Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

CHP Bitlis İl Örgütü – İl-İlçe Başkanları, Muhtarlar, Sivil Toplum Kuruluşları ve Halk İle Yaptığı Toplantı
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN’in Bitlis’de İl-İlçe Başkanları, muhtarlar, sivil toplum kuruluşları ve halk ile yaptığı toplantının konuşma metni
16 Kasım 2006
Değerli arkadaşlarım, biz partimizin en yüksek kurulu olan Merkez Yönetim Kurulu olarak aramızda bir görev paylaşımı yaptık; Türkiye’nin çeşitli illerini paylaştık. O illerdeki gelişmeleri yakından izlemek, o illerin sorunlarını yerinde saptamak için arkadaşlarımızı görevlendirdik. Benim de şansıma 4 il düştü. Bu iller, Hakkari, Bitlis, Van ve Ağrı. Bundan çok memnunluk duydum. Sizle küçük bir sırrımı paylaşayım: Biz üniversite öğrencisiyken bu bölgelere çok özel ilgi duyardık ve yaz tatillerimizi bu bölgelerdeki köylerde geçirirdik. Bu köylerde o zaman hiç okul falan yoktu; çocuklara okuma yazma öğretirdik. Köylüler yol yapardı; biz o köylülere yardım ederdik. O sıralarda bütün bu bölgeyi gezme imkanımız olmuştu. Ben Bitlis’e ilk defa 1962 yılında geldim. Elbette o zaman şartlar bugünküne nazaran çok daha elverişliydi. Bir tane otel vardı; yatağa yattığınız zaman tavandan gökyüzünü görürdünüz. Şimdi şartlar tabii çok değişti. Türkiye değişti, bölge değişti, Bitlis değişti. Ama yine yapacak çok şey var.
Şimdi biz de bu bölgeye gelince öncelikle bu bölgenin sorunlarından bahsetmek istiyoruz. Ama izin verirseniz bu bölge sorunlarına geçmeden “Türkiye’de durum nedir?” konusunda sizlere bilgi vereyim, gözlemlerimi sizlere aktarayım. Bitlis’in ve Güneydoğu bölgesinin sorunlarını Türkiye’nin sorunlarında ayırmak mümkün değildir. Burada birçok sıkıntı yaşıyorsanız bu, esas itibarıyla Türkiye’nin genel sorunlarının buraya yansımasıdır.
Değerli arkadaşlarım! Aslında kötümser olmamız için hiçbir sebep yok. Gerçek ve nesnel rakamlara bakarsak görüyoruz ki Türkiye dünyanın en zengin 20 ülkesinden biridir. Para değerindeki değişmelere göre bazen 17. sırada, bazen 19. sırada yer alıyoruz ama dünyanın en zengin 7 ülkesinden biri Türkiye’dir. Avrupa’nın toplam milli gelir açısından bakıldığında en zengin 6. ülkesi Türkiye’dir. Yani Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, İspanya sonra biz geliyoruz. Türkiye’nin toplam geliri bütün AB üyesi ülkelerin de ilerisindedir. Şimdi madalyonun tersini çeviriyorsunuz, madalyonun tersinde şu var: biz insan gelişimi endeksinde, yani insanların refah düzeyini, eğitim düzeyini, sağlık düzeyini, gelir düzeyini gösteren Birleşmiş Milletlerin hazırladığı uluslararası bir endeks var, bu endekse baktığınız zaman Türkiye tam 92. sıradadır. Yani dünyanın 91 ülkesindeki insanlar bizden daha iyi bir hayat yaşıyor. Biz zengin ülkenin fakir çocuklarıyız. Çok daha iyi bir hayatı hak etmemize rağmen maalesef Türkiye’nin koşulları, Türkiye’nin yönetimi bizi bugün bulunduğumuz koşullara mahkum ediyor. Sıkıntımız burada. Yoksa eğer daha adil bir düzen kurabilmiş olsaydık, devletin gelirlerini ülkedeki şu bölgeler arasında daha adil bir şekilde paylaştırabilmiş olsaydık, sizin bugün çektiğiniz sıkıntıların büyük bir bölümünü çekmeyecektiniz. Bakın size bir iki örnek vereyim: Türkiye’nin bütün o devletin toplam gelirinin yarısı nüfusun en zengin 7% sine gidiyor. Nüfusun en fakir 20% devletin toplam gelirinin sadece 5% ine ait. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Yani zenginler ve fakirler arasında Türkiye’de büyük bir uçurum var. Bütün Avrupa ülkeleri içinde bu kadar büyük gelir kaybı olan başka bir ülke yok. Aynı zamanda bölgeler arasında çok büyük bir dengesizlik var. Şimdi Hakkari, Van, Ağrı, Bitlis İllerimiz maalesef bir çok açıdan en geri sıralarda yer alıyor. İsterseniz size bunları okuyabilirim, gösterebilirim, sorularınız varsa söyleyebilirim, fazla vaktinizi almayayım. Şimdi belgeleri açtığımız zaman görüyoruz ki Bitlis birçok alanda Türkiye’nin en geri illeri arasında. Bazı konularda 70. sırada. Bazı konularda 77. sırada. Mesela elimdeki en son verilere göre Bitlis’te okur-yazar oranına bakıldığı zaman halkın sadece 72% okuma yazma bildiğini görüyoruz. Ve Türkiye sıralamasında Bitlis’i 71. sıraya koyuyor. Kadınlar arasında okuma yazma oranı sadece 58%. Son yıllarda bir iki ilerleme oldu. Şimdi burada doğan her 100 çocuktan 52 tanesi ölüyor. Bu gerçekten utanç verici bir tablo. Niçin? Yeterince sağlık hizmeti verilemediği için.
