Kanal B – Ermenistan’la İmzalanan Protokol Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Kanal B’ye Verdiği Mülakat
16 Eylül 2009
Sunucu: Merhaba sevgili izleyiciler. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, dün muhalefetin kapısını çaldı. Bugün de turlarına devam ediyor. Ama en önemli durağı tabi ki CHP idi. Ahmet Davutoğlu Deniz Baykal ile görüştü. Sayın Öymen, dün siz de görüşmedeydiniz. Bu görüşmede neler konuşuldu?

Onur Öymen: Öncelikle şunu söyleyeyim ki, bu Protokolü imzaladıktan sonra, altı hafta süreyle istişare yapacaklarını söylediler. Aslında bu bir istişare değildir. Çünkü istişare, bir karar almadan önce danışmalarda bulunup başkalarının görüşlerini almak, o görüşlerin de ışığında alacağınız kararı yeniden gözden geçirmek demektir. Ancak burada karar alınmış, Ermenilerle iki yıl boyunca gizli görüşmeler yapılmış, ortaya bir Protokol çıkmış ve bu parafe edilmiş. Şimdi de yapılan bu işin doğru bir iş olduğunu anlatmaya çalışıyorlar. Yani bu ziyaretler başkalarını ikna etme turları gibi bir çalışmadır.

Bize geldiler ve biz de gelecekleri varsa duyacakları da olduğunu söyledik. Sayın Baykal, durumu kendilerine gayet net bir şekilde anlattı. Burada işin can alıcı tarafı şudur: Ermenistan ile ilgili birçok mesele vardır. Bunlardan bazıları şunlardır; Ermenilerin Türk sınırını kabul etmemeleri, Kars Antlaşmasını reddetmeleri, Anayasalarında devletin milli sembolü olarak Türk topraklarındaki Ağrı Dağı’nı göstermeleri, bütün dünya ülkelerinde Türkiye aleyhinde yoğun bir soykırım kampanyası yürütmeleri ve tüm bunların da ötesinde bizim dostumuz, kardeşimiz olan Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisini işgal etmiş ve dolayısıyla bir milyon insanı göçmen haline getirmiş olmalarıdır. Ayrıca halen o toprakları işgal etmeye devam etmektedirler.

Bundan önceki Türk Hükümetleri, Azeri toprakları işgal edilir edilmez sınırlarını kapatacaklarını ve diplomatik ilişki kurmayacaklarını deklare etmişlerdir. Böylece Türkiye, hem Ermenistan üzerinde bir baskı oluşturmuş, hem de Azerileri rahatlatmıştır. Ancak Ermeniler, bu durumdan çok rahatsız olmuşlardır. Şimdi ise bakıyoruz ki Türkiye, bu kadar çok meselenin içinde, esas itibariyle tek bir konuyu ön plana çıkaran bir protokol imzalıyor. Bu konu da sınırların açılması ve karşılıklı diplomatik ilişkilerin kurulması yönünde gündeme geliyor. Peki, bunu neden yapıyorsunuz? Ermeniler, bu toprakları işgal ettiği için sınırları kapatmıştınız. Şimdi Ermeniler bu topraklardan çekildi de mi sınırları tekrar açıyorsunuz? Hayır. Ermenilerin tavrında herhangi bir değişiklik yok. On yedi yıldan beri iktidarda bulunmuş bütün Türk hükümetleri ile yedi yıldan beri AKP Hükümetinin kendisinin de izlediği bu politikadan neden vazgeçiliyor? Bunun tek bir izahı vardır: Yabancılardan bu konuda büyük baskı geliyor. Obama, Mecliste yaptığı konuşmada çok açık bir şekilde Türkiye’den sınırları açmasını ve ilişkileri normalleştirmesini istemişti. Türkiye de şimdi bunu yapıyor.

Sunucu: Peki, dünkü görüşmede size detaylı bir bilgilendirme yapıldı mı?

