TV8 – Kuzey Irak’a Yapılması Planlanan Sınırötesi Operasyon Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
TV 8’e verdiği mülakat
31 Ekim 2007

Sunucu:  Günaydın efendim hoş geldiniz, efendim önce şu sınır ötesi harekât meselesine bakalım.

Öymen: Şimdi sınır ötesi harekât bu hükümetten önceki hükümetlerin on yılı aşkın süre yaptıkları bir iştir, 24 kere sınır ötesi harekât yapılmıştır ve bu harekât sonucunda da terörün büyük ölçüde beli kırılmıştır. Bu iktidar işbaşına geldiğinde terör en düşük noktadaydı ve bir yılda, 2002 yılında verdiğimiz şehit sayısı 6. Şimdi verdiğimiz şehit güvenlik güçlerinden bunun on mislinden fazla. Uluslar arası güçler terörü her zaman tahrik etmiştir başından beri zaten terörün ortaya çıkmasında uluslar arası güçlerin çok büyük desteği var bunu biliyoruz ama her hükümet bu teröre karşı kararlı adım atmasını bilmiştir; şimdi siz iktidara geldiğiniz zaman benden önce bütün yapılanlar yanlıştı, bütün politikaları değiştireyim diye yola çıkarsanız, aynen Kıbrıs’ta yaptığınız gibi, terörle mücadelede de alacağınız sonuç budur. Yani bu iktidar zannetti ki onlardan önce yapılanlar yanlıştır, böyle sınır ötesi müdahaleler doğru sonuç vermez, ne yapacaksınız teröristleri yumuşatmaya çalışacaksınız, alttan alacaksınız, eve dönüş yasası çıkaracaksınız, terörist başına pişmanlık yasasından yararlanmayı öngören bir yasa tasarısı getireceksiniz, işte bütün bunları yapa yapa sonunda terörü büsbütün azdırdılar.

Sunucu: Bu terörü azdıran aslında Ak Parti mi, yoksa zaten azmıştı, dindirmeye çalışan Ak Parti mi? Gelen ilk görüşlerden biri CHP’nin her olaydan siyasi rant çıkarma peşinde olduğuna inanıyorum, laf üreteceklerine iş üretsinler, Ak Parti’yi eleştirmek dışında yaptıkları bir tane iyi bir şey var mı, Musa, Edremit’ten göndermiş.

Öymen: Bir kere askerin kanından, vatandaşın kanından rant çıkarılmaz, herkes bunu böyle bilsin. Hiç kimse bizi kendilerinden daha az vatansever zannetmesin. Böyle milli meseleleri biz hiçbir zaman iç politika konusu yapmayız, bundan da rant çıkarmaya çalışmayız. Bu başbakanın sözüdür. Başbakan muhalefet ne zaman kendisinin bir hatasını bir yanlışını bulup tespit etse, ortaya çıkarsa, hemen yapılan çok çirkindir, bu rant çıkartmaktır, iç politika mülazağasıyla bunları söylüyorlar; bunlar boş laf. Başbakanın sözünü tekrarlıyor seyircimiz, şunu herkes bilsin ki Türkiye’nin milli menfaatleri söz konusu olunca bizim aklımızın köşesinden bile geçmez iç politikaymış parti politikamızmış… Biz dedik ki Sayın Başbakan’a gelin dedik bu terörle mücadelede bir milli politika tespit edelim, beraber oturalım, ne yapılacağını birlikte kararlaştıralım, Türkiye’nin sürekli politikası olsun. Gelmediler. İlan ettik kamuoyunda gelin beraber bir çalışma yapalım diye, kabul etmediler. Yanaşmıyorlar. Onların milli politikadan anladığı şu; Başbakan ne derse herkes alkışlayacak, yanlış da olsa doğru da olsa herkes onu destekleyecek, onun adı milli politika olacak. Milli politika böyle olmaz, milli politika birlikte tespit edilen, birlikte düşünülen, herkesin bilgisini birikimini ortaya koyduğu politika olur. Ama siz istiyorsunuz ki sizin sözünüz milli politika olsun herkes onu alkışlasın, demokrasilerde böyle olmuyor. Belki sizin özlediğiniz rejimlerde oluyor ama demokrasilerde olmuyor.

Sunucu: Başbakanın emekli subaylara “Tahrik memurları demesini kınıyorum.” demiş bir mesaj, Sayın Başbakan televizyon televizyon gezen yorumcuların savaşı tahrik ettiğini söyledi, ne diyorsunuz?

