Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Olay TV – Kuzey Irak’a Sınır Ötesi Operasyon, AB ve Türkiye’deki Eğitim Sistemi Hakkında
OLAY TV 26-6-2007 ONUR ÖYMEN
Sunucu: Sizin çok iyi bir bürokrat ve hariciyeci olduğunuzu herkes biliyor efendim. Peki kendinizi başarılı bir politikacı olarak görüyor musunuz?
Öymen: Bunu takdir etmek vatandaşlara aittir. Kendimiz hakkında bir yargıda bulunmak istemeyiz. Önemli olan memlekete ne ölçüde hizmet edebildiğimiz eğer bir faydamız dokunduysa ve dokunuyorsa ne mutlu bize. Aşağı yukarı 4,5 yıldır görev yapıyoruz mecliste. Meslek hayatımızdaki tecrübelerimizden siyasette de yararlanmaya çalışıyoruz. Meclisteki arkadaşlarımıza da çeşitli alanlarda bilgi vermeye çalışıyoruz görüşlerimizi aktarıyoruz. Birçok konuda da mecliste AKP’li arkadaşlarımızın bizi dikkatle dinlediğini ve birçok noktada bize hak verdiğini gördük. Başta 1 Mart tezkeresi olmak üzere. Meclisin o kararı belki tarihe geçecek kadar önemlidir. Atatürk’ ün koyduğu yurtta sulh, dünyada sulh politikası neredeyse tehlikeye giriyordu. Onun önlenmesinde meclisin çok büyük rolü oldu. 99 tane AKP’li milletvekili bizimle birlikte oy kullandı ve bu sonucu aldık. Zannediyorum o kararda da o AKP’li arkadaşlarımızın bizim bu görüşlerimize itibar etmelerinin de bir rolü olmuştur.
Sunucu: Şu anda o 99 vekilden kaç tanesi tekrar aday oldu biliyor musunuz?
Öymen: Onu bilemeyeceğiz. Ama bildiğim şu ki o dönemde o 1 Mart tezkeresi lehinde oy kullanan vekillerinde önemli bir bölümü iyi ki reddedilmiş tezkere dediler bize. Zannediyorum bazı bakanlar da aynı şeyi söylemiş fakat belki kamuoyuna söylemekten çekinmiş olabilirler.
Sunucu: Hudson Enstitüsü toplantısına katılan kişiler hakkında Mazlum-Der Ankara Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuş bugün. Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Öymen: Sırf hükümete yakın, hükümetin içindeki bazı siyasetçilerin, bunu bir vesile sayarak silahlı kuvvetleri bir hedef haline getirmeye çalıştıklarını üzüntüyle gördük. Bu hiç doğru değildir. Yapılan iş yanlıştır ama ciddiye alınmayacak kadar önemsiz bir konudur. Kalkıp da birileri bir toplantıda, ileri geri görüşlerini açıklıyorlarsa kalkıp da bunu Amerikan hükümetinin resmi görüşü gibi kabul etmek söz konusu olamaz. Bazıları da kalktılar haritalar yayınladılar. Türkiye’nin topraklarının bir bölümünde başka devletler kurdular. Bütün orta doğunun haritasını değiştirdiler. Bunları biz ciddiye almıyoruz. Hepimizi üzüyor böyle şeyler. Tepki de göstermek gerekiyor tabii fakat bunları Türkiye’yi parçalamak isteyen bir yabancı devletin komploları gibi değerlendirirsek biraz mübalağa etmiş oluruz. Hudson Enstitüsü aslında muhafazakârlara yakın bir kuruluştur ama Amerika’ nın ciddi kuruluşlarından biri sayılır. Böyle bir kuruluşta böyle bir toplantının yapılmış olması, böyle senaryoların tartışılmış olması, eğer doğruysa ki, doğru olmadığını da kendileri açıkladılar ama eğer doğruysa gerçekten hepimizi üzecek tepkiye sevk edecek bir olaydır. Buna bakarak Türkiye’nin bütünlüğü tehlikeye gidi şimdi ne yapacağız gibi bir endişeye kapılmak mümkün değildir. Genelkurmay Başkanlığı da zaten askeri katılımcılarla ilgili bir açıklama yaptı. Bu konuda da biz ayrıca bir açıklamaya gerek görmüyoruz. Silahlı kuvvetleri hedef haline getirmek için bazı çevreler, iktidara mensup bazı danışmanlar da olur olmaz beyanlarda bulunuyorlar. Bunlar doğru değildir. Her ülke silahlı kuvvetlerine sahip çıkar. Silahlı kuvvetler ülkenin güvenliği açısından en önemli kurumların başında gelir. Silahlı kuvvetlerin moralini yüksek tutmak hepimizin ortak görevi olmalıdır.
Sunucu: Pusula’07 yi açınca bir cümle göze çarpıyor. “Ulus, devlet, ünİter devlet, laik cumhuriyet” ve ardından bir cümle var, “Bu hassas denge içeriden ve dışarıdan tehdit altındadır”. Bunu somut bir şekilde örnekleyebilir misiniz?
