Star Haber, Irak Konulu Başbakanlık Toplantısı Sonrası Demeç

25.12.2002
Star-Haber 24
24.12.2002 Irak konulu Başbakanlık Toplantısı Sonrası Demeç

SORU:
Hükümetin Irak konusuyla ilgili kararı ve yaklaşımı hakkında ilk gözleminiz nedir?

ONUR ÖYMEN:
Hükümetin sonunda muhalefete bilgi verme ihtiyacını hissetmesini olumlu karşılamak lazım. Bu konuları biz hiçbir zaman iç politika çekişmesi yapmadık çünkü Türkiye’nin ulusal çıkarları söz konusudur. Bugüne kadar bizim sadece basın yoluyla bilgi edinmemiz önemli bir eksiklikti. Sayın Başbakan’ın konuyla ilgili bize bilgi vermesinden memnun olduk, aynı zamanda Sayın Genel Başkan Deniz Baykal çeşitli sorular sordu, kaygılarını ifade etti, düşüncelerini söyledi. Öyle anlıyoruz ki, hükümet bu konuda bir karara varmış değildir. Bu karara ne zaman varacaklarını bilmiyorum ancak önümüzdeki günlerde bir karar alma durumunda olacaklarını tahmin ediyoruz.

Başbakan konuyu basına da açıkladı bize de çok açık bir şekilde söyledi ki, şu veya bu yönde bir karar alınmış değil. Zaten bu konuyla ilgili karar alma hükümetin yetkisinde olan bir iş değil. Bu tip konularda kararı almak TBMM’nin yetkisindedir. Çoğunluk iktidarı dahi olsa kararı alacak kurum TBMM dir. Hükümetin yapacağı iş TBMM’ne konuyla ilgili bir öneri getirmektir. Henüz bu öneriyi getirmedi, ne zaman getireceklerini de söylemedi, bu bakımdan biz şu anda hükümetin alacağı tavrı bekliyoruz.

Bu konuda CHP’nin yaklaşımı ne, onu müsaade ederseniz söyleyeyim. Biz bu soruna barışçı bir çözüm bulunmasına öncelik veriyoruz ve barışın korunması Türkiye açısından son derece önemlidir. Türkiye yaklaşık 80 yıldan beri barış içinde yaşıyor ve bu bölgede bu kadar süre zarfında barış içerisinde yaşayan tek ülkedir. Bütün Avrupa ülkeleri içerisinde de sadece 3 ülke var bu kadar uzun süre barış içinde yaşayan.

Amerika’nın Irak’a müdahale konusunda ne kadar kararlı olduğunun farkındayız, fakat yine de barışa son dakikaya kadar şans tanımak lazımdır, diplomasi yolunu sonuna kadar kullanmak lazımdır. BM Güvenlik Konseyi’nin aldığı 1441 sayılı karar var, bu kararın tam olarak uygulanması halinde beklide bir müdahaleye ihtiyaç kalmayacaktır. Bütün BM üyelerine bu konuda önemli görevler düşüyor. BM denetçilerinin raporu verilecektir ve daha önümüzde bunun incelenme safhaları var.

Eğer BM denetçilerinin raporu olumlu çıkarsa Amerika bir saldırıyı haklı gösterecek gerekçe bulmakta zorlanabilir. O bakımdan bu rapor son derece önemlidir. Bunun ötesinde şuna da dikkat etmek lazım, eğer bütün barış yolları tükendiği ve müdahale kaçınılmaz hale geldiği takdirde de bir meşruiyet sorunu var, yani bu müdahalenin mutlaka meşru olması lazım. Uluslararası alanda meşru bir temele dayanması lazım. Bizim CHP olarak titizlik gösterdiğimiz konulardan biri budur. Sayın Genel Başkan dünkü grup toplantısında da açıkladı, biz bu müdahalenin meşruiyetine büyük önem veriyoruz.

SORU: Dün Başbakanlıkta yapılan görüşmede, ABD’nin 80.000 – 90.000 askerinin 5 yıl süreyle güneydoğu hattında konuşlandırması talebi konusundan bahsedildiği hakkında basında pek çok haber çıktı, bu konuda siz ne diyorsunuz?

ONUR ÖYMEN:
Şimdi, bu konuşmanın içeriği hakkında bilgi vermek bize ait bir görev değildir. Tabii Başbakan’ın bize söylediklerini basına bizim açıklamamız yakışık almaz. Ama şu kadarını söyleyeyim ki,  Başbakan’ın bize söylediklerinin arasında ki en önemli söz, hükümetin bu konuda henüz bir karar almış olmamasıdır. Bunun üzerinde dikkatle duruyoruz, demek ki, hükümet henüz bir düşünme ve değerlendirme aşamasında. Sanıyorum ki, kesin bir karara varmadan önce barış yollarının tamamen tükenip, tükenmediğini değerlendirmek lazım. Burada da ölçü BM denetçilerinin vereceği rapordur. O da Ocak ayı içerisinde netleşecek, hatta Ocak ayı sonlarında olacak. Yani, daha barış yollarının tükenip, tükenmediğini bilmeden bir askeri müdahale ile ilgili karar almak biraz erkende olabilir. Tabi, bunun takdiri hükümete aittir ve kararı verecek olanda TBMM dir.

