Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

CNBCe, Dosya Programı
CNBC-E
“DOSYA”
11:00 – 22.09.2003
Soru- Sayın Öymen, ABD yeniden Birleşmiş Milletler’i devreye sokmak istiyor. Görünen bu. Peki sizce neden?
Öymen- Evet. Çünkü, öyle anlaşılıyor ki, Amerikalılar da başka bir çıkış yolu olmadığını anlamaya başlamışlardır. Tek başlarına bu yükün altından kalkamayacaklarını, gittikçe daha fazla sıkıntıya düşeceklerini görmüşlerdir. Bunun için BM’nin bir sorumluluk almasına şimdi daha yatkın gözüküyorlar. Ama hangi ölçüde? Yani, şimdiki gibi Amerikalıların bütün yetkileri devam mı etsin; fakat, BM bunun altına bir damga basarak “bütün yapılanlar meşrudur” desin, diğer ülkeleri de Amerika’ya destek olmak üzere asker göndermeye davet etsin. Belki, Amerika’nın en çok istediği bu olabilir. Fakat öyle anlaşılıyor ki, böyle bir tasarının BM Güvenlik Konseyi’nden geçme şansı çok az; yok gibi. Diğer Avrupalı ülkeler de, Almanya, Fransa, yetkilerin BM’ye devredilmesini, BM’nin sorumluluğunda bir Barış Gücü oluşturulması fikrini benimsiyorlar. Bizim görüşümüz de bu yoldadır. Fakat, bunun da Amerikalılara tam olarak kabul ettirilme şansı nedir? Onu tahmin etmek zor değil. O bakımdan, öyle anlaşılıyor ki, sonuç belki bir-iki uç arasında bir uzlaşma olacak. Yani, bir BM Barış Gücü olacak; fakat Amerika’nın da burada bir rolü olacak. Ne olacak, ne kadar olacak? Bu görülecek; ama BM orada bir Barış Gücü bulundurursa bugünkü sıkıntıların bir ölçüde aşılabileceğini düşünüyoruz. Ve zaten, bu Türkiye için de çok önemli. Çünkü bizim Anayasamıza göre ancak uluslararası hukukun meşru saydığı bir durumda biz asker gönderebiliriz. Bu da BM Güvenlik Konseyinin kararıyla, BM Barış Gücü kurulmasıyla olur.
Soru- Türkiye’nin bu sürece bakışını sizinle biraz daha irdelemek isteyeceğim ama öncelikle isterseniz BM Güvenlik Konseyinden çıkabilecek olası bir kararın mahiyetini biraz daha açalım. Çünkü açıkçası zor gözüküyor. Fransa’nın ortaya koyduğu çok net bir görüş var: Yetkinin bir an önce Iraklılara devredilmesi.
Öymen- Şimdi, o işin siyasi boyutu. İşin iki boyutu var. Bir, güvenlik boyutu. Irak’ta belli ki, çok ciddi bir güvenlik boşluğu var. Ve Amerikalıların tek başına bu boşluğu gidermeye muktedir olamadığı görülüyor. O zaman BM’ye burada asayişi sağlama görevi vermek gerekiyor. Bir barış gücü kurulmasının anlamı bu. Bunun yanısıra bir de siyasi otorite kim olacak? Yani Irak’ı temsil edecek bir güç, bir siyasi otorite şu anda yok. Oradaki Geçici Konsey Amerikalılar tarafından tayin edilmiş bir Konsey, Irak halkının seçtiği bir Konsey değil. O zaman, en kısa zamanda seçimlere giderek Irak halkının gerçek temsilcilerinin yönetimi devralmaları gerekiyor. Avrupalılar da bunun bir an önce olmasını istiyorlar. Biz de CHP olarak böyle düşünüyoruz. Bir an önce yetkinin Irak halkına devredilmesini istiyoruz. Bunun yolu da mümkün olduğu kadar erken tarihte bir seçim yapılmasıdır.
Soru- Peki, Amerika bunu kabul edecek mi?
