Cem TV – Terör Sorunu Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı ONUR ÖYMEN’in
CEM TV’de yaptığı konuşma,
13 Nisan 2007

Siyaset halka hizmet etmenin bir vasıtasıdır. Siyaset adamları halka hizmet edebildikleri ölçüde başarılıdırlar, ülkelerinin mili menfaatlerini, başta güvenlik olmak üzere, ekonomik menfaatleri ve genel olarak halkın çıkarlarını gözetmelidirler. Sağ da sol da kendilerine göre programlar, ideolojiler ve yöntemler tespit ederler. Ama eğer bir iktidar kalkıp da ben milli menfaatleri korumaktan vazgeçiyorum derse iş değişir. Kuzey Irak Türkiye arasındaki bölgenin güvenliğini siz sağlayamazsanız ve bunu sağlamak için sizden önceki hükümetlerin yaptığını yapıp da oraya asker gönderemezseniz, bunun savunulacak bir tarafı yok. Başka hiçbir iş yapmazsanız, ülkenizin güvenliğini sağlayın. Terörizm ile sosyal adalet arasındaki bağı da iyi görmek lazım. Dünyada öyle yerler var ki, mesela İspanya’da Bask terörü var. Ama onların yaşadığı bölge İspanya’nın en önemli bölgesi. Bunların projesi İspanya’dan bağımsız bir Bask devleti kurmak. Türkiye’de güneydoğuda terör faaliyeti yapanların projesi, Türkiye’den belli bir araziyi kopartarak orada bağımsız bir devlet kurmak. Veya başka bölgelerdeki Kürt asıllı insanları birleştirip büyük bir Kürdistan kurmak. Barzani 40 milyonluk Kürdistan’dan bahsediyor. Nerede bu insanlar? Bu insanlar hep fakirdir. Niye 1984’e kadar bir Kürt ayaklanması yoktu, niye böyle bir terör faaliyeti yoktu? Çünkü bu faaliyetler ASALA terörü biter bitmez başladı. ASALA terörü ne zaman başladı? Kıbrıs harekâtından hemen sonra. Bugün Güney doğu Anadolu’da kalkınamamanın sebeplerinden bir tanesi doğrudan doğruya terörizmdir. Türkiye’nin yönetiminde de hatalar var ama insaflı olarak düşünürsek şunu görüyoruz ki Türkiye’nin güney doğusundaki kalkınma süreci başka illerimizin çok çok gerisinde kalmış. Mesela kuzey batı illerimizde yaşayan insanların ortalama ömrü, güneydoğu illerimizin 15 yıl daha ilerisinde. Yani Şırnak’ta yaşayan bir insan, Bursa’da yaşayan bir insandan ortalama olarak 15–16 yıl daha az yaşıyor. Niçin? Bu bölgeye yatırım yapamıyorsunuz. Terörizm yatırımları hedef alıyor. Oradaki fabrikaları hedef alıyor. Üç tane petrol mühendisini öldürdüler. Ne için? Petrol araması yapılmasın diye. Hakkâri’de tavuk çiftliğini yaktılar. Tek tesis orasıydı, başka tesis yok. Halkın bir tek ekonomik gelir kaynağı olmasın diye yaptılar bunu. O bakımdan meselenin bu boyutunu da görmemiz lazım. Terörü önleyeceksiniz. Nasıl? Türkiye’de biz büyük ölçüde terörü bitirmiştik, ama Kuzey Irak’ta bu terör canlandı. Bunu önlemenin yolu neydi? Irak’tan önleyecekti, önleyemiyor. Irak’ta 150 bin askeri olan ABD önleyecekti ama önlemiyorlar. Türkiye bunu önleyebilir ama buna da müsaade etmiyorlar. Dünyada bunun başka hiçbir örneği yoktur. Dünyanın herhangi bir yerinde bir terör