Bu noktada bizim çok soğukkanlı olmamız lazım. Uluslararası basında yazılanları ve komisyonlarda yapılan konuşmaları biz de okuyoruz, fakat Türkiye açısından meseleye baktığımızda, önceliğimiz nedir diye sorarsanız, önceliğimiz barışçı bir çözüme ulaşılmasıdır. Irak meselesini hiç çözülmeyecek bir meseleymiş gibi düşünmek için henüz erken, daha önümüzde birkaç safha var.

Soruya tekrar gelirsek, aslında daha önce de çeşitli haberler yayınlandı. Sayın Başbakan bunları tekzip etti ve gerçek olmadığını söyledi.

Şimdi, bir iki hususu ayırt etmek lazım. Yani, düşünülen çeşitli fikirler ve senaryolar nelerdir, olasılıklar nelerdir? Bu başka bir iş. Ama, Türkiye’nin kabul edebileceği senaryolar nelerdir, bu başka bir iş. Bunları birbirinden ayırt etmek lazım, karıştırmamak lazım. Türkiye’nin kendi çıkarlarını düşünerek, güvenlik çıkarlarını düşünerek hareket etmesi gerekiyor. Burada dikkat etmemiz gereken birinci unsur güvenlik konusudur.

Konunun ekonomik boyutu da çok sık gündeme getirildi, doğrudur Türkiye meselenin ekonomik yönünü de düşünmelidir. Körfez savaşından aldığı derslerin ışığında, böyle bir çatışmanın ekonomik açıdan Türkiye’ye neye mal olabileceği mutlaka düşünmemiz gerekiyor. Ama bundan daha önemlisi deminde söylediğim gibi Türkiye’nin güvenlik çıkarlarıdır. Böyle bir operasyon Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını nasıl etkiler, ne tip sonuçlar doğurur, kuzey Irak’ta ne gibi değişimler ve sonuçlar ortaya çıkabilir. Oradaki yapıyı etkileyebilir mi? Oradaki soydaşlarımızı, Türkmenleri nasıl etkiler? Bir göç dalgası başlayabilir mi?

Şimdi, aslında bu gibi konuların çok serinkanlı biçimde değerlendirilmesi lazım. Türkiye’ye ne getirir, ne götürür. Bu bakımdan Türkiye’ye düşen, öncelikle güvenlik çıkarlarını korumaktır. Bununla bağlantılı olarak, sınırlarının ötesinde istikrarın ve Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması bizim için öncelikli bir hedeftir. Ayrıca yeniden yaşanabilecek bir göç dalgasının ortaya çıkmaması önemlidir. Körfez savaşını unutmayın ki, 15 günde 450.000 göçmen geldi. Dünyada hiçbir ülke bu boyutta ve bu kadar hızlı bir göçü kolay kaldıramaz.

SORU:
Türkiye’nin ABD’ye halen bir cevap vermemiş olması konusunda ne düşünüyorsunuz?

ONUR ÖYMEN:
Şimdi, bu durumlar bizim başımıza ilk defa gelmiyor. Türkiye geçmişte de bir savaşa katılması için çeşitli telkinler ve baskılara maruz kalmıştır. Bunun da en bariz örneği II. Dünya Savaşı zamanında Türkiye üstüne yapılan baskılardı savaşa katılması için. Daha sonra sınırımızda cereyan eden İran-Irak savaşı, Türkiye’nin savaşa katılması tehlikesini ortaya çıkarttı. Akabinde Körfez savaşı başka çatışmalara sebep oldu sınır bölgemizde, Türkiye geçmişte, Cumhuriyet döneminde, liderlerimizin devlet adamlığı özelliklerini daima ön plana çıkararak, ülkemizi bu tip çatışmaların dışında tutmayı başarmıştır. Yani, başkaları telkinde bulundu diye mutlaka Türkiye’nin; “artık direnme gücümüz yok, bu çağrıları kabul etmeliyiz” diyecek bir hali yok.

Türkiye kendi çıkarlarına öncelikli düşünmek zorundadır. Burada bahsettiğimiz konu insanlarımızın can güvenliği ile ilgilidir. Amerika  ile çok iyi ilişkilerimiz var, bu ilişkiyi sürdürmek zorundayız ancak ekonomik zorluklar ulusal güvenlik çıkarlarımızdan fedakarlıkta bulunmayı gerektirmez. Hiçbir koşulda gerektirmez.

Bir çatışma bizim dışımızdaki nedenlerden dolayı kaçınılmaz hale gelirse, o zaman ne yaparız? Bunu da tabi düşünmek lazım, bu senaryoları çok iyi değerlendirmek lazım ve bu senaryolarında Türkiye’nin geleceğini nasıl etkileyebileceğinin çok iyi değerlendirmek lazım. Ama bu başlangıçta, her şeyden önce hükümetin sorumluluğunda olan bir konudur ve bizim yapabileceğimiz, şu anda yaptığımız, bir, barış tercihini ortaya koymaktır, iki, meşruiyet ilkesini aramaktır ve üçüncüsü de çeşitli alanlarda kaygılarımızı dile getirmektir, biz de bunu yapıyoruz.

Bu gibi önemli konular güncel eğilimlerle, duygusal eğilimlerle veya dış baskılara göre karara bağlanmaz. Ülkenin genel hedef ve çıkarları doğrultusunda değerlendirilmelidir.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.