Öymen- Amerika bunu kabul etmek zorundadır. Zaten etmeyeceğini de söylemiyor. Ama bunun zamanlaması üzerine tartışılıyor. Çünkü aksi takdirde “Biz ebediyen Irak’ı yöneteceğiz” demek, elli yıl önce tasfiye edilen sömürgeciliğin geri gelmesi demektir. Amerika’nın da böyle gitmesini kimse beklemiyor. Er veya geç orada Irak halkı söz sahibi olacaktır. Amerika herhalde tek başına Irak’ı yönetmek için bu müdaheleyi yapmadı. Amerika’da böyle düşünenler varsa, bu düşüncelerin dünyaya kabul ettirilme şansı hiç yoktur.
Soruı- BM Güvenlik Konseyi’nden yakın bir zamanda bu anlamda bir karar çıkmasını bekler misiniz? Daha önceki tecrübelerinize dayanarak soruyorum.
Öymen- Ne kadar kısa zamanda çıkar, bilmiyorum ama bunun başka yolu yok. BM ‘den böyle bir kararın çıkmasını biz tek çözüm yolu gibi görüyoruz. Hem Amerikalıları bugün karşılaştıkları sıkıntılardan kurtarmak için, hem Irak halkı için, hem de Irak’ta Türkiye gibi BM şemsiyesi altında görev yapacak diğer ülkeler için böyle bir kararın çıkması çok önemli. Çıkmadığı takdirde, bu, bugünkü durumun devamı demektir. Bunun alternatifi bugünkü durum ve bugünkü durumun da gittikçe kötüye gittiği görülüyor. Yani, bugünkü durum barış ve istikrar sağlama yolunda bir ilerleme kaydetmiyor.
Soru- Yarın başlayacak BM Genel Kurulu da bu anlamda dikkatle izlenecek. Dışişleri Bakanımız Abdullah Gül de Genel Kurul’a katılıyor. Açıkçası, Türkiye’nin de dikkatle gözlediği toplantılar olacak. Mesajlar önemsenecek. Siz bu anlamda oradan kayda değer bir mesaj gelmesini bekler misiniz?
Öymen- Şimdi Genel Kurullarda devlet başkanları, dışişleri bakanları konuşmalar yaparlar, önemli mesajlar verirler. Fakat, bilhassa güvenlik ve barış gücü oluşturulması konusunda,esas kararı verecek olan Güvenlik Konseyidir. Güvenlik Konseyi’nde beş daimi ülke var biliyorsunuz. Onların her birinin veto hakkı var. Ama beş daimi ülkenin oyu da yetmiyor. Orada da çoğunluk gerekiyor. Şimdi burada Sayın Dışişleri Bakanının son olarak verdiği bir demeçte “Bizim asker göndermemiz için BM Güvenlik Konseyinden bir karar çıksa iyi olur. Ama şart değildir” şeklinde bir beyanı oldu. Biz bunu çok büyük bir talihsizlik olarak görüyoruz. Çünkü, şart değildir demek, biz Anayasamızı, hukuku bir tarafa bırakarak da asker gönderme kararı verebiliriz demektir. Yani, bizi esas endişeye sevkeden budur. Çünkü, hükümetlerin Meclis’te ne kadar çoğunluğu olursa olsun, hiçbir hükümet Anayasanın üstünde değildir. Anayasanın kendisine vermediği bir yetkiyi kullanamaz. Anayasa Meclis’e de bu yetkiyi vermemiş. Yani, Meclis de dilediği gibi karar veremez. Çünkü Anayasa’da bir kayıt var: Anayasa’nın 92. maddesi diyor ki, sadece uluslararası hukukun meşru saydığı hallerde Meclis yurtdışına asker gönderme, dışarıdan asker davet etme veya savaşa girme kararı verebilir.
Soru- Ama BM’ye son dönemde biraz daha vurgu yapılmaya başlandı. Siz nasıl okuyorsunuz bu durumu?
