TBMM Genel Kurulu, Türkiye İle ABD Arasında Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesiyle İlgili Anlaşma

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN TBMM GENEL KURULUNDA TÜRKİYE İLE ABD ARASINDA NÜKLEER SİLAHLARIN YAYILMASININ ÖNLENMESİYLE İLGİLİ ANTLAŞMA HAKKINDA YAPTIĞI KONUŞMA – 24 OCAK 2007

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Amerika Birleşik Devletleri arasında nükleer silahların yayılmasının önlenmesiyle İlgili anlaşma hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda size bazı bilgiler vermek istiyorum önce. Nükleer silahların yayılmasının önlenmesi konusunda Cumhuriyet Halk Partisinin ne kadar kararlı ve istikrarlı bir tutum izlediğini biliyorsunuz, ama, bu anlaşmada bizim dikkatimizi çeken bazı noktalar oldu, bunu bilginize getirmek istiyorum.

Şimdi, önce, anlaşmanın gerekçesine bakıyoruz; anlaşmanın gerekçesinde, Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasında, günümüzün koşullarının doğurduğu çıkar ve amaç birliğinden bahsediliyor. Gayet tabii ki, Amerika Türkiye’nin müttefikidir; gayet tabii ki, çıkar ve amaç birliği olması doğaldır, ama, son günlerde Sayın Başbakanımızın demeçlerini okuyoruz, televizyonlarda dinliyoruz ve çok ciddi eleştirilerine tanık oluyoruz. “Güya stratejik ortak olacaktık” diyor, “Amerika’yı eleştiriyorum” diyor. Bütün bunların ayrıntısına girmeye gerek yok, ama, belli ki, orada ciddi bazı sorunlarımız var Amerika’yla. Böyle metinleri yazarken, arkadaşlarımızdan rica ediyoruz, biraz daha dikkatli ve günün koşullarına uygun bir üslup kullansınlar.

Şimdi, daha önemli bir nokta var, o da şudur: Bu gibi metinler önümüze geldiği zaman, biz isteriz ki, bu metinlerdeki bilgiler doğru olsun. Eğer bir metinde yanlış bir bilgi varsa, o zaman, bunun mutlaka düzeltilmesi lazım, düzeltilmesi için de komisyona çekilmesi lazım.

Şimdi, Meclise sunulan metne bakıyoruz -Dışişleri Komisyonu raporunda da var, bize, Dışişleri Komisyonunda yetkililerin verdikleri bilgi de bu doğrultudadır- aynen şöyle diyor:  “Amerika Birleşik Devletleri ile NATO üyesi diğer ülkeler arasında yapılmış bu tip bir anlaşmanın bulunmadığı… “Yani, sadece Türkiye’yle böyle bir anlaşma yapılıyor NATO ülkeleri arasında, başka NATO ülkeleriyle yapılmıyor. Şimdi, Amerikan Büyükelçiliği yetkilileri bizi ziyaret ettiler. Biz bunu, çünkü, muhalefet şerhimizde de koyduk, buna işaret ettik, bu nasıl iş dedik. Yani, niçin bir tek Türkiye’yle yapılıyor da, başkasıyla yapılmıyor? Buna işaret ettik. Amerika Birleşik Devletleri yetkilileri bizi ziyaret ettiler ve biz bunu söylediğimiz zaman hayretler içinde kaldılar. “Kim söyledi size bunu?” dediler. “Biz” dedik, “devletimizin yetkilileri söyledi.” “Hayır” dediler, “Alakası yok, biz başka NATO ülkeleriyle de yaptık.” Yani, eğer öyleyse, o zaman, bu metinde yer alan ifadeler gerçeği yansıtmıyor. Bizim muhalefet şerhimizde de bu bilgilere dayanarak ifade ettiğimiz bazı görüşlerin de gözden geçirilmesi gerekiyor, ama, bu, şunu gösteriyor: Eğer, Amerikalıların dediği gibi gerçekten başka ülkelerle imzalanmışsa Dışişleri Komisyonuna yanlış bilgi verilmiştir ve Meclise sunulan metnin mutlaka düzeltilmesi lazımdır, çünkü, biz, Meclis arşivlerine, tarihe yanlış bilgilere dayalı bir metin koyduramayız. O bakımdan, bu gerekçeyle bu metnin geri çekilmesini rica ediyoruz komisyon tarafından ve bu yanlışlığın düzeltilmesini rica ediyoruz.

