TBMM Genel Kurulu, Uluslararası Göç Örgütü Hakkında

CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Uluslararası Göç Örgütü Kuruluş Anlaşmasına Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, Uluslararası Göç Örgütü, son derece önemli işlevi olan, görevi olan bir kuruluştur. Dünyadaki göçmenlerin çeşitli sorunlarına çare bulmak için kurulmuştur ve bu örgütü kuran çalışmalar 1951 yılında başlamıştır. 1951 yılında Uluslararası Göç Konferansı toplanmış, ondan sonra da bu örgüt kurulmuştur. Bu Uluslararası Göç Konferansına o zaman 16 ülke katılmıştır. O 16 ülkeden biri Türkiye’dir ve bugün bu Uluslararası Göç Örgütünün 102 üyesi vardır; ama, bu 102 üyesinden biri Türkiye değildir maalesef, henüz. Burada büyük bir gecikme var; Türkiye, uzun yıllardan beri gözlemci olarak bu örgütün çalışmalarına katılıyor; oysa, göç meseleleri Türkiye’yi çok yakından ilgilendiriyor. Biraz gecikmeyle de olsa, bu örgüte Türkiye’nin katılma kararı almış olması bizim açımızdan da çok olumludur ve bunu destekliyoruz.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bugün dünyada 23 000 000 insan göçmen durumundadır. 23 000 000 insan demek, İsveç, Norveç, Danimarka ve Finlandiya’nın toplam nüfusu kadar insan demektir. Bu kadar insan, dünyanın çeşitli ülkelerinde göçmen olarak yaşıyor ve bu göçmenlerin çok çeşitli sorunları var, sıkıntıları var.
Türkiye de göç kabul eden bir ülkedir, göç alan bir ülkedir. Tarih boyunca çok sayıda insan, güvenlikleri için, baskılardan kurtulmak için Türkiye’yi seçmişlerdir ve Türkiye’ye göçmen olarak gelmişlerdir. Bunların büyük bir bölümü Türkiye’de kalmış ve Türk unsurunun, Türk ülkesinin, Türk milletinin bir parçası olmuşlardır.
(x) 679 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.
1923 ile 1997 yılları arasında Türkiye’ye gelen göçmenlerin sayısı 1 600 000 kişidir, bu kadar çok insan Türkiye’ye göç etmiştir. Dikkat çekici nokta, bu, göç edenlerin bir bölümünü, batı Avrupa’dan, o dönemde iki dünya savaşı arasındaki dönemde zulümden kaçarak, baskıdan kaçarak, özellikle Almanya’daki Nazi zulmünden kaçarak Türkiye’ye gelen aydınların oluşturmasıdır, Türkiye’ye gelen üniversite profesörlerinin oluşturmasıdır. Türkiye, o devirde, barış adası, güvenlik adası, özgürlük adası, demokrasi adası olarak görülmüştür ve bu insanlar Türkiye’de huzur içinde yaşamışlardır. Bunun evveliyatı da var; daha, Türkiye, 1492 yılında İspanya’da engizisyon zulmünden kaçmak isteyen Yahudilere ev sahipliği yapmıştır, onları Türkiye’ye getirmiştir ve onların Türkiye’de güvenlik içinde yaşamalarını sağlamıştır. İşte, bazılarının ve en son Avrupa Birliği Uyum Komisyonunun, farklı dinlere, kültürlere mensup insanlara karşı yeterince hoşgörü göstermediği için eleştirdikleri Türkiye böyle bir ülkedir. O bakımdan, biz, bu gibi eleştirileri kabul etmiyoruz. Türkiye, yüzyıllardan beri, farklı dinlere, farklı kültürlere mensup insanların bir arada yaşadıkları bir ülke olmanın gururunu taşımaktadır.
Değerli arkadaşlar, Uluslararası Göç Örgütünün çalışmaları arasında, göçmenlere yardımcı olmak vardır, sığınmacılara yardımcı olmak vardır, ülkesine geri dönmek isteyen insanlara yardımcı olmak vardır.
