Halk TV – Kafkasya ile İlişkiler Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Halk TV’ye Verdiği Mülakat
12 Ocak 2010

Kafkasya  ve Türk Dış Politikası Hakkında

Sunucu: Sayın Öymen, öncelikle programımıza katıldığınız için teşekkür ediyorum. Siz Kafkas sorunu ile ilgili daha önce Meclise önerge vermiş bir siyasetçi olarak Kafkasya ve Abhazya sorununu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Öncelikle işin birkaç tane boyutu vardır. Bunlardan birisi siyasidir. Bu meseleler BM’de uzun yıllardan beri ele alınmaktadır. Sadece 2000 yılından bugüne bu konularda 15 tane Güvenlik Konseyi ya da Genel Kurul kararı çıkarılmıştır. Son Genel Kurul kararına göre, Gürcü asıllı olup da Abhazya’dan Gürcistan’a göç edenlerin geri gönderilmesi ve Gürcistan ile Abhazya arasında yetki paylaşımının sağlanması karara bağlanmıştır. Bunu sağlamakla görevli bir komite kurulmuştur. Bu komite,  BM Genel Sekreterinin Dostları Komitesidir. Rusya da bu komite ile birlikte çalışmalar yürütmektedir. Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkeler  komiteye dahilken, Türkiye kendisine bu komitede yer bulamamıştır. Ancak biz, BM Güvenlik Konseyi üyesi olan bir ülkeyiz. Yani Türkiye, bu meseleleri  hiç olmazsa insani boyutu ile gündeme getirebilir.

Siyasi açıdan söylenecek çok şey var ama bundan daha da önemlisi, işin insani boyutudur. Soğuk Savaşın bitmesinden bu yana, 1990’lı yıllardan sonra, bölgede önemli bir rolü olan  Rusya ile Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye Avrupa Konseyi’nin üyesi olan ülkelerdir. Yani bu ülkeler, insan hakları konularının birinci dereceden ele alındığı Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerdir. Eğer meseleye insan hakları boyutu ile yaklaşırsanız hiç kimse bu konuda bir itiraz ileri süremez. Dolayısıyla şu an işin en önemli yanı insani boyutudur.

İnsanları, temel insan haklarından mahrum edemezsiniz. Bu haklardan biri de ulaşım hakkıdır. Ulaşım hakkı olmazsa, Türkiye’de yaşayan en az dört milyon Kafkas kökenli vatandaşımız o bölgeye gidemez. Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü sivil uçakların Abhazya’ya inişini yasaklamış durumdadır. Peki, bu yasağın kaldırılması için Türkiye’nin herhangi bir girişimi var mı? “Efendim, orası bağımsız bir devlet değil” diyorlar. Fakat Kosova bağımsız olmadan önce de Kosova’ya sivil uçaklar iniş yapabiliyordu. Türk Hava Yolları ile İstanbul’dan Piriştina’ya gidip gelinebiliyordu. Ama o zamanlar Kosova bağımsız bir devlet değildi ve Sırbistan halen Kosova ile ilgili haklarından vazgeçmemişti. Fakat buna rağmen uçak seferi vardı.

Buna benzer başka  örnekler de vardır. Yapılacak ilk iş Gürcistan ile görüşmektir. Bizimkiler “Aktif politika yapıyoruz, dünyanın öbür ucuna gidebiliyoruz” diye övünüyorlar. Bu problem burnumuzun dibindedir. Neden gidip müdahalede bulunmuyorsunuz? Gidip insanlara meselenin insani boyutunu anlatacaksınız. İşin siyasi boyutu gayet tabi ki BM’de ele alınacak, ama insani boyutu da bir an önce gündeme getirilmelidir.