Öymen: Son derece yanlıştır, bilmelidir ki Sayın Başbakan televizyonda konuşan insanlar da emekliler de muvazzaflar da en az Sayın Başbakan kadar vatanseverdir, hiç kimse  böyle başkasını küçültmeye çalışmasın, hiç kimse kendisini eleştirenleri böyle vatanını sevmemekle milli çıkarları düşünmemekle suçlamasın.

Sunucu: Bir an önce sınır ötesi harekât yapılmalı mı?

Öymen: Geç bile kaldık. Biz bunu 2002 yılının Şubat ayında söyledik. Genel başkanımız 2002 yılının Şubat ayında daha Amerikan askeri müdahalesi olmadan bunu resmen mecliste dile getirdi. Sizden önceki hükümetlerin yaptığını aynen siz de yapın dedi, sınırın ötesine yeterince kuvvet gönderin ki o sınırı müdafaa edin çünkü sınırın güneyinde Irak kuvvetleri yok, sınırın güneyi boş, bir tek teröristler var. O yüzden teröristler sınırı diledikleri gibi kullanıyorlar, geçiyorlar ve sadece Türkiye tarafından bu sınırı korumak mümkün değil, çünkü çok yüksek dağların tepesinden geçiyor sınır. Biz bunu anlatıyoruz. Bir türlü anlamadılar. İki defa yetki aldılar meclisten bu terörle mücadele için sınırın ötesine asker göndermek amacıyla 2003 yılında, ikisini de kullanamadılar. Niye? Çünkü bir büyük devlet, Amerika bunlara yapmayın diyor. Yapmayın deyince elleri kolları bağlanıyor.

Sunucu: Bir başka tezkereye de siz top yekûn CHP olarak hayır dediniz. O zaman girilecekti diyenler var, siz şimdi böyle konuşuyorsunuz ama o vakit de tezkereye top yekûn hayır dediniz, biz Amerika ile Irak’a gidemedik.

Öymen: Elmalarla armutları karıştırmamak lazım. Yani o tezkere Türkiye’yi bir savaş ülkesi haline getiriyordu. Güneydoğu Anadolu bir Amerikan üssü haline geliyordu. 65.000 Amerikan askeri gelip orada yerleşecekti. O tezkereyle bunun hiç alakası yok. Öbür yetki aldığı tezkerelerde de biz dedik ki onlara sadece PKK ile mücadele için asker gönderme amaçlı bir tezkere getirin biz de oy vereceğiz, şimdi verdiğimiz gibi. Ama peşine başka şeyler bağladılar, Amerikan uçaklarına Türkiye üzerinden uçup Irak’ı bombardıman etme imkanı sağladılar. O kısmına karşı çıktığımız için olumsuz oy verdik. Yoksa sınırın ötesine PKK’yla mücadele edip sınırı korumak için asker göndermeye biz başından beri taraftarız. Biz önerdik hükümete bunu.

Sunucu: PKK’yı büyüten CHP değil mi? Kürtlerin oylarını kaybedince mi milliyetçi ve devletçi oldunuz? Bırakın bu boş lafları ben İzmir’den Naci demiş bir seyircimiz.

Öymen: Evet Naci Beye çok selamlar; bir kere Kürt asıllı vatandaşlarımızı biz başından beri birinci sınıf insanlar sayarız. Onların hakları köklü biçimde zedelendiği zaman engellendiği zaman anadilini konuşma hakkı yazma hakkı televizyon hakkı vs… İlk biz karşı çıktık. Bunun ilk raporunu biz yazdık. Kimsenin CHP’ye verecek dersi yok bu konuda. Fakat terör başka, Kürt asıllı vatandaşlarımızın hakları başka, biz onların birinci sınıf insanlar olduğuna inanıyoruz diğer vatandaşlarımız gibi ama teröre de aynı kuvvetle karşı çıkıyoruz. O bölgedeki insanların oylarının nasıl baskılarla alındığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Nasıl onların zorlandığını, yasadışı terör yanlısı bir televizyon bombardımanına tabi tutulduklarını, terör örgütü mensuplarının muhtarlara nasıl baskı yaptıklarını, bütün bunları gayet iyi biliyoruz. Kimse o bölgede olup bitenleri bize anlatmaya kalkışmasın. O vatandaşların bu hükümetten ne kadar şikâyetçi olduklarını da biliyoruz. Biz oralara gittik, ben Hakkâri’ye kadar gittim. Vatandaş perişan ve bu hükümetin oraya hiç el uzatmadığını söylüyor, hiç destek olmadığını söylüyor. Hayvancılık ölmüş, tarım ölmüş, ondan sonra bakıyorsunuz kütle halinde bu iktidara oy çıkıyor. Nasıl çıkıyor acaba? Normal demokratik koşullar olsa bu kadar sıkıntı çeken bir halk oy verir mi hükümete? Demek ki orada başka şartlar var bunu gayet iyi bilmek lazım.

