Halk TV – Ermenistan’la İmzalanan Protokoller Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Halk TV’ye Verdiği Mülakat
14 Ekim 2009

Sunucu: Sayın Öymen, programımıza hoş geldiniz efendim. Sayın Başbakan, Protokollerin Mecliste onaylanmadığı takdirde hiçbir öneminin olmadığını ifade etti. Peki,  hemen size sormak istiyorum; onaylanmayacak protokolleri imzalamak ne anlama geliyor?

Onur Öymen: Çok yanlış bir anlama geliyor. İçeriğinde mutabık değilseniz, neden imzalıyorsunuz? Bu protokollerin dışındaki bazı gelişmelerin gerçekleşmesi halinde protokollerin gereğini yerine getirecekseniz, beklediğiniz gelişmelere neden protokolde yer vermiyorsunuz? İmzaladığınız protokolü onaylamadığınız takdirde, ne tür baskılarla karşılaşacağınızı da düşünüyor musunuz? Mesela, sizin de bildiğiniz gibi Avrupa Birliği, Türkiye’ye baskı yaparak Kıbrıs konusundaki Ek Protokolü 29 Temmuz 2005 tarihinde imzalattı.

Bugüne kadar Hükümet, bu Protokolün onaylanması konusunda herhangi bir gayret göstermedi, onay için Meclise getirmedi. Çünkü Başbakanın kendisi, Türkiye’nin de Avrupa Birliği’nden bazı beklentileri olduğunu ve bu beklentilerin yerine getirilmemesi durumunda antlaşmayı onaylamayacaklarını söylemişti. Türkiye’nin Ek Protokolü onaylamaması üzerine Avrupa Birliği, Türkiye’ye ceza verdi ve müzakere sürecindeki sekiz müzakere başlığının açılmasını dondurdu. Ayrıca kalan bütün müzakere başlıklarının sonuçlandırılmasını da engelledi. Protokolü 2009 yılının sonuna kadar onaylamamamız halinde daha ağır cezalar vereceklerini söylediler.

Türkiye bütün bu sorunlarla neden karşılaştı? İmzaladığı bir metni onaylamadığı için bu yaptırımlara maruz kaldı. Peki, bu Hükümet bunu bilmiyor muydu? O zaman neden imzalıyorsunuz? İşte bu sorunun cevabı yok. Mademki karşı taraftan beklediklerinizi bu Protokole yazdıramadınız, o halde bu anlaşmayı neden imzaladınız? Bunun tek bir izahı vardır; üzerlerinde, başta Amerika olmak üzere, büyük bir baskının olmasıdır. Olli Rehn, bugün yaptığı açıklamada, Türkiye’nin herhangi bir koşul ileri sürmeden bu anlaşmayı onaylaması gerektiğini söylüyor. Türkiye, Kıbrıs ile ilgili Ek Protokolü imzaladığında, aynı zamanda bir deklarasyon yayınlamıştı. Avrupa Birliği bir saat sonra verdiği cevabında, deklarasyonu tanımadıklarını, Türkiye’nin metinde ne yazıyorsa onun gereğini yapması gerektiğini ifade etti. Şimdi yapacakları şey, aynı Kıbrıs meselesindeki gibi olacaktır. Yani “Protokolde yer almayan bir hükmü, protokolü imzalamak için şart olarak öne süremezsiniz” şeklinde açıklamalarda bulunacaklardır. Kendimizi o kadar zor bir duruma düşürdük ki, ancak bu kadar olurdu.

Sunucu: Başbakan Erdoğan, protokollerin Mecliste onaylanmasının koşulu olarak Azerbaycan topraklarının işgal durumunun ortadan kalkmasını gösteriyor. Peki, siz Protokoller Meclise gelene kadar bu durumun ortadan kalkmasını ön görüyor musunuz?

Onur Öymen: Söz konusu bile değil. Fakat ilginçtir ki AKP’ye mensup kişiler, Hükümetin bunu hemen Meclise sevk edeceğini söylediler. Hükümet Kıbrıs’la ilgili protokolleri hemen sevk etmeyip dört yıl tutmuştu. Hükümetin protokolleri Meclise sevk etmesi, “Bundan sonra takdir Meclisindir” anlamına gelmektedir. Peki, onaylanmayacak bir şeyi neden Meclise sevk ediyorsunuz? Bunu yapacak çünkü İktidar artık baskılara dayanamıyor ve Meclis buna direnirse direnecek. Bu durumda da Parlamentodaki İktidar grubu üzerinde baskı yapılarak, bu protokolün bir an önce onaylanmasını sağlayacaklardır.