Onur Öymen: Aslında pek çok görüşme yapıldı. Bu konuda detaylara girerseniz işin özünden uzaklaşırsınız. İşin esasında Ermeniler, bu Protokolde hiçbir şekilde işgal ettikleri topraklardan çekileceklerini ifade etmiyorlar. Protokolde Karabağ ile ilgili tek bir cümle yer almıyor. Peki, siz bu konuda bir karşılık almadan neden Protokolde tek taraflı olarak sınırı açmaktan bahsediyorsunuz? Sınırı açacaklarını ama sonrasında Minsk grubunun Ermenileri ikna edip bu topraklardan geri çekilmesini sağlayacaklarını söylüyorlar. Buna kim inanır? Yani buna inanmak için çok saf olmak gerekir.

Biz daha önce de buna benzer olaylar yaşadık. Mesela Rogers Planı bunlardan biridir. Yunanistan, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinden sonra NATO’nun askeri kanadından çıkmıştı. 1980 yılında NATO’nun Başkomutanı General Rogers, o zamanki Devlet Başkanı Kenan Evren’e Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşüne izin vermesi şartıyla Ege’de Yunanistan’ın engellediği Türklerin menfaatleri meselesini çözeceklerini taahhüt etmişti. Evren, asker sözüdür diye bu söze inanmış ve Yunanistan’ın askeri kanada tekrar dönmesi kararını onaylamıştı. Daha sonra verilen bu sözler tutulmadı ve Türkiye verdiği ile kaldı. Sonraki yıllarda, benim NATO’da büyükelçilik yaptığım yıllarda, ben ve benimle birlikte diğer arkadaşlarımız, yirmi yıl boyunca komuta kontrol sahaları meselesini düzeltmek için çok uğraştık. Düşünebiliyor musunuz?
Aynı şekilde, Avrupa Birliği süreci başlarken Kıbrıs meselesi konusuyla bağlantılı olarak, Türkiye’den, sahalarını Rum gemilerine ve uçaklarına açması için Ek Protokolü imzalamasını istemişler ve karşılığında Kıbrıslı Türklere yönelik ambargoları kaldıracaklarını ifade etmişlerdi ve bu konuda bir mutabakata varılmıştı. Hatta Avrupa Birliği, Kıbrıs Rum Kesimi AB’ye üye olmadan bu ambargoların kalkacağına dair resmi bir karar almıştı.

Türkiye, 29 Temmuz 2005 tarihinde bu Ek Protokolü imzaladı ancak karşı taraf verdiği sözü yerine getirmedi. Sonraki süreçte Türkiye’nin imzaladığı bu Ek Protokolü onaylamasını istediler. Türkiye onay için bunu Meclise getirmediğinde ise Türkiye’nin üzerinde müthiş bir baskı uygulamaya başladılar. Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinde, sekiz müzakere başlığının görüşülmesini dondurdular ve diğer müzakere başlıklarının sonuçlandırılmasını da Türkiye’nin Kıbrıs’ta vereceği bu tavize bağladılar.

Aynı şeyi Ermeni meselesinde de yapacaklar ve her 24 Nisan öncesinde bu konuyu gündeme getireceklerdir. Dolayısıyla Türkiye, böyle bir baskı ve korku içerisinde bırakılarak bize her istediklerini yaptıracaklardır. On yedi yıldan beri yürütülen tutarlı ve kararlı bir politika varken böyle bir girişimde bulunmaya ne gerek vardı? Bir kişi bile çıkıp Ermenistan’ın Azeri topraklarını işgal etmeye hakkı olduğunu söyleyebiliyor mu? Hayır. Çünkü Ermenistan’ın o toprakları işgal etme hakkı yoktur. Uluslararası kuruluşlardan bu konuda Ermenistan’a yönelik hiçbir baskı yapılmıyor. Sadece Minsk grubu bu konu üzerinde çalışma yapıyor ama daha ötesine gidemiyor.

