TBMM Genel Kurulu, Kosova’daki Türk Varlığı Hakkında

1 HAZİRAN 2005 – TBMM GENEL KURUL
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul)- Çok teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kosova Geçici Özerk Yönetim Kurumlarını Temsil Eden Kosova’daki BM Geçici Yönetimi (UNMIK) Arasında Yapılan Kültürel İşbirliği Anlaşması hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar, bu anlaşma, bizim açımızdan çok özel bir anlam taşıyor. Bu, herhangi bir ülkeyle yapılan herhangi bir kültür anlaşmasına benzemiyor. Karşımızda bir hükümet yok, karşımızda, bir ülke yok; karşımızda, Kosova Özerk Yönetimi adına hareket eden bir Birleşmiş Milletler temsilciliği var. Bu, Kosova’nın özel durumundan kaynaklanıyor. Bildiğiniz gibi, Yugoslavya’nın dağılma süreci içinde çeşitli bağımsız ülkeler ortaya çıktı ve çok acı savaşlar yaşandı. Bu savaşlardan bir tanesi Bosna’da oldu, Bosna’da 200 000′i aşkın insan hayatını kaybetti. Bunun sebeplerinden biri de, batı ülkelerinin zamanında müdahale etmemesiydi Bosna’ya. Türkiye’nin o sırada önerileri olmuştu, bir an önce bir NATO operasyonu yaparak bu saldırıları durduralım demiştik ve bu saldırılar durdurulamadığı için gerçekten bu kadar çok insan hayatını kaybetmişti. Şimdi Kosova’da aynı durumun ortaya çıkmaması için Sırpların Kosovalılara saldırısından kısa bir süre sonra NATO müdahale etti. NATO öncülüğünde KFOR denilen bir güç oluşturuldu ve Türkiye de bu güce katılarak Kosova’ya yönelik operasyonda görev aldı.
Şimdi, bu konuyu kısaca bir iki yönüyle değerlendirmemiz gerekiyor; çünkü, bu kültür anlaşmasının hangi siyasî zemine oturduğunu görmezsek, bu anlaşmayı değerlendirmekte çok zorluk çekeriz.
Değerli arkadaşlar, bu operasyonun bir askerî boyutu vardı, bir de insanî boyutu vardı; Türkiye, her iki boyutunda da çok aktif rol aldı. Askerî boyutunda, Türkiye, Türk uçakları, İtalya’daki Avialo üssünden kalkarak NATO görevini yerine getirdiler. Yalnız, burada, son derece ilginç bir durum ortaya çıktı, o da şudur: Yunanistan, Türk uçaklarının kendi hava sahasından geçmesine izin vermedi. Böyle bir olay ilk defa oluyor ve biz, Kosova’daki görevimizi yapabilmek için, Yunanistan’ın güneyinden, Akdeniz’deki açık hava sahasından geçmek zorunda kaldık. Savaş bittikten sonra, NATO ülkeleri askerî birliklerini Kosova’ya göndermek için Selanik Limanını kullandılar; bütün NATO ülkelerine izin verildi, Türkiye hariç. Biz, Selanik Limanından geçerek Kosova’ya gidemedik ve Türk Silahlı Kuvvetleri Bulgaristan’dan geçmek zorunda kaldılar.
Bu olaylar, Kosova işinin ne kadar kapsamlı, ne kadar karmaşık ve NATO ülkeleri arasındaki ilişkilere etkisinin de ne kadar büyük olduğunu gösteriyor, özellikle Türk-Yunan ilişkileri üzerindeki etkisinin önemini ortaya koyuyor.
Değerli arkadaşlar, biz, bu savaş sırasında, bütün Avrupa ülkelerine nazaran en çok yardım yapan ülke olduk. Onbinlerce mülteciyi Kosova’dan aldık, Türkiye’deki kamplara yerleştirdik ve aynı zamanda, Makedonya’da ve Arnavutluk’ta açtığımız kamplarda da bu mültecilere yardımda bulunduk. Bizden çok daha zengin olan Avrupa ülkeleri Türkiye kadar yardım yapmamışlardır bu mültecilere. Fakat, sonra ne olmuştur -bütün bunları niçin anlatıyorum; daha sonra olanları daha iyi anlayabilmek için- bu olaylardan sonra ortaya şöyle bir tablo çıkmıştır: Biz, hem insanî açıdan hem askerî açıdan büyük bir görev yapmışızdır; fakat, savaştan sonra ortaya çıkan tablo, Kosova’da yaşayan Türkler açısından hiç de iç açıcı bir tablo olmamıştır. İşte, bu kültür anlaşmasını değerlendirirken, bu unsuru mutlaka dikkate almamız gerekiyor.
