Flash TV – Gerçek Gündem Programı

ONUR ÖYMEN
FLAS TV “GERÇEK GÜNDEM”
9 OCAK 2007

Sunucu- Efendim gerçek gündem bütün hızıyla devam ediyor. Dün gerçek gündemin ana gündem maddesiydi MİT’in 80. kuruluş yıldönümünde oradan gelen açıklamalar, Türkiye bekle gör politikalarını götürecek kadar bir lükse sahip değildir. Evet dün Hasan Celal Güzel vardı ve tartışmamız devam ediyor. Bugün CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen konuğumuz. Efendim hoşgeldiniz.

Onur ÖYMEN- Hoşbulduk efendim.

Sunucu- Şimdi hemen CHP bakış açısından siz MİT’den gelen açıklamaları nasıl gördünüz? Olumlumu, olumsuz mu nasıl bakıyorsunuz efendim?

Onur ÖYMEN- Şimdi bir istihbarat örgütü başkanı kamuoyuna bir açıklama yapma ihtiyacı hissediyorsa bu ciddi bir durumdur, ciddi bir olaydır. Onun için dikkatle incelemek, değerlendirmek lazım ne demek istediğini. Birçok şey söylüyor. İşte dünyadaki küreselleşme gelişmelerinden bahsediyor. Ulus devletlerin tehlikede olduğunu söylüyor. Bunlar genel değerlendirme sayılabilir. Ama söylediği bir söz var ki, o son derece önemlidir. Özü de odur. O da şudur; diyor ki gelişmelere kendimizi terk edemeyiz, bırakamayız, seyirci kalamayız, inisiyatif alması lazım Türkiye’nin. Varlığını sürdürebilmek için, çıkarlarını koruyabilmek için inisiyatif alması lazım. Şimdi en önemli sözü budur. Yani bu demek ki, böyle bir eksikliği hissediyor ki, bunu kamuoyuna söylüyor. Sayın hükümet sözcüsü diyor ki, bunu bize her zaman söylemiştir. Bizim için bir yenilik yok filan. Size söylemiştir de bunu kamuoyuyla paylaşmak ihtiyacını niçin duymuştur. Çünkü istihbarat teşkilatının görevi hükümeti bilgilendirmek, değerlendirmelerini hükümete aktarmak. Ama bunun ötesinde ayrıca kamuoyuna bu görüşlerini ifade etme ihtiyacını duyduysa burada ciddi bir sorun var, sıkıntı var demektir. Şimdi işin gerçeği şu ki, bizde öteden beri hükümetin çok böyle pasif, gelişmelere tavır almaya çalışan, rüzgarın önünde savrulan bir yaprak gibi giden politikalar izlediğini söylüyoruz. Şu Irak’taki durumumuza bakın. Kırmızı çizgiler kayboldu. Türkmenlerin geleceği çok ciddi tehlikede, Türkiye’den ses yok. Oradaki terör örgütüne karşı en küçük bir inisiyatif yok. Kıbrıs konusunda yabancıların baskılarına göre yürütülen bir politika. AB’de öyle. Yani bir tek konu söyleyin ki, Türkiye’nin inisiyatifiyle bir yerden bir yere gelmiş olsun.

Şimdi bu ihtiyacı yalnız Sayın MİT Müsteşarı hissetmiyor Türkiye’de pek çok insan hissediyor. Bizde hissediyoruz. Başından beride bunu söylüyoruz. Hükümeti devamlı olarak uyarıyoruz. Ne yapması gerektiğini de söylüyoruz, yolda gösteriyoruz. Yani muhalefet sadece eleştirir. Hayır muhalefet çözüm yolu öneriyor. Defalarca önerdik bütün bu konularda.

Sunucu- Onur bey şimdi dün konuğumuz Sayın Hasan Celal Güzel’di. MİT’ten gelen açıklamalar öyle görünüyor ki, köklü bir dönüşümü de Türkiye’ye öneriyor. Sayın Celal Güzel CHP’nin böyle bir dönüşümün önünde engel olduğunu iddia etti. Dilerseniz önce onu izleyelim. Efendim birde dönüyoruz ve Hasan Celal Güzel’in gerçek gündemde CHP’yle ilgili yaptığı açıklamaları getiriyoruz.

Hasan Celal GÜZEL- Ben 2007 yılındaki seçimlerde CHP’nin çıkacağını zannetmiyorum yazımda da söylediğim gibi. CHP biraz puan kazanmış olabilir. Çünkü o milliyetçi söylemi, karşısına diğer sol partilerin çıkamayışı gibi bir takım avantajlara sahip olmuştur.

Sunucu- Şimdi söylenenlerden bir tanesi de önümüzdeki döneme ilişkin CHP’nin nasıl bir başarı kazanacağı ya da nasıl bir başarısızlığa uğrayacağı yönündeydi. Sayın Hasan Celal Güzel tarafından ama bir şey daha söyledi Sayın Güzel. Bu MİT’ten gelen açıklamalarda köklü bir dönüşüme CHP hazır değildir, aksine ayak bağıdır. Yani Türkiye’de CHP hep statükodan yanadır.

Onur ÖYMEN- Şimdi bunları son derece yanlış değerlendirmeler olarak görüyoruz. Ben size bütün açıklığıyla ifade edeyim. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin en devrimci partisidir, en ilerici partisidir. Başka oklarımızdan bahsediliyor ama oklarımızdan birinin inkılapçılık olduğu, devrimcilik olduğu çok çabuk unutuluyor. Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin en devrimci partisidir. Geçmişte en büyük devrimler Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı döneminde yapılmıştır. Herkes bunu böyle bilsin. Bugünde dönüşüme, değişime, çağın koşullarına uymaya…

Sunucu- Geçmişte kaldı ve kendisini yenileyemedi.