Sunucu: Bu Protokolden sonra Azerbaycan’la ilişkiler yine gerilme noktasına geldi. Azeri yönetimi, Başbakan Erdoğan’ın kendilerine güvence verdiğini ancak gelişmelerin o yönde olmadığını dile getirdi. Yani şu an Azerbaycan’da kaygıyla karışık bir tepki var. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Onur Öymen: Aslında işin ilginç bir tarafı var. Bu Protokol, 2 Nisan 2009 tarihinde parafe edilmiş. Bugüne kadar açıklanmadı ancak şimdi gündeme geldi. 2 Nisan’dan kırk gün sonra, 14 Mayıs’ta, Başbakan, Azeri Parlamentosunda Yukarı Karabağ sorunu çözülmeden sınırı açmayacaklarını söyleyen bir konuşma yaptı. Meğerse bunu söylediği anda, aksi yönde bir taahhüdü içeren bir anlaşmayı çoktan parafe etmişler. Ermenilerle, sınırı koşulsuz açmayı taahhüt eden bir anlaşma paraf ederken Azerilere, Karabağ meselesi çözülmeden sınırı açmayacaklarını söylüyor. İşte Türkiye böyle yaparak güvenilirliğini kaybediyor. Türkiye, iyi ya da kötü bir politika izleyebilir ama en kötü olanı, güvenilirliğini kaybetmesidir.

Sunucu: Dünkü açıklamalarında, Dışişleri Bakanı, Muhalefetin Mayıs ayında bilgilendirildiğini söyledi.

Onur Öymen: Hayır efendim. O toplantıda ben de vardım, hatta elimizde zabıtları var. Hükümet o zaman bize, “Bir Protokol imzaladık ve o Protokolde Ermenilerin çekilmelerini içeren bir hüküm var” diye bir şey söylemedi. Düşünebiliyor musunuz? Böyle yaparak bizim kendilerine olan güvenimizi de sarsıyorlar. En can alıcı konuda en önemli şeyi bize söylemeyecekler, sonra da Başbakanın Bakü’de söylediği sözlere inanmamızı bekleyecekler.

Ermeni ve Amerikan kaynakları, Türkiye’nin yaklaşık bir yıldan beri, sınırın açılması konusunda, Ermenilerin işgal ettiği topraklardan çekilmesi şartından vazgeçtiğini ifade ediyorlar. Neden? Sağlam bir politikanız ve size güvenen Azeriler varken, siz bu davadan neden vazgeçtiniz? Bunun tek izahı, başkalarının sizden bunu yapmanızı istedikleri için yapıyor olmanızdır. Kimse çıkıp da bize bunun aksini anlatamaz. Neden Ege’deki sorunlar gibi birçok önemli konu varken sadece bu sorun gündeme getiriliyor? Çünkü üzerlerinde bir yabancı baskısı vardır. O yüzden Obama’nın yaptığı konuşmada Ege meselesinden bahsedilmiyor.

Sunucu: Yapılan bu çalışmalarda nasıl bir güvence veriliyor ya da verilmiyor? Sayın Baykal, dünkü konuşmasında özellikle Kars Antlaşmasının altını çizdi. Bir yandan da Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan 14 Ekim’de sınırın açılmaması halinde 15 Ekim’deki Türkiye-Ermenistan maçına gelmeyeceğini açıkladı. Sonra bir anda Protokol çıktı. Bu çerçeveden bakıldığında tüm bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Sınırların açılmasından bahsederken işin hukuki boyutunu unutmamak gerekir. Hukuki zemini tespit eden Kars Antlaşmasıdır. Bu anlaşma, hem sınırı çizen hem de başka hükümler içeren bir antlaşmadır. Bunlardan biri Nahçıvan ile ilgilidir. Kars Antlaşmasına göre Nahçıvan Azerbaycan’a bağlı özerk bir bölge olacak ve bu, Türkiye’nin de taraf olduğu uluslararası bir anlaşmayla tescil edilecektir. Yani bu konuda Türkiye de söz sahibidir. Ancak Ermenistan, Karabağ’ı işgal ettiği sırada Nahçıvan’ı da işgal etmeye kalkıştı. O zamanki Azerbaycan Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin de bölgede söz hakkı olduğunu ve bunu yapmalarının yasal olmadığını söyledi. Türkiye, bir anlaşmayla bunu garanti etti ve biz dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı ile bu konuda önemli konuşmalar ve çıkışlar yaptık. Neticede Ermenistan Nahçıvan’dan çekildi.

