Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Halk TV – Ulus’taki Patlama, Terör Özel Temsilcisinin Görevden Alınması, Cumhurbaşkanlığı Seçim Süreci, Cumhuriyet Mitingleri, AB İlişkileri
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Halk TV’de “TÜRKİYE UYANIYOR” programında verdiği mülakat
24 Mayıs 2007
Sunucu: Ulus’taki patlamayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
ÖYMEN: Gerçekten, son derece üzücü bir olaydır, şiddetle kınıyoruz. Böyle dönemlerde, birlik içinde olmak lazım. Ülkenin bütünlük içinde olması lazım. Teröre karşı tek bir yumruk gibi bir tepki göstermemiz lazım. Bu işin bir tarafı. Bir başka tarafı da şu, maalesef bu görülen, beklenen bir durumdu, şaşırtıcı olmadı. Çünkü uzun zamandan beri biz, sayın genel başkanımız dile getiriyoruz, mecliste söyledik, basın toplantıları yaptık, televizyonlar da söyledik, Kuzey Irak’ ta bir terör örgütü mevcudiyeti devam ettiği sürece biz Türkiye açısından çok ciddi riskler bulunduğunu açıkladık. Bunun mutlaka önlenmesi gerektiğini söyledik. Kuzey Irak’ ta yaklaşık 3500 civarında terörist var ve bunlar sınırı diledikleri gibi geçiyorlar, çünkü sınırın Irak tarafını koruyacak hiçbir güvenlik gücü yok. Bir sınır muhafızı yok, Irak ordusunun birlikleri yok. Irak’ta 15 bin Amerikan askeri var ama hiçbir Amerikan askeri Türk Irak sınırını korumakla görevli değil. Orada Barzani ve Talabani’nin kendi askeri birlikleri var. Sayın genelkurmay başkanı açıkladı, bunlar sınırı korumak şöyle dursun, PKK’ ya destek oluyorlar. Sınır tamamen PKK’ya terk edilmiş durumda. Şimdi, Dünya’ da bunun örneği yok. Dünya’nın hiçbir yerinde böyle bir durum yok, yani bir terör örgütü olacak ve civar ülkelere saldırılar düzenleyecek, fakat hiçbir güvenlik gücü bunun etkisiz kılınmasından sorumlu olmayacak, böyle bir şey olamaz. Burada sıkıntı verici olan taraf maalesef Türkiye’nin en büyük müttefiki olan Amerika’nın Irak’ta bu kadar etkili bir konumda olmasına rağmen, PKK ve terörle mücadeleyi bir türlü göze alamaması, göze alamamak şöyle dursun Türkiye’nin mücadelesine de engel olması. Bir başka rahatsızlık verici unsur da, Türkiye’nin Türk hükümetinin maalesef bu teröristlerle mücadele için gerekli kararlılığı gösterememesi. Yani, daha bugün bu saldırıdan sonra bile, sayın başbakanın konuşmasını dinleyiniz, efendim biz buna Irak hükümeti ve Amerika ile birlikte çare bulacağız. Irak hükümeti ve Amerika size defalarca dedi ki sizin Kuzey Irak’ a operasyon yapmanıza karşıyız. O zaman nasıl birlikte çare bulacaksınız? Amerika izin vermezse siz ülkenizin sınırını koruyamayacak mısınız? Bunu mu demek istiyorsunuz? Amerika kendisine özgü nedenlerle sizin oraya bir operasyon düzenlemenizi istemiyor. Diyorlar ki, Kuzey Irak’ ta büsbütün karışır durum, Irak’ın başka tarafları zaten yeterince karışık, bir de aynı durumları kuzey de yaşamayalım. Barzani Türkiye’ yi tehdit ediyor, saldırırsanız elimiz kolumuz bağlı kalmaz diyor, Türkiye’deki Kürt nüfusu kışkırtırız diyor. Bunları açıkça söylüyorlar. Bunlara karşı hiçbir tepkisi yok Türkiye’nin. Genelkurmay başkanı biz onlarla görüşmeyiz diyor, muhatap almayız diyor, dışişleri bakanı askerler sussun diyor askerler silahıyla konuşur, insan düşmanı ile de görüşür, biz herkesle görüşürüz diyor. Belli ki burada da hükümetin izlediği yanlış bir tavır var. şimdi, bütün bunlar birike, birike bu durum ortaya çıktı. Biz aylardan beri yıllardan beri uyarıyoruz, sayın genel başkanımız, daha Amerikan askeri müdahalesinden önce bu hükümet iş başına gelir gelmez çağrıda bulundu, dedi ki, sizden önceki hükümetlerin yaptığı gibi sizde sınırın ötesine asker geçirin ve orada sınırın güvenliğini koruyun. Teröristlerle mücadele edin. Bunu yapamadılar, cesaret edemediler. İki kere meclisten yetki aldı hükümet, 2003 yılında, biri Mart ayında, biri Ekim ayında fakat yerine getiremediler, asker geçiremediler, operasyon yapamadılar. Belli ki, Ekim ayının başında 2003 yılında Amerikan dışişleri bakanı, bir telefon etmiş, bizim dışişleri bakanımıza, sakın yapmayın böyle bir şey diye bizimkiler de ertesi gün basın toplantısı düzenleyerek işte, durumu yeniden değerlendirdik, yeni bir tavır aldık filan diyerek, bu işten vazgeçtiklerini açıkladılar. Bir de o sırada bir antlaşma imzaladılar Amerika ile, 8,5 milyar dolar kredi karşılığında, Kuzey Irak’ a asker göndermemeyi Türkiye kabul etti. Ve o antlaşmanın metni de yok elimizde, istedik ama vermediler. Tablo böyle aynı zamanda gene dış telkinler ile meclisten bir yasa çıkarttılar ve bu yasada açık bir şekilde, eve dönmeleri için hapisteki teröristlerin serbest bırakılması ön görülüyordu, yani sözde dağdaki teröristler de teslim olacaklar, dağdan kimse inmedi ama hapistekiler serbest bırakıldı evlerine gitti. Bununla da yetinmediler, bir terörle mücadele yasası sevk ettiler meclise, bir de baktık ki, bu yasanın 6. maddesinde bir terör örgütünün kurucusunun