Yugoslavya’nın 1974 tarihli Anayasasında mesela, Türkçe, Kosova’nın, Arnavutça ve Sırpçayla birlikte üç resmî dilinden biriydi. 1989 yılında Yugoslavya aldığı tek taraflı bir kararla, Sırpçanın dışındaki dillerin resmî dil olması özelliğine son verdi. Peki, Kosova harekâtından sonra ne oldu? Kosova harekâtı bittikten sonra, orada görev yapan Birleşmiş Milletler Temsilciliği, Türkçeyi
24
________________________________________
tekrar, 1974 Anayasasındaki gibi resmî dil haline getirdi mi; getirmedi. Resmî belgelerde Türkçenin kullanılmasına izin verdi mi; vermedi. İşte, bunlar, bizim açımızdan son derece önemli gelişmeler olmuştur.
Birleşmiş Milletler Temsilciliğine, oradaki bazı çevreler, Kosova’da yaşayan Türklerin, Sırplarla birlik olarak, Arnavutlara karşı tavır aldığı yolunda bilgiler vermişlerdir ve bu bilgilere, maalesef, o zamanki Birleşmiş Milletler Temsilciliği inanmıştır ve bu nedenle, Kosovalı Türklere ikinci sınıf muamele yapılmıştır. Yugoslavya zamanında, Yugoslav televizyonlarından Türkçe yayın yapma hakları vardı; bu hakları uzun süre kullanamamışlardır. Gazete çıkarma hakları vardı; bu hakkı uzun süre kullanamamışlardır. Bu kültürel sıkıntılar, bu sorunlar, çok ciddî problemler yaratmıştır.
Neticede, savaştan sonra, başka bir tablo karşımıza çıkmıştır, o da şudur: Kosova’daki kültürel mirasın büyük bir bölümü tahrip edilmiştir, hem savaş sırasında tahrip edilmiştir hem de savaştan sonra tahrip edilmiştir. 2004 yılında meydana gelen çatışmalar sırasında da bazı kültür eserleri, maalesef, tahrip edilmiştir. Değerli arkadaşlarım, bu, bizim için son derece önemli konudur; çünkü, Kosova’da, Osmanlı döneminden kalma 218 cami, 4 medrese, 3 tekke ve 3 hamam bulunmaktadır.
BAŞKAN – Sayın Öymen, 5 saniyenizi rica ediyorum.
Saygıdeğer arkadaşlarım, hatibin, Kosova’daki kültürel varlıklarla ilgili olarak önemli açıklamaları oluyor. Salondaki uğultu, gerektiği şekilde dinlenilmesine izin vermiyor. İstirham ediyorum, lütfen, sükûnetle dinleyelim.
Buyurun efendim.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Şimdi, bu değerli eserlerin bir bölümü tahrip edilmiştir maalesef savaş sırasında; ama, daha da ilginç olanı şudur: Uluslararası toplum, bu kültür mirasına yeterince sahip çıkmadığı için, Suudî Vahabî Yardım Ajansı adı altında ortaya çıkan bir ajans, bu eserlerin büyük bir bölümünün restorasyonunu üstlenmiştir ve çok büyük paralar harcamıştır. Fakat, yapılan araştırmalar gösteriyor ki, bu çalışmalar sırasında, bu tarihî eserlerin, Osmanlı eserlerinin orijinal hallerine göre restore edilmesi düşüncesi bir tarafa bırakılmış ve bunlar, Vahabî kültürünün gerektirdiği şekilde yeniden inşa edilmiştir ve bazı Osmanlı eserleri düpedüz tahrip edilmiştir, mezarlıkları tahrip edilmiştir, camiler tahrip edilmiştir. Şimdi, bu olay, ne yazık ki, Türkiye’de yeterince dikkati çekmemiştir, Türk kamuoyuna yeterince mal olmamıştır; ama, mesela, Mısır kamuoyuna mal olmuştur. Mısır basını bunu şiddetle eleştirmiştir; fakat, Türkiye’de yeterince yankı yapmamıştır bu.