Bakınız, Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekileceğine dair en ufak bir işaret bile yoktur. Ermenistan ve Azerbaycan Devlet Başkanlarının Kişinev’de yaptığı görüşmelerden sonra, Azerbaycan Devlet Başkanı hiçbir mutabakata varamadıklarını bildirdi. Peki, o halde neye dayanarak bu iki ülkenin anlaşacağını ümit ettiniz? Keşke Ermeniler işgal ettikleri topraklardan çekilse de biz mahcup olsak ve tespitlerimizde yanılmış olduğumuzu görsek. Göçmen durumundaki bir milyon Azeri evine dönse, sırf haksız çıktık diye, biz bundan üzüntü duyabilir miyiz? Ama bu gerçekleşmezse ne olacak?

Sunucu: Efendim, izniniz olursa bu sürecin öncesine de dönmek istiyorum. Protokoller Meclise gelecek mi, gelmeyecek mi? Onaylanırsa, sonrasında neler yaşanacak? Türkiye-Azerbaycan ilişkilerine etkisi ne olacak? Bunları yine tartışacağız. Ama bunlardan önce protokolleri imzalama sürecini, bizi buralara getiren süreci öğrenmek istiyorum. Çünkü özellikle bir maçla gündeme gelen gizli görüşmeler çok tartışma yarattı.

Onur Öymen: Eğer imzalama sürecine başlayacaksanız gizli görüşmelerden değil, 2001 yılından başlamalısınız. O tarihte Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın girişimiyle başlatılan Türkiye – Ermenistan yakınlaşmasını ve bu amaçla oluşturulan Türkiye – Ermenistan Uzlaştırma Komitesini kıstas almanız gerekmektedir. Çünkü gizli görüşmeleri doğuran, 2001 yılında başlatılan bu yakınlaşmadır. Sonrasında kurulan bu komiteye Türkiye’den ve Ermenistan’dan bilinen bazı şahıslar da katılmıştır. Bu komisyonun başkanlığını,  Amerikan Dışişleri Bakanlığı eski uzmanlarından David Phillips yapmıştır. Komisyon 2004 yılına kadar rapor üzerindeki çalışmalarını yapmış, sonrasında Amerika’da bulunan bir sivil toplum örgütünden, soykırımın olup olmadığı konusunda bir araştırma yapmasını talep etmişlerdir. Önceleri böyle bir görevleri olmasa da belli ki bu araştırma ile Türkiye’ye baskı yapmayı planlamışlardır. New York’taki bir insan hakları örgütü, verdiği raporda, Türkiye’nin Ermenilere soykırım yaptığını iddia ediyor, düşünebiliyor musunuz?

Türkler ile Ermenileri yakınlaştırmak amacıyla yola çıkan bu Komitenin yaptığı ilk iş, bir insan hakları örgütünden soykırım ile ilgili mütalaayı almak oluyor. Daha sonra ise 2004 yılında, Türk ve Ermeni Hükümetleri bu konuda bir mütalaa veriyorlar. Ancak ne olduğu bilinmiyor, çünkü gizli olarak kalıyor. Amerikalılar ve Ermeniler içerik hakkında bilgilendirilmelerine rağmen, biz ne olduğu konusunda aydınlatılmıyoruz. Akabinde, bu raporun içeriği, raporu hazırlayan zatın Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonuna verdiği açıklamalarla su yüzüne çıkıyor. Kendisi, Türk ve Ermeni katılımcılarla yapılan görüşmelerin sonunda, Türkiye’nin sınırları koşulsuz açması gerektiği yönünde öneriler veriyor. Düşünebiliyor musunuz?

Sonra da iki sene boyunca gizli görüşmeler yapıyorsunuz. Bu görüşmelerin sonucunda parafe edilen, birkaç gün önce de imzalanan Protokol, o gün orada yapılan gizli görüşmelerin aynen sonucudur. Sivil toplum örgütü denilen ama aslında bazı hükümetlerin desteklediği bir girişim olan bu kuruluşun önerisi ne ise, Protokolde de o yazılmıştır. Bu Protokole göre, Türkiye, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarından çekilmesi şartını kaldırıp, bu ülke ile bir an önce diplomatik ilişkilere başlamalıdır.