bile pişmanlık yasasından yararlanabileceği yazılı. Düşünebiliyor musunuz ? Yani, Öcalan için yazılmış bir metin. Tabi, biz tepki gösterince mecliste, bu maddeyi çıkarttılar ama, niyet belli tavır belli. Teröre karşı mücadele etmeyeceksiniz, bir şekilde teröristleri teskin edeceksiniz bir şekilde müzakere yolu ile ikna etmeye çalışacaksınız. Eğer bu yöntem geçerli olsaydı Dünya’ da hiçkimse mücadele etmezdi teröristlerle. Niye Amerika Afganistan’a bu kadar asker gönderdi? Niçin onlar mücadele ediyor da bu diplomasi yöntemleri ile onları teskin etmeye çalışmıyor? Şimdi, bu nedenle biz hükümetin bu yaklaşımını çok sakıncalı buluyoruz ve onlara daha bir, iki ay önce dedik ki gelin mecliste bir görüşme yapalım, bu konularda. Yanaşmadılar. AKP’lilerin oyları ile reddedildi bu. Yani müzakere etmezsin mecliste, meclisten yetki istemezsin, Kuzey Irak’a asker gönderemezsin, yabancı bir ülkenin izni olmadan sınır güvenliğini koruyamazsın, yani böyle bir devlet anlayışı olabilir mi? İşte ondan sonra bu olaylar oluyor. Şimdi de diyor ki asker isterse düşünürüz, ama gene de Amerika ile Irak ile birlikte yaparız. Amerika size hayır diyor daha ne desin. Amerikan büyükelçisi demeç verdi kaç defa, akıllıca bir iş olmaz askeri müdahale dedi, peki akıllıca iş nedir? Akıllıca iş Türkiye’nin oturup yeni saldırıları beklemesidir, öyle mi? Yani Türk milleti hiç tepki göstermeyecek, başkentimizin göbeğinde böyle vahim intihar saldırıları olacak ve biz oturup bekleyeceğiz acaba Amerika razı olur mu bizim Irak’ a müdahale etmemize diye. Böyle bir şey olabilir mi, kendine saygısı olan hangi ülke yapar bunu? Kendine saygısı olan hangi ülke yapar bunu? Ödleri kopuyor yabancılar bir şey der diye, yani senin insanının hayatı gidiyor, burada masum insanlarımız hayatı ile ödüyor, siz hala Amerika ne der diye bekliyorsunuz bu kadar olamaz.
Sunucu: Bir iki gazetede de bu sızmaların Suriye’den de olduğu söyleniyor?
ÖYMEN: İşte bunları göreceğiz, siz kaynağına gidemezseniz terörün, terörün kaynağına gidemezseniz hiçbir şey yapamazsınız. Bakın İspanyollar ne yaptılar, vaktiyle İspanyada da böyle ETA terör örgütü mensupları eylem yapıyordu sonra kaçıyorlardı Güney Fransa’ya Biskay körfezindeki bazı Fransız şehirlerine, orada serbestçe yaşayabiliyorlardı, Fransızlar biraz müsamaha ediyorlardı, sonra İspanyollar başladılar bu bölgeye operasyon yapmaya. Neticede Fransa işbirliğine mecbur kaldı İspanyollar ile ve ancak ondan sonra ETA’yı etkisiz hale getirebildiler büyük ölçüde. Bunun başka çaresi yok zaten, sizin sınırınızdaki ülke sizinle işbirliği yapmazsa siz oraya müdahale edeceksiniz başka çaresi, yöntemi yok. Bunu kaç kere dile getirdik, genel başkanımız, biz, ama hükümet bir duvar adeta. Bu gibi uyarılara karşı en küçük bir tepkisi yok. Bütün gözleri Washington’da, Amerika ne diyecek. Yahu, senin insanların ölüyor burada, başkentinde, koruyamıyorsun. Çünkü kaynağına gidemiyorsun niye? Amerika uygun görmüyor, akıllıca olmazmış. Akıllıca olan bu işte Ulus’ta olan demek ki. Bunu mu bekleyecektik. Özel temsilci tayin ettiniz, büsbütün milleti kandırıcı bir yöntemdi, o zaman da söyledik bununla bir yere varılamaz diye. Amerikalı özel temsilci diyor ki, askeri müdahale son çaredir. Peki ilk çare nedir dedik, askeri mücadele son çare ise demek ki ilk çare siyasi mücadeledir. Nedir o? Siyasi yöntem. Nedir siyasi yöntem, işte dolaylı yoldan Barzani üzerinden PKK ile müzakere edeceksiniz, onların taleplerini alacaksınız, yaparız diyeceksiniz, yapamayız diyeceksiniz. Yani, terör karşısında bir devlet bu kadar zayıf duruma düşürülür mü?ne kadar yazık.
Sunucu: Özel temsilcilik süreci ile görüşleriniz nelerdir?
ÖYMEN: Görevden alınma biçimi çok yakışıksız oldu. Devlet adetlerinde böyle şey yoktur. Devlet tecrübesinde yüksek düzeydeki devlet memurları böyle kırıcı incitici, küçültücü bir şekilde görevden alınmaz, sebebi ne olursa olsun bunun bir yolu yöntemi vardır. Fakat o bir yana, Sayın Başer açıkladı, bu yöntemin başarıya ulaşma şansı yoktur diye. Şimdi Amerikalı özel temsilci emekli general Ralston da aynı görüşte benim bildiğim. Ben geçenlerde Washington’da iken, kendisiyle telefonla konuştum ve ona anlattım, bu işin bu şekilde olamayacağını ve o da dedi ki ben de çok sıkıntıdayım, maalesef burada kararı ben vermiyorum üst düzeyde toplantılar yapacağız dedi. Yani ima etti ki, bir sonuç alınamazsa kendisinin de görevi sürdürmesinin bir anlamı kalmayacak. Ama şimdi Türk hükümeti Edip Başer’ in yanına başka birisini tayin etti ve öyle bir izlenim verdi ki, sanki bu başarısızlık bu sürecin ve projenin başarısızlığı değil de, bu süreç içerisinde Edip Başer başarılı olamadı gibi bir izlenim yarattı. Anlayacaksınız ki bu süreçle bir yere varılamaz, sadece halkın gözünü boyarsınız siz. Bir şeyler yapılıyor izlenimi verirsiniz, aylar geçer hiçbir şey olmaz, işte sonunda böyle saldırılarla karşılaşırız.