Bir başka nokta daha var, o da son derece önemlidir. Şimdi, biz bu gibi metinlerin görüşülmesi sırasında Dışişleri Komisyonunda bir şeye çok dikkat ediyoruz. Türkiye ile anlaşma imzaladığımız ülkeler arasında tam bir eşitlik olmalıdır. Başka bir ülkenin, Türk makamlarını ikinci planda bırakarak karar vereceği, onların tercihlerine Türkiye’nin riayet edeceği, son kararın hep yabancılara ait olacağı gibi ifadeler bizim devlet anlayışımıza uygun değildir, anlaşma tekniğine de uygun değildir. Gayet tabii ki, uluslararası ilişkilerde bir ülke yardım veriyorsa onun da bir söz hakkı olacaktır, onun da görüşü olacaktır, bunu makul karşılarız. Ama, hep onlar karar verecek, hep biz kabul edeceğiz anlamını verirsek Türkiye’yi ikinci sınıf bir devlet durumuna düşürürüz.

Baktık, bu metinde, özellikle metnin 1/d maddesinde ve 3’üncü maddesinde buna benzer ifadeler var. Bunu, Dışişleri Komisyonunda dile getirdik ve Adalet ve Kalkınma Partisine mensup değerli arkadaşlarımız, Komisyon Başkanımız da bunu makul karşıladılar ve bunun iyileştirilmesi için birlikte gayret sarf ettik. Dışişleri Bakanlığına, hatta bizzat Dışişleri Bakanına bu konudaki görüşlerimizi anlattık. Bizi ziyaret eden Amerikalı yetkililere de bunu bahsettik, bunu söyledik. Dedik ki, bu nükleer silahlara karşı, bu silahların yayılmasına karşı işbirliğine biz ilke olarak karşı değiliz. Gayet tabii ki, bizim öze ilişkin bazı görüşlerimiz var. Demin arkadaşlarımız da anlattı. Mevcut Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasına göre, aslında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin daimi üyeleri hariç, başka ülkelerin bu silahlara sahip olmaması lazım. Ama görüyoruz ki, Amerika, maalesef, bazı ülkelerin bu silahlara sahip olmasına göz yumuyor. Buna itiraz ettik. Mesela, Pakistan ile Hindistan’ın bu silahları üretmesine karşıydı Amerika, fakat, sonra baktık, her iki ülke de nükleer denemeler yapınca Amerikalılar gittiler, bunlarla anlaşma imzaladılar. Hindistan’la anlaşma imzaladılar. Pakistan’ın bu silahları üretmesini içine sindirdi Amerika. Kuzey Kore bu silahlarla ilgili deneme yaptı. Amerika “Bir daha yaparsanız çok kötü olur” filan diyerek birinci denemeyi içine sindirdi. Dedik, bunlar yanlış şeyler. Bu silahlara sahip başka ülkeler var Orta Doğu’da. Arkadaşlarım söyledi. Bunu da içinize sindiriyorsunuz. Yani, bu konuda, biz dedik, Amerika’dan ilkeli bir tutum bekliyoruz ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşmasına uygun bir tutum bekliyoruz ve dedik -demin söylediğimizi söyledik- bu anlaşmanın metninde Türkiye’yi böyle dengesiz, ikinci sınıf, hep Amerika karar verecek, Türkiye kabul edecek tarzında bir duruma düşürmeyin dedik. Amerikalılar bunu makul karşıladılar. “Eğer” dediler, “Mesele buysa bunu düzeltebiliriz” ve bize yazılı olarak bizim istediğimiz doğrultuda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dışişleri Komisyonunda ifade ettiğimiz doğrultuda nasıl düzeltmeler yapılabileceğini bildirdiler. Metni elimizde. Amerikalılar tarafından bu metne nazaran yapılabilecek iyileştirme önerileri elimizde. Şimdi, bunu Dışişleri Bakanlığına söyledik, dedik, “Amerika hazır, bizim istediğimiz doğrultuda bu metni iyileştirmeye hazır.” Ve iki toplantı üst üste, burada, Sayın Dışişleri Komisyonumuzun Başkanının da gayretleriyle Mecliste bunu görüşmedik, sırf bu iyileştirmeye imkân vermek için. Şimdi, bakıyoruz, eski metin, yani düzeltilmemiş metnin burada kabulü için Dışişleri Bakanlığı ısrar ediyor. İnanılır gibi bir şey değil. Yani, akla aykırı. Hiç bunun örneğini görmedik. Biz buna taraftarız. Mecliste Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımız da bizimle aynı görüşte olduklarını ifade ettiler, Amerikalılar da aynı görüşte, iyileştirme yapacağız, iyileştirmeye izin vermiyor Dışişleri Bakanı, “Hayır” diyor, “Biz eski ve sizin sakıncalı bulduğunuz metni geçireceğiz.” Şu anda huzurunuza gelen metin iyileştirilmemiş eski metindir.

