Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TBMM Genel Kurulu, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı Hakkında
- TBMM Genel Kurul Tutanağıdır -
CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ONUR ÖYMEN’İN KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI GEÇİCİ 4. MADDE İLE İLGİLİ TBMM GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA METNİ
15.07.2004
GEÇİCİ MADDE 4. – 23 üncü maddede öngörülen Bakanlar Kurulu kararı üç ay içinde çıkarılır. 23 üncü maddede sözü edilen bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarının yurtdışı teşkilatı bu kararnameye göre yapılacak görevlendirmelerin tamamlanmasına kadar görevlerine devam ederler.
BAŞKAN – Teşekkür ederim.
Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen.
Buyurun Sayın Öymen. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Kamu Yönetimi Reform Yasası Tasarısının geçici 4 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum, daha sonra kişisel görüşlerimi de sunmaya çalışacağım. Bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, bu yasa tasarısı, bildiğiniz gibi, devletimizin temel yapısını değiştirmeyi hedefleyen bir tasarıdır. O bakımdan, bu tasarının kusursuz olması, Türkiye’yi gerçekten çağdaş bir ülke haline her açıdan getirmesi önem taşıyor.
Arkadaşlarımız çeşitli eleştirilerde bulundular. Biz de daha önceki görüşmelerde görüşlerimizi açıklamıştık. Bu yasa tasarısının Anayasaya aykırı olduğunu söyleyen arkadaşlarımız oldu; bu yasa tasarısının çağdaş ülkelerin normlarıyla bağdaşmadığını söyleyen arkadaşlarımız oldu; ama, şu anda gündemimizde olan maddenin, yani, geçici 4 üncü maddenin ve onunla bağlantılı olan tasarının 23 üncü maddesinin bir başka özelliği var; onu bu vesileyle huzurunuzda dikkatinize getirmek istiyorum.
Bu madde, uygulanması mümkün olmayan bir maddedir. Sayın Bakan biraz önce çok haklı olarak “herkes hata yapabilir” dedi; işte, bu madde, gerçekten ne kadar büyük bir hata yapılabileceğinin çok tipik bir örneğidir. Eğer, bu yasa tasarısı Avrupa Uyum Komisyonuna gelmiş olsaydı, biz orada bunu irdeleyecektik, diğer ülkelerin uygulamalarını da dikkate alacaktık ve bu görüşlerimizi orada da kayda geçirecektik ve belki, bu hatanın yapılmasını önleyecektik.
Değerli arkadaşlar, geçici 4 üncü madde ne diyor; “Bakanlar Kurulu, 23 üncü maddede öngörülen kararı 3 ay içinde çıkaracaktır” diyor. Nasıl bir karar çıkaracak; 23 üncü madde diyor ki:” Bakanlıklarla diğer kamu kurum ve kuruluşlardan hangilerinin, hangi ülkede yurtdışı hizmeti sunacağı Bakanlar Kurulunca kararlaştırılır.” Yani, bunu kararlaştıracak. Bakanlar Kurulu, üç ay içinde böyle bir karar alacak; şu kurum ve kuruluşlarımızın yurtdışında temsilcilik açmaları, hizmet götürmeleri için karar alacak.
Peki, değerli arkadaşlarım, 23 üncü maddede başka ne deniliyor: “Bu görevlere Dışişleri Bakanlığı elemanları atanamaz ve görevlendirilemez.” Yani, hangi alanlarda dış temsilci atanacaksa, o alanlarda, ilgili bakanlıkların, kuruluşların temsilcileri görev yapacak; o görevlere Dışişleri memurları atanamayacak ve Dışişleri memurları görevlendirilemeyecek.
