Habertürk – Sosyalist Enternasyonal’in Irak’la İlgili Kararı ve Kuzey Irak’a Olası Askeri Müdahale Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Habertürk’e verdiği mülakat
03 Temmuz 2007

Sunucu: Ben öncelikle Onur beye güncel bir gelişme var, onu sormak istiyorum. Sosyalist Enternasyonalde CHP Genel Başkanı Deniz Bey dün bir konuşma yaptı. Son derece güzel bir konuşmaydı. Partililer dün havaalanından Deniz Beyi karşıladılar, bu konuşması nedeniyle bir anlamda destek de verdiler. Bu konuşma da bugün geniş biçimde yer aldı. Fakat ardından Sosyalist Enternasyonalin sonuç bildirgesine ilişkin olarak bugün başbakanın dış politika danışmanı Egemen Bağışın bir açıklaması oldu. Ve Egemen Bağış diyor ki, sonuç bildirgesinde Irak’ın komşularının Irak’ın içişlerine müdahale edemeyeceklerini, müdahaleden kaçınmaya çağıran bir bildirge yayınlandı. Bu sonuç itibariyle o toplantıda da bulunan Talabani’nin, Barzani’nin de arzu ettiği bir şeydi. Yani Sosyalist Enternasyonal Türkiye’nin işine yarayacak değil, Talabani Barzani’nin işine yarayacak bir bildirge ile ortaya çıktı. Keşke Deniz Baykal Türk medyasına dönük olarak konuşmayı yapıp gelip burada böyle bir yerine, orada iyi bir diplomatik mücadele verseydi ve sonuç bildirgesinde Türkiye’yi haklı çıkaracak, Türkiye’ye destek niteliğinde ifadeler olsaydı diye bir açıklama yaptı, ne diyorsunuz?

Öymen: Maalesef AKP CHP’nin Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda uluslar arası alanda, milletlerarası kuruluşlarda verdiği mücadeleden büyük bir rahatsızlık duymaktadır. Çünkü işin esası şu ki, Sayın Baykal’ın orada söylediği sözleri hükümetin söylemesi lazımdı. Yani orada Irak’ta, Irak hükümetinin ve bazı yerel yöneticilerinin teröre arka çıkması, uluslar arası anlaşmaları ihlal ederek terörle mücadeleden uzak durma konusunu dile getirmesi gereken başta hükümet.Bunu yapamıyorlar.Biz yapınca da ve bu etkili olunca da rahatsız oluyorlar.Acaba bunların bu başarısını küçük göstermek için bir yer bulabilir miyiz?Son 80 tane sonuç bildirgesini dikkatle okuduk.Sayın Baykal’ın sözlerinde eleştiri anlamına gelecek bir cümle yoktur.Tam tersi,bizim istediğimiz doğrultuda terörle mücadelenin önemini vurgulayan çok etkili bir paragraf vardır. İçişlerine karışma meselesine gelince. Bizim tezimiz şu, Türkiye’nin tezi de bu mesela Kerkük konusunda biz diyoruz ki Türkiye’nin Kerkük’le ilgili görüşleri hiçbir şekilde iç işlerine müdahale sayılamaz. Niçin sayılamaz?Çünkü Kerkük meselesi her şeyden önce,bir insan hakları ihlali meselesidir.İnsan Hakları ihlali meselesi hiçbir zaman devletlerin iç meselesi sayılamaz.Kerkük’te yapılan oradaki Türklerin, Türkmenlerin ölmesi, öldürülmesi, sürgüne gönderilmesi, onların göçe zorlanması,ondan sonra bir referandum yapılarak Kerkük’ün yönetiminin başka bir etnik gruba devredilmesi falan bunların hepsi birer insana hakları ihlalidir.

Sunucu: Yani bu mesele bizde değil diyorsunuz.

