TUSAM’da Düzenlenen Büyük Orta Doğu Projesi Semineri

CHP İstanbul Milletvekili Onur ÖYMEN’in TUSAM’da
Büyük Orta Doğu Projesi üzerine düzenlenen Seminerde yaptığı Konuşma Metni

28 Mayıs 2004

Büyük Orta Doğu Projesi son zamanlarda çok önemli konulardan biri haline geldi ve uluslararası ilişkilerin gündeminin başına geçti. Acaba gerçekten konunun önemi dolayısıyla mı böyle oldu, yoksa bu durum başka gelişmeler dolayısıyla gündemi değiştirme ihtiyacından mı kaynaklandı? Bunu zaman gösterecek; ama şurası muhakkak ki,  Büyük Orta Doğu Projesi fikri yeni ortaya çıkmış bir fikir değil. Bu konuda, 2002 yılının sonlarından itibaren pek çok yazar, düşünür görüşlerini açıkladılar. Uluslararası alanda çeşitli sempozyumlar düzenlendi. Bunların bazılarına
biz de katıldık.

Büyük Orta Doğu fikrini ilk ortaya atanlar arasında bazı bilim adamları var. Kanadalı Profesör Ignatieff, “Amerika bir imparatorluktur, ama dünyaya iyilik getirmeyi amaçlayan bir imparatorluktur.  Bu fikir dünyaya demokrasi, barış, huzur refah getirecektir. O yüzden Amerikan İmparatorluğunu olumsuz bir unsur gibi görmemek lazımdır” diyordu. Başkaları tam aksi kanaati savundular. Bölgeye demokrasi getirmek aslında halkın menfaatlerine zarar verir, belli çatışmalara yol açar, dediler.

Neticede, Başkan Bush, önce 26 Şubat 2004 tarihinde bir Amerikan Düşünce Klübü olan American Enterprise Institute’da bir konuşma yaptı ve orada Orta Doğu’ya barış ve demokrasi getirme ihtiyacından bahsetti. Daha sonra da, 9 Mayıs’ta, Irak harekatından sonra, Güney Carolina Üniversitesinde yaptığı bir konuşmada bu konuda Amerika’nın tutumunu
çok açık ve net bir şekilde ortaya koydu.

Bu projenin ana fikri özetle şöyle: En büyük sorun terörizmdir. ABD politikasının hareket noktası terörizmle mücadele etmektir. Totaliter rejimler, demokrasiyi engelleyen rejimler terörizmi teşvik etmektedir.Terörizmi mutlaka Orta Doğudan kazımak lazımdır. Nasıl kazınacak? Bunun yolu bölgeye özgürlük getirmektir, demokrasi getirmektir. O bakımdan, biz bölgeye özgürlük getiremezsek terörizmi engelleyemeyiz. Bölgeye refah getirmek, ekonomik kalkınma sağlamak lazımdır. Zengin bir ülke olan Arap ülkelerinin toplam milli geliri İspanya’nın milli gelirine ulaşmıyor. Fakir ülkeleri kalkındırmak, cehaleti önlemek lazımdır. Arap ülkelerinde okuma yazma bilmeyenlerin oranı çok fazladır. Bu bölgede, ekonomi ve serbest ticaret gelişemiyor.

Bir takım fikirler öne sürülüyor. Önümüzdeki 10 yıl içerisinde Amerika ile Orta Doğu arasında bir serbest ticaret köprüsü kuralım, onları uluslararası ekonomiye dahil edelim, dokuz yıl içinde 100.000 öğretmen yetiştirelim, küçük ve orta boy firmaları geliştirelim, mikro krediler verelim, deniliyor. Adam başına 400 dolar kredi verirsek 100 binlerce yatırımcı yaratırız. İşgücünü geliştirelim, mesleki eğitimi teşvik edelim, deniliyor. O bakımdan, çok kapsamlı bir proje. Bu proje hakkında çok farklı değerlendirmeler ortaya atıldı.

Bazıları dediler ki, bu gerçekten denenmeye değer, uluslararası alanda da getirisi olan bir projedir. Eğer ülkeler demokrasiye kavuşmuşlarsa aralarında savaş olmaz. Demokratik ülkeler arasında savaş olmaz, geçerli teori bu. Eğer Orta Doğu’ya demokrasi getirilebilirse, Orta Doğu’da barış sağlanır. Bu çok savunulan bir teoridir, aslında biz de bir anlamda bu teoriyi destekliyoruz; çünkü yapılan bir araştırma göstermiş ki, son 20 yılda demokrasi dünyanın her yerine, Orta Avrupa’ya, tüm Amerika’ya, Uzak Doğu’ya, Afrikaya  yayılmış. Bir tek Orta Doğu kalmış. Bunun nedeni burada yaşayan halkların demokrasi istememesi mi? Acaba bütün dünyada demokrasiyi destekleyen ülkeler Orta Doğu’da da evvelce demokrasiyi desteklemişler mi? Orta Doğu’ya gelince başka unsurlar öne geçmiş. Oradaki petrol zenginlikleri, enerji kaynakları ön plana geçmiş. O yüzden mi demokrasiyi desteklememişler? Şimdi bu sorunun cevabını vermek lazımdır. Gerçekten demokrasiyi istiyor idiyseniz neden demokrasiyi desteklemediniz? Neden bunca yıl demokrasi lehine çalışmadınız?

