TV8 – Erkan Tan’la Başkentten Programı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’ in  TV 8  “Erkan Tan’la Başkentten”  Programına Verdiği Mülakat
12 Ekim 2009
Erkan Tan: Bugünkü konuğumuz CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Sayın Onur Öymen. Programımıza hoş geldiniz efendim.

Onur Öymen: Günaydın efendim. Hoş bulduk.

Erkan Tan: Efendim hafta sonu bir hayli hareketli geçti ve son yaşanan gelişmeler konusunda MHP ve CHP’nin çok kuvvetli muhalefet ettiği söyleniyor. Ya da sadece CHP mi muhalefet ediyor? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Onur Öymen: Öncelikle şunu belirteyim ki Cumhuriyet Halk Partisi, Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesine ya da sınırların açılmasına karşı değildir. Ama biz,  dış baskılar yüzünden diğer hükümetlerin on yedi yıldır yürüttüğü ve şu anki Hükümetin de son ana kadar izlediği politikadan sapılmasına karşı çıkmaktayız. Türkiye’nin, ilişkilerin normalleştirilmesi ve sınırların açılmasının ön koşulu olarak, Ermenistan’ın işgal ettiği Azeri topraklarından çekilmesi ve oradan göç ettirilen bir milyon Azeri vatandaşının tekrar bölgeye dönmesinin sağlanması şartını koyması gerekiyordu. Ama yapmadı. Türkiye’nin sınırları açması ve diplomatik ilişkiler kurmasını ön gören madde, Protokolde yer alırken, Ermenistan’ın işgal ettiği Yukarı Karabağ’dan çekilmesini ön gören madde, Protokolde yer almamaktadır. Yani bizim yapacağımız şey açıkça belirtilirken, Ermenistan’ın yerine getirmesi gereken yükümlülükler müphem ve muğlâktır.

Erkan Tan: AKP Eskişehir Milletvekili ve TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Murat Mercan, Protokolün, imzalansa bile Meclisten onay almasının, Ermenistan’ın bundan sonraki politikasına ve işgal ettiği topraklardan çekilmesine bağlı olacağını söyledi.

Onur Öymen: Efendim, bunu duyun da pek inanmayın. Çünkü aynı şey Kıbrıs konusunda da başımıza geldi. Kıbrıs’la ilgili meselede Avrupa Birliği, bizden Ek Protokolü imzalamamızı istediğinde, Türkiye bu protokolü imzaladı. Daha sonra, Avrupa Birliği, taahhüt ettiği sözleri yerine getirmeyince, Türkiye bu anlaşmanın onayını durdurdu. Ancak bize, anlaşmayı imzaladığımızı ve onaylamayarak sözümüzü yerine getirmediğimizi söylediler. Bu nedenle de AB ile müzakere başlıklarından sekiz tanesini sırf bu yüzden durdurarak, Türkiye’yi cezalandırmaya çalıştılar.

Erkan Tan: Yani Türkiye’nin,  benzer bir durumla karşılaşacağını söylüyorsunuz, öyle mi?

Onur Öymen: Elbette. Yarın bize “Anlaşmayı imzaladınız, yerine getirmek durumundasınız” şeklinde baskılarda bulunacaklardır. Ermenistan’ın yerine getirmediği hükümler bağlayıcı olmayacaktır çünkü bunlar, yazılı olmayan beyanlardır ve hiçbir şekilde Protokolde yer almamaktadırlar.

