Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

NTV – Neden Programı, AB Yetkililerinin Açıklamaları Türkiye’nin İçişlerine Karışmak Anlamına Geliyor mu?
NTV – NEDEN PROGRAMI
13 MAYIS 2008
Can Dündar: Sayın Öymen’e soracağım o zaman siz normal görüyor musunuz diye. Burada bir de şey tablo yok mu yani eskiden işte CHP çizgisi batı yanlısı ve batıyı savunan bütün değerleriyle, kurallarıyla, kurumlarıyla bir çizgi gibi görünüyordu. Daha işte İslamcı çizgi batı karşıtı ve batıyı çok eleştirel gören bir çizgiydi. Sanki bir rol değişimi varmış gibi görünüyor. Bu sefer batının okları size dönmüş durumda. Hâlbuki iktidar partisi şimdi bunları normal karşılamamız gerektiğini söylüyor. Niye bu değişiklik oldu?
Onur Öymen: Evet. Şimdi öncelikle şunu söyleyelim; bir ülke Avrupa Birliği’ne üye olmak için müracaat etmişse Avrupa Birliği’nin normlarını uygulamayı kabul etmiş demektir. Şimdi Avrupa Birliği’nin yetkili kurumları, komisyon, konsey, zirve gerektiğinde Avrupa parlamentosu gayet tabiki bu normlara Türkiye’nin uyup uymadığı konusunda görüş belirtebilir, her zaman da bunu yapıyorlar kimse de Türkiye’de bunu yadırgamadı bugüne kadar. Niçin Avrupa Birliği komisyonu Türkiye ile ilgili raporlar yayınlıyor da efendim Türkiye’nin filanca standartlarını, yasalarını eleştiriyor demedi kimse. Bizim eleştirdiğimiz şu; hakaret edemezsiniz. Yani üslup denilen aslında daha ciddi bir iştir. Hiçbir ülkenin ne devletine, ne yargısına, ne siyasi partilerine hakaret etme yetkisini Avrupa Birliği’nin hiçbir kurulu size vermez, bunu çok açık koyalım.
Can Dündar: Nedir sizin hakaret olarak telakki ettiğiniz, onu da sıralayalım.
Onur Öymen: Şimdi size bir örnek vereyim. Mesela Avrupa parlamentosu başkanı bu davayla ilgili olarak yargı süreci ve iddianameyle ilgili olarak diyor ki; saçmadır. Saçma hakaret, bunu söyleyemezsiniz. Yani beğenirsiniz, beğenmezsiniz üstelik sürmekte olan bir davayla ilgili olarak bizim geleneklerimiz, uluslararası gelenekler dava bitene kadar görüş ifade etmemektir ama bunu yapacağınıza bu saçmadır diyorsunuz, işte Olli Rehn kalkıyor, Lagendijk kalkıyor bu bir yargı darbesidir diyor, tamamen siyasi bir iş yapıyor başsavcı diyor. Bu başsavcının yani mesleki haysiyetine hakarettir. İşte Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili söylediği sözler burada tekrarlamak bile istemiyorum, şunun için; bugün bir açıklama yapmış Lagendijk, ben o sözleri söylemedim diyor. Söylemediyse basına nasıl geçti, o da ayrı iş. Fakat yani bir siyasi partiye, yargıya, bir devlet kurumuna hakaret edemezsiniz. Şimdi raporlarda da Türkiye’yi çok rencide edecek ve hiçbir zaman kabul edilemeyecek sözler var. Mesela diyor ki ilerleme raporlarından bir tanesinde; Türkiye’de diyor devlet kurumları işkence yapan yetkilileri himaye ediyor diyor, çok ağır bir suçlama. Şimdi burada bir iddia yapıyorsanız o zaman kanıtlayacaksınız. Şu olayda, şu kurum şu insanı himaye etti, işkence yapılmasını mazur gördü, suçunu örttü şimdi bu yok. Yani çok genel bir ifadeyle Türkiye’nin kurumlarını, yargısını, çok kabul edilemeyecek bir şekilde suçluyorsunuz.
Can Dündar: CHP’ye yönelik eleştirilere ne diyorsunuz?
