CHP Salihli Örgütünde Düzenlenen Dış Politika Konferansı


Onur Öymen’in CHP Salihli Örgütünün Düzenlediği
Toplantıda Dış Politika Gelişmeleri Konusunda Yaptığı Konuşma
31  Mayıs 2003

Sayın Başkan,
Değerli milletvekili arkadaşlarım,
Değerli konuklar,

Önce nazik davetiniz için içtenlikle teşekkür ederim. Son aylarda dış politika alanında yaşanan sıcak gelişmeler ülkemizin gündeminin ilk sıralarında yer aldı. Özellikle Irak savaşı Türkiye’nin sınırlarında ülkemiz için ciddi bir sorun yarattı. Ülkemiz savaşa sürüklenmekten son anda ve CHP’nin yoğun çabaları ile kurtulabildi. Kıbrıs’ta hem Türkiye’nin hem de Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan soydaşlarımızın önemli güvenlik çıkarlarını tehlikeye atabilecek olan Kofi Annan planından gene büyük ölçüde CHP’nin çabalarıyla hiç değilse şimdilik kurtulduk. Son olarak Avrupa Birliği ile ilişkilerimizde yaşanan güçlüklerin, çelişkilerin giderilmesinde, hiç değilse Türk halkının gerçekleri daha iyi anlayabilmesinde CHP’nin önemli bir katkısı oldu.

Şimdi bu sorunları, gelişmeleri ve CHP olarak bizim neler yaptığımızı size kısaca özetlemek istiyorum. Ne yazık ki, CHP’nin çalışmaları, ürettiği politikalar, yaptığı girişimler yazılı basına yeterince yansımıyor. Bu çabalar basının büyük bir bölümünü yönlendiren çevrelerce çoğu zaman bir sis bulutu arkasında bırakılıyor. Vatandaşlar, hatta bizim partili arkadaşlarımız Anakara’da partimizin çalışmaları hakkında bu yüzden yeterince bilgi sahibi olamıyorlar. Bu nedenle diğer milletvekili arkadaşlarımızla birlikte sizlerle yüz yüze görüşerek bu eksikliği tamamlamak ve sizin görüşlerinizi öğrenmek bizim için zevkli bir görev oluyor.

3 Kasım seçimlerinden sonra Türkiye önemli dış politika sorunlarıyla karşı karşıya kaldı. Bu sorunların bir bölümünün işaretleri daha önceki hükümet zamanında da görülmeye başlanmıştı. Ama seçime giden haftalar, aylar içinde bu sorunların üzerine yeterince gidilemedi. Çareler bulunamadı.

Seçimlerden sonra işbaşına gelen AKP iktidarının liderleri ile bazı görüşmelerimiz oldu. Gerek Sayın Erdoğan, gerek o zamanki Başbakan Sayın Abdullah Gül Sayın Genel Başklanımızı ziyaret ettiler. Daha çok dış politika alanında görüş alış verişinde bulunuldu. Kendilerine şu mesajı verdik: Biz CHP olarak dış politika konularını milli meseleler olarak görürüz, bunları iç politika malzemesi yapmayız. Parti çıkarı gözetmeden ülkenin menfaatleri doğrultusunmda çalışırız. Siz, iktidar partisi olarak Türkiye’nin temel çıkarlarının ve itibarının korunması yolunda çalışırsanız size destek oluruz. Gerçekten bu yaklaşım bizim, partimizin kurucuları Mustafa Kemal Atatürk’ten ve İsmet İnönü’den aldığımız bir mirastır ve CHP geçmişte, iç politikanın en gergin, en çalkantılı olduğu günlerde bile dış politika konularında daima sorumlu, yapıcı ve ülke menfaatlerini gözetici bir yaklaşım benimsemiştir.

