Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

CNNTürk – Ankara Kulisi Programı, Demokratik Açılım ve Ermeni Açılımı Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in CNN TÜRK-Ankara Kulisi’ne Verdiği Mülakat
8 Ekim 2009
Sunucu: İyi akşamlar. Bir Ankara Kulisi programı ile yeni karşınızdayız. Arkadaşım Fikret Bila ve ben Murat Yetkin bu akşam da yine Ankara’nın önemli gündem konularını önemli konuklarımızla tartışacağız. Konuklarımızı tanıtalım önce: Sayın Onur Öymen- CHP Genel Başkan Yardımcısı, Sayın Murat Mercan- AKP’den TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı, Sayın Deniz Bölükbaşı- MHP Ankara Milletvekili. Ayrıca 2 emekli büyükelçimiz var; Sayın Öymen ve Sayın Bölükbaşı. Tahmin ettiğiniz gibi dış politika ile bağlantılı konuları konuşacağız. Biz bu programı yapıyorken Moldova’da Kişinev’de Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan ile Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev buluşuyorlar şu anda. Yukarı Karabağ’daki işgale son verilip verilmeyeceği konusunu görüşecekler. Buna göre Türkiye ile Ermenistan arasındaki normalizasyon sürecinin seyri belli olacak. 2 gün sonra İsviçre’de protokol imzaları atılacak. Önümüzdeki günlerde yine dış politika ile ilgili önemli gelişmeler var. Örneğin Suriye ile yakınlaşma adımları atılacak, Dışişleri Bakanı ve bazı bakanlar Suriye’ye gidecekler. Önce Halep’te sonra Gaziantep’te görüşmeler yapılacak. Irak’ta yine önemli bir etkinlik var. İlk defa Türkiye ve Irak bakanlar kurulu birlikte toplanacaklar ve oradan bir güvenlik anlaşması çıkması bekleniyor. Dün biz Fikret ile birlikte İçişleri Bakanı Sayın Beşir Atalay ile görüşme yaptık. Az önce Sayın Deniz Baykal Sayın Başbakandan bir mektup aldı. Bir davet mektubu olduğunu tek sayfalık olduğunu ve Sayın Baykal’ın da düşündükten sonra karar vereceğini Sayın Baykal’ın açıklamalarından öğrenmiş bulunuyoruz. Siz gördünüz mü mektubu?
Onur Öymen: Evet. Mektup aslında sizin de belirttiğiniz gibi bir görüşmeye davet mektubu. İçinde kamuoyunun bilmediği, duyduğunda şaşıracağı yeni bir takım fikirler, projeler, öneriler yok. Tabi ki bu mektubu CHP olarak değerlendireceğiz ve Genel Başkanımız da gerekli cevabı verecektir Sayın Başbakana. Ama şu aşamada bu mektubun içinde kamuoyunun bilmediği fikirler, projeler yer alıyor diye düşünenler varsa bunun böyle olmadığını şimdiden söyleyelim. Bu esas itibari ile bir görüşmeye davet mektubu. Daha önce sözlü olarak yaptığı daveti bu defa yazılı olarak tekrarlamış. İçine de daha önce kamuoyuna açıklanan bir iki düşünce, bir iki görüş, Sayın İçişleri Bakanının daha önce yaptığı bir iki görüş serpiştirilmiş. Bu nedenle, işin özüne ilişkin bir açılımı yansıtan bir mektup değil. Bunu değerlendireceğiz ve yanıtımızı vereceğiz.
Sunucu: Ben buradan Sayın Bölükbaşı’na dönmek istiyorum. Sayın Deniz Baykal bir mektup aldı. Sanıyorum size bir mektup da yok. MHP tüm kapıları kapatmış gibi gözüküyor.
Şimdi Sayın Mercan, ikili görüşmeler olsa iyi olurdu dedi. Mesela cumhurbaşkanı seçiminde buluşsalardı ne kadar iyi olurdu. Bir uzlaşma arasalardı. Bizim önerdiğimiz gibi, mesela Meclis Başkanı seçimlerinde uzlaşsalardı iyi olmaz mıydı? Daha önce çeşitli vesileler çıktı ortaya bizim uzlaşma önerdiğimiz. Hepsinde de Sayın Başbakan muhalefet ile uzlaşmak zaman kaybı demişti. ‘Muhalefet ile uzlaşmak demek muhalefetin dikte edeceği görüşleri kabul etmek demektir’ demişti.