Sunucu: Anayasa mahkemesinin köşk seçimini etkilemesini tarih yargılayacaktır ve cumhurbaşkanı anayasa değişikliğini art niyetle köşkte bekletiyor demiş başbakan. Ne diyorsunuz?
ÖYMEN: Maalesef sayın başbakan, hukuka karşı hiç saygılı olmayan bir tavır içindedir. Öteden beri böyledir. Yani, bir mahkeme , uluslar arası mahkeme, yüksek Türk mahkemesi, kendi istemediği doğrultuda bir karar alırsa esiyor gürlüyor köpürüyor söylemediğini bırakmıyor. Şimdi de öyle yapmış. Yani, mahkeme varsa onun istediği gibi karar verecek, yoksa o mahkemenin hiçbir kıymeti yok tarih onları yargılayacak, çünkü onun istediği gibi karar vermediler. Kendini padişah gibi hissediyor, yani hukukun üstünlüğü gibi bir kavram yok kafasında. Gerçekten bunun çok örneğini gördük, Danıştay’a aynı şeyi söyledi, Anayasa Mahkemesine söyledi, AİHM’ e söyledi. Orada istemediği gibi bir karar çıkınca türban konusunda siz bu işten anlamazsınız ulema anlar dedi. Yani, onun kafasında din bilginleri bu işlerden anlar başkası anlamaz. Neticede Anayasa Mahkemesinin aldığı bir karar bizce, son derece isabetli bir karar olmuştur, çünkü yalnızca Anayasa Mahkemesi değil ondan önce çok sayıda ünlü hukukçumuz da aynı görüşü belirtti, çok sayıda profesör belirtti. Eski Yargıtay Cumhuriyet Baş Savcısı Sayın Sabih Kanadoğlu aynı görüşü savundu, YÖK başkanı, Türkiye’nin en ünlü anayasa hukuku uzmanlarından biri Erdoğan Teziç aynı şeyi söyledi, Üniversite Rektörleri Kurulu aynı görüşü açıkladı, daha pek çok değerli isim, Necmi Yüzbaşıoğlu, Süheyl Batum, Mümtaz Soysal pek değerli hukukçularımız söyledi. Bu bir tek Anayasa Mahkemesinin görüşü değil. Dikkatli okursanız anayasanın metnini, orada çok açık şekilde görüyorsunuz ki 367 vekil mecliste hazır bulunmadan bu sistem işlemiyor. Orada bir birinci paragraf var ki büyün paragrafın şapkası niteliğinde, temel unsur niteliğinde orada çok açık şekilde diyor, Türkiye’ de cumhurbaşkanı meclis üyelerinin üçte ikisinin çoğunluğu ile seçilir çok açık. Bunu tutturamadı iktidar, bu sayı yok ellerinde. Diğer partilerden milletvekillerini elde etmeye çalıştılar, bizim parti de dâhil, başaramadılar yeterince. O zaman dediler ki, siz bunu yanlış yorumluyorsunuz, basit çoğunlukla biz bunu mecliste görüşmeye açabiliriz, Meclis başkanı böyle bir tavır sergiledi. O da tarafsızlığını bu vesile ile koruyamadı. Bunun üzerine bir CHP olarak Anayasa Mahkemesine gittik. En doğal hakkımız. Ve Anayasa Mahkemesi de büyük bir farkla 9’a 2 oyla bizim görüşümüz doğrultusunda Anayasayı yorumladığını ve Meclis Başkanı ile hükümetin tutumunun yanlış olduğunu söyledi. Bundan daha doğal ne olabilir? Anayasa Mahkemesi, demokrasilerin vazgeçilmez bir unsuru. Dünya’ da 67 tane demokratik ülkede Anayasa Mahkemesi var. Yıllardan beri çok başarılı bir hizmet görüyor, devlete büyük katkı sağlıyor. Bu hükümet zamanında kaç tane yasayı biz Anayasa Mahkemesine götürdük ve reddettiler. Şimdi, buna niye kızıyorsunuz niye köpürüyorsunuz, siz Anayasa hukukçusu musunuz, yani siz mi alimsiniz bu konuda, siz mi biliyorsunuz her şeyi herkesten iyi? Ama nasıl bir tepkiydi dünkü TÜSİAD konuşmasında, yani şaşılacak şeyler. yani, caydırıyor tehdit ediyor, ileride alacağı kararlar için Anayasa Mahkemesini baskı altına almaya çalışıyor tarih sizi yargılayacak gibi söylemlerle. Yani, bu ne demektir? Tarih herkesi yargılayacak, sizi de yargılayacak sayın başbakan tarih. Tarihin yargılayamayacağı insan yoktur hepimizi yargılayacak tarih ne var bunda? Ama siz bunu Anayasa Mahkemesi üzerinde baskı gibi yapıyorsunuz. Aynı şeyi Danıştay için yaptınız geçmişte aynı şeyi diğer yüksek mahkemeler için yaptınız. Hukukla aranız çok kötü. Sayın Cumhurbaşkanı’nın tavrını da eleştiriyorsunuz, sayın cumhurbaşkanı, anayasanın kendisine verdiği yetkiyi kullanıyor bundan daha doğal ne olabilir. Niye efendim daha erken mütalaasını bildirmemiş de, daha geç bildirmemiş de, burada söz konusu olan anayasa değişikliği ve siz Dünya tarihinde hiç örneği olmayan bir şey yapıyorsunuz. seçim kararı almış ve ancak güncel işleri yürütmekle görevli sayılan bir hükümet devletin temel yapısını, cumhurbaşkanlığı seçimi sistemini değiştiren anayasa değişikliği getiriyor, bunun Dünya’ da örneği yok. Hayır buna tahammülümüz yok, niçin efendim, bize daha erken cevabını bildirmiyor ki, mecliste yeterince zamanı kalsın da bir kere daha aynı metni göndersin. Yani cumhurbaşkanının ne diyeceğini bilmiyorsunuz mütalaasını bilmiyorsunuz ve biz aynı metni gene geçiririz göndeririz cumhurbaşkanına, yani cumhurbaşkanı ne derse desin bizim gözümüzde hiç kıymeti yok demek istiyorsunuz. Hukuka saygısızlık, anayasaya saygısızlık. Böyle bir şeyi, Türkiye’de, Demokratik bir ülkede nasıl yaparsınız? Ne hazindir ki bu kadar hukuka karşı tavır içinde olan bir iktidar, bir hükümet, bir başbakan , bakıyoruz Türkiye’ye her Allah’ın günü hukuk dersine vermeye çalışan batılı devletler tarafından el üstünde tutuluyor. Acaba neden?