Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TBMM Genel Kurulu, Kıbrıs Konulu Genel Görüşme
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ONUR ÖYMEN’İN KIBRIS ÜZERİNE GENEL GÖRÜŞMEDE YAPTIĞI KONUŞMA METNİ
6 NİSAN 2004
Sayın Başkan
Değerli Milletvekilleri
Kıbrıs konusunda son 30 yılın en önemli dönemecine girmiş bulunuyoruz. Sayın Başbakanın Ocak ayında BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile yaptığı görüşmeden sonra yaşanan hızlı gelişmeler Bürgenstok’ta Kofi Annan’ın son şeklini verdiği metnin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Taraflarca üzerinde mutabakata varılamayan ve imzalanmayan bu metin 24 Nisan tarihinde Kıbrıslı Türklerin ve Rumların onayına sunulacaktır. Öncelikle şunu belirtelim ki, izlenen bu yöntemi doğru bulmuyoruz, yadırgıyoruz ve dünyada bir örneğinin bulunduğunu da sanmıyoruz. Metne son şeklinin verilmesi yetkisinin Birleşmiş Milletler Genekl Sekreterine bırakılması dünyada emsali görülmemiş bir uygulamadır. Böyle bir yöntem varsa niçin Orta Doğu’da uygulanmamıştır? Niçin Azeri-Ermeni ihtilafında uygulanmamıştır? Niçin Keşmir’de uyughulanmmıyor? Çünkü kendine saygısı olan hiçbir devlet son sözü başkalarına bırakmayı kabul etmiyor. Türkiye’de kabul etmiyordu. Bu hükümet işbaşına gelinceye kadar.Değerli arkadaşlar, Uluslararası bir anlaşmanın referanduma sunulabilmesi için önce ilgili hükümetlerin o metin üzerinde anlaşmaları gerekir. Kıbrıs’ta bunun tam tersi yapılmakta, hükümetlere kabul ettirilemeyen bir metin halkın onayına sunulmaktadır.Şimdi Kıbrıslı Türkler, ekleriyle birlikte 9000 sayfayı bulduğu anlaşılan bir metni kabul ya da reddedeceklerdir. Bu metnin henüz Türkçe çevirisi bile yapılmamıştır ve belgede yer alan bazı Anayasa ve yasa metinleri henüz KKTC Meclisinde bile görüşülüp onaylanmamıştır. Özetle Kıbrıslı Türkler kendi kaderlerini, çocuklarının geleceğini ilgilendiren hayati bir konuda içeriğini tam bilmedikleri bir metin üzerinde, yabancıların yoğun propagandaları altında ve zaman baskısı altında karar vermek zorunda bırakılmaktadırlar. Bunu yıllarca zulme uğramış, hiçbir kusuru olmadığı halde baskılara, ambargolara maruz kalmış bir halka reva görenleri tarih affetmeyecektir. 31 Mart günü Sayın Başbakan metni kabul ettiğini, eğer Rum-Yunan tarafı kabul ederse kendisinin de imzalamaya hazır olduğunu söylemiştir. Yunanlılar kabul etmediği için metin imzalanmamıştır. İyi ki de öyle olmuştur. Zira aksi takdirde Sayın Başbakan tarihe, içeriğini bilmediği bir metni imzalayan ilk Başbakan olarak geçecekti. Denilebilir ki, 9000 sayfanın çoğu ayrıntıdır. Başbakanın ayrıntıları bilmesi gerekmez. Uzmanların bilmesi yeterlidir. Değerli arkadaşlar, diplomaside çok ünlü bir söz vardır: “Şeytan ayrıntıda gizlidir” derler. Bazen ayrıntı sayılan bir konu ileride başınıza büyük işler açabilir. Örneğin Yunanistan’ın NATO’ya dönüşü sırasında kabul edilen ve Türk hükümetinin de o zaman dikkatinden kaçan, ayrıntı sayılan bazı belgeler bizi büyük sıkıntılara soktu. Bunları iptal ettirmek için Türkiye 20 yıl uğraştı. O bakımdan hiçbir belgeye ayrıntı deyip geçmeyiniz. Hele böyle, bir devleti sona erdiren, yeni bir devletin oluşturulmasını öngören metinlerin bütün ayrıntılarını incelemek gerekir. En azından bizim, CHP olarak devlet anlayışımız içeriğini bilmediğimiz bir metnin kabulüne olanak vermez. Değerli arkadaşlar, Biz bu 