdır. Etnisite ile milleti ve ulusu yarıştırmayın diyor. İnsanlar öyle bir ortam yarattı ki kendisi Birgül Ayman Güler sanki ırkçı. Bizim partiden de kendisine yönelik çok yakışıksız suçlamalarda bulunanlar oldu. Bu tür söylemler çok kaygı verici. Bir kere karşınızdaki insanın ne dediğini anlayacaksınız. Nasıl bir insan, daha önce bu konularda ne demiş, söylediği lafın manası ne? Orada Türkler ile Kürtler eşit değildir anlamına gelecek bir söz söylüyor mu? Ama hükümet öyle yorumluyor, biz de hükümetin peşinden gideceğiz. Onlar nasıl yorumluyorsa biz de sanki onlar doğru yorumluyormuş gibi kendi arkadaşımızı eleştireceğiz. Doğru mu bu?</p>
<p>Kürt milleti diyor ama. Peki Kürt milleti diye bir şey yok mu?</p>
<p>Bilimsel olarak kendisinin ne demek istediğini izah etti. Benim anladığım kadarıyla kastedilen etnisite. Ulus başkadır, etnisite başkadır diyor. Etnisite ulusun üzerinde bir kavram değildir. Ulus hepsinin üzerinde kavrayıcı bir kavramdır. Bunun anlatmak istiyor. Ortaokul talebeleri bile doğru dürüst okursa anlayabilir.</p>
<p>Zamanında kendisinin Cumhuriyet Mitingleri esnasında bir açıklaması var. “Kemalist ordu elbette konuşacaktır” diyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
<p>Ordunun konuşması konusunu da bizim doğru anlamamız lazım. Ordu konuşmasın, ordu ağzını açmasın diyor birçok insan. Yabancılarda bunu söylüyor. Askerler beyanatlarda bulunmasınlar, hiçbir siyasi faaliyette bulunmasınlar diyor. 1 Mart tezkeresi reddedildikten sonra Amerikan Savunma Bakan Yardımcı ne dedi? “Ordu bu red kararının sorumlusudur. Çünkü meclise liderlik yapamamıştır” dedi. Siz ordunun siyaseti girmesini mi istiyorsunuz, girmemesini mi? Girmemesini istiyorsanız niye siyasi liderlik yapmasını istiyorsunuz?</p>
<p>Ordu konuşmasın değil de, sizin istediğiniz gibi konuşsun demek istiyorsunuz. Burada bir netlik kazandırmak lazım. Biz de istemiyoruz ordunun siyasi faaliyette bulunmasını, siyasi mesajlar verip, siyasi eylemler yapmasını. Çünkü bu bizim işimiz. Siyasetçinin işi bu. Ordunun işi bu değil. Ama ordunun konuşmasını istemiyoruz diyeceksiniz fakat sizin istediğiniz gibi konuşmadığı için de orduyu suçlayacaksınız. Burada bir çelişki yok mu? Siyaseti, siyasetçiler yapsın. Silahlı Kuvvetlerin de bu veya başka vesilelerle her Allah’ın günü yıpratılması Türkiye’ye zarar verir. Bizim gibi Silahlı Kuvvetleri’ni her gün yerden yere vuran başka hangi ülke var dünyada. Subaylar, askerler hakkında söylenmedik laf kalmadı. Kişiliklerine, aile hayatlarına, kimliklerine yönelik suçlamalarda dahil olmak üzere. Dünyada bunun hangi örneği var.</p>
<p>Ulus devlet tanımı nedir?</p>
<p>Çok açık bir kavramdır. Fransız İhtilali’nden sonra ortaya çıkmıştır. Ernest Renan&#8217;ı okursanız onun ne olduğunu size anlatıyor. Onun da tarif ettiği gibi, ulus, ortak bir geçmişi olan, geçmişte ortak sevinçleri ve acıları olan, ortak bir hedef etrafında birleşen ve geleceğe yönelik de ortak hedefleri olan bir topluluk. Hatta ulusları sevinçten çok acılar birleştirir diyor. Acı çekmiş insanlar o ulusun parçalarıdır. Ulus devletini yaratanların içerisinde din birliği, ırk birliği gibi bir kavram yok. Fransız devletinin içerisinde de çok farklı etnik gruplar var.</p>
<p>Fransız İhtilali’nden sonra ulus devlet bütün bunları kucaklayacak bir kavram olarak benimsenmiş. Bizim de benimsediğimiz ulus devlet kavramı kucaklayıcı bir kavram. Ulusu hiç kimse ayırımcı bir kavram gibi nitelendirmemeli. Bu ancak bir ülkeyi bölmek isteyenlerin hedefi olabilir. Orada farklı uluslar var. Orada farklı milletler var. O toplumda ayırıcı unsurlar nelerdir ve o ayırıcı unsurların üzerine gidelim de toplum bütünlüğünü kaybetsin, diyenler olabilir. Bu böl ve hükmet politikasıdır. Bu dünyada diplomasi kadar eski bir yöntemdir. Karşı tarafı eğer silah zoruyla dize getiremiyorsanız onları içeriden böleceksiniz. İçeriden bölmenin en etkili yolu da etnik bölücülüğü teşvik etmektir. Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerin Lawrence’ı Arabistan’a göndererek yaptıkları budur. Arapları Osmanlılara karşı kışkırtacaksınız, ayaklandıracaksınız ve koparacaksınız, hedefleri buydu, bunu yapmaya çalıştılar.</p>
<p>Aynı şeyi Kürtler için yapmaya çalışmışlar.Mezopotamya’ya Binbaşı Noel’i yolluyorlar. Lawrance gibi o da Kürtleri Türklerden koparacak. Ama koparamıyor. Kürtler ayrılmak istemiyorlardı. Lozan Müzakereleri sırasında Musul Meselesi’nde anlaşılamıyor. İsmet Paşa “Plebisit yapalım. Oranın halkı ne istiyorsa onu yapalım” diyor. İngilizler bunu kabul etmiyor. Noel’in amacı bölmek. Amaçları Türkiye ile Musul’daki petrol yatakları arasında tampon bir Kürt devleti kurmak. Bunu kendileri yazıyorlar. Biz onların yazdıklarından okuyoruz. Milleti ayırımcı bir unsur gibi düşünmek yanlıştır. Partinin en yetkili üyesinden en sonuncu üyesine kadar herkes göğsünü gere gere “Ben Türk’üm. Biz Türk milletinin bir parçasıyız. Biz de Atatürk gibi düşünüyoruz, değerlendiriyoruz. Türk vatandaşlarının hepsi Türk milletinin bir parçasıdır” diyebilmelidir. Demediğiniz sürece tereddüt uyandırır ve “Acaba bunlar Türk milleti kavramını benimsemiyor mu?” diye soru işareti yaratır.</p>
<p>Kürt olan biri “Ben Türk milletindenim” diyebilir mi?</p>
<p>Gayet tabii. Kürt olan bir insan Türk milletinin bir parçasıdır. Bundan daha başka ne olabilir? Türkiye’nin Kürdüdür. Ama başka bir ülkedeyse mesela Irak’taysa Irak Kürdüdür. Bu partide şimdiye kadar bunun aksini söyleyen kimse çıkmamıştı. Şimdi ilk defa duyuyoruz böyle söylemler.</p>
<p>Ulusalcıların CHP’deki yeri nedir?</p>
<p>Bir kere ulusalcı kavramı nereden çıkıyor. Bizim programımızda ulusalcı lafı var mı? Ulus kavramı Atatürk devrinde de var. Hatta uluslararası anlamıda arş-ı ulusal diyorlar. Atatürk döneminde “ulusalcı” diye bir söz var mı? Kim çıkartmış ulusalcı lafını? “Türkçeleştiriyoruz da o yüzden böyle dedik” diyorlar. Niye Ulusal Eğitim Bakanlığı, Ulusal Savunma Bakanlığı, Ulusal Takım demiyorsunuz.</p>
<p>Milliyetçiliğin yumuşatılmış hali diyebilir miyiz?</p>
<p>Aynı şey değil. Bunlar ulusalcılığı CHP içerisinde dar, radikal, militan bir grup olarak görüyorlar. Halbuki burada bahsedilen Atatürk milliyetçiliği. Atatürk’ün anladığı anlamda milliyetçiliği savunanlar. Partinin oklarından biri milliyetçilik oku, ulusalcılık değil. Atatürk milliyetçiliği kavramına cepheden saldıramayanlar ulusalcı diyerek bunu başka bir kategoriye sokmaya çalışıyorlar. Bu grup partinin küçük bir kanadıdır diye göstermeye çalışıyorlar. Atatürk milliyetçiliği partinin gövdesidir. Bunu benimsemeyenler varsa onlar çıksın söylesinler. “Ben Atatürk milliyetçiliğini reddediyorum” desin. Atatürk milliyetçiliği anayasamızın değiştirilemeyecek olan ikinci maddesinde yazılıdır. Hal böyleyken bunu küçük bir grubun sahip olduğu bir akım gibi yansıtmaya çalışıyor bazıları.</p>
<p>Bir kısmı da farkında olmadan “Biz de ulusalcıyız” diyor. Ulusalcı filan değiliz. Biz Atatürk milliyetçisiyiz. Aynı zamanda sosyal demokratız, tam bağımsızlıktan yanayız ve altı okun tümü benimseriz. Bunlar sadece ulusalcı veya Atatürk milliyetçiliğini benimserler, diğer oklar ile ilgilenmezler demek de yanlış. Bunların hepsini benimseyeceksiniz. Birini benimsemek öbürüne karşı olmak anlamına gelmez. “Ben Atatürk milliyetçiliğini benimsiyorum ama cumhuriyetçiliğe karşıyım” diyemezsiniz.</p>
<p>Milliyetçi olan bir insan aynı zamanda sosyal demokrat olabilir mi?</p>
<p>Gayet tabii. Sosyal demokrat olmak milliyetçi olmaya karşı değil. Avrupa’da hangi sosyal demokrat lider vardır ki kendi milletinin menfaatini savunmamış olsun. Bildiğiz bir tane var mı? “Ben uluslararası bir dünya görüşünü benimsiyorum. Kendi milletimle ilgilenmiyorum ama ülkemde de sosyal demokrat partinin başkanıyım” kim bunu diyen? Mitterrand Fransız ulusunun menfaatini korumadı mı? Tony Blair İngiltere’nin menfaatini korumadı mı? Bu yönde pek çok sözleri var.</p>
<p>Hatta çok daha ileri gidenler de var. Hangi sosyal demokrat lider kendi ülkesinin çıkarını korumamıştır? Ulusalcı diye tanımlanan insanlar Atatürk’ün tanımıyla da milliyetçi olan insanlar kendi ülkesinin menfaatini de savunurlar aynı zamanda sosyal demokrasiyi de savunurlar. Bunlar çelişkili kavramlar değil. Atatürk CHP’den bahsederken ne diyor “Biz kimsesizlerin, kimsesiyiz”. Sosyal demokrasinin bundan daha iyi bir tanımını bir yerde okudunuz mu? Sosyal demokrasi bu. Vatandaşa sahip çıkacaksın. Özgürlükçü olacaksınız.</p>
