Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TBMM Genel Kurul, 7.Uyum Paketinin Tümü Hakkında
CHP İSTANBUL MİLLETVEKİLİ ONUR ÖYMEN’in ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (7. UYUM PAKETİ) KANUN TASARISI ÜZERİNE YAPTIĞI KONUŞMA METNİ
30 Temmuz 2003
Tasarının tümü üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, İstanbul Milletvekili Sayın Onur Öymen; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
CHP GRUBU ADINA ONUR B. ÖYMEN (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Yedinci Uyum Paketi olarak anılan, bazı yasalarda değişiklik yapılmasına ilişkin, hükümetin önerdiği yasa tasarısı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz almış bulunuyorum.
Bilindiği gibi, bu uyum paketleri, hükümetin Ulusal Programında da açıklıkla ifade edildiği gibi, Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle üyelik müzakerelerine başlaması için kaçınılmaz olan yasa değişikliklerini içeriyor. Biz, bu paketleri, bu anlayışla, şimdiye kadar destekledik. Cumhuriyet Halk Partisi, yapıcı bir yaklaşımla, Türkiye’nin Avrupa Birliğiyle bütünleşmesi yolundaki hukukî ve diğer tedbirleri, şimdiye kadar olduğu gibi, bundan sonra da desteklemeye devam edecektir. Bu konuyu çok açıklıkla ifade edeyim.
Yalnız, şu noktanın altını çizmek istiyorum: Uyum paketleriyle, Türkiye’de demokrasinin derinleştirilmesi, çağdaşlaşma yolunda yapılacak hukuk reformlarını birbiriyle karıştırmamak lazımdır. Uyum paketleri, demin de dediğim gibi, Ulusal Programda da söyleniyor, ifade ediliyor, Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlaması için olmazsa olmaz koşulları kapsaması gereken yasa değişiklikleridir.
Şimdi, huzurunuzdaki yasa tasarısına baktığımız zaman, öyle anlaşılıyor ki, öze ilişkin, temele ilişkin yasalar ile aynı nitelikte olmayan bazı başka yasa değişikliği önerileri bir arada sunulmuştur. Ayrıca, bu tasarıların bazılarına baktığınız zaman, bunların yerine getirilmesinin Türkiye’nin üyeliğiyle doğrudan ilgisi olmadığını “bunları yapmazsak, bizi üyelik masasına oturtmazlar” denilemeyeceğini görüyorsunuz.
Şimdi, bütün ayrıntıları, hepsini huzurunuzda arz etmek istemiyorum; ama, bunlardan bir örnek vereyim sizlere. Mesela, yapılan değişiklikle, terör suçundan mahkûm olanların, şimdiye kadar dernek kurma hakkı yokken, mahkûmiyetlerinden iki yıl geçtikten sonra dernek kurma hakkı veriliyor kendilerine.
Şimdi, şunu söyleyebilir miyiz; biz, terör suçu işleyenlere dernek kurma hakkı vermezsek Avrupa Birliğine giremeyiz” diyebilir miyiz; yoksa, şunu mu diyebiliriz: Acaba bu terörün siyasallaştırılması yolunda bir adım mıdır; böyle bir kuşku ifade edenler haksız mı olur?! O bakımdan, bizim, bir bütün olarak baktığımızda gördüğümüz şudur: Bu paketin içinde gerçekten öze ilişkin olan, AB üyeliği açısından yararlı olan, önemli olan, zorunlu olan hususlar vardır, böyle olmayanlar vardır. Bu ayırımı baştan yapalım.
İkincisi, bazı değişiklikler gerçekten çok olumludur; yani, bilim ve sanat eserlerine sansür uygulanmayacağı gibi, Dernekler Yasasında, Vakıflar Yasasında yapılan iyileştirmeler gibi, demokratik haklar, özgürlükler alanında öngörülen bazı adımlar gibi. Bunlar çok olumludur.