Öymen- Milli Güvenlik Kurulu bildirisine bakarsanız, orada da çok sayıda olmamakla birlikte BM’ye atıf var. Ama Sayın Başbakanın ve Sayın Dışişleri Bakanının demeçleri “Bu olmazsa da olur” gibi bir anlayışı ortaya koyuyor. Şimdi bunun çok ciddi sakıncası var. Çünkü siz bir kere Anayasanızın bu konudaki çok amir bir hükmünü bir kenara bırakırsanız bu bir emsal ouşturur. Yarın herhangi bir ülkenin talebine karşı “Benim Anayasam buna imkan vermiyor” diye karşı çıkamazsınız. Çünkü derler ki, “O meselede siz nasıl Anayasanızı ihlal ettiyseniz, bu meselede de edebilirsiniz.” Yani, çok kötü bir emsal oluşturur. O bakımdan, işin meşruiyet kısmı, hukuk kısmı ki Hükümet bundan maalesef hemen hemen hiç bahsetmiyor, bence en önemli meseledir.
Soru- Peki, bu yetecek mi? Tek başına BM şartı Türkiye’nin hassasiyetlerini gözetmek için yeterli olacak mı?
Öymen- Yetmez. Şunun için yetmez. Bir taraftan işin hukuki kısımını halletmek lazım. Fakat buna ilaveten, bizim için çok önemli bir mesele daha var. O da Kuzey Irak’taki terörist mevcudiyettir. Şimdi biz bu teröristlerin oradan bertaraf edimesini istiyoruz. Amerika’nın bütün dünyaya taahhüdü var. 11 Eylül saldırılarından sonra,Amerika dünyanın her yerindeki teröristlere karşı savaş açtığını söyledi .Hatta bizzat Başkan Bush dedi ki, bu konuda gri saha yoktur. Ya bizlerden yanasınız, ya teröristlerden yanasınız. Şimdi biz şu anda aynen Başkan Bush’un sözlerini söylüyoruz: “Türkiye’nin terörle mücadelesinde gri saha yoktur. Ya bizlerden yanasınız, ya teröristlerden yanasınız.” Şimdi Amerika’nın etki alanındaki bir bölgede Türkiye’ye yönelik faaliyet gösteren, on binlerce insanımızın hayatına malolan eylemler yapan bir terör örgütü bulunacak, savaş bittikten sonra beş ay geçecek ve Amerika bunların kılına dokunmayacak. Bir tanesini yakalayıp Türkiye’ye teslim edemeyecek. Bunu anlamıyoruz biz. Bunu anlamakta çok zorlanıyoruz ve bu mesele halledilmeden de Türkiye’nin Irak’a asker göndermeyi düşünmesinin bile son derece yanlış olacağını düşünüyoruz. Bunu mutlaka halletmek lazım. Şimdi buna ilaveten, şu unsuru da dikkate almak lazım: Irak’ta, öyle anlaşılıyor ki, Türk askerinin gelişine karşı bir tepki var. TÜSİAD’ın da doğru olarak – TÜSİAD’ın arada bir böyle doğru açıklamalar yapmasından da çok memnun oluyoruz. Bu arada onu da söyleyeyim. İnşallah, bir gün Kıbrıs konusunda da böyle doğru bir açıklamasını izleyeceğiz- açıklamasında söylendiği gibi Irak halkı bizi istemiyor. Irak halkında “Aman Türk askeri gelsin de, burada asayişi sağlasın” diyen yok. Sayın Başbakan, Sayın Dışişleri Bakanı sanki Irak halkında büyük bir istek varmış gibi izlenim uyandırıyorlar. Bunun doğru olmadığını biliyoruz. Demeç üzerine demeç veriyorlar: Bütün Irak’ta şu anda görev yapan insanlar, aşiretler, Kürtler, Şiiler, Türkmenler bile, BM Gücü olmadan Türkler gelmesin diyor. O zaman, demek ki, Türk askerinin gelişine karşı Irak’ta bir tepki var. Bundan daha önemlisi, Türk halkı istemiyor. Yani, herkes “Iraklılar istiyor mu, istemiyor mu” diyor; kimse “Türk halkı istiyor mu” diye sormuyor. Halbuki, Türk halkının büyük çoğunluğu da asker göndermeyi istemiyor. O zaman niçin göndereceğiz? Hukuki temel yok. Orada terörizm var. Irak halkından talep yok. Türk halkından destek yok. Peki niçin göndereceğiz? Amerika’nın talebine direnemediğimiz için göndereceğiz. İşte, bu bizi küçültür. Bu bizim itibarımızı, dış politikadaki ağırlığımızı çok azaltır. Türk milletini incitir. Böyle dış baskılarla yönlendirilen bir dış politika yürütüyoruz gibi bir izlenim uyandırır.