Öymen: Türkiye’de doğrusunu isterseniz, şimdiye kadar biz devletin rejiminin bu kadar tehdit altında olduğu bir dönemi yaşamadık. Türkiye’de önemli bir rol oynayan, çok uzun zamandan beri Türk kamuoyu üzerinde çok etkili olan Cumhuriyet Gazetesi mesela, aylardan beri bir manşet atıyor, “Tehlikenin farkında mısınız” diye. Bu boşuna söylenmiş bir söz değil. Milyonlarca insan cumhuriyet tehdit altındadır diye cumhuriyete sahip çıkmak için meydanlara dökülüyor. Bu herhalde sebepsiz bir tepki değil. Vatandaşlar bunu hissediyorlar. Bir taraftan yurtiçinde rejimi rayından çıkartmak isteyen, Atatürk’ün kurduğu laik demokratik cumhuriyeti hedefinden saptırarak, Türkiye’yi bir din devleti bir Orta Doğu ülkesi neredeyse bir Arap ülkesi haline getirmek isteyen bir zihniyet var iktidarda. Bunu açıkça söylüyorlar. İktidarın en yüksek bürokratik makamı, başbakanlık müsteşarlığına getirilen zatın yayınladığı bir makale var. Çok açık bir şekilde laik cumhuriyetin yerine bir İslam devletine yönelmeliyiz diyor. Hükümet bunu görevinde tuttuğu şöyle dursun şimdi de milletvekili adayı yapıyor. Demek ki bu zihniyet hükümete ters düşmüyor. Demek ki onların da zihniyeti bu. Hala sözümün arkasında duruyorum diyor. Kalkıyor meclis başkanı “Laikliği yeniden tarif edelim diyor”. Yani yüzyıllardan beri Dünya’ da tarif edilmiş. Herkes ne anlama geldiğini çok iyi biliyor. Ama yeniden tarif edeceksiniz ki laikliği herkesin kabul ettiği çerçevesinden çıkarasınız. Şu onları rahatsız ediyor. Laiklik demek din ile devlet işlerini birbirinden ayırt etmek demek. Bu dine karşı bir tavır değil. Herkes dine saygılı. En başta CHP vatandaşın dinine inancına vidan özgürlüğüne tam saygı gösteriyor. Bu ayrı bir iş. Ama devleti din esasına göre yönetmek ayrı bir iş. İran örneğin, devleti din esasına göre yöneten bir ülkedir. Böyle mi olmak istiyorsunuz? Suudi Arabistan, devletin dine göre yönetildiği bir ülkedir. Böyle mi olmak istiyorsunuz? Dünyada halkı Müslüman olan 57 ülke var. Fakat bunların hiçbiri bir demokrasi değil. Çünkü hiçbirinde laiklik yok. Türkiye hariç. Atatürk’ ün kurduğu rejimin önemi burada çıkıyor ortaya. Atatürk’ ün kurduğu rejim sayesinde Türkiye gerçek bir demokrasi haline gelmiş. Bizden başka bunu yapabilen bir tek Bangladeş oldu. Laik bir cumhuriyet olarak kuruldu. Fakat sadece 5 yıl dayanabildi İslamcıların baskılarına. Sonunda bir din devleti haline geldi.
Dış tehdit konusunda şöyle bir tablo var. Kuzey Irak’a yerleşmiş bir terör örgütü Türkiye’nin güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Oradan sınırımızı geçen teröristler hem sivil halka saldırıyorlar. Hem de askerlerimize saldırıyorlar. Bu örgütü engelleyecek hiçbir güvenlik gücü yoktur Kuzey Irak’ta. Biz sorduk Amerikalılara kimdir dedik şu sırada Kuzey Irak’ta bu terör örgütüyle mücadele etmekten sorumlu olan hangi güvenlik gücüdür diye. “Hiçbir güvenlik gücü değildir” dediler. Düşünebiliyor musunuz? Dünya’ nın hiçbir yerinde bunun örneği yok. bir terör örgütü olacak fakat hiçbir güvenlik gücü bu terör örgütünü bertaraf etmekle görevli olmayacak. Ne Irak hükümeti bunu yapmaya gönüllü, ne de orada 150bin askeri olan Amerika bir şey yapmaya gönüllü. Orada Barzani ve Talabani sayın Genelkurmay başkanımızın tabiriyle bunlarla mücadele etmek şöyle dursun bunlara destek oluyor diyor. Demek onlar da gönüllü değil. Kim yapacak? Bir tek Türkiye yapabilir. Türkiye’nin de yapmasına engel oluyorlar. Tablo bu.
Sunucu: Siz iktidarda olsaydınız Kuzey Irak’ta böyle bir yapılanma olabilir miydi?
Öymen: Olamazdı. Biz daha Amerika’nın müdahalesinden önce biz Şubat 2003 tarihinde üst üste açıklamalar yaptı mecliste. Dedi ki hükümete, “Lütfen derhal meclisten yetki alın ve sizden önceki hükümetlerin yaptığı gibi Kuzey Irak’a asker gönderin sınır güvenliğini sağlayın, teröristlerle mücadele edin”. İktidar bunu yapamadı. Biz, yapacaktık. Kendimiz söylüyoruz iktidar olunsak yapmaz mıydık? Gayet tabii, meclisten yetki alacaktık ve daha önceki hükümetlerin yaptığı gibi sınır güvenliğini sağlayacaktık. Çünkü bizim sınırımızın coğrafyası dolayısıyla sınırı sadece Türkiye’den korumak kabil değil. Çok yüksek dağlar var. Mecburen Irak tarafından koruyacaksınız. İşte bunu da Türkiye’den başka kimse yapamaz. Yapmadılar. Yapamadılar. İki kere yetki aldılar meclisten. Bir tanesi 20 Mart 2003 tarihinde. Bir tanesi 7 Ekim 2003 tarihinde. Yerine getiremediler. Yetkileri olduğu halde Irak’a asker gönderip orada teröristlerle mücadele edemediler. Bugün başımıza gelen sıkıntıların kökünde bu yatıyor. Korktular çekindiler Amerika izin vermezse ne yaparız dediler. Korkuyla devlet idare edilmez.