Sunucu: Peki ne için bu kadar ısrar ediyor peki? Sizin görüşünüz nedir?
Onur Öymen: Benim anladığım şu: Açıkça projesini ortaya koyamıyor şu ana kadar. Kısa vadeli diyor, orta vadeli diyor, uzun vadeli diyor. Anayasa değişikliği yapılacaktır diyor, sonra yapılmayacaktır diyor. Sonra tekrar geri adım atılıyor. Yani kısa ve net bir şeklide ortaya koyamıyorlar ya da belki de cesaret edemiyorlar. Eğer muhalefet ile birlikte ortaya çıkarlarsa işte bu bizim ortak sürecimizdir diyebilecekler ve belki de cesaret bulacaklar. Halka da bunun iktidar ve ana muhalefetin ortak görüşü gibi takdim etmeye çalışacaklar. Başka ne gibi gerekçe olabilir? Şimdi her konuda muhalefet ile görüşme uzlaşmayı reddeden bir Başbakan ne için bu konuda bu kadar ısrar ediyor? Şimdi Başbakan ne diyor? “Hazmede hazmede, hazmettire hazmettire bunu kabul ettireceğiz” diyor. Ne demektir bu? “En sonunda aklımızda yaptıracağımız işi en başından söylemeyeceğiz”. Bu ikileme başka nasıl anlaşılır?
Bütün bu tartışmalar şunun için çıkıyor: Türkiye’nin en önemli meseleleri, açlık, yoksulluk, işsizlik, ekonomik çöküntüler bunların hepsi göz ardı ediliyor ve iki aydır herkes bunu tartışıyor: Açılımı destekleyenler ve desteklemeyenler. Ve öyle bir hava yaratılıyor ki, açılımı desteklemiyorsanız yanlış bir iş yapıyorsunuz. Açılım nedir? Onun cevabı yok. İçeriği hakkında ne İçişleri Bakanı bir açıklama yaptı, ne Başbakan yaptı. Her yerden bir ses çıkıyor. Bir AKP’li milletvekili çıkıyor, kısa bir süre öncesine kadar genel başkan yardımcılığı yapmış terörle mücadele hakkında şu fikri söylüyor: Türk ordusu silahlı teröristleri bırakacak, onlar da gidecek Kuzey Irak’taki cephelerine katılacaklar. Bunu Mecliste soruyoruz, dün bunu kendim de sordum. Şimdi bu sizin partinizin görüşü müdür değil midir? Kimse çıkıp da cevap vermedi. Tezkereyi geçiren de sizin oylarınız, geçtiğimiz yıllarda geçirilen tezkereleri uygulamayanlar da sizsiniz. 2003 yılında iki defa çıkarttınız, hiç uygulayamadınız. 2007 yılında çıkarttınız. Sınırlı hava harekâtlarıyla bir kere 7 günlük bir operasyon yaptınız onda da Amerikan Savunma Bakanı çıktı, “derhal çekin askerlerinizi yoksa istihbaratı keseriz” dedi.
Bizim esasen açılım konusunu terörizmden farklı bir boyutu ile görmemiz lazım. Bizim 1989’da hazırladığımız raporumuz var. Bütün ayrıntıları ile bu meseleyi nasıl görüyoruz, bölgeyi nasıl kalkındıracağız, Kürt kökenli vatandaşlara nasıl sahip çıkıyoruz, terörle nasıl mücadele ediyoruz, bunların hepsi 12 sayfalık raporumuzda var. Biz bu raporun arkasındayız. Hiç kimse terörle mücadeleye yönelik sözlerimizi bölgedeki Kürt kökenli vatandaşlarımıza karşı bir tavır olarak algılamasın.