<p>Özgürlükçü demokrasiden yana, basın özgürlüğünden yana, kadın-erkek eşitliğinden yana olan insanlar milli menfaatlerini korumazlar diye bir şey olabilir mi? Kim bunları icat ediyor? Sosyal demokrasi ile Atatürk milliyetçiliği birleşmez diyen kim? Bunun aksi Progamımızda da yazılıdır.</p>
<p>CHP’nin ideolojisi toplum taleplerini yeteri kadar karşılıyor mu?</p>
<p>Programı karşılıyor. Programı tam uygularsanız karşılar. Siz programda olmayan şeyler söylerseniz karşılamazsınız. Kalkıp siz “Atatürk’ün tekke ve zaviyeleri kapatması yanlış oldu. Yeniden açacağız” derseniz toplumun beklentisini karşılamazsınız. Toplumun böyle bir beklentisi yok. Siz parti programından saparsanız, kendi kişisel görüşünüzü parti görüşü gibi ifade ederseniz gayet tabii toplumun tabanından destek bulamazsınız. Bizim partinin sosyal tedbirlerini okuyun, hangisi toplumun karşı çıkacağı tedbirlerdir. Aile sigortası bizim programın bir hükmüdür. O programı biz yazdık. 2008 programında olan bir kavramdır.</p>
<p>O zaman sizin söylediğinize göre CHP’nin parti programı tamamen uygulanmıyor diyebilir miyiz?</p>
<p>CHP tarafından uygulanmıyor diyemem. Ama bazı arkadaşlarımızın söylemleri parti programına uymuyor.</p>
<p>Kimin söylemleri?</p>
<p>İsim vermeyiz biz. Partide kişisel tartışma yapmayız. Ama kimin bu kavramlara karşı çıktığı bellidir. Kimin partinin genel çizgisinden saptığı, partinin geçmişine ve Atatürk dönemine yakışıksız sözlerle eleştirilerde bulunduğu bellidir. İsimlendirmemiz uygun olmaz.</p>
<p>CHP’nin kendi seçmen tabanı ile ilişkisini nasıl görüyorsunuz?</p>
<p>Seçimlerde bunu göreceksiniz. Yönetim değiştikten sonra ilk seçimlerde parti beklediğimiz sonucu alamadı. %40-%35’lerden bahsediliyordu ama bu sonucu alamadık. Ama inşallah bundan sonra daha başarılı bir sonuç alırız.</p>
<p>Neden başarılı bir sonuç alınamadı?</p>
<p>Partinin beklenen sonucu alamamasının birden çok cevabı var. Bunların bir bölümü doğrudan doğruya, hükümetin izlediği politikalar ile ilgilidir. Basını baskı ve etki altına alacaksınız. Hiç bir demokratik ülkelerde görülmedik şekilde seçimden önce insanlara gıda maddesi, mobilya gibi şeyler dağıtacaksınız. Bir anda bakacaksınız bu son seçimden bir önceki seçimde seçmen sayısı bir onda dört milyon artmış. Son aralık ayında on milyon artmış. Dünyada böyle bir demokrasi var mı? Nüfus patlaması mı oldu? Ne oldu da bu kadar arttı seçmen sayısı?</p>
<p>2007 seçimlerine bakacaksınız; seçmen sayısı nedir ve aynı yıl yapılan nüfus sayımındaki seçmen yaşındaki vatandaşların sayısı nedir? Arada beş buçuk milyon fark var. Nereye gitti bu beş buçuk milyon insan? Demokraside bütün kuralların uygulandığını varsayıyoruz.</p>
<p>Acaba Türkiye’nin demokrasisinde tam uygulanıyor mu bu kurallar. Biri bana izah etsin, neden 2007 seçimlerinde on sekiz yaşından büyük vatandaşlarımızla seçmen sayısı arasında beş buçuk milyon fark var. Biri bunu anlatsın. Böyle bir demokrasi olur mu? CHP’yi gereğinden fazla suçlamamak lazım. Hep kendimizi eleştirerek biz onu yanlış yaptık, bunu yanlış yaptık demek yerine demokrasinin kuralları tam işliyor mu? Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye raporuna bakın, seçim harcamalarına sınır getirilmemiştir diyor. O yüzden zengin partiler büyük bir avantaj sahibi.</p>
<p>Türkiye’den başka hangi demokratik ülke var ki seçim harcamalarına sınır getirmemiş olsun? Herkes hem parti harcamalarına hem aday harcamalarına sınır getiriyor. Bir tek biz yapmıyoruz bunu. Bunlar da seçim sonuçlarını etkiliyor. Halk AKP’nin politikalarını yürekten benimsiyor, hayran bu iktidara ondan oy veriyor denirse bütün bunları görmezlikten gelmiş oluruz.</p>
<p>Başbakan’ın “CHP’nin ne olduğuna karar vermesi lazım” sözleri var. CHP gerçekten ne olduğunu bilmiyor mu?</p>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi Erdoğan’ın sözleri ile kendine yön verecek bir parti değildir. Erdoğan’ı veya AKP yöneticilerinin şimdiye kadar CHP hakkında söylediklerini alt alta yazarsanız onlar hesabına utanç verici bir tablo çıkar. O Partinin en üst düzey insanlarından birinin CHP’ye nasyonel-sosyalist dediğini biliyor musunuz? Bunların gidip de CHP’ye darbeci dediğini biliyor musunuz? Sosyalist Enternasyonel’e dokuz sayfalık bir mektup yazıp CHP’yi yerden yere vurup, şikayet ettiğini biliyor musunuz? Avrupa Parlamentosu sosyalist gruba on altı sayfalık mektup yazıp, CHP’yi yerden yere vurduklarını biliyor musunuz? İktidar partisi yurt dışında CHP’ye karşı savaş açmış vaziyette. Onların söylemleri ile CHP kendini tahrip edecek, değildir. Onlar kendi işlerine, baksınlar.</p>
<p>CHP kendi içerisinde çizgisini ve parti politikasını uygun bir şekilde sürdürebilirse o zaman iktidar ne derse desin başarıya ulaşır. Yeterki ana çizgisinden, ana damarından uzaklaşmasın. Bizim en büyük kaygımız budur. CHP bu iktidarın yegane alternatifidir ve mutlaka iktidara geçmelidir. Türkiye’nin bu kötü gidişini durdurabilecek tek parti CHP’dir. CHP’den başka bir siyasi güç yoktur. Bunu yapabilmek için CHP’ye de çok ciddi görevler düşüyor.</p>
<p>Ne gibi görevler?</p>
<p>Türkiye’de çok ciddi bir hukuk problemi yaşanıyor. Bu hukuk problemini engellemenin yolu acaba bu iktidarın yönetiminde, öncülüğünde, girişiminde başlatılan bir anayasa değişikliği sürecine destek olmak mıdır? Geçen dönemde de bunu denedi hükümet. Bizi bu sürece sokmak istedi, biz reddettik. Acaba o mu daha doğruydu yoksa bu sürece girmek mi daha doğru? Bu iktidar döneminde anayasa sürecine girerken iktidar “Daha özgürlükçü daha demokratik anayasa yapacağız” dedi. Bu demektir ki “Türkiye’de demokrasiye ve özgürlüklere aykırı gelişmeler varsa bunun sorumlusu anayasadır”. Öyle midir? Anayasa yüzünden mi Silivri’de olanlar oluyor?</p>
<p>Anayasa yüzünden mi bu kadar gazeteci hapiste ya da Türkiye basın özgürlüğünde 154. sıraya düştü? Kadın-erkek eşitliği anayasa yüzünden mi bozuldu? Bütün bunların sorumlusu anayasa değilse, anayasayı değiştirerek bunları nasıl çözeceksiniz? CHP olarak anayasa değişikliğinden ziyade, önceliği gerçek anlamda bir demokratikleşmeye, hukuk devletine, basın özgürlüğünün sağlanması, kadın-erkek eşitliğinin sağlanmasına vermeliyiz. İktidarın öncülüğündeki anayasa sürecine katılmak ülkeye ve partiye ne kazandırır?</p>
<p>Başbakan &#8220;Bu sürecin de kıymeti yoktur. Şu kadar zaman içerisinde yaptınız yaptınız yoksa ben kendi başıma mecliste yaparım” diyor. Hani bu süreç o kadar etkiliydi ki biz hayır dersek hiçbir şey olmayacaktı. Nedir bu Anayasa Komisyonu’nun hukuki dayanağı? Hangi yasaya göre kurulmuş? Hangi iç tüzük maddesine göre kurulmuş? Hiçbir hukuki dayanağı yok. İktidar istediği zaman bunun dışında mecliste anayasa sürecini yürütebilir. O zaman bizim ne işimiz var bu süreç içerisinde? Biz ve pek çok insan bunları defalarca söyledi. Öyle anlaşılıyorki bazı arkadaşlarımız bu yola devam etmeyi daha uygun gördüler. İnşallah onlar haklı çıkarlar. Ama gidiş, iyi bir gidiş değil.</p>
<p>Türkiye’de Kürt sorunu değil de Türk sorunu mu var?</p>
<p>Söylediğim gibi insanlar hele de bizim partiden kişiler kalkıp da göğsünü gere gere “Ben Türk milletinin parçasıyım. Ben Türk’üm” diyemiyorsa ciddi bir sorun vardır. Dünyada kendi milletinin adını söyleyemeyen hangi siyasetçi var. Neden bizim partiden çıksın böyle insanlar? Kendi milletine sahip çıkmayan bir insan Cumhuriyet Halk Partili olabilir mi? “Biz milletimize sahibiz” diyorlar, e o zaman söyleyin. Bunu telaffuz etmekten çekineceğiz, bir millet olduğumuzu ve bu milletin adının da Türk milleti olduğunu bir türlü söyleyemeyeceğiz.</p>
<p>Kürtlüğü Türk milleti kavramının bir alternatifi gibi düşünenler varsa bu görüşlerini gözden geçirmenin zamanıdır. Çünkü biz her etnik gruba saygılıyız, her etnik grubu zenginlik sayarız. Bütün etnik gruplar eşittir, hiçbirinin üstünlüğü yoktur. Ama onların üzerinde bir millet vardı. O milletin adı da Türk milletidir. CHP bunu bu kadar açık kelimelerle söyleyemiyorsa, o zaman CHP içinde bir sorun vardır.</p>
<p>Başbakan CHP’yi sürekli tek parti dönemi ile ilgili eleştiriyor. CHP’nin kuruluşundan bugüne kadar olan sürece baktığınız zaman siz CHP’yi nasıl değerlendiriyorsunuz?</p>