Bunun bir yönü biraz önce değindiğimiz sivil hava ulaşımıydı. Diğeri ise deniz ulaşımıdır. Size bir örnek vereyim; birkaç ay önce İstanbul’dan petrol taşıyan bir tekneye açık denizde, Karadeniz’de, el konuldu. Buket adlı bu tekneyi alıp Gürcistan limanına götürülmüş ve içindeki mürettebat, kaptanı ile birlikte tevkif edilmişti. Bizim yaptığımız en büyük başarı ise bu kaptan ve mürettebatın serbest bırakılmasını sağlamak oldu. Maalesef bunun dışında hiçbir işlem yapamadık. Türk gemilerinin açık denizde yakalanıp bir başka ülkeye götürülmesi deniz hukukuna, uluslararası hukuka uygun mudur? İşte, sizin bunları anlatmanız gerekiyor. Yani sadece dostluk mesajları vermekle dış politika yapılmaz. Sorunlar olduğu zaman onları oturup konuşmanız, tartışmanız gerekir. Deniz ulaşımı başlı başına bir meseledir.

Bizimkiler siyasi bir proje ile yola çıktılar. Önce “Kafkas İttifakı kuracağız” dediler. O tutmayınca “Kafkas Platformu oluşturacağız” dediler. Peki, siz bu platformun adını herhangi bir yerde duydunuz mu? Başbakan, Rusya’ya gittiğinde buna dair bir açıklama yaptı mı? Yani bunlar boşa atılan fişeklerdir. Neticede bu siyasi girişimlerin hiçbir sonuç vermediği açıkça görüldü. Dolayısıyla hiç değilse meselenin insani boyutuna eğilin.

Bu vesileyle müsaade ederseniz bir şey daha söylemek istiyorum. Abhazya’dan gelen Kafkas kökenli Çerkezler, çok büyük acılar çekmiştir. 1.5 milyon insan ülkelerinden sürülmüştür. Bunlardan 500 bini Türkiye’ye gelirken hayatlarını kaybetmiştir. Ya denizde teknelerinin batması sonucu boğulmuşlar ya da hastalık ve salgınlardan dolayı hayatlarını kaybetmişlerdir. Ancak bu insanlar Türkiye’de çok uyumlu bir topluluk kurdular. Türk halkına hiçbir sorun yaratmadan isteklerini, dileklerini daima demokratik ve barışçı yollardan dile getirmeye çalışmışlardır. Bu insanların bulunduğu yerler tam bir barış bölgesidir.

Bir jandarma komutanı geçenlerde bir Çerkez köyüne gitmiş. Kendisi, kayıtlara baktığını ve bölgede herhangi bir vukuata rastlamadığını dile getirmiş. Mesela bu insanlar köy düğünlerinde havaya ateş açmazlar. Çünkü böyle bir şeyi yapmak, başta ayıp karşılanır. Bu insanlar tarafından ayıp, yasaktan kötü karşılanır. Bir şeye ayıp dedikleri zaman onu bir daha yapmazlar. Kadın-erkek eşitliğine son derece değer veren bir topluluktur. Yani son derece çağdaş ve Türk toplumuna çok büyük katkılarda bulunmuş insanlardır.

Kültürleri, sanatları ve yaşam biçimleri ile adeta örnek oluşturmuş bu insanların Kafkaslardaki akrabaları ile olan bağlarını sağlamak bizim devlet olarak görevimizdir. Ben konu ile ilgili soru önergesi verdim. Ulaştırma Bakanlığı ise, “Türk Hava Yolları konu ile ilgili incelemede bulundu ve Sohum’a sefer yapmayı ekonomik açıdan uygun bulmamış” diye cevap verdi. Yani THY, müşteri bulamayacağını düşündüğü için sefer yapmak istemiyormuş. Halbuki oradaki hava alanı kapalı. Bunun farkında bile değiller. THY gitmiyorsa başka bir özel hava yolu şirketi aracılığı ile sefer yaptırırsınız. Ancak bundan daha önce halledilmesi gereken bir mesele vardır. O da bahsettiğim gibi oradaki hava alanının ulaşıma açılmasıdır. Peki, Gürcistan ya da konuyla ilgili diğer ülkeler nezdinde sizin Türkiye olarak havalimanının ulaşıma açılması konusunda herhangi bir girişiminiz var mı? Nedense bizde sonuç alınması çok kolay olan ülkelerle müthiş bir temas trafiği oluyor, adeta kıyametler kopuyor, diğerleriyle hiçbir girişimde bulunulmuyor.