İkincisi önemli konu terörle mücadeledir. Bu konuda geçmiş Türk hükümetleri çok başarılı adımlar attı. 1990’ların ortasında bir Ankara süreci vardı, eş başkanlarından biri de bendim. Benim yanımda bir Amerikalı ve onun yanında bir İngiliz üst düzey yöneticisi vardı. Masanın bir tarafında Barzani hükümeti diğer tarafında Talabani heyeti ve karşımızda da Türkmen heyeti vardı. Bu toplantılar sonrasında hem Barzani hem Talabani PKK’yı bir terör örgütü olarak kabul ettiler ve PKK ile silahlı mücadele yapmayı kabul ettiler ve yaptılar. O zaman merkezi Irak hükümetinin 36. paraleli yukarısına geçmesi mümkün değildi, o yüzden kuzey Irak’ta görüşebileceğimiz bu yerel yönetimler vardı. Bunlar resmen PKK ile savaşıyordu da şimdi nasıl oldu da şimdi savaşmıyorlar?
Sunucu: Bir Irak savaşı oldu tabii, Amerika’nın işgali oldu.
Onur Öymen: Irak hükümetinin ordusu var yaklaşık 300.000 kişilik bir ordu ve bu ordu Irak’taki bütün terör örgütleriyle mücadele ediyor, biri hariç: PKK. O kadar ki İran’a yönelik faaliyet yapan saldırılarda bulunan örgütün silahlarını aldılar ve kampa yerleştirdiler. Ama PKK’nın kılına dokunmuyorlar. Amerikan birlikleri de dokunmuyorlar. Amerikan birlikleri oradaki bütün terör örgütleri ile mücadele ediyor, sivil halka hayatına mal olacak hava saldırılarında bulunuyor ama PKK için bir şey yapmıyorlar.
Burada dikkatimizi çeken birkaç nokta var, onları hemen söyleyelim: Bir, çok üst düzey Amerikalı askeri yetkililer diyor ki, “PKK ile silahlı mücadeleyi tasvip etmiyoruz, bunlarla siyasi yoldan çözüm bulunmalıdır.” İki, Irak’taki bütün bölgeler Amerikan birlikleri merkezi komutanlığa bağlı. Bu komutanlığın başkanı Amiral de aynı şeyi söylüyor. Hadi bunlar siyasi değiller. Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nda bir terörle mücadele birimi var ve birimin başında bir büyükelçi var ve dedi ki, “biz de terörle silahlı mücadele yapmasını istemiyoruz Türkiye’nin ve müzakere ile çözümlenmesini istiyoruz”. Bu söylediklerimiz Kuzey Irak’la ilgili değil sadece, Türkiye terörü çözmek için de ülkedeki teröristlerle müzakere etsin deniliyor. Sonra cumhurbaşkanımız Amerika’ya gidiyor. Washington’da Başkan Bush ile görüşüyor 2008 yılı ocak ayında. O görüşmeden sonra Beyaz Saray’ın sözcüsü diyor ki, “PKK sorununun siyasi çözümler ve müzakerelerde bitirilmesi görüşülmüştür”. Sayın Cumhurbaşkanı tepki gösteriyor, “öyle bir şey yok” diyor. Orada bizim kamplarımıza saldırıyorlar, Türkiye’de eylem yapıyorlar nasıl konuşuruz bunları. Ayrıca yol haritaları var. Terörle savaşmayacak Türkiye, Başbakan DTP ile görüşecek, kademeli af çıkarılacak… Hepsi var bunların. Ayrıca Başkan Obama TBMM’de konuşma yapıyor. Konuşmada diyor ki, “Irak’ta iki tane önemli terör örgütü var: biri El Kaide, öbürü PKK. İkisini de tehdit unsuru olarak kabul ediyoruz. Ama El Kaide ile mücadele ederken onu yerinden sökeceğiz, tahrip edeceğiz ve yeneceğiz. PKK’ya gelince PKK için Türkiye Irak Hükümeti ile görüşsün” diyor.
Sunucu: Sayın Öymen, sizin ve Sayın Bölükbaşı’nın söylediklerinizden şu çıkıyor: PKK ile mücadele edilmeyecek af çıkarılacak, ama hükümette diyor ki, edilecek ve af da çıkarılmayacak. Üstelik bunu Genelkurmay Başkanı diyor. Yani biz Genelkurmay Başkanı ve Başbakana inanmayacağız da Amerikan sözcülerine mi inanacağız?.