Onur Öymen: CHP’ye yönelik eleştirileri biz çok büyük bir hayretle karşılıyoruz, şunun için; bu kadar haksız eleştiride bulunmak için çok büyük bir bilgi eksikliği içinde olmak lazım. Yani CHP ne yapıyor, ne diyor, politikası nedir hiç anlamamış olmaları lazım. Şimdi bizim bu konuda yurt içinde ve yurt dışında sayın genel başkanımızın, bizlerin bu konuda Avrupa Birliği ile ilişkiler konusunda söylediğimiz görüşler 4 yıl boyunca söylediğimiz görüşleri şu kitapta topladık. Kitabın sadece kapağına bakarsanız CHP’nin görüşünü anlıyorsunuz. Tam üyeliğe evet, özel statüye hayır. Sadece önsözün ilk cümlesini okursanız anlıyorsunuz ki CHP’nin hedefi Türkiye’nin tam üyeliğidir. Kitabı şöyle bir karıştırdığınız zaman görüyorsunuz ki bizim itiraz ettiğimiz Türkiye’nin tam üyeliğinin haksız biçimde engellemeye çalışanlardır, çifte standart uygulayanlardır, başka hiçbir ülkeye söylenmemiş sözleri Türkiye’ye söyleyenlerdir, ona itiraz ediyoruz. Şimdi Türkiye’de bazı çevreler belirdi efendim Avrupa’ya toz kondurmayacaksınız, en büyük hakareti de yapsa Avrupalı haklıdır. İtiraz ediyorsanız siz Avrupalı değilsiniz. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye’ye yönelik çok haksız, çok bilgisiz, çok suçlayıcı, hakaret bazı sözleri eleştirmesini bizim Avrupa karşıtlığımıza bağlayanlar çıktı, inanılır gibi değil. Bir de şuna bakmak lazım; eleştiren insan kim? Şimdi Avrupa Birliği komisyonu bir rapor yayınladığı zaman bizim elimizde de var. Biz dedik ki; bu komisyonun raporundaki görüşlerin çoğunu bizde paylaşıyoruz. Çünkü ne diyor, diyor ki; hiçbir Avrupa Birliği ülkesinde Türkiye’deki gibi milletvekili dokunulmazlığı yok, bunu düzeltin diyor. Bizde aynı şeyi söylüyoruz. Ne diyor; hakimler ve savcılar yüksek kurulu’na adalet bakanının ve müsteşarının katılması bizim adalet ölçülerimize aykırıdır, hukukun, yargının bağımsızlığına aykırıdır düzeltin diyor. Bizde aynı şeyi söylüyoruz. Onun dışında size örneklerini getirin vaktiniz varsa söylerim.
Can Dündar: Siz de aslında ilke olarak ….
Onur Öymen: Şimdi ilke olarak yani Türkiye’nin Avrupa Birliği normlarına, mevzuatına uygunluğu konusunda dile getirilebilen görüşleri vay iç işimize niye karışıyorsunuz diye tepkiyle karşılamayız ama birisi kalkıp da “şu parti iyidir, bu partidir kötüdür, efendim başsavcı hukuki değil siyasi şekilde hareket ediyor, bu yargılama süreci saçmadır” bunu derse o zaman herkesin tepki göstermesi. Nitekim bugün işte bu eleştirileri yapan Lagendijk kısa bir süre önce dedi ki; Türk ordusu zevk için Pkk’lıları öldürüyor aynen ve onun üzerine Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek fevkalade sert bir açıklama yaptı. Yani fevkalade sert bir açıklama yaptı, bizde tasvip ettik. Gerçekten yani Türkiye hiç kimsenin şamar oğlanı değil. Türkiye’nin kurumları hiç kimsenin şamar oğlanı değil, aklınıza geleni söyleyeceksiniz desteksiz atacaksınız nasıl olsa madem ki aday olmak istiyorlar bizim her sözümüze tahammül etmek zorunda diyemezsiniz. İkincisi, aşırı laiklik, efendim bazı sözlerin başına aşırı sıfatı konulamaz. Mesela aşırı dürüst bir insan olamaz. Yani az dürüst olması makbul de aşırı dürüstlük kötü bir şeymiş gibi aşırı namuslu olamaz. Aşırı demokrat bir ülke, duydunuz mu siz aşırı demokrat bir ülke. Laiklik de böyle, aşırı laiklik diye bir kavram olamaz. Laiklik gayet açık bir şekilde kendini tarif eden bir kavramdır.
Can Dündar: Katı laiklik diye bahsediyor.