çünkü başka hiçbir hükümetten şimdiye kadar alamadıkları siyasi tavizleri bu hükümetten aldılar, dış politikada aldılar, Kıbrıs konusunda aldılar,Irak konusunda aldılar, AB konusunda aldılar, bir de ekonomik konularda aldılar. Ne isterlerse alıyorlar, ne isterlerse alıyorlar, Türkiye’yi haraç mezat pazarlayan bir anlayış. Önüne gelen tesisi hiç önemine bakmadan pazarlıyor. Tarım arazilerini pazarlıyor, önüne ne gelirse veriyor ve yabancılar da bundan çok memnun kalıyorlar. Onun için efendim, bu hükümet hukuka saygılı mı, anayasaya saygılı mı, cumhurbaşkanına saygılı mı onların umurunda bile değil. Bizim işimize yarıyor mu ona bakarlar. Baş danışmanı sayın başbakanın, gitti Amerika’ya basın önünde dedi ki bizim başbakanımızı delikten aşağı süpürmeyin kullanın dedi. Yani kullanın bizi dedi, daha ne desin? Kullanın bizi diyor. Böyle bir şeyin Dünya’ da örneği yok. Bunlar çok yanlış şeyler. biz ümit ediyoruz ki bu ilk seçimde temmuz ayında gidecek. Bu zihniyet Türkiye’nin yönetiminden gidecek. Türkiye’nin çıkarlarını koruyamayan, teröre karşı Türkiye’yi koruyamayan, Türkiye’nin haysiyetini itibarını Dünya’ da savunamayan ve sadece teslimiyetçi bir yaklaşımla dış politikayı yöneten bir hükümete Türkiye’nin daha fazla tahammülü yoktur.
Sunucu: Milyonlar toplandı sokaklarımızda ve Dünya’nın da çok ilgisini çekti bu mitingler. Siz bu mitingler hakkında ne düşünüyorsunuz katkıları nelerdir?
Öymen: Doğru. Bu mitinglerin en önemli katkısı şu, cumhuriyete sahip çıkıyor vatandaşlar milyonlarca insan cumhuriyete sahip çıkıyor. Bu iktidarın cumhuriyet karşıtı laiklik karşıtı davranışlarına karşı çok büyük tepki gösteriyor. Yani, böyle bir zihniyetin Türkiye’yi yönetmesini istemiyor. O meydanlardaki kırmızı Türk bayrağı iktidara karşı bir kırmızı kart gibidir. Yani, oraya insanlar hükümeti desteklemek için toplanmadılar, hükümete karşı bir hareket bu. Bunu bir türlü göremedi hükümet. Hala da göremiyorlar. Bunu sıradan bir olaymış gibi görüyorlar. Halk sizi istemiyor, hala halkın büyük çoğunluğu bizi destekliyor imajını vermeye çalışıyorlar. Bu yanlış. Yabancılar da çok şaşırdı çünkü Türkiye’de bazı ikinci cumhuriyetçiler, bu hükümeti desteklemeyi marifet sayanlar, her gece televizyonlarda boy gösterip hükümetin niçin her konuda haklı muhalefetin niçin her konuda haksız olduğunu savunmaya yeltenenler, yabancılarla konuşurken hep bu izlenimi yaratmaya çalışıyorlar. Efendim bu hükümet o kadar iyi ki çok liberal Dünya ile bütünleşmek istiyorlar, Dünya’ya açık, küreselleşmeyle barışık ve halkımız bunlara çok büyük destek gösteriyor siz muhalefete kulak asmayın, onlar küçük anlamsız bir siyasi harekettir ne varsa hükümette vardır, hep bunları anlatıyorlar. Şimdi, bunların tam tersi çıkınca ortaya, yani milyonlarca insan bu ikinci cumhuriyetçilerin söylediğini elinin tersi ile itince yabacıların hükümete gösterdiği itibara karşı tepki gösterince, bir anda şaşırdılar, ne oluyoruz dediler. Bana İngiltere’den, Fransa’dan, Latin Amerika’dan, İspanya’dan Almanya’dan, Japonya’dan, İsveç’ten pek çok televizyoncu geldi telefon ettiler veya buraya ekip yolladılar, ne oluyor Türkiye’de bir türlü anlayamadık diye sordular. Bir türlü anlayamıyorlar. Dedik ki halkı Müslüman olan bir ülkede laiklik yoksa demokrasi de yoktur. Dünya’da 57 tane ülke var halkı Müslüman olan, bunların içinde bir tek Türkiye demokratik bir ülke. Niçin? Çünkü bir tek Türkiye laik. Din ile devlet işlerini birbirinden ayırmışız. Dine çok saygılıyız, dini çok kutsal değerli bir varlık olarak görüyoruz ama Allah ile kul arasında, dinin siyasetse karıştırılmasına karşıyız. Bizim devlet sistemimiz bu, 1920’lerden itibaren biz dinle devlet işlerini birbirinden ayırmışız aynen sizin Avrupa’da, Amerika’da