Öymen: Gayet tabii ki de değil. Irak’ın işlerine kim karışıyor kim karışmıyor bunun değerlendirmesini merak ediyorsanız, bugünkü adaylara bakın. Şu sırada hangi ülke mesela Irak’a müdahale ediyor. Hangi ülkenin etkisi ile Irak’ta camiler havaya uçuruluyor. Bunu orada rahatlıkla görebilirsiniz, ama Türkiye’nin şu sırada Irak’ın içişlerine karıştığı yolunda bir değerlendirme yapmak gabin değildir. Biz ne diyoruz? Biz Türkiye ile Irak arasında mevcut olan anlaşmaların gereği yerine getirilsin. Ne diyor anlaşma?1926 tarihinde sınırı tespit eden Anlaşma diyor ki, her iki taraf sınırın iki tarafında 75 km derinliğindeki arazide güvenliği sağlayacaktır. Sağlıyor musun? Sağlayamıyorsun. O zaman anlaşmayı sen ihlal ediyorsun. BM Güvenlik Konseyi’nin kararları var, bu konuda. Sen ihlal ediyorsun. Irak Anayasası var. Irak Anayasasının bu konuya ilişkin hükümleri var. Burada çok açık bir şekilde Irak hükümetinin terörle mücadeleden sorumlu olmayı yazıyor, onu yapmıyorsunuz. Yani çok açık bir şekilde Irak bu hükümlülüğü yerine getirmiyor. Peki, şimdi bunun Türkiye’ye izafe edilecek bir yanı yoktur. Türkiye Irak’ın iç işlerine karışıyor da ondan terör oluyor denilebilir mi şu anda?

Sunucu: Bu olayı söz etmiş olduğu sınırın iki tarafındaki 75 kmlik mesafeye müdahale konusunda aslında 4 parti temsilcisine de sormak istiyorum ve yanıtlarını rica ediyorum. Çünkü o 5 Haziran 1926 Ankara Anlaşması çok iyi biliyorsunuz sizler ustalar olarak 15 madde ve 10.maddesi 75 km derinliğe gireceğini söylüyor. Ama işte 6-7-8-9 aklımda yanlış kalabilir 10 ve 15.maddeler doğrudan doğruya Türkiye’nin silahlı kuvvetlerin hükümetten silahlı iradeden direktif almadan oraya girebileceğini çok açık biçimde yazmış olmasına rağmen, neden bu müdahaleyi yapmadığımızı gerçekten çok merak ediyorum. Aslında şöyle biraz daha bunu formüle edersek izleyiciler belki bunu daha çok merak ediyorlardır. Mesela Onur Bey, iktidar oldunuz diyelim ve o güne kadar bir sınır ötesi operasyon yapılmamış. Hükümetin terörü de güncel, ortada duruyor. Hükümetimizin ilk işlerinden birisi hemen bir sınır ötesi operasyon için meclisten gelen gerekli kararları çıkarmak mı olur?

Öymen: Gayet tabii. AKP Hükümeti de bu konuda meclisten 2 defa yetki almıştır. Bir tanesi 20 Mart 2003 tarihinde 6 ay süre ile yetki almıştır, bir tanesi de 7 Ekim 2003 tarihinde 1 yık için yetki almıştır ama o yetkisini kullanamamıştır, mesele buradan kaynaklanıyor. Biz Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal Şubat 2003te daha Amerikan askeri müdahalesinden önce sizden önceki hükümetlerin yaptığını yapın, siz de Kuzey Irak’a sınırı korumak için,yani Irak’ın içine hareket yapmak için değil,sınırı korumak için,terörle mücadele için asker gönderin demiştir.

Sunucu: Gitmek ve orada belli bir diyelim ki 20–25 km ise bir bantta yerleşmek üzerine mi bir operasyonu siz siyasi olarak desteklersiniz.

Öymen: Bunun gibi iktidar olduğunuz zaman bir kere ilk iş bu yetkiyi alacaksınız mecliste. Ondan sonra nasıl bir askeri operasyon en etkili bir askeri operasyondur? Bunu tabii ki de askeri makamlarla görüşeceksiniz, şimdiden böyle umumi ifadelerle böyle taahhütlere girmek bence doğru değildir. Ama doğru olan şu meclisten yetki alacaksınız, askeri makamlarla görüşeceksiniz oradaki ihtiyacı göreceksiniz, en etkili müdahale nasıl olur onu anlayacaksınız sonra siyasi yetkinizi ve sorumluluğunuzu üstleneceksiniz ve gereğini yapacaksınız. Yani bu devam edemez. Bakın Sayın Baykal da söyledi dünyada bunun bir örneği yok. Bir yerde bir terör örgütü olacak ama o terör örgütünü etkisiz kılmaktan sorumlu hiçbir güvenlik gücü olmayacak. Dünyada bunun örneği yok. Bir tek Kuzey Iraklılar bunu anlattı. Ve birçok takdir topladı. Birçok önemli eski devlet başkanları, siyasetçiler…

Sunucu: Amerikalılar diyor ki yapamaz yapmayın, Tavsiye etmeyiz, iyi olmaz. Ne yapacaksınız?