Sunucu: Pusula ’07 de çok kesin bir iddia var bu Dubai anlaşmasının gerçekliğiyle ilgili.
Öymen: 22 Eylül 2003 tarihinde devlet bakanı Sayın Ali Babacan, Dubai’de Amerikan hazine bakanıyla bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma Türkiye’ye Amerika’nın 1 milyar $ hibe vermesini öngörüyor. Ama karşılığında Türkiye’de Kuzey Irak’a asker göndermemeyi kabul ediyor. Bu basına sızdı. Biz buna çok büyük tepki gösterdik. Ve hükümet bu anlaşmayı onay için meclise getiremedi. Yürürlüğe girmedi. Girmesi için imzalanan anlaşmanın mecliste onaylanması lazım. Bizim ve kamuoyunun tepkisi üzerine meclise getiremediler. Sonunda devlet bakanı Ali Babacan dedi ki “Bizim zaten bu paraya ihtiyacımız yoktu. Onun için getirmedik.” Yani attan düşen süvari biz zaten inecekmiş dermiş. Bu da onun gibi. O paraya ihtiyacınız yoksa bu anlaşmayı niye imzaladınız? Biz dedik ki cumhuriyet tarihinde bunun örneği yoktur. Para karşılığında siyasi taviz vermenin örneği yoktur. Siz para karşılığında Kuzey Irak’ta sınırı koruma hakkınızdan vazgeçtiniz. Bunu yapamazsınız. Yani Amerika izin verirse sınırınızı koruyacaksınız, vermezse korumayacaksınız. Böyle şey olur mu? Böyle onurlu devlet olunmaz.
Her ülke sınırını korumakla görevli. Irak sınırını korumakla görevli. Aramızda yapılmış anlaşma var. 1926 tarihli anlaşmaya göre sınırın iki tarafında 75 kmlik güvenli bölge olacak. Siz bu bölgenin güvenliğini sağlamakla görevlisiniz. Ortak sınır komisyonu olacak. Bunların hiç birini yapamıyor Irak. O zaman Amerika yapacak. O da yapmıyor. O zaman ben yapacağım. Birisinin bu sınırı koruması lazım. Dünyada hiçbir ülke sınırını korumamazlık edemez. BM’nin kararları var. BM Güvenlik Konseyi’nin oy birliğiyle aldığı kararlar var. Ama uygulamıyorlar. Biz yapmak zorundayız bunları başka çaresi yok.
Sunucu: Siz o tezkere zamanı ABD’nin bu talebi karşısında ne yapardınız?
Öymen: Amerikalılara laf anlatmak sanıldığı kadar zor değildir. Meslek hayatımızda biz hep bu konularda çalıştık. Hatta şu kadarını söyleyeyim size belki şaşıracaksınız, Amerikalılara laf anlatmak Avrupalılara anlatmaktan daha kolaydır. Çünkü önyargıları Avrupalılardan daha azdır. Makul bir şekilde anlatırsanız kabul ederler. 1 Mart tezkeresinin reddinden sonra ben Amerika’ya gittim. Orada tanıdıklarımız var siyasetçiler, üst düzey yetkililer var. Bize dediler ki “Bizi en çok üzen şu oldu, bu hükümet bize söz verdi. Sözünü yerine getiremedi. Deseydi ki bize kusurabakmayın, biz bunu yapacak durumda değiliz, meclisten yetki alamayız. Anayasamıza aykırıdır. Anayasamızda meşruiyet kuralı var. Biz de askerlerimizi gemilere yükleyip sizin sahillerinize kadar getirip sonrada geri gitmek durumunda kalmayacaktık.” Biz olsak Amerikalılara ilk günden diyecektik ki bunu yapamayız. Haberiniz olsun, sizin askerlerinize Türkiye’den cephe açtıramayız. Bu bizim anayasamıza da aykırıdır. Devlet anlayışımıza da aykırıdır. 80 yılı aşkın zamandan beri sürdürdüğümüz dış politikaya da aykırıdır. Biz Türkiye’yi savaşa sokamayız. Sınırınızdan başka bir ülkeye saldırı başlattığınız anda ülkeyi savaşa sokuyorsunuz. Böyle deseydik hiçbir bedel ödemezdik. Tamamen diplomasi eksikliğinden kaynaklanan bir sorundur hükümetin ABD ile tezkereden ötürü yaşadıkları.
Sunucu: İktidara gelmeniz durumunda öğretmenleri tek kalemde toplamak için ne gibi bir çalışma yapmayı düşünüyorsunuz?