Şimdi, ben, size bir bilgi vermek istiyorum: Şu anda, Türkiye’nin, yurtdışında 93 tane büyükelçiliği, 11 tane daimî temsilciliği, 60 tane de konsolosluğu var. Buralarda görevli müşavir sayısı, aşağı yukarı şöyle: Hazinenin 42 tane, Basın Yayının 26 tane, Devlet Planlamanın 7 tane, Dış Ticaretin 84 tane, Millî Eğitim Bakanlığının 46 tane, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının 43 tane var vesaire…
Şimdi, soruyorum arkadaşlar: Bu müşavirliklerin bulunmadığı ülkelerde, devlet, bu hizmeti nasıl yapacaktır? Bütün dış temsilciliklerimizde, Dışişleri memurları var ve şu anda bu görevi bu arkadaşlar yapıyor. Siz, hayır yapamazlar, bu görevlere atanamazlar ve bu görevlerle görevlendirilemezler diyorsunuz. Peki, bu hizmetleri kim yapacak? Bu hizmetleri durduracak mısınız; yani, millî eğitim müşavirinin olmadığı bir ülkede böyle bir konu ortaya çıktığında, bir vatandaşımızın millî eğitimle ilgili bir talebi olduğunda bu hizmeti kim yapacak; Dışişleri memurundan başka
yapabilecek kimse var mı? Nasıl yasaklayabilirsiniz Dışişleri memurlarının bu görevleri yapmasını?! Bu, devleti, o ülkelerde durdurmak demektir, devleti çalışamaz hale getirmek demektir.
Şunu soruyorum Sayın Bakana: Bu kadar araştırma yaptınız, böyle bir kanun tasarısını hazırlamak için de, eminim ki, çok değerli uzmanlarınız dünyanın çeşitli ülkenin mevzuatında böyle bir hüküm buldunuz?! Hangi ülkenin Dışişleri Bakanlığı memurlarının, dünyanın herhangi bir yerinde, herhangi bir devlet görevini yapmaları yasaklanmıştır?! Bunu ilk defa biz yapıyoruz. İlk defa Türkiye Cumhuriyeti, Türk diplomatlarına, dünyanın belli ülkelerinde, belli dış hizmetleri yapmayı yasaklıyor. Bu 23 üncü maddenin başka bir anlamı yok, başka bir anlamı olamaz. “Bu görevlerde Bakanlar Kurulunun tayin edeceği kuruluşlar görev yapar, onların atayacağı insanlar Dışişleri kadrolarında görev yapar, zinhar, Dışişleri mensupları bu görevleri yapamaz” deniliyor.
Değerli arkadaşlar, bu, eğer, bir hatanın mahsulüyse, unutulmuş bir noktaysa, dikkatten kaçmışsa, anlayışla karışlanabilir. Hükümeti uyarıyoruz; lütfen, derhal bunu düzeltiniz, derhal bu maddeyi düzeltiniz, geri çekiniz, gerekli önlemi alınız; ama, yapmazsanız, gerçekten, bu, tarihe büyük bir hata olarak geçecektir, Yüce Meclisin bile bile yaptığı -çünkü, uyarıyoruz- bir hata olarak geçecektir. Yalnız hükümetin değil, bizim de ortak kusurumuz olarak geçecektir. Dışişleri memurlarını bu hizmeti yapmaktan men etmek, onlara bu hizmeti yasaklamak, gerçekten, devlete verebileceğimiz büyük bir zarardır. Sayın Bakanı uyarıyorum, bunu eğer düzeltirse, gerçekten, önemli bir katkı sağlamış olacak.
Değerli arkadaşlarım, Dışişleri memurlarından bahsederken bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Dışişleri Bakanlığı, bizim arkamızda ki, Osmanlı’nın kuruluşundan sayarsak, yediyüz yıllık devlet geleneğini temsil ediyor, bu arkadaşlarımız seksen yıllık cumhuriyet geleneğini temsil ediyor ve Dışişleri Bakanlığının yapısı, teşkilatı, görevleri çok dikkatle düzenlenmiştir. Bugün, Dışişleri Bakanlığının çalışmalarını, personelinin faaliyetlerini düzenleyen yasalar uzun yılların tecrübesinin mahsulüdür. O bakımdan, hükümeti, bu konularda çok dikkatli olmaya davet ediyoruz.
Şimdi, basında yer alan haberleri görüyoruz. Bu haberlere baktığımız zaman, öyle anlıyoruz ki, Dışişlerinin yapısını, çalışmasını, personelinin durumunu kökten etkileyecek birtakım teşebbüsler söz konusudur. Bu tasarının içinde de var; yurtdışına atanacak başka bakanlık mensuplarını Dışişleri Bakanlığının kadrolarında görevlendireceğiz diyorsunuz.