Onur ÖYMEN- Tam tersine çağın koşullarına en çok uymayı isteyen parti. Bunun için çalışan parti bizim partimiz. Yalnız bizim karşı olduğumuz nokta teslimiyetçilik. Bazıları çağdaşlığı, küreselleşmeyi teslimiyetçilik gibi anlıyorlar. Mademki çağa uyacağız başkaları ne derse onu yapacağız. Atatürk ne diyor? Hangi ülke vardır ki, diyor yabancıların, batılıların, Avrupalıların nasihatlarıyla kalkınmış olsun. Tarih böyle bir şeyi yazmadı diyor. Biz Atatürk’ün partisiyiz. Yanlış mı söylemiş Atatürk? Yani birisi kalkıp şimdi Atatürk farkında değildi bu işin mi diyor. Atatürk’ün söylediği laf bugün geçerli değildir. Bugün yabancılar ne tavsiye ediyorsa onu yapmak lazımdır. Çağdaşlık budur mu diyor? Başka ülkelerde öylemi yapıyor? Hangi ülke yabancıların telkinleri, tavsiyeleri baskılarıyla politika oluşturuyor. Yani bazılarını Türkiye’de rahatsız eden bizim Türkiye’nin çıkarlarını savunmamız. Yani her koşulda Türkiye’nin çıkarını savunacaksınız. Bütün dünya ülkeleri böyle yapıyor. Ama bizde bazı çevreler Atatürk’ün devrimlerinden, dünya görüşünden rahatsız olan bazı çevreler istiyorlar ki, dünyayla bütünleşmek adına biz yabancılar ne derse hep onu yapalım. Kıbrıs’ı verin, verelim. Patrikhane konusunda şu tavizi verin, verelim. Ekümenlik sıfatı tanıyın, tanıyalım. Kürtleri azınlık yapın, yapalım. Ne isterlerse onu yapalım. İşte bu yanlış. Yani bizim karşı olduğumuz zihniyet o. Şimdi bizim bu tavrımıza bakarak Cumhuriyet Halk Partisi dünyaya kapalı bir parti denir mi? Cumhuriyet Halk Partisi sosyalist enternasyonalde son derece etkili bir politika izliyor. Bizim Genel Başkanımız orada Genel Başkan Yardımcısı. Sosyalist enternasyonalde bir sürü devlet içinden Cumhuriyet Halk Partisi seçilmiş. Biz dünyaya kapalı bir parti olsak bizi niye seçsinler. Biz yani en çağdaş partisiyiz Türkiye’nin açıkça söyleyelim. Dünyadaki gelişmeleri en yakından izleyen, dünyayla en yakın ilişki kurmak isteyen biziz. Göreceksiniz Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bugünkü pasif, edilgen, alttan alan alıcı politikalar gidecek dünyayla eşitlik esasına göre Türkiye’nin çıkarlarını koruyan bir yaklaşımla bütünleşeceğiz.

Sunucu- MİT’in açıklamalarını bir daha böyle anımsadığımızda devletin diğer kurumlarıyla işbirliği içerisinde, uyum birliği içerisinde yapılmış bir açıklama olarak görmek mümkün mü? Yoksa bu açıklamalar örneğin hükümet kanadının dışında hükümete bir mesaj olarak mı algılanmalı ya da Türk Silahlı Kuvvetleriyle mesela ortak bir görüş içerisinde mi görülmeli?

Onur ÖYMEN- Şimdi başka kurumlar adına tabi biz konuşamayız. Ama bizim gördüğümüz şu; hükümetin izlediği genel politikayı yani edilgen, başkalarının baskısına maruz kalan ve bu baskıya göre politikayı yönlendirmeye çalışan, Türkiye’nin çıkarlarını cesaretle savunmaktan kaçınan politikayı Türkiye’de savunan tek bir bağımsız kurum, tek bir siyasi parti olduğunu ben görmedim. Yani Türkiye’de hükümet iyi yapıyor bu konuda, son derece isabetlidir, aman biraz daha taviz versin diyen çıktımı. Yani hangi siyasi parti hükümetin şu veya bu politikasını destekledi. Hangi kurumumuz kalktı da hükümetin işte sözgelimi Kıbrıs politikası, Irak politikası, Avrupa politikası çok isabetlidir dedi. Kim diyor bunu? Hükümeti basında destekleyen bazı çevreler var. Çünkü basını hükümet, medya patronlarına baskı yaparak etki alanı altına almaya çalışıyor. Bu nedenle siz basında zaman zaman bunlar çok başarılıdır, bundan iyi hükümet olamaz, ekonomide şöyle iyidir, dış politikada böyle başarılıdır diyenlere pek kulak asmayın. Gidin birde halkla konuşun. Biz her gün Anadolu’dayız. Her Allah’ın günü Anadolu’nun bir şehrinde halkın nabzını tutuyoruz, halkla konuşuyoruz. Yani karşımıza bir kişi çıkıp da bugüne kadar çok açık söyleyeyim biz yalnız kendi partililerimizle konuşmuyoruz. Herkesle konuşuyoruz. Bir kişi çıkıp da bize şu hükümetin sözgelimi Kıbrıs politikası çok doğrudur demedi. Bir kişi çıkmadı bugüne kadar karşımıza. Çeşitli tartışma programlarına katılıyoruz, yerel televizyonlara katılıyoruz. Yani bir Allah’ın kulu da çıkıp karşımıza bugüne kadar bunlar çok doğru yapıyor demedi. O bakımdan Sayın MİT müsteşarının sözü yani hangi kurumu temsil ediyor. Türkiye’de başka hangi kurumlar destekliyor onu bilmem ama halkın görüşü de bu doğrultudadır. Yani halk bu hükümetin politikalarından memnun değil.