Şimdi hakim olan bir kanaat var. Amerika’nın bölgede üç tane hedefi olmuştur:
    İsrail’i desteklemek.
    Amerikan yanlısı Mısır ve Ürdün gibi ülkeleri desteklemek.
    Enerji kaynakları üzerindeki etkinliğini koruyabilmek.

Şimdi, Amerika’nın politikasında özgürlük ve demokrasi ön plana çıkıyor. Bu güzel, bunu ilke olarak biz de destekleriz. Yalnız, bizim gördüğümüz kadarıyla burada bazı zaaflar, zayıf noktalar var. O zayıf noktalar neler?

En zayıf noktası şu: Diyorlar ki, bölgeye demokrasi gelsin. Peki, bu nasıl bir demokrasi olacak? Bölgede, İsrail hariç bütün ülkeler müslüman ülkeler. Bir müslüman ülkede demokrasi olabilir mi? Müslüman olduğu için insanlar demokrasi içinde yaşayamazlar mı? Türkiye nasıl yapmış bunu? Demek ki, halkı Müslüman olan bir ülke demokrasi içinde yaşayabilirmiş. Biz yaptıysak başkaları da yapabilir. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var ve bizim en önemli eleştiri noktalarımızın belki başında geliyor: Müslüman bir ülkede demokrasinin olabilmesi için laiklik olması gerekiyor. Laik olmadan bir Müslüman ülkenin demokratik olması bizce mümkün değil. Eğer din kurallarını bir topluma tam olarak uygularsanız, o ülkeyi çağdaş bir ülke haline getiremezsiniz. Niye getiremezsiniz? Kadın erkek eşitliği olmayan bir toplum demokratik bir toplum olabilir mi? Kadınlarla erkeklerin eşit olmadığı bir demokrasi var mı dünyada?

Biz ki, kadın erkek eşitliğini yıllar önce sağlamışız Türkiye’de, gene de Anayasa değişiklikleriyle daha da ileri götürmeye çalışıyoruz. Biz Fransa’dan 11 sene önce kadınlara seçme seçilme
hakkı tanımışız. Eğer biz laiklik ilkesini kabul etmeseydik, gerçek bir demokratik ülke olamayacaktık. Müslüman ülkeler arasında öyle ülkeler var ki, din kuralları bunu gerektiriyor diye hırsızlık yapanın elini kesiyorlar. Şimdi böyle bir ülkede demokrasi olur mu? Onun için biz
diyoruz ki, eğer Orta Doğu’ya demokrasi gelecekse öncelikle laiklik gelmelidir. Amerika ise tersini söylüyor. Dışişleri Bakanı Powell geçenlerde bir demeç verdi: “Irak’ta din esasına dayalı bir demokrasi olabilir” diyor. Hem demokrasi getireceğiz, diyor, hem de din esaslı demokrasi olur, diyor. İşte biz burada Amerikalılardan farklı düşünüyoruz. Maalesef, hükümetimiz de Amerika gibi düşünüyor.

Geçenlerde Irak ve İsrail’deki çatışmalar ve işkenceler konusu tartışılırken bir tasarı hazırladık, ortak bir Meclis Bildirgesi yayınlayalım dedik. Biz Irak’ın gelecekte demokratik ve laik bir rejimi olmasını önerdik, Sayın Dışişleri Bakanı kesinlikle laik kelimesine karşı çıktı. Metnin tamamını biz yazdık onlar kabul etti, bir iki cümle ilave ettiler, onları da biz kabul ettik; fakat bir noktada anlaşamadık. Bakanla bizzat konuştum, “Laiklik olmadan demokrasi olmaz diyoruz” dedim. “Bizce olur” diyor. İşte biz bu görüşe katılmıyoruz. Öyle anlaşılıyor ki, Amerika ile hükümetimiz görüş birliği içinde; ama biz böyle düşünmüyoruz ve bu bakımdan, bunu projenin zayıf noktalarından biri olarak görüyoruz.