Öymen: Amerikalıların ne dediğini iyi okumak lazım. Amerikalıların ne dediğini iyi okumak lazım. Amerikalılar bize de söylediler, biz de gittik Amerika’da konuştuk. Amerika’nın dediği gayet açık,1:PKK’yı terör örgütü olarak kabul ediyoruz,2:PKK nın Kuzey Irak’tan tasfiye edilmesi gerektiğine biz de inanıyoruz diyorlar. Şimdi ondan sonra bunun nasıl yapılacağı konusunda biz Türk hükümeti ile devamlı görüşüyoruz, ama belli ki Türk hükümeti bunun nasıl yapılması gerektiği konusunda Amerikalıları ikna edememiştir. Biz arkadaşlarımızla birlikte yıllarca çok değerli arkadaşım 10 yıl Amerika’da büyükelçilik yapmıştır.Amerikalıları ikna etmek,Avrupalıları ikna etmekten daha kolaydır.Biz bu soruyu çok açıkça sorduk kendilerine,dış işleri bakanına sorduk.Dedik ki siz niçin müdahale etmiyorsunuz ve Türkiye’nin müdahalesine niçin karşı çıkıyorsunuz?

Sunucu: Peki AKP neden razı edemiyor Amerikalıları? Yani siz ne yapacaksınız da razı edeceksiniz Amerikalıları?

Öymen: Niye razı edemiyorlar? Çünkü Türkiye olarak ağırlığını koyamıyor. Kendi Dışişleri Bakanlığı devre dışı bırakmış. Danışmanları yolluyor. Danışman diyor ki orada biz 6-7 sene iktidarda kalmak istiyoruz, başbakanımızı da delikten süpürmeyin onu kullanın diyor. Şimdi böyle bir zihniyete sahip hükümet nasıl ikna eder karşı tarafı?

Öymen: Bazı şeyler var ki dosyaları daha kapsamlı olarak değerlendirirseniz daha iyi sonuçlara varırsınız. Ama bazı şeyler var ki bunlar olamaz. Kendine saygısı olan bir demokratik ülkede bunlar olamaz. Bu iktidarın yaptığı ilk icraatlardan bir tanesi bir terör örgütü mensuplarının hapishaneden serbest bırakılmasıdır. Bunu yapamazsınız. Bu iktidarın çıkardığı eve dönüş yasası çok sayıda terör örgütü mensubunu hapishaneden çıkarmıştır. Aşırı dinci terör örgütü mensuplarını hapishaneden çıkarmıştır. Karşılığında da dağdan kimseyi indirememiştir. Bir kere birinci hata budur. İkinci hata ise şudur. Bir terörle mücadele yasası çıkarıyor ve bu yasanın 6. maddesi var. Bizim bu maddeye çok itirazlarımız oldu. Orada açıkça diyor ki bir terör örgütünün kurucusu pişmanlık yasasından yararlanabilir yani düpedüz Apo’ya bir af imkânı yaratılıyor. Yani asar mıydınız, asmaz mıydınız bunun ötesinde doğrudan doğruya Apo’ya af çıkartıyor. Biz buna çok esaslı bir tepki gösterince bunu değiştirmek zorunda kaldılar. Yetmiyor. Çıkardığı başka yasalar var. Daha da önemlisi imzaladığı başka antlaşmalar var. İnkâr ediyorlar ama metni bizde. Bu konuda yaptıkları açıklamanın metni bizdedir. 22 Eylül 2003 tarihinde Sayın Ali Babacan ile Amerikan hazine bakanı arasında bir antlaşma imzalanıyor ve bu antlaşmada gayet açık bir şekilde bu antlaşmada Türkiye’nin 1 milyar dolarlık hibe alma karşılığında Kuzey Irak’ta sınır ötesi operasyon yapmayacağını söylüyor. Başbakan diyor ki ‘yalan söylüyorlar’. Sayın Abdullah Gül de aynı şeyi söylüyor. Bu konuda bizim elimizde Sayın Ali Babacan’ın yaptığı açıklamanın metni var. Sayın başbakanın yaptığı açıklamanın metni var. Dün Sayın Ali Babacan Cumhuriyet Gazetesine bir açıklama yaptı, bunu teyit etti. Yani bu antlaşmanın yapıldığını teyit etti. Bu antlaşma ne diyor? Siz bize 1 milyar dolar vereceksiniz ve biz de buna karşı Kuzey Irak’a asker göndermemeyi kabul ediyoruz. Bunu açıkça söylemiş. Şimdi halkın karşısında o kadar utanılacak bir duruma düşürdü ki bunları yani bütün o danışmanlarının ortalığı kurtaracak bir takım beyanları bunları kurtaramıyor. Yani AKP iktidarı bu metin ortaya çıkınca perişan oldu. Bunu niye yapıyorsunuz? Çünkü alttan alacaksınız. Barzani açıkça ‘Türkiye’deki Kürtler ayrı bir millettir’ diyor. Biz bu konuda soru önergesi verdik. ‘Ne tepki gösterdiniz buna’ diye sorduk, iki yıldır cevap veremediler. Sayın Abdullah Gül diyor ki ‘Kuzey Irak’tan eğer bu saldırılar devam ederse, biz elektriği ve petrolü keseriz.’ Daha ne bekliyorsunuz? Bunları yapmak için ne bekliyorsunuz? Bu saldırılar devam ediyor, birçok insanımız ölüyor, şehirlerde saldırılar oluyor. Buna karşı ne tepki gösteriyorsunuz? Tepki göstermek için daha ne bekliyorsunuz?