Şimdi, öyle anlaşılıyor ki değerli arkadaşlar, bu paketin özü, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğiyle ilgili olarak yapılan düzenlemelerden oluşmaktadır. Şimdi, ulusal güvenlik, hepimizin birinci önceliği verdiği konudur. O bakımdan, tasarının bu maddesine büyük bir dikkatle eğileceğiz. Yalnız, bu vesileyle, şunu hatırlatayım: Dün, Yüce Mecliste, teröristlere af yasa tasarısını görüşürken bazı kuşkularımızı dile getirmiştik. Bu af yasa tasarısı kabul edildiği takdirde terörün artabileceği, teröristlerin Kuzey Irak’ta yakalanmayabileceği yolundaki kuşkularımızı dile getirmiştik. Bunun üzerinden 24 saat geçmeden, ne yazık ki, bu kuşkularımızın gerçek olduğunu görüyoruz. Basın haberlerine bakarsanız, Amerikan sözcüleri bu yasayı büyük bir coşkuyla, olumlu bir şekilde karşılıyorlar ve “biz de, Kuzey Irak’ta teröristleri barındırmayacağız” diyorlar. Gazetelerde havadis çıkıyor, oradaki terörist liderleri Norveç’e göndereceklermiş.
Arkadaşlar, siz, bu düşünceyle mi bu yasayı kabul ettiniz; anlayışınız bu muydu; yoksa, bu yasayı çıkarırsak oradaki terör liderlerini Amerikalılar derhal yakalayarak Türkiye’ye iade edecekler, bunların yargılanmasına imkân sağlayacaklar diye mi onayladınız? Biz, böyle anladık; ama, öyle anlaşılıyor ki, herkes böyle anlamamış. Bu konuya dikkatinizi çekiyorum. Güvenlik konularından bahsederken, Yüce Meclisin, her zaman, her konuda belki olduğundan daha büyük bir duyarlılık göstermesi gerektiğine işaret ediyorum.
Şimdi, gündemimizde olan yasa değişiklikleri, Millî Güvenlik Kurulu ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğiyle ilgili değişiklikleri de büyük bir özenle ve dikkatle değerlendirmemiz gerekiyor.
Şimdi, Avrupa Birliği bizden ne istiyor, önce ona bakalım: Avrupa Birliği 14 Nisan 2003 tarihli Katılım Ortaklığı Belgesinde diyor ki: “Ordu üzerindeki sivil denetimin AB üyesi ülke uygulamalarıyla uyumlu hale getirilmesi için, Millî Güvenlik Kurulunun işleyişinin, bu ülkelerinkine uyarlanması gerekir.” Yani, Avrupa ülkelerine benzer bir uyarlama yapalım diyor. Bir de, 2002 yılında yayımladığı İlerleme Raporu var; o, daha ilginç; orada, “Millî Güvenlik Kurulu, resmen, bir tavsiye organıdır; ama, oradan çıkan kararlar tavsiyeden daha büyük ağırlık taşır” diyor. “Kurulun sivil üyelerinin sayısını artırdınız; fakat, bunun çok fazla etkisi yoktur; çünkü, sivillerin sayısının artırılması uygulamada değişiklik yapmamıştır, askerlerin büyük bir etkinliği vardır” diyor. Peki, Avrupa Birliği, şimdi çıkaracağımız yasadan sonra da aynı değerlendirmeyi yaparsa ne diyeceksiniz?! İlerleme Raporunda diyor ki: “Türkiye’de askerî şahsiyetler, dış politika konularında, siyasî konularda, sosyal konularda demeçler veriyor.” Sanki, Avrupalı askerî yetkililer, hiçbir yerde hiçbir konuda konuşmuyorlarmış gibi, sadece Türk askeri konuşuyormuş gibi, askerî yetkililerin konuşmasından şikâyet ediyorlar. Yani, şunun için söylüyorum: Biz, bu yasayı çıkardığımız zaman da, zannetmeyin ki, işte, tamam, beklediğimiz buydu, tamamen tatmin olduk, yarın sabah masaya oturmaya hazırız diyeceklerdir; bir de uygulamayı görelim diyeceklerdir; bir de bakalım yine böyle beyanlar veriliyor mu diyeceklerdir. O bakımdan, hükümete, çok dikkatli olmayı tavsiye ediyoruz. Avrupa Birliğinin daha önce bize verdiği belgelerdeki ifadeler, bizi, bu konularda çok dikkatli olmaya sevk ediyor.
Şimdi, biraz önce de ifade ettim, biz, bu yasadaki değişikliklerin uyum içinde hazırlanmış olduğunu tahmin ediyorduk. Sayın Genel Başkanımıza, Sayın Dışişleri Bakanı, bu metnin ilk taslağını sunduğunda bunu teşekkürle karşıladık, bunu değerlendireceğimizi söyledik ve zannettik ki, bu tasarı üzerinde bütün ilgili makamların, kuruluşların da görüşü alınmıştır.
