TV 8 – Erkan Tan’la Başkentten Programı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
TV 8 – “Erkan Tan’la Başkentten” Programına Verdiği Mülakat
9 Aralık 2009

 

Erkan Tan: Günaydın sevgili izleyiciler. Bugün programımızın konuğu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Hoş geldiniz efendim.

Onur Öymen: Hoş bulduk efendim.

Erkan Tan:  Başbakanın Amerika ziyareti gündemde. Sayın Öymen, siz emekli büyükelçi olarak bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Bu gibi ziyaretlerin bir esası vardır. Ziyarete giderken ne almayı ümit ediyordunuz ve ne aldınız? Ayrıca kamuoyu oluşturma tarafı vardır. Kamuoyu oluşturmak için daha ziyaret yapılmadan başlıklar hazırlanır. “Büyük başarı”, “zafer” vs.

Ancak işin esası şudur ki, Türkiye’nin bir numaralı meselesi güvenlik ve terörle mücadeledir. Amerika ziyaretinin de bir numaralı gündem maddesinin güvenlik ve terörle mücadele olması gerekirdi. Çünkü Türkiye’ye yönelik terörün merkezi Kuzey Irak’tadır ve Amerika orada 130 bin asker bulundurmaktadır. Uluslararası hukuka göre Amerika, Irak Hükümeti ve Kuzey Irak’taki yerel yönetim oradaki terörü tasfiye etmekle yükümlüdür. Bunlar bu yükümlülüklerini yerine getirmezlerse bunu Türkiye’nin yapması gerekiyor.

Öncelikle Amerika’yı bu konuda ikna etmek gerekir. Hükümetin bir numaralı hedefi Amerika’yı PKK terörünün Kuzey Irak’tan tasfiyesine ikna etmektir. Amerika, PKK hariç Irak’taki bütün terör örgütleriyle mücadele ediyor. Irak Hükümeti de bütün terör örgütleriyle mücadele halinde, PKK hariç. Barzani’nin peşmergeleri diğer terör örgütleriyle mücadele etmek için Irak Hükümetine yardımcı oluyor, PKK hariç. Bunun yanı sıra Türkiye’nin müdahalesine de engel olmak istiyorlar.

Türkiye’de terör hala devam ediyorsa bunun esas sebebi PKK’nın Kuzey Irak’tan tasfiye edilememesidir. PKK, Suriye’den tasfiye edildiğinde bitme noktasına gelmişti. Fakat Irak’tan tasfiye edilemediği için hala terörist saldırılar sonucu şehit veriyoruz. İşte Başbakan ve Başkan Obama görüşmesinin bir numaralı gündem konusu budur. Siz bu konuda Amerika’da ne sağladınız?

Erkan Tan: Sabah gazetesinin haberine göre istediğimizi almışız.

Onur Öymen: Basın toplantısında Başbakanın kendisi, Kandil konusunu görüşmediklerini söyledi. İstediğinizi aldıysanız, demek ki Kandil meselesini istememişsiniz. O daha vahimdir. Amerika ile bir numaralı meselemiz budur. Bu konuda Amerika’yı mutlaka ikna etmemiz gerekir. Amerika teröristlerle mücadele etmek için Türkiye’den Afganistan’a asker göndermesini istiyor. Peki, siz Amerika’ya şunu söyleyemiyor musunuz; “Siz de bize yönelik terörle mücadele için askerlerinizi Kuzey Irak’a gönderin” diyemiyor musunuz? Diyemiyorsunuz. Bu ilişkiler maalesef hep tek taraflı oluyor. Amerika bizim dostumuz ve müttefikimizdir, düşmanımız değildir. Dolayısıyla görüşmelerde bulunup ikna etmek gerekir.