Sunucu: Peki siz iktidar olduğunuzda bunu hemen yapacak mısınız?

Öymen: Bu gibi soruları biz biraz zorlama sorular olarak görüyoruz. Sanki bu iktidarın bazı işleri yapmamasını mazur gösterecek sorular gibi. Yani açıkçası bu iktidar demiş ki; ‘bu faaliyetler, bu saldırılar ve sınırı geçmeler devam ederse ben bunları yapacağım’. Siz yapar mıydınız sorusunu bir kenara bırakın. Onlar size taahhütte bulunmuş milletin önünde, ‘yapın’ diyeceksiniz. CHP iktidarı bu durumun sürmesine izin vermez. Dünyanın neresinde bunun örneği var? Yani bir terör örgütü olacak, o bir komşu ülkeden civardaki bir ülkeye saldırı düzenleyecek bir sürü insan ölecek ve hiçbir güvenlik gücü o terör örgütünü etkisiz kılmak için hiçbir şey yapamayacak? Bir tek Kuzey Irak’ta var. İşte Sayın Baykal bunu anlattı. Sayın AKP sözcüleri işin esasının farkında değiller. Buralardan bizi eleştirecek bir nokta çıkarır mıyız arayışı içindeler. Önce kendinize bakacaksınız.

Sayın genel başkanımız Şubat 2003’te yaptığı üç ayrı konuşmada mecliste dedi ki; ‘sizden önceki hükümet ne yaptıysa aynısını yapın.’ Yani sizden önceki hükümetler bunu yapmaya cesaret etmiş ama siz edemiyorsunuz. Mesaj bu. Siz yapamıyorsunuz. Cesaretiniz yok, kararlılığınız yok. Yani Türkiye’yi bu terör saldırılarına karşı koruyacak iradeniz yok Sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Amerika ne der, diğer ülkeler ne der? Hangi ülke kendine yönelik terörist saldırılarla mücadele etmek için başka bir ülkeden izin istemiştir. Yani başka bir ülke izin verirse kendimi korurum teröre karşı ama vermezse korumam. Böyle bir devlet olur mu? Kendinizi koruyacaksınız, insanlarınızı koruyacaksınız. Her gün insanlarımız öldürülüyor. Bunları korumak sizin göreviniz değil mi? Daha önceki hükümetler bu durumlar karşılaştıkları zaman Kuzey Irak’a sınır bölgesine askeri müdahalede bulundular. Alman başbakanının baş danışmanı beni davet etti. ‘Bu durum nedir?’ dedi ben de anlattım. Orada neler oluyor, Türkiye’nin kendisini korumak için böyle bir operasyona niye ihtiyacı var anlattım. O da anladığını söyledi. Niye bu kadar korkuyorsunuz? ABD size ne yapacak? ABD siz terörle mücadele ettiniz diye bize savaş mı ilan edecek? Bundan mı korkuyorsunuz? Ama sizin isteğiniz başka. Siz istiyorsunuz ki iç politikada destek sağlayasınız. Bunu açıkça söylemiş baş danışman ABD’de. ‘Biz 6–7 sene daha iktidarda kalmak istiyoruz, sayın başbakanımızı delikten aşağı süpürmeyin, onu kullanın’ diyor. Daha ne desin? Siz karşı tarafa öyle bir mesaj verirseniz ondan sonra o ülkeye karşı bir kararlılık mesajı verebilir misiniz? Veremiyorlar. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor.