<p>Çok büyük haksızlık yapıyor. Tek parti döneminden çok ciddi rahatsızlıkları var. Yurt içinde de rahatsızlık var, yurt dışında da rahatsızlık var. Yurt içindeki rahatsızlık laiklikten kaynaklanıyor. Atatürk döneminde ve daha sonraki dönemlerde CHP’nin din ve devlet işlerini birbirinden ayırması, laikliği benimsemesi, siyasetin dini istismar etmesine engel oluşu bazı çevreleri rahatsız etmiş. Çünkü onlar Türkiye’yi bir din devleti haline getirmek istiyorlar. Cumhuriyet’e bu kadar saldırmalarının altında bu yatıyor.</p>
<p>Atatürk, Cumhuriyet döneminde hiç iyi bir şey yapmamış mıdır, bir kere bile? Başbakan’ın ağzından o tek parti dediği dönemde şu işler de iyi yapılmıştır dediğini duydunuz mu? “Demirağlarla ördük diyorsunuz. Sen ne ördün? Kadıköy-Maltepe metrosunu yaparak ben ördüm” diyor. Atatürk yoklukta bütün Türkiye’yi demirağlarla örmüş onu bile küçümsüyor. Atatürk’ün hangi devrimini savunduğunu gördünüz? İsmet Paşa’yı kötülüyor. İsmet Paşa Türkiye’yi Lozan’da en iyi şekilde temsil ederek, Türkiye’ye Birinci Dünya Savaşını kazanan ülkelerle eşit duruma getirdiği, tam bağımsızlık ve egemenliğini sağladığı için mi kötü iş yaptı?</p>
<p>“Milli Şef” sözüne çok takık olan kesimler var.</p>
<p>O devirde herkes kendisini nasıl tanımlıyor. İsmet Paşa hangi kötülüğü yaptı? İsmet Paşa Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı’na sokmadığı için mi suçlu? Türkiye’yi çok partili demokrasiye geçirdiği için mi kusurlu? İsmet Paşa’ya laf söyleniyor çünkü İsmet Paşa laikliği savunuyor. İçeride rahatsızlık yaratan budur. Dışarıda Atatürk dönemi ile ilgili olarak rahatsızlık yaratan ise tam bağımsızlık. Atatürk teslimiyetçiliği reddediyor. Atatürk “Türk milletinin kararlarını, Türk milleti verir. Yabancıların baskıları ve telkinleri ile hareket edemeyiz” diyor. Yabancılar ondan rahatsız. “Kıbrıs’a çıkmayın” diyor, Ecevit çıkartma yapıyor. “Afyon ekmeyin” diyor, ekiyor. 1 Mart tezkeresini Amerikan’nın istediğinin aksine reddediyor. Ermeni Protokollerini onaylamıyor. Türkiye onların istediği birçok şeyi yapmıyor. Niye? Bunun altında bağımsızlık fikri var. Hangisi doğruysa onu yaparım, bana yabancı bir ülke böyle olacak dedi diye yapmam. Amerika ile ortak görüşlerimiz, ortak menfaatlerimiz olabilir, beraber çalışırız ama biz önce Türkiye’nin menfaatini bakarız. İşin özü bu.</p>
<p>“Kürt milliyetçiliği büyük oranda ırkçılığa varan Türk milliyetçiliğine tepkiden üremiştir” şeklinde yorumlar var. Buna katılıyor musunuz?</p>
<p>Bununla alakası yok. Bunun Birinci Dünya Savaşı yıllarına giden geçmişi var. Bu konu malesef yabancı ülkeler tarafından çok istismar edilmiştir. O devirde başta İngilizler olmak üzere, sonra başka ülkeler tarafından kendi çıkarları için istismar edilmiştir. Uğur Mumcu’nun ölümünden on yedi gün önce yazdığı bir makale var. Barzani ile İsrail ilişkilerini anlatıyor. CIA’den kaç para aldığını anlatıyor. Emperyalizm ile bu kadar içli dışlı olmuş bir yönetimse bu, bunu bir özgürlük hareketi olarak mı nitelendireceğiz? Bu doğru değilse, doğrusunu siz açıklayın.</p>
<p>CHP’nin basın özgürlüğünden yana olduğunu söylediniz. CHP’nin 1930’lı yıllardaki Matbuat Kanunu hakkında ne diyeceksiniz?</p>
<p>Atatürk demiş ki; “Basın özgürlüğünden kaynaklanan mahsurları gidermenin en etkili yolu bizatihi basın özgürlüğüdür”. Basın özgürlüğünü baskı ile önleyemezsiniz diyor. Daha fazla basın özgürlüğü vererek basını özgürleştireceksiniz. O devirde Avrupa’da sadece yedi demokratik ülke var. Bunu unutmamak lazım. Onlardan biri olan Fransa da hızla faşizme kayıyor. O devirde bunlar var. Ayrıca Türkiye’de on sekiz silahlı ayaklanma düzenlenmiş. Çoğu yabancılar tarafından kışkırtılan ayaklanmalar düzenlenmiş.</p>
<p>Mili mücadele sırasında yabancıların Adana’da bastırdıkları bir gazete var. Türklüğün mukavemetini kırmak için onu Türkiye’ye sokmak istiyorlar. Bunları engelleyince basın hürriyetini mi engellemiş oluyorsunuz? O devirde ki mütareke basınına bakın, basın özgürlüğü adı altında her yazdıkları Atatürk’e ve Milli Kurtuluş Hareketi’ne bir saldırı. O devrin şartlarını görmek lazım. Geçmişi bugünün koşulları ile değerlendirmek kolay ve doğru değildir.</p>
<p>Her dönemi kendi koşulları ile değerlendireceksiniz. Türkiye’de tek parti döneminde bunlar olurken Fransa’da Vichy yönetimi Hitler ile işbirliği yapıp, yetmiş iki bin Yahudi’yi toplama kamplarına gönderiyor. Dünyanın en çağdaş demokrasileri bütün Avrupa’da var da, Türkiye’de biraz kısıtlayıcı mı?</p>
<p>Her dönemi kendi koşullarına göre değerlendireceğiz. Peki o dönemin koşullarında oluşan bir parti ideolojisi mevcut koşullara ne kadar uyabilir?</p>
<p>Parti programı daha yeni değiştirildi. Geçmişin programlarını da dikkatte aldık, çağın gelişmeleriyle Türkiye’nin gelişmelerini de dikkate aldık. En çağdaş parti programı yapmaya çalıştık. Tüzüğü de aynı şekilde yaptık. O tüzüğün eksikleri vardı, onlar düzeltildi. Yeni bir tüzük hazırlandı. Partiler yaşayan organizmalar gibidir. Eksikleriniz varsa zaman içerisinde gayet tabii düzelteceksiniz. Çağa adım uyduracaksınız. Ama bu temel ilkelerinizi feda etmek anlamına gelmiyor.</p>
<p>CHP değişip, altı oktan başka bir eksene kayarsa yeni CHP’nin mevcut tabanının kaybedilmesi korkusundan dolayı pasif davranıyor olabilir mi?</p>
<p>CHP altı ok temelinden uzaklaşırsa başka bir parti olur. Temel ilkelerini ve geçmişini reddeden bir parti olabilir mi? Kendi partinizin geçmişiyle kavgalıysanız ve geçmişinden utanç duyuyorsanız yapacağınız iş başka bir partiye geçmektir. Kimse size CHP’li olmaya mecbur etmiyor. “Ben hem CHP’li olacağım hem de Atatürk dönemini soykırımcılık ile suçlayacağım” diyemezsiniz. Geçmişine sahip çıkmayan partilerin, geleceği de yoktur.</p>
<p>Yenilikçi, özgürlükçü sol, ulusalcı, sosyal demokrat. CHP bunlardan hangisi?</p>
<p>Partinin ne olduğu belli. Atatürk milliyetçiliğini, sosyal demokrasiyi, tam bağımsızlığı ve altı okun tümünü benimseyen bir partidir. Bu ilkeleri benimsemeyenlerin CHP’de yeri yoktur. Burası bir fikir kulübü değil. Bu partiye, parti programını okuyarak üye oluyorsunuz. Liberal bir partiye giriyorsanız liberal görüşü benimsersiniz. “Ben komünistim ama liberal partiye üye olacağım” demek akla aykırı değil mi? Parti ilkelerine sahip çıkmıyorsanız bu partiye girmeyeceksiniz. Partiye girdikten sonra partinin ilkelerini, kurucularını suçlayacaksanız bu partide yeriniz yok.</p>
<p>CHP’nin iktidar olabileceğine inanıyor musunuz?</p>
<p>Mutlaka olacak. İktidar olması için ilkelerine sahip çıkması lazım. Ecevit %42 oy aldığında Türk milleti kavramını, laikliği reddettiği için mi o kadar oy aldı? Nasıl iktidar oldu? Partinin ilkelerine sahip çıktı. “Partinin ilkelerinden ne kadar uzaklaşırsak o kadar güçlü oluruz. Geçmişin hatalarını yapmayalım. İktidar ne yapıyorsa biz de benzer şeyler yapalım ki ona oy veren bana oy versin” şeklinde düşünmek çok basit bir düşünce şekli olur. Sağlıklı bir düşünce olmaz. Aslı varken niye size oy versin? Laiklik karşıtı akımlara taviz vererek oy alırım diye düşünüyorsanız, alamazsınız. Temel ilkelerden uzaklaştığınızla kalırsınız. “Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararı hiçe sayarak türban konusunda bir açılım yapacağım” dediğiniz zaman alacağınız sonuç iktidarın istediği sonuç olur. Ama hukuka saygı göstermemiş olursunuz.</p>
<div><span style="border-collapse: collapse; color: #222222; font-family: arial, sans-serif; line-height: normal;"><span style="color: #333333; font-family: 'lucida grande', tahoma, verdana, arial, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 18px;"><span style="display: inline;"><br />
</span></span></span></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2987/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen ‘in Russika Gazeta’ya verdiği Mülakat &#8211; 28 Ocak 2013</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2980</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2980#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2013 13:58:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından Şeçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2980</guid>
		<description><![CDATA[

Yalnız Türkiye’nin çevresinde değil, daha uzak bölgelerde Afganistan’da da, Kuzey Afrika ülkelerinde de hatta zaman zaman okyanus aşırı ülkelerde de radikal islamcı terör ögütlerinin faaliyetlerinin arttığını görüyoruz. Bu bütün dünya için tehlikedir. Terörün hiçbir cinsi kabul edilemez. Hangi nitelikte olursa olsun bütün terör örgütlerine karşı uluslararası alanda etkin bir işbirliği yapılması lazım. Ama ne yazık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong></p>
