TV8 – Erkan Tan’la Başkentten Programı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in TV 8 “Erkan Tan’la Başkentten” Programına Verdiği Mülakat
20 Ocak 2009

Erkan Tan: Sevgili dostlar, “Erkan Tan’la Başkentten” programında CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Sayın Onur Öymen bugünkü konuğumuz. Günaydın efendim, hoş geldiniz.

Onur Öymen: Hoş bulduk efendim.

Erkan Tan: Eczacılarla Hükümet anlaştı. Bu durumda siz bir fırsatı kaçırdınız. Yani anlaşmamış olsalardı, Muhalefet olarak bu işi biraz köpürtebilirdiniz, öyle değil mi?

Onur Öymen: Biz eczacılarla görüştük ve Eczacılar Birliği’nin çok başarılı bir mücadele verdiğini memnuniyetle gördük. Esas mesele, geniş bir halk kitlesi ile eczacıların isteklerinin gerçekleşmiş olmasıdır. Biz bu sonuçtan memnuniyet duyuyoruz. Bunu hiçbir zaman istismar edilecek bir mesele gibi görmedik. Halkın sağlığı istismar konusu yapılamaz.

Erkan Tan: Başbakan Erdoğan dün Brüksel’de yaptığı AB görüşmeleri sırasında, AB’nin çıkarılmasını istediği yasalar konusunda Muhalefetin engeline takıldıklarını ve Muhalefetin AB’ye karşı olduğu için süreci oyaladığını söylemiş. Siz Ana Muhalefet Partisi Genel Başkan Yardımcısı olarak bunlara ne diyorsunuz?

Onur Öymen: Bu konuda bilmediğiniz bir şey var; o toplantıda bulunan CHP’nin Brüksel temsilcisi de taşı gediğine oturtmuş ve bunun kesinlikle doğru olmadığını, CHP’nin AB sürecini kuvvetle desteklediğini söylemiştir. Gerçek de odur. Başbakan bir taraftan Muhalefetin kendilerini engellediğini, diğer taraftan da otuz yasa çıkarttıklarını söylüyor. Muhalefet sizi engelliyorsa bu yasaları nasıl çıkarttınız? Bu yasalarda bizim de imzamız var. Milleti aldatarak kendi başarısızlıklarını örtmek istiyorlar. Başbakan baltayı taşa vurmuştur. Bizim temsilcimiz de, “Şimdi medya ile ilgili de bir başlık açıldı. Bundan sonra medya ile ilgili tutumunuzu değiştirecek misiniz? Yaklaşık yüz tane gazeteciyi mahkemeye verdiğiniz ve basını boykot ilan ettiğiniz biliniyor” demiş. Başbakan şaşırmış kalmış ve ne diyeceğini bilememiş.
Erkan Tan: “Başbakan Orta Doğuda iyi bir performans sergiledi ve bütün dünya hakkımızı emanet etti. Türkiye olmasaydı ateşkes de olmazdı. Buna da mı karşısınız?” diyen izleyicilerimiz var.

Onur Öymen: Başbakanın anlayacağı dilden söyleyeyim; “Şeyhin kerameti kendinden menkul” derler. Başbakan ve Hükümet kendilerinin çok başarılı olduklarını ilan ediyorlar ama gerçek maalesef bunun tam tersidir. Keşke biz Türkiye olarak başarılı olabilseydik. İsrail’in bombardımanının durdurulabilmesinde Türkiye bir katkı saylayabildi mi? Türkiye elindeki kozlardan bir tanesini bile İsrail’e karşı kullanabildi mi?

Başbakan vaktiyle muhalefetteyken o zamanın Hükümetini eleştiriyordu, “İsrail Filistinlilere saldırıyor, siz de M 48 tanklarının modernizasyonunu İsrail’e veriyorsunuz. Bu ne biçim Hükümettir?” diyordu. Şimdi ise Erdoğan Hükümeti İsrail’le onun on misli askeri işbirliği yapıyor, her türlü ekonomik işbirliği yapıyor, Suriye sınırındaki arazilerin mayından temizlenip işletilmesini İsrail firmalarına vermeye hazırlanıyor. Biz geçen sene bunu Danıştay’da engellemeseydik şu anda Suriye sınırındaki arazilerimiz İsrail şirketlerinin kontrolünde olacaktı. O zaman hazırlanan yasada üç yıl içinde mayınların temizlenmesi, sonraki 49 yıl için de bu toprakların işletilmesinin o şirkete verilmesi karara bağlanmıştı. İşte biz bunu durdurduk.