Şimdi, ondan sonra, gerçekten hükümet ile askerî makamlar arasında, diğer kuruluşlar arasında yazışmalar, görüşmeler olduğunu anlıyoruz; ancak, şunu da anlıyoruz ki, bugün Meclisin huzuruna sunulan yasa tasarısı metni üzerinde ilgili kuruluşlarımızın tam bir görüş birliği yoktur. Eğer varsa ve hükümet de, bunu, bu Meclisten açıklarsa, bunu öğrenmekten memnunluk duyacağız; ama, basında yer alan haberlerden, bazı sayın bakanların ifadelerinden anlıyoruz ki, şu anda, daha bu metin üzerinde görüş birliği oluşmamıştır.
Bu doğal karşılanabilir; netice itibariyle, Meclise karşı, halka karşı sorumlu olan hükümettir; gayet tabiî ki, Meclise sunulan metinler, hükümetin görüşlerini yansıtacaktır. Hükümet dilediği öneriyi sunmaya özgürdür; ama, güvenlik gibi, ülkemizde yaşayan insanların can güvenliği gibi konularda, bütün ilgili kuruluşlarımızın görüşünün dikkatle değerlendirilmesi ve mümkün olduğu ölçüde uyum sağlanması, görüş birliği sağlanması, sanıyorum, çok daha iyi olurdu. Öyle anlaşılıyor ki, bu, henüz sağlanabilmiş değildir.
Peki, bu tasarı, Avrupa Birliğinin bizden beklediği gibi, Avrupa Birliğindeki uygulamalarla uyum içinde midir; Avrupa Birliğinin diğer üyelerinde, bu konular, bize sunulan tasarıdaki gibi düzenlenmiştir? Değerli arkadaşlar, bu konuda bazı çalışmalar yapıldığını biliyoruz, ilgili komisyonlara bu konuda bazı bilgiler verildiğini biliyoruz. Biz de bir araştırma yaptık, bugünkü dünyada internet yoluyla ulaşılamayacak bilgi azdır. Bizim vardığımız sonuçlar, biraz farklıdır.
Size bir örnek vereyim; bu yasa tasarısında deniliyor ki, Millî Güvenlik Kurulu, şimdiki gibi her ay değil, iki ayda bir toplanacaktır. Acaba, Avrupa Birliği mi bizden bunu bekliyor, böyle mi dediler; bütün Avrupa ülkelerinde iki ayda bir mi toplanır; böyle değil, Avrupa Birliği ülkelerinde benzeri kuruluşlar değişik zamanlarda toplanıyor. Daha seyrek toplananlar da var; ama, her ay toplanan da var. Örnek vereyim size, mesela, Litvanya’da, Millî Güvenlik Kurulu benzeri kuruluş her ay toplanıyor. Şunu diyebilir miyiz ki, Litvanya’nın coğrafî konumu, stratejik durumu, Türkiye’den daha önemlidir, orada her ay toplanması doğaldır; ama, Türkiye’de buna ihtiyaç yoktur; bunu söyleyebilir miyiz. Şunu söyleyebilir miyiz; biz, Millî Güvenlik Kurulunu iki ayda bir toplarsak, daha demokratik ülke oluruz, Avrupa Birliğine girişimiz kolaylaşır; ama, her ay toplanırsak, bu, demokratik sayılmaz, bizim üyeliğimiz güçleşir; bunu söyleyebilir miyiz.
Demek ki, bu gibi değişiklikler, Avrupa Birliği ülkelerindeki bütün uygulamaları yansıtmıyor; bir kere, bunu bilmemizde fayda var. Öyle anlaşılıyor ki, bu konu özellikle, Avrupa Birliğinin bir telkininden ziyade, hükümetin, bu konuları, askerlerle daha seyrek görüşme ihtiyacından kaynaklanıyor. Biz, bazı sayın bakanların basındaki demeçlerini böyle yorumluyoruz, böyle anlıyoruz. Bunu, bir eksiklik olarak görüyoruz. Daha sık görüşmekte bir sakınca yok. Efendim, denilebilir ki, ihtiyaç duyulduğunda, daha sık da toplanabilecek; tasarı bunu öngörüyor. Bu, diğer ülkelerin kanunlarında da var; diğer ülkelerin yasaları da aynen diyor ki “gerektiğinde daha sık toplanabilir.” Bütün mesele ilke; siz, ilke olarak, bugünkünden daha seyrek toplanmayı öngörüyorsunuz; bunu söylüyoruz.