Ermenistan Dışişleri Bakanı, resmen “Bu protokolü biz yazdık, Türkiye de kabul etti” dedi.  Bu, başka bir ülkenin yönlendirdiği bir sürecin sonucunda, bu anlaşmayı dış baskılarla imzaladığınızı açıkça göstermektedir. Yoksa hiçbir bir mantıklı açıklama yapmanız mümkün değildir. Herhangi bir diplomat masaya oturduğunda taleplerini bildirir, sonunda bir müzakereye varılırsa anlaşma imzalanır, yoksa imzalanmaz.

Bakıyoruz, Ermenilerin bizden beklediği her şey Protokolde yer alırken, Türkiye’nin Ermenistan’dan talepleri hiçbir şekilde belirtilmemiştir. Böyle bir anlaşma kabul edilebilir mi? Mesela, Protokolde neden Kars Anlaşmasına bir atıf konulamadı? Kars Anlaşması, sadece iki ülke arasındaki sınırı çizmekle kalmıyor, aynı zamanda Türkiye’ye Nahcivan üzerinde söz hakkı da veriyor. Bu anlamda Kars Anlaşması, Protokolde olması gereken önemli maddelerden biriydi. Aynı şekilde Ermenistan Anayasasındaki Türkiye’den toprak talep eden hükmü ortadan kaldıramıyorsunuz. Peki, siz masada iki yıl boyunca neler konuştunuz? Hükümet ya bu koşulları hiç talep etmedi ya da etti ama herhangi bir sonuç alamadı -ki bunların ikisi de büyük bir diplomasi hatasıdır.

Bütün bunların dışında Türkiye’de belki de hiç tartışılmayan başka bir konu var.  Ermenistan’la ilgili meseleler son yirmi – otuz yıldır devam eden sorunlardır. Nasıl oldu da şimdi birden gündeme geldi? Aslında bu sorunlar Ermeni teröristlerin öldürdüğü Türk diplomatları ile ortaya çıkmıştır. Siz Ermenistan’a Türkiye’nin diplomatlarını öldüren bazı ASALA teröristlerinin, şu an Ermenistan’da neden serbestçe yaşadığını sorabiliyor musunuz? Bu insanlar hiçbir şekilde yargılanıp cezalandırılmadılar. Yani ilişkilerin yumuşaması adına, Türkiye’nin gerekirse hiçbir talepte bulunmamasının daha iyi olacağı şeklinde bir hava yaratılmaya çalışılıyor.

Sunucu: Başbakan Erdoğan, daha önce de yinelediği gibi, dünkü grup toplantısında komşularımızla sıfır sorun politikası güttüğümüzü söyledi. Yani Ermenistan sorunu nasıl oldu da son dönemde gündeme geldi dediklerinde, Erdoğan bununla açıklıyor. Bu anlamada sıfır sorun politikası, hiçbir şeye itiraz etmeden, kendisine dayatılan politikaları devam ettirmek midir?

Onur Öymen: Sayın Başbakan bir şey duymuş fakat eksik duymuş. Çoğunlukla, diplomasinin sonucu sıfır olan bir oyun olduğu söylenir. Yani bir şeyleri kazanmak için bir şeyleri kaybedersiniz. Buna göre Türkiye, Ermenistan’la ilişkileri normalleştirme adına, Azerbaycan’la olan dostluğunu kaybetmek üzeredir. Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, yaptığı açıklamada “Protokol ilişkilerimizi bozmuştur, ilişkilerimize gölge düşürmüştür” ifadelerinde bulundu.

Suriye meselesinde de aynı politikayı uyguladılar.  Daha önce kararlaştırdıkları, taahhüt ettikleri bir askeri tatbikattan İsrail’i dışladılar ve üç gün sonra, Suriye ile ortak askeri tatbikat yapacaklarını açıkladılar. Bir işi yaparken, diğer işi bozmaktadırlar. Yani sizin zaten İsrail’le olan politikayı bozmak gibi bir amacınız mı var? Öyle bir amacınız yoksa neden bu şekilde bir girişimde bulunuyorsunuz? Türkiye olarak kırk yıldır sürdürdüğümüz denge politikamız vardır. İsrail’in Gazze’ye yaptığını, ilk biz kınadık. Amerika’nın yaptığı yanlış politikaları kınayıp, onlarla olan ilişkilerinizi bozmazken neden İsrail’le olan ilişkilerinizi çıkmaza sokuyorsunuz? Bunun tam karşılığında da Suriye ile iş yapıyorlar. Suriye ile her alanda iyi ilişkiler kurmayı biz de isteriz. Ama Hükümet, Türkiye’nin komşu ülkeleri ile büyük bir özenle yürüttüğü denge politikalarını bir anda tahrip etmektedir. Düşünebiliyor musunuz?

