Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

TV 8 – “Erkan Tan’la Başkentten” Programı – İsrail ile Yaşanan Diplomatik Kriz ve Dış Politika Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
TV 8 – “Erkan Tan’la Başkentten” Programına Verdiği Mülakat
20 Ocak 2010
Erkan Tan: Günaydın Sayın Öymen. Programımıza hoş geldiniz efendim. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın “Ben Kılıçdaroğlu ile tartışmayacağım. Ama eğer istiyorsa kendisi Tunceli meselesini Onur Öymen ile tartışsın” dedi. Bu sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Sayın Arınç’ın her sözü bir gündem yaratmaya yetiyor. Geçenlerde benim hakkımda “seksen yaşında” ifadesini kullanmış. Kendisine teşekkür ediyorum; bizi olduğumuzdan daha olgun gösteriyor, fakat söylediği rakamlar gerçekleri yansıtmıyor.
Genelkurmay Başkanlığı sözde suikast girişimi ile ilgili olarak bir açıklama yapmıştı. Arınç, bu açıklamayı “tevil yolu ile ikrar” olarak nitelendirdi. Yani “Genelkurmay suçunu kabul etmiş oluyor” demeye çalıştı. Onun üzerine ben de Bülent Arınç’ın yaptığının tahmin yolu ile infaz olduğunu söyledim. İnsanların bir suç işlediğini tahmin yolu ile iddia edip sonra da Genelkurmaydan özür bekledi. İşte, şu an Türkiye’de devlet böyle yönetiliyor. Sayın Kılıçdaroğlu ile aramızı açmaya kimsenin gücü yetmez. Kendisi çok değer verdiğim bir arkadaşımdır. Bu tarz söylemlerle kimse CHP’den bir tuğla bile sökemez. Haberleri olsun.
Erkan Tan: Efendim, bir seyircimiz de Hükümetin memura olan zam politikasını eleştirmiş.
Onur Öymen: Siz devletin parası ile en lüks makam araçlarını alıyorsunuz, iki yılda bir arabalarınızı değiştiriyorsunuz, kültür şehri olduk diye İstanbul’da trilyonlarca para harcıyorsunuz. Tüm bu harcamalarla Tekel işçilerine üç kuruşluk yardım yapsanız da bu insanlar çocuklarını, ailelerini geçindirseler.
Erkan Tan: Başbakan Erdoğan, kendisinin Genelkurmay Başkanı ile on gün içinde üç defa görüşmesinin eleştirilmesi üzerine Muhalefete, “Siz ne karışırsınız, üç defa da görüşürüm, on defa da görüşürüm” sözleri ile karşılık verdi. Peki, siz Başbakanı neden eleştirmiştiniz?
Onur Öymen: İsterlerse gece gündüz görüşsünler. Bizce hiçbir mahsuru yok. Yeter ki Genelkurmay Başkanının da söylediği üzere, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı yürütülen bu psikolojik savaşı durdursunlar. Silahlı Kuvvetleri bu kadar yıpratma çabası, dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiştir. Eğer gücünüz yetiyorsa, başta yargıya olmak üzere tüm kurumlara yapılan saldırıları durdurun. Ancak yargıya yapılan saldırıların asıl sorumlusu Hükümettir. Yargıtay Başkanı “Memleket yangın yerine döndü” diyor. Bir Yargıtay Başkanının bunları söyleyebilmesi için neler hissetmesi gerekir? Bunun sorumlusu Muhalefet mi, yoksa Hükümet midir? Sormak lazım.
Erkan Tan: Bir seyircimiz, Muhalefetin Hükümete yönelik olumsuz eleştirilerinin ne zaman biteceğini ve CHP’nin de Muhalefet olmaktan ne zaman kurtulacağını soruyor.
Onur Öymen: Bu seyircimiz galiba bizim mesajlarımızı tam olarak anlayamamış. Muhalefetin görevi gayet tabiî ki eleştirmektir. Dünyanın bütün ülkelerinde İktidar vardır ama sadece demokrasilerde Muhalefetler vardır. Dolayısıyla muhalefet partilerinin kıymetinin bilinmesi gerekir. Muhalefet, halk adına ülkede yapılan yanlış politikaları ortaya çıkarıp bunları eleştirir. Dolayısıyla halkın bundan memnun olması lazımdır. Muhalefeti eleştirirken, hangi sözünü eleştirdiklerini de ortaya koymaları gerekir.
