Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TBMM Genel Kurulu, Irak Halkına Karşı Yapılan Zulüm İle İlgili CHP Grubu Önergesi Hakkında
-TBMM Genel Kurul Tutanağıdır -
CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ONUR ÖYMEN’İN CHP GRUBU ADINA GRUP BAŞKANVEKİLLERİ, SAMSUN MİLLETVEKİLİ HALUK KOÇ, İZMİR MİLLETVEKİLİ K. KEMAL ANADOL VE İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ALİ TOPUZ’UN, IRAK HALKINA YÖNELTİLEN ŞİDDET VE TÜRKİYE’NİN IRAK POLİTİKASI KONULARINDA ANAYASANIN 98 İNCİ, İÇTÜZÜĞÜN 102 VE 103 ÜNCÜ MADDELERİ UYARINCA BİR GENEL GÖRÜŞME AÇILMASINA İLİŞKİN ÖNERGESİ (8/14) HAKKINDA TBMM GENEL KURULUNDA YAPTIĞI KONUŞMA
25.05.2004
İkinci söz isteği, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen.
Buyurun Sayın Öymen. (CHP sıralarından alkışlar)
CHP GRUBU ADINA ONUR B. ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Irak hapishanelerinde koalisyon güçleri mensuplarınca yapılan şiddet ve işkence uygulamaları hakkında Yüce Meclise sunduğumuz genel görüşme talebiyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, bu konu gerçekten birkaç cümleyle geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. O bakımdan, müsaadenizle meselenin özüne değinmek istiyorum.
10 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesinin kabulünden bu yana artık, insan hakları konusu, devletlerin iç işi olmaktan çıkmıştır; artık, hiçbir ülke kendi sınırları içinde kendi vatandaşlarına dilediği gibi eziyet etme hakkına sahip değildir. Sorumluluk taşıdıkları ülkelerde de eziyet etme, işkence yapma hakkına hiç kimse sahip değildir.
Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi ve diğer uluslararası kuruluşlar çerçevesinde imzalanan çok sayıda sözleşme, devletlerin insan hakları alanında uymaları zorunlu olan kurallar getirmiştir, devletlerin bu kurallara uymaları için denetim mekanizmaları kurulmuştur; Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Mahkemesi ve İşkenceyle Mücadele Sözleşmesinin denetim mekanizması bunlar arasındadır.
İnsan hakları alanında pek çok uluslararası örgüt faaliyet göstermekte ve bunlar, bu normlara uyulmasını gözetmekte, hükümetlere uyarılarda bulunmakta, gerektiğinde eleştirilerde bulunmaktadırlar.
Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, bazı devletler bununla da yetinmiyorlar, her yıl insan hakları raporu yayımlıyorlar, bütün dünya ülkelerinin insan haklarına ne derece uyduğunu, ne derecede uymadığını saptayan raporlar hazırlıyorlar, bütün dünyaya ilan ediyorlar ve devletleri, insan haklarına uymadıkları için, sanıklara kötü muamele yaptıkları için çoğu zaman eleştiriyorlar.
Değerli arkadaşlar, son zamanlarda Irak’ta meydana gelen ve dünya kamuoyuna da yansıyan şiddet ve zulüm olayları, insan hakları konusunun evrensel boyutunu ve önemini bir kere daha ortaya çıkardı. Bu gelişmeler, komşumuz Irak’ın ve bölgenin geleceği için duyduğumuz kaygıları da artırmıştır.
İnsan hakları konusu gündeme geldiğinde, özellikle Türkiye’deki insan hakları konusu gündeme geldiğinde, Batılı dostlarımız, müttefiklerimiz, bize, daima “dostlar açık konuşur; size, görüşlerimizi, eleştirilerimizi açıkça söyleyeceğiz” deyip, Türkiye’de gerçeklere uyan uymayan, haklı haksız pek çok eleştirilerini dile getirmişlerdir.