<p>Yalnız Türkiye’nin çevresinde değil, daha uzak bölgelerde Afganistan’da da, Kuzey Afrika ülkelerinde de hatta zaman zaman okyanus aşırı ülkelerde de radikal islamcı terör ögütlerinin faaliyetlerinin arttığını görüyoruz. Bu bütün dünya için tehlikedir. Terörün hiçbir cinsi kabul edilemez. Hangi nitelikte olursa olsun bütün terör örgütlerine karşı uluslararası alanda etkin bir işbirliği yapılması lazım. Ama ne yazık ki şu anda devletlerin teröre karşı etkili bir işbirliği yaptıklarını söylemek mümkün değildir. Bu terör örgütlerinin işine yarıyor. Mesela bize, Türkiye’ye yönelik bir terör örgütü Kuzey Irak’ta faaliyet gösteriyor yıllardan beri, sınırı geçip Türkiye’de insanlarımızı, askerlerimizi öldürüyor ve bu terör örgütünü topraklarından çıkartmadığı için Bağdat hükümetini veya Barzani’yi eleştiren hiçbir ülke yoktur. Bu da gösteriyor ki teröre karşı mücadelede bir  samimiyet konusu var.</p>
<p>Radikal İslamcılar her yerde var maalesef dünyanın her tarafında var. Fakat şu sıralarda Türkiye’de birinci öncelik, en tehlikeli terör örgütü etnik bir terör örgütü olan PKK terör örgütüdür. Fakat onun dışında başka radikal unsurların da olduğunu biliyoruz.</p>
<p>Bizde din ve devlet işleri birbirinden ayrılmıştır, laik sistem vardır. Bizim anayasamız laik devlet anayasasıdır. Halkı müslüman olan ülkeler arasında bir tek Türkiye’de gerçek anlamda laiklik var. Bu sistemde din adamlarının siyasete karışmaları duğru değildir. Biz din adamlarının siyasete şu veya bu şekilde karışmalarını hiç istemeyiz.</p>
<p>Türkiye bir din devleti değil. Hiçbir zaman cumhuriyetten bu yana din devleti olmadı olayacak da. Çünkü bu laiklik bizim anayasamızın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek maddelerindendir.</p>
<p>Biz Türkiye’de Ortadoğu’da görülen cinste bir hareket beklemiyoruz çünkü Türkiye çok daha eski zamandan beri demokrasiye geçmiştir, cumhuriyetle birlikte milli iradeye dayalı bir sistem kurmuştur. 1946‘dan sonra da  çok partili demokrasiye geçmiştir. Keşke diğer ülkeler de Türkiye ile birlikte böyle bir demokrasi sürecine girebilselerdi. Türkiye’nin demokrasiye girebilmesinin en önemli nedenlerinden biri laikliği kabul etmesidir. Çünkü halkı müslüman olan ülkelerde laiklik olmazsa demokrasi de olmaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2980/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen’in KANAL A Mülakatı &#8211; 28 Ocak 2013</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2979</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2979#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Feb 2013 13:57:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basından Şeçmeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2979</guid>
		<description><![CDATA[Sayın Birgül Ayman Güler’in sözleri üzerine yapılan eleştirilere kendisi cevabını verdi. Fakat mesele daha ciddi, derin ve CHP’yi aşan bir konudur. Bunu bir CHP’deki iç çatışma şekline getirmek bence son derece yanlıştır. Türkiye’de bir süreden beri bazı çevreler, yalnız onlar değil, dış çevreler, silahla Türkiye’ye bazı siyasi çözümler dayatmaya çalışan çevreler Türkiye’nin devlet yapısını, 90 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sayın Birgül Ayman Güler’in sözleri üzerine yapılan eleştirilere kendisi cevabını verdi. Fakat mesele daha ciddi, derin ve CHP’yi aşan bir konudur. Bunu bir CHP’deki iç çatışma şekline getirmek bence son derece yanlıştır. Türkiye’de bir süreden beri bazı çevreler, yalnız onlar değil, dış çevreler, silahla Türkiye’ye bazı siyasi çözümler dayatmaya çalışan çevreler Türkiye’nin devlet yapısını, 90 yıldan beri süren temellerini tartışmaya açmak istiyorlar. O temelin özünde yatan da millet kavramıdır. Atatürk’ün bu konuda çok çeşitli, ısrarlı, etkili konuşmaları var. Diyor ki hangi etnik kökenden, dinden, mezhepten gelirse gelsin Türk vatandaşları Türk milletini oluşturur. Türk milleti belli bir ırkı temsil etmiyor. Türk milleti kapsayıcı, hangi kökenden gelirse gelsin herkesi kucaklayıcı bir kavramdır. Buna itiraz ediyorlar. Dikkat edecek olursanız Sayın Birgül Ayman Güler’in konuşmasına tepki gösterenlerden benim bildiğim hiçbiri Ahmet Türk’ün Öcalan ile yaptığı konuşmadan sonra söylediklerine tepki göstermedi. Orada ne diyor? Biz ulus devlete karşıyız diyor. Devletimizin temeli ulus devlettir. Dünyadaki birçok ülkede olduğu gibi. Ayrıca diyor ki ne demek hangi etnik kökenden gelirse gelsin Türk demek, buna da karşıyız diyor. Yani 90 yıldır bu milletin kabul ettiği bütün anayasalarımızda yer alan temel kavramlara karşı çıkıyorlar, bş kaldırıyorlar. Bunu sizinle tartışmak istiyorlar, anayasamızı masaya yatırmak istiyorlar. Kimse bunu tartışmıyor. Yani birisi kalkıp da 90 yıldan beri tüm milletin benimsediği ulus devlet kavramını hatırlattığı zaman kıyameti kopartıyor bazı çevreler. Basında da maalesef bunlara destek olanlar var. Bu konu iç politika malzemesi yapılmayacak kadar önemli bir konudur. Gerek iktidara gerek muhalefete tavsiye ediyorum bu meseleyi iç politika çekişmelerine malzeme yapmayınız. Bu mesele devletimizin temelidir, köküdür, özüdür. Bazıları çıkıyor efendim, anayasadan Türk milleti lafını çıkaralım, türk vatandaşlığı diyelim, anayasal yurttaşlık diyelim&#8230; Ne demek oluyor bu? Niye çıkarıyormuşuz? Türk milleti lafı sizi niye rahatsız ediyor? Alman anayasasının kaç maddesinde Alman milletinden bahsediyor, Fransız anayasası Fransız milletinden, İspanyol anayasası İspanyol milletinden, Amerikan anayasası Amerikan milletinden, o ülkelerde farklı etnik özelliklere sahip insanlar yok mu? Bir Fransıza sorduğunuz zaman kimsin diye ben Bretonum mu diyor size ben Fransızım mı diyor? Herkes kendi milletinle iftihar edecek ama biz o milletin bir parçası olduğumuzu söyleyemeyeceğiz. Bir millet böyle bölünür, böyle parçalanır. Onun için herkesin dikkat etmesi lazım.</p>
<p>Ben parti içi meseleleri medyalar aracılığı ile tartışmak istemem. Ama her partinin bir programı vardır. CHP’nin de bir programı vardır, bu partiye üye olanlar bu programı benimsedikleri için üye olurlar. Ben hem üye olurum hem de programı redederim diyemezsiniz. Burası fikir kulübü değil, yani herkesin istediğini söyleyeeği bir yer değil. Sosyal demokrat partiye gelip de aşırı kapitalist görüşleri savunamayacağını gibi veya tersi olamayacağı gibi aynı şekilde belli temelleri, ilkeleri olan altı ok etrafında birleşen bir partiye gelip de ben bu ilkeleri tanımıyorum diyemezsiniz. Derseniz o partide yerinizin olup olmadığı tartışılır. O bakımdan partiye giriyorsanız programı kabul edeceksiniz. İkincisi şu, bunları sanki Türkiye’nin iç tartışması gibi bazıları değerlendiriyor, parti içi veya ülke içi, iktidarla muhalefet arasında, siz kimin Türkiye’ye yeni anayasayı dayatmak istediğini ve yeni anayasadan kimin Türk kelimesini çıkartmak istediğini biliyor musunuz? Açın 2009 tarihli David Philips raporunu, ben bunu mecliste açıkladım. Açıkça Kürt meselesinin çözümü için siz yeni anayasa yapın ve yeni anayasada Türk kelimesine yer vermeyin. Kim olduğunu anlıyor musunuz? Şimdi bize kimin dayattığını anlıyor musunuz bunları? Biz bunları kendi iç tartışmamız gibi görüyoruz ama bu dışarıdan Türkiye’ye dayatılan bir şeydir. Bunun çok eski geçmişi var. Bunlar böyle sıradan sivil toplum örgütleri değil, devletlerin finansmanıyla, eski büyükelçilerin katılımıyla hazırlanan raporlar bunlar. Çıkarın anayasanızdan, başka türlü Türk Kürt meselesini çözemezsiniz diyor. Kürt meselesinin bir çözümü var ve o çözümü size dayatmak istiyorlar. Terörü destekliyeek, sessiz kalarak, siyasi destek yoluyla veya basını etkileyerek böyle yapmaya çalışıyorlar. öyle bir noktaya geldik ki biz Türkiye diyemeyeceğiz artık. Açın google’ı girin internete, şimdiye kadar Türkiye’de başbakanlık yapmış insanların adını yazın ve Türk milleti yazın Celal Bayar’dan başlamak üzere, Atatürk ve İnönü’yü zaten biliyoruz da, bakın ne demişler Türk milleti hakkında. Bir de bugünkü Türk siyasetçilerini yazın onun karşısına da Türk milleti yazın, bakın kaç tanesi Türk milleti demiş veya diyebilmiş.</p>