Sunucu: CHP ortalığı karıştırmasın yeter, hükümet gayet iyi götürüyor demiş bir seyircimiz.

Öymen: Evet tebrik ediyoruz hükümeti, bu şehitler kendi kendilerine mi ölüyor acaba? Hükümet iyi götürüyorsa şehit sayısında on misli artış niye oldu bu hükümet zamanında? Bunu hiç düşünmez misiniz? Hükümet çok başarılı bir iş yapıyor fakat şehitlerimizin sayısı on misli artıyor. Nasıl anlatacağız bunu? Nasıl izah edeceğiz?

Sunucu: CHP bugüne kadar ne yapmış, devamlı ateş üstüne benzin atmış kardeşim demiş bir seyircimiz. Siz ateş üstüne benzin mi atıyorsunuz?

Öymen: Öyle anlaşılıyor ki AKP’liler sizin programınıza bu tip mesajlar göndermekle bazı arkadaşlarından yararlanıyorlar ama bu gibi eleştiriler dikkat ediyorsanız içi boş. Bizim hangi lafımız çıkmadı? 1 Mart tezkeresinin reddedilmesi Türkiye tarihindeki en önemli en başarılı işlerden biridir, bu sayede Türkiye’yi savaş ülkesi yapmadık. Savaşa sokmadık, belki on binlerce insanımız ölecekti. Bugün Irak’ta olanlar Türkiye’de olacaktı. Buna mani olduk, az iş midir? Ondan sonra bu PKK’yla mücadele etmemenin terörü artıracağını söyledik, “eve dönüş yasası”nı mecliste eleştirirken biz dedik ki İspanya bunu yaptı, terör dört yılda on misline çıktı, yapmayın dedik. İşte tam dört yıl geçti üzerinden, Türkiye’de terör on misline çıktı, yanlış mı söylemişiz?

Sunucu: Bakın ilgili bir mesaj var; Cumhuriyet Halk Partisi daima Türk halkının gözünü açmaya çalışıyor ama bu halka her şey müstahak artık. Okumadan bilmeden Tayyip’ten duyduklarına inanıyorlar, yazık demiş bir seyircimiz.

Öymen: Halkımız her şeyin en iyisine layıktır, halk sağduyuyu temsil eder, halka saygı göstereceksiniz, eğer halk sizden yeterince memnun değilse veya size yeterince destek olmamışsa bu halkı suçlamayacaksınız bunun için, demek ki daha iyi tanıtmak lazım görüşlerimizi diyeceksiniz.

Sunucu: CHP’nin agresif tavrını kınıyorum, gün siyaset oy günü değildir, birlik beraberlik günüdür. Erzurum’dan Halit. Şimdi siz birlik ve beraberliği bozuyor mu oluyorsunuz bu durumda?

Öymen: Birlik ve beraberliği biz öneriyoruz. Onun için dedik ki milli politika tespit edelim. Yani burada iç politika yapmamızın ne sebebi var? Önümüzde bir seçim mi var? Yarın bizim böyle bir iç politikada menfaat sağlamamızı haklı çıkaracak konular olsa bile biz daima milli çıkarları savunuruz. O bakımdan hiç kimse bizim sözlerimizi bu şekilde iç politika düşüncesiyle söylenmiş sözler gibi yorumlamasın. Bize desin ki, şu söylediğiniz yanlış çıktı. Bakın şöyle demiştiniz ama böyle oldu. Keşke biz yanlış çıksak, keşke biz yanılsak da böyle şehitler vermesek, bu kadar fazla başarısızlığa uğramasak. Şu Barzani’nin Talabani’nin Türkiye’ye sözlerine bakınız. Yenilir yutulur değil, bunun sorumlusu biz miyiz, yoksa onlara bu fırsatı veren bu iktidar mı?

Sunucu: Siyasette ağzı iyi laf yapan başbakan olur, orduda başarılı olan paşa olur; sekiz defa başbakan olursun ama bir defa paşa olursun demiş bir seyircimiz; hükümet durumu bu şekle getirdi tamam, peki bundan sonraki sürece siz ne yapacaksınız? Destek mi olacaksınız köstek mi olacaksınız diye bir soru var.

Öymen: Tabi izlenecek politikaya bağlı, eğer daha önce yaptıkları gibi bu tezkereyi almalarına rağmen hükümet hiçbir şey yapmazsa, eli kolu bağlı oturursa yabancı ülkelerden izin alarak sınırlarımızı korumaya kalkarsa gayet tabi karşı çıkacağız, ama gerçekten halkın da beklediği doğrultuda ve terörle gerçekten başarılı olacak bir mücadele yaparsa önce biz destekleyeceğiz.