Değerli arkadaşlar, bizim açımızdan bütün bunlarda daha vahim bir tablo var. O da şudur: ülkemizin Güneydoğusunda yaşayan insanlarımız bütün bu bozuk düzenin sonucunda ülkemizin Kuzeybatısında yaşayan insanlarımıza nazaran 16 yıl daha az yaşıyor. Bazı yerlerde mesela 59 yıl ortalama yaşam süresi. Kuzeybatı da ne kadar? Bursa’da 75. en önemli insan hakkı yaşamaktır. İnsanı hak ettiği kadar yaşatmıyorsunuz. Bir insan Hakkari’de doğmuşsa, Bitlis’te doğmuşsa, Ağrı’da doğmuşsa, Şirnak’ta doğmuşsa bu onun suçu mu? Eğitim düzeyi öyle, okuma yazma oranı öyle ama bakıyoruz Üniversite sonuçlarında da bu bölgede yaşayan çocuklarımız gençlerimiz en son sıralarda yer alıyor. Şimdi mesela Hakkari’de liseyi okuyan çocuklar Türkiye’de Üniversiteye giriş sınavında her sene sonuncu geliyor. Bu onların suçu mu? Yani Hakkari’de doğmuş yaşamış okumuş insan zihinsel gelişimi açısından Türkiye’nin geri kalan illerin daha gerisinde diye bilir miyiz? Diyemeyiz. Niye böyle oluyor? İşte bu bozuk sistemden ve düzenden oluyor. Gelir dağılımı bozukluğundan oluyor. Devletin kötü yönetiminden oluyor.
Devletimiz görevlerinde başarılı olamadığı için bunun sıkıntısını sadece vatandaş çekmiyor. Devletimiz de çok büyük sıkıntıların içine giriyor. Size bir örnek vereyim mesela bugün devletimizin cari açıdan toplam devlet gelirleri ve giderleri arasındaki fark 30 milyar doları aştı. Yani inanılır gibi bir şey değil. Bu parayı nereden sağlayacaksınız? Dış ticaret açığı yani yurt dışına sattığımız mallarla yurt dışından ithal ettiğimiz mallar arasındaki fark 50 milyar dolardır.
Değerli arkadaşlarım, biz dünyanın bütün istatistiklerini inceledik. Türkiye gibi bundan daha kötü durumda olanını görmedik. Şimdi bunun sonucunda ne olacak? Bunun sonucunda Türkiye gerçekten bütün dünya ülkeleri gözünde fakir, perişan, eğitimsiz, alt yapısı yetersiz bir ülke durumuna düşüyor. Şimdi doğru politika uygulasanız bu böyle olmayacak. Yanlış politikadan kaynaklanıyor. Mesela ne yapıyorsunuz? Özelleştirme yapıyoruz. Özelleştirmeye karşı değiliz ama bir de bakıyorsunuz ki satılan devlet malarının çok önemli olan fabrikaları alanlar tarafından kapatılmış. Bakıyorsunuz şimdi işletilmiyor. Depo olarak kullanılıyor? Sinop’a gidiyorsunuz işte şişe fabrikaları satılmış alan insan işletememiş kapatmış. İşçileri sokakta. Kastamonu’ya gidiyorsunuz Kağıt fabrikası özelleştirilmiş alan adam işletememiş insanlar sokakta.Akhisar’a gidiyorsunuz devletin 200 milyon dolara yaptırdığı sigara fabrikası bomboş duruyor. Bir de sokağa atılan paralar var. İstanbul-Ankara arasında hızlı tren yapacağız demişiniz bir demir yolu tüneli kazmaya başlamışınız otuz yılda 8 milyar dolar harcamışınız. Sonra bir bakmışlar ki bu tünel fay hattının üzerinden geçiyor. Deprem bölgesi. Vazgeçmişiz ve projeyi bırakmışız. 1 milyar dolar gitti. Bunun borcunu hala ödüyoruz. Karşılığı olmayan bir proje için biz 1 milyar doları ve faizini, borcunu hala ödüyoruz. Bir çok yere havaalanı yapmışız işte Antalya’da Gazipaşa’ya filan gibi bir tane uçak inmiyor. Niye? Yanlış yere yapılmış. Hesapları yanlış yapılmış. Görüyor musunuz? Bu sizin paranız. Sizin cebinizden çıkan vergilerle yapılan işler bunlar. Şimdi siz bu halinizle bunun bedelini ödüyorsunuz. Sonuç? Sonuç şu: Türkiye dünyanın en borçlu 5. ülkesidir. IMF’ye teslim olmuşunuz. Ekonomik kararlarınızı tek başınıza alamıyorsunuz. IMF ne derse onu yapacaksınız. Şimdi başka hiçbir ülkeye yapmadığı dayatmaları ve zorlamaları IMF Türkiye’ye dayatıyor. Hiçbir ülke IMF’yle anlaşma yaparak bu kadar uzun bir süre kendini bağlamamıştır. Bir tek siz bağlamışınız.