Sunucu- Şimdi birde Fehmi Koru’nun yazısına bakarsak MİT müsteşarının açıklamaları hükümetin açıklamalarıyla büyük ölçüde uyum içerisinde, birbiriyle örtüşüyor. Dolayısıyla hükümetin aleyhine verilmiş bir eleştirel hükümet politikalarına dönük bir eleştiri taşımıyor diyor Fehmi Koru’nun analizinde, tespitinde.

Onur ÖYMEN- Sayın Fehmi Koru’nun pek çok değerli özelliklerini biliyoruz da şakacılığını da bu vesileyle öğrenmiş olduk. Yani böyle bir konuşmaya bakıp da işte aynen hükümette böyle düşünüyor derseniz bunu ancak bir şaka olarak biz değerlendiririz.

Sunucu- Burada MİT’in açıklamalarında iki türlü bakış açışı sözkonusu oldu. Yani 16 yıl gecikmiş ta 1990’lardan Berlin duvarının yıkılmasından buyana aslında bu analizin yapılması gerekirdi diyenler var. Şöyle yorumlayanlarda var. Bu analiz şimdi yapılıyor. MİT kısa vadede karşılaşacağımız problemlere karşı kendi tedbirini alıyor. Yani ilerde olduğunda biz işte uyarmıştık demek için bunu yapıyor. Bir başka yorumda yepyeni bir dünya algılaması ve yeni bir dış politika açılımı öneriyor diyor. Siz bu görüşlere katılıyor musunuz?

Bir de buna ilaveten bu köklü değişime Türkiye’nin kurumları hazır mı efendim. Örneğin Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere böyle bir köklü dönüşüme devletin kurumları hazır mı? Bu uyumu gösterecek efendim.

Onur ÖYMEN- Şimdi bu dönüşümden neyi anladığınıza bağlı. Yani bu hükümete gelene kadar bizim dış politikamız böyle miydi? Yani insaf edin. Bu hükümete gelene kadar Türkiye böyle bir dış politikamı izliyordu. 10 yıl önce yapsaydı filan 1997’de Türkiye’yi dışladıkları zaman AB adaylığından Türk hükümeti o zaman ne tepki göstermişti? Hemen kestik AB’yle ilişkileri. Hemen kestik. Yani bütün böyle Kıbrıs’la ilgili görüşmeleri filan hemen kestik. İşte proaktif politika bu. Avrupa ordusu konusunda bize baskı yapmaya kalkıştıkları zaman tek başımıza muazzam bir mücadele verdik. Ben o sırada NATO’da daimi temsilciydim büyükelçi olarak ve orada biliyorum. Yani bütün NATO ülkelerine karşı gerektiğinde mücadele ettik. Sonunda biz kazandık. Karşı taraf geriledi. Şimdi bunlar pasif politikalar mı? Yani şimdiki gibi baskıya boyun eğen politika izlemiş olsaydık o zaman işte Avrupa ordusu konusunda da bütün istediklerini yapmış olacaktık. Türkiye ikinci sınıf bir ülke durumuna düşecekti Avrupa güvenlik konularında. Bundan önceki hükümetlerin yaptıklarını böyle küçümsemek çok doğru değil.

Sunucu- Tabi ordusu ölü doğum oldu. Yani orada bir somut sonuç ortaya çıkmadı.

Onur ÖYMEN- Çıktı. Avrupa ordusu kuruldu fiilen. Hatta başlangıçtaki amaçlarının daha da ilerisine gitti. Bugün Avrupa ordusunun karargahı var. 60 bin kişilik gücü var. Üç defa rotasyon yapıyor, 180 bin kişilik güçtür. Hava güçleri var, deniz güçleri var. Bugün Avrupa ordusu Bosna’da idari NATO’dan devraldı. Başka Balkan ülkelerinde aktif faaliyet gösteriyor. Avrupa ordusu diyip küçümsemeyin. Avrupa ordusu ilerde gerçekten çok büyük bir güç olacak ve Türkiye’de bunun içinde yer almak için büyük çaba sarf etti.

Sunucu- Yani Avrupa ordusunun güç olabilmesi için önce AB’nin bir siyasi güç olarak ortaya çıkması gerekmez mi?

Onur ÖYMEN- Şimdi bunlar ayrıca tartışılır ama yani Avrupa ordusu meselesi ve önemli olan Türkiye’nin oradaki tavrı hiç küçümsenecek bir iş değil. Şimdi Türkiye bütün bunları yaptı bundan önceki hükümetler zamanında. Bana bir tane örnek gösterin buna benzer bu hükümet zamanında yapılmış. Hangi konuda neye direnebildiniz? Bir lokmacı barikatı işinde hükümetin düştüğü duruma bakın. Yani tamamen sessiz, pasif.

Sunucu- Oraya geleceğiz efendim. Şimdi yine MİT’in açıklamalarını biraz daha gündemde tutalım. Şöyle bir yorum yapılıyor ki, dün Hasan Celal Güzel’de de bu yorum vardı. Örneğin Turgut Özal’ın bir koyup 5 alma hayali sanki bir kez daha böyle canlanmış gibi belli kesimlerde. Örneğin işte mesela Kerkük konusu. Yani bizim bir zamanlar toprağımızdı sözüyle başlayıp, biz niçin orada yokuza kadar giden bir tartışma. Şimdi buradan bunumu anlamak gerekiyor.