Sırbistan haber ajansının verdiği bir bilgiye göre, Kosova’da 18 inci Yüzyıla ait bir kütüphane ile 16 ncı Yüzyıla ait bir medrese, Suudi Arabistan’ın bu Vehabi örgütü tarafından tahrip edilmiştir. Bu bilgileri çok iyi araştırmak lazım, çok iyi incelemek lazım, oradaki eserlerin bir envanterini çıkarmak lazım. Nitekim, Avrupa Konseyi 2001 yılının ocak ayında bu meseleyi ele almıştır ve Kosova’daki kültürel mirasın durumu hakkında bir çalışma raporu hazırlamıştır. Bu raporda Avrupa Konseyi diyor ki: Bu eserlerin restorasyonunda çok acele edilmiştir, çok erken bir tarihte bu işe kalkışılmıştır ve yapılması gereken ilk iş, bu kültürel varlığın bir envanterinin çıkarılmasıydı -ki, restorasyon ona göre yapılsın- bu yapılmamıştır, bu büyük bir eksikliktir. Avrupa Konseyi, maalesef, bu konulara yeterince para ayıramamıştır. Daha sonra, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi 23 Nisan 2001 tarihinde bu konuda bir rapor hazırlamıştır ve bu raporda Kosova’nın kültürel durumu ele alınmıştır ve kültürel mirasın savaş kadar kontrolsüz bir şekilde ve düzensiz bir şekilde restorasyonuna kalkışılması sonucunda bu eserlerin zarar gördüğünü ifade etmektedir. Suudîlerin bölgede 30 yeni cami inşa ettiğini söylüyorlar ve bunların inşaatı sırasında 17 nci Yüzyıldan kalan bir cami ve Cakoviça’daki Müslüman Mezarlığı tahrip edilmiştir diyorlar.
Değerli arkadaşlarım, zannediyorum ki, bu konu, İktidar Partisini de çok yakından ilgilendiriyor. Biz, bu meselenin, gerçekten, Türklerin, Türkiye’nin kültürel mirasına sahip çıkma meselesi olarak ele alınmasını çok arzu ediyoruz.
Şimdi, önümüzdeki anlaşmaya bakıyoruz. Bu anlaşmada ne var; bu anlaşmada Kosova’yla yapacağımız işbirliği var. Nasıl işbirliği; müzik, şarkı, dans, halk oyunları, film, tiyatro festivalleri, çeşitli edebiyat günleri, kitap günleri, belediyeler arasında değişim vesaire… Çok güzel; ama, ilişkinin en önemli boyutu olan demin söylediğim kültürel mirasa sahip çıkılması, bu mirasın özellikle envanterinin yapılması konusunda bir ifade göremedik bu anlaşmada; sadece şu var: Türkiye 5 tane eserin restorasyonunu üstleniyor; Prizren’deki Sinan Paşa Camii, Priştine’deki Fatih Sultan Mehmet Camii, Priştine’deki Sultan Murat Türbesi, Prizren Kalesi ve İpek’teki Kızıl Camii; bundan ibaret. Başka eserlere de bakarız ileride diyorlar; ama, ortada tahrip edilen mirasımız çok büyük bir mirastır ve bizim, buna sahip çıkıp, gelecek kuşaklara, bizden önceki kuşakların devrettiği bu mirası devretmemiz lazımdır.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bu konuya, mutlaka, Türkiye’nin kaynak ayırması gerekiyor ve bu konuyu, tarihî özelliklerini düşünerek, çok önemli bir mesele olarak ele almamız gerekiyor.
Şimdi, bunun dışında bir de orada yaşayan soydaşlarımız meselesi var. Dikkatinizi çekerim, Kosova Savaşı bittikten sonra, biz, NATO öncülüğündeki kuvvete, KFOR denilen kuvvete askerî birliklerimizi gönderdik; ama, bu askerî birliklerimizin, başlangıçta, Türklerin bulunduğu yerde görev almasına izin vermediler. Biz, çok büyük mücadelelerden sonra, Türk askerinin orada yaşayan soydaşlarımızın bulunduğu bölgelerde görev almasını sağlayabildik; ama, bakınız, Afganistan’da, Türkiye’ye bütün NATO birliklerinin komutası veriliyor, Kosova’da bir bölge komutanlığı bile Türkiye’ye verilmemiştir. Buna dikkatinizi çekmek istiyorum.