örgütü varsa, mutlaka onu önlemekle görevli bir devlet gücü vardır, bir güvenlik gücü vardır. Kuzey Irak’takileri tasfiye etmekle görevli hiçbir güvenlik gücü yok, böyle bir şey olabilir mi? Bunun sonucu ne oluyor? Bunlar sınırdan geçiyorlar, insanlarımızı öldürüyorlar, demir yollarımıza bomba koyuyorlar, ekonomik tesislerimize saldırıyorlar, halkın aç yoksul ve işsiz bırakılmasına yol açıyorlar. Hükümetin görevi bu sınırın güvenliğini sağlamak. Nasıl sağlayacaksınız? Sizden önceki hükümetlerin yaptığı gibi sınırı korumak ve terörle mücadele etmek için asker göndereceksiniz. Bunu yapmak için iki kere yetki aldılar meclisten ama kullanamadılar. Şimdi yetkinin süresi de bitti. Daha kötüsü 22 Eylül 2003 tarihinde Türkiye Amerika’yla bir anlaşma imzalıyor, üstelik Dubai’de. Bu anlaşma diyor ki Amerika Türkiye’ye 8,5 milyar dolar kredi verecek ama Türkiye de Kuzey Irak’a, sınırın Irak tarafına asker göndermemeyi taahhüt ediyor. Cumhuriyet tarihinde bunun örneği yok.; ilk defa siyasi koşullu bir kredi antlaşması imzalanıyor. Bu basına biraz sızdı, biz çok kuvvetli tepki gösterdik. Sonunda hükümet bu anlaşmayı onay için Meclise getiremedi. Ve anlaşma süresi geçti, iptal edildi, onaylanmadı, bugün böyle bir anlaşma yok. Ama imzalandı. İrade bu. Şimdi bu irade Türkiye’de iş başında oldukça, emin olunuz ki Türkiye’nin bu sıkıntılardan kurtulması mümkün değildir. Halkın doğru tercih yapması, doğru bilgilendirmeye bağlı. Biz şu sırada her yerde bu konularda halkı bilgilendirmeye çalışıyoruz. Ama bakıyorsunuz ki çok izlenen televizyonlar özellikle, bunları kesinlikle halka anlatmamıza izin vermiyor. Yazılı basın bunlardan hiç bahsetmiyor. Biz bunları anlatıyoruz ama yazmıyor. Milli çıkarları koruma kaygısı kaybolmuş bazı çevrelerde. Küreselleşme öyle bir olgudur ki buna uymalıyız, artık milli çıkarların anlamı kalmamıştır diyorlar. Bunun sonucu da şu oluyor; milli menfaatleri koruma kaygısı devreden çıkınca, o zaman yaptıkları işler de halka zarar veriyor.
Hükümet ABD’nin stratejik müttefikimiz olduğunu hükümet iddia ve ilan ediyor. Bu konuda bir de belge kabul ettiler. Stratejik Ortak Vizyon Belgesi. Şimdi bir kara mizah örneği. ABD’nin stratejisi ‘bir ülke bana saldırmazsa bile ben ona saldırırım’. Sizin de stratejiniz bu mu? İran’a askeri müdahale masanın üstündedir diyorlar. Siz de aynı görüşte misiniz? Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tüm Kıbrıs’ın tek meşru devletidir diyor. Siz de mi böyle düşünüyorsunuz? O zaman sizin hangi ortak stratejik değeriniz var? Irak’a yaptığını tasvip ediyor musunuz? O zaman nasıl Ortak bir stratejik vizyondan bahsedersiniz? Sırf kendinizi ABD’ye yakın göstereceksiniz, bu sayede belli çevrelerin desteğini sağlayacaksınız. Yabancı bir ülkeye yaranmaya çalışarak iktidar olmak, bu ülkeye yapabileceğiniz en büyük kötülüktür. Ülke menfaatini savunacaksınız.

