Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Kanal B – Sınırötesi Operasyon, Hükümetin Kuzey Irak Operasyonu ve Dışişleri Bakanının Yunanistan Ziyareti hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Kanal B’de yaptığı konuşma
6 Aralık 2007
Sunucu: 5 Kasım 2002 günü Washington’da Başbakan Tayyip Erdoğan ABD Başkanı George Bush’la baş başa bir görüşme yaptı. Baş başa diyorum çünkü bu görüşmede bulunan Sayın Dışişleri Bakanı tercümanlık yaptı. Yani Dışişleri Bakanı sıfatıyla mı bulundu yoksa tercüman sıfatıyla mı bulundu bunu kendisi ve Başbakan’dan başka kimse bilmiyor. Bu görüşmenin herhangi bir şekilde devlet arşivlerinde tutanakları yer almadı. Bildiğimiz kadarıyla ama sonradan bir tutanak yapıldı mı bilmiyorum. Ama mağlubunuz tutanak denilen şey katılanların imzalarıyla kayıt altına alınır. Bu görüşmeleri takiben yapılan basın toplantısında da Sayın Bush’un enteresan bir cümlesi oldu. Türkiye’yi yakından ilgilendiren bir cümle. Dedi ki, “PKK ABD’nin, Türkiye’nin ve Irak’ın ortak düşmanıdır.” Bu bizim açımızdan güzel bir cümleydi ve Türkiye’de giderek dibe vurmakta olan Amerikan sempatisinin belki de Amerikan yönetimi farkına vardı ve artık bunu tersine çevirmek için bir şeyler yapmak gereğini hissetiler. Bu beyan da bunun ilk adımı gibi geliyor bana. O günden itibaren Sayın Erdoğan Türkiye’ye döndükten sonra bu baş başa yapılan görüşmelerin sonuçları hakkında kamuoyuna herhangi bir şey sızmadı. Ve Sayın Başbakan bir kelime kullandı ve dedi ki, “mahrem bilgileri orasından burasından medya çekiştiriyor.” Siyasetçiler ve medya bu mahrem kavramına saygı göstersinler manasına gelen bir şeyler söyledi. Birden Irak yönetiminin davranışlarında bir değişiklik görülüyor. Ne oldu da nasıl bir plan yürürlüğe girdi de bu mahrem kelimesiyle tanımlanan değişiklikler yaşanıyor?
Öymen: Amerika şimdi gerçekten 4 yıldan beri Türkiye’nin Kuzey Irak’a müdahalesine karşı bir politika izliyordu. Orada tuhaf bir durum vardı: Kuzey Irak’taki PKK terörünü ne Irak hükümeti bertaraf edebiliyordu ne Amerika bu yönde bir girişimde bulunuyordu nede Türkiye’nin böyle bir şey yapmasına yeşil ışık yakılıyordu. Oradaki terör örgütü bir anlamda neredeyse himaye altındaydı denilebilir. Ne oldu? Ne değişti de Amerika bu üslubunu değiştirdi? Değişen çok önemli bir şey var. Bu son saldırılardan sonra özellikle Dağlıca saldırısından sonra Türkiye’de teröristlere çok büyük bir halk tepkisi oluştu. Biz bir kısmına katıldık bir kısmını da gözümüzle gördük. Gerçekten belki toplasanız milyonlarca insan Türkiye’nin bütün şehirlerinde sokaklara döküldü. Sade vatandaşlar, köylüler, kadınlar, erkekler ve artık Türkiye’de bıçağın kemiğe dayandığını Amerika da dâhil olmak üzere herkes gördü. Şimdi bir hükümeti baskı altında tutabilirsiniz ama bir halkı baskı altında tutamazsınız. Zaten Amerikan’ın Türk halkındaki destek oranı asgari düzeye inmişti. %7-%8 civarına inmişti. Daha da alta inmesi sıfıra inmesi demektir. Amerika herhalde sonunda bunu fark etti ama neye karar verildi? Yani Amerika tutumunu değiştirdi, bu üslubu benimsedi, PKK’yı düşman saydı, zaten terörist sayıyordu