Kosova’da, Prizren’de, Mamuşa’da, daha pek çok yerleşim bölgesinde binlerce soydaşımız yaşamaktadır. Bu insanlarımızın haklarını ve çıkarlarını korumak bizim görevimizdir. Ne yazık ki, Türkçenin seçimlerde resmî dil olarak kullanılmaması, seçim
25
________________________________________
belgelerinin Türkçe yapılmaması, Türkçe hazırlanmasına izin verilmemesi gibi nedenlerle, orada yaşayan Türkler seçimleri boykot etmek zorunda kalmışlardır, seçimlere katılmamışlardır. Bu, son derece ciddî bir durumdur ve buna, mutlaka, bizim yakından ilgi göstermemiz gerekiyor. Bizim ölçümüz, oradaki Türklerin kendi temsilcilerini seçmeleridir. Biz, orada yaşayan Arnavutlara da büyük saygı gösteriyoruz ve Kosova Savaşı sırasında Arnavut asıllı insanlara da çok büyük yardım yaptık, bugün de yaparız, yarın da yaparız; ama, oradaki soydaşlarımızı kaderlerine terk edemeyiz. O bakımdan, bizim, hükümete tavsiyemiz, bu anlaşma çerçevesinde yürütülecek faaliyetlerde oradaki soydaşlarımıza da sahip çıkmasıdır. Ne yazık ki, orada, şu anda, Türkçe eğitim veren alt düzeyde okullar var; ama, sadece Priştine Üniversitesinin Eğitim Fakültesinde Türk Dili Eğitim Bölümünden ibarettir üst düzeydeki, yüksek düzeydeki Türkçe eğitim. Bunları sağlamak zorundayız. Orada yaşayan soydaşlarımızın Türk kültürüne, Türk diline rahatlıkla sahip olabilmeleri için gerekli koşulları yaratmak zorundayız.
Değerli arkadaşlar, Kosova’daki durum, genel olarak, Balkanlarda ve yurt dışında yaşayan soydaşlarımızın durumundan ayrı düşünülemez. Buna benzer, hatta daha da ağır koşullar, Batı Trakya’daki Türk toplumu açısından mevcuttur. Orada yaşayan insanlarımızın, 120 000 soydaşımızın eğitim hakları, dinî hakları ve özgürlükleri sürekli olarak kısıtlanmaktadır ve hükümetten, bu konuda, yakın ilgi istedik. Sayın Başbakanın Yunanistan’a yaptığı seyahatten sonra, kendisine soru önergesi verdik “orada, Batı Trakya’da yaşayan Türklerin haklarını korumak için ne yaptınız” diye; yeterli cevap alamadık Sayın Başbakandan.
Değerli arkadaşlarım, kısa bir süre önce, Yunanistan’ın yüksek mahkemesi, bir derneğin ismindeki Türk isminin mevcudiyeti dolayısıyla, o derneğin kapatılmasına karar vermiştir. İskeçe’de ve Gümülcine’de, Türk isimli dernekler şu anda çalışamıyor. Orada, halkın seçtiği müftüler, uluslararası anlaşmalara aykırı biçimde, görev yapamaz haldedirler.
Biz, İstanbul’daki Rumların, vakıflarla ilgili haklarını, çıkarlarını koruyoruz. Peki, acaba, onlar da Batı Trakya’daki Türklere ait vakıflardaki haklarımızı koruyorlar mı; tam tersine, 1970′li yıllardan itibaren, hatta 1967 yılından itibaren, Yunan Cuntasının o zaman tayin ettiği kayyımlar eliyle bizim vakıflar idare ediliyor. Vakıflara, hiç hesapta yokken, 5 000 000 euro civarında vergi çıkarılmıştır. Vakıflar, hiçbir mallarını değerlendiremeyecek durumdadırlar; vakıflarını yönetemiyorlar bile; camilerinin tamir edilmesinde çok ciddî sıkıntılarla karşılaşıyorlar.
Yunanistan’ın, haksız yere, şimdi de yürürlükten kalkan vatandaşlık yasasının 19 uncu maddesine göre, vatandaşlıktan ihraç edilen 60 000 civarındaki soydaşımızı tekrar Yunan vatandaşlığına almıyorlar.