Hükümet, toplam gelirde dünya ülkeleri arasında 17. olduk diye övünüyor. Ama vatandaşın gelirine bakıldığında, Dünya Bankası Raporuna göre, dünya sıralamasında 67. sıradayız. Dünya refah endeksinde ise 69. sıradayız. Birleşmiş Milletlerin, insanın geliri, sağlığı ve eğitimini gösteren endeksine göre ise dünyada 74. sıradayız. Kadın – erkek eşitliğinde, 2007 yılında 95. sıradaydık, 2008 yılında 115, şimdi ise 129. sıradayız. Sıralamada bizden bir basamak yukarıda İran, bir basamak aşağıda ise Suudi Arabistan var. Şimdi biz bunları eleştirmeyelim mi? “Bir basamak aşağı insek daha iyi olur” mu diyelim? Bu mesajı gönderen izleyicimiz Türk toplumunda kadının geldiği yerden memnun mudur acaba?
Erkan Tan: Diğer bir seyircimiz ise “Bu ülkede hiç kimse halinden memnun değil. Nasıl oluyor da insanlar hala AKP’nin politikalarını savunabiliyorlar?” diye bir mesaj göndermiş.
Onur Öymen: İzleyicimiz durumu gayet iyi özetlemiş. Kendisini tebrik ediyorum. Ancak bundan daha vahim olan bir şey var; Türkiye hızla irtifa kaybediyor. Dört yıl önce Hırvatistan ile aynı anda Avrupa Birliği müzakerelerine başladık. Hırvatistan, müzakerelerini bu yıl bitiriyor ve gelecek yıl birliğe üye olması bekleniyor. Fakat Türkiye, daha yolun yarısına bile gelebilmiş değil. Acaba bu, Muhalefetin suçu mudur, yoksa Hükümetin başarısızlığı mıdır? Hükümete övgüler yağdıranlar, bu politikaların farkındalar mı?
Son olarak Ermenistan ile yaşanan olaylara bakınız. İmzaladıkları Protokole Ermenistan’ın işgal ettiği Yukarı Karabağ topraklarından çekilme şartını koymadılar, bunu sözlü olarak söylediler. Ermenistan ise sözleri değil, imzalanan anlaşmayı tanıdığını beyan ederek Türkiye’nin Protokolü bir an önce onaylaması gerektiğini ifade ediyor. Üstelik Ermenistan, Protokolün bu halini bile yeterli bulmadı ve soykırım iddialarından vazgeçmeyeceğini söylemeye devam ediyor. Ayrıca Kars Anlaşmasını tanıdıklarına dair bir maddenin protokol metnine konulmasının mümkün olmayacağını ifade ediyor. Yani, Türkiye’ye Nahcivan üzerinde bazı haklar veren ve Türkiye için hayati önem taşıyan Kars Analaşmasını yok sayıyorlar. Peki, siz baştan beri bunlardan haberdar değil miydiniz? O halde neden imzaladınız?
Biz Hükümetin bu anlaşmayı imzalamaması gerektiğini defalarca dile getirdik. Ama bunların ifadelerine bakacak olursanız, dış politikada başarıdan başarıya koşuyoruz. Fakat gerçekler ortadadır. Başbakan Ermenistan konusunda destek almak için Rusya’ya gitti. Ancak Rusya, Türkiye’nin sınırlarını açması ile Ermenistan’ın Azeri topraklarından çekilmesi arasında hiçbir ilişki olmadığını savunuyor. Yani sizin görüşünüze karşı çıkıyor. Özetle Türkiye, her geçen gün dış politikada zemin kaybediyor.
