HaberTürk, Basın Kulübü Programı

HABERTÜRK – BASIN KULÜBÜ/3 AĞUSTOS 2003 / PAZAR

SORU: Sayın Öymen aslında CHP çok da karşı çıkmadı bu değişikliklere.  Genelde destekliyor ama sizin görüşleriniz farklı.  Siz AB ile de aslında bu işin çok ilgili olmadığını söylüyorsunuz.  Yani ulusal programlarda filan biz böyle bir taahhütte bulunmadık diyorsunuz.  

ÖYMEN: Şimdi CHP olarak tutumumuz ne ise benim de farklı görüşüm yok.  Şimdi bizim söylediğimiz şudur.  Mesele Türk yasalarını çağdaş hale getirmekse, demokrasiyi daha derinleştirmekse, toplumu daha sivil bir toplum haline getirmekse bu konuda bizim hiç kimsenin gerisinde kalacak halimiz yok.  Biz hepsinden, herkesden ileri olduğumuzu düşünüyoruz.  Bizim ölçümüz şu Avrupa ülkelerinin halklarının ne kadar hakkı varsa Türk insanının  da  o kadar hakkı olmalıdır.  Bizim çizgimiz bu.  O bakımdan  hiç kimse bize bu konuda mesafe koyuyorlar, efendim tutucu davranıyorlar demesin.  Bu konuda ilke olarak bizim hiçbir tereddütümüz yok.  O bakımdan bu paketleri falan da ilke olarak destekledik.  Ve biz inanıyoruz ki Türkiye için hedef gerçekten en kısa zamanda AB’ne üye olmaktır.  Burada yalnız bizim söylediğimiz şudur.  Diyoruz ki iki işi birbirinden ayırt etmek lazım.  Bir tanesi Türkiye’nin çağdaşlaşması,  demokrasinin derinleştirilmesi işidir.  Bu süreç yıllarca sürecek.  Bugün değiştirdiğimiz yasaları birkaç sene sonra çağa uydurmak için tekrar değiştirmek zorunda  kalacağız.  Bütün Avrupa ülkelerinde bu süreç devam ediyor.  Hiçbir yerde bitmemiş.  Fransa’da Devlet Reformu Bakanlığı var.  Şimdi bizim şu sırada tartıştığımız bu değil.  Bu uyum paketi dedikleri bizzat hükümetin kendi kaleminle yazdığı Ulusal Programdaki ifadesiyle bizim üyelik müzakerelerine oturabilmemiz için kaçınılmaz olan değişiklikler yani bunlar öyle değişiklikler olacak ki bunu yapmadığımız anda masaya oturamayacağız.  Şimdi diyoruz ki Türkiye’yi masaya oturtmamak için, Türkiye’nin üyeliğini geciktirmek için çalışan çeşitli çevreler var Avrupa’da başta Hristiyan demokratlar olmak üzere falan.  Şimdi bunlar her gün yeni bir taleple karşımıza  geliyorlar.  Her gün ellerinde yeni bir liste var.  İstediklerini yapıyorsunuz, yarın bir liste daha çıkarıyorlar.  Şimdi biz bu gibi çevrelerle gerçekten başetmek istiyorsak, yapacağımız iş şudur.  Uyum paketi dediğimiz yani masaya oturmamız için zorunlu olanları bitirelim, uygulamaya bakalım.  Bir taraftan demokratikleşme sürecini devam ettirelim.  Ama böyle kendimizi oyalanan bir ülke durumuna düşürmeyelim.  Yani sonu görünmeyen bir yoldayız.  Dibi görünmeyen bir tüneldeyiz. 

SORU:  Onur Bey başka bir şey soruyorum.  AB bunu istiyor muydu?

ÖYMEN:  Ama bunu anlatmadan öbürünü anlatamam.  Şimdi AB ne istiyor? AB’nin istediği çok ilginç.  Şimdi katılım ortaklığı belgesine bakıyorsunuz.  AB’nin hazırladığı ilerleme raporuna bakıyorsunuz.  İşte askerin çok rolü var diyorlar siyasette bu düzeltilmeli.  Örnek olarak  MGK’nu söylüyorlar.  Şimdi biz MGK’da değişiklik yaptık,  MGK’un sadece tavsiye kararı alabileceğini belirttik.  Onun  üzerine AB diyor ki bu değişiklik yapıldı ama diyor.  Yasalarda ne olduğu mühim değil fiiliyatta diyor bunların çok ağırlığı var.  Mesela askerler siyasi konularda, askeri konularda konuşma yapmıyorlar diyor.  Bundan da rahatsız.  Şimdi yarın öbür gün bizim bu değişikliğimizden sonra buna benzer eleştiriler devam edebilir.  Şimdi biz diyoruz ki AB ülkelerindeki ölçü ne ise bizdeki ölçüde o olsun.  AB’nin MGK benzeri kuruluşlarla ilgili tespit edilmiş bir normu var mı?  Yok.  Çeşitli AB ülkelerinde bizimkine benzer çeşitli kuruluşlar var.  Şimdi hükümetin yaptığı ne? Şimdi hükümetin yaptığı, Meclis’den geçirdiği şu; MGK’na verilen bütün yetkileri kaldırıyor fiilen.  Bir tek MGK’nın  sekreteryasını yapacak ve kanunlarla ve MGK’nın kendisine verdiği görevlerle yetinecek.  Onu yapacak, başka hiçbir görevi kalmıyor. Eski yasada mesela,  MGK ile ilgili araştırma, planlama, inceleme görevi filan var.  Bunları da kaldırıyorlar.  Başka bir değişiklik getirdiler Meclis’de müzakereler sırasında.  Cumhurbaşkanının, Başbakanının MGK’na görev verme  yetkisini kaldırıyorlar.  Bu dünyanın neresinde görülmüş.  MGK yasası değiştirilebilirdi, daha çağdaş hale getirilebilirdi, Avrupa ülkelerinden esinlenebilirdi ama yapılan o değil.  Yapılan ne var ne yok hepsini kaldırmak ve bunu tamamen anlamsız, gereksiz bir kuruluş haline getirmek. AB ülkelerinde böyle midir?   MGK yasasının 13. maddesi sıralamış bütün maddelerini A) maddesinden  a) fıkrasından  i) fıkrasına kadar.   Bunların hepsi kaldırılıyor.  Şimdi getirilen değişiklik bunların hepsinin yerine bu fıkraların iki tanesinde verilen görevler veriliyor.  Nedir o?  Bir tanesi MGK’nın Sekreterya hizmetlerini yapmak.  İkinci görevi kanunların ve MGK’nun kendisine verilecek görevleri yapmak.  Burada da Başbakanın ve Cumhurbaşkanının hakları da vardı, bunlar da kalkıyor.  Bunun dışındaki maddelerde yani  bizim  incelememiz bu.  Biz bunları söyledik Mecliste.  Kimse kalkıp da öyle değildir de demedi.  Bu maddenin MGK’nın görevlerinin tamamını kaldırıyorsunuz.  Ayrıca bir tek madde daha vardı.  9. madde , o da eğer Bakanlar Kurulu kabul ederse MGK tavsiyelerinin bunu takip etmek devlet organları nezdinde.  Bunu da Meclisteki görüşmeler sırasında bir önerge verdiler. Bunu da MGK’dan alıp, bir Başbakan Yardımcısına verdiler.  Yani ben şimdi bugün merak ediyorum. 