Sayın Dışişleri Bakanı, komşularımızla sıfır ihtilaf politikası yürüteceğimizi söylüyor. Peki, bu ne anlama geliyor? Bunun anlamı, “Komşularımızla olan sorunlarımızın sorumlusu biziz, bizim yanlış politikalarımız olmasaydı bu ihtilaflar çıkmayacaktı” dır. Aksi takdirde, sorunların sorumlusu siz değilseniz neden taviz veren sürekli siz oluyorsunuz? Eğer karşı tarafın her dediğini kabul ederseniz bunun sonu ne olacak? Ermenistan’la başladılar, Yunanistan’la da kıta sahanlığından tutun da birçok alana kadar yine aynı politika içine gireceklerdir. Böyle bir dış politika anlayışı olamaz. Bunun adına ‘teslimiyetçilik’ denir. Ancak savaşı kaybeden bir ülke karşı tarafın her dediğini kabul eder. Biz savaş mı kaybettik? Öyleyse bu politikaların anlamı nedir?

Daha da üzücü olansa, birtakım insanların televizyon programlarına çıkıp, Türkiye’nin verdiği tüm tavizlerden dolayı duydukları mutluluğu dile getirmeleridir. Türkiye’nin verdiği tüm tavizleri büyük bir sevinçle karşılıyorlar. Bu kampanya nereden kaynaklanıyor? Bu anlaşmaları tek taraflı olarak size kabul ettiren ülkeler, aynı zamanda büyük bir medya kampanyası yürütüyorlar. Bunu sadece bizim ülkemizde değil, diğer ülkelerde de yapıyorlar. Kendilerine yakın buldukları insanlarla ve medya kuruluşları ile anlaşarak, kamuoyunu etkiliyorlar ve yapılan işin ne kadar doğru olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Televizyona çıkanlar öyle bir aşağılık kompleksine kapılıyorlar ki oynanacak Türkiye – Ermenistan maçında, neredeyse Türkiye’nin maçı almaması için dua ediyorlar. Böyle bir aşağılık kompleksi dünyanın hangi ülkesinde görülmüştür? Hangi ülkenin vatandaşı, bir milli maçı kazanmayalım diye kaygı içine girer? Bunlar son derece yanlış politikalardır:

Sunucu: Peki, Ermenistan ile olan ilişkilerde Türkiye’de Ermeniler lehine kararlar alınması ya da o yönde adımların atılması kimin, neden işine yarıyor?

Onur Öymen: Amerika başta olmak üzere bazı Batılı ülkeler; Ermenistan’ın Türkiye üzerinden Batıya açılmasını istiyorlar. Ermenistan’ın, bulunduğu bölgesinde kalması, Amerika’nın menfaatlerine zarar veriyor. Ermenistan Batıya açılırsa, gelecekte petrol ve doğalgaz yolları Ermenistan’dan geçer. Batının Ermenistan üzerinden Hazar Denizine ve Orta Asya’ya açılma yolları gündeme gelebilir. Yani Batının kendi menfaatleri var.

Baskı, uluslararası ilişkilerde çok sık başvurulan bir yöntemdir. Kıbrıs Harekâtından sonra Amerikan Kongresi, Türkiye’ye silah ambargosu koymuştu. İşte baskı budur. Baskı yapanları kınayarak bir şey iddia edemezsiniz. Sizin yapmanız gereken bu baskılara sonuna kadar direnmektir. Türkiye, zamanında Amerika’nın askeri ambargosuna boyun eğdi mi ya da bu konuda herhangi bir taviz verdi mi? Hayır. O tarihlerde en Amerikan yanlısı bilinen Süleyman Demirel, hemen ertesi gün Amerikan Silahlı Kuvvetlerinin Türkiye’deki bütün üslerden yararlanmasını yasakladı. Böylece Amerika bir günde, bütün dünyaya sağladığı istihbaratın yüzde altmışını kaybetti. Demirel’den sonra Ecevit Hükümeti iş başına geldi. O da sonuna kadar direndi. Sonrasında ise Amerika bu baskılara daha fazla direnemedi ve ambargoları kaldırdı. Üstelik Türkiye, karşılığında hiçbir şey vermedi.