Onur Öymen: Katı laik, aşırı laik, olağanüstü laik, radikal laik böyle şey olamaz. Laiklik dinle devlet işlerinin ayrılması, dinle hukukun ayrılması. Mesela hukuka birazcık dinin bulaştırılması normaldir ama hiç hukuka din bulaştırılmasın dediğiniz zaman katı ve aşırı laik oluyorsunuz böyle saçma şey olur mu? Yani bunda bir mantık var mı? Onun için bazıları böyle düşünmeden konuşuyorlar. Economist yazıyor; Türkiye laiklikle demokrasi arasında seçme yapmak zorunda kalırsa demokrasiyi seçsin. Bilmiyorlar ki halkı müslüman olan bir ülkede laiklik yoksa demokrasi de yok. Yani laiklik demokrasinin vazgeçilmez bir şartı. Laikliği çıkarttığınız zaman ne kadın-erkek eşitliği kalır ortada, ne pozitif hukuk kalır hiçbir şey kalmaz. O zaman demokrasi de kalmaz.
Can Dündar: Teşekkür ederim Sayın Öymen.
Onur Öymen: Ama bunlar o kadar yani bir kısmı o kadar bilgisizce bu eleştirileri yapıyorlar ki şaşıyoruz ama Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili olarak bir cümle daha söyleyeyim müsaade ederseniz. Yani Cumhuriyet Halk Partisi bu haksız, bilgisiz, desteksiz suçlamaları hiç hak etmiyor. Çünkü Türkiye’de bence bir tek parti varsa gerçekten başından beri Türkiye’nin Ab üyeliğini hiçbir çizgisini kırmadan destekleyen Cumhuriyet Halk Partisi. Tam üyeliği öngören ilk anlaşmayı bizim genel başkanımız imzaladı İsmet İnönü. O tarihten bu yana biz hiç bu çizgimizi değiştirmedik, açın bakın bunun içinde genel başkanımız kaç vesileyle Türkiye’nin Ab üyeliğini kuvvetle desteklediğini söyledi. Biz desteklemesek bu kadar çabayı niye gösterelim? Bu kadar ilgiyi Avrupa Birliği’ne niye gösterelim. Yeter ki Türkiye’yi bazıları haksız ve Avrupa ölçülerine uymadık şekilde Avrupa’dan dışlamaya kalkışmasınlar.
(…)
Onur Öymen: 2000 yılında yapılan seçimlerde en büyük oyu olan, en çok oyu alan parti Haider’in başkanlığındaki partiydi ve bu parti çok aşırı militan, radikal görüşlerin sahibiydi demokrasiyle bağdaşmayan. Avrupalılar dediler ki; biz bunları muhatap almayız, onlarla el bile sıkışmayız ve neticede Haider’in kendisi hükümet başkanlığını üstlenemedi, hükümete giremedi ve sonunda bu baskılarla partisi ikiye bölündü ve yüzde 20’nin üzerinde oy alan parti sonunda yüzde 4’lerde, 4.5’larda oy alan bir parti haline geldi. Şimdi onun durumuyla Türkiye’deki durumu kıyaslamak kabil değil. Haider’in partisiyle Türkiye’deki herhangi bir partiyi kıyaslayamayız. Biz Avusturya’ya gittiğimiz zaman Haider’in partisinin mensupları bizim elimizi bile sıkmadılar biliyor musunuz.
Onur Öymen: Elimizi sıkmayı reddettiler Türk parlamento heyetinin, bu böyle bir parti. Şimdi böyle bir parti Almanya’da da var. Bu parti MPD dedikleri parti, bunun aleyhine dava açıldı 2003 yılında kapatma davası açıldı ve o zaman ki başbakan Schröder mutlaka dedi bu parti kapatılmalıdır. Sonunda çok uzun hikaye gerisini fazla anlatmayayım ama.
(…)
Can Dündar: Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki ipler bu son demeçlerle giderek kopuyor mu, bunu tartışıyoruz. Sayın Öymen’deydi söz. Gerçekten de böyle bir kamuoyunda giderek yükselen bir tepkiye tanık oluyoruz. Bu demeçler de buna zannediyorum katkıda bulunuyor. Siz nasıl görüyorsunuz? Yani bu gidişat bir Avrupa Birliği karşıtı cepheyi genişletir mi, yoksa başka bir çıkış yolu görüyor musunuz?