Bu defa da öyle yaptık. Hükümetin ilk sınavı 11- 12 Aralık 2002 tarihlerinde yapılan AB Kopenhag zirvesiydi. O zirveden önce Sayın Gül ile Genel Başkanımız birkaç kez biraraya geldiler. Sayın Gül, Türkiye’nin AB üyeliğinin hükümet için öncelikli bir hedef olduğunu ve zirvede 2003 yılı içinde tam üyelik müzakerelerine başlamak için bir takvim almaya çalışacaklarını söyledi. Genel Başkanımız bu hedefin bizim partimizin de görüşlerine uyuduğunu belirtti ve hükümetin Kopenhag’da bu yolda sarfedeceği çabaları destekleyeceğimizi bidirdi. Bu desteği basınmın önünde de açıkladı. Yani, değerli arkadaşlar, hükümet Kopenhag zirvesine muhalefetin tam desteğini alarak gitti.

Orada ne oldu? Maalesef Türkiye istediğini elde edemedi. Yalnız 2003 yılı için değil, 2004 yılı için dahi görüşme tarihi verilmedi. Sadece 2004 yılı Aralığında görüşme tarihinin tesbit edilebileceği kararlaştırıldı. Buna karşılık diğer 12 adaydan onu için üyelik kararı alındı. Geride kalan Bulgaristan ve Romanya’nın da 2007 yılında üyeliğe kabulü kararlaştırıldı. Türkiye 13 kişilik bir yarışta 13. sırada bırakıldı. Üstelik müzakere takvimi verilmeden. Bu Türkiye için çok üzüntü verici bir sonuç oldu. Türkiye bu sonucu haketmemişti. Ama ne yazık ki, Sayın AKP lideri bu olumsuz sonucu Türk halkına bir başarı gibi, adeta bir zafer gibi takdim etti.

Kopenhag’da neden böyle olumsuz bir sonuç alındı?  Geçen yıl işbaşında olan hükümet AB üyeliğine birinci önceliği verdiğini söylüyordu. Bu amaçla gerçekten önemli bazı anayasa ve yasa değişiklikleri yapmışlardı. Kendi içlerindeki sıkıntılara rağmen bu değişiklikleri Meclis’ten geçirmeyi başlarmışlardı. Ama ne yazık ki, AB Komisyonu, Türkiye’nin gerçekleştirdiği bu değişikliklere rağmen, Konseye Türkiye ile müzakerelerin başlamasını teklif bile etmedi. Öyle anlaşılıyor ki, o zaman Türk hükümeti AB yetkilileri ile bu değişiklikler yapılırsa AB Komisyonunun buna karşılık hangi adımları atacağını yeterince müzakere etmemiş.

Şimdi AKP iktidarı da aynı hatayı yapıyor. Daha üç gün önce bir AKP’li KPK üyesi milletvekili ile birlikte Brükselde AB yetkilileri ile görüştük. Şunu anladık ki, hükümet bu defa meclise sunmaya hazırlandığı 6. uyum paketinin içeriği hakkında Komisyonla özlü bir görüşme yapmamıştır. Kamuoyuna yansıyan bazı yasa değişiklikleri önerileri AB Komisyonunun bilgisine getirilmemiş, en önemlisi, TBMM bu değişiklikleri kabul ederse Komisyonun  tatmin olup olmayacağı öğrenilememiştir. Yani Hükümet bu değişiklikleri kendi takdirine göre hazırlamıştır. Komisyon Türkiye’den beklentilerini genel ifadelerle bildirmiş, ancak hangi yasaların ne şekilde değiştirilmesini beklediği konusunda herhangi bir bildirimde bulunmamıştır. Yani hükümet bu konuda olsa olsa metodunu benimsemiştir ve bunu yapmakla büyük bir hata işlemiştir. Zira basına yansıyan bilgilerden anladığımız kadarıyla, hükümetin Meclise sunmaya hazırlandığı paketteki bazı önlemler hakkında Komisyonun her hangi bir talebi yoktur. AB ülkelerinde  ve aday ülkelerde buna benzer yasalar yoktur. Örneğin seçimlerde AGİT gözlemcileri davet edilmesi konusunu bir yasa haline getirmeyi kimse Türkiye’den talep etmemiştir. Bunu Mecliste de söyledik. 2002 seçimlerinde biz AGİT gözlemcileri davet ettik. Bu AGİT İstanbul zirvesinin kararlarının bir gereği idi. Başka Avrupa ülekleri de kendi seçimlerinde böyle davetler yaptılar. Ama kimsenin aklına bu konuda bir yasa çıkartmak gelmedi. Şimdi hükümet bu yola gitmektedir. Ne amaçla yaptığı da belli değildir. Yasa olmadan davet yapılamıyorsa geçen seçimlere nasıl davet ettiniz? Yasa olmadan davet yapılabiliyorsa o zaman şimdi niçin bir yasa çıkartmaya çalışıyorsunuz? İşte bu soruları Mecliste sayın Başbakana sorduk ve hiçbir cevap alamadık.