9000 sayfalık metni görmedik. Aranızda gören var mıdır bilmiyorum. Sayın Başbakan okumuş mudur, sayın Dışişleri Bakanı okumuş mudur bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki, elimizde bulunan ve inceleme fırsatını bulduğumuz 200 sayfalık metin Kıbrıs halkının onayına sunulacak olan çok önemli belgeleri içermiyor. Bunlardan biri Kurucu Devletlerin Anayasalarıdır. Elimizdeki metinde bu anayasalara atıf vardır ama bunların metinleri yoktur. Sayın Denktaş, Bürgenstok’da görüşmeler devam ederken Kofi Annan’a yeni bir anayasa tasarısı vermeyeceğiz, mevcut KKTC anayasasını vereceğiz, sonra gerekirse o metin üzerinde düzeltmeler yaparız demişti. Peki öyle mi oldu? Hayır öyle olmadı. Uzmanlar tarafından hazırlandığı söylenen bir anayasa tasarısı Annan’a verildi. Bu metin KKTC meclisinde görüşülüp onaylanmış mıydı? Hayır görüşülmemişti ve onaylanmamıştı. KKTC Cumhurbaşkanının onayı alınmış mıydı? Basına yansıyan haberlerden öğrendiğimize göre alınmamıştı. Bu 9000 sayfa içinde başka neler var? Birçok temel yasa metni var. Plan halkoyunda kabul edilirse bunlar yeni Kıbrıs Devletinin temel yasaları olacak. Peki bunlar nerede hazırlandı? Öyle anlaşılıyor ki, çoğu Rum kesiminden geldi. Rumlar biz bu çalışmayı AB normlarına göre yapmıştık, size onaylamak düşer diyerek bu metinleri Türk tarafına vermişler. Peki onlar KKTC Meclisinde kabul edildi mi? Bu sorunun da cevabı hayırdır.Başka ne var? Yüzlerce uluslar arası antlaşma var. Onların büyük çoğunluğu da Rumların çeşitli devletlerle ve kuruluşlarla imzaladıkları anlaşmalar. Bunlar KKTC’de siyasi düzeyde incelendi mi? Bizdeki bilgiye göre hayır, incelenmedi. Sadece alt komitelerden geçirilerek Birleşmiş Milletlere sunuldu. Üst komitede ele alınmadı, KKTC Meclisinde ele alınmadı. Sayın Denktaş’ın da bu metinlerin çoğunun içeriğini görüp onayını bildirmediği anlaşılıyor. Esasen hiçbir siyaset adamının bu kadar kısa zamanda 9000 sayfalık bir külliyatı inceleyerek onayını bildirmesi mümkün değil. Kıbrıs Türk halkından istenen içeriğini bilmediği, seçilmiş temsilcilerinin de içeriğini inceleyip onaylama fırsatı bulamadıkları, ansiklopedi büyüklüğündeki bir metni gözü kapalı kabul etmektir. Değerli arkadaşlar, tarihin hangi döneminde, hangi ülke böyle küçültücü bir muameleye tabi tutulmuştur?Biz hükümetin Kıbrıs konusundaki tutumunu teslimiyetçilik olarak nitelendirdiğimizde bundan üzülen bazı AKP’li arkadaşlarımızın olduğunu biliyorum. Bu sözü kullanmakla yanlış bir iş yaptığımızı kabul ediyorum. Çünkü yapılan iş teslimiyetçilik değil, teslimiyetçilikten de beterdir. Kaybettiğiniz bir savaşın sonunda bir teslimiyet belgesi imzalarken bile hiç değilse neyi imzaladığını bilirsiniz. Metni okuyup öyle imzalardınız. Tarihimizin yüz karası olan Sevr antlaşmasını imzalayanlar bile hiç değilse neyi imzaladıklarını biliyorlardı. Şimdi hiç kimsenin baştan sona okumadığı bir metin hükümetçe kabul ediliyor ve Kıbrıs Türklerine de onaylatılmak isteniyor. Bu, tarihimize bir utanç sayfası olarak geçecektir. Bu külliyatın içinde Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiren metinler var. Örneğin Kıbrıs’ın kıta sahanlığı ile ilgili metinler. Yunanistan’la yarım yüzyıldır yaşadığımız kıta sahanlığı sorununu hatırlayınız. Yarın, öbür gün Kıbrıs’la böyle bir sorun yaşamayacağımız ne malum? Onun için metni görüp incelemek isteriz. Ama elimizde bu metin