Değerli arkadaşlar, şimdi konuşma sırası bizde; şimdi biz diyoruz ki: Dostlar açık konuşur; şimdi, lütfen, siz bizi dinleyin.
Irak, şu anda bir şiddet girdabına sürüklenmiştir. Amerikan öncülüğündeki işgal kuvvetlerinin bir yıl önce gerçekleştirdiği askerî harekât sonunda kaç Amerikalının öldüğünü biliyoruz ve bundan üzüntü duyuyoruz; ama, kaç Iraklının öldüğünü bilmiyoruz. Kamuoyuna yansıyan bazı rakamlar, sadece son aylarda ölen Iraklıların sayısının 5 000′i bulduğunu gösteriyor. Bu, çok büyük bir rakamdır ve bu insanların büyük çoğunluğu, masum kadınlardan, çocuklardan oluşmaktadır.
Son aldığımız bilgilere göre, ne yazık ki, bu sivillerin bir bölümü, hapishanelerde yapılan zulüm ve işkence sonucunda öldürülmüşlerdir. Irak hapishanelerinden uygulanan utanç verici işkencelerin fotoğrafları dünya televizyonlarına ve basına yansımış ve bütün insanlığın tepkisine, infialine yol açmıştır.
Değerli arkadaşlar, bu işkenceler, uluslararası hukukun açık bir ihlalini oluşturuyor. Savaş zamanında sivillerin korunmasıyla ilgili 12 Ağustos 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesi, savaş durumunda sivillere yapılacak muamelelerle ilgili olarak, sanıklara yapılacak muamelelerle ilgili olarak bazı kurallar koymuştur. Bu sözleşmenin özellikle 3 üncü maddesi önemlidir. Bu maddede “ihtilaf halinde bulunacak taraflardan her biri aşağıdaki hükümleri uygulamakla yükümlü olacaktır” deniliyor ve bu yükümlülükler şöyle sıralanıyor: “Silahlarını teslim eden silahlı kuvvetler mensupları ile diğer herhangi bir sebeple savaş dışı olan kimseler de dahil olmak üzere, her koşulda, ırk, renk, din, itikat, cinsiyet gibi ayırımcı uygulamalarda bulunmaksızın, herkese insanî muamele yapılacaktır. Bu şahıslara karşı, ne zaman ve nerede olursa olsun, aşağıdaki muamelelerde bulunmak yasaktır.” Neymiş o muameleler? Hayata ve beden bütünlüğüne kastetmek; özellikle katil, zulüm, azap ve işkence yapılması. Başka?.. Rehin alınması. Başka?.. Şahısların haysiyet ve şerefine tecavüz edilmesi, küçük düşürücü davranışlarda bulunulması, adlî teminat altında verilmiş hükümlere dayanmayan mahkûmiyetler ve idamlar.
Değerli arkadaşlarım, işte, Irak’ta, bütün bunlar olmuştur ve olmaktadır. Son günlerde, dünya basınına yansıyan fotoğrafların da gösterdiği gibi, maalesef, bazı Amerikan ve İngiliz askerlerinin, hapishanelerde sanıklara yaptıkları muameleler, 1949 tarihli Cenevre Sözleşmesinin bu hükümlerinin çok açık bir ihlalini oluşturmaktadır. Amerika Kongresinde yapılan görüşmelerde, bazı senatörlerin ve kongre üyelerinin soruları üzerine, Amerikan Savunma Bakanlığının en üst düzeydeki yetkilileri ve Irak’ta görevli komutanlar, bu Cenevre Sözleşmelerinin ihlal edildiğini kabul etmişlerdir.
Basına yansıyan bazı haberlerden öğrendiğimize göre, bu baskı ve zulüm eylemleri, bazı hallerde Irak’lı esirlerin dinlerine, inançlarına, kutsal değerlerine ağır bir saldırı haline dönüşmüştür. Bütün bu eylemleri, derin bir infialle karşılıyoruz ve şiddetle kınıyoruz. Uluslararası Af Örgütünün verdiği bilgilere göre, Uluslararası Kızılhaç Örgütü, şubat ayında yayınladığı raporda, bu ihlallerin bireysel olaylar olmadığını, sistematik bir işkence haline dönüştüğünü ortaya koymuştur.