Sunucu: Bunlar bizim başımıza gelmeden ABD ile nasıl bir görüşme zemini yaratacaksınız? Ne söyleyeceksiniz onlara?

Öymen: ABD Türkiye’nin NATO’da müttefikidir. ABD NATO’da en büyük askeri güce sahiptir, ikinci güç Türkiye’dir. Bu konularda NATO’da en yakın işbirliği yapan iki ülke de Türkiye ve ABD’dir. Bu konuda, sırf bunun için kurulmuş komiteler var. Teröre karşı şimdiye kadar yaptığımız işbirliğinde ABD’liler daima Türkiye’ye teşekkür etmişlerdir. NATO’nun antlaşmasında bu konuda hükümler var. NATO’nun çeşitli belgeleri var bu konuda, bu belgelere bakacaksınız. NATO’nun sırf bu iş için kurulmuş komitesi var. O komiteye meseleyi götüreceksiniz. 5. maddeyi biz işlettik. Türkiye’nin NATO’da yapacak çok şeyi vardır ve bunları yapamıyorlar. Türkiye maalesef devlet ağırlığını hissettiremiyor, ortaya koyamıyor. Sayın Baykal’ın Cenevre’de yaptığını sayın başbakan, sayın dışişleri bakanı niye yapmıyor acaba? Niçin çıkıp da bir milletler arası toplantıda bunları anlatamıyorsunuz? Zayıf kalıyorsunuz.

Sunucu: Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan başka bir F tipi cezaevine alınmasına dair bir öneri vardı. Siz buna nasıl bakıyorsunuz?

Öymen: Biz bu konudaki bir soruya Habertürk’ün bir programında vaktiyle cevap vermiştik. Uluslar arası hukuka göre başka devletler benzeri durumlarda ne yapıyorlar buna bakmak lazım. Yani bir terör örgütünün başkanı kalkıp da serbestçe faaliyet gösterebiliyor mu, beyanatta bulunabiliyor mu? Bunlara bakacaksınız. Şimdi AİHM’in Carlos ile ilgili hükümlerine bakacaksınız, aradaki farkı göreceksiniz. Netice itibariyle Türkiye kendini bu konularda hep zayıf, zavallı ve ezik gibi hissediyor. Hâlbuki başka ülkeler terör sanıklarına karşı çok kararlı bir politika izliyorlar ve kimse de kendilerini eleştirmiyor. İngiltere ve İspanya’nın yaptıklarına bakın. İspanya başbakanı önce biraz temas edecek gibi oldu. Ondan sonra hava alanına bombalı saldırı olduktan hemen sonra, çıktı meclise halktan özür diledi. Biz yanlış bir iş yaptık, bundan sonra hiçbir şekilde terörle mücadelede böyle tavizler vermeyeceğiz dedi. Herkes kararlı bir şekilde hareket ediyor. Biz Türkiye olarak kararlı bir tutum izlersek bize ne kötülük yaparlar diye düşünüyoruz. Hep korku var içimizde. Başka ülkeler kararlı bir tavır izlediklerinde onlara hiçbir şey olmamış. Siz de diyeceksiniz ki; ‘bakın bu ülke şunu yaptı, ben de aynısını yapıyorum.’ Ne diyecekler? Sayın Baykal bunu söyledi Cenevre’de, bir kişi kalkıp da; ‘siz bunu bize nasıl söylersiniz’ demedi. Demek ki söylenebilirmiş. Bütün mesele Türkiye’nin haklarını, çıkarlarını kararlı bir biçimde dile getirmesidir.