Onur Öymen: Evet şimdi buna değineceğim kısaca demin konuştuğumuz konuda bir bilgi vermek istiyorum, halkımızın da bunu iyi anlaması için. Efendim Avrupa’da parti kapatmak diye bir adet yoktur, gelenek yoktur, uygulama yoktur bu doğru değil. Daha geçenlerde İspanya’da Herri Batasuna denen, seçimlere de katılan, milletvekili de çıkaran bir parti kapatıldı hatta yöneticileri de tutuklandı. Onun için yani Avrupa’da bunun örneği yok denilemez. Kaldı ki o parti kapatıldığı zaman Avrupa’da hiç kimse buna tepki göstermedi. Türkiye’de başka bir parti iktidardayken Refah Partisi kapatma davası açıldı, sonra kapatıldı hiçbir tepki gelmedi Avrupa’dan. Avrupa insan hakları mahkemesi’ne gittiler, ki burada ölçü Avrupa insan hakları sözleşmesidir. Avrupa yani Venedik komisyonunun efendim tavsiye niteliğinde bir metni var ama esas ölçü Avrupa insan hakları sözleşmesidir ve orada parti kapatılmasını yasaklayan hüküm yok. Nitekim Türkiye’de Refah Partisi kapatıldığı zaman Avrupa insan hakları mahkemesi’ne gidildi ve mahkeme anayasa mahkemesi’nin laikliği ihlal ettiği için Refah Partisi’ni kapatma kararını onayladı. Şimdi böyle insanlar çıkıp da Avrupa’da bunun örneği yok filan diye bazı Avrupalılar kalkıp konuşuyorlar, bu doğru değil. Efendim büyük bir partinin kapatılması doğal mıdır? Kuşkusuz doğal değil ama hiçbir Avrupa ülkesinde de açık konuşmak gerekirse büyük partiler kalkıp da kendi anayasalarıyla kavga etmiyorlar, yargı organlarıyla kavga etmiyorlar, üniversitelerinde kavga etmiyorlar.
Can Dündar: Orada kıstas büyüklük, küçüklük müdür yoksa şiddete bulaşmış olup olmamak mı?
Onur Öymen: Büyüklük, küçüklük diye bir ölçü yok hukukta. Yani şu kadar daha fazla oy alan partiler muaftır her türlü yasal işlemden diye bir kural hiçbir Avrupa ülkesinde yok.
Can Dündar: Ama şiddet koşulu var zannediyorum değil mi? Şiddete bulaşmış…..
Onur Öymen: Şiddet koşulu Avrupa insan hakları mahkemesi’nin aldığı kararda Refah Partisi’ni kapatma kararında esas hakim olan unsur laiklik ilkesinin ihlal edilmesi ve laikliğin Türk demokrasisi açısından son derece önemli bir unsur oluşudur. Şimdi bütün bunlar ortadayken birilerinin kalkıp da efendim sizin yaptığınız Avrupa hukukunda yoktur, bir çok Avrupa Birliği ülkesinin yasalarında, anayasalarında partilerin kapatılabileceği yazılıdır. Yani Avrupa’nın hiçbir hukukunda, hiçbir Avrupa Birliği metninde parti kapatılması yasaktır veya şundan fazla oy alan parti kapatılamaz diye bir hüküm yok. O bakımdan yani bir kere doğru bilgi vermek lazım. İkincisi, bu laikliğin dayatılması kavramı. Dayatma olmayan bir şeyi kabul ettirmek için yapılır. Yani bir ülkede demokrasi varsa o ülkede demokrasi dayatmaktan bahsedilebilir mi? Türkiye’de 1920’lerden, 1930’lardan beri laiklik anayasanın 37’den itibaren anayasanın vazgeçilmez esas maddelerinden biri. Yani bizim 70 senedir anayasamızda olan bir maddeyi Türkiye’de birilerinin halka dayatmasından bahsedilebilir mi? Yani bunda bir mantık var mı? İşte biraz düşünmeden konuşuyorlar, o zaman millette de sizin de biraz önce bahsettiğiniz gibi Avrupa Birliği’ne karşı olumsuz duygular uyanıyor. Yani Türkiye’de Avrupa Birliği’ne karşı duyulan tepkiler bence Avrupa Birliği’nin kendisinden ziyade Türkiye’ye yapılan bu haksız, ölçüsüz, muameleler, suçlamalar, hakaretler bunlar tepki