Soru- Ama genelde Irak’ta istikrarın sağlanması Türkiye için de önemlidir savına katılıyorsunuz?
Öymen- Irak’ta istikrarın sağlanması, Türk askerinin gitmesiyle olacak mı? Bir kere buna bakmak lazım. Sayın Genel Başkanımız da söyledi: Orada 140 bin Amerikan askeri, 30 bin İngiliz askeri barış ve istikrarı sağlayamayacak; 10 bin Türk askeri gidince süt liman olacak Irak.
Soru- Irak’a asker gönderilmesini BM kararının içine katarak?
Öymen- O başka. Biz ona itiraz etmiyoruz. Bir BM gücü olursa o zaman her şey değişecek. Bütün parametreler değişecek. Biz de ona sıcak bakarız. Demin de dediğim gibi, orada terörizm bertaraf edilebilirse ve Türkiye’ye koşullu bir BM gücü oluşturulursa biz de ona sıcak bakabiliriz.
Soru- Birlikte toparlayalım istiyorum. BM şartı Irak’ta öncelikle güvenlik için önemli ve hukuki altyapının oluşturulması için önemli. Onun haricinde siyasi irade kimde olacak? Amerika’nın pek sıcak baktığı bir nokta değil ama, Irak’ta yetki Iraklıların olmak zorunda diyelim. İşte bu aşamadan sonra, BM önderliğinde bir Barış Gücü oluşturulması Amerika için tek yol gibi gözüküyor. Türkiye açısından baktığımızda da BM şartı önemli olmalı; ama tek başına yeterli değil. Özellikle terörle mücadele konusu Türkiye’nin ilk önce gözetmesi gereken hassasiyet olacak.
Öymen- Bir önemli nokta daha var. Türkiye’ye verilecek 8,5 milyar dolarlık krediden bahsediliyor. Şimdi onunla ilgili de Hükümet “Olsa da olur; olmasa da olur” gibi beyanlarda bulunuyor. Şimdi bunun canalıcı tarafı şu: Belli ki Kongre Amerikan yönetimine bu krediyi verme yetkisini verirken, Türkiye’nin Irak’ta Amerika ile işbirliği yapması koşulunu getiriyor. Yani, bunun düzgün Türkçesi, bu siyasi koşullu bir kredidir. Türkiye, Lozan’dan bu yana siyasi koşullu kredi almamaya özen göstermiştir. Yani, belli siyasi işleri, kararları aldığınız takdirde, size yardım yaparız, yoksa yapmayız demektir. Şimdi bunu yaptığınız takdirde, kendinizi siyaseten bağımlı kılarsınız. Bu son derece yanlış bir şey olur. Bizim bu parayı hakettiğimiz doğrudur. Ama bu işi yapacağımız için değil, uğradığımız zararın telafisi için tazminat gibi. Aynen birinci tezkere sırasında olduğu gibi. O zaman nasıl Türkiye’nin uğradığı zararların telafisi için bir yardım aldıysak – çok yetersiz de olsa- bu defa da böyle almak lazım. Yani, turizmimiz durdu. O sırada çok sıkıntı çektik. Bu uğradığımız kaybın telafisi için bir tazminat gibidir. Yani, “Bizimle işbirliği yapmazsanız bu parayı vermeyiz” derse Amerikalılar, biz de bunu kabul edersek, bu da bizi küçültmüş olur.
Soru- Efendim çok teşekkür ediyoruz. Sayın Onur Öymen, katıldınız, görüşlerinizi bizlerle paylaştınız. Önümüzdeki günlerde daha çok tartışılacak bir konu. Ama şöyle bir ana resmi çıkarmış olduk. Tekrar görüşmek üzere dileğiyle diyoruz.
Öymen- Teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.