yaptığınız gibi. Biz bunu yapıyoruz ve bu sayede biz Türkiye’yi bir demokrasi haline getirdik. İşte bu hükümet bunu tersine çevirmek istiyor. Yani, devletin din kurallarına göre yönetilmesi doğrultusunda adımlar atıyor. En ilgisiz kuruluşların başına mutlaka din eğitimi görmüş insanları getiriyor yani devleti dinselleştiriyor. Ve din kurallarına göre devleti yönetmeye kalkıyor. Onların istediği Türkiye’nin, Atatürk’ün kurduğu laik demokratik yapıdan uzaklaşıp bir Ortadoğu ülkesi haline gelmesi, bir radikal İslam ülkesi haline gelmesi, bunun için çalışıyor. Amerika’nın politikası biraz bu hükümeti desteklemeyi öngörüyor. Çünkü, büyük ölçüde, en azından yakın zamana kadar biz o izlenimi alıyorduk, Amerika diyor ki Dünya’da 1.3 milyar Müslüman yaşıyor ve bunların %1’ i radikal şiddet yanlısı insan olsa 13 milyon düşmanımız var bizim diyor nasıl baş edeceğiz 13 milyon insanla? Ilımlı İslam’ı bir silah gibi kullanarak ve kim ılımlı İslam Türkiye. Yani, Türkiye’yi Amerika radikal Müslümanlara karşı bir silah gibi kullanıp stratejik bir şekilde değerlendirip bu radikal İslami cereyanlarla başarılı bir mücadele yapmayı umuyor. Biz de bunu anlattık ki Amerikalılara şunu anlattık ki bu yanlıştır, böyle bir yöntem olamaz. Ilımlı İslam nerede biter, radikal İslam nerede başlar bunu kestiremezsiniz. Bakın, İran bir süre önce ılımlı bir İslam ülkesi idi. Ne oldu da birden radikal İslam’a dönüştü? Aynı şekilde Irak’ da böyle radikal Müslüman cereyanlar yakın zamana kadar yoktu. Evvelce Cezayir’de de yoktu, Mısır’da da yoktu. Nasıl çıktı bunlar ortaya? Bunun sınırını koyabilmek mümkün değil. onun için bu yanlış yaklaşım. Radikal akımlara karşı en iyi çare demokrasidir dedik. Halkı Müslüman olan ülkelerde demokrasi ancak laiklikle olur yani Türkiye modeli en uygun modeldir dedik bütün bu ülkeler için. Neticede, bunu anlayanlar oldu. Amerika’ da şimdi pek çok yayın yapılıyor, daha yeni çıktı bir makale ve bu hükümetin çok yanlış iş yaptığını söylüyorlar. AKP hükümetinin gerçekten laikliğe karşı bir tavır sergilediğini belirterek çok yanlış bir politika izlediğini söylüyorlar. Daha geçenlerde, ‘Pipes’ diye ünlü bir enstitüleri var, onun başındaki zat da bu doğrultuda bir makale yazdı. Rubin var aynı şeyleri yazıyor, New York Post gazetesi yazıyor. Washington Enstitute bunları yazıyor. Yani Amerika’da, AKP’nin danışmanları vasıtasıyla yaratmak istedikleri bu propaganda havasına karşı bir tepki oluşmaya başladı. Bunlar seçimlerde Amerika’nın desteğini sağlayacağız diye ne isterseniz yaparız biz aynen sizin gibi düşünüyoruz, sizin istemediğiniz hiçbir şeyi yapmayız havasını vererek Amerika’yı seçimlerde kendilerine destek olmaya çağırıyorlar idi. Fakat şimdi Amerika’da değişik bir rüzgar esiyor, her ne kadar Dışişleri Bakanı Rice gene bu doğrultuda demeç verdiyse de, Amerika’da diyorlar ki Türk halkı kimi seçerse biz onunla çalışırız, karışmayız. Şimdi, bir iddia da şu, Amerikalılar da gördüler bunların tek başına iktidar olamayacağını, acaba başka bir merkez sağ partiyi bunlarla koalisyon yapsak AKP’yi sulandırılmış bir şekilde de olsa iktidarda tutabilir miyiz diye hesaplar yapıyor olabilir diyorlar. Biz buna pek ihtimal vermek istemiyoruz ama, bu düşünceyi de savunanlar var. Bütün partiler seçimlerden sonra izleyeceği tavrı açıkça ortaya koymalı. Biz diyoruz ki CHP olarak seçimlerden sonra AKP ile koalisyon yapmayacağız, hiçbir şekilde yapmayacağız. Başka partiler de diyebiliyor mu onu? Hangisi diyebiliyor sormak lazım. Hangi parti bu kadar açık söyleyebiliyor? Söyleyemiyorsanız o zaman halk düşünecektir oy verirken. Biz acaba AKP iktidardan gitsin diye, AKP’ye karşı bir tavrı sergilemek için oy kullanırken acaba AKP’yi koalisyon yoluyla iktidara getirecek bir yaklaşım mı benimsiyoruz diye düşünecektir halk. Benim kanaatim meydanlara dökülen binlerce insan böyle bir koalisyon yoluyla AKP’ye payende olacak partilere oy vermeden önce iki kere düşünecektir. O bakımdan biz diyoruz ki bütün bunların çıkış noktası CHP iktidarıdır. Deniz Baykal’ın başkanlığında Atatürk’ün kurduğu, Atatürk’ün çizgisinden hiç sapmayan, Türkiye’nin çıkarlarını savunan Dünya ile barışık, çağdaş görüşleri temsil eden laik, uygar bir anlayışı CHP Türkiye’de iktidara getirecektir. Biz onun için çalışıyoruz.
Sunucu: Bu ittifaklar hakkında ne düşünüyorsunuz?