Sunucu: Türkiye idam cezasını geri getirirse terör biter demiş bir seyircimiz, bu cümleye katılıyor musunuz?

Öymen: Katılmıyoruz, çünkü idam cezası olan ülkelerde de terörün devam ettiğini görüyoruz, idam cezası bir çözüm değildir,  biz idam cezasının kaldırılmasının doğru bir iş olduğuna inanıyoruz, ama sadece idamla bu iş halledilmez, bu işin köküne ineceksiniz, terör nereden geliyor, dış kaynakları nelerdir nasıl başladı nereden başladı, hiç unutmayın, terörist başının yakalandığı ülke neresiydi? Orada hangi ülkenin büyükelçiliğinde yakalandı? Yunanistan Büyükelçiliği’nde yakalandığını unutmayın ve cebinde Kıbrıs Rum pasaportu vardı, bunu unutmayın. Bunlara ne kadar büyük destek sağladığını bazı ülkelerin biz biliyoruz. Devlet de biliyor.

Sunucu: Siz olsanız ne yaparsınız? Yani Amerika ile hiç mi görüşmeyecektiniz?

Öymen: Efendim Amerika ile görüşmek başka şey, sınırımızı korumak için Amerika’dan veya başka ülkelerden izin istemek, icazet istemek başka şey. Şimdi yabancı ülkeler hayır dediği zaman ben sınırımı koruyamayacak mıyım? Amerika’nın kendi menfaati var.

Sunucu: Amerika işgal etmiş durumda Irak’ı, biz oraya girdiğimizde Amerika ile bir savaş çıkarsa diyenler var.

Öymen: Olabilir mi? Böyle olursa NATO’nun sonu olur bu. Yani bir NATO ülkesi, başka bir NATO ülkesi kendini teröristlerden korumak için mücadele ediyor diye ona karşı asker çıkaracak karşımıza, NATO biter. İsmet Paşa’nın dediği gibi bu dünya yıkılır yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de o dünyada yerini bulur böyle bir şey olursa. Nasıl yaparlar bunu? Bunu düşünmek bile mümkün değil, Türkiye kendini koruyor diye bir müttefik ülke ona asker çıkarmaya kalksa neler olur!

Sunucu: Siz olsanız daha mı dik duracak Türkiye?

Öymen: Gayet tabii. Biz hep dik dururuz, biz Atatürk’ün partisiyiz, herkes bilsin, biz ulusal çıkarlar söz konusu olduğu zaman hep dik dururuz ve hiçbir zaman başkasından izin almayız kendi topraklarımızı savunmak için, Cumhuriyet Halk Partisi iktidardayken Kıbrıs Harekâtı’nı yaptık, kim bizi teşvik etti? Aman gidin çok haklısınız müdahale edin diyen oldu mu? Tam tersine, Amerika bize engel olmak için neler yaptı, müdahale ettiğimiz için askeri ambargo koydular, uçaklarımızın fırlatma iskemlelerini bile vermediler senelerce, kaç pilotumuz öldü o yüzden biliyor musunuz? Uçağı arızalandı, fırlatma iskemlesi yok. Direndik, sonuna kadar direndik, Amerika geriledi. Kardak’a çıkmasın Türkiye diye ne kadar baskı yaptılar biliyor musunuz? Hepsine direndik. Deniz Baykal dışişleri bakanıydı o tarihte, hepsine direndik ve sonunda çıktık ve Yunanlıların askerini de bayrağını da Kardak’tan attık. Yanlış mı yaptık? İşte devlet böyle idare edilir; yoksa yabancıların ağzının içine bakarak, başbakanımızı delikten süpürmeyin onu kullanın diyerek devlet idare edilmez.

Sunucu: Muhalefet olmak sizde genetik mi? Hiç mi Ak Parti’nin yaptığı olumlu bir iş yok? Kayserili Nuri bu mesajı göndermiş. Hiç mi olumlu iş yapmadı bunlar?

Öymen: Hükümetin yapacağı çok önemli bir iş var; onu bekliyoruz, eğer bu mücadeleyi başarıya götüremezse istifa etmektir. Hükümetin yapacağı en başarılı iş istifa etmektir. Eğer halkını koruyamıyorsa, sınırlarını koruyamıyorsa, eğer yabancıların güdümünden çıkamıyorsa teslimiyetçi politikadan başka bir yol bulamıyorsa yapacağı iş istifa etmektir, o zaman biz de alkışlarız, doğru yaptınız deriz.