Yine, basından, sanıkların sorgulamasında uygulanacak yöntemlerle ilgili olarak, verilen bazı genel nitelikte talimatların bulunduğunu öğreniyoruz. Öyle anlaşılıyor ki, bu gelen talimatlar, yani sanıkların direncinin her halukârda kırılması yolundaki talimatlar, belki alt düzeydeki bazı yetkililere cesaret vermiştir, cüret vermiştir. O bakımdan, bu sonucun ortaya çıkmasında, yalnızca o eylemleri yapanlar değil, bu talimatları verenlerin de sorumluluğu vardır. Denetlemeyi yeterince yapmayanların da sorumluluğu vardır. Netice itibariyle, bu konuda siyasî sorumluluk taşıyanlar da vardır ve bu siyasî sorumluluk taşıyanların da yapması gerekenler vardır.
Öyle anlaşılıyor ki, Amerikan Adalet Bakanlığının bazı hukukçuları da, bu sanıklara, hukukun bütün gereklerinin yapılmasının, uluslararası sözleşmelerin tam olarak uygulanmasının gerekmediği yolunda bir rapor vermişlerdir. Eğer, bu bilgiler doğruysa, bu son derece vahimdir, hazindir.
Değerli arkadaşlar, öyle anlaşılıyor ki, bu saldırılar, sadece hapishanelerde olmuyor. Daha birkaç gün önce, Sayın genel Başkanımızın bu sabahki grup toplantısında belirttiği gibi, bir düğün evine havadan saldırı yapılmış Irak’ta ve çok sayıda insan ölmüştür. Amerikalı yetkililer “efendim, onlar kötü niyetli insanlardı, kötü niyetli insanlar da eğlenir” diyorlar. Değerli arkadaşlarım, kötü niyetli insanlara yapılacak şey, onları havadan bombardıman etmek değildir; onları yakalayacaksınız, yargıya teslim edeceksiniz, cezalarını yargı verecek. Siz havadan nasıl tespit ediyorsunuz insanların niyetini?! Onların içinde çocuklar var, kadınlar var, onlar da mı kötü niyetliydi?! O bakımdan, biz bu gibi izahları inandırıcı bulmuyoruz.
Değerli arkadaşlar, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, nerede ve kimin tarafından yapılırsa yapılsın, bütün şiddet ve terör eylemlerini kuvvetle kınıyoruz ve bu arada, Irak’ta bazı Batılılara yönelik şiddet eylemlerini de aynı şekilde kınıyoruz. Yapan kim olursa olsun, hedef kim olursa olsun, yöntem kim olursa olsun, bütün terör eylemlerini, bütün şiddet eylemlerini kuvvetle kınıyoruz.
Değerli arkadaşlar, alınan bilgilere göre, maalesef, bu eylemler sadece Irak’ta olmuyor. Afganistan’ta da buna benzer eylemler olduğuna dair kuvvetli bilgiler var. Küba Adasının Guantanamo bölgesindeki Amerikan üssünde tutuklu bulundurulan şahıslara da bu eylemlerin yapıldığını, fizikî ve psikolojik baskılar uygulandığını söyleyen, açıklayan bilgiler var. İşte biz bunları şiddetle kınıyoruz ve bu olayların tekrarlanmaması için uluslararası toplumun kuvvetli tepki göstermesini zorunlu görüyoruz. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak 4 Mayıs tarihinde bir açıklama yaptık ve bütün bu saldırıları kınadık. Diliyoruz ki, Türkiye’deki bütün siyasî partiler, bütün siyasî kuruluşlar aynı derecede duyarlılık göstersinler bu gibi eylemlere karşı.