Değerli arkadaşlar, bunu Dışişlerine sordunuz mu? Dışişleri Bakanlığının uzmanları teknik bilgi verdiler mi size? Şimdiye kadarki hükümetler niçin bunu yapmamış acaba? Niçin şimdiye kadar kimsenin aklına gelmemiş de, şimdi bizim aklımıza geliyor? Bunun sakıncalarını düşündünüz mü?
Geçmişte bir iki örneği var. Bir iki defa, başka bir kuruluşun mensupları, yurt dışındaki milletlerarası bir kuruluşta görevlendirilmeleri için, önce Dışişleri kadrosunda görevlendirilmişler, sonra yurtdışına atanmışlar. Sonra bunun doğurabildiği sıkıntıları size anlatamam. Bu arkadaşlarımız, görevleri bitince perişan olmuşlardır. Bakanlık kadrosunda çalışamazlar; çünkü, o göreve tekabül eden bir Dışişleri hizmeti yok. Eski görevine iade etmek istiyorsunuz, o bakanlık “ben almam” diyor. İnsanlar ortada kalmıştır. Çok değerli uzmanlarımız gerçekten perişan olmuşlardır.
İşte, bu gibi tecrübelere dayanarak, Dışişleri Bakanlığı, öteden beri, daima, başka kuruluşların mensuplarının, Dışişleri kadrolarından değil de, kendi bakanlıklarının kadrolarından yurt dışına atanmalarını önermiştir, uygulama bu yönde olmuştur. Gayet tabiî ki, yurt dışındaki büyükelçilerimiz, yurt dışındaki misyon şeflerimiz onların sicil amiridir, onların çalışmalarını denetler, faaliyetlerini gözetir. Bütün bunları, biz, her zaman yaparız; ama, bunları Dışişleri kadrosuna soktuğunuz zaman, bileceksiniz ki, çok büyük bir sıkıntıyı davet ediyorsunuz.
Aranızda bu işin uzmanları vardır; her iki partide de vardır. Ben eminim ki, bu işlerle uğraşmış arkadaşlarımız vardır. Bizim hükümete tavsiyemiz şudur: Bu gibi önemli değişiklikleri yaparken, lütfen, ilgili kuruluşlara danışınız, ilgili kuruluşların görüşlerini alınız; onlar size teknik yönden izah etsinler, yapılan iş doğru mudur yanlış mıdır, eksik midir, ne sıkıntılar yaratabilir, hangi sorunları birlikte getirebilir.
İşte, ben, bunları, Yüce Meclisin dikkatine getirmek istiyorum, hükümetin dikkatine getirmek istiyorum.
Çok değerli arkadaşlar, şimdi, bu vesile ile, yine, bu personelle ilgili gazetelere de yansıyan bir konuyu Yüce Meclisin dikkatine sunmak istiyorum, Sayın Bakanın dikkatine sunmak istiyorum. Öyle anlaşılıyor ki, bu hükümet zamanında başlamasa bile, bu hükümet zamanında devam eden bir uygulama var. Bu uygulama şudur: Dışişleri Bakanlığında göreve alınacak insanlara psikolojik test uygulanıyor. Neymiş bu psikolojik test? Ben, bu konuda, Sayın Dışişleri Bakanına bir soru önergesi yönelttim. Kendisinden resmî cevap alamadım; ama, basın yoluyla, bize, “Bizden önce başlamıştır, başka ülkelerden, Amerika’dan örnek alınmıştır ve biz, bu şekilde, geçmiş bir uygulamayı sürdürüyoruz” şeklinde kısa bir cevap verdi.
Şimdi, hükümetimize böyle cevapları yakıştıramıyoruz. Hükümet şunu dese, eğer, evet biz de inceledik, çok da doğru olduğuna kanaat getirdik, çok isabetlidir, faydalıdır, buna kanaat getirdik, onun için uyguluyoruz. Yoksa, sizden önce başlamış olması yeterli bir gerekçe değil. Eğer, doğru bir
şey ise, gayet tabiî ki, sürdüreceksiniz, içerisinde yanlışlar varsa, o zaman, bu yanlışları düzelteceksiniz.