ama düşman kelimesini ilk defa kullandı. Anlık istihbarat vereceğiz dedi. Yani bu operasyon yapmaya imkân verecek istihbarat demektir. Bir de Genel Kurmay Başkanıyla Irak’taki Amerikan birlikleri komutanları arasında düzenli istişareler sistemi kuruldu. Şimdi bu zirveden, bu toplantıdan çıkan üç sonuç bu. Peki, tatbikatta bu ne sonuç verdi? Şimdi 5 Kasım’dan bu yana bir aydan fazla zaman geçti. Bu zaman içinde bir kere basına yansıyan çok sınırlı olduğu anlaşılan bir operasyon gerçekleşti. Başka bir operasyon şu ana kadar olmadı. Bu neden olmuyor? Acaba Amerika yeterince istihbarat mı vermiyor? Bizim operasyonumuz Amerikan istihbaratımıza mı bağlı tamamen? Yani onlar istihbarat vermese biz yapamayacak durumda mıyız? Bundan önce Kuzey Irak’a 24 tane operasyon yapmışız hiç birinde benim bildiğim Amerikan istihbaratına dayanarak yapılmadı bunlar. O zaman, Türkiye ne bekliyor? Geçen zaman bizim lehimize mi aleyhimize mi? İklim şartları orada bildiğiniz gibi gittikçe ağırlaşıyor. Yani kış şartları fiilen hüküm sürüyor. 3000m yükseklikteki tepelerden dağlardan bahsediyoruz. Şimdi orada bir operasyon, iklim ilerledikçe güçleşiyor ve daha zahmetli hale geliyor. Bir de orada yapılacak operasyon o kadar fazla ilan edildi ki sürpriz unsuru ortadan kalktı. Bu gibi operasyonlarda sürpriz çok önemli. Son olarak Sayın Başbakan TSK’ye verdiği yetkiyi operasyondan önce açıkladı. Bu tabii teröristlere saklanmak için fırsat veriyor. Halkın içine karışmak için fırsat veriyor. Hedef göstermemek için fırsat veriyor. Yani bütün bunları düşündüğümüz zaman şu ana kadar ulaştığımız nokta doğrusunu isterseniz bizim açımızdan çok tatminkâr görünmüyor. Hedef ne? Hedef: PKK terörünü tasfiye edeceksiniz. Bu kadar zaman geçti bu tasfiyeye ilişkin bir işaret henüz göremiyoruz. İşte efendim hazırlık safhası şudur budur ama şimdiye kadar bu hazırlıklarımızın herhalde çoktan yapılmış olduğunu biz farz ediyoruz. Yani silahlı kuvvetlerimizi yeterince hazırlık yapmadığı için mümkün değil. Silahlı kuvvetler daima orada bir operasyona hazırdır. Aylardan beri oraya askeri birlikler sevk edilmiştir filan. Bu da değil. O zaman sıkıntı nereden kaynaklanıyor? Bir yerde sıkıntı olduğu anlaşılıyor. Ya beklediğimiz destek sözde geliyor fiilen gelmiyor. Veya başka sıkıntılar var. Ne olabilir bu sıkıntılar? Size bir örnek vereyim. Şimdi Türkiye2nin o bölgeye bir operasyon yaptığını düşünelim. Kime karşı yapacak o operasyonu? PKK’ya. Ama PKK’nın bir ikiz kuruluşu var PAEK diye. Bu PAEK ve PKK aynı merkezden yönetiliyor. Yöneticiler büyük ölçüde aynı insanlar. Kampları aynı yerde. Eğitim merkezleri aynı yerde. Cephanelikleri aynı yerde. Farkı şu: PKK’yı Amerika terör örgütü olarak kabul ediyor. Bugüne kadar PAEK’ki kabul ettiğini duymadık. Niye? Çünkü PAEK İran’a karşı terörist faaliyeti yapıyor. PKK Türkiye’ye karşı yapıyor. Siz böyle bir operasyon yaptığınız zaman o bölgeye bu iki hedefi birbirinden nasıl ayırt edeceksiniz? Yani sizin yaptığınız operasyonda PAEK de etkilenirse acaba Amerika bunda memnun olacak mı? Acaba PAEK’in İran’a karşı operasyonları Amerika’yı rahatsız ediyor mu? Yani