Erkan Tan : İsrail ile yaşanan diplomatik krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Bu olaya ikinci bir çuval vakası diyorlar. Doğrudur. Çuval vakası yaşandığında biz, Hükümetin protesto notası vermesi gerektiğini söylemiştik. Başbakan ise “Nota vermek müzik notası vermeye benzemez. Her şeye de nota verilmez” diyerek bizlere diplomasi dersi vermişti. Öyle anlaşılıyor ki, bu olayda da herhangi bir nota verilmemiş. Bir büyükelçiyi aşağılamak, devleti aşağılamak, ona hakaret etmek anlamına gelir. Ancak İsrail, Dışişleri Bakanının verdiği kişisel mektupla bu olayı geçiştirmeye çalıştı. Fakat esas olarak devlet namına nota ile özür dileme gerçekleştirilmedi. Siz bunu bir nota ile talep etseydiniz karşı taraf da nota ile cevap vermeye mecbur olurdu.
Daha da önemlisi, haklı olarak başka devletlerin bizim elçilerimize saygı göstermesini beklemenin yanı sıra kendi Hükümetimizin de aynı saygıyı elçilerine göstermesini bekliyoruz. Hatırlarsanız bir süre önce Başbakan, herkesin gözü önünde Berlin Büyükelçimize saygı kuralları ile bağdaşmayacak bir biçimde aşağılayıcı bir muamele yapmıştı. Ya da bir süre önce Washington Büyükelçimize yapılan muameleyi hatırlayın. Öncelikle devletinizin temsilcilerine hak ettikleri saygıyı göstereceksiniz ki sonra haklı olarak başkalarından aynı saygıyı bekleyesiniz. Devlet idaresi alanında, maalesef Hükümetimizin notu pek yüksek değildir. Bazıları Hükümetimizin politikalarına on puan veriyorlarmış. Ben de aynı puanı veriyorum ama on üzerinden değil, yüz üzerinden on veriyorum.
Erkan Tan: Peki Sayın Öymen, Hükümet İsrail’in politikalarına karşı çıkıp deyim yerindeyse ona posta koymadı mı? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: İsrail’in Gazze’ye düzenlediği saldırıların yanlışlığını, herkesten önce biz söyledik. Biz yalnızca saldırıları kınamadık, aynı zamanda yapılan saldırıları kınamayan ülkeleri de kınadık. Diplomaside kınamak, protesto etmek, eleştirmek vardır ama hakaret etmek yoktur. İsrail Cumhurbaşkanına “Siz insanları öldürmeyi iyi bilirsiniz” derseniz belki Libya, Suriye, İran sokaklarında sizi alkışlarlar ama dünya genelinde, üslubunuzun diplomasi geleneğine uymadığına karar verip sizi eleştirirler. Nitekim o tarihten sonra İsrail ile olan ilişkilerimiz kötüye gitmiştir. Ancak Başbakan, sonrasında verdiği demeçlerde “Ben o lafı Cumhurbaşkanına değil, modaratöre söyledim” diyerek adeta ağız değiştirdi.
Tabi ki İsrail’in haksız ve insanlık dışı politikalarını mazur gösterecek hiçbir şey olamaz. Ancak şunu da unutmayalım ki, son bir yıldır kahramanlık taslayarak yürüttüğünüz politika, ne İsrail’i esas politikalarından vazgeçirdi, ne Gazze’ye saldırıları durdurdu, ne de dünyanın İsrail’e bakışını değiştirdi. Yani, hiçbir sonuç vermedi. Alınan tek sonuç, İsrail ile her alandaki ilişkilerin tahribata uğraması oldu.
İsrail size “Savunduğunuz Hamas örgütü bir terör örgütüdür” diye karşılık veriyor. Hamas, kendi tüzüklerinde amaçlarının İsrail’i haritadan silmek olduğunu beyan eden bir örgüttür. Ayrıca amaçları arasında, bulundukları topraklarda bir din devleti kurmak da vardır. Bu yüzden laik bir yapıyı savunan Filistin Kurtuluş Örgütüne karşı olduklarını defalarca ifade ettiler. Tüm bunlar Hamas’ın 1988 tarihli tüzüğünde açıkça yazmaktadır. Ama bizimkiler böyle bir örgütün BM’de sözcülüğünü yapacaklarını duyurdular. Dünyada sizden başka bunu söyleyen bir ülke var mı? Hayır.