Şimdi, biz de, bu Uluslararası Göç Örgütünden, kendimizi ilgilendiren, ülkemizi, vatandaşlarımızı ilgilendiren konularda destek istemek durumundayız ve buna hakkımız var. Hele, şimdi, üye olduktan sonra, zannediyorum ki, bu örgütle daha sıkı işbirliği yapacağız.
Şu anda göç alanında bizim son derece ciddî, son derece önemli sorunlarımız var; bunlardan bir örneği Yüce Heyetinize arz etmek istiyorum: Terörün çok yoğun olarak yaşandığı 1990′lı yılların ortalarında, terör örgütü, Türkiye’den, 10 000′den fazla vatandaşımızı zorla, tehditle, kandırarak Kuzey Irak’a kaçırmıştı. Bunlar Atruş bölgesinde yerleştirilmişlerdi ve bu vatandaşlarımız orada PKK’nın baskısı altında yaşamak zorunda kalmışlardı. O devirde, Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği bunlara çeşitli yardımlar yapmıştı; gıda yardımı yapmıştı, bunları beslemişti, barındırmıştı ve Birleşmiş Milletler Bayrağını da bu üssün üzerine çekmişti, bu kampın üzerine çekmişti. O devirdeki Türk Hükümeti çok ciddî girişimler yaptı, bu kampın terör örgütünün girişimiyle kurulduğunu kanıtladı ve Birleşmiş Milletlerin bunlara yardımcı olmasına son verdi. Birleşmiş Milletler Bayrağı kaldırıldı ve bu vatandaşlarımızın Atruş’ta PKK terör örgütünün baskısı altında yaşamalarına engel olmak için gayret sarf edildi. Daha sonra, bu vatandaşlarımız oradan Irak’ın başka bir bölgesine, Mahmura bölgesine nakledildiler.
Değerli arkadaşlar, biz, defalarca hükümeti uyardık; fakat, maalesef, hükümetten henüz bir cevap alabilmiş değiliz. Eğer, bugün, Sayın Bakanın elinde bilgi var da Yüce Meclisi aydınlatırsa çok seviniriz. Bu vatandaşlarımız hâlâ oradadır, hâlâ Mahmura’dadır. Evvelce, bunların içinden Türkiye’ye kaçanlar, büyük baskı altında yaşadıklarını; terör örgütünün, bunların çocuklarını dağa kaldırdığını, terörist haline getirdiğini söylediler. Şimdi, soruyoruz: Bu insanlarımızın Türkiye’ye geri getirilmesini sağlamak için, hükümetimiz, nasıl bir çalışma içerisindedir? Bunları kaderlerine terk edebilir miyiz? Hangi ülke, yabancı bir ülkeye zorla kaçırılan, kandırılarak kaçırılan vatandaşlarının akıbetine karşı kayıtsız kalabilir? İşte, bu konuyu Yüce Meclisin gündemine getirmek istiyoruz. Uluslararası Göç Örgütünden de yararlanarak, onların çalışmalarından da yararlanarak, bu vatandaşlarımızdan Türkiye’ye kendi özgür iradeleriyle dönmek isteyenlerin, güvenlik içerisinde, Türkiye’ye geri getirilmelerinin sağlanmasını hükümetten rica ediyoruz. Bu, son derece önemli bir konudur ve bu konunun üzerinde durmaya devam edeceğiz. Bazıları, Kürt asıllı vatandaşlarımızın haklarını koruduklarını iddia ediyorlar yurt içinde ve yurt dışında. Bu çevrelerden, Mahmura’da bulunan ve teröristler tarafından kaçırılmış bulunan bu vatandaşlarımızın kaderiyle ilgili herhangi bir söz söylediklerini duymuş değiliz.