burada cevabı gerektiren sorudan çok cevabı var doğrusu. Bir şey daha: hadi onlar dağlarda tepelerde, Irak bir şey yapamıyor, Dağlara asker sevk edemiyor. Amerika orada doğrudan müdahale yapmak istemiyor. Peki, dağda olmayıp ovada olan bir konu var o da Mahmur Kampı. PKK’nın vaktiyle Türkiye’den kaçırdığı ve şu anda sayıları 11 bin 500 olan kadınlı, erkekli, çocuklu, bebekli bir grup var. Bunlar Mahmur denilen yerde bir kampta kalıyor. Oraya giden şimdi görevden ayrılan Amerikan Özel Temsilci Ralston’da bize ifade etti “bu kamp” diyor “PKK’nın kontrolü altında. Çocukların cebinde mermiler var” diyor. Peki, bu kampı niye tasfiye edemediniz? Şimdi Amerika ziyareti sırasında Başbakanın bu kamptan bahsettiğini hiç duymadık. Mahmur Kampının tasfiye edilmesinin istendiğini bu Bush’la görüşmesinde dile getirildiğini bugüne kadar duymadık. İki; Irak’ın toprak bütünlüğü dile getirildi mi? Bunu da duymadık. Bizim orada sadece dağdaki teröristlerle mücadele konumuz yok, Irak’ın toprak bütünlüğü en az terörle mücadele kadar önemli çünkü Irak bölündüğü takdirde orada yeni bir Filistin çıkabilir ortaya. Yani bir Filistin sorunundan daha kötüsü çıkabilir ve bugünkü Irak’taki durumu arasınız.
Sunucu: Bu noktada acaba Irak’ın eninde sonunda üçe bölüneceğinin bir planlaması mı önümüzde var? Ve bu üçe bölündüğü takdirde Irak’ın Kuzeyinde oluşacak olan Kürt yapılaşmasının; ister adına federasyon diyelim isterse özerk bölge diyelim isterse bağımsız ülke diyelim; Arapların, İran’ın ve Türkiye’nin ortasında kalmış bir bağımsız varlığın hayat hakkı yok. Yani bunu Amerikan stratejistlerin bunu görmemesine imkân yok. acaba bu 5 Kasım’daki çünkü basında buna benzer spekülatif bir takim yayınlar oldu. Yani, Amerikan stratejistleri şunu gördüler: biz bu Irak’ı üçe bölsek ve Kürt federatif devletini de kurdursak dahi bu devletin ileride bağımsız olduğunu da ön görsek kendi başına bir himayeye masan olmadan bir güçlü devletin kanatları altına girmeden yaşama şansı yoktur. Bunu Türkiye’nin himayesine sokmak için bu PKK’yı devreden çıkaralım ve Türkiye’yle bu kurulacak olan Irak’ın kuzeyindeki yapılaşmayı bir entegre hale sokalım. Böyle bir hesap yapılmış olabilir mi?
Öymen: Böyle düşünenler, yazanlar, söyleneler var fakat yüzyıldan beri büyük devletlerin stratejisi Türkiye’yi o bölgeye sokmamaktır. Önce o bölgeden çıkartma stratejisi izlediler ondan sonra da hiçbir şekilde o bölgeye sokmadığı için, çünkü orası petrol bölgesi Irak petrolünün %40 kuzeyde %60 güneyde çıkıyor, şimdi Irak’ın bölünmesi o kadar ciddi sorunlara yol açabilir ki kuzeyde bir Kürt devleti, ortada bir Sünni devleti, güneyde bir Şii devleti. Kuzeyde ve güneyde petrol olacak ama ortada olmayacak. Bunun doğra bileceği çatışmaları tahmin edebilir misiniz? Yani Irak halkının yaklaşık olarak 1/3’ü petrolden mahrum olacak. Bu tabii başlı başına bir sorun teşkil edecek. Artı, biz hep Kuzey’le meşgulüz. Kuzeyde bir Kürt devleti kurulursa ne olur? Çok kötü olur. Bir kere bizim açımızdan yani Türkiye’nin çıkarları açısından son derece mahsurludur. Aynı zamanda İran için de Suriye içinde mahsuru var. Peki, güneyde