Şimdi yürütülen politika ise tam tersi yöndedir. Yani devlet, üzerindeki baskılara direnemeyip, Ermenistan, Kıbrıs ve diğer dış politika meselelerinde her söylenilene boyun eğip, tam bir teslimiyetçi politika gütmektedir. Cumhuriyetin hiçbir döneminde, hiçbir hükümet, baskılar karşısında bu kadar suskun kalmamıştır.

Sunucu: Peki efendim, Protokolün içeriğine dönecek olursak İktidar, komşuları ile ilişkileri normalleştirmeye çalıştıklarını ve bu yönde gelen eleştirileri haksız bulduklarını ifade ediyor. Siz de CHP olarak normalleşmeye karşı olmadığınızı fakat Türkiye’nin ulusal çıkarlarını savunması gerektiğini söylüyorsunuz. Peki, Protokolün içeriği ile ilgili, somut olarak neyin kabul edilmemesi gerekiyor?

Onur Öymen: Türkiye’nin somut koşullarından biri, Ermenistan’ın işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesidir. Dolayısıyla, Protokolde yer alması gereken en temel kural metinde yer almamaktadır. Bunun yanı sıra, Protokolde iki ülke arasındaki karşılıklı ilişkilerin esasını oluşturan Kars Anlaşmasına her hangi bir atıf yoktur. Protokolle ilgili birçok ayrıntı var fakat bunlara girersek işin özünü kaybederiz. İşin esası, Türkiye’nin Ermenistan ile masaya oturduğunda, Ermenistan’ın işgal ettiği topraklardan çekilmesini sağlayan, yazılı herhangi bir söz almamış olmasıdır.

Azerilerin dünyada güvendiği tek ülke Türkiye’dir. Bu anlamda, bütün umutlarını bize bağlamışlardır. Türkiye’nin uyguladığı yanlış politika sayesinde Ermenistan, Azerbaycan üzerinde baskı sağlamaktadır. Dünyada işgal edilen toprakların Ermenilere ait olduğunu iddia eden tek bir devlet yoktur. Ortada böyle haksız bir işgal varken ve bizim asıl bunları tartışmamız gerekirken, bazıları işgal edilen Azeri topraklarını bir yana bırakıp, her şeyi kapatma üzerine bir anlayışa girmişlerdir. Elbette Ermenilerle dostane ilişkiler içine girmeyi biz de isteriz ama bir taraftan da yerlerinden zorla göç ettirilen milyonlarca Azerinin çektiği sıkıntılar aşikârdır. Az önce de söylediğim gibi bazı insanlarda “ver de kurtul” anlayışı ikinci bir tabiat haline gelmiştir. Kofi Annan Planı gibi Türklerin aleyhine olan bir proje, bu zihniyete sahip insanlar yüzünden Türklere kabul ettirilmeye çalışıldı. Geçmiş arşiv filmlerine baktığınızda Kofi Annan Planına alkış tutan insanların, Ermenistan konusundaki tek taraflı tavizi savunan insanlar olduğunu görebilirsiniz.

Sunucu: Biraz da bu Protokolün içeriği hakkında konuşalım. Özellikle verilen karşılıksız tavizler konusunda ne söylemek istersiniz?

Onur Öymen: Aslında, zamanında bizim, sözde soykırım iddiaları konusunda Ermenistan’a karşı kazandığımız haklarımız vardı. Bizim imzaladığımız ilk anlaşma 1920 tarihli Ermenilerle imzalanan Gümrü Antlaşmasıdır. Bu anlaşma, imzalanmasının hemen ardından, Sovyet birlikleri Ermenistan’a girdiği için onaylanamadı. Gümrü Antlaşmasında, Ermenistan’ın Türkiye aleyhinde propaganda yapmayacağı ve bu amaçla yurt dışına gönderdiği heyetleri geri çağıracağı gibi birçok hüküm yer almaktadır. Bu anlaşma onaylanmamasına rağmen, Ermenistan tarafından imzalanmıştır. Gümrü Antlaşmasından gelinen noktaya bakın. Şimdiki Protokolde, Ermenistan’ın Türkiye aleyhinde propaganda yapmayacağına dair herhangi bir madde var mı? Tam tersine, anlaşma imzalandıktan hemen sonra Ermenistan, soykırım iddialarından vazgeçmeyeceğini duyurdu.