yok. Hava sahası, karasuları ile ilgili metinler de yok. Hükümetin bu konularda neleri kabul ettiğini bilmiyoruz. Aranızda bir bilen var mı? Bir de şu var: Daha metin son şeklini almadan başlayan yoğun medya propagandası da sağlıklı bir karar almayı güçleştiriyor.Hiç kimsenin tamamını görmediği bir metni birkaç saat içinde baştan sona incelemişler gibi bazı gazeteciler bunun ne kadar mükemmel bir metin olduğunu yazmaya başladılar. KKTC’de de bilinen propaganda odakları hemen faaliyete geçtiler. Dahası var: Metin daha son şeklini almadan önemli mevkilerdeki bazı siyaset adamları referandumda olumsuz sonuç çıkmasının felaket olacağı yolunda beyanatlar verdiler. Yani kendilerinin bile son şeklini görmedikleri bir metnin propagandasını yapmaya başladılar.İşte değerli arkadaşlarım, hükümetin Kıbrıs Türklerini ve Türkiye’yi sürüklediği çözüm süreci böyle bir süreçtir. Buna çözmek değil çözülmek derler.Bu genel tablo içinde Bürgenstok’taki çalışmalara ve elimizdeki eksik metnin ana hatlarına baktığımızda görünen tablo şudur:Öyle anlaşılıyor ki, Hükümet, Kofi Annan Planının, Yüce Mecliste evvelce dile getirdiğimiz sakıncalarını ve eksiklerini gidermek için çaba harcamış, ancak bu çabalarında büyük ölçüde başarısızlığa uğramıştır. Türk tarafı lehine yaptırılabilen iyileştirmeler çok yetersiz kalmıştır. Bazı noktalarda Rumları tatmin için bizim açımızdan eski metnin de gerisine giden değişiklikler yapılmıştır. Türk tarafının lehine sayılabilecek belki en önemli değişiklik seçimlerde oy verme sistemi ile ilgilidir. Gerçekten, Senato seçimlerinde Rumlar Rum kesimi, Türkler de Türk kesimi adayları için oy vereceklerdir. Fakat, Federal Temsilciler Meclisi seçiminde Rumlar seçme ve seçilme haklarını Türk kesimi içinde kullanacaklardır. Türk kesimindeki parlamento seçimlerinde de Kuzeye yerleşecek Rumlar Türk devleti içinde seçme ve seçilme hakkını kullanacaklardır. Bu, diğer azınlıklar için de böyle olacak ve zaman içinde kaçınılmaz olarak Türk devletinin Meclisindeki bazı iskemleler ve Federal Meclis’teki Türk tarafına ait bazı iskemleler Rumlar ve diğer azınlıklar tarafından doldurulacaktır. Hükümetin sağladığını iddia ettiği başarı bu mudur? Basında aksi yönde yer alan haberler maalesef gerçeği yansıtmamaktadır.Hükümet, iki kesimliliğin güçlendirilmesi için çalışacağını söylemiş, ancak biraz önce değindiğimiz Senato seçim sistemi dışında bunu başaramamıştır. Değerli arkadaşlar,En geç 19 yıl sonra Türk kesiminin % 33’ü Rumlardan oluşacaktır. Bu oran, sadece bugün Kuzeyde bulunan Türk nüfusu hesaba katılırsa 70.000 kişi eder. Bu rakamı daha yüksek tahmin edenler de vardır. Bu konuda evvelce, TBMM’de dile getirdiğimiz endişenin ne kadar haklı olduğu, bizi o zaman eleştirenlerin halkı nasıl yanılttıkları görülmektedir. Tablo budur ve Kuzeye geçecek Rum nüfusunun %21’den % 18’e indirdik yolundaki övünmelerin de bu tablo karşısında hiçbir değeri yoktur. Yani Güneyde mütecanis bir Rum Devleti, Kuzeyde ise bir Türk-Rum karma devleti kurulacaktır. İşte biz bir yılı aşkın zamandan beri biz CHP olarak bu tehlikeye dikkat çekiyor, bu durumun düzeltilmesini savunuyorduk. Bu gerçekleştirilememiştir. Bir kere daha hatırlatıyoruz: Üst düzeyli bazı Rum siyaset adamları “Türklerle Rumları tekrar iç içe yaşatırsanız ada bir volkana döner” demişlerdi. İşte şimdi gelinen nokta budur. …..Tarihinde TBMM’de yapılan görüşmelerde bakın Sayın Dışişleri Bakanı ne diyordu. Onun sözlerini naklediyorum: “Birleşmiş Milletler tarafından önerilmiş olan ve çok girintili çıkıntılı bir sınır çizgisi ihtiva eden haritanın daha az sayıda Kıbrıs’lı Türk’ün yerinden olmasına yol açacak ve daha düz bir sınır hattı içerecek şekilde yeniden çizilmesi önemli gördüğümüz bir husustur”. Sonunda ne olmuştur? Hat düzeltilmiş midir? Hayır. Daha az sayıda Türk’ün evlerinden barklarından sökülmesi sağlanmış mıdır? Ona da hayır. 