ne olur? Güneyde bir Şii devleti kurulursa o zaman bu Şii devletinin er geç İran’ın nüfusunun altına girmesi kaçınılmaz olur. Çünkü İran başından beri dini aynı zamanda bir dış politika vasıtası olarak ve böylelikle İran güneydeki Şii devleti üzerinden körfez ülkeleri üzerinde büyük baskı yapar ve nüfusunu artırır. O bölgede de çok Şii var. Mesela Bahreyn’in nüfusunun %75’i Şii. Artı, İran bir Şii devleti ve güneyde bir Şii devleti olursa Irak’ta, Suriye’de halkın çoğu Sünni ama yönetim alevi yani Şii’lere yakın. Bir de Lübnan’da Hizbullah var Şii, Lübnan hem siyasi hem de bilhassa askeri açıdan çok etkili. Özetle: İran’dan, Türkiye’nin güneyinden, Akdeniz’e kadar uzanan bir Şii kuşağı oluşur ve bu bütün dengeleri alt üst eder. Amerika bunu görmüyor mu? Göremez mi? Buna mukabil bakıyoruz Amerika’da Galbraith var eski Büyükelçileri, şimdi Kürtlerin Kuzey Irak’ta danışmanı gibi hareket ediyor, o işte bağımsız bir Kürt devleti kurulmasını savunuyor. Meşhur bir kıdemli Senatör var o bir öneri getirdi. Senato’da da kabul edildi. Böyle yapılaşmış bir federatif sistem gibi. Hollbrook, eski Dışişleri Bakan Yardımcısı şimdi de Demokratların önde gelen simalarından, bana kendisi söyledi. “Ben” dedi “gittim ve kuzey Irak’taki durumu gördüm. Barzani ve oğluyla filan 5 saat konuştum. Neticede bizim gördüğümüz orası fiilen bir devlet olmaya gidiyor. Adı devlet olmasa da Tayvan gibi bir devletin bütün özelliklerine sahip olacak ama bağımsız bir devlet gibi uluslar arası alanda tanınmayacak. Buraya doğru gidiliyor” dedi. Haberimiz olsun diye bizi uyarı, bize bilgi veriyor.
Şimdi bu durumda Türkiye ne yapmalı? Türkiye ağırlığını koyarak bu gelişmeye mutlaka mani olmalı. Bir de Washington görüşmesinde hiç adından bahsedilmeyen Türkmenler var. Başbakan bir ara birkaç kere Türkmenlerden bahsedecek oldu Bağdat’taki Amerikan Büyükelçisi kaklı “bu” dedi “Irak’ın iç meselesidir. Kimse karışmasın” dedi. Sayın Başbakan sustu ve bir daha da ağzına almadı. Şimdi Washington zirvesinde bekledik ki, Türkmenlerle ilgili de bir söz çıkacak. Yani orada 2,5-3 milyona yakın bir halk var ve bunların hakları, menfaatleri, varlığı, can güvenliği tehdit altında ve oraya yüz binlerce insan yerleştirilerek Kerkük’ün demografik yapısı bozulmuş. Bin yıldır bir Türk şehri olan Kerkük bir anda Türklerin azınlıkta olduğu bir şehir haline geliyor. Ve gelecek yıl, bu sene yapılacaktı ama gelecek yıla sirayet etti, bir referandum yapılarak orası bir Kürt bölgesine dâhil edilecek. Planlar böyle. Bazıları bütün bunların ne kadar büyük bir sakınca yaratacağını maalesef göremiyorlar. Biz Amerika’yı müdahaleden önce uyardık. Dedik ki, “ siz müdahale ederseniz pandoranın kutusunu açmış olursunuz. Orada çıkacak olan çatışmaları, terörizmi biz şimdiden görüyoruz” dedik. “Yok” dediler “Iraklılar bize öyle demiyorlar. Boynumuza çiçek takacaklarmış. Herkes bizi kucaklayacakmış” filan. “Biz” dedik “inanmayın o söyleyenlere.” Birkaç kişi Amerikalıları yanıltmış. Şimdi gerçeğin ne olduğunu gördüler. Biz de bugün diyoruz ki yarın için: eğer Irak’ı böldürürseniz yarın Irak Filistin’den beter olur.