Değerli arkadaşlar, bu sözlerimi zabıtlara geçiriyorum. Bunun başka bir örneğini Türkiye Büyük Millet Meclisinin tarihinde bulamazsınız. Böyle bir durum hiç yaşanmadı. Benzeri bir durum oldu, Japonya’yla bir anlaşmada aynı örnek yaşandı, rica ettik düzeltilmesi için, Dışişleri de kabul etti, Japonya da kabul etti, metnin düzeltilmiş şekli geldi, öyle geçirdik Meclisten. Şimdi, metnin düzeltilmesine izin vermiyor Dışişleri Bakanı. Böyle bir şey olur mu? Ve biz, belki de olumlu oy vereceğimiz bir anlaşmaya, şimdi sırf bu inat yüzünden olumsuz oy vermek zorunda kalıyoruz. Böyle şey olur mu? Lütfen rica ediyorum Hükûmet yetkilisine, Komisyon yetkilisine, lütfen bu anlaşmayı geri çekiniz; bu Meclisin tarihine böyle kötü bir örnek yapmayalım, geçirmeyelim, lütfen geri çekiniz. Yani, bizim çoğunluğumuz var, akla aykırı da olsa, Türkiye’nin çıkarlarını yeterince göz önüne almasa bile biz ne istersek Meclis grubumuzda geçiririz onu.

Değerli arkadaşlar, siz bir oy makinesi misiniz? Yani, siz mantığınızla hareket eden insanlar değil misiniz? Biz sizi öyle görüyoruz. Böyle bir şeye, lütfen oy vermeyiniz bu metne. Hükûmete de bu ders olsun. Sizi de böyle bir oy makinesi gibi görmesinler. İşte metin ortada. Merak eden arkadaşlarımıza teker teker okutabilirim. Metin burada, Amerikalıların verdiği metin burada, bizim Mecliste yaptığımız görüşmeler burada. Sırf bir inat uğruna, biz Hükûmet olarak, her istediğimizi geçiririz, en makul talebi bile olsa muhalefetin reddederiz. İşte arkadaşlar, hodri meydan… Hodri meydan… Buyurun oy verin. Bunları bile bile -Meclis zabıtlarında yarın okuyacak insanlar bunu- bunu bile bile buyurun oy verin.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, iktidar ve muhalefet partilerinin farklı görüşlerde olması doğaldır, ama, size şunu ifade ediyorum ki, Dışişleri Komisyonunda, biz, tam bir uyum içinde çalışıyoruz. Başka konularda ihtilafımız olabilir, ama, Türkiye’nin temel çıkarlarının söz konusu olduğu dış politika alanlarında yurt içinde olsun yurt dışında olsun çok yakın bir dayanışma içinde çalışıyoruz, aynı şekilde Avrupa Uyum Komisyonunda da öyle çalışıyoruz, Karma Parlamento Komisyonunda da o şekilde çalışıyoruz.

Şimdi, iş birliği yapma imkânımız olan alanlarda hele komisyonla birlikte çalışmışsak, görüş birliğine varmışsak, illa Hükûmetin aksi yönde bir tercihi vardır diye, lütfen, bu uyumu bozmayalım, bu uyum havasını bozmayalım, iç politikayı dış politika meselelerine taşımayalım. Yani, bu kadar akla aykırı bir durum olamaz. Size açıkça ifade ediyorum. Yani, nükleer silahların yayılmasının ne kadar büyük bir felaket olduğunu biliyoruz, içinde yaşadığımız bölgede bunun ne kadar büyük sıkıntılar yaratacağını biz de biliyoruz, bunun önlenmesini, ihtiyacını biz de kabul ediyoruz. Bunun için, Türkiye’nin sınır bölgelerine, sınırlarına, sınır kapılarına hassas bazı aletler konularak geçecek maddelerin denetlenmesi gereğini biz de kabul ediyoruz. Yani, bu kadar çok konuda mutabakata varmışken ve oy birliğiyle bir anlaşmayı geçirme imkânı varken ve muhatabımız olan Amerika’yı da ikna etmişken, şimdi ısrarla, inatla buna karşı vaziyet almak doğru bir iş midir, akıllı bir iş midir? Sizin insafınıza ve sağduyunuza hitap ediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu konuda gerçekten çok sıkıntılı bir durumdayız bölge olarak ve Türkiye olarak. Bazı ülkelerin bölgede, yeni bazı ülkelerin, bugüne kadar bu silahlara sahip olmayan ülkelerin bu silahlara sahip olmaları ve kendi nüfuz bölgelerine de bu silahları taşımaları, sirayet ettirmeleri, belki de bazı terör örgütlerinin bu silahların sahibi olmalarına yol açacak gelişmelerin olması, hepimiz için çok ciddi bir kaygı konusudur ve bu konuda iş birliği yapmak zorundayız Mecliste, en azından Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak tam bir birlik, dayanışma ve görüş birliği içinde olduğumuzu dünyaya kanıtlamalıyız. Yani, bu kadar hassas bir konuda iktidarla muhalefetin farklı çizgilerde olduğunu kolay kolay dünyaya anlatamayız, ama, bize verilen mesaj, ya bizim verdiğimiz metni kelime kelime kabul edersiniz veya biz sizin en makul önerilerinizi bile reddederiz. Bu doğru bir mesaj değildir. Meclisteki çoğunluğunu, rica ediyoruz Hükûmetten, lütfen, istismar etmesin, akla aykırı biçimde kullanmasın, ülke gerçeklerine, ülke çıkarlarına aykırı biçimde kullanmasın. Biz bu kadar basit bir konuda anlaşamazsak, ülkemizin çıkarlarını ilgilendiren daha önemli konulurda nasıl anlaşacağız?

Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkan, lütfetti, birkaç dakika bana müsaade etti, ben de sözlerimi, bu konuyla ilgili sözlerimi burada noktaladıktan sonra, müsaade buyurursanız, çok değerli devlet adamımız Sayın İsmail Cem’in kaybından duyduğumuz derin üzüntüyü de dile getirmek istiyorum.

Sayın Cem, gerçekten, Türkiye’nin övünç duyduğu, Türk devletine Dışişleri Bakanı olarak, parti lideri olarak, gazeteci olarak, TRT Genel Müdürü olarak çok büyük hizmetler yapmış, araştırıcı olarak, sanatçı olarak büyük katkılarda bulunmuş çok mümtaz bir şahsiyetti. Onun eksikliğini her zaman hissedeceğiz. Bu vesileyle, yüce Meclisin huzurunda ailesine, yakınlarına, çalışma arkadaşlarına, partili arkadaşlarımıza ve bütün milletimize başsağlığı dileklerimizi sunmak istiyorum ve şunu da ifade etmek istiyorum ki, bazı ölümler çok düşündürücüdür. Dün cenazesi kaldırılan Hrant Dink’in ölümü de çok düşündürücüdür. Çok büyük bir tepki gösterdik o cinayete, fakat aynı şekilde başka siyasi cinayetlere de aynı kararlılıkla tepki gösterdik.

Değerli arkadaşlarım, bu vesileyle size hatırlatayım, biz Dışişleri camiası olarak 40 diplomatımızı Ermeni teröristlerin kurbanı olarak verdik ve o arkadaşlarımızın bazılarının katilleri hâlâ bulunamamıştır. Rahmetli arkadaşımız Galip Balkar’ın, bir Ermeni cinayetine uğrayan Galip Balkar’ın cenazesi Türkiye’ye getirildiğinde on binlerce kişi yoktu sokaklarda, sadece ailesi ve Dışişleri mensupları vardı. Diğerlerine her türlü saygıyı gösterelim, her türlü tepkiyi de gösterelim cinayeti işleyenlere, ama başka insanlara, gene cinayetin kurbanı olan başka insanlara da saygı göstermekte kusur etmeyelim ve yüksek sesle hep birlikte “hepimiz Galip Balkar’ız, hepimiz İsmail Erez’iz” diye bağırmasını da bilelim.

O bakımdan bu konular tek taraflı hareket etmeyeceğimiz konulardır. Bu konuda basında bazı emekli büyükelçileri hedef alan, onları bu cinayetin manevi mesulleri gibi gösteren yazıları, yüce Meclisin huzurunda şiddetle kınıyoruz ve sizin huzurunuzda bir kere daha ifade ediyoruz ki, bunun hesabını soracağız.

Türkiye’nin canını tehlikeye atarak görev yapmış büyükelçilerini terör suçlularıyla aynı kefeye koyan zihniyet yargı önünde hesap verecektir. Basın hürriyeti bu kadar sorumsuzlukla kullanılamaz değerli arkadaşlar. Bu kadar sorumsuzca kullanamazsınız. Buna karşı çok ciddi tepki gösteriyoruz ve nefretle reddediyoruz bu iddiaları.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞBAKAN YARDIMCISI VE DEVLET BAKANI MEHMET ALİ ŞAHİN’E CEVABEN