60.000 soydaşımız evlerinden, sahip oldukları verimli tarım arazilerinden göçe zorlanarak Beş parmakların verimsiz topraklarına yerleştirilecektir. Pekiş onlar ne yiyip ne içecektir. Bu tarım nüfusuna verecek boş araziniz var mı ? yok. Sayın Gül Mecliste başka ne demişti? “Planda yapılmasını zaruri gördüğümüz değişiklikler arasında daha az sayıda Rumun Kuzeye dönmesi vardır” demişti. Ne oldu? Belirli bir süre sonra 70.000 Rum’un Kuzeyde yerleşmesi kabul edildi. Zaruri demek, Sayın Denktaşın deyimiyle olmazsa olmaz demektir. Öyle anlaşılıyor ki, Denktaş’ın “olmazsa olmaz” dediğine hükümetimiz “olmasa da olur” diyor. Mülkiyet konusunda yapılan düzenlemeler on binlerce Kıbrıslı Türk aileyi şimdiden tedirgin etmiştir. Şimdi hiç kimse geleceğinden emin değildir. Kimse için gelecek garantisi yoktur. Belli olan binlerce Rumun eski evlerine arazilerine gelip oradaki Türkleri evlerinden barklarından mahrum bırakacağıdır. Telafi edici düzenlemelerden bahsediliyor. Ama bunların çeşitli sorunları da beraberinde getireceği şimdiden bellidir. Üstelik Plan ile getirilen kısıtlamaların geçici olduğu ve zaman içinde aşındırılacağı bugünden belli olmuştur. Kıbrıs’lı Türklerin geliri Rumlarınkinin % 85’ine ulaşınca Rumların Kuzeyde gayrımenkul almalarına getirilen bazı kısıtlamalar da kaldırılacaktır. Hatta belki onu beklemeye bile gerek kalmayacak, Rumlar Avrupa’daki adalet mekanizmalarına başvurarak anlaşmayı ilk günden delmeyi başaracaklardır. İşte bu olasılığı önlemek için düşünülen derogasyon sistemi Türk tarafının istediği şekilde gerçekleştirilememiş, AB’nin birincil hukuk düzenlemesi yapması sağlanamamış, daha kısıtlı ve geçici bir düzenleme için vaat alınmakla yetinilmiştir. Üstelik, AB’nin birincil hukuk düzenlemesinin Strazburg’da bulunan ve Loizidou davasını karara bağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini bağlamamaktadır. Geçmişte AB’nin birincil hukuk sitemine bağladığı bazı derogasyonların AİHM tarafından bozulduğu bilinmektedir. Sayın Bakan merak ediyorsa Mahkemenin İngiltere aleyhine Cebelütarık’ta Avrupa Parlamentosu seçimi yapılmasını engelleyen birincil hukuk düzenlemesini AİHM’nin nasıl bozduğunu araştırabilir. Kıbrısta iki liderin Avrupa Mahkemesine yazacakları ortak mektup Mahkemeyi bağlamayacaktır. Özetle Hükümet, kalıcı derogasyonlar sağlanmasının bizim için vazgeçilmez bir önkoşul olduğunu söylemiş; ancak bu da sağlanamamıştır. Değerli arkadaşlar bu örnekler elde edilen sonucun Hükümetin ve bir kısım basının yansıtmaya çalıştıkları gibi bir başarı olmadığını göstermektedir.Ama bundan da daha önemlisi var:Bizim CHP olarak başından beri dile getirdiğimiz güvenlik sorununda hemen hemen hiçbir ilerleme sağlanamamıştır. Şimdi Sayın Bakana soruyoruz: Genelkurmay Başkanlığının 14 Şubatta hükümete gönderdiği yazıda yer alan ve askeri açıdan olmazsa olmazlarımızı dile getiren taleplerin kaçını