A. KILIÇ:  Kurda kuzuyu emanet ettiler.  Buna evet oyu verdiniz.

ÖYMEN: Buna niye niye evet oyu verdiğimizi anlattım.  Bizim evet oyu vermemizin nedeni şu: Türkiye’nin AB sürecinde hiçbir bahane vermek istemiyoruz karşı tarafa.  Eleştirilerimiz de yaptık.  Çünkü yapılan çok yanlış var.  Arkadaşlarımız komisyonlarda muhalefet şerhi koydular bazı maddelerine.  Ama buna rağmen biz buna  engel olmadık çünkü başka nedenlerle Türkiye’nin üyeliğine engel olmak isteyenlere bahane vermek istemedik.  Yoksa bu mükemmel bir yasa değişikliğidir demiyoruz.  Yapılan yanlışlar vardır, eksikler vardır.  Daha iyi yapılabilirdi.  Ama böyle yapılmıştır biz bu eleştirimizi dile getiriyoruz. 

 

ÖYMEN:  Ben geçmişte de biliyorsunuz.  Eski görevlerim dolayısıyla bu konularla ilgili çalışmalara katılmıştım.  Şimdi işin gerçeği şu. MGK devletin içinde bir devlet gibi hareket ettiği doğru değildi.  MGK bütün  icraatını Başbakandan aldığı yazılı talimatla yapardı. 

Soru:  Peki uygulamaları takip ve kontrol eder.  Neyle ilgili.  MGK’nın  hazırlanmasında ve bu kararlara ilişkin Bakanlar Kurulu kararlarının uygulamasında takip eder, yönlendirici, koordine edici işbirliğinde bulunur.  Savunma siyaseti dışında Milli Güvenlik siyasetini tayin, tespit ve gerektiğinde  düzeltme ve değiştirme görevlerini doğrudan veya  bakanlık, kurum ve kuruluşlarla da yapılacak müşterek çalışmalarda araştırır, planlar, inceler, hazırlar ve bu konudaki uygulamaları koordine eder, yönlendirir, sonuçlarını da değerlendirir. MGK  kararlarıyla ilgili Bakanların çalışmalarını kontrol etme gibi vardı MGK’nın.  

 

 

ÖYMEN: Şimdi ben size onu anlatmak istiyorum.   Şimdi sözünü ettiğiniz yetkileri benim bildiğim kadarıyla MGK her defasında Başbakandan yazılı talimat alarak yapardı.  Ama Başbakanlar bu yazılı  talimatı inceleyerek mi imzalarlardı, ayrıntıları düşünerek mi  yoksa genel yetki mi verirlerdi onu bilemeyeceğim.  Bunlar düzeltilmesi gereken şeyler mi evet.  MGK’nın eğer icrai yetkileri var idiyse ve Anayasamızda MGK’na sadece tavsiye kararı yetkisi vermişse gayet tabii ki bunun düzeltilmesi gerekiyordu yani hiç kimse demiyor ki bu yasanın bir maddesine dokunulmamalıydı.  Dokunulacak, değiştirilecek çok tarafı vardı.  O açıdan doğru yapılmıştır.  Fakat benim anlatmak istediğim başka bunu yaparken istemin tamamını ortadan kaldırıyorsunuz.  Şimdi AB ülkelerinde yok mu benzeri kuruluşlar var.      Var, oradaki devletler bun ihtiyaç duymuyor mu? Duyuyor.  Efendim her ay toplanan var mı? Var.  Mesela Litvanya AB üyeliğine kabul edildi.  Orada her ay toplanıyor MGK.  Şimdi Litvanya stratejik açıdan Türkiye’den daha mı önemli?  Yani orada her ay toplanınca demokratik, Türkiye’de 2 ayda bir toplanırsa ancak demokratik oluyor, ayda bir toplanırsa antidemokratik oluyor.  Bunu söyleyebilir misiniz?  Yani  Avrupalıları tatmin edelim diye ölçüyü kaçırarak benim gördüğüm Avrupa’daki örneklerini de dikkate almadan yapılmış bir değişiklik.  Yani en basit örneğini veriyorum size. Bir maddesinde yani önceki kanunun değiştirilen kanunun bir maddesinde Cumhurbaşkanının, Başbakanın, Kanunların ve MGK’un verdiği görevleri yapar diyor.  Şimdi bu cümlenin içinden siz Cumhurbaşkanı ve Başbakanı çıkartmışsınız.  Şimdi bunda bir mantık var mı?  Hangi ülkenin Cumhurbaşkanı veya Başbakanı buna benzer bir kuruluşa talimat verme yetkisinden kendini mahrum eder, böyle bir şey olabilir mi?  Başbakan diyemez mi bunlara, şunu inceleyin, bunu araştırın, şu konuyu takip edin planlayın demesi yanlış mı olur?  Niçin çıkartıyorsunuz? Emin Beyin dediği son derece doğru.  Yani hükümetin ne yaptığı belli değil bu işte.  Biz de onun için Meclis’te dedik ki  “ bu  size de lazım olur günün birinde” dedik. Yasa çıktı, Meclis’den çıktı henüz Sayın cumhurbaşkanı onaylamadı.  Onun için daha resmi gazetede yayınlanmadı ama Meclis’den çıktı.  Onu söyleyelim bir.  İkinci olarak esas benim belirtmek istediğim şu.  Bütün bu tartışmalar niçin yapılıyor.  Yani Avrupa’nın dile getirdiği bir rahatsızlığı gidermek için bir girişim yaptığı görülüyor.  Şimdi Avrupa’da nedir  izlenim.  Bize de söylediler.  Efendim Türkiye’de siyaseti asker ifade ediyor.  Askerler o kadar etkili ki – ilerleme raporunda da var AB’nin- yani askerler  siyasete yön veriyor. , asker ne isterse o oluyor Türkiye’de.  Öyle mi?  Biz Sayın şirin’le Meclis’te görev yapıyoruz.  Elimizi vicdanımıza koyalım.  Türkiye’de en yüksek karar mercii TBMM’dir.  Birçok hassas konuda karar aldık biz.  Bu kararlar içinde askerlerin  izlediği yaklaşıma aykırı olan kararlar da vardı.  Şimdi insaflı olalım.Bir tek örneğini Sayın Şirin hatırlıyor mu ki askerler Meclise belli bir karar çıkarılması için telkinde bulunsun, baskı yapsınlar.  Böyle bir örnek var mı?