İşte, bu örnekler gösteriyor ki, bizim, sadece Kosova’da değil, diğer ülkelerde de, özellikle Balkan ülkelerinde de yaşayan soydaşlarımızın haklarına, çıkarlarına, kültürel varlığına, eğitimine sahip çıkmamız gerekiyor.
Çok değerli arkadaşlarım, dikkatle dinlediğinizden hiç kuşku duymuyorum bu sözlerimi; ama, emin olunuz ki, bunlar millî meselelerdir. Bugün siz iktidardasınız, yarın başka bir hükümet iktidarda olacak; ama, bütün hükümetlerimizin ortak görevi, bunlara sahip çıkmaktır.
Bizim Irak’ta da soydaşlarımız var, İran’da da soydaşlarımız var, Bulgaristan’da da var, Romanya’da da var, başka yerlerde de var. Başka ülkeler, Türkiye’de, kendileriyle hiçbir soy bağı olmayan insanların haklarını, kültürel haklarını, insan haklarını korumak için olağanüstü çaba gösteriyorlar. Haklı veya haksız, şu niyetle veya bu niyetle; ama, artık, uluslararası ilişkilerin tabiatı, bu gibi konuları, kültürel konuları, insanî konuları bir iç mesele olarak saymamayı gerektiriyor. Artık, hiçbir ülke, benim iç meselemdir, şu veya bu grubun insan haklarını tanımam, kültürel haklarını tanımam, eğitim haklarını tanımam diyemiyor. O nedenle, yabancılar, gelip de, Türkiye’de, bazı grupların, bazı etnik grupların insan haklarıyla ilgili eleştirilerde bulundukları zaman, biz, onlara, siz ne karışıyorsunuz diyemiyoruz. Peki, biz niye başka ülkelerdeki insanların insan haklarıyla, kültürel haklarıyla, eğitim haklarıyla yeterince ilgilenmiyoruz? Bu bizim görevimiz değil mi? Soydaşımız olmayanların bile, eğer, insan haklarına, kültürel haklarına bir engelleme gelmişse, onlara müdahale etmek, o konuyla ilgilenmek, bizim hem hakkımız hem görevimiz.
Bu bölgedeki tek demokratik ülke Türkiye’dir; bu bölgedeki, gerçekten, demokrasinin kökleştiği tek ülke Türkiye’dir ve bize, burada çok büyük görevler düşüyor. Balkanların gerçek anlamda demokratikleşmesinde Türkiye bir seyirci değildir, Türkiye aktif bir oyuncu olmak zorundadır; ama, dikkatinizi bir kere daha çekiyorum -demin de söyledim- 218 camimiz var yalnız Kosova’da, bunların büyük bir bölümü tahrip edilmiştir, medreselerimiz, tekkelerimiz, hamamlarımız, kütüphanelerimiz tahrip edilmiştir; bir kısmı, savaştan sonra, bilinçli olarak tahrip edilmiştir. Bu konuda herhangi bir siyasî beyan duydunuz mu? Herhangi bir tavır duydunuz mu? Herhangi bir tepki duydunuz mu? Avrupa Konseyinin bu konuda aldığı kararı destekleyen resmî bir açıklama duydunuz mu? İşte, biz, hükümeti, bu konularda, daha aktif olmaya davet ediyoruz. Lütfen bu işe sahip çıkınız.
Bu imzalanan anlaşma olumludur. Biz bunu destekliyoruz. Bu, müspet yönde atılmış bir ilk adımdır; ama, biliniz ki, yeterli değildir. Sadece, bu anlaşmanın sınırları içinde kalarak bu meseleyi biz halledemeyiz. Elimizde bu konuda çok bilgi var, çok belge var. Eğer, hükümet isterse, elimizdeki belgeleri, bilgileri hükümete memnuniyetle veririz.