23
________________________________________
Türkiye’yi ziyaret eden bazı yabancı politikacıların ve insan hakları örgütlerinin de bundan bahsettiğini duymuş değiliz. İşte, Yüce Meclisin huzuruna bu konuyu getiriyoruz ve hükümetten, bu konuda duyarlı bir davranış içerisine girmesini bekliyoruz. Kürt asıllı bu vatandaşlarımız, devletin her türlü korumasından yararlanmalıdırlar ve biz, Yüce Meclis olarak, onların kaderine sahip çıkmalıyız.
Değerli arkadaşlar, bu vesileyle bir hususa daha değinmek istiyorum. Uluslararası Göç Örgütünün görevlerinden biri de, başka ülkelerde sığınmacı olarak kabul edilmeyenlerin, siyasî mülteci olarak kabul edilmeyenlerin, ülkelerine geri gönderilmelerini sağlamaktır. Şimdi, bu konuda da Türkiye’nin çok ciddî sorunları var. 1980′li yıllardan bu yana, terör örgütünün örgütlediği bir insan ticareti cereyan etmektedir. Ülkemizden, insanları, çalışmak için Almanya’ya götürüyorlar ve bunları, siyasî mülteci adı altında Almanya’ya sokuyorlar ve bunların orada gayrimeşru bir şekilde yaşamalarını örgütlüyorlar. Şimdi, bu da, son derece önemli bir konudur. Dünyada 1 yılda 800 000 ilâ 900 000 insan bu şekilde insan ticaretine maruz kalıyor ve bunlardan bir bölümü de, ne yazık ki, bizim vatandaşlarımızdır.
Burada bizim soracağımız çok soru var. Avrupa Birliğine resmen aday yapılan ve birkaç gün sonra üyelik müzakerelerine başlaması -ümit ediyoruz- kabul edilecek olan bir ülkeden, bir Avrupa Birliği ülkesinin siyasî mülteci kabul etmesi normal midir, doğal mıdır? Bu Avrupa Birliği ülkeleri siyasî mülteci kabul edilemeyecek ülkelerin listesini çıkarıyorlar. Bu listede bütün Avrupa ülkeleri var, Avrupa Birliği üyesi olmayan Avrupa ülkeleri de var, bazı Asya ülkeleri var, bazı Afrika ülkeleri var; ama, Türkiye yok. Türkiye’nin, bugün, siyasî mülteci kabul edilebilecek ülkelerden biri olmasını içimize sindirebilir miyiz? İşte, bu konuda da hükümetimizin girişimde bulunmasını bekliyoruz ve Türkiye’nin, Almanya’da ve diğer Avrupa ülkelerinde siyasî mülteci kabul edilemeyecek ülkeler listesine dahil edilmesini istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, siyasî mülteci adı altında bu ülkelere giden vatandaşlarımız perişan durumdadırlar. Bunların yaklaşık yüzde 90′ının talepleri reddediliyor; ama, çeşitli çevrelerin baskısıyla talebi reddedilen insanlarımız ülkemize gönderilmiyor. Bunlar, oradaki büyükelçiliğimize, başkonsolosluklarımıza başvurarak pasaport istiyorlar bizden. “Bizim siyasetle alakamız yok, biz çalışmak için geldik, bazı örgütler bizi buraya getirdi para karşılığında…” Adam başına 2 500 euro karşılığında bunları oraya götürüyorlar, ondan sonra, orada kaderlerine terk ediyorlar. Bunlar kaçak işlerde çalışıyor, günlük hayatlarını, geçimlerini sağlamaktan mahrumdurlar; bunlara da mutlaka sahip çıkmamız gerekiyor. Bizim, hükümet olarak, Meclis olarak bu vatandaşlarımıza da sahip çıkmamız gerekiyor. Bunlara, yılda ortalama olarak 5 000 pasaport veriyoruz. Bu insanların siyasî mülteci sıfatını taşımaları şu anda mümkün değildir, doğru da değildir ve bu, Türkiye’nin itibarını zedeliyor. Bizim elimizdeki rakamlara göre, Almanya’ya yapılan siyasî başvurular listesinde, Türkiye, maalesef, hâlâ birinci sırada yer almaktadır; bunu, kabul edemeyiz. O bakımdan, bu meseleye, Uluslararası Göç Örgütüyle işbirliği halinde mutlaka çare bulunmasını istiyoruz.