Öymen : Biz CHP olarak, öteden beri böyle bir birleşme istiyorduk. Sayın genel başkanımız defalarca çağrıda bulundu. Hatta dedi ki bir defasında, DSP bize en yakın partidir. DSP’yle bütünleşmeyi isteriz hatta tek çatı altında bütünleşmeyi isteriz bunu defalarca söyledik. Ne yazık ki DSP tek çatı altında birleşmeyi kabul etmedi fakat halkın beklentilerini de dikkate alarak, biz tek çatı altında olmasa da böyle bir birlikteliği kabul ettik, esneklik gösterdik, yeter ki, güçlerimizi birleştirelim ve bu iktidarı devirelim diye. Bununla da yetinmedik. Dedik ki cumhuriyete sahip çıkan insanlar fakat solda olamayan insanlarla da beraber olalım birlikte çalışalım. Şimdi görüyoruz ki evvelce ortada, liberal kanatta, merkez sağda olan bazı değerli politikacılar da bizim bu çağrımıza cevap veriyor. Sayın Kesici’nin CHP’ ye katılması çok anlamlıdır. Evvelce merkez sağın liderlerinden biriydi ve dürüst bir bürokrattı devlet planlama müsteşarıydı. Şimdi o bu çağrıyı aldı ve geldi partimize katıldı. Yani, geçen gün yaptığımız törenle CHP’ ye üye oldu ve seçimlerde CHP’den aday olmak için başvuruda bulundu. Bu çok önemli bir gelişmedir aslında. Aynı zamanda şunu da gösteriyor ki, artık Türkiye’de insanlar ulusal çıkarlar söz konusu olduğu zaman, geçmiş siyasi hayatlarını bir tarafa bırakabiliyor ve cumhuriyetin bayrağı altında birleşebiliyorlar. Çok ilginçtir, gazetecilerin sorusuna karşılık, nasıl yaptınız bunu, siz eskiden sağ politikacıydınız diye, İlhan Kesici Atatürk’ ün bir sözünü söyledi, ‘Mevzu bahis olan vatansa, gerisi teferruattır.’ Şimdi, bu son olaylar da gösteriyor ki mevzu bahis olan vatandır, gerisi teferruattır. Şimdi, sağdaki birleşmeye de bu gözle bakalım. Sağda da ırmaklar eski yataklarına giriyor ve aralarında çok büyük ideolojik fark olmayan sağ partiler de birleşiyor. Bu ilke olarak olumlu. Yalnız, eğer bu birleşmenin hedefi veya muhtemel sonucu, AKP’ye bir koalisyon ortağı olarak onları iktidara getirmekse işte bu yanlış. Şimdi, bizi şaşırtan şu oluyor, AKP’nin anayasa değişikliği girişimine bakıyoruz bu partiden destek var. onlar olmasa AKP’nin gücü yok sayısı yok. Ama bunlar, efendim, biz öteden beri bunu istiyorduk, cumhurbaşkanını hak seçsin istiyorduk işte bakın iktidar da buna yanaşıyor hadi birlikte olalım. Üç gün önce karşı kamplarda yer almışlar, bir anda bu iktidara çok yakın bir tavır içine girdiler. En azından şunu söyleyebilirlerdi. Biz bunu düşünüyoruz ve hala da bu görüşü savunuyoruz ama bunun tartışılması için zaman yok. Basında tartışılacak, mecliste tartışılacak, barolarda tartışılacak, üniversitelerde tartışılacak yeni bir seçim sistemi ve bu işi gelecek parlamentoya bırakalım diyeceklerdi. Gelecek parlamento yine eskisi gibi seçsin ama sonra anayasada ne gibi değişiklikler yapılabilir buna bakalım. Bu arada bizim böyle görüşlerimize böyle deseler, kimse bir şey demeyecek. Hayır. Sıkboğaz edip bu seçime yetiştireceğiz. Anayasa değişikliğini hemen yapacağız ki gelecek meclis seçemesin cumhurbaşkanını doğrudan seçim yapalım. Biz buna itiraz edince vay efendim halktan mı kaçıyorsunuz. Öyle bir izlenim yaratmaya çalışıyor ki sayın başbakan, hükümet sanki halkın doğrudan doğruya cumhurbaşkanını seçimini istemiyorsanız zannediyor ki bu halktan kaçmaktır. Zannediyor ki bu demokrasiye karşı bir davranıştır. Dünya’ dan haberleri yok. Dünya’ nın en demokratik ülkelerinde cumhurbaşkanlarını meclis seçiyor. Mesela İsviçre’de meclis seçiyor, İtalya’da meclis seçiyor, Yunanistan’da meclis seçiyor. Almanya’da da direk halk seçmiyor, meclis üyelerinden, eyalet temsilcilerinden oluşan bir kurul seçiyor. Peki bunlar demokratik ülkeler değil mi? Almanya’da İsviçre’de İtalya’da politikacılar halktan mı kaçıyorlar? Yani, hiçbir mantığı yok söylediğinin. Vatandaş bunları bilmediği için bu iktidar bol keseden atıyor, böyle umumi laflarla halkı ikna edebileceklerini zannediyorlar ama biz de anlatıyoruz işte burada sizin vasıtanızla. Kaldı ki, cumhurbaşkanını halkın doğrudan doğruya seçtiği bazı, ülkeler var, mesela Fransa, orada çok ciddi problemler var. orada, halkın doğrudan seçmesi için 1958 yılında yeni bir anayasa yaptı Fransızlar De Gauelle’ yi iktidara getirmek için. Fakat öyle bir anayasa yaptılar ki bugün, Fransız hukukçular diyor ki Avrupa’nın en anti-demokratik anayasası Fransa anayasasıdır. Çünkü devlet başkanına bazı anti demokratik yetkiler vermiş. Bunu mu istiyorsunuz? Ha onu istemiyoruz biz de başka şey istiyoruz, Avusturya sistemi istiyoruz. Yani Avusturya sistemi iyidir de İsviçre kötüdür. Değil mi, Fransa iyidir de Almanya kötüdür. Bunu diyebilir misiniz? Bunların hepsi demokratik ölçüler içinde tarihi gelişimden süzülerek gelen sistemler. Şimdi biz, cumhuriyeti kurduğumuzda, halkın doğrudan seçimi ile cumhurbaşkanlarının seçilebildiği ülkeler yok muydu? Amerika öyleydi. Atatürk bilmiyor muydu Amerika’da böyle bir sistem olduğunu. İstese kendisini doğrudan doğruya halka seçtiremez miydi. Niçin meclisi ön plana çıkartıyor, niçin milli iradenin en yüksek tecelli ettiği yer olarak meclisi seçiyor, işte bunu düşünmek lazım. Atatürk parlamenter sistemi