İkinci nokta şu: Amerikalılar “Biz böyle basmakalıp bir Orta Doğu projesi yapmayacağız” diyorlar. Yani, her devletin rejimi birbirinden biraz farklı olabilir. Hani siz demokrasi getirecektiniz? Yarım demokrasi olabilir mi?  Olamaz. İşte, biz bunu da kuşkuyla karşılıyoruz. Avrupa ülkelerinde demokrasi yarım olsun dediniz mi? Neden burada diyorsunuz? Şimdi burada insanların kafasında kuşku uyanıyor, demek ki sizin amacınız tam demokrasi getirmek değil, duruma göre ihtiyacınıza göre bazı ülkeler demokrasiyi tam benimsemeyecekse, ama o ülkede petrol çıkarlarınız varsa, güvenlik çıkarlarınız varsa biz orada tam demokrasi olmamasına da razı oluruz. Başka bir zaafı da şu: Diyorlar ki, biz bunu yalnız hükümetlerle yapmayacağız, aynı zamanda özel sektörle, sivil toplum örgütleriyle doğrudan doğruya temas ederek bu projeyi geliştireceğiz. Şimdi bu da ilginç bir şey: Yani bir ülkede hükümetlerin arkasından dolanarak, rejimi değiştirme mümkün mü? Doğru mu?

İşte Kuzey Kıbrıs’ta da bu yöntemi denediler, hükümeti by-pass edip halkla temas edip hükümetin onaylamadığı bir şeyi hakla onaylatmak istediler. Olursa ne ihtilaflar olur, sıkıntılar doğurur bunları çok iyi görmek lazım. Zaten şimdiden Orta Doğu’da tepkiler var. Bu konuyu görüşmek üzere bir Orta Doğu ülkeleri toplantısı yapılacaktı; ama olmadı. Aralarında toplantı gündemi konusunda bile görüş ayrılıkları çıktı. Şimdi, bazı Orta Doğu ülkeleri projeye sıcak bakıyor gibi; ama bazıları karşı. 8 Haziran’da yapılacak olan ve Sayın Başbakanımızın da katılacağı toplantıya Mısır, katılmam, diyor. Katılmayacak başka Arap ülkeleri de var.

Bu projeyi Orta Doğu’daki demokrasi ve insan haklarına gönül vermiş kuruluşların desteklemesi beklenirdi; ama, El Hayat gazetesinde yayınlanan bir yazıdan öğrendiğimize göre, mesela Tunuslu bazı insan hakları savunucuları bu projeye karşı çıkıyorlar: Böyle olmaz, dışarıdan baskıyla zorlamayla demokrasi olmaz, Amerika’nın hedefi burada petrol
çıkarlarını ön plana taşımaktır, diyorlar.

Bizim Türkiye olarak dikkat etmemiz gereken nedir? Bu projeyi hiç okumadan çöp sepetine atmak ne kadar yanlışsa, doğru dürüst değerlendirmeden bütünüyle benimsemek, işte bizim politikamız budur gibi demeçler vermek de yanlıştır. Şimdi bu projeye destek verecekseniz, şuna dikkat edeceksiniz: Türkiye Orta Doğu ülkeleri ile ilişkilerini uzun yıllardan beri büyük bir dikkatle yürütmüştür. Aynı zamanda dostu ve müteffiki olan Amerika ile de ilişkilerini büyük bir dikkatle yürütmüştür. NATO çerçevesinde Amerika ile yakın bir işbirliğimiz var. Ortak sorunlar ve hedeflerimiz var. Türk-Amerikan ilişkileri her iki tarafa da geçmişte de büyük fayda sağlamıştır. Gayet tabii ki, bunun da bilincindeyiz. Ama biz iki işi birbirine karıştırmadık: Orta Doğu ülkeleri ile ilişkilerimizi sürdürürken Amerika ile sürtüşmedik, Amerika’nın bölgedeki temsilcisi gibi de hareket etmedik. Amerika’nın Truva Atı gibi görünmemeye özen gösterdik. O bakımdan, burada dikkat edilmesi gereken şey, Türkiye’nin bu proje içinde Amerika’nın temsilcisi gibi görünmemek. Bu yanlıştır. Amerika’nın bu projesinden tedirgin olan ülkelerle ilişkilerimizde de dikkatli olmak gerekir. O bakımdan, bizim bu projede milli politikalarımızı dikkatle gözeterek yer almamız lazım. Bu projede bizim için önemli unsurlar nelerdir? Eğitim seferberliği yapmak ve bunu milli bir hedef haline getirmek. Mikro krediler, küçük ve orta ölçekli firmaların desteklenmesi, bu zaten bizim de projemiz. Ama Orta Doğu’da, Amerika ve diğer ülkelerin serbest ticaret yapması bizim AB ile gümrük birliği ilkelerimize uyar mı?  O nedenle, bu gibi konularda biz daha mesafeli ve dikkatli davranmak zorundayız.