Hatırlayacaksınız, Kıbrıs’la ilgili Ek Protokol imzalanırken, Hükümet bir Ek Deklarasyon yayınlamıştı. Fakat Avrupa Birliği yetkilileri, metinde ne yazılıysa onun yükümlülüklerini yerine getirmemiz konusunda ısrarcı oldular ve yayınlandıktan bir saat sonra bu deklarasyonu reddettiler. Diplomaside “Söz uçar, yazı kalır’ şeklinde meşhur bir laf vardır. Yani, yazılı olan neyse metin de odur. Madem karşı tarafın yükümlülüğüne nokta koyduramadınız, bu anlaşmayı neden imzaladınız? Bunun nedeni de, Hükümetin üstünde büyük bir dış baskının olmasıdır. Obama’nın Mecliste yaptığı konuşmaya bakarsanız, orada Türkiye’den, sınırları açıp diplomatik ilişkileri kurmasını açıkça talep ettiğini görebilirsiniz. Buna karşılık Türkiye ne yaptı? Denilenleri aynen yerine getirdi. Biz baştan beri, karşı taraf işgal ettiği topraklardan çekilmedikçe, bu anlaşmayı imzalamaması konusunda Hükümeti uyardık.

Erkan Tan: Peki, Kars Antlaşması’nda bu hükümler yer almıyor mu?

Onur Öymen: Hayır, yer almıyor. O anlaşma sınırları belirliyor. Fakat Ermenistan’ın bağımsızlığına kavuşunca yayınladığı Bağımsızlık Bildirgesinin on birinci maddesinde, Türkiye’nin Doğu topraklarından Batı Ermenistan olarak bahsediliyor. Daha sonra, bu bildirgeyi Anayasalarına dâhil ederek Ermenistan Anayasasının giriş bölümünde buna atıfta bulundular. Dolayısıyla, Türklerden toprak talep etme girişimlerini Anayasalarının bir hükmü olarak gösterdiler. Kars Anlaşması, buna açıklık getiriyor. Ayrıca Türkiye’nin Nahçivan üzerinde söz hakkı olduğunu tescil ediyor. Ama Türkiye maalesef, kendisine Nahcivan üzerinde söz hakkı veren Kars Anlaşmasını Protokole koydurmadı.

Erken Tan: Hükümet bunu Protokole koydurduğunu ama metinde Kars Antlaşması olarak atıfta bulunulmadığını ifade ediyor.

Onur Öymen: Hayır, efendim. Kars Antlaşması şeklinde yer alması gerekmektedir. Karşı tarafın kamuoyunun bizim taleplerimizi kabul etmeyeceği şeklinde açıklamalar yapıyorlar. Peki, bizim kamuoyumuz yok mu? Bizim halkımız kuzu gibi her şeyi kabul mü ediyor? Başbakan “Biz ulusal koyun değiliz” diyor. Ulusal koyun olup olmadığımızı, işte şimdi gördük.

Erkan Tan: Peki, Ermenistan işgal ettiği topraklardan çekilirse, bu açıklamalarınızdan dolayı mahcup olmaz mısınız?

Onur Öymen: Efendim, keşke çekilse de biz mahcup olsak.

Erkan Tan: Yani Ermenistan’ın çekilmeyeceğinden bu kadar eminsiniz, öyle mi?

Onur Öymen: Şimdi kimse gündeme getirmese de Ermenistan’ın 2007 yılında yayınladığı Ulusal Stratejik Belgesi var. O belgeyi okuduğunuzda çekilip çekilmeyeceklerini görebilirsiniz. Bu belgede Yukarı Karabağ’dan ayrı bir Cumhuriyet olarak bahsediliyor ve Yukarı Karabağ’ın istemediği hiçbir şeyi kabul etmeyecekleri ifade ediliyor. Bu belge, Ermenistan’ın resmi devlet belgesidir. Ermenistan hiçbir zaman, işgal ettiği topraklardan çekileceği yönünde bir ifade beyan etmedi ve bugüne kadar izledikleri politikadan hiçbir taviz vermedi.

Ermenistan Dışişleri Bakanı, bu protokolleri kendilerinin hazırladığını, Türkiye’nin de bunu kabul ettiğini söyledi. Düşünebiliyor musunuz? En sonunda da Ermenistan’ın, Türkiye’nin yayınlayacağı deklarasyonu kabul etmemesi üzerine bir kriz çıktı. Bize “En iyisi siz hiç konuşmayın” dediler ve biz Türkiye olarak, o anlaşmayı hiç sesimizi çıkarmadan imzaladık. Deklarasyonda haklı olarak söyleyeceğimiz lafları dile getirmemiz gerekirken biz bundan kaçındık.
İsmet Paşa’ya da zamanında, Lozan Anlaşması imzalanırken, “Siz bu konuşmayı yapamazsınız” demelerine rağmen kendisi kararlılıkla kalkıp, konuşmasını yapmıştı. Olması gereken devlet adamı imajı zaten budur. Ama bizimkiler, karşı taraf “Konuşamazsın” değinde, susup oturmuşlardır.