Sunucu: CHP’yi özellikle diğer partilere göre hem sağduyulu hem milliyetçi buluyorum, sesini daha iyi duyurmalıdır, Şebnem Onanan bu mesajı göndermiş efendim.

Öymen: Çok teşekkür ederiz, aslında bize bu fırsatı verdiğiniz için de teşekkür ederiz, görüşlerimizi açıklamak için, yoksa sesimizi duyurmak bizim elimizde değil, eğer medya duyurmazsa bizim tek başımıza 73 milyon insanı birer birer ziyaret edip görüşlerimizi anlatmamız takdir edersiniz ki kolay değil.

Sunucu: Hem birlikte çalışalım diyorsunuz hem de Ak Parti size başvursun istiyorsunuz, siz somut olarak ne getirdiniz, önce biraz samimi olun demiş Ahmet Bey. Samimiyetsiz misiniz siz?

Öymen: Biz samimiyetsiz olur muyuz, geçen gün biz mecliste bunları dile getirdiğimizde Sayın Devlet Bakanı Cemil Çiçek diyor ki gizli bir oturum yapalım ve bu oturumda size bilgi verelim, e çok güzel dedik bir öneri verin, hayır biz önermeyiz, siz önerin. Yani biz hükümete diyeceğiz ki haydi gizli oturum yapın da bize anlatın bunları, sizin anlatacağınız gizli bir şeyler varsa, siz çağıracaksınız meclise oturuma, niye çekiniyorsunuz?

Sunucu: CHP her zaman yaptığını yapıyor, hakaret, yıkmak, zarar vermek, yeter ki Ak Parti zarar görsün, zihniyet aynı yıkıcı muhalefet. Gülüyorum ama böyle mesajlar denk geliyor hep.

Öymen: Şimdi, vatandaşın gerçekten beynini yıkadıkları anlaşılıyor, bizim yıkıcı, hakaret içeren bir tek sözümüzü bulamazsınız, ama eleştiri bizim hakkımız, görevimiz. Yani muhalefet olarak biz eleştirmezsek orada hükümeti alkışlamak için mi oturacağız? Eğer demokrasiye inanıyorsanız, muhalefete de inanacaksınız, sadece muhalefet partilerinin olduğu rejimlerin adına demokrasi diyorlar. Her ülkede iktidar var, sadece demokrasilerde muhalefet var. Gayet tabii ki görevimizi yapacağız, ülke çıkarları doğrultusunda görüşümüzü açıklayacağız, böyle boş laflarla siz iktidarı niye eleştiriyorsunuz demekle muhalefeti eleştirmek bence yanlış bir yaklaşım, muhalefetin söylediği bir söze itirazınız varsa onu söyleyin. Deyin ki siz şöyle demiştiniz, bu lafınız yanlıştı.

Sunucu: İşte gelmiş, sıradaki mesaj o; siz seçimden sonra milletin verdiği sonuca mantık dışı dediniz, Türk milletinin yarısı mantıksız mı? Ak Parti Karadeniz’den neden fazla oy aldı söyler misiniz demiş bir seyirci.

Öymen:  Tamam çok güzel bir soru, çok teşekkür ederim böyle bir soru için; çünkü biz millet mantıksız demedik, bu sonuç mantıksız dedik. Çünkü her gittiğimiz yerde, Anadolu’nun her yerinde vatandaş aşırı derecede şikâyetçiydi, 1 milyon 200 bin insan tarımı bırakmış. Karadenizliler 100 bin kişi sokağa dökülmüş fındık üreticileri. Bursa’da zeytin üreticileri sokağa dökülmüş, perişan, herkes perişan; bakıyorsunuz açık farkla bu iktidar oy alıyor. Bunun mantıklı bir izahı olabilir mi? Neyle izahı olabilir? Bunun duygusal izahı olabilir. Yani vatandaşın din duygularını istismar ederek siz oy aldıysanız buna mantıklı sonuç denmez, buna duygusal sonuç denir. Vatandaşın duygularına, temiz dini duygularına hitap ederek dini siyasete karıştırarak siz seçimi kazanmışsanız bu mantıklı bir sonuç kazanmaz.

Sunucu: Hala CHP’yi suçlayan mesajları hayretle karşılıyorum, içinde bulunduğumuz durumun suçlusu neden CHP olsun ki? Amerikan yanlısı Ak Parti hükümetidir demiş seyircimiz.