Değerli arkadaşlarım, bütün bu sıkıntılar dış politikamızı da etkiliyor. Ekonomik açıdan bakıyoruz gerçekten altından kalkamayacağınız yüklerin içine girerseniz o zaman dış politikanızda bunun bedelini ödersiniz. Bizi son derece üzün budur. Bakın 1917 yılında daha Amerikan başkanı Wilson demiş ki “savaştan sonra biz bütün ülkelere irademizi zorlan kabul ettire biliriz. Niye? Çünkü mali güç, ekonomik güç biziz” demiş. Dünya böyle işliyor. Parası mali gücü olan istediği politikaları bu ülkelere zorla kabul ettirebilir. İşte Türkiye’nin içine düştüğü durumda budur.
Şimdi Kıbrıs’ta, AB’yle olan ilişkilerde Türkiye daima dış baskılara maruz kalıyoruz ve bu hükümet bu dış baskılara çoğu zaman boyun eğiyor. İşte bunlar bizim gerçekten artık daha fazla tahammül edemeyeceğimiz durumlardır. Bunları muhakkak aşmak zorundayız. Şimdi burada Güneydoğu Anadolu’ya geldiğiniz zaman büyük bir ekonomik sıkıntı görüyoruz. İşsizlik görüyoruz. Vatandaşın her anlamda canına tak eden güvensizlik görüyoruz. Can güvenliği eksikliği görüyoruz. Güneydoğuda sağlık hizmetleri eksikliği görüyoruz. Çevre konularında büyük bir duyarsızlık görüyoruz. Düşünebiliyor musunuz? Van gölü çevresindeki ilçelerin kanalizasyonları Van gölüne akıyor. Neden peki? Doğru düzgün bir sistem yapılamadığı için. Niye? Yeteri kadar para ayrılmadığı için. Sıkıntılar buradan kaynaklanıyor.
Şimdi bakınız bu bölgenin kalkınmazı için ulaşım yapılması gerekiyor. Yapabiliyor muyuz? Hakkari mesela ulaşım durumu bu bölgede çok zor. Çoğu zaman hava koşulları yüzünden ulaşım kolaylıkla yapılamıyor. Bugünkü koşullarda bile zor geçtik. Orada kar fırtınası vardı. Buz tutmuş önümüzde bir sürü araç buzdan kaydı. Şimdi ne yapacaksınız? Havaalanı yapacaksınız. 2200 metrede pist var bir tane uçak indiremiyorsunuz. Bir yeri istimlak etmişiniz bir sürü para harcamışınız fakat hiçbir faaliyet yok. Hiçbir ihale yok. Bırakmışınız. Aynı şekilde Tatvan’da havaalanı yapmak için büyük bir araziyi istimlak etmiş fakat inşaat yok. İşte değerli arkadaşlarım bunun adı kötü yönetimdir. Maalesef bu ülkede çok kötü ve yetersiz kadrolar tarafından idare ediliyor ve bunun sonucu da işte bunlar oluyor. İşte orada Hakkari’den yine size örnek vereyim: Türkiye’nin en zengin çinko yatakları varmış. Maden tetkik dosyalarına bakıyorsunuz hiç ismi bile yok. Bir İstanbul maden fakültesinden bir profesör keşfetmiş bunu. Şuana kadar 10 milyon dolarlık ihracat yapmışlar. Dün konuştuk profesörle diyor ki “rezerv milyarlarca dolar eder.” Yani bu kadar büyük bir servetin içinde oturuyor Hakkarililer ve Türkiye’nin en fakir ili. Bu kadar haksızlık yapamazsınız bir millete. Bir insana, bir topluluğa, bir millete, bir bölgede yaşayan insanlara bu kadar haksızlık yapılmaz. Başka yerlerde kükürt yatakları var. Krom yatakları var. Bir tanesi bile işletmiyorlar. Bir tek bu sözünü ettiğim bu çinko yatağını işletmeye verseler daha şimdiden 10 milyon dolarlık ihracat yapmış olurlar. Yani bu örneklerin sonu gelmez. Bunalar sadece bu bölgeden örnekler. Fazlası var eksiği yok.