Şimdi şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu olaylar karşısında çok kuvvetli bir tepki göstermeye davet ediyoruz. Ümit ediyoruz ki, bu toplantımızın sonunda bir ortak açıklama yaparak, bu saldırıları, bu şiddet eylemlerini birlikte kınayacağız.
Değerli arkadaşlar, şu hususu da bu vesileyle belirtmek istiyorum. Türkiye’de insan hakları ihlalleri olduğu zaman buna şiddetli tepki gösterenler, başka ülkelerde de bu ihlaller olduğu zaman aynı tepkiyi göstermek zorundadırlar. Sadece Türkiye’deki olaylara tepki gösterirseniz, onun dışındaki ülkelerdeki olaylara sessiz kalırsanız, inandırıcılığınızı kaybedersiniz ve insan hakları alanında çalışan bütün insanların, bütün örgütlerin en büyük gücü inandırıcılıklarıdır. O bakımdan, biz, bütün insan hakları örgütlerini, bu konuda cesaretle tepki göstermeye davet ediyoruz. Şu veya bu düşünceyle, şu veya bu siyasî kaygıyla sessiz kalanlar, sorumluluğa ortak olacaklardır.
Bu vesileyle şunu da söyleyeyim; Kuzey Irak’taki esas şiddet eylemlerinden sorumlu olan PKK örgütü mensuplarının herhangi birisine karşı bir eylem yapıldığını duymadık. Şiddet eylemi beklemiyoruz; ama, bunlardan bir tanesinin bile tutuklanıp Türkiye’ye iade edildiğini duymadık.
Bu konuda beklerdik ki, Sayın Bakan bugünkü konuşmasında Irak’la ilgili olarak, Filistin’le ilgili olarak çok kapsamlı izahlarda bulunurken, bir cümle de bu Kuzey Irak’taki PKK’lıların durumu için söylesin. Acaba, onların durumu ne? Onların yakalanıp Türkiye’ye teslim edilmeleri için hükümetimizin girişimlerde bulunduğunu biliyorduk. Ne sonuç aldık? Irak’ta başka insanlara karşı, hukukun tanımadığı, hukuka aykırı eylemlerde bulunanlar, acaba, hukuk içinde bu teröristlere karşı bir eylem yaptılar mı, bir tanesini yakaladılar mı, bir tanesini mahkemeye verdiler mi? İran’a karşı eylem yapan Halkın Mücahitleri Örgütüne karşı aldıkları önlemlerin küçük bir bölümünü PKK’ya karşı aldılar mı? Almadılarsa, biz ne yaptık, hangi tepkiyi gösteriyoruz? İşte, burada, Mecliste bunu söylemeyeceksiniz de nerede söyleyeceksiniz! Zannediyorum ki bu konuyu da gündemde tutmak bizim için son derece önemlidir.
Değerli arkadaşlarım, Irak’ta meydana gelen olaylardan sonra Amerikan Başkanı özür diledi, Amerikan Dışişleri Bakanı özür diledi, Amerikan Savunma Bakanı özür diledi. Biz bunu olumlu karşılıyoruz. Biraz önce Sayın Dışişleri Bakanımız da bundan söz etti, bunların özür dilemelerini olumlu karşıladığını söyledi.
Biz, basını araştırdık. Basında şöyle bir bilgiye rastladık. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak Süleymaniye Kentinde, başına çuval geçirilip onuru zedelenen, milletçe hepimizin onurunu kıran eylemden sonra hükümete bir çağrıda bulunmuştuk. Demiştik ki: “Amerikalılardan, özür dilemelerini isteyin. Amerikalılara söyleyin, bu eylem dolayısıyla bizden, Türk Milletinden özür dilesinler. Sayın Dışişleri Bakanımız bizim bu çağrımız üzerine bir demeç vermiş veya bir cevap vermiş, gazetecilere şunları söylemiş: “Amerika bir süper güçtür. Özür, ancak eşit güçler arasında beklenebilir. Büyük devletler özür dilemez!”
DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) – Benimle ilgisi yok. Benden duyduğunuzu söyleyin.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, büyük devletler özür diler. (CHP sıralarından alkışlar) İşte, bu son olayda da görülmüştür ki, büyük devletler özür diler. Mesele, büyük devletlere özür diletmesini bilmektir. Sayın Bakanın cevabını her zaman saygıyla dinleyeceğiz. Herhalde “basın yanlış yazmıştır” diyecektir. Gayet tabiî ki bu sözlerini de saygıyla karşılayacağız.
DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) – Diyecektir değil, diyorum burada, söylüyorum. Gazete kupürüyle hareket etmeyin.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Ama, biz bu bilgileri basından aldık, onun için naklediyorum. Çünkü biz o sırada Yüce Meclisin kürsüsünden de söyledik, basın yoluyla da söyledik. Mutlaka, Amerika’nın özür dilemesini sağlamalıyız dedik. Sağlayamamışızdır. Bunları unutmayalım.
Ayrıca, Amerika’da bu işkenceden sorumlu olanların yakalanıp cezalandırılmaya başlandıklarını görüyoruz. Bunu olumlu karşılıyoruz; ama bu da yeterli değildir. Sanıklara tazminat ödenmelidir ve bu olayların bir kere daha tekrarlanmaması için gerekli bütün önlemler alınmalıdır, insan hakları karşısında sıfır hoşgörüyle hareket edilmelidir. Biz Amerikalılardan bunu bekliyoruz.
Değerli arkadaşlarım, insan haklarına, demokrasiye beşiklik eden ülkelerin nasıl olup da böyle eylemler içine girdiklerini doğrusu merak ediyoruz. Şimdi, demin de söyledim, bunlar rapor yayınlıyorlar, bütün ülkeleri eleştiriyorlar “insan hakları alanında şu eksiğiniz var, bu eksiğiniz var” diyorlar, suçluyorlar başka devletleri. Daha birkaç gün önce Amerika’nın raporu yayınlandı. Şimdi, eğer eleştiriye uğrayan ülkeler “ilk taşı elleri temiz olan atsın” derlerse siz ne diyeceksiniz, ne cevap vereceksiniz? O bakımdan, başkalarının camını taşlayanların kendi camını kırmamaya özen göstermeleri lazım. Biz, bu devletlerin, dostlarımızın, müttefiklerimizin insan hakları alanında örnek olmasını bekliyoruz diğer ülkelere.
Çok değerli milletvekilleri, Irak’ta meydana gelen olaylar 1 mart tarihli tezkerenin Cumhuriyet Halk Partisinin ısrarlı girişimleri sonucunda reddedilmesinin ne kadar isabetli olduğunu, ne kadar yerinde bir hareket olduğunu ortaya koymuştur. Eğer bu önerge reddedilmeseydi, eğer 100′e yakın Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili bizimle birlikte oy kullanmasaydı ve Hükümetin 1 mart tarihli tezkeresi kabul edilseydi şu anda Türk askerleri işte bu bölgede olacaklardı, bu bölgede görev yapıyor olacaklardı, Allah bilir çok sayıda askerimizi şehit vermiş olacaktık ve onun yanında da bu feci olayların hiç değilse manevî mesuliyetine ortak olacaktık. O bakımdan, biz Cumhuriyet Halk Partililer olarak 1 mart tezkeresini reddetmenin gururunu taşıyoruz ve bunun vicdan huzuru içindeyiz. İnanıyoruz ki, eğer bu gelişmeleri bilselerdi diğer Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu arkadaşlarımız da bu tezkereye hayır oyu verirlerdi ve vicdanlarını müsterih tutarlardı. Zannediyorum ki bu tezkerenin reddedilmesi Yüce Meclisin yaptığı en doğru işlerden biri olmuştur ve ülkemizi büyük bir badireden kurtarmıştır. Tekrar ediyorum, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu tezkerenin reddedilmesinden büyük bir gurur duyuyoruz, büyük bir vicdan huzuru duyuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlarım, Irak’ta barış ve istikrarın sağlanabilmesi, ancak, bugünden cesaretli adımların atılmasıyla mümkündür. Biz, bu konudaki görüşlerimizi çeşitli vesilelerle açıkladık. Diyoruz ki: Irak’ta barışa ve huzura kavuşmanın birinci ve en önemli yolu, Irak’ta serbest seçimler yapılmasıdır; Irak Halkının özgür iradesiyle işbaşına gelecek bir hükümetin yönetimi devralmasıdır; aynı zamanda, Irak vatandaşlarının, silahlı dini ve etnik grupların aracılığı olmadan devlet yönetimine katılmalarıdır; Irak’ta laik ve demokratik bir devletin kurulmasıdır ve biz inanıyoruz ki, bir Müslüman ülkede laiklik olmadan demokrasi olmaz; bunun en iyi örneğini Türkiye vermiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Mikrofonu açıyorum, buyurun Sayın Öymen.