Türk devlet yapısına en uygun sistem olarak düşünmüş. Kendisini de meclis seçmiş. Atatürk defalarca meclis tarafından cumhurbaşkanı seçilmiş. İsmet Paşa öyle seçilmiş, Celal Bayar öyle seçilmiş. Yani bugüne kadar bütün cumhurbaşkanlarımız demokrasi yoluyla seçilmiş meclis yoluyla seçilmiş. Şunu mu iddia ediyorsunuz siz, Atatürk zamanından beri bütün bu yapılan işler demokratik değildi halka karşıydı, politikacılar halktan kaçmıştı. Böyle mi? Celal Bayar da mı öyle seçildi? Yani Celal Bayar’ın seçimini de siz anti demokratik olarak mı görüyorsunuz? Dünya’ da cumhurbaşkanını doğrudan seçen birçok ülke var Latin Amerika’da filan onlarda da bir türlü istikrara kavuşulamıyor, askeri darbeler oluyor filan. Neticede, bu iktidarın bu davranışları ne kadar yanlışsa bu iktidarın yanlış davranışlarına partilerin destek olmaya çalışması da yanlış. Yani siz bir taraftan bu iktidarı gece gündüz eleştireceksiniz, bir taraftan da onların ekmeğine yağ süreceksiniz, onların her istediğini yapacak bir noktaya geleceksiniz bu anayasa değişikliği konusunda olandır. Yapılacak iş nedir? yapılacak iş bunu daha fazla zorlamamaktır. Gelecek seçime bırakmaktır, gelecek parlamentoya bırakmaktır. Bırakınız parlamento serbestçe tartışsın. Siz de görüşünüzü söyleyin, başkaları da söylesin, hukukçularda söylesin, gazeteciler de söylesin, üniversitelerde tartışalım, seminerler yapalım, ne var bunda? Hayır illa olacak hemen olacak. Niçin? çünkü Sayın Gül’ ü seçtiremediniz içinizde kaldı. Yani bütün anayasaya aykırı yöntemleri denediniz olmadı baskı yaptınız olmadı, milletvekillerini ikna etmeye çalıştınız teker, teker olmadı. Yapamadınız beceremediniz duvara tosladınız. Ama bu yenilgiyi içlerine sindiremiyorlar. Hukuk kazandı, hukuk zaferi. Demokrasi kazandı. Siz kaybettiniz. Ha siz misiniz bize seçtirmeyen Gül’ ü, bu yöntemle biz gene Gül’ ü seçtirmek için bu sefer anayasayı değiştiririz. Yeter ki istediğimiz gibi gol atalım, atamayacaksınız. Seçtiremeyeceksiniz. Zorlamayın diyoruz, sistemi zorlamayın demokrasiyi zorlamayın.Dünya’ da hiçbir yerde hiçbir zamanda örneği olmayan bir işe kalkışmayın. Ama laf dinleyecek halleri yok.bunların gözü dönmüş. Adeta gözlerini bir iktidar hırsı bürümüş. Her halükarda biz istediğimizi yapacağız diyor. Yapamazsınız diyoruz biz de, eğer Türkiye bir hukuk devleti ise her istediğinizi yapamazsınız.
Sunucu: CHP nasıl bir cumhurbaşkanı istiyor?
Öymen : Cumhurbaşkanı seçilecek insanın milletin büyük çoğunluğunun benimseyeceği bir insan olması lazım. Cumhurbaşkanı demek milletin tümünü temsil edecek insan demek. Böyle bir insanın mümkün olduğu kadar geniş bir halk desteğine sahip olması lazım. Siz beş sene önce aldığınız bu %35 oyu şimdi bu cumhurbaşkanlığı seçimine tahvil etmek istiyorsunuz. Yanlış olan bu beceremediğiniz bu. Yapamadınız. Ama istediğiniz buydu. Bir kere daha mecliste böyle bir çoğunluk alamam veya böyle bir duruma gelemem deyip, eski çoğunluğunuza dayanarak istediğiniz insanı seçtirtmek istediniz. Halbuki cumhurbaşkanı uzlaşmayla seçilecek, yani siyasi partiler oturacaklar, bir aday üzerinde anlaşacaklar. Nasıl bir aday olacak işte Sayın Ahmet Necdet Sezer gibi. Bakınız yedi senedir iktidarda ve yedi senenin sonunda halkın büyük bir bölümünün hala desteği var. Sayın Sezere %70’in üzerinde halk desteği var. halk böyle bir cumhurbaşkanı istiyor. Sizin dayatacağınız türden bir cumhurbaşkanı istemiyor. Nasıl bir cumhurbaşkanı, cumhuriyetin temel değerlerine sahip çıkacak, hukukun üstünlüğüne inanacak, Atatürk’ün ilkelerini içtenlikle benimseyecek. Halkın çıkarlarını özveriyle savunacak dürüst olacak, kişisel menfaat gözetmeyecek. Türkiye’nin yurt dışındaki itibarını yüksek tutacak, halkın güveneceği bir insan olacak. İşte böyle bir insanı bulup seçeriz Türkiye’de böyle insan yok mu?buluruz seçeriz otururuz uzlaşırız, bunu istemiyorlar. Biz kimi dayatırsak o olacak, diyorlar. Nereden gelecek peki bu aday, eskiden anayasa mahkemesinin kapattığı bazı partiler var, o partilerin geleneğinden gelecek. Yani, laikliğe cumhuriyetin temel değerlerine karşı fikirleri açıkça savunmuş bir insanı zorla cumhurbaşkanı yapmaya çalıştılar olmadı. Halk buna tepki gösterdi bir dip dalgası geldi. Hukuk tepki gösterdi çünkü, yaptığınız iş, uyguladığınız yöntem anayasaya aykırıydı. Ve biz tepki gösterdik. Biz CHP olarak biran önce tepki göstermesek bunu engelleyemezdik. Çünkü anayasa mahkemesi kendi kendine karar alamıyor. Bir siyasi partinin başvuruda bulunması lazım, biz bunu yaptık. Biz başvurmasaydık, Sayın Gül şimdi cumhurbaşkanı olacaktı. Anayasaya aykırı bir yöntemle . yani, CHP bu dönemde ne yaptı diye soranlar olursa, 1 Mart tezkeresine mani olarak nasıl büyük bir katkı sağladıysak millete bu Sayın Erdoğan’ın Sayın Gül’ ün cumhurbaşkanlığına mani olarak da halkımıza çok büyük bir hizmette bulunduk biz buna inanıyoruz. Tarihimize büyük bir hizmette bulunduk. Atatürk’ ün koltuğuna Atatürk ilkelerini benimsemeyen insanları oturtmadık. Bu bizim yaptığımız en büyük hizmettir ve ben şahsen böyle bir parlamentoda CHP’nin bir üyesi olarak görev yapmış olmaktan daima gurur duyacağım.