ŞİRİN:  Hayır katiyen.    
                    
ÖYMEN:  Ben geçmiş tecrübelerden bahsederek söyleyeyim.  Bu hükümet için bir şey söylemek istemiyorum henüz.  İşte şöyle örnekler gördük.  Bazı konularda siyaset adamları yabancıların istediğini yerine getiremeyince şu veya bu nedenle.  Onlara demişlerdir ki “efendim biz bunları yapardık ama askerler mani oluyor”  ve böyle  öyle bir izlenim yaratılmıştır ki Türkiye’de askerler her şeye engel oluyor.  Her konuda askerler hakim.  Asker bir konuya hayır derse siviller, politikacılar hiçbir şey yapamazlar.  İşte biz şu anda siyasetçi olarak görev yapıyoruz Meclis’te.   İşte Sayın Şirin de beni  teyid ediyor.  Yani bir tane örneğini bulamazsınız.  Yani bir tek kere şu dönemde askerler Şu dönemde    Tezkere konusunda olsun, başka konuda olsun şunu şöyle yapın böyle yapın dememişlerdir.
SORU:  Yani Genel Kurmay Başkanı Özkök’ün yaklaşımları ile ilgili , mevcut kuvvet komutanları ile ilgili bir şey değil mi?  Yani 28 Şubat için de bunu söyleyebilir miyiz? 

ÖYMEN:  TBMM’den bahsediyoruz.

ŞİRİN:  28 Şubatı arızi bir hadise olmak görmek lazım gibi geliyor bana.

ÖYMEN:    Atatürk bizim temel felsefemiz.  Yani Atatürk üzerinden politika yapmaktan kasıt Atatürk’ün çizdiği çizgide Türkiye’yi yürütmeye çalışmaksa buna taraftarız.  Biz bunun savunucusuyuz.  Atatürk bu memleketin çimentosu Atatürk’ü, Atatürkçülüğü çektiğiniz zaman bu duvar yıkılır. Bu duvarın içinden Atatürkçülük tuğlasını çekemezsiniz.  O bakımdan Atatürkçülükle aşırı dinciliği birbirine karıştırmamak lazım.  Atatürkçülük bizim temel devlet felsefemiz.  AB’ye giriyorsak  Atatürk’ün  gösterdiği yolda yürüdüğümüz için giriyoruz. Çağdaşlaşıyorsak, laikleşiyorsak bütün bunlar  Atatütürk’ün gösterdiği çizgi, biz bundan vazgeçemeyiz.  Ve bunu böyle bazılarının dediği gibi Lozanistler,  fakan diyorlar eğer bu anlamda söylüyorlarsa  biz onlardanız.  Biz Lozanistiz.        

ÖYMEN:  Batı’da milliyetçili bizim anladığımız manada milli menfaatleri korumakta hiçbiri bizim gerimizde değil.  Bakın ABD Dışişleri Bakanlığının çıkarttığı  bir dergi var.  Derginin adı ulusal menfaatler.  Yani milli menfaatleri savunmak dünya’nın hiçbir yerinde ayıp değil.  Türkiye’de zannediliyor ki küreselleşme çıktı ortaya bu yeni bir ideolojidir, adeta yeni bir dindir.  Milli menfaatleri bir tarafa bırakalım, milli menfaatlerin yolunu açan insanları bir tarafa bırakalım.

SORU: Ordunun , Genel Sekreterliğin bu konudaki görüşlerini aldınız mı? Neydi bu konudaki yaklaşımları?

ÖYMEN:  Şimdi ben size şunu söyleyeyim belki tuhafınız gidecek.  Meclis’te yasa yapmanın belli kuralları var.  Bu kuralların bir tanesi bu gibi yasa tasarılarının vaktinde komisyonlara verilmesi, komisyon üyelerinin bu tasarıları incelemesine fırsat tanınması.  Şimdi bu 7. Uyum Paketi o şekilde getirildi ki geldiği gün görüşüldü AB uyum komisyonunda.  Ben mesela Ankara dışındaydım.   Birçok arkadaşımız yoktu komisyonda.  Biz katılma imkanı bulmadık görüşmelere.  Bunlar hoş şeyler değil.  Meclis tatile girmeden çıkartmak istiyorsanız iki hafta önceden gönderirsiniz.  Ve biraz daha çabuk olursunuz ama Meclis Komisyonlarında bunları görüşme fırsatı verilmeli.  Adalet Komisyonunda MGK’nın bir sivil danışmanının görüşlerinin ifade ettiğini işittik fakat onun dışında Komisyonlarda bunun kapsamlı bir biçimde danışıldığı kanısında değilim. 
 
SORU:Efendim, partiniz Meclis’te bir tane ana muhalefet partisi var.  Bir tane parti var nerdeyse diğerleri çok az temsil ediliyorlar.  Siz ayrıca yani bu kesimin de görüşünü almak lazım. 