Şimdi Bitlis’te de durum böyle. Bitlis’e de gerçekten devlet elini uzatmamış. Yatırım yapmamış. Yapılan yatırımlar yetersiz kalmış. Burası bir eğitim merkezi olabilir. Elektronik merkezi olabilir yani yapılacak işin haddi hesabı yok. Diyeceksiniz ki “siz olsaydınız ne yapardınız?” Bütün göstergeler gösteriyor ki gelecek sene bu zamanlarda çok büyük bir ihtimalle biz iktidarda olacağız. Şimdiden size haber veriyorum, iktidara gelince ne yapacağız? öncelikle en geri bırakılmış, en yoksul kalmış bölgelerden yola çıkacağız. Çünkü bizim hareket noktamız insandır. Efendim bana oy vermiş, bana oy vermemiş. Hiçbir değeri yok. Oy verse de vermese de en muhtaç insanımız nerede yaşıyorsa oradan yola çıkacağız.
Devletin resmi istatistiklerine göre Türkiye’de 985 bin insan akşam yatağa aç giriyor. Açlık sınırının altında yaşıyorlar. Bunların büyük bir bölümü işte bu bölgede yaşıyor. Buna hakkınız yok! Bu, zulüm! Bu eziyettir bu insanlara. Buna hakkınız yok. O bakımdan bu bölgeden başlayacağız.
Bakıyoruz, buradaki öğretmenlerin yüzde 99’u stajyer öğretmen. Niçin yetişkin öğretmen göndermiyorsunuz? Efendim öğretmenler gelmek istemiyor. Öyle şey olur mu?! Devlet hizmetinde öğretmenlerin tercihine göre mi hareket edeceğiz?! Üstelik eğer temel yaşama şartları oluşturamamışsanız öğretmenler için bunu yapacaksınız. Öğretmen diyor ki, efendim benim sağlık sorunum var, hastane yok; o zaman hastane ihtiyacını karşılayacaksınız. Hakkari’nin ilçelerinde Çukurca’da bugün bir adet bile doktor yoktur. Pratisyen doktor bile yok. Ne yapsın oradaki halk? Yapacak hiçbir şey yok. İşte bunlar şeyler. Biz buradan yola çıkacağız. Biz en yoksul bölgelerimizden yola çıkacağız ve burada iş yaratacağız. İstihdam yaratacağız. İşsiz insan bırakmamak için ne mümkünse yapacağız. her isteyene çok miktarda olmasa da bir kredi vereceğiz, iş kuracaklar. İcabında 3-5 kişi bir araya gelecek o parayı toplayıp bununla yatırım yapacak, iş kuracak. Bunu dünyanın pek çok ülkesi uyguluyor. Biz de yapacağız bunu.
Tarımı destekleyeceğiz. Bakın bizim tarım perişandır. Geçen sene 756 bin dönüm tarım arazisi işlenmemiştir. Tarım ürünlerinin fiyatı üretim maliyetini karşılamıyor. Aranızda vardır ziraat yapanlar, siz benden iyi bilirsiniz. Nereye gitsek çiftçiler şikayetçi. Mersin’e gidiyorsunuz narenciye üreticisi ağaçta bırakmış meyveyi. Zarara gireceğim ağaçta terk edeyim meyveyi, diyor. Çünkü piyasa satış fiyatı maliyetinden daha düşük niye böyle? Çünkü devlet önceden tohuma 100 dolar ihracat primi verirken şimdi indirmiş 50 dolara. Bunu gerçekten bilinçli olarak yapıyorlarsa çok büyük insafsızlıktır.