Onur ÖYMEN- Böyle bir şey anlamamak lazım. Şimdi ben MİT müsteşarının konuşmasını okuduğum zaman Türkiye kılıcı eline alsın, ondan sonra sağa sola saldırsın gibi bir öneri hissetmiyorum. Orada benim anladığım yani ulusal çıkarlarınız gerektiği zaman inisiyatif alacaksınız. Ne gibi? Mesela Kuzey Irak dediniz. Kuzey Irak’ta bir atruş kampı vardı. Türkiye’den kaçırdığı zorla götürdüğü insanları PKK atruş kampında tutuyordu. Orayı orada kurmak istediği bir devletin bünyesi haline getirmek istiyordu. O zamanki Türk hükümeti öyle bir tepki gösterdi ki bir haftada dağıttılar. İşte devlet bu. Ben o sırada Dışişleri Müsteşarıydım size örnek olarak veriyorum. Ve işte biraz yan çiziyorlardı, dağıtmak istemiyorlardı, 12 bin vatandaşımız orada dikenli tellerin arkasında yaşıyor ve bunları oradan çıkartmak istemiyorlardı hatta BM yardımı yapılıyordu. Dedim ki, Çarşamba gününe kadar bu kampı boşaltmazsanız bombardıman edeceğiz. Devlet bu. Boşalttılar. Ondan sonra gitti Saddam’ın egemenliğindeki bir kesimde Mahmur’da şuanda bulunuyor bu vatandaşlarımız. İşte Mahmur’daki bu kampta yaşayanları kurtarmak için bu hükümet hiçbir şey yapamıyor. İşte aradaki fark bu. Yani hakkına sahip çıkan, gücüne güvenen devletle ve istediğini yaptıran devletle yaptıramayan devletin farkı bu. Kıbrıs’ta Rus füzeleri koyacaklardı S3 füzeleri. Türkiye öyle bir ağırlığını koydu ki o zaman bu füzeleri koyamadılar. Bir tane mermi atmadık. Irak’ta da atmadan bu atruş kampında attık. Kıbrıs’ta da bunu yaptık ama devlettik biz. Devlet adamları vardı Türkiye’de.

Sunucu- Yani Güneydoğu konusunda çok mermi attık, çok can verdik, çok kan akıttık ama nasıl bir garip durumsa orada istediğimiz ne varsa büyük fedakarlıklarımıza rağmen oluştu. Yani burada bir yanlış var ama.

Onur ÖYMEN- Yanlışlık var. Bu hükümetten önceki…

Sunucu- Ama yani bu hükümettin öncesinden başlayan bir çizgi o.

Onur ÖYMEN- Olur mu? Bundan önceki hükümetin yaptıklarını düşünün. Dünyada terörle mücadelede en başarılı olmuş devletlerden biri Türkiye’dir ve Türk ordusudur. Yani biz ne yaptık ondan önce? Kuzey Irak’a zaman zaman ihtiyaç olduğunda askerlerimizi geçirdik, havadan bombardıman ettik üslerine. Hiç taviz vermedik ve Türkiye içinde terörle mücadele ederek bunları en alt düzeye kadar indirdik. Ondan sonra bundan önceki hükümetler zamanında Barzani’yle ve Talabani’yle yaptığımız ilişki sonucunda onlarla PKK’nın resmen silahlı mücadele yapmasını sağladık. Bir o devirde yapılanlara bakın, birde bugünkü duruma bakın. Bugünkü durumda hükümetin ağzı var dili yok. Bir koordinatör tayin ederek bu işi çözeriz diyorlar. Onunda başarılı olmadığını Başbakan itiraf etti. Başarısızsa sona erdirin diyorlar. Yok efendim diyorlar başarılı olduğu sürece devam edecek. Hani başarısızdı? O zaman neden şikayet ediyorsunuz. Yani bir dedikleri bir dediklerini tutmuyor.

Sunucu- Şimdi biraz daha genel bakmaya çalışırsak 20. yüzyıla başlarken sanıyorum dünya üzerinde 20 civarında devlet varken 20. yüzyılın sonunda 200 civarında bir devletle 20. yüzyılı kapattık ve 21. yüzyıl yeni dengelerin tartışıldığı bir süreç. Bilmiyorum bu görüşe katılıyor musunuz? Yani dengeler 90’lı yıllardan itibaren bozuldu ve yeni bir denge kurulma sürecinde. Bu süreç içerisinde sınırların yeniden çizildiği, Ortadoğu’da etnik ve mezhep esasına göre yeniden şekilleneceği iddiaları gündemde. Böylesine yoğun bir tempo içerisinde işte MİT müsteşarının açıklaması, bütün bunları içine alan ve Türkiye’ye yeni bir tavır almayı öneren bir çizgiyi.

Onur ÖYMEN- Şimdi yeni tavır almaktan şunu anlamak lazım. Yani yeni tavır almayı biz şöyle anlıyoruz. Bütün bu uluslararası gelişmelerde Türkiye’nin haklarını ve çıkarlarını cesaretle savunmak, inisiyatif almak, ön almak. Şimdi yaptığınız işlere bakınız. Bu yaptığınız işlerin hangisi gerçek inisiyatiftir ve sonuç verici inisiyatiftir. Hiç mi inisiyatif almadılar. Aldılar ama ne yazık ki, aldıkları bütün inisiyatifler yanlış çıktı. Neymiş inisiyatif? Mesela Hamas liderini davet ettiler. Yani bir terör örgütüyle masaya oturdular. Ondan sonra birde baktık ki, ortalık büsbütün daha kötüye gitti. Hamasla şimdi Elfetih birbiriyle savaşıyor, Ortadoğu kan gölü. Peki neye yaradı sizin bu görüşmeniz. Bu terör örgütüyle bütün prensiplerinizi çiğneyerek aldığınız bu inisiyatif neye yaradı? Hiçbir şeye yaramadı. Yani inisiyatif aldık dedikleri işlerde de maalesef sonuç son derece olumsuz oldu, kötü oldu. Yani biz bunları anlatıyoruz. O zamanda uyardık. Yani birisi diyemez ki, efendim siz vaktiyle uyarmadınız. Uyardık. Bütün bunları söyledik dinlemiyorlar ve aldıkları her sonuç işte görüyorsunuz herkesi tepkiye sevk edecek niteliktedir. Yani MİT müsteşarının bu sözlerini biz açıkçası bir tepki olarak anlıyoruz. Yani Türkiye’nin izlediği politikalardan duyulan rahatsızlık.