doğuruyor. Geçen gün ben bir televizyon programına katıldım. İşte cep telefonlarınla anket yapılıyor, soru şu; Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine taraftar mısınız değil misiniz? Cevap yüzde 90 hayır, yüzde 10 evet. Orada 1.000 tane genç vardı bu Abbas Güçlü’nün Genç Bakış programında. Onlara soruldu, aynen yüzde 90 hayır, yüzde 10 evet. Dedim ki; lütfen bir soru daha sorar mısınız? Eğer Avrupa Birliği Türkiye’ye aynen Fransa gibi, İtalya gibi, Almanya gibi, Yunanistan gibi muamele ederse o zaman tepkiniz ne olur? O soruyu sordu, çoğunluk evet dedi. Yani halkta Avrupa Birliği’ne karşı tepkiden ziyade Avrupa Birliği’nin bazı yetkililerin, bazı çevrelerinin Türkiye’ye yaptığı yanlış muameleler var. Şimdi esas sorunuzun özünde şu yatıyor, yani bence esas cevabı şu; şimdi Türkiye’ye diğer ülkeler gibi, diğer aday ülkeler gibi muamele yapılsa zaten 1999 Helsinki zirve kararında eşit muamele yapılacak deniliyor. Şimdi böyle uygulansa mesele kalmayacak ama çıkıyor Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy diyor ki; Türkiye hiçbir zaman üye olmamalıdır, niye? Çünkü Türkiye bir Asya ülkesidir. Şimdi film koptu. Demek ki sizin yapacağınız reformların filan hiçbir kıymeti yok, canım Fransa öyle diyor ama öbürleri destekliyor diyemeyiz, niye? Çünkü üye olmak için oybirliği lazım. Her ülke evet diyecek, Avusturya kalkıyor aynı şeyi söylüyor hiçbir zaman üye olamaz diyor. Alman iktidar partisi Sdu geçenlerde parti kurultayında karar aldı, Türkiye’ye hiçbir zaman tam üyelik verilmemelidir, özel statü verilmelidir, Lüksemburg başbakanı demeç verdi hiçbir zaman Türkiye Almanya gibi, Lüksemburg gibi, İtalya gibi eşit şartlara sahip üye olamaz. Şimdi bu tepkiler ortadayken biz Avrupa’da hiçbir şey olmuyor, her şey yolunda, bizde yolumuza devam edelim derken sıkıntı çekiyoruz. Yani o zaman Avrupalılara biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak tavrımız bu, şu soruyu soruyoruz diyoruz ki; Türkiye bütün şartları yerine getirirse bizim üye yapacak mısınız, yapmayacak mısınız? Buna bir türlü cevap veremiyorlar. Geçenlerde gittik Almanya’ya. Yani bir siyasi parti küçük bir siyasi parti hariç hiçbiri Türkiye bütün koşulları yerine getirirse Türkiye’nin üyeliğini destekliyoruz diyemedi.
(…)
Onur Öymen: Çok teşekkür ediyorum. Şimdi burada aslında Sayın Mert çok önemli bir noktaya değindi. İşin esası şu bizce; uluslararası ilişkilerde menfaatler geçerlidir. Menfaat neyi gerektiriyorsa devletler, uluslararası kuruluşlar ona göre hareket ederler. Belli ki Türkiye ile ilgili değerlendirmelerde de bir menfaat ilişkisi söz konusu. Amerika ile Avrupa Birliği arasında da örtüşen noktalar var. Bir tane size somut örnek vereyim; geçen yıl beni bir uluslararası toplantıya davet ettiler Amerika’da. Muvazzaf subaylar üst rütbeli, emekli subaylar ve politikacılar vardı. Amerika’nın çok üst düzey bir askeri yetkilisi çıktı bir konuşma yaptı iyice hazırlanmış. Dediği şu özetle; dünyada diyor 1 milyar 300 milyon Müslüman yaşıyor. Bunlardan yüzde 1’i radikal ve şiddet yanlısı olsa bizim diyor 13 milyon düşmanımız var dünyada. Bunlarla nasıl baş edeceğiz, bir tek yolu var diyor. Ilımlı İslam ülkelerini yanımıza alacağız, onlar vasıtasıyla mücadele edeceğiz. Kimdir diyor ılımlı İslam birinci sırada Türkiye gelir diyor. Ilımlı İslam