yerine getirebildiniz? Diyeceksiniz ki, askerilerin ileride tamamen geri çekilmesi öngörülüyordu. Biz 650 askerimizin kalmasını sağladık. Eve, zaman içinde Türk askerlerinin sayısı 650 kişiye indirilecektir, onların 18 yıldan sonra da adada kalmaları öngörülüyor. Ama metinde başka bir hüküm daha var: Nihai amaç adanın tamamen silahsızlandırılmasıdır diyor. Beş yılda bir bu kalan askerlerin de çekilmesi için gözden geçirme toplantıları yapılacaktır deniliyor. Efendim bizim rızamız olmadan çıkartamazlar diyorlar, ama siz askerlerin tamamını çekmeyi ilke olarak kabul etmişsiniz. Hangi gerekçeyle direneceksiniz?Askeri alandaki öbür talepleriniz ne oldu? Hani Türk askerlerinin Türk kesiminde serbestçe hareket etmelerini sağlayacaktınız? Hani sınır güvenliğinden Türk askerlerinin sorumlu olması için çaba gösterecektiniz? Hani Kuzeye BM Barış Gücü istemiyorduk? Bunların hiçbiri gerçekleşmemiş, bu yoldaki bütün taleplerimiz reddedilmiştir. İşte bazılarının zafer olarak halka sunmaya çalıştıkları metin böyle bir metindir. Bazıları bu metni Lozan’la kıyaslıyorlar. Değerli arkadaşlar böyle bir kıyaslama Lozan’a saygısızlıktır. Lozan bir milletin dış baskılara cesaretle direnmesinin örneğidir. Bir şeref belgesidir. Bu metin ise dış baskılara karşı direnemeyen bir hükümetin kabul ettiği ve gelecek kuşaklara yüzümüz kızarmadan anlatamayacağımız bir belgedir. Değerli arkadaşlar,Bu gerçekler ortadayken siz bu metnin onaylanmasını Kıbrıs’lı Türklere nasıl önerebilirsiniz? TBMM’ye onay için nasıl getirebilirsiniz? Hele TBMM’nin onayı olmadan Birleşmiş Milletlere ilke mutabakatınızı nasıl bildirebilirsiniz? Kofi Annan’ın mektubu sizden 9 Nisana kadar cevap beklediğini söylüyor. Bu cevabı nasıl vereceksiniz? Hangi yetkiyle vereceksiniz? Davos’ta Sayın Başbakan Kofi Annan’a bu taahhütleri verirken böyle bir durumla karşılaşacağını biliyor muydu? İşte tarih geldi. Beklediklerinizi alamadınız. Siz şimdi ne yapıyorsunuz? Basın yayın Genel Müdürlüğü aracılığı ile gazetecilere dün dağıttığınız bir bilgi notunda ulaştığınız sonucun ne kadar olumlu, ne kadar parlak olduğunu anlatıyorsunuz. Ama aynı gün, altında Sayın Başbakanın ve Dışişleri Bakanının da imzaları olan MGK bildirisinde Planın sakıncalarından bahsediliyor. Sorumluluk tamamen hükümete bırakılıyor. Demek ki, Sayın Cumhurbaşkanı ile MGK ‘nın Hükümet mensuplarının dışında kalan üyeleri sorumluluğu paylaşmak istemiyorlar. Biz İsviçre görüşmelerinden önce yapılan ve adına zirve toplantısı denilen görüşmeye Sayın Cumhurbaşkanımızın katılmamasını da Hükümetin sorumluluğu paylaşmamak için alınan bir tavır gibi yorumlamıştık. Dikkat ediniz, MGK bildirisinde planın Kıbrıs Türk halkı tarafından onaylanmasına yönelik bir çağrı yoktur.Bu gelişmeler karşısında sorumluluk taşıyan hiç kimse susma hakkına sahip değildir. Söz konusu olan bir devletin sona erdirilmesidir. 200.000 insanın egemenliğinin, bağımsızlığının sona erdirilmesi, özgürlüklerinin kısıtlanmasıdır. Böyle bir durumda susmak Hükümetin tarih karşısındaki sorumluluğunu paylaşmaktır. CHP susmuyor. Biz, görüşlerimizi başından beri açıklıkla ve cesaretle dile getirdik, sonuna kadar da dile getirmeye devam edeceğiz. Basını oto sansürle susturma çabalarınıza rağmen, muhalefetin devlet televizyonlarından sesini duyurmasını engellemek için yaptığınız tertiplere rağmen Cumhuriyet Halk Partililer susmayacaktır.Biz susmuyoruz. 