ONUR ÖYMEN (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Başka hiçbir Müslüman ülkede bugüne kadar demokrasinin kurulamamasının en önemli sebeplerinden biri, o ülkelerde laikliğin yerleşmemiş olmasıdır. Irak’ta, biliyoruz, geçici temel yasada din esasına atıfta bulunuluyor; ama, bu, Irak’ın anayasası değildir. Irak’ın anayasası seçilecek yeni meclis tarafından yapılacaktır. Bizim dileğimiz, bu yeni anayasanın laik ve demokratik bir devletin anayasası olmasıdır. O bakımdan, Amerikan Dışişleri Bakanı Sayın Powell’ın, birkaç gün önce “Irak’ta dinî bir devlet de kurulsa kabulümüzdür” yolundaki sözlerini anlayışla karşılamakta güçlük çekiyoruz. Irak’ta dinî bir devletin kurulmasına razı olmak demek, Irak’ta demokrasinin kurulmamasını kabul etmek demektir. O bakımdan, laikliğin önemle göz önünde bulundurulmasını mutlaka bekliyoruz.
Şiddet olayları nasıl sona erecektir? Biz, inanıyoruz ki, bunun için, bir Birleşmiş Milletler Barış Gücünün güvenliğin sorumluluğunu devralması lazımdır ve bu barış gücünde, tercihen, Irak’la menfaat ilişkisi olmayan, Irak’a komşu olmayan ülkelerin askerleri görev yapmalıdır. Genellikle, Birleşmiş Milletlerin uyguladığı kural pek çok yerde budur. O bakımdan, barış gücünün böyle ülkelerden oluşması başarı şansını artıracaktır.
Türkiye, bütün bu konularda aktif, yaratıcı, sonuç alıcı bir politika izlemelidir diye düşünüyoruz. Sayın Bakan, Hükümetin yaptığı çalışmaları anlattı, dikkatle not ettik; fakat, zannediyorum ki, Türkiye’nin şimdiye kadar yaptığı çalışmalar yeterli olmamıştır; sonuç ortadadır.
Türkiye gibi bir ülke, mutlaka ağırlığını hissettirmelidir ve sonuç almalıdır; aynen, bizim, Kuzey Irak’la ilgili olarak vaktiyle Ankara sürecinde yaptığımız gibi. Ankara sürecinde Türkiye ağırlığını koymuştur, oradaki çatışmaları durdurmuştur ve barışçı bir ortamın yaratılmasında birinci derecede rol oynamıştır. İşte, bunu yapacaksınız, devlet olarak bunu yapacaksınız, ağırlığınızı hissettireceksiniz; yoksa, bazı temaslarda bulunmuş olmak, bazı komitelere katılmak yeterli değil. Türkiye konumundaki bir ülkenin bundan çok daha fazlasını yapması lazımdır.