ÖYMEN:  Gayet tabii. Demin de söylediğim gibi biz Meclis çalışmalarını Meclisin davet ettiği uzmanların dışında filanca kuruluşlarla direkt olarak partiler olarak temas ederek yürütme yolunu tercih etmiyoruz demin size ifade ettiğim sebeplerden.  Yani Meclis ‘in bağımsızlığını tam egemenliğini korumak için bu işleri Meclis’te yerleşik usullere göre yapıyoruz.  Meclis’teki yerleşik usuller de komisyonlarda ilgili kuruluşların görüşünün alınmasıdır.  Şimdi bu uyum paketleri 6. uyum paketi mesela AB Uyum Komisyonuna hiç gelmedi.  Denildi ki efendim yeni kurulmuştu da , işte resmi gazetede çıkmıştı.   Dediğim gibi geldiği gün bir iki saat içinde geçti.  Biz katılma imkanını bile bulamadık orada tartışmalara. 

ÖYMEN:  Şimdi bu ordu bizim ordumuz.  Yani siyasetçilerin ordudan çekilmesi eşyanın tabiatına aykırı.  Yani siyasetçilerin sahip olması gereken bir kavram ordu.  Orduyu yıpratmak bizim işimize gelir mi?  Biz NATO içinde 2. en büyük güç biziz. Osmanlı İmparatorluğunun yıkılması güçlü bir orduya sahip olmadığımız için.  Türkiye bu kadar büyük değerli bir güce sahip olacak sonra biz bunu her gün yıpratacak laflar edeceğiz.  Efendim işte ordudan duyduğumuz sıkıntıyı dile getireceğiz.  Eğer politikacılar görevini tam yapıyorlarsa  ordu politikacının ellerindedir.  Ordunun devlet içinde devlet olması mümkün mü?  Gayet tabii ki Genelkurmay Başkanı talimatını Başbakan’dan alacak.  Başka türlüsü olabilir mi?  Ama onların da üstünde meclis var.  Biz bunu anlatmak istiyoruz.  Dünya’ya yayılan izlenim ise Türkiye’yi askerlerin  idare ettiği.   ABD Savunma Bakan Yardımcısı diyor ki; “ Ordu tezkere için niye liderlik yapmadı Türkiye’ye.  Yani normal olarak yapması lazımdı niye yapmadı?  Avrupalılar da diyor ki “Ordu niye karışıyor bu kadar? Yani ikisi arasında da bir tutarsızlık var.  Şimdi bizim bütün bunları  önlemek için anayasal sistemimizi tam çalıştırmamız lazım.  Kuvvetler ayrımı sistemi var.  Meclisin görevi belli.  Hükümetin görevi belli.  Ordu hükümetin emrinde bir kuruluş.   Herkesin bunu böyle bilmesi lazım.  Dünya’ya da hiçbir politikacımız bir işi yapamadığı zaman orduyu suçlayarak onları yıpratma yoluna gitmemelidir.

SORU:  MGK Genel Sekreterlerinden Orgeneral Doğu Beyazıtla yapılmış bir röportaj vardı ve orada alınan bir cevap vardı.  Milli güvenlik siyaset Belgesi  MGK Genel Sekreterliği tarafından hazırlanıyor  fakat Bakanlar Kurulu tarafından onaylanıyor.  Son derece önemli bir belge.  Org. Doğu Beyazıt diyor ki her hükümet geldiğinde çok farklı fikirleri vardır ama Milli Güvenlik siyaset Belgesini görür.  Bu fikirlerinin çoğunu değiştirir.  Bir soru var.  Soru şu peki fikirler çatışırsa Milli Güvenlik Siyaset Belgesindeki görüşler çelişirse hükümete gelen partinin görüşleri de farklı ise ne olur?  O zaman  diyor ki  Doğu Beyazıt diyor ki”  görürsünüz ki o partinin çok fikirleri değişir” .  Burada şöyle bir şey var bu sözcükten anladığımız kadarıyla,  Hükümete bağlı bir kurum ve hükümetin MGK kurulunda üyeleriyle beraber belirlediği stratejilerin alt çalışmalarını yapan bir kurumdan ziyade bir belge hazırlayan ve bu belgeyi gelen siyasi iktidarla tartışan ve o siyasi iktidarın da görüşlerinin değiştiren bir yapı mı var ortada?  Bunu sormak istiyorum.  Empoze eden bir yapı mı var Onur Bey size sorayım.

ÖYMEN:  Önce belki bunun doğrusunu söylemek lazım. Doğrusu şu.  Milli Güvenlik Siyaseti Belgesi denilen ve çeşitli konuları kapsayan  belgeler vardır.  Bu belgelerin hazırlanmasında birinci derecede etkili olan Dışişleri Bakanlığı ile Genel Kurmay Başkanlığıdır.  MGK Genel Sekreterliğinin de katkıları olursa, Sekreterya hizmetini yapar, koordine eder falan ama esas işi yapan Dışişleri Bakanlığıdır. , Genelkurmay Başkanlığıdır ve diğer ilgili kuruluşların da tabii görüşlerini alarak bunlar hazırlanır. Hazırlandıktan sonra Milli Güvenlik Kurulu onayına sunulur , orada tartışılır hükümet üyeleri bir taraftan askerler ve belge son şeklini aldıktan sonra  Bakanlar Kurulunun onayına sunulur.  Eğer Bakanlar Kurulu onaylarsa bu bir anlam kazanır, yürürlüğe girer.  Onaylamazsa girmez.  Yani şöyle söyleyeyim zaman içinde Bakanlar Kurulu veya MGK bunun gözden geçirilmesini ister işte bu metinler yaşayan metinler.  Yani bir kere yazıldı artık bir daha bunun bir satırını değiştiremez diye bir kural yok.  Bunlar sürekli olarak değiştirilebilir.  Şimdi  bu vesileyle ben arkadaşımın söylediği bir noktaya değineceğim.  Yani öyle bir izlenim yaratılıyor ki Avrupa’da askerler bu politikalarla hiç uğraşmazlar, hiç ilgilenmezler , bir tek  verilen talimat gereğince “gez göz arpacık  “  derlerdi eskiden.  Kendi işlerinin bilirler başka hiçbir işle uğraşmazlar.  Gerçek bu değil.  Avrupa’da, Amerika’da askerler  askeri,-siyasi dediğimiz konularda sürekli olarak görüş oluşturlar, hazırlık yaparlar, mesela NATO’da.  Benim en son görevim NATO’daydı.  Üç şey vardır.  NATO Konseyi vardır.  Büyükelçilerin katıldığı ki en yüksek makam odur. Ama bir de askeri komite vardır.  Askeri komite Genelkurmay Başkanlarından oluşur ve demin sözünü ettiğim bir çok konu orada tartışılır.  Ondan sonra üst makamlara gelir.  Yani zannedilmesin ki Avrupa’da askerler ağzını açmaz, bir tek Türkiye’de askerler konuşur.  Onların sesini de kimse duymaz, kimse de ciddiye almaz.  Bakın kaç tane komutan Avrupa’da kitap yazdı. Bütün bu konularda-siyasi ve askeri boyutu olan konularda kitap yazdı.  En son işte Kosova Savaşında Vesley Clark , Amerikalı bir General NATO Başkomutanıydı ve içinde pek çok siyasi değerlendirme olan bir kitap yazdı. 