Öymen: Eğitimdeki uygulamalar tamamen çağdışıdır. Türk gençlerine Türk çocuklarına bundan büyük kötülük yapamazsınız. Dünya bankasının Türkiye sorumlusu geçenlerde bir demeç verdi. Bu gidişle diyor, eğitimde sizin Avrupa düzeyini yakalamanız için 100 sene lazım. Ve aynı kişi diyor ki Türkiye eğitimde Fas’ın İran’ın ve Endonezya’nın gerisindedir diyor. Sistem böyle. Bu sistemi düzeltecekseniz. Önce öğretmenlerden başlayacaksınız. Öğretmenlerinizi bir kere, hak ettikleri hayat düzeyine kavuşturacaksınız. Onlara en iyi eğitimi vereceksiniz. Çocuklarımızın en iyi şekilde eğitilmeleri için onları eğiten öğretmenlerimizin en iyi şekilde eğitilmesi lazım. Kaynağımız var. Türkiye aslında fakir bir ülke değil. Türkiye dünyanın en zengin 19. ülkesidir. Türkiye’nin sıkıntısı kaynaklarının çarçur edilmesidir. Yanlış harcanmasıdır ve maalesef birçok yasadışı yollara yönlendirilmesidir. O bakımdan Türkiye’nin mevcut kaynaklarını akıllıca kullanırsanız, kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine alırsanız, IMF’nin zorlamasıyla %6,5’luk faiz dışı fazlayı indirip elinizdeki kaynakları eğitime sağlığa sosyal adalete halkın refahına ayırırsanız Türkiye’nin yapamayacağı iş yoktur. Uzman arkadaşlarımız bütün bunların hesabını kitabını yaptı araştırdı. Bu Pusula ’07 de öngördüğümüz vaatlerin hepsinin son kuruşuna kadar kaynağı vardır. Ayağı yere basan bir bildirgedir. Her harcamamızın bedelini kaynağını tespit etmiş vaziyetteyiz. Hiç kimse bize öyle kaynaksız vaatte bulunuyorlar diye ithamda bulunamaz. Her kuruşun hesabını veririz.
Sunucu: AKP’nin Kuzey Irak politikasıyla ilgili ters düştüğünüz noktalar nedir?
Öymen: Anlatmaya çalıştık. Özetle söyleyelim, aynı düşündüğümüz hiçbir nokta yoktur. Bütün izledikleri politika yanlıştır. Orada Kerkük Türklerini kaderlerine teslim ettiler. 3 milyona yakın soydaşımız yaşıyor. Kerkük’le ilgili kırmızıçizgilerimizin hepsi silindi. Kayboldu. Bu insanları kaderine terk ettiler. Oradaki terörizmin kaynağına karşı en küçük bir harekette bulunamadılar. Sınır güvenliğimizi sağlayamadılar. Orada Türkiye’yi tehdit eden yerel yöneticilere cevap bile veremediler. Bu gidiş gerçekten Türkiye açısından son derece üzüntü verici sıkıntı verici ve açıkça söyleyelim utanç verici bir durumdur. Biz tarihimizin hiçbir döneminde bu hale düşmedik. Aşiret liderleri kalkıyor Türkiye’yi tehdit ediyor. “Siz buraya müdahale ederseniz biz de Türkiye’deki Kürtleri ayaklandırırız” diyor. bu kadar açık. Bu gücü nereden alıyor? Bu gücü sizin cesaretsiz, tepkisiz politikanızdan alıyor. Başbakanınız kalkıp da buna öyle bir cevap verecek ki adam bir daha hayatı boyunca unutamayacak. Ama yok. hiç tepki yok Türkiye’de. Kalkıyor Genelkurmay Başkanı diyor ki ben bunları muhatap almam bunlarla görüşmem diyor, dışişleri bakanı da diyor ki biz herkesle görüşürüz düşmanımızla da görüşürüz, askerler sussun diyor. Onlar süngüsüyle silahıyla konuşur onlar sussun diyor. Böyle bir şey olabilir mi? Açık bir şekilde Genelkurmay Başkanı bunlar teröristleri destekliyorlar. Silah veriyorlar. Patlayıcı veriyorlar. Sınırımızı geçip insanlarımızı öldürüyor. Biz bunlarla görüşmeyiz kim görüşürse görüşsün diyor. Dışişleri bakanı da kalkıyor diyor ki insan düşmanıyla da görüşür. O zaman zahmet etmeyin boşuna gidin Kıbrıs Rum lideriyle de konuşun. Madem herkesle görüşüyorsunuz.
Sunucu: Kıbrıs meselesini AB ile ilişkilendirmek doğru mu? Acaba nasıl bir yol izlemek gerekir?
Öymen: Son derece yanlış. Hükümeti uyardık. Daha 2004 yılının zirvesinde Aralık ayında yapılan zirve günü, Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal basın toplantısı yaptı. “Kesinlikle Kıbrıs konusunda bu tavizleri vermeyin. Hemen atlayın uçağınıza gelin. Direnin. AB makul bir çizgiye geldiğinde anlaşmaya varırsınız. Biz de sizi destekleriz” dedi. Çünkü ilk defa olarak resmen açıkça yazılı olarak taviz verdik. Kıbrıs’la Türkiye’nin AB üyeliği sürecini birbirine bağladık. Yazılı olarak Beşir Atalay imzasıyla başbakan talimatıyla. Ondan hemen sonra da Sayın Gül’ ün dışişleri bakanı olduğu Türk hükümeti resmen bu ek protokolü imzalamıştır. Rumların gemilerini Türk limanlarına, uçaklarını Türk havaalanlarına izin ve imkân veren ve neticede Güney Kıbrıs’ın Kıbrıs devleti olarak kapıyı açan ek protokolü imzaladılar. Fakat biz öyle bir tepki gösterdik ki onu da meclise getiremediler onay için. AKP’lilerin de oy vermeyeceğini düşünerek getiremediler. Düşünebiliyor musunuz hükümetin düştüğü durumu? Avrupalılar şimdi diyorlar ki söz verdiniz onaylamadınız. O zaman biz de bütün ilişkilerimizi donduruyoruz. Nitekim 8 maddenin müzakeresini dondurdular. Geri kalan bütün maddelerin geçici sonuçlandırılmasını bile Kıbrıs maddesine bağladılar. Yani Türkiye-AB ilişkilerini Kıbrıs ipoteğine soktular. Yanlış olan bu. Bu hükümetin getirdiği nokta burası.