Demokrasi deyince bizim anlayışımız, demin de söylediğim gibi, laiklikle birlikte olması ve ayrıca bölge halklarından kaynaklanan bir hareket olması. Biz diyoruz ki, Türkiye demokratik, laik ve özgürlükçü bir ülke olarak model olabilir ama bir şartla: Eğer bu ülkeler bizim modelimizden yararlanmak isterlerse. Zorla olmaz. O bakımdan, çok nazik dengeler içinde düşünülmesi, değerlendirilmesi gereken bir projedir. Avrupa ülkelerinde de kuşkular, tepkiler, endişeler var.  Tepkiler sadece Orta Doğu’dan gelmiyor. Önce, bölgeye itimat telkin edilmelidir. Şu sırada Amerika’nın bölgedeki itibarı en yüksek noktasında değildir. Bilhassa hapishanelerdeki işkence olaylarından sonra Amerika’nın Orta Doğu’ya demokrasi, özgürlük bayraktarı olarak gelmesi kaç ülkeyi inandırır bilemem. Şu sırada Amerika’nın demokrasi ve insan hakları siciline yönelik çok büyük tepkiler var. Böyle bir ortamda kalkıp da demokrasiyi en iyi biz getiririz derseniz, bölge halkları size inanır mı? İşin bu tarafını unutmamak lazım.

Bir başka tarafı şu: Bölge hükümetlerine diyorsunuz ki, sizlerle işbirliği yapacağız. Niçin? Demokrasiyi getireceğiz. Bu ülkelerin, hükümetlerin çoğu otoriterdir. Bunu kaç hükümet kabul edecektir? Kaç hükümet içine sindirecektir? Kendi kendinin yıpratılmasına, yıkılmasına kaç hükümet destek verecektir? Ayrımcılık yapacağız, her devlete farklı şeyler yapacağız, diyorlar, o zaman projenin inandırıcılığı kalır mı? Yani, bazı ülkelerin hakları için demokrasi iyidir, bazıları için o kadar acele etmeyelim. Böyle bir yaklaşım destek görebilir mi?

Özetleyecek olursak, bizim bu projeyi çok dikkatli değerlendirmemiz ve bizim açımızdan önemli olan konuları iyi incelememiz lazımdır. Ama mesela bölgeye eğitim getirirken de, dikkat etmemiz gereken şudur: Nasıl bir eğitim getireceksiniz? Yani, bölgede 100 bin öğretmen eğiteceksiniz de, ne öğretmeni eğiteceksiniz? Din eğitimi mi, çağdaş eğitim mi, laik eğitim mi? Laiklik eğitimi olmadan bu ülkeleri çağdaş seviyeye getirebilecek misiniz? Biz Türkiye’de bunu başardık, çünkü eğitimi laik bir eğitim olarak başlattık. Alelacele Türk devletini böyle projelere bağlamamak lazım ve çok iyi düşünmek lazım. Biz, CHP olarak, bu konuların çok dikkatle, ihtiyatla ele alınması gerektiğini düşünüyoruz, Amerikalılarla da konuşmak ihtiyacını hissediyoruz. Projenin iyi tarafı şudur: Başkan Bush diyor ki; biz bunu müttefiklerimizle, dostlarımızla, danışarak geliştireceğiz. Yani bitmiş hali değildir, bu projeyi değiştirebiliriz, diyorlar.

Sözlerimi şöyle bitirmek istiyorum. Şunu bileceksiniz ki, diyeceğiz Amerikalılara, bölgeye gerçekten demokrasi getirmek istiyorsanız, o bölgede ileride halkın alacağı kararlar sizin çıkarlarınıza da uygun olmayabilir. Hem bütün bölgeyi demokratik yapacağız, hem de tüm demokratik ülkelerin alacakları kararlar benim menfaatlerime hizmet edecek: Bu mümkün değil. Eğer bir ülke demokratik bir ülke olacaksa, o ülkede seçilecek insanlar öncelikle kendi menfaatlerini düşünecekler. Petrol konusunda da, başka konularda da siyasi konularda da, güvenlik konularında da, kendi menfaatlerini düşünecekler. Bugüne kadar
Orta Doğu’ya demokrasi gelmediyse, itiraf edelim ki, Batılı ülkelerin de  payları vardır bunda. Demokrasiyi gerçekten içinize sindiriyorsanız, bu işe kalkışacaksınız. Laik demokratik rejimlerin yarleşmesi en çok bize yarar. Otoriter rejimlere komşu olan tek NATO ülkesi Türkiye’dir. O bakımdan, Türkiye demokrasinin yerleşmesine en çok sevinen ülke olacaktır. Ama, tabii ki gerçek demokrasi, sürdürülebilir, yaşayabilir demokrasi olacak; laikliğe dayanacak. İşte, o zaman biz böyle bir projenin yanında oluruz.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.