İşte, Kars Antlaşması bu kadar önemlidir. Ama siz protokolde bu anlaşmaya bir atıf yaptıramıyorsunuz. Muhtemelen “Biz söyledik ama kabul etmediler” diyeceklerdir. Peki, o halde onların dediğini neden kabul ediyorsunuz? Yani onlar güçlü taraf, biz zayıf tarafız mıyız? Neden? Çünkü Ermenilerin arkasında başta Rusya olmak üzere Amerika ve Avrupa var. O halde yerleşmiş politikalarınız varken niçin böyle bir mücadeleye giriyorsunuz? Bunların hepsi yanlış işlerdir.

1920 tarihli Gümrü Antlaşmasında Ermenistan, Türkiye aleyhinde hiçbir anlaşma imzalamayacağını, Türkiye aleyhinde propaganda yapmak için dünyanın çeşitli yerlerine gönderdiği heyetlerini geri çekeceğini, Ermenistan’da belli sayıda asker bulunduracağını taahhüt etmiş ve Sevr Antlaşmasını reddettiğini ifade etmiştir. Ermenistan, daha o tarihte bunların hepsini kabul etmiştir. Kars Anlaşmasında da buna benzer bazı hükümler vardır. Ancak şu an bu anlaşma Protokole eklenemiyor. Niçin? Çünkü gücünüz yetmiyor. Size yapılan bütün baskılar sınırı açma ve normal ilişki kurma doğrultusunda olduğu için sizin karşı taleplerinizi yerine getirmeyi kabul etmiyorlar. Hükümet, buna karşı hiçbir şey yapamıyor. Bu Protokolü 13 Ekim’de imzalayacaklarını söylüyorlar. O zaman bize neyi soruyorsunuz? Biz Hükümete, bu anlaşmayı imzalarlarsa arkalarında Muhalefet desteği olmayacağını söylüyoruz. MHP’nin de destek vermediğini görüyorum.

Sunucu: Süreçlerde, “sormadı olmasın” gibi bir tutum mu sergileniyor?

Onur Öymen: Sormadı değil, söylemedi olmasın denilmesi gerekir. Çünkü bize bir şey sormuyorlar. İmzalama konusunda bize herhangi bir soru sormuyorlar, sadece imzalayacaklarını söylüyorlar. O halde bize neden geliyorlar? Anlaşmayı imzalayacaklarını haber vermek için geliyorlar. Böyle istişare olur mu?

Biz, Aralık 2004’teki Avrupa Birliği Zirvesi sırasında da Kıbrıs meselesiyle ilgili olarak, Ek Protokolü imzalamamaları gerektiğini söylemiştik. Dinlemediler ve imzaladılar. Sonrasında başımıza gelenleri hep beraber gördük. Hala da görüyoruz.  Muhalefetin sözünü dinlemek gibi bir adetleri katiyen yoktur. Mesela, Hamas ile görüşmemeleri gerektiği yönündeki uyarılarımıza rağmen görüştüler. Özetle, Muhalefetin görüşlerine itibar etmiyorlar. Bütün bunları, kamuoyuna Muhalefeti de ziyaret ettikleri ve onlara bilgi verdikleri izlenimini vermek için yapıyorlar. Yoksa Muhalefetin bazı görüşlerini önemli buldukları, Protokolde bu görüşleri bir eksiklik olarak gördükleri ve değiştirilmesi için çalışmalarda bulunacakları yönünde hiçbir ifadeleri yoktur. Her defasında da bunun sıkıntısı çekiliyor. Aslında önemli olan onların sıkıntı çekmesi değil, Türkiye’nin sıkıntı yaşamasıdır. Çünkü bunlar bugün var, yarın yoktur. Eninde sonunda gidecekler. Ancak bunların imzaladığı metinler kalacaktır.