Bundan önceki hükümetler zamanında biz Barzani ve Talabani’yi Irak’taki PKK terörüyle mücadele etmeleri için ikna etmiştik. O dönemde benim de Eş Başkanlık yaptığım Ankara Süreci vardı. Bir tarafımızda İngilizler, diğer tarafımızda Amerikalılar, sağımızda Barzani, solumuzda Talabani, karşımızda Türkmenlerle düzenlediğimiz toplantılar sonucunda hepsi PKK’yı terörist ilan ettiler ve PKK ile fiilen askeri mücadele yaptılar. Peki, şimdi neden bunu yapamıyorsunuz? Hani çok başarılı bir diplomasi uyguluyordunuz? Hani sizden öncekilerin yapamadığını Orta Doğuda siz yapıyordunuz? İşte, ben sizden öncekilerin ne yaptıklarını söylüyorum. Mecliste “Buyurun siz de yapın” dedik. Çıt çıkmadı. Bakan ve Başbakan da oradaydı. “Sizden önceki hükümetlerin bu alandaki diplomatik başarısını niçin tekrarlayamıyorsunuz?” diye sorduk. Cevap yok.

Bizim bir numaralı meselemiz budur. Türkiye’de terör devam ediyorsa ve kan akıyorsa hiç kuşkunuz olmasın ki bunun birinci sebebi, Kuzey Irak’taki PKK merkezinin tasfiye edilememiş olmasıdır. Bunu yapamıyorsunuz ve neden yapamadığınızın cevabını da veremiyorsunuz. Kuzey Irak’a operasyon düzenlemek için Meclisten yetki alıyorsunuz ama yedi yıl içinde düzenleyebildiğiniz operasyon yedi gün ile sınırlı kalıyor. Bu operasyonun üçüncü gününde Amerikan Savunma Bakanı, “Askerlerinizi çekin, yoksa askeri istihbaratı keseriz “ dediği için operasyonu sonlandırmak zorunda kaldınız. Şu düştüğümüz duruma bakın.

Bu tür görüşmelerin kamuoyu boyutu vardır. Kapalı kapılar arakasında ne konuşulursa konuşulsun dışarıya daima bir uzlaşma, başarı ve dostluk mesajı verilir. Biz bunu çok yaşadık. Dolayısıyla içeride ne konuşulduğunu da, dışarıda ne söylendiğini de biliriz.

Erkan Tan: Görüşme yarım saat olarak planlanmasına rağmen iki saat sürmüş. Bu konuda ne söylemek istersiniz? Sizce bu olumlu bir gelişme midir?

Onur Öymen: Hep öyle derler. Zaten iki saat olması planlanır, yarım saat olarak ilan edilir. Size ne kadar önem verdiklerini göstermek için görüşmenin uzadığını söylerler. Bunları da çok yaşadık. Bu oyunlara gelmemek gerekir. Mühim olan işin özüdür.

Diğer önemli bir konu da Ermenistan meselesidir. Başbakan Bakü’de, Azerbaycan Meclisinde yaptığı konuşmada Yukarı Karabağ sorunu çözülmeden sınırı açmayacaklarını söylemişti. Bunu açıkça ve hepimizin aşina olduğu o yüksek sesiyle ilan etti. Sonrasında ise Washington’daki basın toplantısında Türk ve yabancı gazetecilere cevap verirken yumuşak bir sesle, Hükümet olarak Ermenistan’la ilişkiler konusunda gereğini yaptıklarını, Protokolü imzalayıp Meclise sevk ettiklerini ve bundan sonrasının Meclise kalmış olduğunu söyledi. Peki, Bakü’de söylediklerinizi Washington’da neden söyleyemiyorsunuz? Niçin orada da Yukarı Karabağ sorunu çözülmeden sınırı açmayacağınızı söyleyemiyorsunuz? Bakü’de bunu söylemeye cesaretiniz var da Washington’a gidene kadar bu cesaretiniz kayıp mı oluyor? Bu cesaretiniz sadece Atlantik Okyanusunun bu tarafında mı var?