Erkan Tan: Yani anlaşmada böyle bir hüküm, yazılı olarak bulunmadığı için, Ermenistan bu topraklardan çekilmeyecek ve bu Protokol de başımıza bela olacak, öyle mi?

Onur Öymen: Sayın Davutoğlu, partimizi ziyaret ettiğinde “8 Ekim’de Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev, Kşinev’de buluşacaklar. Göreceksiniz, o görüşmede topraklardan çekilme konusunda ilerleme kaydedilecek. Çünkü bize söz verildi” demişti. Ancak görüşme sonrası yapılan açıklamalarda, kesinlikle hiçbir anlaşma sağlanamadığı ifade edildi. Düşünebiliyor musunuz? Sonrasında ise bize, kendilerinin Azerbaycan ile konuşup, onları ikna ettiklerini ve Azerilerden bu konu ile ilgili bir tepki gelmeyeceğini söylediler. Dün, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı açıklamada, bu Protokolün, Türk-Azeri ilişkilerini çok olumsuz etkileyeceği ifade edildi. Düşünebiliyor musunuz?

Bütün bunlardan daha vahim olanı, Türkiye’de bir “Ver ve Kurtul” korosunun yerleşmiş olmasıdır. Türkiye, ister Ermeni konusu, ister Kıbrıs meselesi ya da diğer konular olsun, herhangi bir konuda taviz verecek olduğu zaman, basından bir takım insanlar, Hükümeti övmek için adeta birbirleriyle yarış haline giriyorlar. Onlara göre, Hükümetin dediği her şey doğru, Muhalefetin söylediği her şey yanlıştır. Öyle görülüyor ki çok yakında bu insanlar, konuşmalarına  “Heil Recep” diye başlayacaklar.

Erkan Tan: Efendim, bu Hükümetin yaptığı hiçbir şey doğru değil mi yani? Fatih Çekirge bugünkü yazısında  “Türkiye’de diplomatik ilişkilerde söz söyleyecek sadece Onur Öymen mi var? Diplomasi sadece Onur Bey’den mi sorulmalıdır?” diyerek diplomatik bir üslupla sanki sizi eleştirmiş. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Onur Öymen: Fatih Bey çok değerli bir gazetecedir, aynı zamanda da eski bir dostumdur. Ancak bu doğru değildir. Ben Dışişleri Bakanlığı’nda görev yaptığım zamanlar, Ermenistan ile olan ilişkileri geliştirmek için olağanüstü çabalar sarf ettik. Yani bizzat onların Cumhurbaşkanları ve temsilcileri ile de konuştuk. Sayın Demirel,  Azeri ve Ermeni Cumhurbaşkanlarını İstanbul’da buluşturdu. Yani bu anlamda yapmadığımız şey kalmadı. Fakat Ermenistan’ın uzlaşmaz tutumu yüzünden bugüne kadar bir sonuç alamadık.

Bunları Mecliste söyleyen sadece ben değilim. Başka meslektaşlarım da var. Mesela Sayın Elekdağ da bizim söylediklerimizin aynısını, hatta daha da fazlasını söylüyor. Ben eminim ki, Dışişleri Bakanlığı’ndaki arkadaşlar, tek taraflı tavizler verilmesine her zaman karşı çıkarlar. Çünkü bu, bizim genlerimizde var. Türk Diplomatlar, Atatürk’ün çizgisinde olmak ve tek taraflı tavizler vermemek için eğitilmişlerdir. Eski hükümetler, Dışişleri Bakanlığı’ndaki yetkililerin görüşlerine saygı gösteririler, onları dikkate alırlardı. Şimdiki Hükümet, ne yazık ki bu anlayıştan yoksundur. Fark da budur. Başbakan açıkça, kendilerinden önceki hükümetlerin, Kıbrıs konusunda yanlış yaptıklarını söylemiştir. Şimdi, siz bu zihniyette olan insanlarla nereye gideceksiniz?