Bu iktidarı destekleyen birkaç tane büyük firma var. Onların her istediğini hükümet yapıyor. Ondan sonra da diyorlar ki, bakın ekonomi ne kadar iyiye gidiyor. Bir işadamı için Sayın Başbakan geçenlerde diyor ki, bizim dönemimizde bu arkadaşımız serveti 10’a katlamıştır. Değerli arkadaşlarım size soruyorum: Şu iktidar döneminde servetini 10’a katlayan bir arkadaş varsa elini kaldırsın… 5’e katlayan varsa elini kaldırsın… 3’e katlayan varsa elini kaldırsın. O arkadaş 10’a katlasın diye siz eksiye düştünüz. Görüyor musunuz?!! Şimdi siz o insan servetini 10’a katlasın diye siz nelere katlanıyorsunuz. Çektiğiniz sıkıntılara bakın. Yeşil sermaye kalkınıyor. Sizden topladıkları paralarla, YİMPAŞ’ın paralarıyla. İşte skandal bu! Yurtdışında, yurtiçinde topluyor parayı sen bizim din kardeşimizsin diyorlar, insanları kandırıyorlar, ondan sonra batıyorlar ve vatandaşın parasını da batırıyorlar. İşte Türkiye’nin geldiği nokta budur!
Daha anlatacak çok şey var. Vaktinizi fazla almak istemiyorum. Daha çok sizin sorularınıza cevap vermek istiyorum. Ama bir de meselenin bir başka boyutuna aranızda değinmemiz lazım. Değerli arkadaşlarım, bizim görevimiz sadece bir ağlama duvarı gibi şikayetlerinizi dile getirmek değil. Çare bulmak. Halkı ümitsizliğe kaptırmamak lazım. İşin olumlu tarafı ne? Ekonomik açıdan anlattım. Dünyanın en zengin 20 ülkesinden biriyiz. Akıllıca politikalarla biz gerçekten hem Türkiye’yi hem bu bölgeyi hızla kalkındırabiliriz. Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Siyasi açıdan baktığınız zaman, bu bölge demokrasiyle idare edilen bölgelerin sınır taşıdır. Bitlis, Van, Hakkari, Ağrı gibi illerimiz gerçek demokrasinin bayrağının dalgalandığı son kalelerdir. Buradan sonra gidin doğuya doğru, ikinci bir demokrasi bulmak için Japonya’ya gitmeniz gerekir. Ülkemizden Japonya’ya kadar demokratik ülke yok. Hindistan var bir ölçüde. Ama orada da hala kast sistemi devam etmekte; gerçek anlamda eşitlikten bahsedilemez orada. Bizim en büyük şansımız demokrasidir. Servetimize elbirliğiyle kimseye feda etmeden sahip çıkalım. Türkiye, bölgeye yönelik olarak demokrasinin sıçrama tahtası olsun.
Ben dün Hakkari’de anlattım, size de anlatayım. İran Devrimi’nden sonra İran’a giden ilk yabancı heyette ben de vardım. O zamanki Dışişleri bakanımızın özel danışmanıydım. Humeyni’yi ziyaret edecektik. Dediler ki edemezsiniz. Niye edemeyiz? Çünkü kum şehrinde evinde oturuyor. Sonra mecbur oldular, bizi götürdüler. Evinde gittik. Bize etrafındakileri anlatıyor. Bu adam başbakan, bu adam Dışişleri Bakanı, bu adam , şu adamdı falan. En son dedi ki, bu adam benim Türkiye temsilcim. Dedik bu Türkiye’de ne iş yapar? Yeri büyükelçilikte midir? Hayır değildir. Konsolos mu? O da değil. Peki ne yapacak bu adam Türkiye’de? Bu adam, dedi, Türkiye’de İran İslam Devrimi’ni yayacaktır. Din devrimi yapacak Türkiye’de. Düşünebiliyor musunuz, Humeyni bunu bizim yüzümüze söylüyor! Yani ben senin ülkendeki demokratik laik cumhuriyeti tahrip edip İran gibi bir İslam devlet haline getireceğim. Bu adam da bu işi için memur ettiğim adamdır, diyor. Türkiye’de son yıllarda aşırı bir laiklik karşıtlığı, aşırı dincilik egemen oluyorsa biliniz ki bu sebepsiz değildir. Ne yazı ki ülkemizin başı bu gelişmelere yeşil ışık yakıyor. Daha evvelki gün Başbakan bir ortak bildiri yayımlıyor İspanya Başbakanıyla. Efendim halkı Müslüman olan ülkelerde, diyor, laik olanlar da laik olmayan dinciler de siyasete girebilmeli. Kardeşim anayasana aykırı! Senin anayasan diyor ki sadece laik esasa göre siyasal parti kurulabilir. Laik olmayan siyasete girsin ne demek? Laik olmayan aşırı dinciler, İran gibi, Suudi Arabistan gibi ülkelerin ideolojisini benimseyen partiler kurulsun, seçimlere girsin, gerekirse iktidar olsun. Yani bu yolda Türkiye bir İslam devleti haline gelecek. Zaten başından beri yaptıkları bu.