Siz Türkiye’nin enerji kaynaklarını korumakla görevlisiniz hükümet olarak.. Zonguldak’taki taş kömürü kaynaklarımız bizim en değerli kaynaklarımızdan biri. Orada 1970li yıllarda yılda 5 milyon ton kömür üretiyorduk. Bu iktidar geldiğinde 2,5 milyon yon üretiliyordu. Şu anda 1,5 milyon ton. Niçin acaba? Siz bu kömürden yararlanarak demir-çelik üretmek için Zonguldak’ın hemen yanına Ereğli demir-çelik fabrikasını kurmuşsunuz. En son rakamlar nedir biliyor musunuz? Ereğli demir-çeliğin Zonguldak’tan aldığı kömür 20 bin ton senede, ithal ettiği kömür 1,5 milyon ton. Öbür tarafta kömür var onu çıkartmıyorsunuz, üretimi düşürüyorsunuz. 40 bin işçinin çalıştığı madenlerde şu anda 10 bin kişi çalışıyor. Olacak iş değil. Ben Afşin’e gittim kısa bir süre önce ve orada bütün yetkililerden bilgi aldık. Alınan bilgi şu; Afşin-Elbistan’ın linyit rezervi dünyada beşinci sırada. Siz sadece Afşin-Elbistan’ın kömürü ile Türkiye’nin bütün enerji ihtiyacının %24’ünü karşılayabilirsiniz. Bugün %6’sını karşılıyorsunuz. Niçin? Orada kurduğunuz iki santrali doğru düzgün çalıştıramıyorsunuz. İlk kurulan santral %30 kapasite ile çalışıyor. Şimdi niçin böyle oluyor? Çünkü siz doğalgaz antlaşması imzalamışsınız ki bu gazı alsanız da almasanız da bunun parasını ödeyeceksiniz. O zaman Zonguldak’ın kömürünü de çıkartmazsınız, Afşin-Elbistan’daki santralleri de çalıştırmazsınız, petrol kaynaklarınızı işletmezsiniz. Bakın petrol üretimi de düşüyor. Eskiden petrol üretimimiz yaklaşık 3 milyon tondu senede, şimdi 2 milyon tona yaklaşıyor. Petrol rafinerilerinde de aynı şey. Petrol rafinerileri birkaç yıl önce bu hükümet iş başına geldiğinde rafine ettiği petrole nazaran bugün 1 milyon ton daha düşük kapasite ile çalışıyor. Acaba neden? Hazır petrol ürünü ithalinde artış var. Türkiye’nin kendi rafinerilerinde işlediği petrolün miktarında 1 milyon ton düşüş var, başka ülkede rafine edilmiş ürünün ithalinde artış var. Böyle bir şey olabilir mi? Nereye el atsanız bu rakamlar çıkıyor karşınıza. Doğalgazda ilginç bir hikâye var. TPAO bir yabancı şirketle anlaşıp Akçakoca’da petrol aramasına girişmiş. Gaz bulunmuş, denizin içinden kıyıya kadar borular döşenmiş, kıyıda tesis kurulmuş bitmiş. O gazı Bolu’daki ana doğalgaz sistemine bağlayacak 16 kmlik boru hattı bitmiş. Bir tek vanayı açıp çalıştıracaksınız. Bir türlü açılmıyor. Niye? Rivayete göre yabancı şirket petrol yasasının çıkmasını bekliyor. Şu anda üretime geçtiler. Bizim bildiğimize göre %12,5 devlete pay verecekler, yeni yasa çıkarsa bu %2’ye kadar düşürülebilecek. Başka avantajları da var. En son duyduğumuza göre 17 Nisan’da açılacakmış çünkü cumhurbaşkanının geri gönderdiği metni, mecliste o tarihte onaylanıp biteceğini ve cumhurbaşkanının da bunu imzalamak zorunda kalacağını hesap etmişler ki 17 Nisan diye bir tarih tespit etmişler. Orada günde çok daha fazla üretim yapmak kabil iken, 1,5 milyon m3 orada üretim yapılacak ve geri kalan kuyuların üretime başlamasını da 2008’e erteliyorlar. Niçin? Yani bu Türkiye için para. Siz doğalgazı dövizle alıyorsunuz. Tamam, almasak da para ödüyoruz ama diyebilirsiniz ki bu Rusya’dan aldığımız gazı başka ülkeye ihraç edip bunu telafi ederiz, kendi gazımızı da kendimiz yakarız ve buradan önemli bir döviz tasarrufu sağlarız. Öyle değil. Öyle bir hüküm koymuşsunuz ki Rus gazına, Rusya’dan aldığınız gazı başka hiçbir yere ihraç edemiyorsunuz. Bu kadar büyük kötülük yapamazsınız bu ülkeye.