Şimdi, Sayın Bakan, biraz acele ile cevap verme telaşına düştüğünden, kendini çok zor durumda bırakmıştır. Şunun için: “Bu testi Amerika’dan aldık” diyor. Değerli arkadaşlarım, Amerika’da, Minnesota testi dedikleri, MPP-1 adıyla anılan bu test, 1943 yılında uygulanmaya başlamış ve bu test, önce akıl hastaneleri için düşünülmüş, oradaki psikiyatrik tedavi sistemlerinde uygulanmak için düşünülmüş, daha sonra polisliğe alınırken, buna benzer uygulamalarda da, bu test uygulanmış; fakat, belki Sayın Bakana bu bilgi ulaşmadı, bu testin uygulanması Amerika’da müthiş bir tepki uyandırmış. Müthiş tepki uyandırmış; çünkü, bu teste, insanların inançlarıyla ilgili bilgiler soruluyor. Şimdi, Türkçeye birisi tercüme etmiş -kim etmişse- orijinal metninde şu sorular var; yani, “Amerikandan aldık” diyor ya, Amerika’da şu sorular var: “Hazreti İsa’nın kutsal üçlüde ikinci sırada geldiğine inanır mısınız? Peygamberlerin öğretilerine inanıyor musunuz? Kiliseye sık gider misiniz? İncil’i sık okur musunuz?.. Bizdeki soruda “Kuran’ı haftada kaç defa okursunuz” deniliyor. Belli ki buradan tercüme edilmiş. Ve diyorlar ki: “Ne var bunda. İşte Amerika yapıyor, biz de yapıyoruz.” Bilmedikleri şu: Değerli arkadaşlarım, bu test Amerika’da iptal edilmiş. Biliyor musunuz? Bu test Amerika’da iptal edilmiş. O kadar tepki gelmiş ki, o kadar davalar açılmış ki, devlet bazı yerlerde bu test uygulandığı için dava açan insanlara tazminat ödemek zorunda kalmış. Şimdi sizi de dava ederlerse ne yapacaksınız. Mesela, Amerika’da Delaware Polis Dairesinde 1998 yılında bu teste giren Donovan Hawkins isimli bir zat devleti dava ediyor: “Sizin hakkınız yok benim inançlarım hakkında soru sormaya. Bu Tanrı’yla benim aramda bir iş, sizi ne alakadar ediyor, nasıl sorarsınız bu soruyu” diyor. Dava ediyor ve devlet sonunda bakıyor davayı kaybedecek, uzlaşma yoluna gidiyor, 50 000 dolar tazminat ödüyor. Şimdi o yüzden bu test yürürlükten kaldırılmış. 1998 yılında yeni bir test uygulanmış. Yeni testte bu sorular yok. Yani, yeni testte “haftada kaç defa İncil okursunuz, kiliseye kaç defa gidersiniz” gibi sorular yok. İşte onun için biz Sayın Dışişleri Bakanımıza tavsiye ediyoruz; bu gibi sorularla muhatap olduğunda, hemen böyle bir refleksle cevap vermek yerine, biraz incelesin, biraz araştırsın, biraz uzmanlara sorsun. Bir psikoloji uzmanının yaptığı bir hatayı siyasî bir sorumlu olarak Sayın Bakanın üstlenmesi şart değil. O konuda, rica ediyoruz, daha dikkatli değerlendiriniz, kendinizi, hükümetinizi güç duruma düşürmeyiniz.
Efendim, yeni yapılan Amerikan testi mükemmel mi; değil. Bizce, onun içinde de bizim Anayasamızla bağdaşmayan hükümler var. Yani, bir testi Amerikalılar yaptı diye mutlaka uygulamak zorunda mıyız biz? Bizim tavsiyemiz, ülkemizin Anayasasıyla bağdaşmayan, çağdaş devlet anlayışıyla bağdaşmayan, laiklik zihniyetiyle bağdaşmayan uygulamalardan kaçınmalarıdır; bunu, bu vesileyle hatırlatmak istiyorum.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Buyurun Sayın Öymen; sözlerinizi toparlar mısınız.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Sayın Başkan, bu vesileyle, birkaç cümleyle daha kişisel görüşlerimi de açıklama fırsatı verirseniz, bir noktaya daha değinip tamamlayayım.