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel de susmuyor. Neredeyse kelime kelime bizim söylediğimiz görüşleri televizyonlarda halka anlatıyor. Kıbrıs’ta Türkleri katliamdan kurtaran hükümetin Başbakanı Ecevit de susmuyor. Yıllardan beri TBMM’de Kıbrıs’la ilgili kararlara imza atan siyasi partilerin liderleri de susmuyor. Bunların hiçbiri AKP iktidarının politikasını ve varılan sonucu onaylamıyor. Türkiye’deki siyasi parti liderlerinin hiçbiri hükümetin Kıbrıs politikasını desteklemiyor. Türk halkı hükümetin Kıbrıs politikasını onaylamıyor. Anadoluda gittiğimiz her yerde halkın bu teslimiyetçi politikaya nasıl tepki gösterdiğini gözlerimizle gördük. 10 gün önce Kütahya’nın Dumlupınar ilçesinde görüştüğüm bir vatandaş “Kıbrıs’ı verirsek oradaki şehitlerimizi de vermiş oluruz” dedi. İşte halkın sesi budur. Sayın Başbakan dahi izlenen Kıbrıs politikasının halkın gözünde puan kaybettirdiğini kabul etmiştir. Sayın Denktaş da susmuyor. Kıbrıs Türklerinin kahramanı Denktaş tavrını açıkça ortaya koymuştur. Bu çözüme açıkça karşı çıkıyor. Halkına hayır deme çağrısı yapıyor. Bugün Sayın Denktaş’ın Yüce Meclisin önünde görüşlerini açıklaması için Meclis Başkanına yazılı başvuru yaptık. Ama sonuç alamadık. Sayın Meclkis Başkanı Sayın Denktaş’ın bizzat başvurmasını istiyor. Evvelce öyle mi olmuştu? Sayın Denktaş’ı biz davet etmemiş miydik Meclis’e? Şimdiye kadar hitap eden yabancı devlet adamları dilekçeyle mi başvurdular. Ama olmadı, sayın Denktaş’ı getiremedik. Basından izliyorsunuz. Sayın Denktaş bütün gücüyle Kofi Annan Planının kabulünü engellemeye çalışıyor. Yarım yüzyıldan beri ilk defa Türk hükümeti Kıbrıs Türk liderliğine ters düşmüştür. İlk defa oybirliği ile alınan TBMM kararlarını tümüyle göz ardı eden bir hükümet var. Bu kararların sonuncusunu değerli arkadaşlarım, sizlerle beraber 6 Mart 2003 tarihinde kabul ettik. O zaman da Kofi Annan Planı masadaydı, ama Meclis kararında bu plana bir kelimeyle bile atıfta bulunmamıştık. Şimdi o kararın arkasında duruyor musunuz? Şimdi ilk defa bir Türk hükümeti Kıbrıs’ı bir milli dava olmaktan çıkartıyor ve Meclis’teki parmak çoğunluğuna dayanarak Kıbrıs’ı feda edecek bir politika izliyor. Tabii AKP’li milletvekilleri bu politikaya boyun eğerlerse…AKP tarih karşısında sorumluluğu ile başbaşa kalmıştır. Yanınızda muhalefet yoktur, siyasi partiler yoktur, Denktaş yoktur, sadece bazı iş çevreleri ile onların etkisindeki bir kısım basının manşetleri ve bazı köşe yazarları vardır. Şimdi milletin gözü AKP’li milletvekillerinin üzerindedir. Kararı siz vereceksiniz.Değerli arkadaşlarım, bu koşullar altında biz CHP Grubu olarak Kıbrıs Türk Halkının referandumda bütün bu gerçekleri göz önünde bulundurarak en isabetli kararı vereceğini umuyoruz. Türk hükümetine , yabancı ülkelerin hükümetlerine ve uluslar arası kuruluşlara çağrıda bulunuyoruz: Bu kader günlerinde Kıbrıs’lı Türkleri baskı altına almaya çalışmayın, onları propaganda bombardımanına tabi tutmayın. Çocuklarının geleceğini ilgilendiren bir konuda bırakın kararlarını özgür iradeleriyle versinler. Eğer Kıbrıs’lı Türkler Kofi Annan Planını reddetmeyi kararlaştırırlarsa biz, Sayın Genel Başkanımızın birkaç gün önce televizyonda açıkladığı gibi, bu kararı saygıyla karşılayacağız.Yüce Meclisi bu vesileyle saygılarımla selamlıyorum.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.