Başbakan kamuoyu önünde İsrail’e bağırıp çağırıyor, Dışişleri Bakanı da o sıralarda İsrail’le gizlice görüşmeler yaptıklarını açıklıyor. Hangisine inanacaksınız? Filistin içindeki ihtilafta da taraf tuttu. Düşünebiliyor musunuz? Bir taraftan İsrail’e bağırıp çağırıyorsunuz, bir taraftan da İsrailli yetkililerle özel görüşmeler yapıyorsunuz, diğer taraftan da Filistin’in meşru Başkanı olan Mahmud Abbas’ı suçluyorsunuz. Hamas’ın seçimden çıktığını söylüyorsunuz, peki Mahmud Abbas piyangodan mı çıktı? Mahmud Abbas Filistinlilerin seçilmiş meşru cumhurbaşkanıdır. Sizse Hamas’ı desteklemek için onu boy hedefi yapıyorsunuz. Peki, Hamas kim? Hamas Örgütü başka, Filistinliler başkadır. Bu örgüt,  cihad yoluyla halkı savaşa davet ederek İsrail’i haritadan silmeyi amaç edinen bir örgüttür. Bu yüzden İran ve Libya gibi birkaç radikal İslam ülkesi hariç, bütün Arap ülkeleri Hamas’a karşı tavır almışlardır. Bu saldırılar sırasında bile Hamas’tan yana vaziyet almamışlardır. Türkiye ise sanki Hamas’ın hamisi. Başbakan BM’de Hamas’ın sözcülüğünü yapacaklarını söylüyor.

Erkan Tan: Ama seçimle iş başına geldiler.

Onur Öymen: Dünyada hangi seçimde, elinde füzeler, roketler ve milis teşkilatı olan bir siyasi parti seçimlere katılıyor? Dünyada bu türde bildiğiniz bir demokrasi var mı? Düşünün ki, seçime katılan partilerden birinin elinde roketler olacak ve diyeceksiniz ki “bunlar seçimle geldi”. Böyle bir şey olabilir mi? Avusturya’da elinde hiçbir roketi ve silahı olmayan aşırı sağcı bir parti vardı. Bu parti seçimleri kazanmasına rağmen bütün Avrupa partiyle olan ilişkilerini kesti ve parti liderinin elini bile sıkmayacaklarını söylediler. Seçimle gelmek her işi hallediyorsa Hitler de seçimle gelmişti. Tesadüf bu ya, o da % 44.6 oy almıştı. Sonra bütün Avrupa’yı ne hale getirdiğini biliyoruz.

Erkan Tan: Hükümet İsrail konusunda size yaranamadı. Avrupa Birliği konusunda da yaranamadı. Ne yapması gerekiyor?

Onur Öymen: Sadece bize değil ki, kimseye yaranamadı. Hükümet başarılı bir iş yapmış olsaydı ateşkes görüşmeleri Fransa ile Mısır arasında değil, Fransa ile Türkiye arasında yapılırdı. Toplantı da Mısır’da değil Türkiye’de yapılırdı. Sizi devre dışı bıraktılar. Radikal bir grubun sözcüsü haline geldiğiniz için Türkiye’yi devre dışı bıraktılar. Bu, Türkiye için hazin bir tablodur. Şimdi de yaraya tuz basarak Filistinliler arasındaki ihtilafta taraf tutuyorlar. Üstelik öncelikli hedeflerinin Filistinlileri barıştırmak olduğunu söylüyorlar. Nasıl barıştıracaklar? Taraflardan birinin sözcülüğünü yaparak. Yani Sayın Başbakan orada da bir tür savcılık yapıyor. Başbakan bu işlere oldukça meraklı.

Erkan Tan: Konu savcılığa gelince ister istemez Ergenekon soruşturması aklımıza geliyor. “Sayın Kılıçdaroğlu, kimsenin Yalçın Küçük’ün haklı bir gerekçeyle tutuklandığını izah edemeyeceğini söylemişti. Yalçın Küçük’ün Apo ile ilişkisi günah mı sevap mı?” diye soruyor bir izleyicimiz.