Bakın ben size bir örnek vereyim. Meclise bir anlaşma getirdiler; hükümet imzalamış. İslam Kalkınma Bankası’yla bir anlaşma imzalıyor. Diyor ki o anlaşmada, bu anlaşmadan bir fon kuruluyor Türklere verilmek üzere, bu fondan sadece İslami usulle çalışan firmalar yararlanır. Başka firmalar yararlanamaz, diyor. Bunların niyeti hızla Atatürk’ün kurduğu laik demokratik cumhuriyet özelliğinden uzaklaştırmak ve bir şeriat devleti haline getirmek. Başbakanlık müsteşarının makalesi, var. Bize, diyor, iktidar olmak yetmez. Ne olacak? Biz, diyor, Türkiye’yi din esasıyla yönetilen bir devlet haline getireceğiz. Laiklikten uzaklaştıracağız, onun yerine toplumun dokusunu değiştirerek Türkiye’yi bir din devleti haline getireceğiz. Yapmak istedikleri bu. Oysa dünyadaki halkı Müslüman olan 54 ülkenin bir tek Türkiye’dir laikliğe sahip olan ve laiklik sayesinde gerçek demokrasiye sahip olan. Ondan dolayı siz bugün doğuya doğru bakıldığında demokrasinin bayrağını dalgalandıran son kalelersiniz. Doğuya yüz km gidiniz, yüz km gidiniz güneye, oralarda eşitlik yok. Her türlü eşitlik, demokrasi oralarda geçmez. Bu eksiklikleri nasıl gidereceğiz? Bu eksiklikleri demokrasi ile gidereceğiz.
Bunların dışında eksiklik yok mu? Var. İnsan hakları alanında var. Demokrasiyi daha da geliştirmemiz gerekmiyor mu? Gerekiyor. İfade özgürlüğü alanında olsun, kültürel haklar alanında olsun daha fazla adım atmayacak mıyız? Atacağız. Bizim partimizin görüşünü söyleyeyim: biz iktidar olsak ne yapacağız? Hiç kendinizi üzmeyin. Biz iktidar olsak şunu yapacağız: biz diyoruz ki hangi etnik gruba mensup olursa olsun Türkiye’de yaşayan hiçbir vatandaşın Avrupa’da yaşayan bir vatandaşın haklarından eksik veya geri olmayacak. Avrupa insanına eşit olacak. Tamam mı? Bir adım gerideyken hemen düzelteceğiz. Şu şartta hiç kimse insan haklarını başka amaçlar için istismar etmeyecek. Şartımız bu. Türkiye’yi başka amaçlarla Avrupa’dan dışlamak istiyorsa bu meselelerin arkasına saklanma bu meseleleri istismar etme. İfade özgürlüğü diyorsunuz ondan sonra Fransa gidiyor Ermeni soykırımı olmamıştır diyenleri cezalandıran ve hapse atan bir yasa tasarısı kabul ediyor. İnanamazsınız. Yani Fransa 1 saat içinde 250 sene geriye gidiyor. Başka hiçbir ülke yok dünyada. Yani orada 390 bin Türk yaşıyor ve “benim atam Ermeni katili değildir. Benim atalarım Ermeni soykırımı yapmadılar” diyemiyorlar. Düşünebiliyor musunuz? Şimdi bunlar gelecek bize akıl öğretecek, bize insan hakları öğretecek, ifade özgürlüğü öğretecek biz de baş üstüne diyeceğiz. Maalesef Hükümet bu baskılara direnemiyor. Bu haksızlıklara direnemiyor.
Değerli arkadaşlarım, size bu konularda çok anlatacaklarım var. Yalnız bitirmeden şunu söyleyeyim: bu sorunların hiç birini şiddete başvurarak çözemeyiz. Demokratik bir ülkede şiddet çözüm değildir. Bizim CHP olarak görüşümüz şudur: biz diyoruz ki dünyanın neresinde olursa olsun, ister Türkiye’de ister başak ülkede olsun, kimin tarafından yapılırsa yapılsın, kime karşı olursa olsun, sebebi ne olursa olsun biz şiddete karşıyız. Şiddet yoluna başvurulmasına kesinlikle karşıyız. Demokrasi içinde bütün meselelerimiz hallede biliriz. Sonuna kadar haklarımızı savunuruz. Eğer bu bölgede yaşayan insanlarımızın bir küçücük hakkı ihlal ediliyorsa biz karşısındayız. En küçücük insan hakkı ihlaline tahammülümüz yoktur.
Öyle yollardan geldik ki, ben Avrupa’da da bulundum, İsviçre’de de bulundum, İsviçre’nin dağlarını da gördüm göllerini de gördüm, emin olun bu kadar güzel yer yoktur. Onlar bu dağlardan, bu karlardan, bu göllerden, doğadan para kazanıp dünyanın en zengin ülkesi oldular. Biz daha güzel bir coğrafyada yaşıyoruz ama şiddette ve teröre başvurmaktan bunları değerlendiremiyoruz. Ve en zengin ortamda en fakir insanlar olarak yaşıyoruz. Yazık değil mi? Günah değil mi?