İkincisi nedir: Efendim, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, askerlerden de olabilir, sivillerden de olabilir. Normaldir, doğaldır, Avrupa’daki uygulamalara uygundur; biz, buna karşı çıkmıyoruz; ama, şu zannedilmesin ki, Avrupa Birliği ülkelerinde -komisyon raporunda gördüğümüz gibi- genel sekreter sadece sivillerden oluşur; öyle değil. Avrupa Birliği ülkelerinde, bazılarında askerlerden oluşuyor veya üyeliğe kabul edilen ülkelerde, üyeliği yakında gerçekleşecek ülkelerde. Mesela, Bulgaristan’da, bu komitenin genel sekreteri askerdir. Mesela, Portekiz’de, şu anda, bu komitenin genel sekreteri bir korgeneraldir. Demek ki, şu izlenimi almayalım: Yani, bütün Avrupa ülkelerinde sivildir, bir tek Türkiye’de askerdir; bunu değiştiriyoruz; bu değil. Biz, karşı olduğumuz için söylemiyoruz; ama, bunların altını çiziyoruz; çünkü, uyum paketi demek, Avrupa Birliğiyle uyumlaştırma paketi demek.
Efendim, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri, halen, Bakanlar Kurulu tarafından seçiliyor, tayin ediliyor; şimdi, Başbakanın onayıyla Cumhurbaşkanı tarafından seçilecek, atanacak.
Değerli arkadaşlar, hükümet bu gibi değişiklikler yapabilir, buna itirazımız olmaz; ama, şunu söyleyelim: Bu, Türkiye’nin daha demokratik olduğunu kanıtlama anlamına gelmiyor. Genel Sekreter Başbakan tarafından atanırsa, önerilirse Cumhurbaşkanına, Türkiye demokratik bir ülke olacak; ama, Bakanlar Kurulunun onayıyla seçilirse, demokrasi sayılamayız! Bunu söyleyemeyiz.
Bunun ötesinde, en önemlisi, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin yetkileri konusu vardır. Şimdi, bu yetkilerin içinde, gerçekten, çağın gerisinde kalmış olanlar bulunabilir ve vardır, değiştirilmesi gerekenler vardır. Biz demiyoruz ki, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin yetkileri aynen olduğu gibi muhafaza edilmelidir, bir kelimesi değiştirilemez. Bunu söylemiyoruz; ama, şuna dikkat ediyoruz, şunu söylüyoruz: Bu tasarıyla bu yapılmıyor. Bu tasarıyla, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Yasasındaki yetkilerin tümü kaldırılıyor ortadan, hepsi kaldırılıyor. Ne kaldırılıyor mesela; Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin ilgili kamu kuruluşlarıyla birlikte ülke güvenliğiyle ilgili araştırmalar yapması, incelemeler yapması, planlar yapması, bu yetki de kaldırılıyor. Buna benzer pek çok yetki kaldırılıyor. Yani, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, tamamen işlevsiz, anlamsız bir hale getiriliyor.
Değerli arkadaşlar, hükümetin önerdiği metinde, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği şunu yapacak: “Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Millî Güvenlik Kurulunun sekreterlik hizmetini yürütür.” Sekretarya hizmeti yapacak. Başka; “Millî Güvenlik Kurulunca ve kanunlarla verilen görevleri yerine getirir.” Şimdi, kanunla verilen görevleri tamamen kaldırmışsınız. Yani, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanununda bir tek yetki bırakmamışsınız. Bu, o anlama geliyor; çünkü, yetki veren 13 üncü maddeyi tamamen kaldırıyorsunuz, onun yerine bu iki cümleyi koyuyorsunuz. Bu doğru mudur?!
Anlıyoruz, hükümetin ihtiyaçlarını, sıkıntılarını, değişiklik ihtiyacını. Zannetmeyin ki, biz, bütün bunları anlayışsızlıkla karşılıyoruz. Zannetmeyiniz ki, biz, sizden daha az demokrasi yanlısıyız, sizden daha az sivilleştirme yanlısıyız; tam tersine, Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkede
sivilleşmenin, demokrasinin, çok partili rejimin öncülüğünü yapmış partidir, Cumhuriyet Halk Partisi, Avrupa Birliğiyle üyeliği hedefleyen ortaklık anlaşmasını imzalayan partidir. Bizim Genel Başkanımız, o zamanki Başbakan Sayın İsmet İnönü imzalamıştır bunu. Yanlış anlamayın bizim sözlerimizi; ama, Millî Güvenlik Kuruluna, böyle bir örgüte pek çok ülkenin ihtiyacı vardır, bizim de ihtiyacımız vardır, Türkiye’nin de ihtiyacı vardır, sizin de ihtiyacınız vardır, bir gün herkese lazım olur. Böyle kuruluşlar, böyle örgütler bir gün herkese lazım olur, bu, ülke güvenliğiyle ilgili çalışmalar yapan bir örgüttür. Bütün yetkilerini çıkarırsanız yasadan, bunu anlamsız, işlevsiz, her sabah kendisine verilecek görevi bekleyen bir kuruluş haline getirirsiniz, yanlış olan budur. Bu konuda hükümeti uyarmak istiyoruz.