Bizdeki bilgi yanlış değilse, biz, Kuzey Irak’ta, Kerkük ve Süleymaniye Kentlerinde diplomatik temsilciler açmayı taahhüt etmiştik. Eğer, yanılıyorsak, bizdeki bilgi yanlışsa, Sayın Bakan düzeltsin; doğruysa, bu temsilcilikleri niye açmadık; güvenlik nedeniyle mi? Bağdat’ta güvenlik, Kerkük’ten ve Süleymaniye’den daha mı çok; orada temsilciliğimiz var. Gayet tabiî ki, biz, diplomatlarımızı güvensizlik ortamı içinde görevlendirmek istemeyiz; ama, zannediyorum ki, Türkiye gibi bir ülke, hele taahhüt etmişse, bu taahhüdünü yerine getirmelidir. Kosova’da nasıl yaptık; Kosova’da en zor şartlar altında, en tehlikeli koşullarda diplomatik temsilcilik açan biz değil miyiz; herkesten önce biz açmadık mı, ilk biz olmadık mı ve hâlâ, bu temsilciliğimiz Kosova’da görev yapmıyor mu?! Kuzey Irak, Kerkük, Türkmen soydaşlarımızın yaşadığı bölgeler bizim için daha mı az önemlidir?! İşte, aktif diplomasi budur arkadaşlar; arada bir heyet geliyor, heyet gidiyor; bunlar yeterli değil. Türkiye’nin orada varlığı sürekli olarak hissedilmelidir. Türkiye, zannediyorum ki, bunu yapacak imkânlara sahiptir ve oradaki temsilcilerinin güvenliğini sağlayacak olanaklara da sahiptir.
Değerli arkadaşlarım, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, iktidarın bu söylediğimiz konularda atacağı adımları destekleyeceğimizi şimdiden beyan ediyoruz. Daha önce de söyledik, çeşitli vesilelerle tekrarladık; bu gibi konuları içpolitikanın tamamen dışında tutmak lazımdır; bunlar, bizim ortak meselelerimizdir, millî davalarımızdır. Hükümetin atacağı her cesaretli adımı, Türkiye’nin çıkarlarını, bölge çıkarlarını koruyacak her cesaretli adımı, bu çerçevede, destekleyeceğimizi söylüyoruz.
Geçtiğimiz hafta içinde, Filistin’de de büyük bir acı yaşadık. Değerli AKP sözcüsü bu konudaki görüşlerini açıkladı, Sayın Bakan da açıkladı. Refah Mülteci Kampında cereyan eden olaylar, gerçekten insanlık için utanç vericidir; çocuklar öldürülmüştür, kadınlar öldürülmüştür. İsrail-Filistin ihtilafı ne olursa olsun, ne kadar zor olursa olsun, orada ölen insanlar bu ihtilafın sorumlusu değillerdi ve bu insanlar, bunun cezasını çekmişlerdir, bir bedel ödemişlerdir. İsrail’in bunu yapmaya hakkı yoktu. İsrailliler buna tepki gösteriyorlar; basın abarttı diyorlar, özür diledik diyorlar; bunlar yeterli değil. İsrail Büyükelçisi, Cumhuriyet Halk Partisi Merkez Yönetim Kurulu olarak yaptığımız açıklamadan sonra, geldi bizi ziyaret etti ve özür dilediklerini söyledi, gerekli tedbirleri alacaklarını söyledi; bunlar yeterli değil. Filistin’de, çok sayıda insan, binlerce insan hayatını kaybetti, evler yıkıldı, hastaneler perişan edildi. Filistin lideri Arafat, şu anda, kuşatma altındadır; özgürlüğüne sahip değil, dünyaya çıkamıyor, hiçbir yere seyahat edemiyor. Türkiye’nin, böyle bir duruma tepki göstermesi lazımdır. Biz beklerdik ki, Sayın Bakan, bu kürsüden Arafat’ın gönderdiği mektuptan bahsetmekle yetinmesin, desin ki “biz de Arafat’ı ziyaret edeceğiz; ben Dışişleri Bakanı olarak, gidip, Sayın Arafat’ı makamında ziyaret edeceğim ve Filistin halkının uğradığı zulüm karşısında Türk Milletinin tepkisini, desteğini, dayanışma duygularını size şahsen ileteceğim.” Biz, bunu bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) AKP ve Cumhuriyet Halk Partisine mensup değerli milletvekillerimiz Filistin’e gitmiştir; bekliyoruz ki, Sayın Bakanımız da gitsin ve Türk Milletinin duygularını, düşüncelerini, bizzat, Sayın Arafat’a anlatsın.