Size bir şey anlatayım. Bunu bilmekte çok fayda var. Uluslararası ilişkilerde, diplomaside çok eski bir kural var. Yani insanlık kadar eski bir kural bu. Bu kuralın adı böl ve git kuralı. Siz bir ülke üzerinde hakimiyet kurmak istiyorsanız, o ülkeyi etki alanınız altına almak istiyorsanız, eğer askeri yönden bunu savaşarak yapacak durumda değilseniz bunun bir tane çaresi var. Onun için içinden böleceksiniz. Oradaki insanları birbirlerine düşüreceksiniz, birbiriyle kavgalı hale getireceksiniz, birbirine karşı silah çeker hale getireceksiniz. Ve siz de o ülkeyi kolaylıkla ele geçireceksiniz. Size bir örnek vereyim: I. Dünya Savaşında İngilizler savaş esnasında petrol bulmuşlar. Suudi Arabistan’da, Irak’ta ve daha sonra İran’da ve bakmışlar petrol İngiliz donanması için revaçta çünkü petrolle çalışan gemilerin sürati ve kabiliyeti artıyor filen. Bir de sanayii devrimi yapmışlar, sanayii devrimi için petrol lazım. Bu bölgeleri ele geçirecekler. Kime ait bu bölgeler? Osmanlılara ait. Nasıl ele geçireceksin? Bölerek. Oradaki insanları kopararak. O bölgeleri Osmanlılardan koparıp kendi hakimiyetinde devletler kurarak. Bunun için iki kişi görevlendiriyor. İki ajan. Bunlardan biri Lawrence. Orada etkili bir şeyh var ve onu ikna ediyor. “Bak” diyor “sen Osmanlılara karşı ayaklan ben bütün bu Arabistan yarım adasını Türk sınırına kadar sana vereceğim” diyor. “Sen orada krallık yaşayacaksın. Sen kral olacaksın.” Adam inanıyor. Ve adamlarıyla birlikte Osmanlılara baş kaldırıyor. Ve gerçekten çok kanlı savaşlar oluyor. Osmanlının en son dönemidir. En acıklı dönemidir. İngilizlerle savaşırken yaralanan askerleri İstanbul’a taşırken Araplar kılıçla kafalarını kesiyor. Bu kadar gaddar olabiliyor çünkü ben burada krallık sahibi olacağım diyor. Sonra ne oluyor? Bu toprakların büyük bir bölümünü vermiyorlar. Adama küçücük bir yer veriyorlar. Ondan sonra adamı deviriyorlar ve başkasını getiriyorlar. Onun yerine başka hanedan kuruluyor. Şimdi bu ajan Lawrence İngiltere açısından başarılı oluyor. İkincisi: başka bir ajan binbaşı Noel alındı ve Kürtlerle sorunlar başladı. Güneydoğu Anadolu’dan Kürtleri koparmak istiyorlar. Oradaki her türlü entrikayı yapacaksın ve bunları koparacaksın. Sonunda İngiliz Hükümetine rapor yazıyor ve hatıralarını kitap halinde yayınladı. Şimdi bu kitabında hatıralarında diyor ki, “ben İngiliz Hükümetine rapor verdim ve dedim ki, Kürt aşiretleriyle konuştum ve onları Osmanlıdan koparmak için çok uğraştım ama hiç birini ikna edemedim. Hiç biri Türklerden ayrılmak istemedi. Biz bin yıldır beraber yaşıyor ve aynı kaderi paylaşıyoruz. Biz Türkiye’den ayrılmayız” demişler. Arabistan’da Araplar kopuyor ama Kürtler kopmuyor bu ajan başaramıyor. Ve el ele Kurtuluş Savaşına gidiyorlar, Çanakkale Savaşını yapıyorlar, Cumhuriyeti birlikte kuruyorlar. Şimdi Lozan’da biliyorsunuz biz bütün meselelerimizi büyük baskılara karşı direndik, büyük mücadeleler verdik ve sonunda büyük bir zafer kazandık ve bütün meselleri hallettik. Ama biri hariç Türkiye’nin ve Irak arasındaki sınırın çizilmesi. Petrol olduğu için orada Musul’u ve Kerkük’ü bize bırakmadılar. E ne olacak? Milletler Cemiyetine gidecek. Tamam gittik Milletler Cemiyetine. Şimdi İngiltere’nin Milletler Cemiyetine müracaat tarihi 5 Ağustos 1923. 6 Ağustos’ta ne oldu? Tam bir gün sonra? Hıristiyan Türkleri ayaklandırıyorlar. Türkiye’ye karşı büyük bir ayaklanma başlıyor. Ondan sonra Milletler Cemiyetine bir heyet gönderiyorlar. Aynı gün bölgede ayaklanma çıkıyor.