ŞİRİN:  Onur Bey siz Milli Siyaset Güvenlik Belgesini Milletvekili olarak alıp okuma imkanına sahip misiniz?  Siz bu konuların dışında kanun çıkartma yetkisine sahip değilsiniz….

ÖYMEN:  Tama da yani sizin söylediğiniz gibi olmuyor.  Mesela Milli Güvenlik Siyaset Belgelerinden bir tanesi Kıbrıs ile ilgili.  Kıbrısla ilgili olarak birkaç ay önce TBMM  öze ilişkin bir karar aldı, oybirliğiyle aldı.  TBMM’nin Kıbrıs’la ilgili bir kararı çıktı.  Bu kararı alırken biz milletvekilleri olarak acaba Milli Siyaset Belgemiz ne diyor diye sorduk mu?

SORU: Çelişiyor muydu Milli Güvenlik Siyaset Belgesindeki Kıbrıs maddesiyle.

ŞİRİN:  Çelişmiyor canım…

ÖYMEN:  Bunu hükümet bilecek. Benim anlatmak istediğim başka. Biz Meclis’te şöyle bir izlenim edinilmesin.  Sayın Şirin’in o kasıtla söylemediğine eminim ama şöyle bir izlenim edinilmesin.  Biz Meclis’te bir karar alacağımız zaman sorarız Milli güvenlik siyaset Belgesine uygun mu değil mi?  Öyle bir şey yok.   Biz irademizle karar alıyoruz.  TBMM’nin iradesini sınırlayan hiçbir şey yok. 

SORU:  Böyle bir doküman var eğer hükümet buna itiraz etse no olur dediniz?  Bu sorunun cevabı yok.  Doğru olup olmadığını nasıl biliyorsunuz? 

ÖYMEN:  Bu sorunun cevabı şu.  Benim mesleğim buydu.  Biz bu işin içinde yaşadık senelerce.  Hükümet veya asker kanadı, MGK belgelerinde bir değişiklik istediği zaman bu MGK’da görüşülür ve belge gözden geçirilir, değiştirilir.  Yani bunlar böyle Kuran gibi bir kelimesi değiştirilmeyecek metinler değil.  Her zaman günün şartları değiştikçe bu belgeler de değişir.  Siz zannediyor musunuz ki böyle siyaset belgeleri bir tek Türkiye’de var.  Hiçbir ülkenin böyle uzun vadeli planları yoktur bir tek Türkiye’de vardır.  Her ülkenin vardır.  Kamuoyunun önünde tartışılmaz. 

ŞİRİN: Onur Bey bir gizli oturumda bu Milletvekillerine anlatılamaz mı?

ÖYMEN:  Bunu hükümete sorucağız.  Benim size anlatmak istediğim şu; biz milletvekili olarak, siyasi parti olarak, Meclis’te görev yaparken kendimizin üstünde hiçbir güç hissetmiyoruz.  Ben sizin sorunuza cevap veriyorum müsaade ederseniz.   Bu geçtiğimiz aylar içinde pek çok karar aldık.  Siz kendiniz dediniz ki tezkere konusunda mesela ordunun silahlı kuvvetlerin görüşüne karşı bir karar çıkarttık. 

ŞİRİN: Tezkere konusunda ben ordunun görüşünü alma ihtiyacı hissetmedim.

ÖYMEN:  Efendim ben de onu söylüyorum.   Ortada bir Milli güvenlik Belgesi varsa ve bu Siyaset Belgesi haline gelmişse Hükümeti, Türkiye’yi MGK bağlıyorsa çıkarttığınız kanunları bunu bilerek mi bilmeyerek mi çıkartıyorsunuz?  Ben bunu soruyorum.