Sunucu- Yani edilgen pozisyonunu koruyacak mı bundan sonrada? Korumalımı yani size göre de? Çünkü edilgen Türkiye’nin refleksi, yani bir oyuncu pozisyonunda değil bölgede.

Onur ÖYMEN- Türkiye edilgen politikasını sürdürmeyecek. Çünkü bu iktidarı korumayacak. Bu iktidar gidecek. Herkes bunu böyle bilsin. Bu yıl bitmeden bu iktidar gidecektir Türkiye’de. Türkiye’de ülkenin çıkarlarını savunan bir iktidar gelecektir. Daha açık söyleyeyim Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı gelecektir. Başkasının hoşuna gitse de gitmese de Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı gelecektir. O zaman biz hem dünyayla barışık, hem de ülke çıkarlarını koruyan bir iktidarın nasıl olabileceğini, inisiyatif alan bir iktidarın nasıl olabileceğini Türkiye’ye de, dünyaya da göstereceğiz.

Sunucu- Dengeler yeniden kuruluyorsa o süreçte bir barış beklemek fazla iyimserlik olmaz mı?

Onur ÖYMEN- Türkiye bu bölgede 83 yıldan beri barış içinde yaşamış tek ülkedir. Yani bu bizim Atatürk zamanından beri izlediğimiz dış politikanın ve güçlü bir askeri kuvvete sahip olmamızın ürünüdür.

Sunucu- Ama basına bakarsanız İran’ı İsrail Türkiye üzerinden vuracak. Böyle bir şeyin olması.

Onur ÖYMEN- Böyle rivayetler çok çıktı geçmişte ama hiçbir Türk hükümeti şimdiye kadar buna izin vermedi. Bu hükümet ne yapar bilmiyoruz. İlk defa bu hükümet zamanında Türkiye savaşa sürükleniyordu eğer biz 1 Mart tezkeresini mecliste reddettirmeseydik 83 yıldan sonra ilk defa Türkiye savaşa sürükleniyordu bu bölgede. Terörle mücadeleyi savaş saymayın. Kıbrıs’a yaptığımız barış harekatını gerçek bir savaş saymayın. Gerçek savaşın ne olduğunu Türkiye birinci dünya savaşında yaşadı, kurtuluş savaşında yaşadı. Şimdi biz bu kadar barışı savunmayı, korumayı becermiş bir ülkeyiz ve ilk defa savaşa sürükleniyorduk bunların yanlış politikaları yüzünden. Yani bu hükümetin emin olunuz iktidarda kaldığı her gün Türkiye için zarardır ve tehlikelerle doludur. Çünkü devlet idare etme tecrübeleri yok. Bırakınız yani izlediği politikanın doğruluğunu, yanlışlığını devlet idare etme tecrübeleri yok. Şu AB’de geldiğimiz duruma bakın. Hiçbir ülkenin maruz kalmadığı çok ağır bir cezaya maruz bırakıldı Türkiye. Niye? Yanlış politikaları yüzünden bunların. Yerine getiremeyecekleri vaatlerde bulunmaları. Zaten yanlış vaatleri yüzünden şu Türkiye’nin düştüğü duruma bakın. Yani bir vatandaş olarak buna tepki göstermez misiniz siz?

Sunucu- Yani iktidarda CHP olsaydı AB ile müzakereler kesilmez miydi diyorsunuz?

Onur ÖYMEN- Hiç kuşkunuz olmasın. Bir kere böyle başlamazdı. Hiç kuşkunuz olmasın böyle başlamazdı. Biz uyardık daha o gün zirve toplantısı günü 17 Aralık 2004 günü Genel Başkanımız basın toplantısı yaptı, yapmayın bunu dedi. Böyle vaatte bulunmayın dedi. Bu tavizleri vermeyin dedi. Verdiler. Ondan sonrada mademki bu tavizi verdin hadi yap bakalım diye sıkıştırıyorlar.

Sunucu- Şöyle yorumlarda var. Cumhuriyet Halk Partisi biraz mahcup bir biçimde de olsa AB’ye esasında karşı. Hoş bu niyet okumalar çok tartışmalı işlerdir ama.

Onur ÖYMEN- Çok tartışmalı. Çünkü biz bu konuda bütün söylediklerimizi bir kitap haline getirdik. Baktık ki, kamuoyunda çok böyle yanıltıcı yayınlar var. Bir kitap haline getirdik 600 sayfadır. Genel Başkanımızın, benim, diğer arkadaşlarımızın bütün konuşmalarını içine koyduk. Kitabın başlığı AB’ye evet, özel statüye hayır. Şimdi biz bunu bu kadar açıkça söylüyoruz. Bir satırını bunun o kitapta bir sözümüz biz AB’ye karşıyız gibi anlaşılsın. Yok.

Sunucu- Yani bu diplomatik biçimde de söylenir ama.

Onur ÖYMEN- Hayır efendim AB’den gelen haksızlıklara karşıyız, çifte standartlara karşıyız. Başka hiçbir adaya dayatılmamış hususların Türkiye’ye dayatılmasına karşıyız. Olmayalım mı? Yani her denilene eyvallah demek midir AB’ye taraftar olmak. Haksızlıklara tepki göstermeyeceğiz mi biz?

Sunucu- Peki Onur bey MİT’in açıklamalarını Hürriyet Gazetesinden Oktay Ekşi yersiz buldu ve bunun yapılacağı yer Milli Güvenlik Kurulu. Niçin siz bu tür açıklamaları kamuoyunun önünde açık biçimde dile getirdiniz şeklinde eleştirdi. Siz bu eleştiriye katılıyor musunuz?