<p>Birgül Ayman Güler’in konuşmasını bazıları vesile saydılar çünkü Türk ulusu kavramını unutturmak istiyorlar. öyle bir Türkiye olacak ki bu Türkiye bir toprak ve onun üzerinde çeşitli milletler yanyana yaşayacak. İStedikleri budur, bunu dayatmak istiyorlar. Açın bakın Barzani’nin yerel yönetim anayasasına Kuzey ırak’ta, Sevr’den bahsediyor. Sevr özlemi var içlerinde hala bazılarının. Bu konuda iktidar, muhalefet, iç politika görüşlerini bir tarafa bırakıp Atatürk’ün temellerini kurduğu Türk milleti, Türk devleti esasları üzerinde mutlaka birleşmeleri lazım. bunu tartışmaya açarsanız devletimizin birliğini bütünlüğünü korumamız çok zorlaşır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2979/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen&#8217;in  TRT Mülakatı &#8211; 15 Ocak 2013</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2968</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2968#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jan 2013 14:11:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2968</guid>
		<description><![CDATA[Mevcut bilgileri bir bütünlük içinde ele almak lazım. Basında yer alan bazı bilgiler benim gördüğüm kadarıyla oldukça eksiktir. İnternetten doğru dürüst bir araştırma yapılırsa daha başka bilgilere ulaşıyorsunuz. Bunlardan bir tanesi şu, bu cinayetten kısa süre önce Fransız mahkemeleri, adı Adem Uzun olan,  bir KCK mensubunu ve iki kişiyi, yani toplam üç kişiyi göz altına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Mevcut bilgileri bir bütünlük içinde ele almak lazım. Basında yer alan bazı bilgiler benim gördüğüm kadarıyla oldukça eksiktir. İnternetten doğru dürüst bir araştırma yapılırsa daha başka bilgilere ulaşıyorsunuz. Bunlardan bir tanesi şu, bu cinayetten kısa süre önce Fransız mahkemeleri, adı Adem Uzun olan,  bir KCK mensubunu ve iki kişiyi, yani toplam üç kişiyi göz altına aldı. Bu kişiler Fransız savcısının açıklamasına göre PKK için anti tank silah temin etmek için çalışıyorlarmış. 1.2 milyon avroluk bir kontrat imzalamaya gayret ediyorlarmış.. Kürdistan Ulusal Kongresi adına bir açıklama yapılıyor, bu açıklamada Fransız hükümeti suçlanıyor, niçin bunları gözaltına aldınız diye ve deniliyor ki, eğer Fransa tutumunu değiştirmezse Kürdistan özgürlük hareketi ve Kürt halkı Fransızların menfaatlerine karşı harekete geçecektir. Bu gibi önemli bilgiler var elimizde. Bu konudan kimse bahsetmiyor.</p>
<p>Fransa’da olup bitenler bir tek o cinayetten ibaret değil. Fransız polisinin de maalesef diğer AB üye devletlerin polislerinin de siyasi cinayetler karşısındaki tutumu ümit kırıcıdır. Yalnız PKK ile bağlantılı değil. 2012 yılı başında İngiliz vatandaşı Irak asıllı bir uzay uzmanı Fransa’da Alper’de ailesi ile birlikte katledildi. Hem Fransızlar hem İngilizler bunun siyasi bir cinayet olduğunu söylediler. Bugüne kadar bunun failleri bulunmadı. Aynı yıl içinde Ekim ayında Tamil gerillalarının bir temsilcisi Paris’te Tamil enformasyon bürosunun önünde öldürüldü. Bunun da sorumluları tespit edilip yakalanamadı. Bir kaç sene önce İranlı muhalif liderler İsviçre’de öldürüldü. Bunun katillerinden ikisinin Fransa’da olduğu tespit edildi. İsviçre bunların iadesini istedi ve Fransız mahkemesi de kabul etti. Ancak Fransız hükümeti bu iadeyi reddetti, gerekçesi de ilginç, bunların iadesi Fransa’nın ulusal menfaatlerine aykırıdır, dediler. Sadece son zamanlardaki gelişmeler bunlar.</p>
<p>Avusturya’da muhalif liderlerden biri birkaç yıl önce öldürüldü, bu cinayetin şüphelisi olan iki kişi, yabancı basının yazdığına göre Avusturya polisi tarafından havaalanına götürülüp yurtdışına çıkarıldı. Ondan 3 ay sonra Avusturya savcısı bu şahısların katil zanlısı olduğunu söyledi ve tutuklanmasını istedi. Avrupa ülkeleri terör örgütlerinin kendi menfaatlerine karşı hareket emesinden çekiniyorlar. Aralarındaki çatışmalar yüzünden bizim başımız derde girmesin deyip bunları görmezlikten geliyorlar.</p>
<p>Türkiye ile ilgili olarak son zamanlarda tartışılan konuları izliyoruz, İmralı falan. Fakat işin esasına kimse değinmiyor. Terör örgütü nereden kaynaklanıyor, merkezi neresi? Kuzey Irak. Burada Irak hükümeti var ama bunları sınır dışına çıkartmak için bir çaba sarf etmiyor. O bölgenin yerel yönetiminin sorumlusu da onların Irak’tan tasfiyesi için çalışmıyor. Bunları bir tarafa bıraktık, ABD, Avrupa ülkeleri, Talabani veya Barzani’yi topraklarında PKK terör örgütünü barındırdığı için eleştirmiş mi? Fransa eleştirmiş mi? Tersi olsa, Türkiye bir terör örgütünü barındırsa dünyayı Türkiye’nin başına yıkarlar. Ama kimseden bir eleştiri bile yok. Kuzey Irak’ta bir PKK merkezinin bulunması kimseyi rahatsız etmiyor. Bunun adı terörü himaye etmektir. Buna ne Türk hükümeti değiniyor ne yabancı ülkeler. Oysa bu ciddi bir konudur. Dünyanın neresinde böyle bir ülke var, karargâhı ile, cephanesiyle, eğitim merkeziyle bir terör örgütü var ve buna kimse tepki göstermeyecek? Türkiye buna müdahale etmek istediği zaman hem Irak hükümeti, hem Barzani hem ABD herkes karşı çıkıyor. Bunun arkasındaki siyasi boyutu düşünmek lazım. Acaba terörü bitirmek için bize yardımcı olmak istediğini söyleyen ülkelerin gerçek amacı nedir? Atatürk’ün nutkunda da var bu konu. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kürtleri Türkiye’den kopartmak isteyen İngiliz Binbaşısı Noel’in marifetleri anlatılıyor. O bakımdan bu çok eski bir politika. Bir yoruma göre, bazıları acaba terör yolu ile Türkiye’yi baskı altına alıp istedikleri Kürt politikasını Türkiye’de uygulatabilirler mi diye teröre göz yumuyorlar. Bunu da düşünmek lazım.</p>
<p>Fransa, geçmişte Türk temsilcilerine işlenen cinayetlerde son derece çekingen davrandı. Bakın bizim büyükelçimiz İsmail Erez 1975’te öldürüldü. Üzerinden 37 yıl geçti hala katilleri bulunamadı. 1979’da Basın Müşavirimiz Yılmaz Çolpan öldürüldü hala sorumluları tespit edilemedi. Çalışma ataşemiz Reşat Moralı, din görevlimiz Tecelli Arı öldürüldü hala sorumluları tespit edilemedi. Bir tek olay var o da şu: Teröristler bizim Başkonsolosluğumuza saldırdılar. Başkonsolos Kaya İnal’ı ağır yaraladılar, oradaki güvenlik görevlimizi de öldürdüler. Bunlar sonra teslim oldu, yargılandılar, ne ceza aldılar tahmin edersiniz? 7,5 sene. Bunun savunulur bir tarafı var mı? Bizim kendimize yönelik bir öz eleştiri yapmamız gerekirse bu gibi haksızlıklara ve duyarsızlıklara karşı maalesef hem Türk hükümetinin hem siyasi partilerin hem de basının tepkisi çok zayıf kalmıştır. Tepki gösteren hükümet ne yapar? Şunu yapar:  1984 yılında Fransızlar Mersin Akkuyu nükleer santrali ile ilgili olarak Türkiye’ye çok cazip bir teklifte bulundular. Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu’na getirdiler, 1 milyar dolarlık bir proje, son derece şartları uygun, teknoloji, kredi hepsi mükemmel. Halefoğlu önce teşekkür etti sonra dedi ki siz bu odadan çıkar çıkmaz ben sizin projenizi şuradaki çöp sepetine atacağım. Bunu ben hükümete teklif bile edemem. Niye? Çünkü siz Türkiye’ye yönelik teröristleri himaye ederken biz size bir tek proje dahi vermeyiz. 2 hafta sonra Cumhurbaşkanı Mitterand Türkiye’ye eski Galatasaray hocalarından Etienne Manaque’ı özel temsilci olarak gönderdi. Dediler ki, biz Türkiye’ye karşı bu konuda yanlış politika izlediğimizi kabul ediyoruz, bundan sonra böyle politikalar izlenmeyecek ve Fransa’da bir daha Türk diplomatı öldürülmeyecektir. O tarihten sonra bir tek Türk diplomatı öldürülmedi Fransa’da. Yorumu size ait.</p>
<p>Bütün bunlar basında tartışılmıyor. İmralı süreci nasıl bir mukaddes işse bazılarının gözünde, bu sürecin eleştirilmesinden ödleri kopuyor. Terörle müzakere akamete uğrar da başımıza sıkıntılar gelir diye. Her şeye razıyız teröristleri tatmin etmek için. Anayasanızı değiştirin diyorlar, değiştirmeyi bile müzakere ediyoruz. Sayın Ahmet Türk’ün açıklamalarını hepimiz dinledik. Anayasadan Türk kelimesini çıkarın diyorlar, öyle anlaşılıyor ki, onu da görüşmeye razıyız. Terörden medet umarak terörü bitirmeye çalışıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2968/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onur Öymen&#8217;in Ulusal Kanal Konuşması &#8211; 8 Ocak 2013</title>
		<link>http://www.onuroymen.com/arsiv/2965</link>
		<comments>http://www.onuroymen.com/arsiv/2965#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Jan 2013 14:08:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>melek</dc:creator>
				<category><![CDATA[Görsel Basın]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.onuroymen.com/arsiv/2965</guid>