ÖYMEN:  Şimdi ben size şunu söyleyeyim bu belgeler, sadece  hükümeti bağlar, Meclisi bağlamaz. Siyaset belgeleri sadece icrayı bağlar, yasamayı bağlamaz.  Hükümet Meclise sunacağı yasa tasarılarında bunları dikkate alır. Eğer Meclisin iradesi başka yönde ise MGK’da bu belgeleri değiştirme imkanı var.  Bu Hükümetin görevidir, Meclisin değil.  Halka doğrusunu anlatmak lazım.  Yani biz Meclis  karar alırken, hiç bilmediğimiz, görülmez ama tepemizde bize hakim olan belgelerin karar filan almıyoruz.        Bu konular uzun yıllar kamuoyunun önünde tartışılmamıştır.  Şimdi işin esasının ne olduğunu bilmiyor.  Ve birtakım izlenimlerle değerlendirme yapıyorlar.  Rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi “ herkes fikir sahibi de bilgi sahibi olan yok” veya çok az .  Şimdi bu gibi çalışmalarda  diğer metodunu, yöntemini inceleyecek olursanız, onlar da bizden çok farklı değildir.  Şimdi ne yapılır.  Şu yapılr.  Güvenlik konularından bahsediyoruz.  Devletin güvenliği ile, savunması ile ilgili konulardan bahsediyoruz.  Devletin  çeşitli kuruluşlarının elinde ne kadar bilgi varsa bir araya getirilir.   Ondan sonra sivil uzmanlar, askeri uzmanlar bunları değerlendirirler, üzerinde çalışırlar.  Ondan sonra ilgili kurumlara gider,  işte MGK’ya gider,  en sonunda Hükümete gider ve siyasi karar alınır.  Hiç kimse diyemez ki efendim bu işlerde siyasetçilerin rolü yoktur. , askerler ne getirirse onlar  onu kabul eder.   Bir kere askerin getirdiği metin yok.  Gelen metnin içinde ben size çok açık söyleyeyim bundan fazlasını söyleyemem.  Ama bir metin varsa  bu metin üzerinde en fazla etkiyi yapan askerler değildir.   Dışişleri Bakanlığı’dır  
Askerin askeri konularda ne kadar etkinliği varsa, güvenlik ile bağlantılı siyasi konularda Dışişlerinin  o kadar etkisi vardır.  Çıkan metinler öyle askerlerin, politikacıların  sanki zorla
Kabul ettirdikleri metinler değil.  Devletin yalnız Dışişlerini de değil, ilgili bütün kuruluşlarını katkısıyla bunlar hazırlanır ve neticede, karar siyasi bir karardır. Şimdi politikacı derse ki ben yanı verilerden hareket ediyorum ama aynı sonuca varmıyorum ben politikayı değiştirmek istiyorum.  Yapması gereken şudur. Ayaküstü gidip  Rize’de veya başka bir yerde Sayın Şirin’den özür diliyorum.  Ayak üstü her gün  dış politika nutku atmak değil.  Önce bu belgeyi değiştirmek.   Ben devletin şimdiye kadar izlediği politikaları uygun görmüyorum.  Getirirsiniz, tartışırsınız, unsurlar varsa öğrenirsiniz.  Sonra siyasetçi olarak sorununuzu alırsınız.  Hükümet olarak dersiniz ki bundan sonra politikamız böyle olacak.  Kimse size itiraz edemez.  Kıbrıs konusunda olsun başka konuda olsun söz sahibi olan,  yetki  sahibi olan hükümettir. Meclise karşı sorumlu olan hükümettir.  Yani şu izlenimler ediniliyorsa hükümetler çaresizdir, askerler kararlaştırır, hükümetler de boynunu büker her şeye eyvallah der.  Bu yanlış eğer böyle durumlar oluyorsa bu hükümetlerin zaafından kaynaklanır.  Güçlü, cesaretli, sorumluluğunu bilen hiçbir hükümet hiçbir etki altında kalmaz.

Şimdi insaf sahibi bir insan kalkıp da Kıbrıs harekatı askerlerin o zamanki Bülent Ecevit hükümetine zorla kabul ettirdiği bir çözümdür diyebilir mi?  O siyasi bir karar değimliydi?  O zaman Hükümet,  Başbakan siyasi sorumluluğu alarak  karar vermemiş miydi?  Demek ki  hükümetler  cesaretle , dirayetli hareket ederlerse askeri konularda  da sorumluluk alabiliyorlar, almışlardır.  Bu bakımdan hiç kimse kalkıp da Ecevit’in o sırada hiçbir etkisi yoktu , o sırada kimse Genelkurmay Başkanı perde arkasında her işi o yürütüyordu, Ecevit de damga basıyordu.  Diyebilir misiniz?  Ecevit  hepimizin önünde, çalıştık Sayın  Ecevit zamanında ben bu işle görevliydim.  Kıbrıs şube müdürüydüm harekatta.

SORU:  Yani hükümet isterse Kıbrıs politikasını da değiştirir, Milli Güvenlik Siyaset Belgesini de değiştirir.  Gerisi bahanedir diyorsunuz.  Sizin yaklaşımınız öyle.

 ÖYMEN:  Gayet tabii.  Olmuş olay budur.  Kardak olayında böyle olmadı mı?   Kardak olayında biz de içinde yaşadık.  Siyasi makam almadı mı kararı?

SORU:  Onur Bey şöyle bir şey var.  Serdar Turgut bu yazıyı yazdı bir süre önce.  Örneğin Pakistan gibi Türkiye ile kısmen bir benzerlik kurulmuştu ordunun geleneksel olarak etkili olduğu.  Hakikaten de dünyanın hiçbir yerinde ülkeler, vatandaşlar odu askerlerine Mehmetçik demezler.  Çok özel bir yeri var muhakkak ki hepimiz bundan büyük bir heyecan duyuyoruz.  Ayrı bir yeri var Cumhuriyeti Türk ordusu kurdu bu çok önemli.  Bu tür ülkelerde eğer iletişim koparsa, etkileri azaltılırsa bu durumda geriye ordu bunu darbe biçiminde ortaya koyuyor.  İşte Pakistan’da öyle oldu deniyor.  Yani MGK’nın etkinliği demokratik sistemin de bir anlamda güvencesi diyordu Serdar Turgut.  Etkinliğinin azaltılması, ordunun görüşlerini dile getirmek konusunda sıkıntı çekmesine yol açar mı?  Bu iletişim kopukluğu uzun vadede demokratik sistemin yürümesine zarar verir mi?

ÖYMEN:  Madde 1 . Niçin bu şekilde geldi.  Çünkü AB bizden bunu istedi.  Niçin uyum paketi içinde geldi MGK yasası ile ilgili değişiklikler de müstakil ağımsız bir yasa tasarısı olarak sunulmadı Meclise.  Çünkü AB ile Kopenhag süreci çerçevesinde masaya oturmak için  yapılması zorunlu bir değişiklik gibi düşünüldü.  Demek ki AB’nin bir talebi  üzerine hükümet bunu getirdi Meclise.  Gayet açık.  Yoksa  7. uyum paketi içinde gelmezdi.  O zaman şu soruyu sormak gerekiyor.  AB ülkelerinde hükümetin getirdiği gibi midir iş?  Baştan da söyledik öyle değil bu diyoruz.  Öyleyse bunun daha dikkatli yapılması gerekiyordu.  Avrupa ülkelerindeki genel eğilimlere uygun olarak yapılması gerekiyordu.  En azından demin ir iki örneğini verdik.  Mesela sizin dediğiniz gibi, araştırma, planlama, inceleme gibi görevlerini kaldırmamak gerekiyordu MGK’nın.  İcrai kaldırmak doğrudur, sivilleştirmek doğrudur.  Bir kere daha tekrarlayayım hiç kimse bizim CHP olarak görüşümüzü yanlış anlamasın.  Biz tutucu değiliz.  Efendim askerlerin etkinliği devam etsin icrai konularda bunu söylemiyoruz.  Globalleşmeye karşı değiliz.  Bütün bunları yapmalıydık.  Ama yaparken, Avrupa normları neyse ona uygun yapmalıydık.  Size örnek veriyorum yani AB’ne kabul edilen bir ülkede her ay toplanıyorsa Türkiye’de bunu iki aya uzatmanın  anlamı nedir?  Demek ki AB’nin bir talebi olamaz bizden.  O ülkeden bunu istemediklerine göre bizden niye istesinler.  Şimdi o bakımdan buna benzer pek çok örneği var vaktinizi almak istemiyorum.  Şimdi ince tarafı işin şudur.  Bir demokrasiden vazgeçmemek lazım.  İki AB normlarına uymak lazım. Üç AB normlarına uyuyoruz diye ölçüyü kaçırmamak lazım.  Dört  askeri yıpratmadan uzlaşmayla bu işi yapmak lazım.  Bizim bu gibi konularda daha dikkatli olmamız lazım.