Sunucu: Tarihçiler Komisyonu ile ilgili bir soru sormak isterim. Kurulacak olan Komisyon ile ilgili olarak Türk Tarih Kurumu’ndan olumlu mesajlar geldi fakat iki ülkenin tarihçilerinin dışında başka tarihçilerin de bulunacak olması doğru bulunmadı. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Ermenistan’ın kendisi, yaptığı açıklamalarda Komisyonda tarihçilerin olmayacağını söyledi. Peki, bu Komisyonun içinde kimler olacak? İsviçre’de olacağını söylüyorlar. İsviçre, soykırımı kabul edip, onu inkar edenleri yargılayan bir ülkedir. Doğu Perinçek’in başına gelenleri biliyoruz. Ermeniler, işte böyle bir ülkeyi Komisyonda taraf haline getirmek istiyorlar. Başka hangi ülkelerin tarihçilerinin Komisyonda yer alacağı henüz netlik kazanmış değildir. Bunun yanı sıra Ermenistan, Protokolde bütün arşivlerini açacağını taahhüt ediyor mu? Hayır. Sadece arşivlere bakılacağına dair küçük bir ibare var.

Peki, Boston’daki Ermeni arşivlerini tarihçilere açacaklarını ifade ediyorlar mı? Hayır. Bu arşivlerin açılmasını, Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz önermiştik fakat Ermenilerin konuyu çekmek istedikleri nokta çok farklıdır. Başlangıçta bizim düşüncemiz, soykırım iddiaları iki ülke halkına zarar verdiği ve halkları birbirine düşürdüğü için bu işin tarihçilere bırakılması gerektiğiydi. Geçenlerde Fransız Parlamentosu da Cezayir meselesi gibi tarihi ilgilendiren konularda Parlamentonun değil, tarihçilerin karar vermesi gerektiğini bildirdi. Biz de bu düşünceyle yola çıktık. Ermenistan, bu soykırım iddialarını siyasi bir yıpratma aracı olarak kullanır ya da Türkiye’ye karşı bir düşmanlık kampanyası yürütürse, biz bunu kabul etmeyiz. Peki, Ermeniler herhangi bir resmi kaynaklarında ya da açıklamalarında bu soykırım iddialarından vazgeçeceklerine dair bir söz veriyorlar mı?

Sarkisyan daha şimdiden, Diasporayı ikna etmek için yaptığı çalışmalarda soykırım faaliyetlerini sürdüreceğini söylüyor. Peki, o halde, Protokolde Tarihçiler Komisyonuna atıfta bulunmak ne işe yaramış oldu? Anlaşmaya terörle mücadele konusunda, terör suçu işlemiş insanların yakalanıp yargılanacağına dair herhangi bir hüküm konuldu mu?

Bizim televizyonlarımızı izlediğimizde katılımcılardan birinin mutlaka Ermeni olduğunu görüyoruz. Kuşkusuz, bizim Ermeni asıllı vatandaşlarımıza itirazımız yoktur fakat o programlarda bir Azeri vatandaşımızı görebiliyor musunuz? Bu son derece hazin bir tablodur. Peki, ASALA’nın katlettiği Türk diplomatlarının eşlerinden, ailelerinden birini gördünüz mü? Onların bu gelişmeleri nasıl karşıladığına dair herhangi bir çalışma ya da program yapıldı mı? Hayır.

Hayret edilecek bir durumdur ki sanki toplumun beynini yıkamak için yapılan bir propaganda var. Bir taraftan Hükümeti baskı altına alarak anlaşmayı imzalatacaksınız, diğer taraftan da toplumun kafasını karıştırmak için muazzam bir kampanya yürüteceksiniz. Bu öyle bir noktaya geldi ki bazıları maçı kazanır mıyız diye endişeye kapılmaya başladı. Maça Azeri bayraklarının sokulmasının yasaklanması gündeme geldi. Düşünebiliyor musunuz? Yani Almanya’da bir Alman-Ermeni maçı oynansa ve Türk bayrakları bu maça alınmasa ne hissedersiniz? Şimdi bayrakların yasaklanması konusunda FIFA’dan karar çıkarmışlar. Belli ki bu konuda FIFA’ya bir baskı yapılmış. Aksi takdirde onların Bursa’daki maçtan nasıl haberleri olacak?

Ülke olarak bu maçla ilgili o kadar büyük bir paniğe kapıldık ki, sırf Ermeniler üzülmesin, incinmesin diye maçta bilet satmıyorlar. Peki maç mı yapıyorsunuz, müsamere mi yapıyorsunuz? Muhalefet partilerine bir tane bile bilet verilmezken, İktidar partisine mensup kişilere sınırsız bilet dağıtılmıştır. Çeşitli kamu kuruluşları, polis ve asker teşkilatlarına mensup kişiler dekor olarak maça konulmuştur. Böyle bir şey olabilir mi?