Yıllardan beri Türk halkına anlatılan Türkiye’de petrol yoktur, doğalgaz yoktur iddialarının pek gerçeği yansıtmadığı her gün biraz daha iyi anlaşılıyor. Size bir örnek vereyim. 1954 yılında biz Türkiye-Suriye sınırındaki arazileri mayınlamıştık. Kaçakçılık gerekçesiyle. Orada çok zengin topraklar var ve o topraklar bütün Kıbrıs adası büyüklüğünde. Senede üç defa mahsul alınabilecek topraklar. Bundan önceki hükümet zamanında, hükümet ‘bu mayınlara artık ihtiyacımız kalmadı’ dediğinde, genelkurmay diyor ki; bize 35 milyon dolar para verin, biz gerekli teçhizatı alalım ve temizleyelim. Hem oradaki halka veririz bu araziyi, topraksız köylü bundan yararlanır. Milli savunma bakanına neden hala bunun yapılmadığını sorduğumuzda, ‘biz o işten vazgeçtik ve maliye bakanlığına devrettik o işi’ dedi. Maliye bakanı 2 tane gizli kararname çıkardı. Bir tanesi geçen Ocak ayında, bir tanesi de Haziran ayında. Bir de yönetmelik çıkardılar. Oradan anlıyoruz ki bir ihale açacaklar ve bu ihale yabancı şirketlere açık olacak ve muhtemelen İsrail firmaları alacak bunu. Ve netice bu firmalar 3 yılda bu araziyi mayından temizleyecekler onun karşılığında 49 yıl bu araziyi işletme hakkını ele geçirecekler. Suriye sınırında bu kadar stratejik öneme haiz ve verimli toprakları, siz İsrail şirketlerine, başka yabancı şirketlere 49 yıllığına teslim edeceksiniz. Bu olacak gibi bir şey değil. Biz bu işi incelerken bir de baktık ki, bu bölgenin hemen güneyinde Suriye tarafında, sınırımıza 300 metre mesafede Kamışlı var ve orada petrol çıkıyor. 600 bin varil yanılmıyorsam yılda. Büyük bir kapasite. Tabiat Türkiye’ye bu kadar haksızlık yapmış olamaz. Hemen bitişiğinizde 300 metre ötede petrol çıkacak, Türkiye’de çıkmayacak.. Biz bunları anlattıktan sonra Türkiye Petrolleri harekete geçti ve orada tam Kamışlı’nın karşısında, Nusaybin’de bir iki yerde küçük alanları mayından temizlettiler ve orada kuyu kazmaya başladılar. 14 kuyu kazıldı ve 14ünden de petrol çıktı. Hani yoktu petrol?

Bütün bunlar şunu gösteriyor; siz devleti kötü yönetirseniz, Türkiye’nin kaynaklarını, servetini bir türlü değerlendiremezsiniz. O yüzden zengin bir ülkenin fakir çocukları olarak yaşarız. Madende de aynı şeyi yapıyorsunuz. Türkiye’de son derece değerli madenler var. Bu madenleri değerlendirerek Türkiye’nin karşılaştığı mali darboğazları hafifletebilir ve azaltabilirsiniz. Türkiye’de çıkardığınız madeni hammadde olarak ihraç edeceğinize, işleyerek satabilirsiniz. Hakkâri’de Türkiye’nin en zengin çinko yatakları bulunuyor. Bu yataklardan çıkan değerli madeni Çin’e taşıyla toprağıyla ihraç ediyorsunuz. Hâlbuki Kayseri’de çinko fabrikası var. Ama ne yaptınız; bu fabrikayı birkaç sene önce bir yabancıya özelleştirme ile verdiniz ama yabancı bunu işletemedi ve Türkiye’de çıkan çinkoyu burada işleyemediğiniz için taşıyla toprağıyla ucuz bir fiyata Çin’e satıyorsunuz. Akarsularda Türkiye’nin hidro elektrik potansiyelinin %60’ını kullanabiliyorsunuz. Yeni barajlar da yapılmıyor. Bütün bunların özü iki kelime; kötü yönetim. Türkiye son derece kötü yönetiliyor. Amacınız ne olursa olsun, Türkiye’yi kötü