Bütün bunlardan daha da sıkıntı verici olanı, Azerbaycan ile ilişkilerin bozulmaya başlamasıdır. Komşuları ile sıfır ihtilaf politikası gütmek istediklerini söylüyorlar. En son marifetlerini de sizlere söyleyeyim. Bursa valisi, Çarşamba günü yapılacak, Türkiye-Ermenistan maçı ile ilgili olarak bir bildiri yayınladı. Buna göre maça Azeri bayrağının sokulması yasaklanacak. Bundan daha acı ne olabilir? Bir milleti bundan daha fazla ne incitebilir? Maçı izlemek için, Türkiye’ye gelen Azeri vatandaşlar bu karar karşısında çok büyük bir hayal kırıklığına ve üzüntüye uğramışlar. Bayrak bir milletin şerefidir. Siz bunu nasıl yasaklarsınız? Ben, bugün İçişleri Bakanına, bu yanlış kararı durdurması için bir soru önergesi veriyorum. Bunu dün Bursa’da valinin kendisine de söyledim. Yani olacak şey değil? Bir milletin haysiyetine dokunmayacaksınız. İşin can alıcı tarafı budur. Atatürk, sizin de bildiğiniz gibi, İzmir’i kurtardıktan sonra, “Bayrak bir milletin şerefidir” diyerek önüne serilen Yunan bayrağına basmamıştır. Biz öyle bir gelenekten geliyoruz. Fakat siz şimdi bu yasağı koymakla bir milletin şerefini engelliyorsunuz. Bunu nasıl yaparsınız?

Erkan Tan: Bir izleyicimiz, gönderdiği mesajda, “AKP lideri Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’ye yaptığı hizmetler ortadadır. Muhalefetse yerinde sayıyor, hiç yapıcı eleştirileri yok. Sayın Onur Öymen, biraz gerçekleri görün.” demiş.
Onur Öymen: Bizim söylediğimiz şeyler eleştirilemez mi? Gayet de eleştirilebilir. Fakat söylediğimiz şeylerin nesi yanlış, onları bulup ortaya koyacaksınız. Metinde Ermenistan’ın bu topraklardan çekileceğine dair bir maddenin olduğunu bize söyleyebilecek birisi var mı? O halde bizim söylediğimiz hangi söze itiraz ediyorsunuz? Ya da metinde Kars Antlaşmasına atıf var da, acaba biz mi görmüyoruz? Neden bunu söylemiyorsunuz? Bunun yerine İktidarı övmekle zamanlarını geçiriyorlar. “Efendim, Muhalefet sürekli eleştiriyor” diyorlar. Tabi ki eleştireceğiz. Bizim işimiz, İktidarın yaptığı yanlış politikaları bulmak ve bunları halka anlatıp ortaya koymaktır. Bakınız, Sayın Başbakan, son zamanlarda çok da nazik bir üslupla, Sayın Genel Başkanımızla Kürt açılımı  -şimdi milli birlik açılımı diyorlar- konusunda temas kurmak istiyor. Peki, Ermeni açılımı konusunda neden bizimle temas kurmadınız? Protokol imzalanmadan önce bir kere zahmet edip de neden bizim bu konudaki görüşlerimizi almadınız?

Erkan Tan: Efendim, Başbakan mektup göndermedi mi size?