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Gerçekten çok derin bir üzüntü içindeyim. Sayın Bakanın benim söylediklerimi ya hiç dinlemediği ya anlamadığı veya bile bile çarpıttığını görüyorum. Dehşete kapıldım. Ben, onun bana atfettiğinin tam tersini söyledim bu kürsüde. Biz, Dışişleri Komisyonunda, devleti temsilen oraya gelen görevlilere şunu sorduk. Dedik ki: “Bu anlaşmayı, bizden başka Amerika hangi NATO ülkesiyle imzaladı?” Bize verdikleri cevap: “Hiçbir NATO ülkesiyle imzalamamıştır.” Arkadaşlar bize bunu söylediler. Ve biz onun üzerine… Dışişleri Komisyonunun Adalet ve Kalkınma Partisine mensup üyelerinin Meclise gönderdikleri raporda -işte şurada, 4’üncü sayfayı okuyun- onların imzasıyla giden raporda, Amerika Birleşik Devletleri ile NATO üyesi diğer ülkeler arasında yapılmış bu tip bir anlaşma bulunmadığını yazıyor. Kim diyor? AKP’liler.

Değerli arkadaşlarım, bunu biz mi icat ettik, biz mi söyledik size? Biz, Amerikalılara sorduk. Dedik ki: “Böyle diyorlar bize, devletin yetkilileri bize bu bilgiyi veriyor. Bu bilgi doğru mu?” Demin onu anlattım. Sayın Bakan belki başka bir işle meşguldü. Amerikalılar, “Hayır, doğru değildir, başka NATO ülkeleriyle imzaladık.” dediler. Ben demin size bunu anlattım. Sayın Bakan şimdi geliyor, “Hiçbir devlet yetkilisi bunu söylememiş…” Biz mi uydurduk bunu, biz mi çıkarttık bunu? Bize verilen resmî bilgi buydu. Amerikalılar “Hayır, doğru değil, başka NATO ülkeleriyle imzalandı.” dediler. Biz de bu kürsüden dedik ki: Devletin arşivine yanlış bilgiyi sokmayalım, doğrusunu yazalım. Onun için, geri çekin.

Ne diyor? Vay efendim iç politika yapıyormuş da, bilmem ne yapıyormuş da, yanıltıyormuş da!.. Bu kadar olamaz! Yani, istediğiniz gibi polemik yapabilirsiniz ama, gerçekleri bu kadar saptıramazsınız. Beş dakika önce söylediğim sözlerin tam tersini söylemişim gibi yapamazsınız. Sayın Bakan, hükûmet olmak sorumluluk gerektirir. Bu kadarını yapamazsınız. Bu kadar insanı, şu Yüce Mecliste bulunan bu kadar insanı akılsız yerine koyamazsınız. Herkes benim beş dakika önce ne dediğimi duydu; sizin söylediğinizin tam tersini söylediğimi duydu. Nasıl gelip de bana söylemediğim lafları atfedebilirsiniz? Herhalde dinlemiyordunuz. Yanınızdaki Dışişleri Komisyonunun Başkan Yardımcısına sorunuz bakalım. NATO’nun başka ülkesiyle Amerika’nın bunu imzalamadığını biz mi söylemişiz orada, devlet yetkilileri mi söylemiş? Belgede yazıyor.

Komisyon Başkanı çıksın, söylesin. Değerli arkadaşımızdır, çok dürüst bir arkadaşımızdır. Söylesin bakalım, biz mi bunu orada icat etmişiz, yoksa devlet yetkilileri mi bize söylemiş? Sizin gönlünüz elveriyor mu devletin arşivinde yanlış bilginin yer almasını? İşte, komisyonun başkan yardımcısı burada, çok değerli arkadaşımdır. O eğer derse ki: “Bunu devlet yetkilileri söylemedi, muhalefet icat etti.” Ben gerçekten derin bir hayal kırıklığına uğrarım. Senelerdir beraber çalışıyoruz. Birbirimizi hiç aldatmadık, birbirimize atfen hiç yalan laf söylemedik. Ben kendisine itimat ederim. Çok dürüst bir arkadaşımızdır, devlet tecrübesi vardır. Ondan rica ediyorum, lütfen, çıkın, Bakanın burada gerçekleri söylemediğini açıklayın. Burası ciddi bir yer, burası yüce Meclisin kürsüsü. Burada kimse kimseye yanlış bilgi atfedemez. Ve hele hele, böyle bizim iç politika… Yani, muhalefet ağzını açsa, “Devlet lehine hiçbir şey söyleyemez, ne derse iç politikaya yönelik…” Bu kadar olmaz… Bu kadar olmaz.. Lütfen, hizaya gelin… Lütfen, hizaya gelin ve muhalefete saygı göstermesini öğrenin.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.