Sunucu: Sizce Hükümetin uygulamakta olduğu Kuzey Irak politikası yeterli mi? Bu politikayı gerçekçi buluyor musunuz? Ve bunun sonucu gerçekten PKK’nın tasfiyesine varabilecek mi?
Öymen: Evet, Belki bu sorulardan önce bir soru sormak lazım. Hükümetin Kuzey Irak politikası var mı? Varsa nedir? Sayın Başbakan yaptığı çeşitli konuşmaları alt alta yazarsanız sürekli, istikrarlı, bilinçli bir politikanın varlığından söz etmek çok zor hale gelir. Şimdi bir taraftan iş başına geldikten sonra daha önceki hükümetlerin izlediği Kuzey Irak politikalarının yanlış olduğu izlenimine kapıldı. Ondan önceki bütün Hükümetler gerektiğinde Kuzey Irak’a asker gönderiyordu ve orada sınır güvenliğini sağlıyorlardı ve terörle mücadele ediyorlardı. Bizim uyarılarımıza rağmen, Sayın Baykal’ın çeşitli beyanlarına rağmen bu yola gitmediler. Hangi yola gittiler? Teröristleri yumuşatarak, tatmin ederek, teskin ederek terörü çözme yoluna denediler? Ne yaptılar? Mesela eve dönüş yasasını çıkartılar. Zannettiler ki, böyle bir yasa çıkarsa dağdaki teröristler inecek işte adalete teslim olacaklar. Tam tersi oldu dağdan kimse inmedi hemen hemen fakat hapishanedekiler dağa çıktı. Ondan sonra bir yasa daha çıkarttılar daha doğrusu Meclise getirdiler terörle mücadele yasası ve oraya bir hüküm koydular 6. madde. Diyorlar ki, “bir terör örgütünün kurucusu pişmanlık yasasından yaralanabilir.” Af getirecek. Sonra muhalefet tepki gösterince, biz tepki gösterince bunu geri çektiler. Sonra gittiler Dubai’de Amerikan Hazine Bakanıyla şimdi Dışişleri Bakanı Ali Babacan anlaşma imzaladılar. Bir milyar dolarlık hibe karşılığında Kuzey Irak’a asker göndermemeyi Hükümet taahhüt etti. Bütün bunları birlikte düşünün. Sonra bunu onaylatamadı. Basına sızınca çok büyük tepki oldu ve Meclise getiremedi. Arkasından Başbakan dedi ki, “efendim NATO gitsin ve Kuzey Irak’ta teröristlerle NATO mücadele etsin.” Yani bir girişim yaptınız mı? NATO’da zemin yokladınız mı? NATO’nun en büyük müttefiki Amerika kılını kıpırdatmıyor. Bir tek terörist yakalamamış. Portekizliler mi gidecek savaşacak? Belçikalılar mı yapacak? Kim yapacak filan sonra bu sözden de vazgeçti. Sonra dedi ki, “terörün esas ağırlığı Türkiye’dedir. Küçük bir kısmı Kuzey Irak’tadır. Biz niye Irak’la uğraşalım? Türkiye’deki teröristlerle uğraşalım.” Yani her dediği bir dediğinden çelişkili oldu. İşte Türkmenler konusunda Türkmenlerin haklarını koruyacakmış gibi birkaç defa konuşma yaptı ondan sonra Amerikalılar tepki gösterince sustu ve bir daha ağzına almıyor Türkmenleri. Bunların hepsini böyle bir arada düşünürseniz bu böyle sürekli, istikrarlı, bilinçli, ilkelere dayalı bir politikanın işaretini vermiyor.
Sunucu: Hükümetin bu Kuzey Irak politikasındaki etkileyici faktörlerden bir tanesi de bu 22 Temmuz seçimlerinde Güneydoğu Anadolu yörelerinden alınan ve DTP’den daha öne geçen oy tabanının etkisi olabilir mi? Yani acaba demokratik toplum partisiyle AKP Güneydoğudaki oy potansiyeli üzerinde bir tabanı kollayan, tabanın eğilimlerini okşayan bir siyaset yarışına mı girdiler?