Değerli arkadaşlarım, bizim Cumhuriyet tarihimiz yabancıların iç gayeleriyle uğraşmaktır. Yalnız bu bölgede değil. Bolu’da var. Adapazarı’nda var, her tarafta bunlarla uğraştık. Niye? Çünkü bizim Kurtuluş Savaşımızı hazmedemediler. Lozan’ı hazmedemediler. Churchill diyor ki, “Lozan bizim için bir utançtır.” Bunu hazmedemediler ve bunun acısını çıkartmak istiyorlar. Kıbrıs harekatını yaptık bir türlü hazmedemediler. Kırk yıldır Türkiye’ye yapmadıkları baskı kalmadı Kıbrıs yüzünden. En büyük baskıları da şimdi yapıyorlar. Biz direnin diyoruz Hükümete direnemiyor. O bakımdan, Kıbrıs harekatını yaptık. Sonra ne oldu? Dikkat edin. 1922’den itibaren 40 yıl Türkiye’de isyan yok. Terör yok. Ayaklanma yok. Kıbrıs harekatını yaptık 3 ay sonra Ermeni terörü başladı. Ermeni terörü bitti 1984’te PKK terörü başladı. Kim destekliyor? Güney Kıbrıs, Yunanistan. Elimizde bütün belgeler var ama bizim bunları anlatmamıza gerek bile yok. Öcalan’ın kendi söyledi Yunanistan bizi kışkırttı ve tahrik etti diye. Sonra da orta yerde bıraktı. Öcalan nerede yakalandı? Kenya’da Yunanistan büyükelçiliğinde cebinde Güney Kıbrıs pasaportu ile. İşte bu gerçekleri biz bilmezsek Türkiye’nin çektiği sıkıntıları anlayamayız. Efendim fakirlik varmış da fakirliğin sonucunda terör olurmuş da. Bununla hiç alakası yok. Fakirlik gerçekten kötü bir şey, çok büyük bir haksızlık ve zulüm ama demokratik ülkelerde bir hükümet beceremiyorsa değiştirip becerebilecek hükümeti getireceksiniz.
Sözlerimi bitirirken şunu söylüyorum: şiddetle hiçbir yere varamazsınız. Bunu fakirlikle de hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü bakıyoruz İspanya’ya orada terör İspanya’nın en zengin bölgesinde ortaya çıkıyor. O bakımdan, hiç kuşkunuz olmasın ki, terörle zenginlikle ve fakirlikle doğrudan bağlantısı yoktur. Şiddet çoğu zaman sadece Türkiye’de değil başka ülkelerin politikaları sonucunda ortaya çıkıyor.
Türkiye’de bir sorunuz mu var? Gelin burada birlikte bir çözüm arayalım. Bizim bu konuda yapamayacağımız yoktur. Birincisi: şiddete başvurmayacaksınız. İkincisi: bizim ülkemizi yabancılara şikayet etmeyeceksiniz. Yani bu bizi gerçekten üzüyor. Aile içinde ki problemleri siz gidip başkalarına mı şikayet ediyorsunuz? Aile içi problemler aile içinde kalır. O bakımdan, gidip de kendi anavatanınız yabancılara şikayet ederseniz bu çok kötü olur. Aynı şeyi İstanbul’daki Rumlar yapıyor. Rum Patrikhanesi benim seçim bölgemde bir kere onlardan şikayet duymadım ama Brüksel’e gittiğimiz zaman diyorlar ki Patrikhanenin çok büyük sıkıntıları var. Atina’ya gidiyoruz Yunanistan Dışişleri Bakanı bize İstanbul Patriğin sıkıntılarını anlatıyor. Bu memlekette demokrasi dinlemektir. Demokrasi içinde meselelerinizi çözeriz. Şiddete başvurmadığınız anda, şiddeti devreden çıkarttığınız anda bu bölgede çok büyük bir kazanç sağlayacaksınız. İşte size mesajımız budur. Bu bölgenin kalkınması gelişmesi için şiddeti reddedeceksiniz. Bizim mesajımız bu.
Değerli arkadaşlarım, şimdi bu konuların hiç birinde maalesef hükümet başarılı olamamıştır. İşte size anlatıyorum burada olan biteni. Başımızdaki iktidarı görüyorsunuz bu iktidar ekonomide de başarısız, siyasette ve dış politikada da başarısız, terörle mücadelede bir sonuç alamadı. Neticede değerli arkadaşlarım, bütün bu anlattıklarımı tek bir cümlede yorumlayacağım: bu iktidar içeride gericidir, dışarıda vericidir, yakında da gidicidir.
Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.