Onur Öymen: TSK’nın görevi ülkemizin içinde terörle sonuna kadar mücadele etmektir. Bunu yapacaklarını söylüyorlar ve başarı ile de yapıyorlar. Biz de çok takdir ediyoruz. Ama sınır ötesi bir operasyon hükümetin kararına bağlı. Hükümet yetki vermedikçe silahlı kuvvetler kendi başına gidip de Kuzey Irak’ta operasyon yapamaz. Daha önce Genelkurmay Başkanı da söyledi, “kapsamlı bir operasyondan başka çare yok” dedi.
Bu konuda Meclisten yetki alındı. Bir, hükümet Mart 2003’te yetkiyi aldı kullanamadı. İki, Ekim 2003’te bir yıl kullanamadı ve 2004 Ekimde yetki bitti. Üç, 2007’de yetki aldı, sınırlı hava operasyonları yapıldı. İki yıl içerisinde bir kere yedi günlük kara operasyonu yapıldı ve o operasyonun da üçüncü gününde Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates dedi ki, “derhal birliklerinizi çekin yoksa istihbaratı kesiyoruz”. Çok açık bir şekilde Amerika hem Obama’nın ağzından, hem Savunma Bakanının ağzından hem askeri ve sivil yetkililer ağzından diyor ki, “sizin operasyon yapmanızı istemiyoruz”. İşin can alıcı noktası şu: Kuzey Irak’tan Türkiye’ye saldırıda bulunan terör örgütlerinin tasfiyesi için hükümet başka bir ülkenin icazetine ihtiyaç duyacak mıdır, yoksa ülkemizin menfaatleri o kadar önemlidir ki, biz bunu yaparız bitiririz, dünyada böyle bir duruma katlanabilecek bir ülke yoktur mu diyor. Kuzey Irak’ın özelliği şu: bütün dünyada bir terör örgütünün olup da onla mücadele etmekle görevli bir güvenlik gücünün bulunmadığı tek ülkedir.
Amerika’nın operasyona engel olduğunu bizzat Amerikan Başkanı kendi söylüyor. Sorumluluk hükümettedir. Biz Mecliste askere değil, hükümete yetki verdik. Hükümet talimat verecek. Siz bana diyebiliyor musunuz ki, hükümet silahlı kuvvetlere gidin Kuzey Irak’tan PKK’yı tasfiye edin dedi, silahlı kuvvetler de size dedi ki biz yapamayız. Böyle bir şey oldu mu? Burada olmayan insanların nerede ne konuştuğunu bilemeyiz. AKP iktidara geldiğinde bir yılda 6 şehidimiz vardı. 2008 yılına geldiğimizde 134 şehidimiz var. Bunların hepsi Kuzey Irak’tan gelen saldırılar sonucu. Bu hükümet iktidara gelmeden bundan önceki hükümetler 32 kere sınır ötesi operasyon yaptılar. Siz kaç kere yapabildiniz? O zaman askerler istiyordu da şimdi istemiyorlar dersek büyük haksızlık yapmış oluruz.
Kuzey Irak’taki terörü bitirmenin tek yolu askeri harekâttır. Irak anayasasının 7. maddesi var. Bu madde diyor ki: ‘Irak hükümeti ülkesinin hiçbir yerinde teröristleri barındırmamak, ülkesini teröristler için bir geçiş yolu yapmamak, Irak topraklarından komşu ülkelere terörist saldırılarını önlemekle yükümlüdür’. Sizin diplomasi yolu ile Irak Hükümeti’ne bu anayasal yükümlülüğünün gereğini yapmayı, anlatmanız ikna etmeniz gerekmektedir. Bu müdahaleyi Irak Hükümeti yapsa, Türkiye’nin müdahalesine gerek kalmaz. İki, 4. Cenevre Sözleşmesi var. Diyor ki, ‘bir ülkede büyük bir askeri birlik bulunduruyorsanız, o ülkenin güvenliğinden siz sorumlusunuz’. ABD’yi ikna edeceksiniz. Nasıl oluyor da, Amerika Irak’taki bütün terör örgütleriyle savaşıyor da bir tek PKK ile savaşmıyor? Diplomasi yolu ile bunu yapamıyorsunuz. O zaman askeri müdahale ihtiyacı çıkıyor.