Sunucu: Türkiye’nin uzun yıllardır yürüttüğü önemli dış politika konuları ve kırmızı çizgiler – Kıbrıs sorunu, enerji anlaşmaları, Ermeni meselesi- bir anda belli bir takvime sıkıştı. Peki, bundan sonra ne olacak? Yani ilerleyen zamanlarda bu konularla ilgili karşılaşacağımız sorunlar neler olacaktır?

Onur Öymen: Bu Hükümetin dış baskılara neden bu kadar açık olduğunu ve neden dışarıdan gelen telkinlerin gereğini yapma ihtiyacı hissettiğini size açıklayayım. Bundan önce üç tane siyasi parti, laikliğe aykırı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmıştı. Batı ülkelerinden hiçbir tepki gelmediği gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi,  Refah Partisi’nin kapatılması ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin kararının doğru olduğuna karar vermişti. Bu Hükümetin kadroları Refah Partisi’nden gelen insanlardır. AKP’nin de kapatılmaması için dış desteğe ihtiyacı var. Hükümet, ancak karşılığında bu devletlerin istediklerini yapması koşuluyla destek görebilir. Bu yüzden de Kıbrıs, Ermeni, Kürt meselelerinde yabancıların söylediği yönde hareket etmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde Hükümet nasıl destek görebilir ki?

Başbakanın danışmanı Washington’daki bir basın toplantısında, “Bizim Başbakanımızı delikten aşağı süpürmeyin, onu kullanın” diye demeç veriyor.  Hangi ülkenin hangi insanı, kendi Başbakanını kullandırır?  Bu sözlere ne bir tepki geldi, ne de yanlış ifadeler olduğu söylendi. Böyle derseniz tabi ki sizi kullanırlar. Sonra da hiçbir taleplerine karşı çıkamazsınız. İşte, Kıbrıs, Ermeni, Kürt meselesinde olduğu gibi, bütün sıkıntılarımız bundan kaynaklanıyor. Kuzey Irak’ta PKK ile mücadele etmenizi istemiyorlar. İşte bu kadar basit. Yedi yıldır iktidardalar ve Kuzey Irak’a operasyon yapmak için Meclisten üç defa yetki aldılar. Yedi yıl boyunca sadece bir kez yedi gün süren bir kara operasyonu yapabildiler. Bu operasyonun üçüncü gününde Amerikan Savunma Bakanı, operasyonu derhal durdurmalarını yoksa istihbarat yardımın keseceklerini söyledi ve operasyonu durdurdular. Türkiye’yi işte bu duruma düşürdüler.

Sunucu:  O halde “sürekli bir tehdit var ve bu tehdide boyun eğiyorlar” diyebilir miyiz?

Onur Öymen: Evet. Bizim, teslimiyetçi politika dediğimiz budur. Biz aslında dış politikayı iç politikadan ayrı tutarız. Çünkü dış politika milli politikadır. Bu iktidar gider, başkası gelir ve politika devam eder. Kırk yıldır İngiltere’nin Kıbrıs politikası değişti mi? Kaç defa Hükümet değişti ama politikalarında herhangi bir sapma görülmedi. Amerika’nın politikası değişti mi? Peki, bizimki neden değişiyor? Çünkü bizim iktidar, dış politikada dış baskılara maruz ve bunlara direnemiyor. İşin daha da kötüsü, onların alkışçıları televizyonlara çıkıp Hükümetin yaptığı her şeye destek çıkmaktadır. Ayrıca “sıfır ihtilaf” politikasından bahsediyorlar. “Sıfır ihtilaf” ne demektir?  Komşu ülkelerle olan tüm sorunların çözülmesiymiş. Peki, nasıl çözeceksiniz?

Sunucu: Böyle bir şey mümkün mü?