Türkiye’nin kırk yıldan beri, kimden, nereden ve nasıl gelirse gelsin terör ve şiddete karşı yürüttüğü bir politikası vardı. Ancak şimdiki Hükümet Türkiye’nin bu politikasını değiştirmiştir. İsrail’in politikasını eleştirebilirsiniz ama aynı zamanda Hamas’ın terör yanlısı politikalarına karşı bir tutum sergilemeniz gerekmektedir. Ayrıca ne olursa olsun diplomaside üslubunuza çok dikkat etmeniz gerekir. Biraz önce de değindiğim gibi, diplomaside hakarete yer yoktur. Savaş ilanı için bile bir nota verildiğinde notanın ilk ve son cümlesi saygı cümlesidir. Diplomasi bir saygı sanatıdır.
Sonuç olarak Başbakan’ın çıkışları, İsrail’in politikalarını değiştirmediği gibi daha sert bir tavır sergilemesine neden oldu. Fransızların “Müziği yapan notaların tonudur” diye bir sözleri vardır. İşte, siz öyle bir ton kullanıyorsunuz ki, maalesef onunla müzik yapmanız mümkün değildir. İlişkilerinizi düzeltmek istiyorsanız öncelikle kendinize çeki düzen vermeniz gerekir.
Biz başından beri bu saldırılardan dolayı İsrail’i kınıyoruz. Ama İsrail’e yönelik canlı bombaları gönderenleri de kınıyoruz. Sadece bir tarafın yaptığı insanlık dışı eylemleri kınayıp diğerini göz ardı ederseniz, o zaman dış politikadaki etkinliğinizi kaybedersiniz.
Erkan Tan: Efendim, bir başka seyircimiz ise Türkiye’nin dış politikada çok sağlam bir yeri olduğunu ve yönetimle ilgili bir sıkıntımızın olmadığını söylüyor.
Onur Öymen: Bakınız; pek çok endekste dünya ülkeleri üçe ayrılmıştır; demokratik ülkeler, kısmen demokratik ülkeler ve totaliter ülkeler. Türkiye ise kısmen demokratik ülkeler sınıfına dahil edilmiştir. Endonezya, Senegal gibi ülkeler bile özgür, demokratik ülkeler grubunda yer alırken Türkiye’nin dahil edildiği yere bakın. Acaba bu izleyicimiz bütün bu gelişmelerden haberdar olarak mı Türkiye’nin dünya sistemindeki yerini beğeniyor? Kendisine sormak gerekir.
Erkan Tan: Şimdilerde konuşulan Anayasa değişikliğinin referanduma sunulması konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Öncelikle şunu söyleyeyim ki, demokratikleşmeden bahsettiğiniz zaman demokrasi olmadığını kabul etmiş oluyorsunuz. Kanada, Portekiz, Hollanda gibi ülkelerde demokratikleşme denilen bir hareket var mı? Hayır. Bizde ise basın özgürlüğünün hali ortadadır. Basının özgür olmadığı bir ülkede demokratikleşmeden bahsedebilir misiniz? Şu anda otuz yedi gazeteci arkadaşınız hapistedir.
Freedom House adıyla bilinen Dünya Özgürlük Örgütünün basın özgürlüğü sıralamasında Türkiye, beş kategoriden dördüncüsünde yer alıyor. Yani, en kötüsünden bir önceki kategorideyiz. Türkiye basın özgürlüğünde, dünya sıralamasında kendisine ancak 106. sırada yer bulabilmiştir. Yargı bağımsızlığı gibi çok önemli bir konuda ise 64. sıradayız. Bu tablo karşısında demokrasiden bahsedilebilir mi?
Erkan Tan: Seyircilerimiz çağa uygun bir Anayasa değişikliği yapıldığı takdirde, buna karşı olup olmadığınızı soruyorlar.