Sunucu: Efendim, Bursa Milletvekili olarak siz Bursa halkının nabzını da çok yakından takip ediyorsunuz.  Sanırım Bursa halkı da bu duruma büyük tepki gösterdi, öyle değil mi?

Onur Öymen: Gayet tabi ki, Bursa’daki vatandaşlarımız da bu olaylardan dolayı son derece üzgün ve tepkililer. Valiliğin, Azeri bayraklarının maça alınmasını yasaklaması kabul edilir bir şey değildir. Azerbaycan toplumunun hissettiği duyguları tahmin edebiliyor musunuz? Bayrak bir milletin şerefidir. Buna nasıl engel olabilirsiniz?

Sunucu: Şimdi maçtan aldığımız haberleri de hemen aktarmak istiyorum. Maça Azeri bayrakları alınmadı ama beyaz güvercinler havalanmış.

Onur Öymen: Beyaz güvercin, bizim Hükümetin tertibidir. Maça ısmarlama bir seyirci gelmiştir. Milliyet gazetesi bugün “Sakıncasız taraftar” diye manşet atmış. Böyle bir demokrasi anlayışı olabilir mi? Demokratik bir ülkede seyircinin tepkilerini nasıl tayin edebilirsiniz? Bunları yapan da cumhurbaşkanıdır. Tüm bunlar Ermeniler üzülmesin, incinmesin diye yapıldıysa Azerilerin bu konudaki durumu hakkında neden hiç bir şey yapılmadı?

Sunucu: Protokol krizi Türkiye’de ilginç gelişmelere sahne oluyor ama bundan sonraki siyasi süreçte protokollerin sebep olabileceği gelişmeler, sizce Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dostluk ve kardeşlik ilişkileri açısından ne gibi sonuçlara yol açabilir?

Onur Öymen: Belli bazı koşullar yerine gelmeden, bu Protokolleri uygulamayacaksanız neden anlaşma metnini baştan imzalıyorsunuz? Sizi buna zorlayan kim? Eğer bu düşünce içindeyseniz, koşullar yerine gelmeden metni imzalamayın. Ama onlara göre ilk tavizleri veren her zaman bizim Hükümetimiz olmalıdır.

Her iki tarafın da atması gereken adımlar vardır ve bunlar Protokole yazılır, sonrasında metin uygulanır. Fakat İktidar, metinde yer almayan bir vaade uyarak, bu Protokolü imzalıyor. Peki, bu vaatleri size kim verdi? İşte, Rogers Planı da böyle olmuştu. Kenan Evren döneminde NATO Başkomutanı Genaral Rogers, Türkiye’ye Yunanistan’ın askeri kanadına dönmesini kabul etmesi koşuluyla Yunanistan’ın, kıta sahanlığı dahil diğer konularda Türkiye’nin taleplerini yerine getireceği sözünü vermişti. Türkiye ilk tavizi vererek anlaşmayı onayladı fakat Yunanistan sözünde durmayınca, Türkiye’ye sadece “Kusura bakmayın” dediler. Şu an yapacakları şey de bundan farklı olmayacaktır. Zamanında Kıbrıs konusunda, Sayın Denktaş’ı ikna etmemiz koşuluyla meseleyi halledeceklerini söylemelerine rağmen Rumların vazgeçmesinden dolayı anlaşma yine sağlanamamıştı. Türkiye, verilen sözler üzerine attığı her adımda sorunla karşılaşmıştır.

Sunucu: Başbakan Erdoğan, Azerbaycan Parlamentosunda yaptığı konuşmanın hala arkasında olduğunu dile getirdi. Peki, siz Başbakanın bu açıklamalarını, sadece Azeri tarafını ve kamuoyunu teskin etmek için yaptığını mı düşünüyorsunuz?

