TBMM Genel Kurulu, Ceza Yasası Hakkında

SAYIN ONUR ÖYMEN’İN 26 EYLÜL 2004 PAZAR GÜNÜ GENEL KURULDA YAPTIĞI KONUŞMA METNİ

ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Ceza Yasasının bugün yapılmakta olan görüşmeleri, yalnız ülkemizde değil, bütün dünyada, özellikle Avrupa Birliğinde büyük bir ilgiyle izleniyor. O bakımdan, emin olunuz ki, bu tartışmalar dünyada da önemli yankılar yapacaktır.
Türk Ceza Yasasının kabul edilen maddelerinin bir bölümü Kopenhag kriterleriyle doğrudan doğruya ilgilidir. Bu iki konunun ilişkisiz olduğunu söyleyenler, belki, metinleri yeterince incelememiş olanlardır. Burada kabul ettiğimiz, fikir özgürlüğüyle ilgili, insan haklarıyla ilgili, kadın-erkek eşitliğiyle ilgili ve işkenceyle mücadeleyle ilgili maddeler, doğrudan doğruya Türkiye’nin Kopenhag yükümlülükleriyle ilgilidir.
Zina konusunda bu görüşmeler sırasında yapılan tartışmalar, maalesef, Avrupa’da, Türkiye’nin laikliği koruma konusundaki kararlılığıyla ilgili çok ciddî kuşkular uyandırmıştır. Bunu, huzurunuzda açık yüreklilikle söylemek istiyorum. Bu tartışmalar karşımızda olanları güçlendirmiş, dostlarımızı güç durumda bırakmıştır. Çok değerli Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili arkadaşlarımızla, Türkiye’de ve birkaç gün önce yurtdışında yaptığımız temaslarda yabancı milletvekilleri bize açıkça şunu söylemişlerdir: “Bu mesele halledilse bile, bir itimat sorunu, bir itimat eksikliği yarattınız; yarın öbür gün hükümetinizin başka bir konuda, laiklikle, çağdaşlıkla, Avrupa değerleriyle bağdaşmayan başka bir öneriyle gündeme gelmeyeceğini biz nereden bilebiliriz.” Ve iki gün önce Roma’da yaptığımız toplantıda, İtalyan milletvekilleri, bize bu konudaki kuşkularını çok ciddî bir endişeyle ifade ettiler.
Şimdi, şu hususu bilhassa belirtmek istiyorum: Bizim, yalnız dış dünyaya değil, kendi içimize de, milletvekillerinin birbirlerine, siyasî partilerin birbirlerine itimat yaratması son derece önemlidir. Daha birkaç gün önce bu konuda şöyle bir mutabakata varmadık mı: Hani iki partinin görüş birliğine varmadığı konularda önerge vermeyecektik! Bugün sunulan önergelerde Cumhuriyet Halk Partisinin imzası var mı?! Ne oldu o mutabakatımız?! Siz, bize itimat vermezseniz, yabancılara bu itimadı nasıl vereceğiz. O bakımdan, bence, bu yapılan çalışma son derece talihsiz olmuştur. Bir hususu daha söylemek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, vazo kırılmıştır. Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizde vazo kırılmıştır. Sayın Başbakanın son ziyareti sırasında, Verheugen’le yaptığı görüşmelerden sonra bu vazo iyi kötü yapıştırılmıştır; ama, on beş gün önceki durumumuzla bugünkü durumumuz arasındaki fark, sağlam bir vazoyla iyi kötü yapıştırılmış bir vazo arasındaki fark gibidir. Bunu çok açık yüreklilikle size ifade etmek istiyorum. Bundan sonraki çalışmalarımızda çok dikkatli olmak lazım.
Bizim aldığımız en son bilgilere göre, bu son gelişmeler, Avrupa Birliği Komisyonunun raporunu ve özellikle 17 Aralıkta Avrupa zirvesinin alacağı kararı, maalesef, Türkiye aleyhine ağırlaştırmıştır ve gerek raporda, özellikle zirve kararında Türkiye’yle ilgili olarak yürütülecek müzakerelerin diğer adaylarla yürütülen müzakerelerden daha farklı ve bizim aleyhimize yöntemlerle sürdürülmesi konusunda bir karar çıkarsa hiç şaşırmayınız. Bizim aldığımız bilgiler bu yöndedir ve maalesef, Türkiye açısından sıkıntı verici bir döneme giriyoruz.
Bize sadece tarih verildi diye hiç kimse bayram yapmasın, hiç kimse zafer şarkıları söylemesin. Metnin içini çok iyi inceleyelim ve önümüze çıkabilecek engelleri, güçlükleri çok iyi görelim; çünkü, bugün Avrupa’da sahip olduğumuz pencereye ileride sahip olmayabiliriz. Bugünkü hükümet yapıları yarın olmayabilir ve yarın karşılaşabileceğimiz sıkıntılar, ülkemizi çok ciddî güçlüklerle karşı karşıya bırakabilir.
Değerli arkadaşlarım, bazıları bize diyorlar ki: “On beş yıl sonra ancak üye olabilirsiniz.” Bunu eğer karşımızda olanları susturmak için, teskin etmek için söylüyorlarsa, taktik amaçlı söylüyorlarsa bilmem; ama, gerçek niyetleri buysa, biz, bunu kabul etmiyoruz.
Değerli arkadaşlar, biz, Bulgaristan’ın, Romanya’nın, Slovakya’nın, Baltık ülkelerinin, bu ülkelerin on beş yıl gerisinde olduğumuzu içimize sindirebilir miyiz; biz sindirmiyoruz her halükârda.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Sayın Öymen, 5 dakika doldu; lütfen son cümlenizi söyler misiniz.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.
Sözlerimi şu şekilde tamamlıyorum: Değerli arkadaşlar, Türkiye, laik ve çağdaş bir devlet olduğunu, sözüne güvenilir bir devlet olduğunu her an kanıtlamak zorundadır. “Biz Türküz, baskılara boyun eğmeyiz” sözünü, Sayın Başbakanın, Kıbrıs konusunda baskılar yapıldığında söylemesini beklerdik. (CHP sıralarından alkışlar) Irak konusunda baskılar yapıldığında söylemesini beklerdik ve bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının “biz Türküz” sözlerini söylemesinin Türk basınında haber olmamasını beklerdik. Her zaman söylenmesi gereken sözdür bu. İki yıldan beri ilk defa bunu basına göre dile getiriyorsanız, hepimizi düşündürecek bir konu var burada.
Değerli arkadaşlar, sözlerimi şöyle tamamlıyorum: Geçmişi bir tarafa bırakıyoruz. Bugün yapılan çalışmalarda eğer mutabakata uysaydınız, gönül huzuruyla size çok büyük bir destek verecektim şahsen. Şimdi, bu yasanın çok olumlu maddeleri olduğunu biliyoruz; onun için, onlara


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.