Sunucu: AB ile müzakere sürecinde şu anda gelinen nokta nedir?
Öymen: Şu anda gelinen nokta şudur, maalesef bu hükümet 2004 yılının Aralık ayında yapılan zirvede çok büyük bir taviz verdi AB’ye. Genel başkanımız Sayın Deniz Baykal o gün yaptığı basın toplantısında aman dedi bu tavizi vermeyin, imzalamadan bu metinleri gelin Türkiye’ye birkaç ay sonra yeniden müzakere ederiz daha iyi bir metin çıkartırız diye. Şimdi, orada Güney Kıbrıs’ın meşrulaştırılmasını öngören bir taahhütte bulundu hükümet yazılı olarak. İşte Ek Protokol’ü imzalayacağız diyor, Ek Protokol’ un ne olduğunu kimse bilmiyor. Ek Protokol Güney Kıbrıs’ ı diğer AB ülkeleri ile eşit duruma getirecek bir belgedir. Bunu yaptığınız zaman onların uçaklarını hava alanlarımıza kabul edeceksiniz, gemilerini limanlarımıza kabul edeceğiz. Peki onlar aynı zamanda Kuzey Kıbrıs’ın uçaklarını gemilerini kabul edecekler mi? Hayır etmeyecekler. Biz tek taraflı kabul edeceğiz. Bu isteniyor. Biz yapmayın, vermeyin dedik bu tek taraflı tavizi, verdiler. Ondan sonra, bir antlaşma imzaladılar, 29 Temmuz 2005’te bu Ek Protokol’ü imzaladılar ama imzalamak yetmiyor bir de onay lazım, meclise getireceksiniz onaylatacaksınız, cesaret edemediler. Yani meclise gelirse AKP’lilerin de oy vermeyebileceğini 1 Mart’taki gibi düşündüler, getiremediler. İki senedir de bu olay kapandı daha meclisin kapısından içeri getiremediler. Gelmeyince bu protokol, onaylanmayınca AB dedi ki siz söz verdiniz uygulayamadınız, o zaman biz de size ceza olarak üyelik müzakeresindeki 34 başlıktan 8’ini donduruyoruz ve geri kalan bütün başlıkları da Kıbrıs konusunda bizim sizden istediğimiz tavizi vermenize bağlıyoruz. Yani, öbürlerinde başlasak bile, siz Kıbrıs konusunda bizim dediğimizi yapmazsanız sizinle bu müzakereleri, açılan başlıklarda bile geçici olarak sonlandırmayız. İşte vardığımız yer burası. Bu hükümetin izlediği yanlış politikanın getirdiği yer burası. Kaldı ki Türkiye’nin önüne çıkan Sarkozy gibi bazı siyaset adamları hiçbir zaman şunu demediler, Kıbrıs’ta Türkiye şunu yaparsa biz de politikamızı değiştiririz Türkiye’nin üyeliğini destekleriz demediler. O bakımdan sizin Kıbrıs’ta vereceğiniz tek taraflı taviz, boşuna atılmış bir adım olacak, hiçbir işe yaramayacak. Çünkü başka sebepten Türkiye’nin üyeliğine karşı çıkanlar Kıbrıs’ı önümüze bir bahane gibi çıkartıyorlar. Bazıları, bazı iş adamları, bazı yazarlarımız, bazı televizyon yorumcularımız zannediyorlar ki, AB ile olan bütün sıkıntılarımız Kıbrıs’tan kaynaklanıyor, bir taviz versek Kıbrıs’ta açılacak bütün kapılar. Alakası yok. Adam size hiçbir zaman Kıbrıs konusunda taviz verirseniz AB’nin kapılarını açarız size demedi. Şimdi, Sarkozy’nin söylediğine bakın, daha yeni söyledi, dün Brüksel’ de Barosso ile görüşürken, biz Türkiye’nin üyeliğine kesinlikle karşıyız. Şimdi, diyorlardı ki gene Türkiye’deki bazı iyimser çevreler, tırnak içinde söylüyorum çünkü bu kadar iyimserlik ancak saflıkla izah edilebilir. Efendim, siz bakmayın Sarkozy’nin öyle dediğine bunlar seçim konuşmasıydı, iç politika için yapılmış seçim konuşmasıydı, seçimlerden sonra ağız değiştirecek. Şimdi ne diyor sarkozy? Hala aynı şeyleri söylüyor. Hani seçim konuşmasıydı? Bir de insanlar yanlış bir değerlendirme yorum yapınca utanmasını bilmeli, özür dilemesini bilmeli. Efendim, biz öyle tahmin etmiştik ama öyle değilmiş demek ki bunun tutumu demeleri lazım. Ama onu da demiyorlar. Türkiye’de gerçekten bu teslimiyetçi zihniyeti savunanların, bazı köşe yazarları var içlerinde bazı, maalesef üniversite öğretim üyeleri var, politikacılar var. Yani, bunların Türkiye’ye yaptığı kötülüğün haddi hesabı yoktur. Türk halkına Türk halkını yanıltma doğrultusunda yaptıkları yanlış değerlendirmelerin Türkiye’nin çıkarlarına karşı hep başkalarının sözcüsü gibi konuşmalarının gerçekten Türkiye’ ye ne kadar büyük zarar verdiği ilerde anlaşılacak.
Biz Ankara da çeşitli büyükelçiliklere görevimiz gereğince davet ediliyoruz, yemeklere, davetlere toplantılara gidiyoruz, hepsinde bunlar var, şaşarsınız aynı insanlar. İkinci cumhuriyetçiler. Hep yabancıların her konuda haklı ve Türkiye’nin ulusal çıkarlarını savunanların her konuda haklı olduğunu söyleyen insanlar. Hep oradalar. Bir yabancı devlet adamı mı gelecek, bir yabancı dışişleri bakanı mı gelecek, muhalefetle görüştürmüyorlar bunlarla görüştürüyorlar. Bunların arkasında bin tane oy yok. Bizim arkamızda milyonlarca insan var. bunları görmezden geliyorlar, bu insanlarla görüştürüyorlar.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.