Şimdi, burada, esasa ilişkin olarak söylemek istediğimiz şudur: Biz, bütün bunları niçin yapıyoruz? Hükümet, gerçekten, baktı ki, bu yasanın hiçbir maddesinin tutar tarafı yoktur, hepsini değiştirelim de, yeni bir anlayış getirelim. Böyle mi yola çıktı? Yoksa, Avrupa Birliği, bizden bunları talep ediyor -demin metinlerini okudum- uyum için, Türkiye’nin üyelik müzakerelerine başlaması için bunları yapmamız lazım, onun için mi yola çıktı?
Arkadaşlar, görüyoruz ki, hükümetin yaklaşımının arkasında daha çok Avrupa ülkelerinin, bazı Avrupalı yetkililerin Türkiye’den beklentileri var. Bunlar, acaba niçin rahatsız oluyorlar Türkiye’deki askerin rolünden buna bakalım. Niçin rahatsız oluyorlar? Biz, çeşitli görüşmeler yapıyoruz Avrupa Birliği yetkilileriyle. Bize iki şey söylüyorlar; bir, askerin rolü, iki, Türkiye’de azınlıkların din özgürlüğünün olmadığı iddiası. Şimdi, bu iddiaları hükümet kabul ediyor mu? Ben, size soruyorum, Yüce Meclisin üyeleri olarak, siz kabul ediyor musunuz? Türkiye’de en yüksek karar alma mercii Türkiye Büyük Millet Meclisi değil midir? Biz, aylardan beri sizinle birlikte çalışıyoruz. Elinizi vicdanınıza koyarak şunu diyebilir misiniz ki: “Bu Meclisin aldığı kararları askerler yönlendirir. Her kararımızı askerlerin talimatıyla alıyoruz.” En hassas konularda burada karar aldık, bir tanesinde askerlerin baskısıyla hareket ettik mi?! Şimdi, biz “Türkiye’de, siyasete askerler tahakküm ediyor” yolundaki iddiaları kabul edebilir miyiz?! Bizim hükümetten beklediğimiz şudur; Avrupalılara deyiniz ki: “Türkiye’de, siyaseti askerlerin yönlendirdiği, siyasete askerlerin tahakküm ettiği iddiası tamamen gerçekdışıdır. Türkiye’de, siyasete Türkiye Büyük Millet Meclisi yön verir ve o da, halkın egemen iradesini temsil eder.” Hükümeti, maalesef, bu konularda yeterince açık bir dille konuşur görmüyoruz. Türkiye’nin bu konudaki gerçeklerini, Avrupalılara hiç çekinmeden anlatmamız lazım. Düzenlemeler gerekiyorsa, düzeltelim; yasaları değiştirelim, askerlikle ilgili, Millî Güvenlik Kuruluyla ilgili yasalar da dahil hepsini değiştirelim; ama, şu izlenime karşı çıkalım: “Bu ülkeyi askerler yönetiyor.” Bu, doğru değildir; doğru olmadığını, sanıyorum ki, Adalet ve Kalkınma Partisine mensup arkadaşlarımız da kabul edecektir.
Şimdi, biz, Yedinci Uyum Paketini desteklerken, ilke olarak, bu söylediğim düşüncelerle destekliyoruz ve bu değişiklikler Yüce Meclis tarafından onaylanırsa, uygulamada, hükümetin, bu düşüncelerimize gereği gibi değer vereceğini ümit ediyoruz.
Değerli arkadaşlar, Avrupa Birliğine üyelik gibi millî bir davada, biz, iktidar ve muhalefet, el ele çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz; bu konuda bizim hiçbir kompleksimiz yoktur, hiçbir sıkıntımız yoktur ve biz, Meclisin birlik halinde olmasından Türkiye’nin kazançlı çıkacağına inanıyoruz.
Saygılarla selamlıyorum Yüce Meclisi. (Alkışlar)
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.