Sunucu: AB üyeliği CHP’nin olmazsa olmazı mı?
Öymen: Diplomaside hiçbir şey olmazsa olmaz değildir. Biz AB üyeliğini başından itibaren Türkiye’nin menfaatlerine uygun bir çözüm olarak gördük. Tam üyeliği hedefleyen ilk anlaşmayı İsmet Paşa imzalamıştır. Ortaklık anlaşmasını 1963 yılında İsmet İnönü imzalamıştır. Bu anlaşmanın 28. maddesi hedefin tam üyelik olduğunu söylüyor. Bu tarihten bu yana Türkiye dış politikasının ekonomi politikalarının düzenlenmesinde tam üyelik hedefini öngörmüştür. Bugün de seçim bildirgemizde söyledik, tam üyeliği hedefliyoruz. Fakat AB maalesef tam üyeliğin dışında ucu açık özel statüyü öngören çözümlerin üzerine gidiyor. Bize tam üyelikle bağdaşmayacak şeyler öneriyorlar. Zirve metninde açıkça yazmış. İnsanların serbest dolaşımı tarımsal destekte sosyal politika desteklerinde Türkiye hiç bir zaman diğer üyelerin sahip olduğu haklara sahip olmayabilir. Başka hiçbir ülkeye bunu söylemiyor. Hiç uygulanmamış. Bu hakları kaldırırsanız ortadan tam üye olamazsınız. Biz böyle bir metni kabul eder miydik? Nitekim bu hükümet bile önce bayram ettiler havai fişek attılar. Ama tam altı gün sonra nota verdiler. Bu ne biçim metin diyor bununla üye olunmaz. Bunları değiştirin diyor. Ama ondan sonra da kimse ciddiye alıp da bu metinleri değiştirmedi. Ve hükümetin notası var.
Sunucu: Arzuhan Yalçındağ Türkiye tam üyelik için somut tarih hedeflemeli. Bu 1 Ocak 2014 olabilir demiş. Siz ne diyorsunuz iş dünyasının bu tutumuna?
Öymen: İş dünyası gerçekleri yavaş, yavaş görmeye başlıyorlar. İlk başta onlar da zannediyordu ki Türkiye’nin üyeliğini engelleyen Türkiye’nin hatalarıdır. Kıbrıs’ta taviz vermediğimiz için bu işler oluyor. Orada şu tavizi versek burada bu tavizi versek Avrupa’ nın kapısı açılır. Şimdi onlar da gördüler ki mesele öyle değilmiş. Zaten Sarkozy gibi liderler bir kere bile Türkiye Kıbrıs’ta taviz verirse biz de Türkiye’nin üyeliğini destekleriz demediler. Şimdi iş çevreleri yavaş, yavaş gerçekleri görmeye başladı. Tam itiraf edemiyorlar ama gerçekleri görmeye başlıyorlar. Şimdi diyorlar ki aman AB hevesinizi hedefinizi kaybetmeyin. Bizim bir hedef kaybettiğimiz yok. Biz diyoruz ki sadece Türkiye’ye bağlı değil. Eğer AB ülkeleri Türkiye’nin üyeliğine dair somut katı değişmez bir tavır alırlarsa sadece Türkiye’nin çabasıyla üye olamazsınız. İş adamları bunu anlar gibi oldular ama yine de tam bir u dönüşü yapmamak için. Tarih verelim diyorlar. O tarihte Türkiye’ yi üye yaparız diyen var mı karşıda? Sarkozy diyor mu size 2014 yılında Türkiye’yi üye yapmaya hazırım. Bu kendi kendinize gelin güvey olmak gibi bir şey. Demek ki ya karşı tarafı ikna edeceksiniz. Yâda karşı tarafın ikna olması için gerekli kozlarınızı manivelalarınızı kullanacaksınız. Devlet idaresi budur. Diplomasi budur.
Sunucu: Bugüne kadar hangi vaatlerinizle sağ kesimin oylarını çekmeyi düşünüyorsunuz?
Öymen: Çok önemli bir soru. Biz diyoruz ki, milyonlarca insanın meydanları doldurmasının mesajı da budur, rejim tehlikededir. Atatürk’ ün kurduğu rejim tehlikededir. Bu çok ciddi bir durumdur. İlk defa olarak bir seçimde rejimi tartışıyoruz. Daha önce merkez sağ partiler merkez sol partiler vardı. Türkiye’nin meselelerine farklı çözümler getirirlerdi o değil. Şimdi tartıştığımız konu rejim konusu. Yani, Atatürk’ ün kurduğu çağdaş demokratik laik Türkiye’yi yaşatacağız mı yoksa bunu feda edip Türkiye’yi AKP’nin öngördüğü bir din devleti haline mi getireceğiz. Biz sağ kesime de merkezdekilere de soldakilere de diyoruz ki eğer rejimi yaşatmak istiyorsanız gelin el ele verelim. Çünkü bu aramızdaki farklılıklardan daha önemlidir. Bakın merkez sağdan bir arkadaşımız İlhan Kesici, partimize katılırken bir laf etti. Atatürk’ ün bir lafını etti bunu unutmamak lazım, “Mevzu bahis olan vatansa, gerisi teferruattır”. Şu sırada mevzu bahis olan vatandır ve burada sağ sol ayrımı teferruattır.