Onur Öymen: “Bağdat harap olduktan sonra” diye bir söz vardır. Yani iş bitmiş, anlaşmayı parafe etmişler ama bizim kapımızı şimdi çalıyorlar. Zahmet ettiler, kapımızı çaldılar çünkü biz o metni daha öncesinde basından ve internetten aldık. Sayın Baykal, Davutoğlu’na çok açık bir şekilde bu protokolü şu anki haliyle imzalamamalarını söyledi. Fakat kim bunu ciddiye aldı? Hükümet nedense, açılımlardan biri konusunda Muhalefetin görüşlerine bu kadar önem verirken, diğerinde, bizim görüşlerimizi ciddiye alacak bir girişimde bile bulunmamıştır. Neden acaba? Bu tür olaylara çok dikkat etmek gerekmektedir. Çünkü maalesef, bu tür açılımların çoğunun kökü yurt dışındadır. Bu Hükümet, dış baskılarla hareket edip, bir teslimiyet politikası izlemektedir.

Erkan Tan: Efendim bazıları da “Husumet politikasını devam mı ettirelim, dostluk politikası izlemeyelim mi?”, diye eleştirilerde bulunuyor. Bununla ilgili ne söylemek istersiniz?

Onur Öymen: Dostluğu kim istemez? Atatürk, 1931’de Meclisi açarken yaptığı konuşmada, bütün dünya ülkeleri ile dostluk politikası güttüğümüzü söylemiştir. Biz de şu an onu söylüyoruz. Ama bunun koşulu var. Ermenilerle dost olalım diye Azerilerle düşman mı olalım? Bakın, biz bu hatayı zamanında Cezayir’de de yaptık. Cezayir Kurtuluş Savaşı sırasında BM’de yapılan oylamalarda sırf NATO müttefikimiz diye müttefikimiz diye Fransa lehine oy kullandık. O kadar ki oylamada, bir oy yüzünden Cezayir bağımsızlığına kavuşamadı. Bunun sonucunda Cezayirliler bizi hiç affetmedi. O tarihten sonra Cezayir hariç, neredeyse bütün Arap ülkeleri ile sıcak, yakın ilişkiler kurabildik. Turgut Özal çıkıp resmen Cezayir’den özür dilese de ilişkilerimiz hiçbir zaman düzelmedi. O sıralarda Cezayirli mücahitler Fransa’ya karşı ellerinde Atatürk posterleri ve Türk bayraklarıyla savaşıyorlardı. Cezayir’in efsanevi lideri Bin Bella, o zamanki Büyükelçimiz Semih Günver’e, kendilerinin Atatürk’ün izinden giderek bu mücadeleyi verdiklerini söylemiştir. Semih Günver’ in anılarını yazdığı “Tanınmayan Meslek”  adlı kitabını okumanızı tavsiye ederim. Kitapta bu konular genişçe anlatılıyor.

Erkan Tan: Peki, Kıbrıs’ta da mı aynı şey olmuştu?

Onur Öymen: Tabi ki. Biz, Türkiye’nin de katılımıyla, Londra ve Zürih Anlaşmalarıyla Kıbrıs’ta bağımsız bir devlet kurmuştuk. Devletin özelliği, iki tarafın da egemen eşitliğine dayanmasıydı. Bu anlaşmalara göre devletin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Türktü ve bu kişi bütün kanunları, uluslararası anlaşmaları veto etme hakkına sahipti. Şimdi, oradan geldiğimiz nokta ise tek devlet, tek egemenlik ve tek halk politikası olmuştur. Düşünebiliyor musunuz? Bunu yapmakla, adada bizi azınlık durumuna düşürdüler. Dediğim gibi, birtakım insanlar, Hükümetin yaptığı her işi alkışlamayı o kadar adet haline getirdiler ki yakında bunların çıkıp da “Heil Recep” demelerine hiç şaşırmayacağız.

Erkan Tan: Peki, Kıbrıs konusundaki protokolde de aynı şey mi oldu?