Onur ÖYMEN- Şimdi deminde söyledim. Eğer MİT müsteşarı şimdiye kadar kamuoyuyla görüşlerini paylaşmamış olan, görevinin bilinci içinde hareket eden bir MİT müsteşarı bunu halkla paylaşma ihtiyacını hissettiyse burada ciddi bir durum var demektir. Yani halkı dikkatini çekmek istiyor. Başımıza gelebilecek sıkıntılara, tehlikelere bunu böyle yorumlamak lazım. Yani şu veya bu değerli yazarımız farklı yorumlayabilir. Herkesin görüşüne saygımız var. Ama herhalde kendini göstermek için bu açıklamayı yapmış değil MİT müsteşarı. Demek ki, halka bir mesaj verme ihtiyacında. Demek ki, hükümete verdiği mesajların bir sonuç vermediğini gördü. Biz öyle anlıyoruz ve halkla paylaşma ihtiyacında, yani halk aracılığıyla bütün toplumu, bütün kurumları uyarıyor. Yani buna çok dikkat etmek lazım. Yani Türkiye’nin başına gelebilecek sıkıntılar için uyarıyor. Şimdi yarın bir iç savaş çıkıyor, çıkmak üzere Irak’ta. Yani belki da adı konulmamış iç savaş çıktı bile. Şimdi ne olabilir ben size söyleyeyim. Daha önce başımıza geldi. Birinci körfez savaşından sonra bir operasyon oldu Irak ordusu tarafından kuzeye doğru. 15 gün içinde 450 bin Irak’lı Türkiye’ye iltica etti. Buyurun işte gelişmeler buraya doğru gidiyor. Şimdi bunu uyarmak herkesin görevi. MİT müsteşarının da görevi. Bizde bunu söyledik, defalarca söyledik. Bakın dedik, başımıza gelebilecek en küçük sıkıntı, en küçük sorun böyle muazzam bir göç dalgasıdır Irak’tan Türkiye’ye bir iç savaş olduğunda. Ki, bu da kapıda. Yani bunları uyarmayalım mı? MİT müsteşarı uyarmasın mı? Biz uyarmayalım mı?

Sunucu- Onur bey şimdi yeni bir yıl. 2007 sürekli olarak olasılıklardan bahsediyorsunuz. Şunları bir toparlarsak o halde 2007’de özellikle bu saydığınız sorunlar çerçevesinde efendim ne bekliyor Türkiye’yi ve biz hangi konularda hazırlıksız durumdayız?

Onur ÖYMEN- Türkiye’yi yeni bir hükümet bekliyor açıkça söyleyeyim. Türkiye bu hükümetle hiçbir yere gidemez. Bu hükümetle devam ederse çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalacaktır. Ne yazık ki, çok büyük risklerle karşı karşıya kalacaktır.

Sunucu- Benim sorum dış politika noktasındaydı.

Onur ÖYMEN- Bende dış politika için söylüyorum. Dış politikayı bu hükümetin çizgisinde sürdürmek Türkiye’ye çok ciddi sıkıntılar getirir. Bakınız AB ile inanılmayacak kadar kötü bir noktaya geldik. Kıbrıs’ta ağır baskılar altındayız. Irak’ta bu sene referandum sözkonusu. Ne zaman yapılacağı belli değil ama bu yıl içinde olması anayasa hükmü. Kerkük gidiyor. Oradaki büyük nüfus kaydırmalarına Türkiye hiçbir tepki gösteremedi ve orada yapılacak referandum sonucunda bin yıldan beri Irak’taki Türklerin bölgesi başka bir etnik gurubun egemenlik alanına, etki alanına girecek. Irak’ın bu sene bölünmesi sözkonusu. Amerika’da da böyle sesler çıkıyor. Ne yazık. Yani buna karşı bölgede tepkiler olacak. Bu tepkilerin çatışmaları. Bundan da daha ciddi çatışmalara yol açması kaçınılmaz. Türk hükümeti kriz yönetme yeteneğine sahip olmadığını gösterdi.

Sunucu- Bu gelişmeler Türkiye’yi ABD ile karşı karşıya getirir mi?

Onur ÖYMEN- Şimdi Amerika’yla karşı karşıya getirir mi, getirmez mi bu Türkiye’nin izleyeceği politikalara bağlıdır.

Sunucu- Yani bu sadece bize mi bağlı? Amerika’ya bağlı değil mi?

Onur ÖYMEN- Sadece bize bağlı değil ama şimdi Türkiye bölgede Amerika’nın tek müttefikidir. Bizden başka müttefiki yok. Biz NATO’nun askeri açıdan bakarsanız ikinci en büyük gücüyüz. Bölgedeki tek NATO ülkesiyiz. Yani böyle bir ülkenin Amerika’ya söyleyeceği sözler olmalı. Siz Amerikalılarla masaya oturduğunuz zaman o zaman acaba ne konuşuyorsunuz. Amerikalıları ikna etmek kabildir. Ben kendi tecrübemden biliyorum. Amerikalıları ikna etmek Avrupalıları ikna etmekten daha kolaydır. Çünkü Avrupa’da zaman zaman gördüğümüz çok böyle kökü geçmişe giden önyargılar Amerika’da pek yoktur.

Sunucu- Onlar daha pragmatiktir diyorsunuz.