Bir de, gazetelere intikal eden bilgilere göre, bazı uzmanlar Dışişleri Bakanlığından görevlendiriliyor; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle ilgili olarak yürütülen davalarla ilgili bazı uzmanların görevlendirildiği söyleniyor ve bu uzmanların kişisel eğilimlerinin, bizim Anayasamızın öngördüğü laik devlet anlayışıyla bağdaşmadığına dair bazı bilgiler gazetelerde yer alıyor.
Bu konuda da hükümeti uyarıyoruz, bu konuda da dikkatinizi çekiyoruz; çünkü, değerli arkadaşlarım, biz, şimdiye kadar hiçbir Avrupa Konseyi üyesi ülkenin yapmadığı bir hatayı yaptık; geçen sene, bu türbanla ilgili olarak devleti dava eden bir şahsa karşı, devletin verdiği savunmayı geri çektirdik siyasî kararla. Devletiniz, şimdiye kadar savunduğumuz görüşler doğrultusunda davacıya karşı Türkiye’nin görüşlerini savunuyor; siz, daha sonra, hükümet olarak talimat gönderiyorsunuz, devletin savunmasını geri çektiriyorsunuz ve yerine de hiçbir savunma göndermiyorsunuz. İşte, şimdi bu konuyla görevlendirilecek makama, bu konuda savunma yapacak göreve, bu alanda devletimizin laik anlayışıyla bağdaşmayan fikirleri savunduğuna dair ciddî iddialar olan bir insanı atamaya çalışıyorsunuz.
Sayın Bakanı uyarıyoruz, hükümeti uyarıyoruz; bu yola gitmeyiniz. Türban konusundaki görüşlerinizi biliyoruz, siz de bizim görüşlerimizi biliyorsunuz. Biz, Anayasamızın hâkim, amir hükümlerine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz, devletin yüksek mahkemelerinin görüşlerine saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyoruz. O bakımdan, bu görüşlere ters düşecek uzmanları devlette görevlendirdiğiniz ve bu alanlarda onlara sorumluluk verdiğiniz takdirde -sizi de uyarıyoruz, bu sorumluluğun altında kalırsınız; onun için, bir kere daha burada uyarı görevimizi yapmak istiyoruz; lütfen, bu konularda dikkatli olunuz, devletimizin 700 yıldan beri devam eden, cumhuriyetimizin 80 yıldan beri devam eden geleneklerini bozmayınız, bütün iç politika tartışmalarının dışında kalan Dışişleri Bakanlığını, lütfen, politikaya sokmayınız.
Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öymen.
___________________________________________________________
ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan…
BAŞKAN – Sayın Öymen, bir şey mi söyleyeceksiniz?
ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Bakan sübjektif değerlendirmelerle ilgili bir atıfta bulunduğumu söyledi, bir sataşma oldu…
DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) – Eğer “objektif” derseniz, sözlerimi geri alırım.
BAŞKAN – Siz de, sataşmadan söz istiyorsunuz…
ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Evet efendim, sataşmadan dolayı söz istiyorum.
BAŞKAN – Peki, buyurun.
ONUR ÖYMEN (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, Sayın Bakanın bu sözlerini biraz yadırgadığımı ifade etmek zorundayım. Bir kere, işin özü itibariyle, Sayın Bakanın demin yaptığı açıklama, benim sözlerime bir cevap teşkil etmiyor. Çok açık bir şekilde “görevlendirilemez” deniliyor. Ne demek görevlendirilemez; diyelim ki, bir büyükelçilikte Millî Eğitim Bakanlığı kadrosu var; fakat, Millî Eğitim Bakanlığı oraya bir atama yapmamış -bugün de birçok kadro boş- kim yapacak o görevi? O göreve “görevlendirilemez” demek, diplomatların o görevi yapmasına engel olan bir hükümdür. Bunu yapamazsınız diyoruz. Şu soruyu sordum: Bunu yapan bir ülke var mı dünyada; buna benzer bir hükmü içeren bir yasaya sahip olan herhangi bir ülke var mı? Bu soruya cevap yok.