Öymen: Evet doğrudur, gayet tabii. Yani Amerikan yanlısı olmanın ötesinde dış baskılara direnemeyen bir hükümet var başımızda. Bir tane örnek gösterin ki şu konuda yabancıların istediğinden farklı hareket etmiş olsun hükümet, var mı? Bir örnek yok, başka ülkelerde de böyle yabancılar kendilerine yakın iktidarları destekler, büyük devletler isterler ki kim o ülkelerde, Türkiye gibi coğrafi önemi olan ülkelerde kim iktidara gelecekse onlar bizden olsun. CHP Atatürk’ün partisi, biz Atatürk’ün çizgisini savunuyoruz ve onun özü de milli menfaatlerdir.

Sunucu: “Şimdi siyaset zamanı değil, Talabani’ye karşı icraat zamanı, gelin birlik olalım, şimdi muhalefet yapmayın muhalefetin sırası mı?” diyenler var.

Öymen: Tabi Talabani’ye karşı tavır koymak gerektiğini biz söylüyoruz, siz ne yapıyorsunuz, “Türkiye’ye bırakın Kürtleri bir kedi bile vermem.” diyen Talabani’nin ayağına Dışişleri Bakanı’nın gönderiyorsunuz, bu mudur onurlu politika?

Sunucu: “Sayın konuğunuz hükümetin yapacağı en olumlu iş başarı amaçsa istifa etmektir diyor, öyleyse seçimde başarısız oldunuz, CHP yönetimi neden istifa etmiyor?” diyor.

Öymen: Şimdi biz icra makamı değiliz, icra makamında oturan insanlar dünyanın her yerinde ülkesinin çıkarlarına, özellikle güvenlik çıkarlarına hizmet edemiyorlarsa istifa ederler, ülkenin kötü yönetiminden sorumlu muhalefet değildir, iktidardır. Yani muhalefetten iktidarın görevini bekleyemezsiniz, biz muhalefet olarak görevimizi doğru yaptığımıza inanıyoruz, birisi çıkıp desin ki bize efendim sizin izlediğiniz politikalar yanlıştır, şu söylediğinizin tersi çıktı, bu olmadı, öyle dediniz böyle oldu; o zaman tartışırız ama öyle değil. Bakınız ben size ne diyorum? Sayın Başbakan kalkıyor diyor ki terörist başına pişmanlık yasasından yararlanma hakkı vereceğiz. Böyle bir kanun tasarısı getiriyor. Bizim tepkimiz üzerine bunu geri çekiyorlar, şimdi burada biz mi hatalıyız iktidar mı hatalı? Başbakan diyor ki Türkiye’de 3500 terörist var, Irak’ta 500 var, bırakın Irak’ı biz Türkiye’dekilerle meşgul olalım.

Sunucu: Yalan mı?

Öymen: Yalan tabi, çünkü üç gün sonra kendisi düzeltti hayır efendim meğer öyle değilmiş Kuzey Irak’ta varmış 3500 diyor, bu kadar önemli bir konuda bu kadar önemli bir bilgiyi bilmiyor Başbakan. Bunu nasıl anlatacaksınız? Şimdi biz bunları söylediğimiz için hükümeti yıpratmış mı oluyoruz? Diyor ki NATO nasıl Afganistan’da savaşıyorsa teröristlerle gelsin Kuzey Irak’ta da savaşsın. NATO’nun en büyük müttefiki Amerika’nın Kuzey Irak’ta 150000 askeri var, bir tek bile teröristi yakalamamış, tek bir operasyon yapmamış, ondan sonra Amerika’nın yapmadığını Belçika, Lüksembourg, Portekiz mi gelecek yapacak Kuzey Irak’ta? Bundan daha anlamsız bir düşünce olabilir mi? Ama ondan sonra bu lafı unuttu, kimse de üstüne gitmiyor, basın çok sevdiği için Başbakanı hiç böyle hatalarını gaflarını hatırlamıyor.

Sunucu: Sizi de çok seviyoruz, olur mu? Yani belki az sayıda bizim kadar çok seven.

Öymen: Çok teşekkür ederiz eksik olmayın, az sayıda çok seviyorsunuz teşekkür ederim.

Sunucu: “Ambargolar neden uygulanmıyor? Sınır kapılarından PKK’ya yurttaki yandaşlarından yardım götürüyorlar.” diyor bir seyircimiz, “Ülkeyi yediniz bitirdiniz yıllardan beri türban türban dediniz, ülkeyi hiç güçlendirmediniz, ancak hep muhalefet yaptınız hiçbir şey üretmediniz.” demiş bir seyircimiz de.

Öymen: Evet, ne kadar yazık, yani Türkiye’nin tarihini demek öğretemiyorlar okullarda yeterince, Cumhuriyeti güçlendiren Atatürk’ün önderliğinde o zaman Cumhuriyet Halk Partisi’dir, cumhuriyeti kuran parti biziz, bütün reformları yapan parti biziz, Türkiye’nin en yoksul döneminde altyapıyı yapan biziz, demiryollarını yapan biziz, ve beş kuruş borç almadan bunları yaptık, şimdi böyle bir partiyi suçlamak reva mıdır? Kıbrıs harekatını yapan biziz, Kardak harekatını yapan biziz, yanlış işler mi yaptık?