Soru:  28 Şubat süreci  Türkiye’nin AB üyeliğine engel  teşkil etti mi?

ÖYMEN: Türk silahlı kuvvetlerinin benim bildiğim kadarıyla hassas olduğu iki konu vardır. Bir tanesi terörizmdir, bir tanesi de gene terörizme dönecek olan kökten dinciliktir. Bu iki konuda hassas olmasını da kimse yadırgamamalıdır.   Hiç kimse Türk silahlı kuvvetlerini demokrasiye, rejime  bir tehdit gibi göstermemelidir.  AB önünde de bir engel gibi göstermemelidir.  Gündemimizi biraz yanlış koyuyoruz ortaya.  Türkiye’nin de AB üyeliği önünde ciddi engeller vardır.  Fakat sandığımız gibi bu engellerin en büyük bölümü Türkiye’nin içinden kaynaklanmıyor.  Bu engellerin en büyük bölümü Avrupa’dan kaynaklanıyor.  Esas tartışılacak şey ilan ettiler resmen.  Ben size somut örneklerini vereyim.  Mesela Avrupa Hristiyan Birliğinin başındaki zat.  Hans Pötering isimli bir Alman,  Avrupa  Parlamentosu  üyesi.  İlan etti ki Avrupa’daki Hristiyan Demokrat Partilerin çoğu Türkiye’nin üyeliğine karşıdır diyor.   Yani Türkiye bu yasaları çıkarırsa taraftar oluruz demiyor, Kıbrıs’ı çözerse taraftar oluruz demiyor.  Kendilerine özgü nedenlerle karşılar.  Şimdi bizim elbirliğiyle iktidarıyla, muhalefetiyle, basınıyla, akademisyenlerle topyekün bir mücadele açmamız lazım.  
Türkiye’ni üyeliğini engelleyen dış çevrelere karşı içerde  düzenlemeleri yapmaya devam edelim.  Yasaları çıkarttık iyi oldu.  Uygulamaya bakalım.  Yetmez bunların en iyisini yapsanız bile bu dış mücadeleyi veremediğimiz takdirde başarıya ulaşamayacağız.  Halk da çok büyük bir hayal kırıklığı olacak.   O zaman Avrupa’ya karşı eğilimler, batıya karşı eğilimler gelişebilir ve bundan herkes kaybeder. 

Şimdi doğrusunu itiraf etmek gerekir ki esas itibariyle siyasetçilerin, politikacıların rejime sahip çıkması lazım.  Rejimi zorlamaması lazım.  Yani birtakım laikliğe karşıt davranışlarda ısrar ederseniz , efendim yürüyen anayasa sistemini bırakıp da yepyeni bir anayasa koyalım derseniz-anayasa değişikliğini kastetmiyorum- tamamıyla bir tarafa bırakıp çöpe atalım yepyeni bir anayasa.  Efendim parlamento sistemini bırakalım, başkanlık sitemini getirelim.  30 yıldır izlediğimiz bütün dış politikalar yanlıştır, bambaşka dış politikalar yapalım.  Şimdi böyle çıkışlar yaparsanız rejime siz zarar verirsiniz.  Yani rejimi siz zorlarsınız.  Bu gibi yöntemlere gitmemek lazım.  Rejime sahip çıkmak yalnız askerin sorumlu davranışı ile  olmaz. İktidarın da sorumlu davranması lazım.  Maalesef son zamanlarda  biz bu konuda çok tedirginlik yaşadık ve halen de yaşıyoruz.  Yani muhalefete yeterince söz vermemek ve başka muhalif görüşlere, kamuoyundaki  eleştirilere yeterince kulak asmamak.  Dediğim gibi rejimin temelini değiştirecek yaklaşımlar sergilemek.  En önemlisi Türkiye’nin temel taşı olan laikliği zorlamak.  Laikliği zorlarsanız, rejimin temeline dinamit koyarsınız.  Askerin müdahalesi şart değil.  Toplumun yapısını, dokusunu bozarsınız.  Yani şimdi buradan açıkça söylemek istemiyorum ama   halkın huzurunda da bazı şeyleri açıkça söylemek lazım.   Anayasa mahkemesinin kararı varsa kamu alanlarında  türban giyilmez diye siz gidip de Türkiye’yi Avrupa’ya şikayet edemezsiniz bizde din özgürlüğü yok diye.  Anayasa mahkemesi kararlarını yok sayamazsınız.  Ben iktidarım istediğimi yaparım, yapamazsınız. Benim önümde yabancı parlamenterlere hükümet yetkilileri Türkiye’de Müslümanların din özgürlüğü yoktur dediğiniz anda siz rejiminiz hakkında çok ciddi tereddüt uyandırırsınız.  Benim anlatmak istediğim, vermek istediğim mesaj şu.  Rejime sahip çıkmak, demokratik , sosyal hukuk devletine sahip çıkmak yalnız askerlerin sorumluluğunda olan bir konu değildir, hükümetin de sahip çıkması lazım.  Bizim hepimizin rejimi, bu demokrasi hepimize lazım.  Biz her gün bir ucundan rejimi zorlarsak biz yani politikacılar veya bu konuda hükümet rejime zarar verir diyorum.  Bir gün kalkacaksınız anayasayı baştan aşağı değiştireceğim diyeceksiniz.  Bir gün kadromu kurarım bu normaldir diyeceksiniz.  Avrupa’da var mı örneği.  Bir gün kalkacaksınız Anayasa Mahkemesi Kararı yanlıştır diyeceksiniz. Avrupa’da var mı böyle bir şey.  Şimdi bu konuları akademisyenler de tartışır, basın da tartışır.  Her dem politikacılar da tartışır.  Ama hükümet devletin esasını teşkil eden  rejimi her gün tartışmaya açamazsınız.