Sunucu: Bu bir seçim stratejisi mi yoksa gerçekten bu kaygıyı taşıyor musunuz?
Öymen: Biz bu kaygıyı taşıdığımız için bir sene önceden evvelce Genel Başkanımız çağrıda bulundu. Dedi ki rejim tehlikededir. Merkezde olsun sağda olsun sağda olsun, gelin bu rejime sahip çıkan insanlar kol kola girelim, beraber bu rejimi savunalım. Hatta 24 Temmuz 2005 tarihinde dedi ki “Gelin siyasi parti liderleri kol kola girelim beraber Anıtkabir’e gidelim”. Yani bu yeni çıkan seçimden önce ortaya attığımız bir fikir değil. Milyonlarca insanı sokağa biz dökmedik sivil toplum örgütleri döktü. Ne için çünkü onlar da görüyor ki rejim tehlikededir. Cumhuriyet Gazetesinin manşetlerini biz atmadık. Cumhuriyet Gazetesi gibi, cumhuriyetle yaşıt olan ve Türkiye’nin çıkarlarını herkesten çok savunan Atatürk’ün ilkelerine sahip bir gazete aylarca manşet atıyor, tehlikenin farkında mısınız diye. Bütün bu kaygıları endişeleri sadece CHP’nin bir seçim kaygısı gibi dile getirmek son derece yanlıştır. Haksızdır. İnsafsızdır. Bunlar rejimle barışık değiller. Kalkıyor mahkemeler çağdaşlık laiklik doğrultusunda karar veriyor, sayın başbakan o mahkemelere karşı en ağar suçlamalarda bulunuyor. Neden onun istediği gibi karar vermemiş. Böyle bir rejim olur mu? Hukukun üstünlüğüne saygı göstermeyen inanmayan, mahkemeleri saymayan bir anlayış demokratik bir ülkede bir hükümeti idare edebilir mi? Yaptıkları bu.
Sunucu: Eğitimde iki sene liseden sonra öğrencilerin 2/3’ ü melek liselerine yönlendirilecek diyorsunuz. Kaynak ve zorunluluk nasıl sağlanacak?
Öymen: Kaynağı bulmadan bu önerileri zaten dile getirmezdik. Demin de söyledim. Türkiye’nin kaynakları var. bu kaynaklar israf ediliyor. Bu kaynakların büyük bir bölümü aşırı dış taahhütler yüzünden borç ödenmesine ayrılmıştır. Başka ülke yok Dünyada. GSMH’sının %6,5’ ini borç ödemesine ayırmayı kabul eden başka ülke yok. IMF ile anlaşma imzalayan tek ülke biz değiliz ki. Bir tek biz kabul etmişiz bunu. Yanlış. O bakımdan bu kaynakları buralardan sağlayacaksınız. Dış borcumuza sonuna kadar sadığız sonuna kadar ödeyeceğiz. Ama milleti perişan edecek şekilde bütün varınızı yoğunuzu bir an önce borçlarımızı ödeyeceğiz diye ayırırsanız dış baskıyla. O zaman eğitim için, sağlık için, sosyal güvenlik için para bulamazsınız. Öncelikleri değiştireceksiniz. Gayet tabi borçlarımızı ödeyeceğiz. Ama bu kadar aşırı bir taahhüt altına girerseniz hiçbir harcama yapamazsınız.
On yıl meselesi şudur. Sekiz yıllık eğitim bizim önerimizdi. Fakat sekiz yıllık eğitim yeterli değil. Biz gençlerimizi çağdaş ülkelerimizin gençleriyle yarışacak hale getireceksek, Avrupa’da nasıl eğitim veriliyorsa biz de öyle eğitim vereceğiz. On yıl zorunlu eğitim görecekler. Ondan sonra ikiye ayıracağız. Mesleki teknik eğitime gençlerimizin 2/3’ünü yönlendireceğiz. Yeteneklerine, niteliklerine ve arzularına göre de 1/3’ünü de klasik eğitimli üniversiteye hazırlayacağız. 1 milyon gence de yılda on ay, ayda 250 ytl burs vereceğiz. Bunu gerçekten yapacak kaynağımız olduğunu tespit ettik. Uzmanlarımız aylarca çalıştılar. Bu programda öngördüğümüz her harcamanın kaynağı vardır. Şimdiye kadar neden yapılamadı? Çünkü kaynakları başka tarafa tahsis ettiler. Bu işlerle ilgilenmediler. Öncelikleri başkaydı. En önemli harcamamız eğitim harcamasıdır. Bütçeden misliyle fazla para ayrılacak eğitime. Bir farkı da budur partimizin. Gençlerinizi normal bir hayat sürecek hale getireceksiniz. Başka çaresi yok. Bugün gencimiz karnını doyurmakta zorlanıyor. Kitap almakta zorlanıyor. Kaldığı yurtlar tarikat yurtlarıdır çoğunlukla. Beyinleri yıkanıyor gençlerimizin. Bütün gençlerimize devlet yurt sağlayacak. Burada çok güzel bir örnek gördük, Çağdaş Eğitim Kooperatif ’ i diye. İşte Bursa’daki bu örneği bütün Türkiye’ ye taşımak lazım. Buna benzer Atatürkçü laik anlayışla hareket eden vatandaşlarımızı girişimcilerimizi içtenlikle kutluyoruz. Bunun bütün Türkiye’ye örnek olmasını istiyoruz. Biz zaten dedik ki Bursa’yı Türkiye’ye örnek yapacağız. İşte size bir örnek. Biz aslında Bursa’yı diğer illerimizden hiç ayırmıyoruz. Dün de gazetecilere söyledim, Atatürk’ün bir sözünden hareket ederek, “Hattı siyaset yoktur, Sathı siyaset vardır.” O satıh bütün vatandır. Biz ülkemizin her köşesinde her ilinde kendimizi o ilin insanı sayarız.