Onur Öymen: Sizin bundan kuşkunuz var mı? Bakın, bu İktidar iş başına geldikten kısa bir süre sonra, Kıbrıs’ta bağımsızlık günü dolayısıyla bir tören yapılmıştı. O törene Sayın Erdoğan da katılmış ve o güne kadar yürütülen Kıbrıs politikası neyse, kendisi de o yönde bir açıklamada bulunmuştu. Çok güzel bir konuşma yapmıştı ve ben de kendisini bundan dolayı tebrik etmiştim. Törenden birkaç ay sonra yaptığı açıklamalarda ise son otuz yıldan beri iş başına gelmiş bütün Türk hükümetlerinin Kıbrıs konusunda yanlış politikalar izlediklerini iddia etti. Yani o günkü konuşmasının tam tersi bir tavır takındı. Sonraki zamanlarda da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Planını destekledi. Dolayısıyla Başbakan, önceden savunduğu görüşlerini anında değiştirebiliyor.

Aynı şekilde, Kürt Açılımı konusunda da bir gün Anayasayı değiştirmeyeceklerini dile getirirken, ertesi gün değişiklik hakkında konuşmaya başlıyorlar. Peki, bu durumda biz sizin hangi sözünüze inanacağız?  Madem Azerilerin haklarını savunuyorsunuz o halde anlaşmayı neden Meclise getirmek istiyorsunuz? Koşullar sağlanana kadar anlaşmayı ellerinde tutacaklarına ve onay için Meclise getirmeyeceklerine dair herhangi bir söylemde bulunuyorlar mı? Hayır. Çünkü üzerlerinde büyük bir dış baskı var. Anlaşmayı Meclise sevk ettikleri an, inisiyatif kendi ellerinden çıkıp Meclisin eline geçecektir. Bunu bildikleri içinde anlaşmayı, bir an önce Parlamentoya göndermeye çalışıyorlar.

Sunucu: Anlattıklarınızın ışığında, Protokolün koşullar yerine getirilmeden yürürlüğe girmesi durumunda, Türk – Azeri ilişkileri bu durumdan nasıl etkilenir?

Onur Öymen: Bugün Adalet Komisyonu Başkanından öğrendim ki Protokoller birkaç gün içinde Meclise sunulacakmış. Düşünebiliyor musunuz? Bir Hükümetin herhangi bir anlaşma metnini Meclise göndermesi, onun onaylanmasını istemesi demektir. Baskılara direnememekten kaynaklanan bir durum vardır. Dolayısıyla, Hükümet gider ama tahribatı kalır.

Sunucu: Avrupa Birliği İlerleme Raporunda Atatürk’ü Koruma Kanununun, ifade özgürlüğünü engelleyen kanunlar sınıfına alınması hakkında neler söyleyebilirsiniz? Ayrıca raporda Ergenekon Davasından da bahsediliyor. Bu konudaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

Onur Öymen: Bu gelişmeler bizim için çok şaşırtıcı oldu. 2004 yılındaki İlerleme Raporunda bu kanuna sadece atıfta bulunulmuştu. Üzerinden beş yıl geçtikten sonra, Türkiye’de ifade özgürlüğünü engelleyen kanunlar içinde Atatürk’ü Koruma Kanununa da atıfta bulunulması ne anlama geliyor ve buna neden ihtiyaç duyuldu? Atatürk’ü Koruma Kanunu 1951 yılında çıkarılmış bir kanundur. Yani üzerinden yarım yüzyıldan fazla zaman geçmiş. Bu kanun, Atatürk’e sövmeyi ve hakareti, ayrıca  Atatürk’ün heykellerine zarar vermeyi yasaklar. Yani siz Atatürk’e sövülmesini ve hakaret edilmesini serbest bırakıp, bunu özgürlükler kapsamına mı almak istiyorsunuz? Bu kanunun raporda yer alması son derece düşündürücüdür.

Ergenekon Davasına gelince; Avrupa Birliği bu konuda kendisini taraf haline getirmiştir. Ergenekon Davasının hakimleri bile bu davaya teröristlerin ya da darbecilerin davası denilmesini uygun bulmuyorlar. Ancak Avrupa Birliği’nin davanın esası ile ilgili tutumu son derece yanlıştır. Mesela, Türkan Saylan’ın ve Sabih Kanadoğlu’nun evlerinin aranması, Avrupa Birliği tarafından eleştirilmiyor. Mehmet Haberal gibi çok önemli üniversite rektörlerinin, köşe yazarlarının, sendikacıların henüz mahkum olmadan bu kadar uzun bir süre içeride tutulması, Avrupa Birliği’ni hiç rahatsız etmiyor. Raporda bütün bu olaylara herhangi bir atıf yok. Özetle, Avrupa Birliği’nin Türkiye İlerleme Raporu, bizim açımızdan son derece düşündürücü ve endişe vericidir.

Sunucu: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyoruz.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.