Sunucu: “CHP türbana karşı verdiği mücadelenin yarısını teröristlere karşı verseydi, terör biterdi.” demiş bir seyircimiz.

Öymen: Şimdi türbana karşı mücadele doğru bir söz değil, bizim sözümüz şu, biz diyoruz ki Türkiye bir hukuk devleti, hukuk devletinde yargı kararlarına saygı göstereceksiniz, hem Türkiye’nin yüksek mahkemelerinin kararı var üniversitelere türbanlı öğrencilerin girmemesi konusunda, hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bunu doğruluyor. Başbakan ne diyor? Onlar karışamaz bu işe diyor, ulema karışır diyor. Onun dediği mi doğru? Bizim dediğimiz mi doğru?

Sunucu: “Bu kadar basit düşünmemelisiniz, Irak’a paldır küldür girilmeyecek elbette, bu iş siyasetle çözülmeli, diplomasiyle çözülmeli, siz bir diplomat değil misiniz, bunu savunmanız gerekmez mi?” demiş Antalya Avsanlar’dan Hüseyin.

Öymen: Evet diplomasinin bittiği yerler vardır, bu diplomasinin bittiği yerdir. Eğer siz beş yıldır diplomatik yöntemleri denemişseniz ve hiçbir sonuç alamamışsanız, bu politikaların sonucunda verdiğiniz şehitlerin sayısı on misli artmışsa, hala daha diplomasiye devam edelim demek ülkeyi koruma cesaretine sahip değilsiniz demektir.

Sunucu: Ama iyi sormuş seyircimiz size.

Öymen: Seyircimiz soruyor ama diplomasinin bittiği yer vardır. Şimdi Türkiye’de diplomasi bitmiştir. Bizzat Devlet Bakanı Cemil Çiçek sözün bittiği yerdeyiz diyor, buna mukabil Dışişleri Bakanı kalkıyor diplomasi yolunu deneyeceğiz sonuna kadar diyor. Hangisine inanalım? Böyle bir olay olduğunda başka devletler haftalarca bekliyorlar mı? Karşı tarafa bu kadar fırsat veriyorlar mı? Anında müdahale edeceksiniz. Yapamazsanız, fırsatı kaçırırsanız sürpriz etkisini kaçırırsınız. Bakınız Alman Anti-Terör Örgütü GSG9’un sloganı şudur: “Teröriste yarım saat fırsat vermeyeceksiniz.” Yarım saat. Siz ne yapıyorsunuz? Yıllarca fırsat veriyorsunuz, istediğini konuşlanıyor, eğitimini yapıyor, cephane buluyor, yardım alıyor vs falan, ondan sonra diyorsunuz ki hala diplomasiyi devam ettirelim. Buyurun ettirin.

Sunucu: Buyurun ettirin diyor Onur Bey. “Siz Cumhuriyet kutlamalarına bile gelmediniz, nasıl cumhuriyetçi olursunuz?” demiş bir seyircimiz, “Cumhuriyet Halk Partisi laikliğin savunucusu olduğu gibi terör için de en büyük mücadelecidir, Cumhuriyet Halk Partisi olmasa Amerika Birleşik Devletleri’ne bağımlı bir İslam ülkesine dönerdik.” demiş Yozgat’tan Şerife Hanım. İki zıt mesajı aynı anda okudum.

Öymen: Cumhuriyet törenlerine katılmıyor demek çok büyük bir insafsızlıktır, Sayın Genel Başkanımız Anıtkabir’de Atanın huzurunda düzenlenen törende en ön saftaydı. Ve biz hepimiz Türkiye’nin her yerinde Cumhuriyet yürüyüşlerine katıldık. Ben Fethiye’deki Cumhuriyet yürüyüşüne katıldım, 30000 insanla birlikte yürüdük ve Cumhuriyet toplantılarına katıldık, konuşmalar yaptık oralarda, hiç kimse kalkıp da bize böyle Cumhuriyet törenleriyle ilgilenmiyorsunuz diyemez, çok büyük bir insafsızlık olur. Biz Cumhuriyetten iki ay önce kurulmuş bir partiyiz. Cumhuriyetin kuruluşunda görev almış partiyiz. Hiç kimse bize cumhuriyet sevgisini öğretemez.