Ayrıca, yapılan bazı sübjektif uygulamaların tarafımdan dile getirilmesini de yadırgadığı anlaşılıyor Sayın Bakanın.
Değerli arkadaşlarım, bunu, sübjektiflikten başka hangi kelime vasıflandırabilir?! Bir uzman atıyorsunuz; görevi, bir uluslararası mahkemede Türkiye’nin tezlerini savunmak. Bir sınav mı açtınız, Dışişleri Bakanlığı teşkilatı, bir bilimsel araştırma yaptıktan sonra size bu uzmanı mı önerdi?! Yoksa, siz, bu uzmanı, kendi siyasî görüşlerinize yakın olduğu düşüncesiyle mi bu göreve getirdiniz?!
Şimdi, bu konunun Mecliste irdelenmesini istemek bizim hakkımızdır. Sayın Bakan “siz yanlış biliyorsunuz, biz, bu konuda bir uzman görevlendirmek için bir sınav açtık; bu davalarda Türkiye’nin tezlerini savunmak için bir uzman görevlendirmek istedik, sınav açtık ve bu arkadaşımız bu sınavı kazandı, onun için görevlendirdik” diyorsa, sözümü geri alırım. Böyle mi oldu? Yoksa, şunu diyebilir: “Efendim, Dışişleri Bakanlığı teşkilatına görev verdik, Dışişleri Bakanlığı Türkiye’deki bütün uzmanları inceledi, İnsan Hakları Mahkemesinde türban gibi konularda Türkiye’nin tezlerini en başarıyla savunacak arkadaşımızın bu olduğuna karar verdi. Biz de ne yapalım, bürokrasinin önerisini yerine getirdik” Böyle mi oldu?! Eğer böyle olduysa söyleyin. Şimdi, böyle olmadı da, siz siyasî bir tercihle kendi görüşünüze yakın bir insanı bu göreve getirme yoluna gittiyseniz, bunu sübjektiflikten başka hangi kelime açıklayabilir?! Onun için, Sayın Bakandan rica ediyorum, bu gibi konularda muhalefeti suçlamadan çok dikkatli olsunlar. Biz, her kelimemizi, her sözümüzü iyice düşünerek söylüyoruz. İktidarı yıpratmak gibi bir hedefimiz yok. Biz, iktidarın yanlış iş yapmasını istemeyiz, doğru iş yapmasını isteriz. Netice itibariyle iktidarın icraatı Türkiye’nin çıkarlarına hizmet ederse, en çok biz seviniriz; ama, bu bahsettiğim konular çok hayatî konulardır. Anayasamıza aykırı bir test uygulayacaksınız, sonra diyeceksiniz ki: “Ne yapalım, Amerika’dan aldık” Farkında değilsiniz, Amerika iptal etmiş onu, o soruları Amerika iptal etmiş. Bilmiyorsunuz!.. Sırf, muhalefete hemen cevap vermek için, bilmediğiniz bir konuda, kalkıyorsunuz, muhalefeti suçluyorsunuz “nasıl olur efendim, Dışişlerinden çıkmış birisi böyle laf eder” diyorsunuz. Dışişlerinden çıkmış birisi böyle laf eder; çünkü, Dışişlerinde hiç böyle şeyler olmazdı, evvelce böyle şeyler hiç olmazdı da onun için laf eder. Size, iç politikada polemik yapmak için söylemiyoruz bunları, size iyilik yapmak için söylüyoruz, sizi hatadan korumak için söylüyoruz.
Onun için, benim, bu vesileyle Sayın Bakana ve hükümete küçük bir tavsiyem var: Lütfen, muhalefeti suçlamadan önce iyi düşününüz, söylediklerini iyi inceleyiniz, içinde haklılık payı varsa bunu kabul etmenin sizin hükümetinizin çıkarına, Türkiye’nin çıkarına olduğunu düşününüz. Hiç merak etmeyin, biz, bu gibi millî meseleleri küçük, ucuz politika malzemesi yapacak insanlar değiliz.
Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öymen.
Bu belge Belgeler arşivinde bulunmaktadır.