yönetiyorsunuz. Türkiye’nin durumunda 27 tane devlet var dünyada. Bunlara gelişme yolunda piyasa ekonomisi diyoruz. Bir tarafında Rusya, Çin, Arjantin, bir tarafında Polonya, Çek cumhuriyeti var. Bunları inceliyoruz bakıyoruz ki bütün bunların içinde en büyük dış ticaret açığı veren ülke Türkiye, 51 milyar dolar yıllık. Cari açık dediğimiz rakam ise 31 milyar dolar. Bizden başka bu kadar büyük cari açık veren yok. Ekonominin motoru olan faiz hadlerine bakalım. Faiz hadleri eğer makul düzeyde değilse, kimse gelip doğru dürüst yatırım yapmaz. Türkiye’den daha yüksek faiz oranı yok. En çok övündüğümüz borsaya bakalım. 2006 yılında sene başı ve sene sonu arasında -%6 dolayında borsanın kaybı. Bizden fazla kayıp veren ülke de bir tane bu 27 ülke arasında; Suudi Arabistan. 2007 yılının Nisanında ulaştığımız nokta sadece +%6. Bu ülkelerin tamına yakını bizden çok daha fazla borsada para kazanmış. Hani borsamız çok iyiydi. Başbakanımız da diyor ki; ‘nereden nereye geldik.’ İşte buraya geldik. Ölçü diğer ülkelerin nereden nereye geldikleri ve nereye gittikleri. 1960 yılında Kore Türkiye’nin dörtte biri düzeyindeydi aşağı yukarı ekonomik açıdan. Şimdi bugün Türkiye Kore’nin neredeyse dörtte biri, bunlar olacak şeyler değil. Bütün bunların özünde şu yatıyor; halka bunları doğru anlattığınız takdirde halk bir daha bu hataları yapan insanları seçmiyor, seçmeyecek. Bütün bu konuları halkın çıkarına çözümleyecek iktidarı getirmek halkın elinde. Seçimde oyunuzu kullanacaksınız.

Kıbrıs’ın kıta sahanlığında bir Norveç ve bir Çin firması petrol araştırması yapmış ve orada 8 milyar varillik petrol çıkacağını tahmin etmişler en az. 450 milyar dolar değerinde. Şimdi Kıbrıslı Rumlar diyor ki; ‘bütün bu kıta sahanlığı bana ait.’ Uluslar arası ihale açtılar 15 Şubat’ta bu petrolü çıkarmak için. Şimdi teklifleri alıyorlar ve birkaç ay sonra araştırma başlayacak. Hükümet ağzını açamıyor bu konuda. Bir iki hoşnutsuzluk lafı ettiler ve öyle kaldılar. AB ‘Kıbrıslı Rumların hakkıdır, kimse karışamaz’ dedi. Almanlar da aynı şeyi söyledi. Türkiye de hiçbir şey söylemedi. Ben dışişleri müsteşarıyken, Kıbrıslı Rumlar dediler ki ‘biz Rusya’dan füze alacağız’. S–300 füzeleri 200 km menzilli ve Türkiye’yi de vuracak kabiliyette. Biz bunlara öyle bir tepki gösterdik ki parasını verdikleri halde bu füzelerin parçalarının bir bölümü Kıbrıs’a geldiği halde, ambalajlarına koyup Kıbrıs’tan çıkardılar. Niçin? Baktılar ki Türkiye çok ciddi. Türkiye’nin tepkisinden korktular. Bir kurşun atmadık. Ama bunları hizaya getirdik. Biz iktidarda olsaydık buna cesaret edemezlerdi. Şimdi buna cesaret edebiliyorlar çünkü Türkiye’deki iktidar sahipleri maalesef, Türkiye’nin çıkarlarını ilgilendiren konularda ağzını bile açamıyor. En küçük bir tepkileri yok. Türkiye öyle bir ağırlığını koyacaklar ki onlar bir adım daha atarlarsa işlerin daha kötüye gideceklerini hissedecekler. Bunu yapmıyorlar. En basit tedbirleri bile almıyorlar. Yaptıkları iş Kıbrıs devletini kuran Londra ve Zürich antlaşmalarına aykırıdır. Uluslar arası antlaşmaları çiğniyorlar, dünyada kimse bunlara bir şey diyemiyor, Türkiye de buna ses çıkaramıyor. Bunlar olacak şeyler değildir. Türkiye’yi kağıttan bir kaplana çevirdiler. Dişleri sökülmüş bir kaplana çevirdiler. Türkiye’nin gıkı çıkmıyor; bölgenin en büyük ve güçlü ülkesi, NATO’nun ikinci büyük gücü Türkiye’nin sesi çıkmıyor. 