Ruhban Okulu konusuna gelince, öncelikle şunu söyleyeyim ki biz Patrikhanenin istekleri doğrultusunda Ruhban Okulunu neden açmıyoruz? Çünkü bu, Anayasamıza aykırıdır. Anayasamız, dini ve askeri özel okul açılmasına imkan vermemektedir. İşte bunu söylemeniz gerekiyor. Ama bunu söylemeyip Ruhban Okulunun açılıp açılmayacağına dair sorulara Milli Eğitim Bakanının bu konu üzerinde çalıştığını söyleyerek cevap veriyorsunuz. Bunu nasıl söylersiniz? Söylemeniz gereken “Anayasamız, Patrikhanenin istediğini yapmaya izin vermiyor. Belki İstanbul Üniversitesi’ne bağlı olarak açabiliriz” olmalıdır.

İstanbul Üniversitesi’ne bağlı olarak bir Ruhban Okulu açılmasına biz de itiraz etmiyoruz. Ama Patrik kendisine bağlı olmasını istiyor. Patriğin sözcüsü katıldığı bir televizyon programında Hükümete istediklerini kabul ettiremedikleri için uluslararası baskı yaptırdıklarını açıkça söyledi. Bu sözlere Hükümetten hiçbir tepki gelmedi. Düşünün ki, Türkiye’deki bir dini kuruluş uluslararası alanda Türkiye’ye baskı yaptırıyor. Başkan Obama’nın söyledikleri de buna örnektir. Siz de bu baskılar karşısında bizim Anayasamızın buna imkan vermediğini söyleyemiyorsunuz.

İşte, bunlar somut örneklerdir. Maalesef bu konularda başarılı sonuç alamadık. Kıbrıs konusunda da öyledir. Obama, basına yaptığı açıklamada Kıbrıs konusunda hiçbir şey söylemedi. Bizim Başbakan ise BM Genel Sekreterinin Kıbrıs konusunda aktif görev alması için Amerika’dan yardım istediklerini söyledi. Bu ne demektir? Yani BM Genel Sekreterinin, Kofi Annan’ın yaptığını yapmasını, tarafların anlaşamadığı noktaları doldurmasını, bir çözüm bulması ve bizim de bu çözümü kabul etmemiz anlamına gelmektedir. Dünyanın herhangi bir yerinde böyle bir örnek var mıdır? İki Hükümetin anlaşamadığı noktaları BM Genel Sekreterinin kararlaştırması ve herkesin bunu onaylayarak meseleyi çözmesinin bir örneği var mıdır? Orta Doğuda, İsrail–Filistin ihtilafında, Afganistan’da ya da Keşmir’de niçin bunu yapmıyorsunuz da Kıbrıs’ta yapıyorsunuz? Bunu yaptığınız için bir de övünüyorsunuz.

Erkan Tan: Bir izleyicimizden “Zamanında Kürt kökenli vatandaşlarımızın sıkıntılarıyla ilgili bir rapor yayınladınız. Şimdi ise Hükümete hiç el vermiyorsunuz. Vermediğiniz gibi müthiş bir öfkeyle saldırıyorsunuz” şeklinde bir mesaj gelmiş.

Onur Öymen: Tam tersine. Sayın Genel Başkanımız, Sayın Başbakana bir mektup eşliğinde bu konuda yirmi yıldır savunduğumuz görüşlerimizi ve önerilerimizi bildirdi. Bunların hepsi somut önerilerdir. Ancak Hükümet, bu önerilerin bir tanesini bile maalesef yürürlüğe koyamıyor. Genel Başkanımız, 13 Kasım’da Mecliste yaptığı konuşmada bütün bunları teker teker sıraladı. Ben de yaptığım konuşmada söyledim. Biz , milli kimliği ve üniter devlet yapımızı bozmadan, eğitim dilinin Türkçe olması ilkesinden uzaklaşmadan, Anayasanın bu konularla ilgili olan 42. ve 66. maddelerini değiştirmeden dünyanın en çağdaş ülkesinde etnik gruplara verilen bireysel haklar ne ise hepsini kabul ettiğimizi söylüyoruz. Daha ne diyelim? Bundan daha ileri bir şey söylenir mi?