Onur Öymen: Bu Hükümet, Kıbrıs konusunda dünyada örneği görülmemiş bir şey yaptı. Meseleyi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine havale ettiler. Dünya tarihinde, bizden başka hangi devlet bunu yaptı? Mesela Birleşmiş Milletler neden Ortadoğu’da anlaşılmayan tarafları doldurmuyor da bu konuda dolduruyor? Çünkü siz, teslim olmaya hazırsınız. Birleşmiş Milletler, halktan içeriğinden haberdar olmadıkları dokuz bin sayfalık bir metni oylamasını istedi. Bizim Hükümetin de baskısıyla “Yes be annem” şeklinde ibarelerle Kıbrıslı Türklere metni onaylattılar. Sonra ne oldu? Kıbrıslı Rumlar, bu oylamayı reddetti. Hatta bizimkiler,  “Mademki Rumlar bunu reddetti, o zaman bu plan bizim lehimizedir” diye demeçler verdiler. Akla bakınız. Bu metne göre biz, toprakların büyük bir kısmını Rumlara vermeyi, geri kalan yerlere de seksen bin Rum’u sokmayı ve Türk askerlerini bölgeden çekmeyi kabul ediyorduk. Sonra da bazı insanlar, bu planın bizim lehimize olduğu yönünde açıklamalarda bulundular. “Ver ve Kurtul” lobisi bu metni öve öve bitiremedi.  Aslında merak ediyorum; bu Ermeni Protokolünden sonra nasıl oldu da Sıhhiye’de havai fişekler falan atılmadı?

Neticede Kofi Annan Planı, bizim için bu kadar olumsuzluklar içermesine rağmen, planı reddeden yine Rumlar oldu, çünkü daha fazlasını istediler. Kıbrıs Rum lideri Hristofyas şimdi, “Kofi Annan Planı ölmüştür” diyor ve Türkler için, ondan daha da kötü olan bir metni bize kabul ettirmeye çalışıyor. Bu Hükümet de Kıbrıs meselesinin çözümü için çok olumlu gelişmeler olduğunu söylüyor. Bütün bu yaşananların ortak bir noktası vardır; tüm bu tavizler dış baskılardan kaynaklanmaktadır. Hem Kıbrıs meselesi, hem de Ermenistan ve Kürt açılımları, yurt dışında tezgâhlanan işlerdir.

Erkan Tan: Ama Dışişleri Komisyonu Başkanı, “Eğer olaylar istediğimiz gibi gelişmezse, biz anlaşmayı Mecliste onaylamayız” diye açıklamalarda bulundu.

Onur Öymen: Size, Kıbrıs’la ilgili Ek Protokol olayını anlattım. Orada başınıza ne geldi? Size ceza verdiler. Size “İmzaladığınız metni onaylamak zorundasınız, verdiğiniz sözü tutun” dediler. Biz AKP’li arkadaşlara bunları anlatmaya çalıyoruz ama ne yapsınlar, emir büyük yerden geliyor. Ermeni Protokolünü onaylamadıkları zaman, yine dış baskılarla karşılaşacaklar. Biz bu filmi daha önce de gördük ve bu tecrübelerimizle Hükümete yardımcı olmak için onları uyarmak istiyoruz. Yazılı ve görsel basındaki arkadaşlarımızı da bu Hükümete bu kadar biat etmemeleri konusunda uyarıyoruz. Aksi takdirde inandırıcılıkları kalmıyor. Çok açıkça söyleyeyim; bu durum,  Türkiye’yi faşizme götürür.

Erkan Tan: Sayın Öymen, bu konuların yanı sıra Başbakan Erdoğan’ın Sayın Baykal’a gönderdiği mektup var. Bu mektuptaki niyeti anlayabildiniz mi?

Onur Öymen: Sayın Başbakanın, Genel Başkanımızla görüşmek istediğini anladık ama onun dışında pek bir şey anlamadık. Yani projesi ya da açılımın içeriği hakkında en küçük bir işaret yok. Açıkçası, neden bizimle bu kadar işbirliği içinde olmak istiyor, onu da tam olarak anlayabilmiş değiliz. Belli ki açılımın içeriğini tam olarak söylemek istemiyor fakat kendisine bir ortak arama arayışındadır. Bunun nedeni, halka hesap vermesi gerektiğinde kendisine yoldaş olarak Ana Muhalefeti de göstermek istemesidir.