700 bin Kıbrıslı Rum, 73 milyonluk ülkeyi parmağında oynatıyor. Bu kadarına hakkınız yok. Bu memleketi bu hale getirmeye hakkınız yok. Ama sizin böyle bir derdiniz yok. Ne yapsam da Türkiye’yi etkili ve ağırlığı olan bir ülke haline getirsem, Türkiye’nin milli menfaatlerini korusam gibi bir derdiniz yok. Bütün derdiniz Atatürk’ün cumhuriyetinden şikâyetçisiniz ve laik devleti bertaraf edeceksiniz ve Türkiye’yi bir din devleti haline getireceksiniz. Başka bir hedefiniz yok. Bütün hedefiniz bu.

New York Post diye bir gazetede geçenlerde çıktı; ‘bu hükümetin amacı Atatürk’ün laik cumhuriyetini bertaraf edip Türkiye’yi Araplaştırmak’ diyorlar. Yabancılar da bunun farkında. Laiklik giderse, Türkiye’de demokrasi kalmaz. Demokrasi kalmazsa halk iradesi kalmaz. O da kalmazsa Türkiye’de halkın iradesine dayalı bir hükümetin iş başına gelme şansı olmaz.

Laikliğin özü din ve devlet işlerinin birbirinden ayırt edilmesidir. İnanç ve din özgürlüğü zaten kutsal bir kavramdır. Laiklik, devletin din kurallarına göre idare edilmemesidir. ABD devletini kuranlardan Thomas Jefferson, ki kendisi de çok dindar bir insan, ‘biz Amerikan anayasasını yaparken din ve devlet işleri arasına duvar ördük’ diyor. Laiklik bu. İnsanlara bunun böyle olduğunu anlatmak lazım. Başbakanın eski lafları var diyor ki; ‘bir insan aynı zamanda hem dindar hem laik olamaz’. Dünyanın en dindar beşinci ülkesi ABD ama Amerikan anayasasında ‘din kurallarına göre ülkeyi idare edeceğiz’ diye bir laf yok. Her ülkede pek çok dindar insan var. Yani dünyada bir tek sayın başbakan dindar değil ama kimse kimseden daha dindar olduğunu iddia etmesin. Bunu Allah bilir. Dine azami saygı göstereceksiniz ve inanç da Allah ile kul arasında kuvvetli bir bağdır. Buna herkes saygı gösterecek. Din kurallarına göre ben devleti idare edeceğim derseniz bu olmaz. O zaman kadın-erkek eşitliğinden vazgeçeceksiniz çünkü bizim dinimizin bazı hükümleri var ki uyguladığınız zaman bu eşitlik ortadan kalkacak. Bu eşitliğin olmadığı bir toplum, demokratik bir toplum olabilir mi? Olamaz. İşte bunların yapmak istediği bu. Türkiye halkı Müslüman olan 54 ülke içinde demokrasiyi uygulayabilmiş tek ülkedir. Bu laiklik sayesinde oldu. Laiklik olmasa demokrasi olmuyor. Bunu deneyen bir ülke daha çıktı Türkiye’den başka o da Bangladeş. Bangladeş laik bir cumhuriyet olarak kuruldu, halkın tamamı Müslüman ama 5 sene dayanabildi bu aşırı dincilerin baskılarına.5 sene sonra Bangladeş bir din devletidir diye çıktılar ortaya. Siz devlet ve din işlerini ayırt edemezseniz birbirinden demokrasi olamıyorsunuz. Akla göre yöneteceksiniz, duygu ve inanca göre ülkeyi yönetemezsiniz. İnanç kutsaldır, en büyük saygıyı göstereceksiniz, başkasının inancına da en büyük saygıyı göstereceksiniz. Bunlar tabii ki laikliği dine karşı saygısızlık olarak anlatmaya çalışıyorlar ama tam tersi. Bizim dine çok büyük saygımız var.