Onur Öymen: Dünyanın neresinde bir ülkenin gayreti ile milletlerarası bir ihtilaf çözülmüştür? Sıfır ihtilaf politikası tek bir şekilde yürütülür; şimdi Ermenistan meselesinde yaptıkları gibi karşınızdakinin tüm taleplerini yerine getirerek sıfır ihtilaf politikası yürütebilirsiniz. O zaman ihtilaf diye bir şey de kalmaz. Kıbrıslı Rumlar ne diyorsa onu yapın, bakın Kıbrıs’ta herhangi bir sorun kalıyor mu? Ege’de de Yunanistan ne istiyorsa yapın, kıta sahanlığı, kara suları, hava sahası vb. konularda Yunanistan’a her istediğini verin, o zaman sıfır problemle karşı karşıya kalırsınız, komşularınızla tüm sorunlarınızı çözmüş olursunuz.

Sunucu: O zaman da geriye ülke diye bir şey kalmaz.

Onur Öymen: Ülke kalmaz tabi. Dünyada bunu yapan başka bir ülke var mı? Dünyada herhangi bir devlet çıkıp da tüm komşuları ile meselelerini derhal çözeceğini söylüyor mu? Herkes sorunlarını çözmeyi ister ama çözümler, karşılıklı ve dengeli olur. Yani milletlerarası bir mesele sadece bir tarafın gayretiyle halledilemez.

Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan soykırım faaliyetlerini iki katına çıkaracaklarını söyledi. Siz ise hiçbir şey olmamış gibi gülücükler saçarak Erivan’a maça gidiyorsunuz, el sıkışıyorsunuz ve iyimser olduğunuzu söylüyorsunuz. Sizin bunları söylediğiniz gün Ermenistan, soykırım ile ilgili iddialarını artıracağını dile getiriyor. Ermenistan’ın kurucu belgesi olan Bağımsızlık Bildirgesinde Türkiye’nin doğu topraklarından Batı Ermenistan olarak bahsediliyor. Siz oraya giderek jest yaptığınızda onlar Bağımsızlık Bildirgesindeki bu ifadeleri değiştireceklerine dair bir ifade kullandılar mı? Hayır, kullanmadılar.

Ermenistan’ın Milli Güvenlik Belgesinde Karabağ’dan bağımsız cumhuriyet olarak bahsediliyor ve onlar ne isterse o oluyor. Hükümetin buna tepkisi olmadığı gibi sundukları öneri de sıfır ihtilaf olarak tanımlanıyor. Yani ihtilafı çözebilme uğruna her türlü olayı sineye çekme politikası gütmektedirler. Böyle bir çözüm olabilir mi? Bunu da küçük ayrıntılara girerek başkalarını ikna etme şeklinde sürdürmeye çalışıyorlar. Başkalarını ikna ederler mi bilmem ama bizi ikna edemediler ve edemezler. Yani o toplantının sonrasında CHP’nin izlediği politikada ufak da olsa bir değişiklik olmamıştır.

Sunucu: Ortada belirlenmiş bir politika var ve bütün partilerin iyi ya da kötü, böyle köklü konularda sabit bir politikasının olması gerekiyor, öyle değil mi?

Onur Öymen: Bu, bütün dünyada da böyledir. Bunlar gidecekler ve onların yerine biz iktidara geldiğimizde bu anlaşmaları kucağımızda bulacağız. Kıbrıs konusunda da aynı şeyi yapacaklar. Göreceksiniz ki bir süre sonra Kıbrıs’ta da şimdiye kadar vermediğimiz tavizleri verecekler. Sonrasında ise Ermeni meselesinde olduğu gibi, sözde sorunu çözme adı altında, aynı politikayı güdüp, bizden yine destek bekleyeceklerdir. Sonunda da Kıbrıslı Türkleri azınlık konumuna getirip, Girit gibi Kıbrıs’ı da feda edeceklerdir. Neden? Çünkü Hükümetten istenen budur.