Onur Öymen: Her Hükümet değiştiğinde anayasalar da değişmez. Mesela, Amerikan Anayasası 230 yıldır yürürlüktedir. O zamandan bu yana dünyada pek çok alanda değişiklikler olmasına rağmen Amerikan Anayasasında herhangi bir değişikliğe gidilmedi. Belçika Anayasası 1830’dan beri yürürlüktedir. Avrupa Birliği ülkelerinin anayasaları İkinci Dünya Savaşı’ndan beri geçerliliğini korumaktadır.
Gayet tabi ki çağın koşullarına uygun olarak bazı maddelerde değişikliğe gidilebilir. Biz de bunu isteriz ve destekleriz. Ama bunların yapmak istedikleri başkadır. AKP’nin Grup Başkan Vekilinin Anayasadan Türk kelimesinin çıkarılması yönünde bazı beyanları var. Şimdi AKP’ye oy veren, sizin çok değerli seyircilerinize soruyorum; Bir tanesi bile “Anayasadan Türk kelimesini çıkaralım. Doğru olur, arkadaşımız isabetli buyurmuş” diyor mu? Başbakan bazen yanlış bir söz sarf eden bazı milletvekillerine kızıyor. “Söz ola, kelle götüre” diyor. Peki, kendi vekiline böyle bir şey söylüyor mu? Hayır. Demek ki, kafalarının arkasında böyle bir niyet taşıyorlar.
Durup dururken neden anayasa değişikliği yapıyorsunuz? Çünkü terörü teskin etmenin başka yolunu bulamıyorsunuz. Teröristlerin istediği gibi bir anayasa ve rejim değişikliği yapıp, teröre son noktayı koyacaklarını iddia ediyorlar. Böyle bir politika ile terör biter mi? İşte biz bu yüzden Hükümetin anayasa değişikliği çalışmalarına sıcak bakmıyoruz.
Bir ülkenin İktidar Partisi, laikliğe karşı faaliyetlerin odağı olduğu için Anayasa Mahkemesi tarafından, on bir üyenin onunun oyuyla mahkum edilmiştir. Dünyada bunun başka bir örneği yoktur. Böyle bir zihniyet, çıkıp anayasa değişikliği yapmaktan bahsedecek, düşünebiliyor musunuz? Öncelikle siz anayasa değişikliği yapmaya siyasi olarak ehil misiniz? Üstelik yedi seneniz çoktan bitmiş, yolun sonuna gelmişsiniz. Ama gider ayak Anayasayı değiştirmekten bahsediyorsunuz. Neden? Çünkü yargının denetimi sizi rahatsız ediyor. Bunu ortadan kaldırıp, ülkeyi dilediğinizce idare etmek rüyası içindesiniz. Bunu elma şekeri sunar gibi halka sunarak kabul ettirmeye çalışacaklar. Ancak elma şekerinin içinde yargı bağımsızlığını tahrip edecek hükümler de olacaktır.
Erkan Tan: Sayın Öymen, bir seyircimiz “AKP bu ülkeyi elmasla donatsa bile Muhalefete yaranamaz” demiş. Buna nasıl cevap vermek istersiniz?
Onur Öymen: Bırakın AKP’nin bu ülkeyi elmasla donatmasını, maalesef işsizlikle, açlıkla, perişanlıkla donattı. Arkadaşımız kendi çevresine bir baksın. Bunlar İktidara geldiğinden beri acaba hangi vatandaşımız daha rahat, refah bir hayat sürmeye başladı? Yani bu İktidar memlekete huzur, güven ve refah getirdi de biz mi karşı çıktık? Bunlar İktidara geldiğinde Türkiye, teröre bir yılda altı şehit veriyordu. Şimdi bu sayı yirmi misline çıktı. Yani, biz bunu İktidarın başarı hanesine mi yazalım?
Ekonominin durumuna bakın. İşsizlikte, dünyanın en kötü durumunda olan ülkelerinden biri haline geldik. Türkiye’deki resmi işsizlik oranı % 13 – 14 iken Şırnak’ta bu oran % 22’dir. Acaba o işsiz vatandaş da bu İktidarın başarılı olduğunu savunuyor mu? Ya da Tekel işçileri, itfaiyeciler, eczacılar böyle düşünüyorlar mı? Millet sokaklara döküldü. Türkiye’de çalışan kesimin neredeyse tamamı perişan durumdadır.