Buna rağmen Başbakan, hala Muhalefetin hiçbir öneride bulunmadığını söylüyor. Onların anlayacağı tabirle söyleyeyim: “İnsaf, dinin yarısıdır” derler. Bunlar şimdilik dinin öbür yarısıyla idare ediyorlar.

Bütün önerileri dile getirdik. “Terörle müzakere değil, mücadele edilir” dedik. Bölgenin kalkınması için ne yapılması gerektiğini söyledik. “Okullara en ileri eğitim sistemleri, bölgeye sağlık hizmetleri götürelim” dedik. Bugün ömür beklentisinde Türkiye’nin Kuzeybatısı ile Güneydoğusu arasında ortalama 16 yıl fark var. Güneydoğudaki insanlarımız diğer bölgelerimizdekine oranla 16 yıl daha az yaşamaktadır. En büyük insan hakları ihlali budur.

Bunları defalarca söyledik. Öncelikle bölgeye hizmet götürülmelidir. Eğitim, sağlık, alt yapı ve yatırım alanlarında iyileştirmeler sağlanmalı ve iş sahaları yaratılmalıdır. Başbakan ise orada bir fabrika bile kurmayacağını söylüyor. İş sahası yaratılmadığı takdirde bölgedeki gençler ya dağa çıkıp terörist olurlar, ya  uyuşturucu baronlarının kurbanı olurlar ya da işsizliğin pençesinde kıvranıp durular. Siz bunu mu istiyorsunuz? Bir taraftan bölgeye el uzatıp sahip çıkmalı, diğer taraftan da bütün medeni ülkelerin yaptığı gibi silahı bırakmayı reddeden teröristlerle müzakere değil mücadele etmelisiniz.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz, sizi hep savaş yanlısı olmakla eleştirmiş. Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz?
Onur  Öymen:  Açıkçası bu doğru bir ifade değildir. Çünkü biz her meseleyi barış yoluyla çözmek isteriz. Ayrıca bu meselenin barış yoluyla çözülmesinin tek şartı, teröristlerin artık silah yoluyla çözüme ulaşılmayacağını anlayıp silahı bırakmalarıdır. Hangi medeni ülke  silah zoruyla bir çözümü kabul etmiş ya da bir dayatmaya boyun eğmiştir? AKP İktidarı gibi hangi ülke teröristlerle bu şekilde masaya oturma yolunu seçti?

İngiltere’de -Kuzey İrlanda’da- IRA örgütü vardı. İngiltere, IRA’nın silahları bırakması koşulu ile bir çözüm önerisi getireceğini söyledi. Bunun üzerine IRA, 2005 yılının Nisan ayında bütün silahlarını bıraktığını ilan etti. Bir komisyon kuruldu ve silahlar bu komisyona teslim edildi. Sonrasında bir çözüm önerisi getirildi. Bizim de meseleyi İngiltere gibi çözmemiz gerekiyor. Doğru olan yol da budur. İngiltere, teröristleri getirip de zafer işaretleri ile gezdirmedi. Silopi’deki olayın bir benzeri daha önce nerede yaşandı?

Biz de diyoruz ki; eğer terör örgütü mensupları silahlarını bırakırlarsa o zaman bir çözüm önerisi için görüşmelere başlanabilir. Biz hiçbir zaman “İnsanlara karşı kin ve intikam yoluyla hareket edelim” demiyoruz. İnsanların ölmesine razı olamayız. Biz sosyal demokrat bir partiyiz ve sosyal demokratlar için insan hayatı önemlidir. Lütfen herkes bunu çok iyi anlasın. Fakat silahı bırakmayanlarla müzakere değil, mücadele edilir. Zaten bütün medeni ülkeler bunu yapıyor. Mesela Amerika, Afganistan’da teröristlerle müzakere mi ediyor? Hükümetin asıl yapması gereken şey Amerika’da bunu kabul ettirmekti. Fakat ettiremedi.

Erkan Tan: Belki de ikna etmişlerdir.