Sunucu: Acaba AKP oylarının abartıldığını düşünüyor musunuz diye bir soru gelmiş?
Öymen: Hiç kuşkunuz olmasın geçen seçimlerde de kamuoyu oylamalarında o kadar mübalağalı iddialar ortaya attılar ki, bunları da televizyonlarda günlerce yayınladılar. Herkes zannetti ki seçim sonuçları öyle çıkacak, öyle çıkmadı. Sırf bizim partimizle ilgili olarak bir büyük televizyon istasyonunun günlerce yayınladığı seçim anketi bizi daha sonra fiilen aldığımız oydan %70 daha az alacakmış gibi gösterdi. Bu kadar haksız insafsız ve taraflı olunabiliyor. Seçimden sonra yalnız bunları teşhir edeceğiz. Çünkü uluslar arası alanda ölçü % +-3’ tür. %3’ ten fazla hata yaparsanız bir daha kimse size iş vermez. %70 hesap hatası yapacaksınız, demek ki hiç bilimsel ölçüyle hareket etmemişsiniz. Ertesi gün size insanlar firmalar gene iş verecek. Kimse vermez. Kim finanse ediyor bu kamuoyu araştırmalarını. Buna dikkat etmek lazım. Bir kamuoyu şirketi %40 gösteriyor. Bir başka kamuoyu şirketi % 27 gösteriyor. Bu kadar fark olur mu? Hangi Avrupa ülkesinde bu kadar fark oluyor seçimlerden önceki tahminlerde. Demek ki burada çok ciddi bir mesele var.
Sunucu: CHP Amerika’dan onay alacak mı?
Öymen: Atatürk’ün partisi ülke güvenliği için hiçbir ülkeden izin de almaz onay da almaz. Biz halkımızın güvenliğini çıkarlarını haysiyetini korumak için hiç kimseden izin istemeyiz icazet istemeyiz. Biz Atatürk’ün partisiyiz.
Sunucu: Organize sanayi bölgelerine yatılı meslek liseleri getiriyorsunuz.
Öymen: Bugün Bursalı sanayicilerle görüştük. Bize haklı olarak dert yandılar. Dediler ki kalifiye iş gücü bulamıyoruz. Belli dallarda uzmanlaşmış iş gücü bulamıyoruz. Bu yüzden rekabet gücümüz azalıyor. O yüzden biz sanayicilerimizle iş birliği halinde gençlerimizi mesleki ve teknik eğitime yönlendireceğiz. Organize sanayi bölgelerinde de bu kursları okulları açacağız. Üniversitelerle de işbirliği yapacağız sanayicinin talebini de dikkate alarak gençlerimizi sanayinin ihtiyaç duyduğu alanlarda yetiştireceğiz. Bu geçtiğimiz 5 yıl bu konuda birçok konuda olduğu gibi kaybedilmiş bir 5 yıldır. Bir tek İstanbul hariç ki orada da eksikler var, Anadolu’nun hiçbir sanayi bölgesinde sanayiciler istedikleri kalifiye iş gücünü bulamıyorlar.
Sunucu: Şimdi muhalif bir sorumuz var bir izleyicimizden gelmiş. Sayın Öymen hedef saptırıyor. Dünya’ da din devleti olarak İsrail’ i neden telaffuz etmiyor?
Öymen: Bir kere İsrail’ in bir din devleti olduğu doğrudur. Fakat Türkiye’nin İsrail’ i örnek aldığını hiç söylemedik biz. Böyle şey olur mu? Dünya’ da başka din devletleri de var. Doğuda da var batıda da var. Yalnız Müslüman ülkelerde yok. Fakat Türkiye’ de halkın Müslüman olduğunu unutmamak lazım. Biz size diyoruz ki halkı Müslüman olan 57 ülke arasında bir tek Türkiye gerçek demokrasi olabilmiştir. Bunun sebebi de din ve devlet işlerini ayırt etmiştir. İsrail kendi derdini kendisi çözer. Bu onların problemi. İsrail demokrasisini tartışmak bizim işimiz değil ama İsrail rejimini biz hiçbir zaman kendimize örnek almadık. Yunanistan bir din devleti. Yunanistan anayasasında devletin resmi dininin Ortodoksluk olduğunu söylüyor. Bu onların problemi. İngiltere’ de mesela Anglikan Kilisesinin başı İngiliz Kraliçesi. Ama Avrupa ülkeleri 17.yy’nin başından beri din ve devlet işlerini ayırt etmesini bilmişler. Bugün İngiltere incilin kurallarına göre yönetilmiyor. Bizim daha doğrusu Atatürk’ ün Türkiye’de yapmak istediği, devlet yönetiminde hukukta ve eğitimde din ve devlet işlerini birbirinden ayırmak. Fransa’da bunu ilk defa 1648’de Başbakan Richelieu yapmış. Kendisi kardinal. Din adamı. Ama din in papalığın kilisenin devlet üzerindeki hâkimiyetine son vermiş. Çünkü diyor devleti dinin emrine sokamazsınız, sokarsanız devlet olmaktan çıkar diyor. Bizimkiler bunu yapmaya çalışıyorlar şimdi.