Kürt açılımı konusunda da yol haritası vardır. Ermeni açılımı ile ilgili ön çalışmaları yapan Amerikalı yetkili David Phillips, aynı zamanda Kürt Açılımı ile ilgili çalışmalar da yapmıştır. Acaba bu bir tesadüf müdür? David Phillips’in daha önce Türkiye’den ve Kuzey Irak’tan katılımcılarla birlikte hazırladığı iki tane Kürt Raporu vardır. Bu raporlarda açıkça, Türkiye’nin terörle mücadele etmemesi ve Başbakanın DTP’li yetkililerle görüşmesi gerektiği ifade ediliyor. Bu ifadeler, henüz görüşmeler başlamadan önce yazılmış. Sonraki raporda ise Anayasamızdan Türk lafını çıkartmamız ve okullarda Kürtçe eğitim verilmesi gerektiği gibi ifadeler yer almış. Karşınızda böyle bir tablo var.

Peki, siz terörle mücadele edecek misiniz, etmeyecek misiniz? Bunu söylemeye bir türlü dilleri varmıyor. Meclisten defalarca yetki almalarına rağmen, yedi senede sadece yedi günlük bir sınır ötesi operasyonu yapabildiler, onun üçüncü gününde de Amerikan Savunma Bakanı, Hükümeti, Türk askerlerini bölgeden çekmeleri konusunda sert bir dille uyardı. Aksi takdirde istihbarat yardımını keseceklerini söyledi. Amerikan sivil ve askeri yetkililerinin, “Bu meseleye askeri çözüm getiremezseniz, siyasi çözüm bulun” şeklinde ifadeleri vardır. Bu durum da gösteriyor ki Amerikalılar, Hükümetten PKK’yı silah yoluyla tasfiye etmesini değil, siyasi yolla meseleyi çözmesini istiyor. Onlar da buna hayır diyemedikleri için, bir açılım oluşturuyorlar.

Sayın Cumhurbaşkanı, artık terörle mücadeleye para harcamayacaklarını, şehit vermeyeceklerini söyledi. Bu meseleye hiç şehit vermeden bir çözüm bulmak elbette ki çok güzel bir şey. Peki, yedi yıldır bunu neden yapamıyorsunuz? Siz terörle mücadele etmeden, terör sorununu nasıl halledeceksiniz? Demek ki bunların amacı, terörle mücadele değil,  terörle müzakere etmektir. Yani izlenen politika budur.

Bunun yanı sıra, daha vahim olanı, Cumhurbaşkanının “Biz meseleyi kendimiz çözelim, yoksa yabancılar gelip çözecek” demesidir. Bu tür bir açıklama Cumhuriyet tarihinde yapılmamıştır ve bu ifadeleri kullanan kişi şu anda Atatürk’ün koltuğunda oturmaktadır.

Erkan Tan: Peki efendim, mektubun içeriği tam olarak nedir?

Onur Öymen: Mektupta söylenen hiçbir şey yok. Bilinen, umumi laflar, çok kibar cümleler var ama sadece bu kadar. Başka da bir şey anlamadık. Yani Başbakanın bir görüşme talebi var ama bizden tam olarak ne istediği ve neyi talep ettiğine dair herhangi bir cümle yok. Biz de kendilerine en kısa zamanda ciddi bir cevap göndereceğiz. Bir iki gün içinde sizler de neler yazdığımızı öğreneceksiniz. 

Bu açılım konusunda kimden destek alacaklarını bilemediler. Son olarak Kevin Kostner krizi gündeme geldi. Kendisi ise böyle bir destek vermediğine dair bir açıklama yaptı. Konuşma. Yani sonuç itibariyle, yaptıkları işler ve söyledikleri sözler konusunda hiçbir tutarlılık göstermeyen bir Hükümet ile karşı karşıya bulunmaktayız.

Erkan Tan: Efendim, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyorum. İyi günler, iyi çalışmalar diliyorum.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim. İyi günler.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.