Başka örnekler de de var. Gene basın haberlerine göre uyum paketindeki yasa önerilerinmden birinde her binaya bir ibadethane açma izni getirilmesi öngörülüyormuş. AB’nin bizden böyle bir talebi var mı? Yok. Sadece turistlerin ibadet ihtiyacı için bazı illerde kilise yapılmasına izin verilmesi yolundaki bazı beklentiler basına intikal etmişti. Başka bir talep yok. AB ülkelerinin hiçbirinde böyle bir yasa yok. Böyle bir uygulama yok. Hatta şu kadarını söyleyeyim: AB üyesi Yunanistan’ın başkenti Atina’da tek bir cami bile yok. Bu durumdaki AB Türkiye’den üyelik müzekerelerine başlamak için her binada bir ibadethane açma iznini nasıl isteyebilir? Bu akla aykırı olmaz mı? Nitekim istememiştir. Ama hükümet meclisten böyle bir yetki talep etmeye hazırlanmaktadır. Belli ki, asıl amaç bazı kesimlere göz kırparak onların beğenisini kazanmaktır. Bu gibi girişimler Türkiye’nin AB üyeliğini kolaylaştırmaz, zorlaştırır. İşte biz CHP olarak bütün bunlara karşı çıktık. Bu oyunları boşa çıkarttık.

Bir de şunu söyledik. Askerlerin bu işlere karıştırılması yanlıştır dedik. Askerlerin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olduklarını söylemek yanlıştır dedik. Niştekim aynı gün Genkur II. Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt da İstanbul’daki bir seminerde aynı şeyleri söyledi.

Özetle Meclisteki Genel Görüşmede Hükümetin AB konusunda çok hazırlıksız olduğunu gördük. Sayın Başbakan bu ve başka konulardaki sorularımızın hiçbirine cevap veremedi.

AB ilişkilerimizin bir boyurtu da Kıbrıs’la ilgiliydi. Kopenhag zirvesinde uluslararası antlaşmalar ihlal edilerek Kıbrıs’ın üyeliğine karar verildi. Hükümetten bu konuda hiçbir tepki gelmedi. Sadece Dışişleri Bakanlığının teknik düzeydeki protestosuyla yetinildi. Mecliste bunu da dile getirdik. Başbakan buna da cevap vermedi.

Esasen Kıbrıs konsunda maalesef bu hükümet baştan beri büyük çelişkiler ve zigzaglar sergiledi. Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını tehlikeye atabilecek olan Kofi Annan planının bir müzakere zemini olabileceğini söylediler. Kıbrıs’ta taviz verdikleri takdirde AB yolunun otomatik olarak açılabileceği umuduna kapıldılar. Meseleleri doğru dürüst incelemeden kamuoyu önünde 30 yıldan beri Türkiye’de işbaşına gelen bütün hükümetlerin yanlış iş yaptığını söylediler. Çözümsüzlükten Sayın Denktaş’ı sorumlu tuttular. Bütün bu yaklaşımlar ve beyanlar diplomasinin alfabesinme aykırı sözlerdi. Zira hiçbir ülkenin milli dava saydığı önemli bir konuda kendini suçladığının , kendi tarafını kusurlu gördüğünün örneği dünyada görülmemiştir.