		<description><![CDATA[Maalesef kamuoyunda terörle mücadele konusunun sadece bir boyutu tartışılıyor. O boyutu da daha çok tek yönlü şekilde kamuoyuna sunuluyor. Bu hükümetin terörle mücadele politikası ne? İşin esası bu. Başbakan her seferinde biz terörle müzakere etmeyiz diyor. Bunu, aynı zamanda devletin en yüksek makamında oturan cumhurbaşkanı de söylüyor. Cumhurbaşkanı 2008 yılında ABD’ye bir ziyarette bulundu ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Maalesef kamuoyunda terörle mücadele konusunun sadece bir boyutu tartışılıyor. O boyutu da daha çok tek yönlü şekilde kamuoyuna sunuluyor. Bu hükümetin terörle mücadele politikası ne? İşin esası bu. Başbakan her seferinde biz terörle müzakere etmeyiz diyor. Bunu, aynı zamanda devletin en yüksek makamında oturan cumhurbaşkanı de söylüyor. Cumhurbaşkanı 2008 yılında ABD’ye bir ziyarette bulundu ve orada başkan Bush ile görüştü. ABD sözcüleri bu görüşmede PKK meselesine siyasi çözüm aranması konusunun da ele alındığı yolunda beyanlarda bulundular. Sayın Gül bunu şiddetle reddetti ve aynen şöyle dedi:, “Böyle bir konuda herhangi bir politik çözüm söz konusu olabilir mi? Dışarıdan gelen bir teröre karşı politik çözüm bulalım denilebilir mi? Nasıl El-Kaide’nin dışarıdan saldırılarına karşı politik çözüm bulalım denilemezse bunda da böyle bir şey söz konusu olamaz. Dolayısı ile bunu ne bugün ne burada ne de başka ortamlarda konuşmadık, konuşmayız da”. Değişen ne? Hükümet, cumhurbaşkanı değişti mi, PKK saldırıları durdu mu? Hayır. Deniliyor ki hükümet bu meseleyi çözsün. Nasıl? Bunu kimse söylemiyor. Teröristler silahı bırakmaya zorlanır, İspanya’da, İngiltere’de olduğu gibi ondan sonra da çözüm kendiliğinden gelir. Sİlahı nasıl bıraktıracaksınız?</p>
<p>Eğer PKK’nın merkezi Kuzey Irak’ta olmasa, Kandil Dağında olmasa, Türkiye bu terörü bitirmeyi daha kolaylıkla halledebilirdi. Hangi siyasetçi diyor ki gidin Bağdat hükümetine uluslararası sorumluluklarını anlatın, Irak anayasasının 7.maddesinden doğan sorumluluklarını anlatın, BM Güvenlik Konseyi’nin 1373 sayılı kararını anlatın ve deyin ki siz topraklarınızda bir terör örgütü barındıramazsınız.</p>
<p>Irak hükümeti topraklarından terör örgütünü bertaraf etmek için en küçük bir adım atmamıştır. Türkiye de maalesef Bağdat hükümeti ile bir çok konuda tartışıyor, Şiilerle Sünnilere eşit davranmıyorsunuz falan diyor, ama siz açıkça Başbakanın, Dışişleri Bakanının ağzından Irak hükümetine yönelik olarak Kuzey Irak’tan PKK’yı niçin tasfiye etmiyorsunuz diye bir eleştiri duydunuz mu?</p>
<p>Bizim muhatabımız Bağdat hükümetidir, Bir devlette bir hükümet olur. İki tane hükümet olmaz. Yani o ülkenin bir bölgesi ile ilgili dış politikayı o bölgedeki yerel yönetimin eline verirler mi? Almanya federal devlet. Almanya’nın Bavyera bölgesi ile ilgili dış politikasını Bavyera mı yönetiyor? ABD’de eyaletler sistemi var, böyle mi yapıyorlar? Biz Bağdat ile terör ile mücadele konusunda bu kadar müzakere niye yaptık? Niye konuştuk onlarla bu kadar sene?</p>
<p>Bağdat hükümeti açıkça PKK’nın topraklarından çıkartılması için girişimde bulunacak. Yapamadığı takdirde o zaman Türkiye’nin müdahalesine karşı çıkmayacak. Ya siz yapacaksınız veya Türkiye yapacak. Ne ben yaparım ne de kimseye yaptırırım, bunun bir tek anlamı var ben bu terör örgütünü himaye ederim. Buna karşılık Türkiye’de herhangi bir siyasetçiden bir tepki duydunuz mu? Bizimle işbirliğinde olduğunu söyleyen ülkelerden hangisi bu güne kadar Bağdat’ı bu terör örgütünü barındırdığı için kınamıştır? Bir devlet başkanı, bir Dışişleri Bakanı kınamamıştır.  Bunu kınamayan hükümetleri Türkiye kınamış mıdır? Eğer terör örgütü elinde silahla size siyasi çözüm, anayasa değişikliği, devlet içinde devlet niteliğinde bir bölgesel özerklik gibi konuları dayatmaya çalışırsa ve siz de buna rağmen masaya oturursanız bunun anlamı müzakeredir. İspanya mesela. İspanya’da ETA terör örgütü 1960 yılından beri 11 kere ateşkes ilan etti. Her defasında ümitlendi millet, sonra baktılar ki yeniden başlıyorlar. 2006 yılında bir ateşkes ilan edildi tekrarç. O zamanki başbakan Zapatero, madem öyle biz de temasa geçebiliriz dedi. 2 kişi daha öldürdü ETA terör örgütü, onun üzerine bütün temasları kestiler. 2011 yılının başında ETA dedi ki artık ateşkes de değil, tüm silahlı mücadeleyi bırakıyoruz, buyurun görüşelim ve bu işi bitirelim dediler. İspanyol hükümeti reddetti biliyor musunuz? Biz ise daha silahları bırakmamış bir örgütle masaya oturmayı kabul ediyoruz. Sizin İmralı ile görüşmeniz bizim bugün şehit vermemize mani olabildi mi? Diyorlar ki bazıları “bakın nasıl durdurdular saldırıları, demek ki bu doğru politika” bunların yazılarının mürekkebi kurumadan daha 2 şehit daha verdik. Hakkari Çukurca’da.</p>
<p>Bu kadar yıldır bu hükümet askeri mücadele yapıyor, hala bugün bile hava operasyonları düzenliyor ama bir kara harekatı ile Kuzey Irak’tan PKK’yı tasfiye etmesine maalesef Türkiye’nin müttefikleri razı olmuyor. ABD savunma bakanı Türkyie’ye geldiğinde 2008 yılında açıkça söyledi, başlayan bu kara operasyonunu derhal durdurun ve askerlerinizi geri çekin diye. Sizin PKK’yı kuzey Irak’tan tasfiye etmenizi istemiyorlar. Biz o zaman CHP olarak siyasi tepki gösterdik peki basın gösterdi mi yeterinde tepki? Kamuoyu ya da iktidar? Hatta bizi eleştirenler oldu tepki gösterdik diye. Elinde silah ile siyasi çözüm dayatmaya çalışan bir terör örgütü ile müzakere edilmez, mücadele edilir dedik. Programımızda CHP terörle müzakereyi destekler diye bir cümle var mı? O zaman bu politika değişikliğini sebebi nedir? Terör örgütü koşulsz olarak silahları bırakmayı kabul etii, silahlı mücadeleden vazgeçti, bu silhaların nasıl teslim edileceği konularını konuşuyoruz deseniz, böyle bir durum var mı? Basına sızan bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla size şart koşulmuş, anayasa ile ilgili koşullar, yasal düzenlemeler, idari düzenlemeler istiyor. Sİzinle pazarlık ediyor. Biz müzakere etmiyoruz. peki ne yapıyorsunuz görüşmelerde sohbet mi ediyorsunuz?</p>
<p>Bu müzakereler yöntemi uluslararası hukuka uygun mudur? BM’in terör ile mücadelede birçok kararı var. Bunları okuyun. İçinde bir tanesinde bir cümle ile bile terör ile mücadele için terör örgütü ile müzakere uygundur, meşrudur diye bir şey bulamazsınız. Peki siz o zaman terör ile müzakere yoluyla bunu halledebileceğinizi nereden çıkartıyorsunuz?</p>
<p>Dışarıdan telkinler var bunun için. Bakın ABD’li General Odierno, Oramiral Fallon, bunlar çok üst düzeyli subaylar. Dediler ki 2008-2009 yılında, biz PKK’yı Türkiye ile müzakereye zorlamalıyız. Bunun çözümü PKK ile müzakere etmek. Aynı şekilde Atlantic Council denilen bir kuruluş, aklınca Kürt meselesine bir çözüm bulacak, onların raporları var 2007 ve 2009 yılında. Orada da diyor ki ya PKK ile ya da temsilcileri ile Türkiye müzakere etmelidir, genel af çıkartmalıdır, yeni anayasa hazırlamalıdır ve bu yeni anayasada Türk kelimesi yer almamalıdır. Bu telkinler bize dışarıdan geliyor. Bunları görmemiz lazım. Sayın Cumhurbaşkanımızın, Başbakanın defalarca söylediği müzakere etmeyeceğiz, lafları nasıl oluyor da bir tarafa bırakılıyor? Devlet idare etmek çok ciddi bir iştir. Ben bir şey söyleyeyim bir süre sonra tam tersini yapayım. İnandırıcılığı kalmaz. Devlet adamı güvenilir insan olmalı. Bir şey söylediğiniz zaman onun arkasında olacaksınız. Hangi şartlar değişti de siz o politikadan bu politikaya geldiniz? Hükümet mi değişti, PKK insanları öldürmekten vaz mı geçti, bombalamalardan vaz mı geçti? Hayır. O zaman siz niye değiştiriyorsunuz stratejinizi? Bir tek izahı olabilir, dışarıdan büyük baskı geliyor. En son AB ilerleme raporuna bakın. Orada açıkça diyor ki Türkiye’nin yepyeni bir anayasa hazırlaması lazım. Bunun sebeplerinden biri de Kürt meselesinin ancak böyle çözülebilir olmasıdır, demişler. Stefan Füle genişlemeden sormlu komiser, kısa bir süre öncesine kadar diyordu ki biz hiçbir zaman Türkiye’ye terörle müzakere önermedik, önermeyeceğiz. Şimdi ise bu iş ancak diyalog ve müzakere yolu ile çözülür diyor. Demek ki Türkiye dışından kaynaklanan bir boyutu var bu işin. Kan tabi akmasın. İnsan bir insanın ölmesini isteyebilir mi?</p>