Onur ÖYMEN- Daha pragmatiktir. Amerikalılarla oturduğunuz zaman makul şeyler söylerseniz ve tezlerinizi ciddi bir şekilde savunursanız ve kararlılık gösterirseniz Amerikalılar iki kere düşünür ve onları ikna etme imkanınız olur. Biz geçmişte bunu çok yaşadık. Yani en olmadık durumlarda, en olmadık sıkıntılı sorunları çözdük Amerikalılarla ilişkilerimizde. O bakımdan yani Amerika’yı böyle baştan itibaren Türkiye’nin düşmanıdır gibi bir görüşle yola çıkarsanız bir yere varamazsınız. Amerika Türkiye’de NATO’nun müttefikidir. Amerikanın benim beğenmediğimiz politikaları var. Irak politikasını tasvip etmiyoruz. Başından beride bunu söyledik. En büyük cesaretle bu politikayı eleştirende biz olduk.

Sunucu- Ve son bir gelişme mesela PKK’nın elindeki silahların Amerikan menşeli olması büyük tepki gördü.

Onur ÖYMEN- Şimdi bunlar tepki gördü ama hükümet ne yapıyor? Böyle bir dönemde Amerika’yla görüşlerimiz üst üste oturmadığı bir dönemde özellikle Irak konusunda bunu başından da söylüyoruz. Gidiyor Amerika’yla stratejik, ortak vizyon belgesi imzalıyor. Yani stratejik ortağımsın diyor. Peki stratejik ortağının senin en önemli konularındaki politikasını benimsiyor musun? Yani mesela Irak politikasını benimsiyor musun? Benimsemiyoruz, bizde benimsemiyoruz. Ama burada hükümetin yapmadığı, yapabilecek olduğu halde yapmadığı Amerika’yı ikna etmek. Onlara çok açık diyeceksiniz ki, bakın şu Kuzey Irak’taki terör işini halledemezsek ilişkilerimizi düzeltemeyiz. Şimdi siz bir taraftan teröre karşıyız diyorsunuz. Bir taraftan Kuzey Irak’taki teröristlere karşı hiçbir şey yapmıyorsunuz. Bir taraftan da bizim yapmamıza engel oluyorsunuz. Bu olmaz. Bunu Amerikan halkına da anlatacaksınız. Gideceksiniz icabında kongrede anlatacaksınız. Amerikan basınına anlatacaksınız. Amerikan gazetecileri için basın toplantısı düzenleyeceksiniz. Her ülke basını kullanacak bir tek biz kullanamayacağız. Ama niye yapamıyorsunuz bunu? Çünkü Amerika’ya karşı çok böyle edilgen bir tavır içindesiniz. Çünkü onların desteğine ihtiyacınız var iç politikada. Sizin en yakın danışmanınız gidiyor Amerika’ya gazetecilerin önünde diyor ki, biz 6-7 yıl daha iktidarda kalmak istiyoruz. Başbakanımızı delikten süpürmeyin onu kullanın diyor. Şimdi siz bu kadar teslimiyetçi bir yaklaşımı benimsemişseniz ondan sonra Amerika’ya karşı bir kararlı tutum nasıl sergilersiniz. Siz baştan teslim olmuşsunuz. Yani Amerika’nın dostu olmak başka şey, müttefiki olmak başka şey, Amerika’ya teslim olmak başka şey. Benim için en önemli güven, ne yapardık? Yaptırırdık. Yani ben oraya teröristlere karşı bir operasyon yapmak için Amerika’dan izin almam. Hiç kimseden izin almam. Sınırımın güvenliğini koruyorum. Kim bana diyebilir ki, dünyada herkesin terörle mücadeleye hakkı vardır bir tek Türkiye’nin yoktur. Koordinatörle halledin. Amerika El-Kaideyle mücadelesini koordinatörle mi hallediyor. Niye Afganistan’a asker gönderiyor da koordinatör göndermiyor? Çünkü silahlı terörle mücadelenin yolu budur da onun için. Müzakere ederek çözün. İspanyollar denediler ne oldu? İşte yılbaşından bir gün önce gitti ETA terör örgütü Madrid havaalanına bomba patlattı, insanlar öldü, yaralandı ve İspanyol hükümeti de vazgeçti bunlarla görüşmekten. Nerede görüşüyorlardı? Türkiye’de. Düşünebiliyor musunuz siz bir terör örgütüyle yapılan görüşmeye yataklık yapıyorsunuz, ev sahipliği yapıyorsunuz. Türkiye’nin geldiği duruma bakın siz. Hani siz terörle müzakereye karşıydınız. Hani terörü muhatap almazdınız. Biriside dese ki, sizde gelin bizim ülkemizde PKK’yla müzakere edin gidecek misiniz?

Sunucu- Ama belki BM’de o projesi var ya medeniyetler buluşması, İspanyol Başbakanıyla Sayın Başbakanımız.

Onur ÖYMEN- Bu medeniyetler buluşması değil, bu teröristlerle buluşma. Burada sözkonusu olan teröristlerin.

Sunucu- Oradaki hukuktan kaynaklanan İspanyol hükümetinin talebi üzerine gerçekleşmiştir.

Onur ÖYMEN- Böyle şey olur mu? Yani sizin ilkelerinize aykırı bir talepte bulunursa bir ülke hemen kabul mü edersiniz siz? Yani bir terör örgütüyle buluşturmak bir yabancı ülkeyi Türkiye’nin ilkelerine uygun mu? Bumudur sizin politikanız.

Sunucu- Peki Onur bey son olarak lokmacı tarikatıyla devam edelim ve noktalayalım. Buyurun efendim. Bu noktada yaşanan Kıbrıs’ta.

Onur ÖYMEN- Şimdi orada maalesef Türk hükümeti çok yanlış iş yapmıştır, etkisiz kalmıştır, pasif kalmıştır, devreden çıkartmıştır kendisini. Diyorlar ki, Kıbrıslı Türklerle Türk Silahlı Kuvvetleri arasında bir sorun haline geldi bu. Bir dakika önce bu bir siyasi mesele. O kısmını kimse aklına getirmiyor. Niçin KKTC Cumhurbaşkanı Ankara’ya geldiğinde Genel Kurmay Başkanımızla görüşmüştür de meclisle görüşmemiştir. Niçin muhalefetle görüştürülmemiştir. Yani bunun siyasi boyutu yok mu?