Sayın Cumhurbaşkanımız 1 Ekim tarihinde Mecliste yaptığı konuşmada aynen şu cümleyi söylüyor: “Bugün gelinen noktada Türkiye daha fazla şehitler vermeden, daha fazla mali kaynak ve enerji harcamadan, terör sorununu geride bırakmaya yarayacak yeni yöntemleri devreye sokma kapasitesine ulaşmıştır.” Nasıl oldu bu? Çatışmayacaksınız, kaynak ayırmayacaksınız, enerji harcamayacaksanız, terörü bitireceksiniz. Bu kadar imkânınız vardı da yedi yıldır neden yapmadınız?
Sunucu: Onur Bey, bu tartışmanın tam ortasında Azerbaycan meselesi var. Ermenistan Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinden çekilmiyor. CHP Azerbaycan ile ilişkileri bozmaya değmeyeceğini öne sürüyor.
Onur Öymen: Aynı soruyu bir Amerikalı diplomat sordu kısa bir süre önce. “Azerbaycan tepki göstermezse siz gene de tepki gösterir misiniz?” dedi. Ben de dedim ki, “biz Azerbaycan’ın bu konuda ne düşündüğünü gayet iyi biliyoruz Azerbaycanlı yetkililerle de konuştuk. Ama biz böyle bir durumda bir ülkenin tepki göstermemesi için nasıl bir diplomatik yöntemler uygulandığını da çok iyi biliriz” dedim. Bize de uygulanmıştır daha önce. Sizin aleyhinize bir metin çıkar ve “sakın tepki göstermeyin sizin için daha kötü olur” denir. Her dönemde olmuştur bu. BM Genel Sekreterliği’nden Kıbrıs’la ilgili bir rapor çıkar, Türkiye açısından yenilir yutulur değildir bu rapor ama büyük devletler hemen gelirler, “sakın tepki göstermeyin gösterirseniz sizin için daha kötü olur” derler. “Göstermezseniz sizin için yumuşatmaya çalışırız” derler. Tepki gösteriyorduk tabi. Ama her devletin o zamanki Türkiye kadar direnç gösterecek gücü yok tabi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildiğinde, Azerbaycan, Pakistan ve Bangladeş hemen tanıyacaklardı. Ama ne oldu? Altı saat içinde tanımamaya ikna edildiler demokratik yöntemlerle. O yüzden Azerbaycan tepki göstermiyor, siz de susun oturun demek doğru değil.
Şimdi işin esası şu: en can alıcı beyanatı Ermenistan Dışişleri Bakanı Sayın Nalbantyan verdi. “Bu Cenevre’deki müzakerelerde protokolleri biz hazırladık ve Türkiye kabul etti. Türkiye ufak tefek ayrıntıya ilişkin düzenlemeleri yaptı ama bu metinleri yazan biziz” dedi. “Türk tarafından tekzip gelmedi” dedi. Düşünebiliyor musunuz, yani size bir metni empoze ediyorlar ve siz de kabul ediyorsunuz. Niçin kabul ediyorsunuz acaba? İşte demin Kürt meselesi için söylediğimiz aynı bu durumda da geçerli.
Demin sözünü ettiğimiz Kürt açılımı raporunun yazarı David Philips aynı zamanda Ermeni açılımı ile ilgili olarak hazırlanan Yakınlaştırma Komisyonunun da başkanıdır. Onların hazırladıkları bir yol haritası var. Bu haritada, “Türkiye sınırı hiçbir koşul koymadan açacaktır” diyor. Amerikan Temsilciler Meclisinde anlatıyor ve biz de bu meclisin zabıtlarından okuyoruz. İşin esası bu. Biz bu antlaşmaya hiçbir şekilde Yukarı Karabağ lafını sokturamadık. Hiçbir şekilde diğer bölgelerden Ermenilerin çekileceğine dair bir tek küçük atıf yaptıramadık. Tam Ermenilerin istediği gibi oradaki husus Türkiye’nin sınırı açacağıdır.