Onur Öymen: Bakınız, Başbakanın kendisi Kandil konusunu görüşmediklerini söyledi. Bu durumda meseleyi halletmiş olabilirler mi?  Başbakan, teröristlerle müzakere etmediklerini söylüyor. Peki, müzakere etmediniz de Silopi’deki olaylar nasıl cereyan etti? Ne yazık ki memleketimizde son zamanlarda çok acı olaylar yaşıyoruz. Bundan dolayı son derece üzüntü duyuyoruz ve çözüm yolunu ortaya koyuyoruz. Dolayısıyla bu sorunun çaresi, diplomasiden geçmektedir.

Erkan Tan: Sayın Öymen, bir yandan sorunun çözümünün diplomasi ile sağlanacağını söylüyorsunuz, fakat öte yandan Başbakana Amerika’dan dönmesi için çağrıda bulunuyorsunuz. Bu bir çelişki değil mi?

Onur Öymen: Bu durumda bizim çağrımıza bile gerek yoktur. Böyle bir olay başka bir ülkede yaşansa, o ülkenin Başbakanı derhal görevinin başına döner ve askerlerini şehit eden teröristlerin yakalanması için yürütülecek operasyonun siyasi sorumluluğunu alır. Derhal gerekli talimatları verir ve terörü engelleyecek tedbirleri alır. Başbakanın şu an olması gereken yer Ankara’dır. Dolayısıyla kimsenin onu uyarması gerekmiyor. Yani ciddi devletler, böyle yapar.

Bakınız, bunun o kadar çok örneği var ki, yabancı devlet adamları bundan daha hafif olan olaylarda bile dış gezilerini yarıda bırakıp hemen görevlerinin başına dönerler. Başbakan da yurda dönüp terörle mücadelenin sorumluluğunu almalıdır. Yani Başbakandan beklenen budur. Fakat kendisi Muhalefete laf yetiştirmekten bu tür olaylara fırsat bulamıyor.

Biz hiçbir zaman Hükümet zor duruma düşsün diye memleketin sıkıntıya girmesini istemeyiz. Keşke memleket huzur ve güven içinde olsa da biz de Hükümeti bundan dolayı alkışlasak. Ama tablo öyle değildir. Hiç insan hayatı üzerinden iç politika yapılır mı? Bizim tüm uğraşımız insan hayatının korunmasını sağlamak yönündedir.
Erkan Tan: Bir seyircimiz, Dersim ifadesi ile gerçekten ne anlatmak istediğinizi öğrenmek istiyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Onur Öymen:  Biz Parti olarak bu konuyu kapattık. Yani bu konuyu daha fazla tartışarak Hükümetin kamuoyunu meşgul etmesini ve gerçek gündemi saptırmasını istemiyoruz. Yalnız bir kez daha ifade etmek gerekirse şunu söyleyeyim ki, basın dünyasının duayeni Oktay Ekşi Meclis konuşmamın metnini üç kez okuduğunu, iddia edilen suçlamalara ilişkin bir söze rastlamadığını ve bir sözün nasıl bu kadar çarpıtıldığını meslek hayatında daha önce hiç görmediğini ifade etti.

Zamanında orada yaşananlara tabi ki hepimiz çok üzüldük fakat bizim tüm söylemek istediğimiz, İktidarın Atatürk’ün sözlerinin arkasına saklandığı, ancak Atatürk’ün zamanında onlar gibi bir politika yürütmediğidir. Siz bizim daha önce  ne Alevi, ne de Kürt kardeşlerimizi incitecek bir cümle dahi sarf ettiğimize şahit oldunuz mu? Bu olayların bir Alevi ayaklanması olmadığını herkes biliyor. Nitekim benim ağzımdan Alevi kelimesi çıkmamıştır. Yani Alevi kelimesini kullanmadan Alevileri incittiğim iddia edilebilir mi? Üstelik Alevilerin meşhur bir lafı vardır; “İncinsen de incitme” derler. Dolayısıyla kimse kimseyi incitmesin ve bu olaydan bir nema kapmaya çalışmasın.