Sunucu- Zaten olayın siyasi olduğu çok açık. Çünkü Genel Kurmayın açıklamasından da anlaşılıyor. Bir askeri itiraz sözkonusu değil. Sadece karşılıklılık esasına göre Rumlarında bir adım atması karşılığında bunu yapabilirsiniz. Yapsanız iyi olur diyor.

Onur ÖYMEN- Mesele o değil. İşin esasına bakın. Nedir bu işin esası? Siz Rumlarla yakınlaşmak istiyorsunuz. Rumlarla açtığınız kapılar yetmiyor, bir kapı daha açacaksınız. Esnafımız biraz daha alışveriş yapsın, para kazansın filan. Bu esnaf orada 32 yıldır çalışıyor ve bugüne kadarda hiç kimse bu esnaf aman biraz daha para kazansında şu barikatı açalım demedi. Niye bugün diyorsunuz? Ne günü diyorsunuz? Daha Rumların Türkiye’ye çok ağır bir darbe indirmesinden AB’nin üzerinden bir ay geçmeden düşünebiliyor musunuz? Yani bu kadar aşağılık kompleksi olabilir mi? Yani Rumlar size olmadık bir zarar vermişler AB ile ilişkilerinizde bütün ilişkilerinizi engellemişler. Bütün müzakere sürecini Rumlara vereceğiniz tavize bağlamışlar ve bütün bunu da yani size karşı…

Sunucu- Daha temel bir şey var. Daha iki yıl önce Annan planına hayır dediler. Biz sizle birlikte yaşamak istemiyoruz demediler mi?

Onur ÖYMEN- Onu dediler. Üstelik en son olarak da Türkiye’ye karşı bu kadar ağır bir darbe indirdiler. Daha üzerinden bir ay geçmeden siz ne yapsak da Rumlarla yakınlaşsak diye bir arayış içine giriyorsunuz. Aman barikatı kaldıralım, aman biraz daha Rum içimize girsin. İnsaf edin, bir tavır koyun. Bu askeri konu olmaktan çok önce siyasi bir konudur. Siz size karşı bu kadar hasmane bir tavır izleyen bir yönetime karşı nasıl bu kadar alttan alırsınız?

Sunucu- Bu nasıl bu kadar alttan alırsınız hitabı Mehmet Ali Talat’a mı?

Onur ÖYMEN- Hayır efendim bizim muhatabımız Türk hükümetidir. Türk hükümeti necidir burada. Türk hükümeti böyle semafor işareti yapan bir polis midir? Türk hükümeti Türk silahlı kuvvetleriyle KKTC arasında bir geçiş noktası mıdır? Sizin hiç mi politikanız yok, hiç mi görüşünüz yok? Askerlerle görüştürmeden siz diyemiyor musunuz bu zamansızdır, yersizdir, anlamı yok. Rumların tutumunda hiçbir yumuşama emaresi yok, sertleşme emaresi var. Böyle adımlar atmayın diyemiyor musunuz? Siz necisiniz? Belli ki hükümette bunu destekliyor. Yani size bu kadar ağır bir darbe vurmuş Rumlara karşı alttan alıcı, onların sempatisini, sevgisini kazanacak adımlar atmayı sizde uygun görüyorsunuz. Böyle politika olur mu?

Sunucu- Yani bu tek taraflı bir tavizdir diyorsunuz?

Onur ÖYMEN- Daha ne olacak? Size bu kadar kötülük yapmış insana diyorsunuz ki, şu sınırı açalım da biraz daha adam senden bana gelsin, şu sokağa da gelsin. İşin esası bu. Nasıl yaparsınız bunu? Ve halktan, köşe yazarlarından buna bugüne kadar ciddi bir tepki gelmemesini hayretle karşılıyorum. Yani bu kadar olur mu? Yani suratınıza daha açık söyleyelim AB’de olan maalesef utanarak söylüyoruz Türkiye’nin suratına atılmış bir tokattır. Ve siz onlara öbür yanağınızı çeviriyorsunuz. Böyle şey olur mu? Bu kadar aşağılık duygusu olur mu? Yani illa vereceksiniz. Bir reklam vardı. Alsak alsak hemen şimdi ne alsak diye. Bu hükümetin politikası versek versek hemen şimdi ne versek. İlla bir şey vereceksiniz. Böyle politika olmaz. Yani emin olunuz Sayın MİT müsteşarı çok az söylemiştir. Çok kibar bir dille konuşmuştur. Durum daha ciddidir. Yani size şunu çok açık söylüyorum Cumhuriyet döneminde Türkiye pek çok alanda olduğu gibi özellikle dış politika alanında hiç bu duruma düşmedi. Kendimizi hiç bu kadar küçültmedik, hiç bu kadar aşağılatmadık. En son örnek bu. Türkiye’ye hakaret edin ve açıkça Türkiye bizim düşmanımızdır diyen Kıbrıs Rum Başpiskoposu İkinci Hirisostomosu Türk kesimine davet etmişsiz. Şu yapılan işe bakın. Bütün kiliseler benim egemenliğimde olacak dediği için son dakikada iptal edilmiş ama davet etmişsiniz. Yani açıkça adam Türkiye benim düşmanımdır diyor ve oradaki din idaresi başkanı ki son hükümet darbesinde çok etkili oldu, yazıldı basında. Bu adamı Kuzey Kıbrıs’a davet ediyor. Bu kadar olur mu? Kendinizi bu kadar küçültebilir misiniz? Ben Rum düşmanıyım diyen birine Rumlar davet eder mi Güney Kıbrıs’a?

Sunucu- Efendim çok teşekkür ediyorum, sağolun.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.