Erkan Tan: AKP milletvekili Cevdet Erdöl, Muhalefet partilerini doktorlar üzerinden siyaset yapmakla eleştirdi. Siz tıp üzerinden, doktorlar üzerinden siyaset mi yapıyorsunuz?
Onur Öymen: Sayın Erdöl doktordur, aynı zamanda particidir. Ama anlaşılan particiliği doktorluğuna üstün gelmiş. Eğer doktorlara biraz kulak verirse, hekimlerin çektiği sıkıntıları çok iyi anlayabilir. Demek ki kendisi hekimler arasındaki eşitsizliği, adaletsizliği iyi bilmiyor.
Erkan Tan: Peki, CHP olsa ülke daha mı iyi yönetilecek?
Onur Öymen: Türkiye, CHP’nin iktidar olduğu dönemlerde ülkenin nasıl yönetildiğini gördü. Kıbrıs Harekatında, CHP İktidarının dış baskılara boyun eğmeden ülkenin çıkarlarını Amerika’ya karşı nasıl koruduklarını gördüler. Cumhuriyetin kuruluşundan AKP’nin İktidarına kadar geçen zamanın tamamında CHP iktidarda değildi belki ama önemli dönemlerde bu ülkenin başındaydı. Bütün bu dönemlerdeki kalkınma hızı AKP’nin son yedi yıldaki kalkınma hızından daha fazladır. Kimse CHP’nin yaptıklarını küçümsemesin.
Bu İktidar şimdi CHP’nin o dönemde yaptıklarını, ülkeye kattıklarını satarak geçiniyor. Özelleştirme dedikleri, Türkiye’nin kazanımlarının satılması ile yapıldı. Tekel’den limanlara kadar aklınıza gelebilecek tüm tesisleri böyle sattılar. Bu dönemde ülkeyi o kadar borçlandırdılar ki, sonrasında 225 milyar dolar borç faizi ödediler. Bizden daha borçlu olarak mukayese edilebilecek sadece Yunanistan var.
Türkiye’yi bu hale getirdiniz ve faturasını da vatandaşa kestiniz. Bunun bedelini başka kime ödetebilirler? Herhalde Sayın Başbakan ya da Bülent Arınç kendi servetinden ödemeyeceklerdir. Vatandaşı borçlandıran sizsiniz. Sonra da onlara üç kuruşluk maaşı çok görüyorsunuz. CHP ise bu ülkenin laik, bağımsız, onurlu bir ülke olarak kendi başına ayakta durmasını sağladı. Atatürk, o dönemlerde Türkiye’nin bir kuruş bile dış borç almadan hızla gelişmesini sağladı. Peki, bütün bunları yapmakla hata mı yaptı?
Başkasını suçlarken insaflı olmak gerekir. İktidarı suçlarken biz de insaflı oluyoruz ve yaptığı iyi işleri destekliyoruz. Mesela dumansız hava sahası uygulamasına tam destek verdik. Öte yandan kömür santrallerine filtre takamadıkları ve o bölgede yaşayan vatandaşlarımızı duman altında bıraktıkları için de kendilerini eleştiriyoruz.
İşin özünde şunu söylüyoruz; Türkiye, gerçek bir demokrasi merkezi haline gelmelidir. Bu ülke milli iradeye dayanan bir ülke olarak kurulmuştur. İnsan hakları, kadın – erkek eşitliği, laiklik, çağdaşlık, basın ve yargı özgürlüğü tam olmalıdır. Ayrıca vatandaşlarımız çektikleri bu sıkıntılardan bir an önce kurtulacaklardır. Çünkü biz diğer çağdaş ülkelerde olduğu gibi sosyal devleti kuracağız. İnsanlar aç kalmayacaklar. Bugün Türkiye’de 400 bin insan yatağa aç girmektedir. Bunun farkında mıyız? Biz devletin kaynaklarını vatandaş için kullanacağız.
Erkan Tan: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız ve değerli görüşlerinizi bizimle paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Çalışmalarınızda başarılar dileriz.
Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.