Öymen: Eğer AKP terörle mücadele stratejisini, Kuzey Irak stratejisini, Türkiye’deki iç politika menfaatlerinin bir unsuru gibi değerlendiriyorsa bundan daha büyük yanlış yapamaz. Eğer siz terörle mücadeleyi kendi iç politikamızın bir unsuru olarak görürseniz bu terörle mücadelede başarıya ulaşamazsınız. İç politikada da bunun çok zararını görürsünüz. Bakan başka ülkeler ne yapıyor? İspanya örneğine bir bakın. İspanya’da terörü destekleyen bir siyasi parti, Mecliste temsil edilen, seçimlere katılan, oy alan bir siyasi parti şiddeti kınamadığı için, ETA terörünü kınamadığı için kapatılıyor ve onun yöneticileri hapse atılıyor. Yani başka ülkelerde uygulama böyle. Devlet çok karalı hareket ediyor. Şimdi siz diyorsanız “dağdan inin siyasete girin” yanlış bir şey söylüyorsunuz. Yani bir Başbakan böyle bir şey söyleyemez. Diyeceksiniz ki, “dağdan inin adalete teslim olun.” Adalet kara verecek kim suçlu kim suçsuz. Suçsuzsa zaten sizin söylemenize gerek yok. İster siyasete girer ister girmez. Suçluysa cezasını görecek. Şimdi burada bir ayrım yapmak lazım. Yani iç politikayla hiç bağlantısı olmadan bir ayrım yapmak lazım. Siz Güneydoğu Anadolu’da yaşayan insanları teröristlerden ayırmak zorundasınız. Terör başka iştir Güneydoğu’da yaşayan insanlarımızın, Kürt asıllı vatandaşlarımızın sıkıntıları ve sorunları başka şeylerdir. Siz halka sahip çıkacaksınız. Hem Türkiye’dekilere sahip çıkacaksınız hem Kuzey Irak’ta yaşayan Türkmenlere, Kürtlere, Araplara kimler yaşıyorsa onlara sahip çıkacaksınız. Onların dostluğunu kazanacaksınız ki terör tabansız kalsın. Terör taban tutamasın. Böyle bir strateji izlemek başka şey seçim hesaplarıyla oy hesaplarıyla hareket etmek başka şey.
Sunucu: Acaba duyarlılıklarımızı kayıp mı ettik. Bu DTP sözcülerinin yaptığı beyanlar, açıklamalar, konuşmalar bir zamanlar yapılsaydı Türkiye’de yer yerinden oynardı. Şimdi arkası arkasına bir takim PKK’yı, terör örgütünü, terör örgütünün elebaşını gündeme getiren, sayın diyen, övgü düzen bir takım konuşmalar yapılıyor. Koruyan bir takım beyanlarda bulunuyor ve adeta toplumsal duyarlılığımız dibe vurdu.
Öymen: Şimdi, bu konuda şunu söylemek istiyorum: şimdi biz mahkemeye, yargıya intikal etmiş bir konuda görüş ifade etmek istemeyiz. Ama herkes şunu bilsin ki, Türkiye’nin Anayasasına göre ve Siyasi Partiler Kanununa göre dini esasa göre faaliyet gösteren partiler kurulamaz yasaklanır. Etnik esasa göre faaliyet gösteren partiler yasaklanır. Türkiye’deki sistem böyle ama bu sistem işlemezse siz yasalarda olan şeyleri yok farz ederseniz o zaman tabii Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi ve güçlenmesi açısından sıkıntı yaşarsınız. Bir ülkede kanunlar ya vardır ya yoktur. Yani İspanya bunu yapıyor ama Türkiye bunu yapamıyor. Acaba niçin bunu yapamıyor? Neden çekiniyorsunuz? Son seçimlerde iki şeye dikkatinizi çekerim: bir, Barzani açık bir şekilde AKP’yi desteklediğini ilan etti seçimlerde. Yani bizim iç politikamıza karışıyor. Bu sizin işiniz değil. Biz başka bir ülkedeki seçimlerde kimin kazanması gerektiği konusunda görüş ifade ediyor muyuz? Türkiye’den birileri çıkıp bunu söylüyor mu? Bu o ülkenin bileceği bir iş. Ayrıca bir AB üyesi bir ülkeden yayın yapan bir terör yanlısı olan Roj TV diye bir televizyon istasyonu var. Bu televizyon istasyonu da seçimler süresince vatandaşa