Sunucu: Daha önceki hükümetler döneminde yarbay dahil üst makamlara tazminat adı altında paralar verildi. CHP’nin iktidar olması durumunda binbaşı dahil, daha alt kademedeki rütbelere de bu tazminatı verecekler mi?
Öymen: İster asker olsun ister sivil olsun, memurlara emeklilere Türkiye’de çok büyük haksızlıklar yapıldığını biliyoruz. Bizim bildirgemizde de var. Emeklilere yapılan farklı uygulamalar var. İşçi emeklileri eski emekliler yeni emekliler mesela. Bu farklılıkları gidereceğiz. Adaletli olmayan bir uygulamaya bizim tahammülümüz yok. Sosyal güvenliği tek çatı altında toplayacağız. Farklı rejimlere tabii insanlarımız, aynı işi yapmış hayatı boyunca emek sarf etmiş, hayatını harcamış. Ondan sonra bakıyorsunuz arada çok büyük farklılıklar var. Bunlar yanlış. Hele işçilerimiz memurlarımız emeklilerimiz bugün normal bir hayatı sürdürecek kadar gelir sahibi olamıyorlar. Bunları düzelteceğiz.
Sunucu: 2002–2007 arasında 807 bin esnaf kepenk kapattı. CHP’nin esnafla ilgili çalışmaları ne olacak?
Öymen: Esnaflarla ilgili durum perişandır. Onun için biz derhal bir esnaf ve küçük, orta işletmeler bakanlığı kuracağız. Ve esnafın bütün bu meselelerini o bakanlık çerçevesinde çözeceğiz. Size bir şey söyleyeyim. Bursa’da da kapatılan iş yeri sayısı açılan iş yeri sayısından çok daha fazladır. Yani eskisinden daha az iş yeri var. Birçok ilimizde yerinde gördük, esnaf kepenk kapatmış. Ben Afyon’a gittim çarşıyı gezdik birçok yerde esnaf kepenk kapatmış ve müthiş dert yanıyorlar. Hiçbir hükümet döneminde bu kadar sıkıntı çekmedik. Köylü fakir köylü aç. Köylü ürününün karşılığını alamadığı için esnaftan da alışveriş yapamıyor. Ben Bursa’nın ilçelerini beldelerini köylerini geziyorum. Esnaf nasıl dert yanıyor şaşarsınız. “Köylüde para yok ki bizden alışveriş yapsın.” diyorlar. Bütün bunları baştan sona çözeceğiz. Esnafın sıkıntılarının giderilmesi için çalışacağız.
Sunucu: YÖK’ e nasıl bakıyor CHP?
Öymen: Gayet tabii YÖK’ ün de iyileştirilmesi lazım. Biz eskiden de YÖK’te bir reforma ihtiyaç olduğunu söylüyorduk. Bugün de YÖK’te iyileştirilmeye ihtiyacı olan noktalar olduğunu biliyoruz. Ama son zamanlarda hükümet YÖK’le büyük bir mücadeleye girdi. Niçin? Çünkü YÖK çağdaş laik Atatürkçü düşünceyi temsil ediyor. Buna tahammülleri yok. Hükümetin YÖK’ e karşı saldırılarda bulunmasının en büyük nedeni YÖK’ ün çağdaşlığı laikliği Atatürkçü düşünceyi desteklemesidir. Ama organize edilmesi gerekir. Yeniden düzenlenmesi gereken noktaları vardır.
Sunucu: Seçimlerde son durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Öymen: AKP iktidarı içerde gericidir. Dışarıda vericidir. Seçimde gidicidir. İşin özeti budur. Bu iktidar gidicidir çünkü tarımda esnaf düzeyinde sanayide her dalda memurlar da işsizler de işçiler de bu kadar çok vatandaşımızın tepki gösterdiği bir iktidara halkın tekrar oy vereceğini düşünmek, halkın sağduyusuyla alay etmektir. Halkın zekâsıyla alay etmektir. Hem bu kadar şikâyet edeceksiniz yaşanamaz hale geldi hayatımız diyeceksiniz sonra gidip onlara oy vereceksiniz. Bizim halkımız bu kadar akılsız mı? Bu kadar zekâdan yoksun mu? Kendi hayatında çektiği sıkıntının farkında değil mi? Hala illa onlara oy vereceğim. Niçin? Öbür dünyayı garanti edecekler. Siyasetin görevi bu dünyayla ilgili çözüm bulmaktır. Öbür dünyayla ilgili konuları tanrı bilir Allah bilir. Allah’ın işine kimse karışmasın. Hiç kimse siyasete dini bulaştırmaya kalkmasın. Dinin yeri ayrıdır kutsaldır. Allah’la kul arasındadır. Siyasetin görevi vatandaşın bu dünyadaki derdine çare bulmaktır. Sen bu dünyada eziyet çektireceksin öbür dünyada cennet vaat ederek onun oyunu alacaksın. Kimse Allah’ın işine karışamaz. Yok, böyle bir şey. Olmaz böyle bir şey. Türk halkı uyandı. Türk halkı din bezirgânlarına oy vermez. Vermeyecektir. Herkes bunu görsün. Bu iktidar gidicidir. CHP iktidarı gelecektir. 23 Temmuz sabahı Türkiye’de çok şeyler değişecektir.
Sunucu: Çok teşekkür ederiz Sayın Onur Öymen.
Öymen: Ben teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.