Meselenin çözümünün bir kısmı Türkiye’nin dışındaki ülkelerle ilgili, bir bölümü ise doğrudan doğruya Türkiye ile ilgilidir. Bunlardan birincisi dil ile ilgili meseledir. Mesela Türk Hükümeti aldığı bir karar ile devlet televizyonundan Kürtçe yayın yapmaya başladı. Bildiğim kadarıyla Çerkez dernekleri de bunun üzerine Çerkezce yayın yapılması konusunda başvuruda bulundular. TRT ise böyle bir konunun programlarında olmadığını söyleyerek isteklerini geri çevirdi. Bunlar küçük şeyler gibi görünüyor ama büyük sonuçlar verebilir. Bazı diller ölüyor. Bu dilleri üniversitelerde araştırmalar yapılarak canlı tutmamız mümkündür.

İkincisi, çifte vatandaşlık meselesidir. Öyle insanlar var ki, ailelerin yarısı Türkiye’de, yarısı oradadır. Hem Türkiye’de hem de orada yaşamak isteyen insanlar çifte vatandaşlık talep ediyor. Bizim vatandaşlık yasamıza göre çifte vatandaşlık mümkün kılınmıştır. Peki, biz bu insanlara neden bu hakkı tanımıyoruz? Aynı şekilde diplomaların eşitliğinin sağlanması konusu da yine basit bir girişimle çözüme kavuşturulabilir. Böylelikle burada diploması olan bir kişi gidip aynı zamanda o ülkenin topraklarında da iş bulabilir. Biraz da ilgisizlikten dolayı, maalesef bu konularda  hiçbir mesafe kat edemiyoruz. Oysa bizim, etnik kökenine bakılmaksızın bütün vatandaşlarımıza eşit davranmamız gerekmektedir.

Sunucu: Demokratikleşmeden bu kadar çok bahsedilen bir ülkede, maalesef demokratikleşme adına bir şeyler yapılamıyor.

Onur Öymen: Bu eşitlik ilkesi sadece Abhazlar için değil ama aynı zamanda Gürcüler, Azeriler, Batı Trakyalılar, Arnavutlar, Kürtler ve Ermeniler için de geçerlidir. Yani bizim, bütün bu insanları kucaklayıcı bir yaklaşım sergilememiz gerekmektedir. Özellikle Kafkasya’dan gelenlerin Türkiye’de çağdaşlığı temsil ettiğini bizler gözümüzle gördük. Ayrıca çok zengin mutfakları, müzikleri, kültürleri Türkiye için büyük bir kazançtır. Abhaz köylerine giderseniz kendinizi İsviçre’de zannedersiniz. Türkiye’de milyonlarca insandan oluşan, böyle kaliteli bir topluluk var. Açıkçası, hepimizin örnek alması gereken insanlardır. Ama biz bunların en basit taleplerini bile reddediyoruz. Yani Sudan’a gösterdiğimiz ilginin onda birini bu insanlarımıza göstersek, hem Kafkas kökenli vatandaşlarımız, hem de oradaki insanlar çok mutlu olacaklar.

Sunucu: Sayın Öymen son olarak eklemek istediğiniz bir şey varsa almak isterim.

Onur Öymen:  Bütün bu yanlış ve eksik politikalara karşın, vatandaşlarımızın hiç kuşkusu olmasın ki, biz CHP olarak hiçbir ayrım gözetmeden bütün bu topluluklarla daha sıkı, sıcak ve insani ilişkiler kurma gayretindeyiz. Oradaki meselelere de insan hakları boyutu ile yaklaşıp, çözüm arama gerekliliği görüşündeyiz.

Sunucu: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.