Bu hükümet İslam Kalkınma Bankası ile bir antlaşma imzalamış. Meclise getirdiler. Bu antlaşmaya göre bir fon kuruluyordu. Türkiye de katılıyor buna ve 10 buçuk milyon doları Türkiye devlet bütçesinden alacak ve bu fona verecek. Bu fondan sadece İslami usulle çalışan firmalar bundan yararlanacak. Yani Türkiye’de İslami usulle çalışmıyorsanız bu fondan yararlanamayacaksınız. Kim karar verecek hani Türk firması İslami usulle çalışıyor, hangisi çalışmıyor. Mekke’deki büro karar verecek hangisi bu şekilde çalışıyor, hangisi çalışmıyor. İhtilaf olursa Mekke’deki Adalet Divanı karar verecek. Bunların yaptığı iş budur. Birkaç ay önce getirdiler bunu, Mecliste dışişleri komisyonundan da geçirdiler bizim bütün itirazımıza rağmen ama genel kurula getirmeye cesaret edemediler. Dünyayı başınıza yıkarız dedik. Bu kadar eşitsizlik yapabilir misiniz Türkiye’deki firmalar arasında?

Politikaları şu, açıkça söylüyorlar. Bizim en büyük düşmanımız Radikal İslamdır. Bunun içinden teröristler çıkıyor. Dünyada 1 milyar 300 milyon Müslüman var diyorlar. Bunların %1’i radikal dinci olsa bizim 13 milyon düşmanımız var ve bizim bunlarla baş etmemizin bir tek yolu vardır o da mutedil İslamı yanımıza çekmek. Buna örnek olarak Türkiye’yi veriyorlar. Türkiye’yi laik bir devlet gibi görmüyorlar. Mutedil İslam devleti olarak Türkiye Amerika’nın menfaatleri doğrultusunda Radikal İslama karşı mücadele edecek ve Amerika da Radikal İslam ile mücadelede kendine destek bulacak. Onun için kendini böyle mutedil Müslüman diye tanıtan bu hükümetin arkasında destek oluyorlardı en azından. Bundan sonra ne olur bilmiyorum çünkü biz kendilerini uyardık. Sakın Türk iç politikasına karışmayın, karışırsanız kamuoyunda %13’e inen Amerika’ya destek, sıfıra iner. Bırakın Türk halkı kendi özgür iradesi ile karar versin. Gürcistan’da filan yaptığınızı yapmaya kalkışmayın, burası Atatürk’ün ülkesidir ve burada turuncu boyunbağı takan iktidar olmaz dedik. Onun için siz Atatürk’ün ülkesini başkası ile karıştırmayın, iç politikaya karışmayın, medyayı etkilemeye kalkmayın. Bırakın Türkiye kendi yolunu kendisi bulacaktır. Bizim yolumuz da çağdaşlık ve ülke menfaatine hizmet yoludur, Atatürk’ün yoludur, uygarlık yoludur ve laiklik yoludur. Bütün bunlardan Türkiye’yi uzaklaştıran bu iktidar gidicidir. İşin özü şu; bu iktidar içerde gericidir, dışarıda vericidir, yakında gidicidir.

Teşekkür ediyorum ve izleyicilere saygılarımı sunuyorum. Şunu da vurgulamadan geçmeyelim; cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de Türk milleti Atatürk’ün koltuğuna bir karşı devrimciyi oturtmayacaktır ve bunu içine sindiremez.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.