<p>Bakın Başkan Obama TBMM’de bir konuşma yaptı, başkan seçildikten kısa bir süre sonra. Açıkça şunu söylüyor, iki önemli terör örgütü var, biri PKK diğeri El Kaide. PKK ile mücadele etmek için Türkiye gidip Bağdat hükümeti ile konuşsun, Kuzey Irak ile konuşssun, içeride de reformlar yapsın, diyor. Biz ise EL Kaide’yi sarsmak, parçalamak ve yenmek için çabalarımızı yoğunlaştıracağız. Kendisi için başka model, Türkiye için başka model. Biz bütün bunlara hiç tepki göstermeyeceğiz, diyeceğiz ki hükümet madem ki böyle karar verdi hepimiz alkışlayalım bunu. Var mı böyle bir siyaset dünyada?</p>
<p>Basında da hiç tahmin etmediğiniz kalemler bile bunu olumlu bir hareket olarak takdir ediyorlar. Askeri yöntemle teröre taviz vermek arasında bir seçim mi  yapacak Türkiye? Esas çözüm, diplomasi yolu ile çözümdür. Daha önce terörün yeri Suriye idi, kampları da oradaydı. Biz Suriye’ye karşı o kadar etkin bir diplomasi uyguladık ki Sayın Baykal’ın dışişleri bakanı olduğu, benim de müsteşar olduğum dönemde, çok ağır bir nota verdik. Dedik ki sizin çok ciddi sorumluluklarınız var, terörü himaye ediyorsunuz. Üst düzey siyasi ilişkileri kestik. Ne onların ziyaretini kabul etiik ne de biz üst düzey ziyaret yaptık. Bir süre sonra sınır bölgelerine asker kaydırdık ve Kara Kuvvetleri Komutanı Atilla Ateş çok sert bir demeç verdi. Ondan sonra Mısır cumhurbaşkanı Mübarek paniğe kapıldı. Ankara’ya geldi, Şam’a gitti. Sonunda Suriye çözüldü ve Öcalan’ı sınır dışı ettiler, kampları kapattılar. Bizimle Adana Antlaşması yaptılar terörle mücadele kapsamında. Suriyeliler yakaladıkları teröristleri Türkiye’te iade etmeyi kabul ettiler ve iade de ettiler. Demek ki, bir mermi atmadan, bir şehit vermeden diplomasi yolu ile de sonuç alınabilirmiş. Biz bunu defalarca mecliste anlattık, dedik ki hükümet olarak siz bunu Irak’ta niçin denemiyorsunuz? ABD faktörü her zaman var. Biz Türkiye olarak cumhuriyetin kurulduğundan beri başka bir ülkenin menfaatine uygun olarak ne yapmalıyız sorusunu sormadık. Cumhuriyet hükümetlerinin hepsi öncelikle Türkiye’nin çıkarı nedir, ona baktılar. Gayet tabi biz ABD ile de tüm ülkelerle de iyi ilişkiler kurmak istedik tarih boyunca. Çıkarlarımızın örtüştüğü konularda işbirliği de yaptık. Türk Dış Politikası hiçbir zaman başka bir devletin menfaatlerine uygun hareket etme zeminine oturtulmadı. Düşmanlık politikası da yürütmedik.</p>
<p>Sİz bana dünyada bir yer söyleyin ki, komşu ülkeden terörist saldırılara maruz kalsın ve müttefik ülkeler de o ülkenin gerçek anlmada bir mücadele yapmasına engel olsun. Bunun bir örneği var mı? Dünyada sadece hava operasyonu ile terörü bitiren bir ülke var mıdır? Yok. O zaman kara operasyonu yapacaksınız. Meclisten hükümet neden defalarca kara operasyonuna izin veren yetkiler aldı? İkna edeceksiniz. Diplomasi bunun için vardır. Dİplomaside başarılı iseniz niçin ABD ve Irak hükümetlerini ikna edemiyorsunuz? Ankara süreci vardı, bu süre içinde hem Barzani hem Talabani PKK ile silahlı mücadele yapıyorlardı. O zamanki hükümet onları ikna etmişti de siz niye edemiyorsunuz? Bu soruyu defalarca sorduk mecliste cevap yok. Kim size engel oluyor? Mecliste bunu açıkça söyleyin. bu konular ne mecliste tartışılıyor ne de diğer televizyon kanallarında. Hükümetin başarı sağlayamadığı konular varsa onları gündemden düşüreceksiniz ve öyle bir hava yaratacaksınız ki tek çare PKK ile masaya oturmaktır, istedikleri tavizleri vermektir… bunlar Türkiye’nin anayasal sistemini zedeleyecek bile olsa. Buna yakın demeçler veren siyasetçiler var. Maalesef yalnız iltidarda değil muhalefette de. Türk demeyelim, yurttaşlık bağı diyelim. Siz 1924 anayasasından beri tüm anayasalarımızda yer alan hangi etnik kökenden, hangi dinden, mezhepten gelirse gelsin bütün Türk vatandaşları Türk milletinin parçasıdır, anlayışını nasıl çıkarısınız anayasadan? Yani terörü bitirmenin bedeli bizim anayasal sistemimizin temelini sarsmak mıdır?</p>
<p>Yerel özerklik çerçevesi içinde bir anlamda Türkiye’nin devlet sistemini değiştiriyorsunuz. Başkanlık rejimi olacak, yarı özerklik olacak, Türk milleti kavramı anayasadan çıkacak, o zaman Türkiye başka bir devlet olacak. DÜnya’da hangi ülke terörü bitirme uğruna anayasal sistemini değiştirmiştir? Vaktiyle İspanya’da ETA bunu teklif etti, bize devlet içinde devlet niteliğinde haklar verin dediler. ispanya hükümeti bunu elinin tersiyle reddetti.</p>
<p>İktidara hiçbir konuda güvenmediklerini söylüyor muhalefet partileri, bir tek konuda güveniyorlar, anayasa konusunda. Bugün Türkiye’de demokrasi, insan hakları, hukuk zedelenmişse bunların hepsinin sorumlusu anayasa. Anayasa olmasaydı bugün yaşadığımız sıkıntıların hiçbirini yaşamayacaktık, o manaya geliyor. Hangi madde peki?</p>
<p>Büyük televizyon kanalları bunları duymak ve duyurmak istemiyorlar. Evvelce bizim görüşümüze sık sık başvuran, bu gibi konularda tartışma programları düzenleyen kanallar birden bıçak gibi kesti bütün bunları. Halkın bunları duymalarını istemiyorlar. Başkan Bush hiçbir zaman terörle müzakere etmeyeceğiz demiş. Oğlu G.W. Bush da aynı şeyi söylüyor. Putin, ABD’lilere diyor ki o zaman Bin ladin öldürülmeden, siz onu Beyaz Saray’a davet eder miydiniz? diyor. İspanyol başbakanı terörle müzakereye oturmak terörün kısmen haklı olduğunu kabul etmektir diyor. Teröristler, bizimle masaya oturursanız sizin devlet sisteminizi etkilemeyecek ufak tefek taleplerle bu işi bitireceğiz, silahları bırakacağız mı dediler? Şimdi siz bunları söylediğiniz zaman kamuoyunda diyorlar ki bunlar barışa karşı, terörün bitmesine karşı, kan dökülmesinden memnuniyet duyan insanlardır. Söylediklerimizden bir tanesine cevap verin. ABD’li generaller bunları söylememişlerdir deyin.</p>
<p>BOP o kadar yanlış bir projeydi ki ölü doğdu. Obama ağzına bile almıyor bu lafı. Hedefi Ortadoğu’yu demokratikleştirmekti. Mevcut otoriter iktidarlarla işbirliği yaparak demokrasi getireceğiz diyorlardı. Bize sordu ABD’liler biz de dedik ki bu başından beri sakat bir projedir. Siz Ortadoğu’ya demokrasi getirmeye çalışıyorsunuz ancak Ortadoğu ülkeleri Müslüman ülkelerdir, Müslüman ülkelerde laiklik yoksa demokrasi de olmaz. Bu projenizde bir kelime ile laiklikten bahsetmiyorsunuz, İslam hukukuna göre eğiteceğinizi söylüyorsunuz. ABD eski orgenarallerinden Westley Clark vardı, NATO başkanlığı yaptı sonra da cumhurbaşkanı aday adayı oldu. O bir konuşma yaptı, videosu var. California, Commonwealth Club’ta. Ben muhafazakar kanatla konuştum ve bana dediler ki diyor, biz 5 sene içinde Ortadoğu’da 7 hükümet değiştireceğiz. Bu komplo teorisi değil. İran, Irak, Suriye, Lübanan, Libya, Sudan ve Somali. Siz başka bir ülkenin hükümetini değiştirme yetkisini kimden alıyorsunuz? Bunlar tartışılmıyor. Benim en son çıkan kitabım Uçurumun Kenarında Dış Politika, açın içinde 10 kasım 2009 tarihinde Mecliste yaptığım konuşma vardır. Bu konuşmada da ABD Word Policy dergisine dayanarak 29 Temmuz 2009 sayılı nüshasında, terör liderlerinin İmrali ve Kandil’in beyanları yayınlanıyor. Bu beyanların özü, biz hiçbir zaman silahı bırakmayacağız, ateşkes yapacağız ama hiçbir zaman silahı bırakmayağız. Kandil diyor ki silahsızlanmadan bahsetmenin hiçbir anlamı yoktur. Kürtler var olmalarını sürdürmek için kendi savunma güçlerine ihtiyaçları olacaktır, 18 Mart 2009. İmralı diyor ki bazıları PKK’ya silah bırakma çağrısında bulunuyor. Bizim en çok yapabileceğimiz şey ateşkesten ibarettir. Öcalan söylüyor. bunu mecliste anlattık biz hükümet çıkıp da cevap veremedi. İspanya’da teröristlerin 1960‘tan beri öldürdükleri insan sayısı 869. Bizde 40.000’e yaklaştı. Biz böyle büyük bir sıkıntı çekeceğiz terörden ve İspanya’nın gösterdiği cesareti gösteremeyeceğiz.</p>
<p>Bunun bitmemesini isteyen irade olsa olsa terör örgütüdür. Oslo görüşmelerinde kim vardı? Türk hükümetinin görevlendirdiği insanlar ve PKK’nın temsilcileri. Başka kim vardı? Üçüncü bir devletin temsilcileri vardı. CHP’den Haluk Koç dedi ki İngilizdi. İngiliz büyükelçisi açıklama yaptı İngiliz değil diye, peki kimdi? Kimse bunu sormuyor. Toplantıya çağıran kimdi? Bu üçüncü devlet kendisi de terörle müzakere politikası mı benimsemiş? EL Kaide ile müzakere mi etmiş? Öyle bir hava yaratıldı ki ‘terörle müzakere edilmesini makul karşılamayanlar barış istemeyenlerdir’. Aynı şeyi Kıbrıs’ta söylediler, çözümsüzlük çözüm değildir diye. Sanki onların dışındaki herkes çözümsüzlük istiyor. Şehit ailelerini de kullanmaya çalışıyor bazıları. Öyle bir yansıtıyorlar ki bunu şehit ailelerinin hepsi İmralı ile müzakereye destek veriyor gibi. Türkiye’de konuşması gereken insanların konuşması lazım ama maalesef derin bir sessizlik var. En büyük görev siyasi partilere düşer.</p>