Özellikle, bir başka ülkenin, demin de söylediğim gibi, Suudi Arabistan’ın bir vahabi yardım ajansının, oradaki kültür varlığını şu veya bu şekilde tahrip etmesine izin vermemeliyiz. Onlar kendi kültür varlıklarını oraya yerleştirmek için çok para harcıyor olabilirler; ama, Türkiye fakir bir ülke değildir. Türkiye, kendi kültür mirasını korumak için parayı esirgeyecek bir ülke değildir. Bakınız, Mostar’da, tarihî bir köprümüz yıkılmıştı. O köprünün tamirine Türkiye para verdi, katkı sağladı. Sadece, Bosna’ya, biz, 80 000 000 dolarlık yardım vaadinde bulunduk. Orada, Bosna’da, çok değerli bir kütüphanemiz tahrip edildi, yerine konulamayacak kitaplarımız tahrip edildi; ama, ne yazık ki, bu konular bir türlü Türkiye’nin gündemine giremiyor. Kültür meselesi, aslında, siyasî konulardan da, ekonomik konulardan da, değerli arkadaşlarım, daha az önemli bir mesele değildir.
İşte, bu konuda, sizinle el ele vermeliyiz. Meclisimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu konuya el atmalıdır. Hatta, belki, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, Kosova’ya, Batı Trakya’ya, Bulgaristan’a, soydaşlarımızın yaşadığı diğer ülkelere heyetler göndermeliyiz. Nasıl yabancılar gelip, Türkiye’deki durumu, Parlamento heyetleriyle yerinde inceliyorsa, biz de, gidip, bu gerçekleri yerinde görmeliyiz.
Ben, daha önceki görevlerim nedeniyle, birkaç defa oralara gittim. Bu bahsedilen tarihî eserleri gözlerimle gördüm, türbenin durumunu gözümle gördüm.
Değerli arkadaşlarım, size şu kadarını söyleyebilirim ki, bu eserlerin durumu utanç vericidir. Gerçekten, tarihine sahip bir ülke olarak, biz, bu eserlere Meclis olarak da sahip çıkmak zorundayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu halkı, halkımızı temsilen bu işlere el atmak zorundadır.
Değerli arkadaşlarım, ümit ediyorum ki, bu anlaşmanın uygulanması sırasında, hükümetimiz, bu söylediğimiz hususları önemle dikkate alacaktır, önemle dikkate alacaktır ve Kosova’yla ilgili olarak önümüzdeki dönemde yapılacak anlaşmalarda, varılacak çözümlerde bu meselelerin de gündeme gelmesi, anlaşma metinlerinde yer alması için çaba gösterecektir. Bakınız, şimdi Belgrad ile Kosova geçici yönetimi arasında sürekli temas yapılmaktadır. Bir ara, 2004 yılındaki çatışmalar nedeniyle ara verilmişti, şimdi yeniden başlandı. Bir önceki Amerika Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grosman Kosova’ya gitti ve bu anlaşmaların süratlendirilmesi için çaba sarf etmeyi vaat etti ve bu yıl içinde bu anlaşmaların sonuçlandırılması öngörülüyor. Nasıl bir anlaşma olacak? Belgrat Hükümeti diyor ki: “Otonomiden daha fazla; fakat, bağımsızlıktan daha az bir anlaşma yapacağız.” Belli ki, oradaki yönetime yeni yetkiler verilecek, tam bağımsızlık verilmese bile. Ama, varılacak çözüm ne olursa olsun, bu çözüm içinde Türklerin de bir yerinin olması lazım, Türklerin de haklarının korunması lazım. 1974 Anlaşmasıyla Türklerin sahip oldukları kültürel hakların yeni varılacak anlaşmada mutlaka korunması lazım, Türkçenin yeniden orada resmî dil haline getirilmesi lazım, Türklerin seçtiği resmî temsilcilerin yeni yönetimde ağırlık sahibi olmaları lazım. İşte, biz, hükümetimizden, bütün bu konularda aktif bir gayret içine girmesini bekliyoruz. Kosova, Batı Trakya, Rumeli’deki Türkler, Irak’taki Türkler, İran’daki soydaşlarımız, Türkçe konuşan insanlar, başka ülkelerdeki insanlarımız, bizim, bizden önceki atalarımızdan devraldığımız mirasımızdır. Bunlara sahip çıkmakla tarihimize sahip çıkmış olacağız.
Ben, bu konularda, hükümetin, yeterli ilgiyi, özeni göstereceği inancını ifade etmek istiyorum ve gündemimizdeki anlaşmayı, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak desteklediğimizi bu vesileyle belirtmek istiyorum.
Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öymen


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.