Milletvekillerimiz televizyonda açıkladılar. Filistin’de ölenlerin yüzde 38′i 15 yaşından küçüktür. Değerli arkadaşlar, çocukları öldürüyorlar, Filistin’de çocukları öldürüyorlar; buna karşı tepkimiz bu kadar cılız olmamalıdır, Türkiye’nin sesi daha gür çıkmalıdır; biz, hükümetten bunu bekliyoruz. Biz, Türk Milletini temsil ediyoruz; Türk Meclisinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinin sesi Türk Milletinin sesidir. Burada, gazete haberlerini alt alta koyarak Türkiye’nin hassasiyetini anlatamayız; gür sesimizi çıkaracağız. Bu tepkileri kınadığımızı söylemekle de yetinmeyeceğiz, önlem alacağız; devlet budur, Türkiye budur, Türkiye’nin bunu yapması lazımdır. “Efendim, orada da teröristler masum İsraillileri öldürüyorlar, bir kadın ile 4 çocuğunu öldürmüşler…” Onu da kınıyoruz. Demin söyledim, bir şiddet başka bir şiddeti haklı göstermez; eğer, masum İsraillilerden de ölenler oluyorsa -ki, oluyor- onu yapanları da kınıyoruz. Şiddetin hiçbir türüne hoşgörü göstermiyoruz; ama, başka bir şiddet, İsrail’in yaptığı şiddeti haklı gösteremez. Bunu da, bu vesileyle, açıkça ifade etmek istiyoruz. Filistin, bu anda, bir felaket bölgesidir; yarından emin olan bir tek insan yoktur, can güvenliği içinde yaşayan insan yoktur ve biz, bu eylemleri, bu şiddet eylemlerini, Ortadoğu barışını zorlaştırıcı eylemler olarak görüyoruz.
Değerli arkadaşlar, yakın tarihte gördüğü zulüm dolayısıyla insanlığın merhametini kazanmış olan Yahudiler, şimdi, başka uluslara zulüm yapan bir millet olarak tarihe geçmek istemeyeceklerdir; biz, buna inanıyoruz ve İsrail halkının gösterdiği tepkileri de saygıyla karşılıyoruz ve o tepkileri de destekliyoruz.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu düşüncelerle, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu olarak, Yüce Meclisin, gerek Irak hapishanelerindeki işkence ve zulme, gerek masum Filistinli kardeşlerimize yönelik saldırılara karşı ortak ve güçlü bir tavır almasını öneriyoruz. Yüce Meclisin bir bütün olarak bu konuda göstereceği tepki, Türk Milletinin ortak sesi olacaktır ve dünyaya milletimizin insanî değerlere nasıl sahip çıktığını gösterecektir; Meclisimize yakışan budur, milletimize yakışan budur.
İşte bu düşüncelerle, ortak bir açıklama yayınlamamızı öneriyoruz ve bu konuda zannediyoruz ki, Adalet ve Kalkınma Partisi Meclis Grubu da desteğini verecektir ve Yüce Meclis bu duygularımızı ve düşüncelerimizi dünyaya ilan edecektir.
Değerli arkadaşlarım, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bu vesileyle Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öymen.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.