buradan çıkıyor. Ankara’daki Amerikan büyükelçisi demiş ki biz öyle bir şey kullanmıyoruz, ben kullanmıyorum demiş. Kendisi kullanmıyor ama kullanan çok. Şimdi o bakımdan Türkiye’yi bu açıdan görürseniz yani bu günkü iktidardan menfaat uman, yabancı ülkeler, kuruluşlar bugünkü iktidarın işbaşından gitmesinden çok endişe duyuyorlar. Bütün bu davadan filan bu kadar kaygılanmalarının altında bu yatıyor. Bize geldiler kendileri söylediler, üst düzeyde Avrupalı politikacılar dediler ki; kusura bakmayın biz bu iktidarı destekliyoruz, çünkü onlardan her istediğimiz tavizi alıyoruz dediler. Kıbrıs’taki duruma bakın, yani AKP iktidarından önce herhangi bir iktidar veya AKP’nin yerine gelebilecek herhangi bir iktidar bunların verdiği tavizleri verir miydi Kofi Annan planı da dahil olmak üzere. İşte Vakıflar yasası, herhangi bir iktidar vermiş mi bu tavizi, vermemiş. İşte şimdi Ruhban Okulu istiyorlar, milli eğitim bakanı diyor ki; bana kalsa yarın veririm. Demek ki burada bekledikleri menfaat var, yoksa ilke olarak Akp herkesten daha Avrupalı, hiçbir alternatifi yok, öbür alternatiflerinin hepsi demokrasi karşıtı, aşırı laik filan bunların inandırıcılığı yok. Yani ben size bir örnek vereyim.
Can Dündar: Murat bey, Sayın Mercan bir şey söyledi.
Onur Öymen: Tabi söyleyecek tabi. Ben size bir örnek vereyim ona da cevap versin eli değmişken. Şimdi fikir üretti diyorlar değil mi 301. madde filan, yıllardır bununla yaşıyoruz. Siz biliyor musunuz AKP iktidarının ilk 4 yılında sayın başbakanın mahkemeye verdiği gazeteci sayısı 63’tür, milletvekillerini filan saymıyorum. Bunların içinde karikatüristler de var, yani Avrupa ülkelerinde bunun bir örneği var mı? Şimdi en Avrupalı takdim ettikleri siyasi partide eleştiriye tahammül yok. Böyle Avrupalı olunur mu? O zaman niçin bu kadar el üstünde tutuyorsunuz? Çünkü başkalarından alamayacağınız tavizleri alabileceğinizi düşünüyorsunuz.
Can Dündar: Nuray Mert’in görüşüne katılıyorsunuz.
Onur Öymen: Yoksa mantığı yok. Yani bugün kalkıp ta açık konuşalım AKP CHP’den daha Avrupalıdır diyen bir insanın aklından şüphe ederler. Cumhuriyet Halk Partisi kuruluşundan bu yana Avrupa’nın temel değerlerini benimsemiş bir parti.
Can Dündar: Sayın Mercan’ı dinleyelim mi, buyurun sayın Mercan.
Onur Öymen: Dinleyelim ama cümlemi bitireyim müsaade ederseniz?
Can Dündar: Pardon.
Onur Öymen: Yani kuruluşundan beri Avrupa’nın temel değerlerini benimsemiş bir parti Avrupa karşıtı olacak, kurulduğunda size son bir örnek daha vereceğim. Sayın Abdullah Gül açın 12 Kasım 2003 tarihli Hürriyet gazetesi’ni. Avrupa’liğini eleştiriyor, niçin? İlerleme raporunda türban yasağını niye bize karşı eleştirmediniz diyor? Kendi kendine eleştiriyi davet eden bir zihniyet. Bu zihniyet Avrupalı ve 80 yıldır Avrupa ülkelerini benimsemiş bir parti Avrupa karşıtı, aşırı laik, aşırı bilmem ne yani bunların inandırıcılığı yok. Tek izahı var yani böyle bir iktidar onarın menfaatine daha çok hizmet ediyor.
(…)
Onur Öymen: Bir cümle söyleyebilir miyim?
Can Dündar: Buyurun.
Onur Öymen: Bizim Avrupa Birliği’nden bir tek beklentimiz var, bir tek isteğimiz var. Türkiye’ye, Türk milletine, Türkiye’nin anayasal kurumlarına, yargısına ve siyasi partilerine saygı gösterin başka hiçbir şey istemiyoruz.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.