Sayın başbakan son günlerde söylemini biraz değiştirdi ve devletin 30 yıldır izlediği politikanın çizgisine gelmeye başladı. Ama ne yazık ki, yapılan tahribat ortada kaldı. Rumların AB üyeliği engellenemedi.  İşte bunlar hükümetin Kıbrıs gibi önemli bir milli davada en hafif tabiriyle, ne kadar hazırlıksız olduğunun göstergeleridir.  Gene de Kofi Annan planının  reddedilmesinde biz CHP olarak çok etkili bir politika izledik. Türk ve KKTC kamuoyunu etkilemek isteyen bazı çevrelerin telkinlerine kapılmadık. Kofi Annan planının  eksiklerini ve boşluklarını kamuoyuna biz açıkladık. Bu planın, Adada barışın buıgüne kadar en önemli sigortası olan iki kesimliliği ortadan kaldırdığını söyledik. CHP’nin bu tutumu Kıbrıs üzerinden oyunlar düzenlemek isteyen bazı yabancı güçlerin bu oyunlarının etkisiz kılınmasında belki de en önemli etken olmuştur. Biz bununla gurur duyuyoruz.

Hükümet Irak konusunda da ciddi hatalar yapmıştır. Başından beri sağlıklı, kararlı bir tutum izleyerek o tutumun arkasında duramamıştır. Bir yandan savaşa karşı olduğunu söylemiş, ancak bir taraftan da dış baskılar altında ülkeyi savaşa sürükleyebilecek bazı adımlar atmıştır.İşte biz buna  da karşı çıktık. Mecliste ve kamuoyuna yönelik beyanlarımızda Anayasamızın 92. maddesinin Türkiye’nin bu koşullarda savaşa girmesine izin vermediği hatırlattık. Bu madde TBMM’nin savaş kararı almasının, yabancı asker davet etmesinin veya yabancı ülkelere asker göndermesinin ancak uluslararası hukukun meşru saydığı hallerde mümkün olabileceğini söylüyor. Bunu hatırlattık. Ne yazık ki, hükümet meselenin bu önemli hukuki boyutunu tamamen kulak arkası etmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın uyarılarını da dinlememiştir. Üstelik daha  Türkiye’den Irak’a bir cephe açılması için Meclisten yetki almadan sanki böyle bir yetki varmış gibi 6 Şubat tariihinden Meclisten bazı üs ve tesislerin modernleştirilmesi için karar çıkartmışlardır. Yani arabayı atların önüne koymuşlardır. İşlte bu yanlış adaımlar Meclisin 1 Mart tarihinde tezkeri reddetmesi ile sonuçsuz kalmış, hükümetin ülkeyi savaşa sürükleyebilecek girişimi Meclisin direnmmesi ile karşılaşmış ve engellenmiştir. Biz CHP olarak bu konuda da etklili bir rol oynadık ve birçok AKP üyesi milletvekilinin bizim doğrultumuzda, yani ülkenin savaşa sürüklenmesine engel olan doğrultuda oy vermesinde etkili olduk.

İşte değerli arkadaşlar, kısaca özetlediğim bu üç önemli dış politika konusunda CHP olarak bunları yaptık. Bilgi eksikliğinden CHP ne yapıyor diye sorular soranlar olursa kendilerine bunları anlatırsınız. Biz CHP’li milletvekilleri olarak seçimlerden beri hiç durmadan bu ve benzeri konularda ülke çıkarlarının korunması için çalşışıyoruz. Aynı mücadeleyi iş kanunda da gösterdik. Emekliliği 61 yaşa indiren yasa konsunda da gösterdik, ormanların peşkeş çekilmesine yol açabilecek yasa değişiklşiğinde de gösterdik. Daha pek çok konuda gösterdik. Bizim itiraz ettiğimiz pek çok tasarı Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından Meclise geri gönderilmiştir. Bizim başvurumuz üzerine Anayasa mahkemesi iktidarın Meclisteki oy çoğunluğuna dayanarak çıkarttığı bazı yasaları şimdiden iptal etmiştir.

İşte değerli arkadaşlar biz Ankara’da bunları yapıyoruz. Bu mücadelemizi sizden aldığımız güçle yapıyoruz. Atatürk’ten aldığımız ışıkla yapıyoruz. Bu çabalarımızı aynı şevkle sürdürmeye devam edeceğiz.

Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.


Bu belge Konferanslar, Konuşmalar arşivinde bulunmaktadır.