Değerli arkadaşlarım, yine, bu konuyla ilgili olarak bir hususa daha değinmek istiyorum. Avrupa Birliği Komisyonunun 6 Ekimde yayımladığı Türkiye raporunda göç konularına da değiniliyor.
Şimdi, burada dikkat çekici birkaç nokta var, onu dikkatinize getirmek istiyorum. Bir tanesi şudur: Deniliyor ki, Türkiye, göçmen kabulünde hiçbir coğrafî sınırlama kabul etmemelidir, bütün coğrafî sınırlamaları kaldırmalıdır. Biz, uluslararası anlaşmalarda, güneyden, güneydoğu sınırlarımızdan gelecek göçmenlerle ilgili olarak belli rezervler koymuş bulunuyoruz. Bunun sebepleri de gayet açıktır; birinci Körfez savaşı sırasında, onbeş gün içerisinde, 450 000 Kürt asıllı Iraklı göçmen ülkemize gelmiştir ve bu, bize çok büyük bir maliyete yol açmıştır. Bunlar için sadece devlet bütçesinden ödediğimiz para 225 000 000 doları bulmuştur. Ayrıca, bunların içine sızan teröristler, uzun yıllar, Güneydoğu Anadoluda başımıza büyük bir terör sıkıntısı yaratmıştır. İşte, o bakımdan, Türkiye’nin doğudan ve güneyden gelecek göç hareketlerine karşı belli koruyucu tedbirler almasının makul sebepleri vardır; bunu, Avrupa Birliğine çok iyi anlatmamız lazım.
Yalnız, raporda sadece bu söylenmiyor, raporda bizim açımızdan ilginç bazı şeyler de söyleniyor. Mesela deniliyor ki, Türkiye, üye olduktan sonra bile, uzunca bir süre Schengen Anlaşmasına katılmayacaktır. Niye katılmayacaktır; çünkü, Türkiye’ye, çeşitli ülkelerden göçmenler geliyor ve bunlar, Avrupa Birliği için ciddî bir tehdit oluşturabilir; onun için, biz, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki sınırları uzunca bir süre kaldıramayız.
Şimdi, değerli arkadaşlar, bir taraftan deniliyor ki, bütün coğrafî tahditleri kaldırın, gelmek isteyen göçmenlere engel olmayın; bir taraftan da deniliyor ki, Türkiye’ye çok fazla göçmen geliyor, bunların Avrupa Birliğine girmelerine engel olamıyoruz; o yüzden, Türkiye üye olsa da, Türkiye’ye bazı kısıtlamalar getireceğiz. Şimdi, burada bir çelişki görmüyor musunuz?! Bu konunun üzerine gitmek gerekmiyor mu?! Türkiye’nin, bunu, Avrupa Birliğine anlatması gerekmiyor mu?!
Şimdi, burada can alıcı nokta şudur: Başka ülkeler söz konusu olduğunda, diğer aday ülkelerin hepsine -son olarak Bulgaristan ve Romanya da dahil olmak üzere- vize mecburiyetini kaldırdılar; hepsine vize mecburiyeti kalktı; fakat, Türkiye’ye kalkmadığı gibi bugün, yarın üyelik müzakerelerine başlandıktan sonra da kaldırılmayacağı anlaşılıyor; hatta -raporda yazıldığına göre- Türkiye tam üye olduktan sonra bile vize yükümlülüğü tam olarak kaldırılmayacak.
Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğinde bunun örneği var mıdır?! Buna benzer bir durum hiç yaşanmış mıdır?! Avrupa Birliğine üye olduktan sonra, hâlâ, vize yükümlülüğüne tabi olanlar var mıdır?!
O bakımdan, biz, bu konuların hükümetimizce çok ciddî bir şekilde ele alınmasını tavsiye ediyoruz ve bu konuların, mutlaka, üzerine gidilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
24
________________________________________
Almanya’daki vatandaşlarımızın statüsünü de bu çerçevede düşünmek lazımdır. Bunlardan, yaklaşık 800 000 vatandaşımız Alman vatandaşlığına geçmiştir; fakat, daha henüz, Alman vatandaşlığına geçmeyen, yaklaşık 1 500 000 insanımız vardır. Bunların haklarının ve çıkarlarının korunması ve Almanya’daki statülerinin ve haklarının güvence altına alınması lazımdır.
Değerli arkadaşlarım, bu insanlarımızdan yüzde 23′ü işsizdir. Almanya’da ortalama işsizlik oranı yüzde 10 iken, Almanya’daki Türkler arasında işsizlik oranı yüzde 23′tür; buna, mutlaka çare bulmak lazımdır. Biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, Yüce Meclisin kararıyla, biliyorsunuz, bir komisyon kurduk; yurtdışındaki vatandaşlarımızın sorunlarını incelemek üzere bir komisyon kurduk ve bu komisyon çok değerli bir çalışma yaptı, bir rapor hazırladı; fakat, üzülerek görüyoruz ki, bu raporumuz hiçbir yere ulaşmış değildir. Biz, yurtdışındaki temsilciliklerimize soruyoruz, Almanya’daki büyükelçiliğimize, başkonsolosluklarımıza soruyoruz, hiçbirinin elinde bu rapor yok. Almanya’daki derneklerimize soruyoruz, hiçbirine bu rapor ulaşmamış. Değerli Meclis Başkanımızdan rica ediyoruz, lütfen, bu raporun ilgili bütün kuruluşlarımıza, yalnız hükümete değil, yurt dışındaki ilgili bütün kuruluşlarımıza, derneklerimize, vatandaşlarımıza ulaştırılması için bir çaba gösteriniz ve bu raporun ulaşmasını sağlayalım.
Bu raporda sözünü ettiğim sorunlara ilaveten oradaki vatandaşlarımızın pek çok sorunu var. Yalnız Almanya’da 30 000 çocuğumuz özürlüler okuluna gidiyor. Büyük çoğunluğu özürlü olmadıkları halde, dilbilgisi eksikliği, anaokuluna gidememeleri gibi gerekçelerle özürlüler okuluna gidiyor. İşte, bu ve buna benzer ciddî sorunlarımız vardır. Bu sorunların çözümünde, eğer, ikili ilişkilerimizle netice alamıyorsak, sonuç alamıyorsak, o zaman Uluslararası Göç Örgütü gibi kuruluşların aracılığıyla sonuç almaya çalışmalıyız. Bunlar, netice itibariyle, bizim insanlarımızdır, bizim vatandaşlarımızdır, şu veya bu şekilde göçmen olmuşlardır; ama, onların haklarını ve çıkarlarını korumak da zannediyorum ki, bizim en önemli görevlerimiz arasındadır.
Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; burada dile getirdiğimiz konulara hükümetimizin özenle eğileceğini ümit ediyoruz. Bu konular, ülkemizin insanlarını çok yakından ilgilendiren konulardır ve ümit ediyoruz ki, Sayın Bakan, bu konuda Yüce Meclise bilgi verecektir, eğer, şu anda elinde yeterince bilgi yoksa, daha sonra ilk fırsatta Meclisi bilgilendirecektir.
Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Uluslararası Göç Örgütü Kuruluş Anlaşmasını bu düşüncelerle, bu anlayışla onaylıyoruz, destekliyoruz; bu vesileyle, Yüce Meclise, tekrar, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Öymen.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.