Sayın Başbakan da her zamanki bilinen nazik(!) üslubuyla bize hakaretler yağdırarak, bu olaylardan politika yapmaya çalıştı. Ancak kullandığı ifadeler kendisine yakışmamıştır. Ben yedi senedir Parlamentodayım, şimdiye kadar  hiçbir AKP’li milletvekilinden herhangi bir konuda tek bir incitici söz duymadım. Bu konuda AKP’lilerden de destek aldığımı açıkça söylemeliyim. O yüzden hiç kimse bizim sözlerimizi çarpıtmaya kalkmasın. Biz hiçbir zaman şiddeti savunmayız. Biz masum insanların ölümünü hiçbir zaman için desteklemedik. Bugünden sonra da desteklemeyiz. Hükümeti de buna benzer konulardan siyasi rant elde etmeye çalışmaması konusunda uyarıyoruz. Ayrıca artık Atatürk’ün arkasına saklanarak açılım politikalarını meşrulaştırmaya çalışmasınlar.

Erkan Tan: Bir seyircimiz, yaşanan sorunlar karşısında CHP’nin çözüm önerilerini öğrenmek istediğini yazmış. Evet efendim, sizi dinliyoruz.

Onur Öymen: Biz, bu tür sorunlara yönelik çözüm önerilerimizi yirmi yıl önce de dile getirdik, şimdi de dile getiriyoruz. Daha önce de ifade ettiğim gibi biz, milli birliğimizi, yani Anayasada yer alan Türk kimliğini bozmadan ve eğitim dilinin Türkçe olması ilkesinden uzaklaşmadan farklı etnik guruplara çağdaş ülkeler hangi hakları veriyorlarsa, onların verilmesini savunuyoruz. Bundan fazlasını söyleyebilecek birisi var mı? Ama onlar Anayasadan Türk kelimesinin çıkarılmasını savunuyor. Aramızdaki fark da budur. Yani bu insanların Türklüğe tahammülü yoktur. Ben izleyicilerimize ve seçmenlere,  İktidar Partisi Meclis Grup Başkan Vekilinin, Anayasamızdan Türk kelimesini çıkarılması önerisini destekleyip desteklemediklerini sormak istiyorum. Türk kelimesini istemediğini söyleyen bir AKP’li varsa çıkıp söylesin. Sayın Başbakan da gücü yetiyorsa, kendilerinin Türk kelimesini istemediğini çıkıp söylesin.

Erkan Tan:  Sayın Öymen, Meclisteki konuşmanızda Dersim’le ilgili sözlerinizin dışında başka neler söylemiştiniz? İsterseniz seyircilerimize bir kez daha hatırlatalım.

Onur Öymen: Efendim, ben o konuşmamda o kadar çok şey söyledim ki, bu İktidarın izlediği açılım politikasının ne kadar yanlış olduğunu örnekler, belgeler vererek dışarıdan nasıl isimlendiğini anlattım. AKP sözcüleri ve Bakanları söylediğimiz sözlerin karşısında tek bir cümleyle bile karşılık veremediler, altında ezildiler. Dolayısıyla, bu tepkileri biraz da ondan kaynaklanıyor. Başbakan bir eleştiriye cevap veremeyince karşısındaki insanı küçültmeye çalışır. Bana önce “monşer” diyordu, tutmadı. Sonra “hariciye eskisi” dedi. O da tutmayınca “alevi karşıtı” demeye çalıştı fakat onun da tutmadığını gördü.

Kısacası, önümüzde kendi çaresizlikleri karşısında ezilen bir İktidar vardır. Ben Başbakanın açılımla hangi yabancı raporun hangi maddesini  yerine getirdiğini açıklamama rağmen, Başbakandan bu konuyla ilgili herhangi bir açıklama gelmedi. Yani, bize cevap veremedikleri için kişisel saldırıya kalkışıyorlar.

Erkan Tan:  Efendim, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz. Çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim. İyi günler.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.