Sunucu: Bunlar olmazsa peki bu sözleşme TBMM’den geçer mi?
Onur Öymen: İşte ‘One Minute’ denilecek nokta burası. 29 Temmuz 2005 tarihinde Türkiye Kıbrıs’la ilgili Ek Protokol imzaladı ama Meclise onay için getirmediler. Niçin? Çünkü bizim ambargolar kalkacak diye beklentilerimiz vardı, ambargolar kalkmadı. Sonuç ne oldu? AB dedi ki “madem getirip onaylatmıyorsunuz, biz de 8 başlığın müzakeresini veto ediyoruz ve geri kalan bütün başlıkların sonuçlandırılmasını da engelliyoruz”. Bu defa ne olacak? “Ermeniler çekilmediğine göre biz de onaylatmayacağız Mecliste” dediğiniz anda, size diyecekler ki, “Nisan ayı geliyor. Bu sefer Başkan Obama’nın ‘soykırım’ lafını söyleyip söylemeyeceğini garanti edemeyiz. Söyleyebilir de haberiniz olsun”. Robert Gates Ankara’ya geldiğinde Türk Hükümeti’ne diyor ki, “eğer Kuzey Irak’ta operasyon yapmaya kalkarsanız derhal Ermeni tasarısını Meclise getiririz” diyor. Bu işler böyle oluyor. O bakımdan, hükümetin “Meclise getirmeyiz” sözlerine ihtiyatla karşılayın, size bunu onaylatmak için yapamayacakları yoktur. Bakın Başkan Obama’nın TBMM’de yaptığı konuşmayı açıkça okuyun. Orada diyor ki, “sınırı açın ve ilişkileri normalleştirin”. Ama bir koşul sunmuyor. “Ermenistan çekilecektir” demiyor. Siz de iktidar sıralarında alkışlıyorsunuz.
Konuştuğumuz bütün konulardan daha ciddi bir mesele var. 2 Nisan tarihinde bu protokoller parafe ediliyor. 14 Mayıs tarihinde Başbakan Bakü’de “Yukarı Karabağ meselesi hallolmadan biz sınırı açmayacağız” diyor. Bunu dediği anda Türkiye bu koşulu koymadan sınırı açacağını yazmış orada. Ondan sonra parafe edildikten 50 gün sonra Dışişleri Bakanı Genel Başkanımız Deniz Baykal’ı ziyaret ediyor ve bize de söylemiyor. Bu ciddi bir güven bunalımı yaratmıştır. İki, bu antlaşmada Kars Antlaşması’na atıfta bulunulmaması çok büyük eksikliktir. Çünkü Kars hem sınırı çiziyor hem de Nahçıvan üzerinde Türkiye’ye söz hakkı veriyor. Şimdi siz bunu zikretmiyorsunuz. Niçin? Bağımsızlığını ilan ettikten sonra Ermeni yetkililer antlaşmayı tanımadıklarını söylediler, “Türkiye’nin doğu toprakları bizimdir, Ağrı Dağı da bizim sembolümüzdür” dediler. Yani böyle bir durum ortadayken Kars Antlaşması’na atıfta bulunmazsanız, “biz zaten onu kastetmiştik” diyemezsiniz. Üçüncüsü, Ermenilerde de çok itiraz var, demek ki Türkiye lehine bu antlaşma. Aynı şey Kıbrıs meselesinde de oldu. Mademki Kıbrıslı Rumlar Kofi Annan Planını reddettiler demek ki Türkiye lehine bu antlaşma. Siz topraklarınızın büyük bölümünü Rumlara veriyorsunuz, içinize 80.000 kişi alıyorsunuz, askeri çıkarıyorsunuz. Sonra da Türkiye’nin lehine diyebilir misiniz? Oradaki militanların tepki göstermesi Türkiye lehine olduğu anlamına gelmiyor.
Sonuç şu: Niçin bu mesele gündeme geldi? Sayın Başbakan niçin Ege meselelerini gündeme getirmiyor da Ermeni meselesini getiriyor? Çünkü yabancılar bunu istiyor.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.