<p>Suç işleyen biri ile müzakere etmek bizim yasalarımıza göre ne anlama geliyor? Hukukçulara sormak lazım. Suçlularla işbirliği yaparak bir meseleyi çözmek ceza hukukumuza göre meşru mudur? Carlos var terörist, hapiste, onunla görüşerek onun başındaki örgütü ikna etmek yoluna giren oldu mu? Bu yöntemin benimsenmesinin yurtdışından da alkışlanması, basının da böyle bakması son derece şaşırtıcıdır. Şunu itiraf edelim, iktidar algı yönetiminde çok başarılıdır. Vatandaşlarımızın hangi konuyu nasıl algılamaları gerektiği konusunda çok ustaca hareket ediyorlar. Öyle bir hava yaratılıyor ki Türkiye’de, basın, medya yoluyla, en doğru politika iktidarın izlediği politikadır. Buna karşı çıkanlar Türkiye’nin menfaatine zarar veriyorlar. Yeni anayasaya karşı çıkanlar demokrasiye de karşı çıkıyorlar. Öyle mi acaba?</p>
<p>Parti konularını kamuoyu önünde tartışmayı arzu etmem. Bunun görüşüleceği yer parti organlarıdır. Ümit ediyorum ki genel başkan bu politikasını açıklamadan önce genel kurulda görüşmüştür. Genel başkan yıllardan beri süren politikayı kendi başına bir günde değiştirirse bu bizim geleneklerimize de çok uygun olmaz açıkçası. Bu parti şimdiye kadar izlenen politikalardan ayrılıp başka bir çizgiye geliyor. Acaba bu konuda bu güne kadar izlenen politikaların yanlış olduğunu düşündükleri için mi? Siz diyordunuz ki silah zoruyla çözüm dayatmaya çalışan bir terör örgütü ile müzakere yanlıştır, mücadele etmek lazımdır diyordunuz. Bunun yanlış olduğuna inanıyorsanız bunu ifade edeceksiniz. Açın bakın bu kitapta mecliste yaptığımız konuşmalara. Yeni CHP eski CHP olmaz, bir tane parti programı olur. Partinin resmi adı CHP’dir ve programı da 2008 yılında kabul edilen bir programdır. Ne değişti de bu politikaları değiştiriyorsunuz? O zaman siz programda yazılanların yanlış olduğuna inanıyorunuz. O zaman söyleyin. Partimiz büyük bir hata yapmıştır, biz doğrusunu yapıyoruz, terör lideri ile müzakere etmektir bunun yolu, deyin. Yeter ki anayasadan Türk milleti kavramını çıkartmayın, değerlerimizi değiştirmeyin, üniter yapıyı bozmayın gibi kayıtlar yok. Bugün Şahin Mengü arkadaşımız da yazmış, böyle kırmızı çizgileri söylemeden tutum belirlemek doğru değildir. Yeter ki samimi olun diyoruz. Koştuğumuz şart bu ve benzerleri. Bunu halka anlatmak o kadar kolay değil.</p>
<p>CHP’liler düşünen insanlardır. Bizzat sayın Kılıçdaroğlu’nun kandisi söylemiştir, bizim partimizde biat kültürü yoktur diye. Bizim partililerimiz düşünmeden her şeye onay veren insanlar değil. Onlarda tartışma, eleştiri kültürü yok ama bizde var. Atatürk’ün kendisi söylüyor, partide bir yanlışlık gördüğünüz zaman bunu mutlaka söyleyeceksiniz yoksa Partiye kötülük yapmış olursunuz diye. Bazıları diyebilirler ki biz şimdiye kadar yanlış işller yaptık, o zaman söyleyeceksiniz.</p>
<p>CHP’nin geleceğinden endişe duymuyorum çünkü CHP tarih boyunca daima doğruya ulaşmış bir partidir. En sıkıntılı zamanlarında bile ilkelerine sahip çıkmıştır. Her akla gelenin söylendiği bir parti değildir. Atatürk’ün koyduğu ilkeler var. Biz cumhuriyetten 2 ay önce kurulan bir partiyiz. Cumhuriyetin bütün reformlarına emeği olan bir partiyiz. Daha önce partimizin liderlerinden hangisi şiddete başvuranlarla masaya oturalım demiş?</p>
<p>Şimdi görev yapan arkadaşlarımız var, bazı milletvekilleri ile sizin kanal mülakat yapmış sanırım onlar da söylemişler. CHP görüşlerini sakınan, korkanların partisi hiç olmadı. Hem partiye hem ülkeye karşı görev saymışlardır bunu. Türkiye’nin bugünkü koşulları, medyanın beyin yıkama fonksiyonu, bunlar doğru ama CHP’lilerin farkı buradadır zaten. CHP bunun için yaşıyor.</p>
<p>CHP muhalefet sorumluluğunu üstlendiği dönemlerde hiçbir zaman iktidarın payandası olmamıştır. Bugün bu politikaları izliyorlarsa iktidara destek olma amacıyla değil bence bu söylediklerinin doğruluğuna inandıklarından. Bunların tartışılması lazım. CHP’nin bunları tartışmadan uzun yıllardır izlediği politikadan  köklü bir değişiklik yapmasını anlamak kolay değil. Bu görev de bugün mecliste görev yapan arkadaşlarımıza düşüyor. İnsan hayatı ile ilgili bir konudur bu. İnsani, siyasi ve tarihi sorumluluğu çok fazladır. İspanya bir kere bu hatayı yaptı ve özür dilediler.</p>
<p>Terör örgütü silah zoru ile hiçbir siyasi sonuç alamayacağını görmelidir. Dış bağlantılarını keseceksiniz, dış bağlantılardan bir sürü para aldıkları söyleniyor. BM 1373 sayılı kararı açın bütün devletlere terör örgütlerinin mali kaynaklarını kesme görevi veriyor. Bugün bu karar dünyada uygulansa PKK bu parayı bugün nereden bulacak? Demek ki uygulanmıyor. Başka dediğim gibi birinci sorumlu Bağdat hükümeti. Başbakanın  Maliki’yi suçlayan çok ağır sözleri var. Ama terörü topraklarından niçinn tasfiye etmiyorsun sözünü son zamanlarda duyamaz olduk. 11.000 Türk vatandaşı PKK tarafından Türkiye’den kaçırıldı 1990’lı yılların başında. Bunların çocuklarını PKK alıyor terörist yapıyor. Bağdat hükümetinin dağa çıkacak gücü yok peki, ovadaki kampı dağatacak gücü de mi yok? Daha önce bu kamp Atruş’taydı ve o zamanki Türk hükümetleri o kadar etkili girişim yaptılar ki kamp dağıtıldı. Şimdi niye yapamıyorsunuz? Gündemden kaldırılıyor şimdi yapılamayan işler. Her şey konuşuluyor geçmişi suçlamak için ama hükümeti rahatsız  edici bir konu olunca hemen gündemden düşürülüyor. İster yabancıların telkinleriyle olsun, ister başka nedenlerle olsun ama ne olursa olsun terör örgütü ile masaya oturmak çok sakıncalı bir iştir. Bugün bedelini yaşadık. Ailelerde ateş yanıyor, şehit verdik. Hakkari’nin Çukurca ilçesinde teröristler taciz atışı yapıyor orada uzman çavuşumuz öldü. Hani masaya oturunca bıçak gibi kesilecekti terör? Bunlara nasıl inanabilirsiniz? Kendilerine göre güç kaynağı terör. Terörü bıraktıkları anda güçleri yok. mecliste siyasetçiler oturup konuşacak, güneydoğuda eksiklerimiz var mı? onlar konuşulacak. Türkiye’de Bursa’da doğan bir insanın ortalama ömür beklentisi Şırnak’ta doğan bir insandan 16 yıl daha uzundur. Niçin? Devlet oraya hizmet götürememiş. Türkiye’nin en zengin bölgesi orasıdır, su kaynakları, petrol var. Nikel kaynakları Hakkari’de. Terör nedeniyle bu kaynakları değerlendiremiyorsunuz. Örnekleri de ortada kim size mani oluyor, sizden önceki hükümetlerin yaptıklarını yapmanıza? 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde 1 yılda verdiğimiz şehit sayısı 6. Şimdi bazen bir günde daha fazla şehit veriyoruz. Şu anda 20 mislinden daha fazla.</p>
<p>Çözüm diplomasi yoluyla terörün kaynağı olan Irak hükümetini ikna edip, zorlayıp veya ona rağmen Kuzey Irak’tan PKK’yı çıkartmaktır. Türkiye’nin askeri gücü ve halkın desteği terörün bitmesini kolaylaştırır. İspanya’da önce terörün dış kaynakları kesildi. Dış kaynaklar İspanya ile işbirliği yapmaya başlayınca ETA çöktü. Bunun yolu budur. İkincisi de teröristlere de silah zoru ile siyasi çözüm elde edemeyeceklerini göstereceksiniz. İngiltere’de, İspanya’da olduğu gibi devletten siyasi taviz almadan bırakacaklar silahları. Bunu yapmadığınız takdirde hangi tavizi verirsek terörü bitiririz diye yola çıkarsanız devletin rejimini bitirisiniz. Anayasamızı, devletin üniter yapısını teröristlerin istediği gibi değiştireceğiz, Türk mileti kavramından vazgeçeceğiz. Bakın bu politikayı, yatıştırma politikasını İngiltere 1938 yılında bir kere uyguladı sırf daha büyük savaş çıkmasın diye Hitler’İn Çekoslovakya’yı işgal etmesine göz yumdu. Sonuç, İkinci Dünya Savaşı çıktı, 60 milyon insan öldü. Yani şiddet yoluyla siyasi çözüm elde etmeye çalışanlara karşı izlenecek en yanlış politika yatıştırma politikasıdır. Tarih bunu gösterdi. Ama o devirde de bunu doğru iş diye sayanlar vardı. Neticede hepimize görev düşüyor. Basına da siyasetçilere de diplomatlara da. Bu dönemde hiçbir parti menfaati gözetmeden çalışma zamanıdır, dayanışma zamanıdır. Ben tekrar teşekkür ediyorum konuşma fırsatı verdiğiniz için. <span style="color: #888888;"></span></p>
<div>
<div id=":y6"><img src="https://mail.google.com/mail/u/0/images/cleardot.gif" alt="" /></div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.onuroymen.com/arsiv/2965/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