Yabancılardan tek bir politikacı çıkıp da Kıbrıslı Türkleri dünyada örneği görülmemiş bir şekilde ambargoya maruz bıraktıklarını, onlara büyük haksızlık ettiklerini ve buna hakları olmadığını söyledi mi? İşte bütün bunlar koordine edilmektedir. Amerikalı ve Avrupalı politikacılar arasında küçük bir ihtilaf gördünüz mü? Mesela, Danimarka Hükümetinin Kıbrıs konusunda Amerika’dan farklı düşündüğünü gördünüz mü? Peki, tüm bunlar nerede koordine ediliyor? Büyük ülkelerin devlet ve iş adamları, yöneticiler, politikalarını Bilderberg’de oluşturuyorlar. Aralarında Türkiye’den gidenler de oluyor. Bu yüzden aralarından su sızmıyor ya da bir tanesi de kalkıp ses çıkartmıyor.

Sunucu: Bu aşamada Türkiye’nin bütün bu diplomatik ilişkilerini çöpe atıp, tamamen farklı bir politika uygulaması tabi ki söz konusu değil. Ama sanırım dış politikada bir duruş olması ve Türkiye’nin eskiden beri güttüğü politikaları devam ettirmesi gerekir, öyle değil mi?

Onur Öymen: Öncelikle şunu söyleyeyim ki Amerikalıların öncülüğünde yürütülen bir proje kapsamında, eski Amerikan Dışişleri Bakanlığı Uzmanı olan David Phillips diye bir zat yirmi kez Türkiye’ye geliyor ve iki tane rapor hazırlıyor. Bu raporların birincisinde, kendisinin raporları hazırlarken Türkiye’den siyasetçiler, güvenlik güçleri ve istihbarat örgütleri ile temas ettiğini ve bu görüşmeleri organize eden Dışişleri Bakanlığı’na da teşekkür ettiğini söylüyor. Bu çalışmaları finanse eden de Norveç Hükümetidir. Toplantılara Norveç’in Amerika Büyükelçisi, Ankara’daki eski Amerikan ve İngiliz Büyükelçileri katılıyor. Yani bu komisyon hükümetlerle bu kadar içli dışlıdır.

Raporda açıkça Türkiye’nin terörle mücadeleden vazgeçmesi, Hükümetin DTP ile görüşmesi ve üç kademeli bir af çıkarılması gibi konulardan bahsediliyor. Hükümet de orada önerilen şeyler ne ise onları yapmaya çalışıyor. Başkan Obama’nın Mecliste yaptığı konuşmaya bakarsanız PKK ile ilgili bölümü ile bu raporda yer alan önerilerin birebir örtüştüğünü görürsünüz. Başkan Obama bu konuşmada, Kuzey Irak’ta biri PKK, diğeri El Kaide olmak üzere iki tane terör örgütü olduğunu, ikisinin de kendileri için tehlikeli olduğunu ifade diyor. El Kaide’ yi yenmek için onu yerinden söküp, tahrip edeceklerini bildirirken PKK sorununu çözmek için ise Türkiye’nin Kuzey Irak Yerel Hükümeti ile müzakere etmesini ve Türkiye’deki Kürtlerin eğitim hakları ile kültürel haklarını iyileştirmesini tavsiye ediyor. Hükümetin şu an yaptığı da tam olarak budur.

Sunucu: Aslında Obama’nın Meclisteki konuşması dış politikamızın son dönemdeki şekli gibi duruyor. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Onur Öymen: Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Açıp okuduğunuzda, şu yapılanlar ile o Meclis konuşmasının birebir örtüştüğünü göreceksiniz. Peki, neden bütün bunları yapıyor? Çünkü biraz önce de ifade ettiğim gibi, Hükümetin dış desteğe ihtiyacı vardır. Dış destek olmadan ayakta kalamayacaklarını bildikleri için bu politikaları yürütüyorlar. Kendilerinden önceki dinci partilerin düştüğü duruma düşmemek için yabancılar ne derse, onu yerine getiriyorlar.

Sunucu: Sayın Öymen, değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ediyoruz.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.