dedi ki okuma yazma biliyorsanız DTP’li bağımsızlara oy vereceksiniz. Okuma yazma bilmiyorsanız ampule oy vereceksiniz. Yani seçim günü dâhil, tabii hiçbir seçim yasağına tabii değil yurtdışından korsan yapan bu istasyonlar, bunlar halkın beynini yıkadılar. Ya AKP’ye oy vereceksin ya da DTP’nin bağımsız adaylarına oy vereceksin dendi. Şimdi bunlar bizim hukuk sistemimize uyuyor mu? Bu Türkiye’yle ilgili. Irak’la ilgili olarak da bizim demin de söylediğimiz gibi Genel Başkanımızın da açıkladığı bir açılımımız var. Bizim oradaki insanları düşman gibi görmemiz lazım. Bazen PKK Kuzey Irak’ta bulunuyor. Oradaki Kürtler veya orada yaşayan başka insanlar Türkiye’nin hasmıdır diyemezsiniz. Tabanı kazanacaksınız. Atatürk nasıl Afganistan milletini kazanmak için burslar verdi büyük projeler yaptıysa, biz ODTÜ’yü kurduk ve bütün bu Ortadoğu’daki gençleri Türklerle birlikte okutalım filan diye, şimdi aynısı Kuzey Irak için de yapacaksınız. Türkiye’de de Güneydoğuda işsiz, fakir, perişan durumdaki insanları kazanmak için bölgeye yatırım yapacaksınız. GAP projesini canlandıracaksınız. Bunları açıkladık biz.
Yani bu meselelere kapsamlı bir bakış açısı gerekiyor. Doğrusunu isterseniz şimdi Hükümetten biz bu konularda tatmin edici bir yaklaşım göremiyoruz. Daha da ötesi ilkeli bir politika göremiyoruz. Yani şu söylediklerini Sayın Başbakanın alt alta yazın, bunlar nasıl bir politikanın ifadesidir? Şimdi Başkan Bush’la görüşmesine gelirsek, bu görüşmede bunlardan hangisinden bahsedildi? Yani üç tane konu açıklandı: bir tanesi düşman sayıyoruz, bir tanesi istihbarat veririz, bir tanesi de Genelkurmay İkinci Başkanları buluşsun. 1 saat bunu mu konuştunuz? Hiç İran’dan bahsetmediniz mi acaba? Hiç Türkmenler aklınıza gelmedi mi oradayken? Irak’ın parçalanmasının doğurabileceği sonuçları hiç dile getirmediniz mi? Yani nedir sizin bu konulardaki görüşleriniz? Bunları açıklamadınız mı? Ortadoğu’ya hiç değinmediniz mi? HAMAS’la görüşmenizin yarattığı tepkileri Amerika size hiç mi söylemedi? Yani bu bir saatte ne konuşulur? Bunlar konuşulur. Burada şimdi dikkat çekici bir nokta daha var: şimdi Irak’ta halkın mücahitleri örgütü diye İran’a karşı faaliyet gösteren başka bir terör örgütü daha var. Şimdi Amerika’nın operasyonundan çok kısa bir süre sonra bu örgüt mensuplarını silahsızlandırdılar. PKK’ya dokunmadılar ama bunların silahlarını aldılar ve bir kampa yerleştirdiler. Şimdi geçen hafta açıklandı Amerika bunları terör örgütü listesinden çıkarıyormuş. Halkın mücahitleri artık uslanmış ve bir terör örgütü değilmiş. Yani bu inandırıcı bir şey mi? Bu halkın mücahitleri örgütü İran’a karşı hedeflerinden bir anda vaz mı geçti? Yoksa bunların İran’a yönelik operasyonlarını başka bir form altında gerçekleştirilmesinin zeminini bu oluşturdu?
Sunucu: Son günler de Dışişleri Bakanı Yunanistan’daydı ve Yunanistan Dışişleri Bakanıyla çok samimi görüşmeler yaptı ve bir takim açılımlar elde edildiği söylenildi. Tam bu sırada da bir Yunan gazetesinde bu Dora Bakoyanni ve Babacan görüşmesinden 3 gün önce Mısır’la Yunanistan arasında Meyiz Adasının güneyinde bir kıra sahanlı meselesi için anlaşma yapıldığı ortaya çıktı ve buna ilaveten bir de Sayın Babacan bizim Yunanistan ve Gümülcine’deki Türk azınlığını ziyaret ettiği için Yunan basınında şiddetli eleştirilere uğradı. Bu konuda ne dersiniz?