Sunucu: Bizim bir angajmanımız var mı yok mu diye bakacak mısınız?

Öymen: Her konuda devletin bütün dosyalarına bakacaksınız. Eğer Türkiye kendi anayasasına aykırı bir taahhütte bulunmuşsa bunu hemen halka anlatacaksınız ve gerekli düzenlemeyi yapacaksınız. Taahhütte bulunmamış ama bir takım ayaküstü beyanlarda bulunmuşsa bunun hiçbir geçerliliği yoktur. Eğer yazılı bir taahhüt varsa, halkın önünde hesap soracaksınız. Siz böyle bir taahhütte nasıl bulunursunuz diye halkın önünde hesap soracaksınız. Bir örnek vereyim size. Bir önemli Türk gazetecisine mülakat veriyor Barzani ve çok açık bir şekilde diyor ki; ‘Türkiye’deki Kürtler ayrı bir milletin mensuplarıdır.’ Siz de buna bir tepki gösteremiyorsunuz. Mesele bu. Biz bunu söyledik. Hiçbir cevap verdikleri yok. Üzerinden 1,5 seneden fazla zaman geçti, benim bu konuda sorduğum soruya hiçbir cevap gelmedi. Bu iktidar zayıf kalıyor.

Sunucu: Barzani’nin Türkiye başbakanı ile polemikte olması onun için de bir avantaj yaratmıyor mu?

Öymen: Türkiye bunlarla muhatap olmaz. Türkiye’nin muhatabı orada Irak hükümetidir. Irak hükümeti bizim oradaki muhatabımızdır. Irak’ı fiilen askeri işgal altında bulunduran ABD hükümetidir bizim muhatabımız. Bunları muhatap alacaksınız. Yani oradaki her yerel kuruluşu muhatap alarak öbürlerini bir tarafa bırakıp müzakere yürütmek filan değil. Orada Irak devletinin sorumlusu kimse onlarla münakaşa edeceksiniz. ABD orada askeri güç bulundurduğu için uluslar arası hukuk açısından sorumluluk taşıyor. ABD ile görüşeceksiniz ama bugün yaptığınız en yanlış iştir. Sayın Gül’ün 26 Eylül 2006’da verdiği demeç; ‘biz derhal elektriği ve mazotu keseriz’, hadi kesin bakalım. Daha ne bekliyorsunuz? Daha kaç askerimizin, subayımızın öldürülmesini bekliyorsunuz ki o vaadinizi yerine getirin. Hiçbirini yapamıyorsunuz. Gerçek dışı laf etmeyeceksiniz. Bugün demeci var Sayın Gül’ün; ‘biz hiçbir zaman Dubai antlaşması gibi bir antlaşma imzalamadık.’ Tamamen gerçek dışıdır.

Bu konuyu çok net görmek lazım. Bu iki hükümet maalesef yalnız PKK terörü ile mücadele konusunda değil, genel olarak baktığınız zaman dış politikada son derece zayıf, Türkiye’nin çıkarlarını korumakta son derece güçsüz ve edilgen politikalar izliyor. Başka bir hükümet iş başında olsaydı bu sıkıntıları Türkiye muhtemelen yaşamayacaktı. Her politikada, her uluslar arası ihtilaf konusunda verici. Türkiye’nin çıkarlarını koruyacak somut adımlar atacağı yerde, başka ülkelerin baskılarına boyun eğici politikalar izliyor. Bunun bir tek istisnasını bulamazsınız. Boyuna vereceksiniz, alttan alacaksınız ve bunun sonucunda yabancı ülkeler sizi himaye edecek, size iç politikada bir takım tavizler verecek. Bütün izledikleri politika budur. O yüzden Türkiye bu kadar sıkıntılı bir duruma geldi. Ama şimdiye kadar daha önceki hükümetlerin izlediği kararlı politikalar izlenseydi, bu noktaya gelmeyecektik. Her hükümetin eksikliği olabilir ama bu derecede tavizkâr bir politika izleyen bir hükümet daha görmedik.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.