Sunucu: Peki efendim, hemen bir başka mesajla devam etmek istiyorum, “Hükümete karşı olan ve sokağa dökülen halk seçimlerde CHP’ye oy vermeyerek sizi kandırmış mı oluyor?” Akyazı’dan Yusuf Ziya Kara göndermiş.

Öymen: Seçimler hakkında henüz söylenecek son söz söylenmemiştir. Başka ülkelerde de seçimlerin ne şekilde yapıldığının örnekleri var, örneğin İtalya’da 1948 yılından itibaren nasıl dış etkilerle seçimlerde halkın iradesinin zorlandığını ve bir büyük ülkenin iradesi doğrultusunda seçimlerin sonuçlandırıldığının, ondan sonra da 48 yıl üst üste aynı Hıristiyan Demokrat Partinin iktidara geçirildiğini hatırlatmak isterim. Yani bu seçimler bizim bildiğimiz tarafsız, objektif, basının tarafsız olarak görev yaptığı seçimler değildir.

Sunucu: “Hangi milletvekili ya da paşanın oğlu herhangi bir harekâtta öldü ya da yaralandı?” diye sormuş bir seyircimiz. Tabi bu sizinle ya da CHP ile ilgili değil.

Öymen: Bu doğru değil, burada iktidarın yanında yer alalım, Sayın Ali Babacan’ın yakın bir akrabasının kısa bir süre önce şehit olduğunu hatırlatmak isterim, yani Türkiye’de insanlar arasında hiçbir ayrım yapılmıyor, herkes aynı derecede vatan görevini yapıyor, onun için hiç kimseyi suçlamayalım, sanki belli bir zümreye imtiyaz tanınıyormuş izlenimini vermeyelim.

Sunucu: Efendim şimdi sınır ötesi operasyon Amerika ile savaş hali anlamına gelmez mi? Onları karşımıza almış olmaz mıyız? Bunun için görüşülüyor konuşuyor, siz buna izin almak diyorsunuz.

Öymen: Gelmez. Amerika ile savaş anlamına gelmez. Türkiye kendi sınırlarını koruma hakkına sahiptir, uluslararası hukuka göre sıcak takip hakkına sahiptir, kendini koruma hakkına sahiptir, hiç kimse Türkiye’nin kendini koruma hakkını Amerika’ya karşı savaş açmak gibi yorumlamamalıdır.

Sunucu: Efendim çok teşekkür ederiz, “Peki bu harekât bitirir mi her şeyi, neden herkes ısrarla bu harekâtı savunuyor?” diyor bir seyircimiz.

Öymen: Bu çok önemli bir soru bu, belki en önemli soru bu, çünkü bazıları diyorlar ki harekât yapsak bile bu terörü bitirmez. Harekât yapsak bile tam sonuç alamayız. Bunu hiç söylemeyeceksiniz. Hiç söylemeyeceksiniz. Çünkü terörü bitirmek mümkündür. Almanya’yı kasıp kavuran Beider-Meinhof terör örgütü ne oldu bugün? Sıfır, sona erdi. Fransa’yı kasıp kavuran Action Direct örgütü ne oldu? Bitti. Japonya’da metrolarda bombalar patlatan Aun terörist tarikatı ne oldu? Bitti. O bakımdan, terörü bitirebilirsiniz. Terörü bitirme azmi ile yola çıkacaksınız, biz nasıl olsa bu işi yapamayız diye yola çıkılmaz. Terörün kökünü kazıyacak azminiz iradeniz olacak ve özellikle bunun dış bağlantılarını iyi tespit edeceksiniz, terörü kim destekliyorsa o ülkeye karşı tedbir alacaksınız. Bugün bir NATO ülkesinden terörü destekleyen televizyon yayınları yapılıyorsa ve Türkiye’nin gücü ve ağırlığı bu NATO ülkesini bundan caydırmaya yetmiyorsa, bunu düşünmek lazımdır. Yani bunları milli konular gibi düşünelim, böyle CHP AKP çekişmesi haline bunu dönüştürmemek lazım. Bizim bu konuda her söylediğimiz söz iç politikayla hiç ilgisi olmayan, tamamen devletin menfaatini ilgilendiren sözlerdir. Terörün kökünü kazımak Türkiye’nin elindedir, gücümüz var bunu yapacak, her imkânımız var, hukuk bizden yana, bir tek eksiğimiz var; o da siyasi irade. Beş yıldır bu siyasi iradeyi gösteremediğimiz için vatan evlatları şehit oluyor. Bundan da derin bir üzüntü duyuyoruz ve bunu eleştirenleri de Başbakan susturmaya kalkışmasın böyle sansürlerle yayın yasaklarıyla, çünkü bu eleştirileri yapanlar en az Başbakan kadar bu memleketi seven insanlardır.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.