Öymen: Önce bu Amerikan Büyükelçisinin daveti meselesine deyineceğim. Şimdi büyükelçiler gayet tabii ki bulundukları ülkelerdeki siyasetçilerle görülürler. Onları bu gibi yemeklere, toplantılara davet ederler. Bu doğal. Doğal olmayan şu: büyükelçiler bulundukları ülkenin çeşitli partilere mensup politikacılarını etnik kökenlerine göre tasnif edemezler. Yanlış olan bu. Bunu biz hiç yapmadık. Çeşitli partilere mensup insanları davet edebilirsiniz. Çeşitli görüşlere mensup insanları davet edebilirsiniz. Ama etnik esasa dayalı davet yapmak bizim diplomatik geleneklere uygun değil. İkincisi, bu Yunanistan-Mısır bitişik bölge anlaşması son derece önemlidir. Bakın bu Türk kamuoyunun dikkatinden kaçırılıyor, 2003 yılında aynı anlaşmayı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Mısır’la yaptı ve Türkiye Mısır’la henüz böyle bir anlaşma yapmadı. Rumların Mısır’la yapması ve Türkiye’nin yapmamasının sonucunda uzmanların tespitlerine göre Türkiye’nin kaybettiği kıta sahanlığı miktarı 11 bin 500 km2. Şimdi Yunanistan’ın yaptığı bu anlaşma sonucunda da Antalya’nın karşısındaki Türkiye’ye ait geniş bir kıta sahanlığı bölgemiz daraltılmıştır. Bir huni gibi olmuştur. Bir taraftan Yunanistan Kıbrıs’la benzeri bir anlaşma yaptı veya yapmaktadır bir taraftan Mısır’la yapmaktadır yani Türkiye’nin açık denizdeki bitiş bölge alanı ve onun altındaki kıta sahanlığı bu şekilde çok önemli bir ölçüde daraltılmıştır. Türkiye zamanında tavır almazsa başka devletlerin yaptıkları anlaşmalar zaman içinde tescil edilir. İşin vahim tarafı budur. 2003 yılında Güney Kıbrıs Mısır’la bu anlaşmayı yapmıştır ve daha sonra hazırlanan Kofi Annan Planında bir hüküm var. Kıbrıs Rum Yönetiminin daha önce yaptığı anlaşmalar bazı istisnalar hariç diyor ama bu istisnaya girmiyor yeni devlet kurulduktan sonra da geçerli olacaktır diyor. Türkiye farkına bile varmadan Kofi Annan Planına destek verdi ve Kıbrıslı Türklere de bu plana olumlu oy verin diye de telkinde bulundu. İşte Türkiye’nin desteklediği unsurlardan biri planın içindeki Kıbrıs Rum Yönetimiyle Mısır arasındaki bu bitişik bölge anlaşmasıdır. Yani Türkiye’ye 11 bin 500 km2 deniz sahası kaybettiren anlaşmadır. Şimdi Türkiye ne yapıyor? Bunu tanımıyoruz efendim diyor. Aynı bölgede Kıbrıslı Rumlar iki ayrı yabancı şirkete petrol arama izni verdiler. Norveçlilerin ve Çinlilerin yaptığı araştırmaya göre Kıbrıs’ın kıta sahanlığında 8 milyar varil petrol var ve bu petrol işletilmesi için iki bölge de ruhsat verdi. Biz ne yaptık? 3–4 günlük tatbikat yapıyoruz sonra çekiliyoruz. Peki, biz Rumları nasıl caydıracağız? Birkaç günlük tatbikatla caydırabilecek misiniz? Adam şuanda ruhsatı veri.
Bu gibi konular milli davalardır. İç politikaya feda edilemez. Onun için iktidarıyla, muhalefetiyle, askeriyle, siviliyle, uzmanıyla, akademisyenleriyle bir araya gelmemiz lazım ve bu gibi konuları derinlemesine tartışmamız ve ortak çözümlere varmamız lazım.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.