ŞİRİN:  Bu konuşmalarınızdan sanki hükümet rejimi gıdıklıyor gibi bir intiba çıkıyor.  Nerden çıkarıyorsunuz bunu?

ÖYMEN:  Nerden çıkarıyorum şuradan çıkarıyorum.  Bir Bakan , Hükümetin resmi temsilcisi yabancılara Türkiye’de Müslümanların din özgürlüğü yok derse.

ŞİRİN:  Kim söyledi bunu?

ÖYMEN:  Dışişleri Bakanı söyledi benim önümde söyledi.

ŞİRİN:  Yanlış yapmış. Onu şahsi yanlışlığı olarak alıyorum ben.

ÖYMEN:  Şahsi yanlış olabilir mi?  Bakanlar şahsı adına konuşur mu?   Karma Parlamento Komisyonunda. Yabancı parlamenterler diyor ki; siz de  Türkiye’de Gayrimüslümlerin din özgürlüğü yoktur diyor.   Sayın Dışişleri Bakanımız da diyor ki;  “ o bir şey değil, Türkiye’de Müslümanların din özgürlüğü yok” diyor hepimizin önünde.  Şimdi biz bunlardan rahatsızlık duyuyoruz.  Bizim hükümeti  bu konularda eleştirmelerimiz sebepsiz mi zannediyorsunuz?      
 
Soru:  Bunda ciddi bir sorun görüyor musunuz?  Dışişleri bakanlığında zaten bunlar Türkiye’de içerde konuşuluyor. 

ÖYMEN:  Olur mu öyle şey bir ülkenin Dışişleri Bakanı.   Ben bunları kastediyorum.  Yabancı bunu nasıl anlar?  İktidar partisi kendi ülkesinde din özgürlüğü olmadığından şikayet ediyorsa demek ki bunu değiştirecek durumda değil.  Bunu yabancıya şikayet ediyorsunuz.  Askerlerle ilgili yurt dışındaki eleştiriler buradan kaynaklanıyor.  Herkes ne anlayacak bundan.  Hükmet şikayetçi din özgürlüğü olmadığından, demek ki asker mani oluyor hükümete, demek ki hükümet söz sahibi değil.  Hükümetin çoğunluğu var Meclis’te getirin istediğiniz yasayı tartışalım.  Yabancılara     Türkiye’yi şikayet etmeyin.  AB’nin gözünde de Türkiye’yi  özgürlüklerin olmadığı, din özgürlüklerinin olmadığı, askeri baskı nedeniyle hükümetin çoğunluğuna rağmen gerekli düzenlemeleri yapamadığı bir ülke gibi takdim etmeyin, bunu söylüyorum.  Eğer  bir ülkenin hukuk sistemi varsa, hukuk sisteminde de bir anayasa mahkemesi var.  Anayasa mahkemesinin de bir kararı varsa herkes de buna uymak zorundaysa, siz hükümet olarak her gün  bundan şikayet ederseniz bu rejimi zorlamaz mı? 
Hukuk devleti demek kuralları olan bir devlet demek.  Anayasa Mahkemesi kararları bağlayıcıdır.  Hükümet Anayasa kararlarını beğenmeyebilir, reddedebilir, siyasi bir tavırdır ama uymak zorundadır.  Benim vermek istediğim mesajın özü şu:  Sivil olarak , politikacı olarak hepimizin görevi rejime sahip çıkmaktır, sivilleşmeye sahip çıkmaktır,  Türkiye’nin   AB ile bütünleşmesine sahip çıkmaktır. Bütün bunları yaparken görüşümüze aykırı bir şey olunca burada istisna  yapabiliriz demeyeceksiniz.  Anlatmak istediğim bu. 

Bizİm şöyle bir gözlemimiz var.  Bir taraftan AB üyeliği konusunda AKP’nin bir gayret içinde olduğunu görüyoruz ve biz bu gayreti destekliyoruz.  Aslında bizim öteden beri  savunduğumuz görüşler budur.  Türkiye’nin bir an önce AB’ne tam üye olmasını istiyoruz bunu çok açık bir çizginin de bir doğal sonucu olarak görüyoruz.  Bu işin bir tarafı fakat bu konularda AKP’nin bir Avrupa ülkesinin siyasi partisi gibi davranmadığını görüyoruz.  İşte kadrolaşma bunun örneklerinden biridir.  Emeklilik yaşını indirmek bunun örneklerinden biridir.  Avrupa’da hiç örneği olmayan şeyler yapıyorlar.  Buna benzer Çevre Bakanlığının Avrupa’nın en duyarlı olduğu kaldırılması bunlardan biridir.  Bütün bunları bir bütün olarak gördüğünüz zaman söylemde  AKP’nin  AB ile bütünleşmekten yana olduğunu fakat uygulamada pek çok yasaların Meclise sunulmasında aynı çizgide davranmadığını görüyoruz.  Şimdi bu türban konusunda da benim görüşüm AKP’nin çok değerli bir üyesiyle aynıdır.  O da Diyanet İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Aydın’dır.  O türbanın İslamiyetin gereği olmadığını söylemektedir.  Türkiye2de düşünebiliyor musunuz Diyanet İşlerinden sorumlu Devlet Bakanımızın eşinin başı açıktır ve biz kendisini kutladık.  Bu tavrı dolayısıyla yurt dışında  Türkiye’yi çok iyi temsil etmiştir eşiyle birlikte.  Meclis kürsüsünden bu konudaki takdir hislerimi söylemişimdir.  Öyle anlaşılıyor ki AKP içinde herkes aynı görüşte değildir.  Bir de hukuk devleti olmaya özen göstermesi daha fazla öznem  göstermesi gerektiğini düşünüyoruz ve son olarak da asker sivil ilişkilerinde daha dikkatli  bir üslup izlemesini tavsiye ediyoruz, askerleri adeta bir hedef  tahtası haline getirmemelerini tavsiye ediyoruz.  Bunu açıkça söylemeseler bile bazı tavırları ve davranışları  bunlar Türkiye’ye hizmet emiyor ve bir de Türkiye’de Müslümanların veya Hristiyanların özgürlüğünün bulunmadığı yolundaki söylemlerini çok yadırgadığımızı belirtmek istiyorum.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.