Onur Öymen: Sayın Kılıçdaroğlu’ndan bahsetmişken size söyleyeyim ki, AKP’liler “durmak yok, yola devam, Kılıçdaroğlu’na yakalanmadan” diyorlarmış. İşin tuhaf tarafı şudur ki, bugün İktidarın sözcülüğünü yapan basında Başbakanı büyük bir hamasetle savunanların da geçmişte Apo ile olan yakın ilişkileri, fotoğrafları, röportajları hafızamızdan silinmedi. Bu yüzden başkalarını suçlarken dikkatli olsunlar. Özellikle henüz yargılanmamış, mahkûm olmamış ve hakkında iddianame bile düzenlenmemiş kişileri suçlarken dikkat etmek gerekir.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz mesajında “Hem Yalçın Küçük’ü savunuyor hem de Atatürkçüyüm diyorsunuz. Güldürmeyin bizi” demiş.

Onur Öymen: Acaba Yargıtay Onursal Başkanı Sabih Kanadoğlu da mı Apo ile görüşmüş? Bu yüzden mi gözaltına alınmış ve evi aranmış?

Erkan Tan:  “CHP, Susurluk gibi karanlık ilişkilerin çözümünü isteyen bir parti. Neden Ergenekon’u çeşitli yollardan sulandırmaya çalışıyorlar? Doğrusu, CHP’ye bu hiç yakışmıyor” diye bir mesaj gelmiş.

Onur Öymen: Tam tersine, biz sulandırmaya çalışmıyoruz, Ergenekon’u sulandırmak isteyenlerle mücadele ediyoruz. Ergenekon’un içinde gerçekten adi suçlar işleyenlerin olduğu anlaşılıyor. Bu bombalar herhalde gökten paraşütle inmemiştir. Bu bombaları kim imal etti, kime teslim etti, kim toprağa gömdü, kim buldu? Hükümetin bunun üzerine gitmesi gerekir. Biz, mahkemede yıllarca savsaklanmasın, bir an önce ortaya çıksın, suçlular kimse cezalandırılsın diye bu konuda Meclis araştırması veriyoruz. Ama Yargıtay Onursal Başsavcısını, İlhan Selçuk ve Mustafa Balbay gibi ünlü yazarları, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterini, YÖK eski Başkanını bunlarla aynı paketin içine koyarak hepsini aynı gün içinde göz altına alıp, sanki hepsi teröristmiş gibi gösterip sonra da bunu demokrasi ve hukuk adına yaptığınızı söylerseniz bu olmaz.

Erkan Tan: Hükümet kendilerinin değil, Yargının yaptığını söylüyor.

Onur Öymen: Hükümet savcı olduğunu ilan ederek bunun bütün sorumluluğunu almış oldu.

Erkan Tan: Siz davanın avukatı olduğunuzu söyledikten sonra Hükümet de savcısı olduğunu söylemiş, öyle diyorlar.

Onur Öymen: Avukatla savcının bir farkı vardır. Avukatlar sanıkları korumakla görevlidir ve Mecliste, avukat olan birçok milletvekili vardır. Bunlar sanıkların hakkını korurlar ama hiçbiri savcılığa soyunmaz. Dünyada hiçbir Başbakan hiçbir davanın savcılığına soyunmamıştır. Bu durum ilk defa Türkiye’de oluyor.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz “CHP’nin karanlık işlerin avukatlığını yapmasını gerçekten anlamıyorum” demiş.

Onur Öymen: Bizim karanlık işlerle hiçbir ilişkimiz olamaz. Tam tersine biz, karanlık işlerin aydınlığa çıkarılmasını savunuyoruz.

Erkan Tan: “CHP türbanlı öğrencilerin üniversitelere girmesini istemiyor ama çarşaflı bayanlar partiye davet ediliyor. Bu nasıl bir çelişkidir?” diye sormuş bir izleyicimiz.

Onur Öymen: Boğaziçi Üniversitesi’nin yaptığı son araştırmanın da ortaya koyduğu gibi maalesef Türk kadınlarının büyük bir bölümü baskı altındadır. Yani bu kadınlar, kılık kıyafeti ile kime oy vereceği konusunda günlük hayatında özgürce hareket edemiyorlar. Bu insanlardan bazıları bu baskılardan kurtulmak için CHP’ye sığınıyorsa biz o kapıları kapatıp “nereden geldiyseniz oraya gidin” mi diyelim? Öyle kadınlar var ki, kendi mahallesinde baskı dolayısıyla başını örtmesine rağmen başka mahalleye gittiğinde başını açıyorlar. Biz bu insanlara başı örtülü diyerek sahip çıkmayalım mı? Acaba kaç kadın kendi özgür iradesiyle başını örtüyor, kaçı da baskı altında olduğu için örtünüyor?

Düzce Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre başı açık kızların % 49’u türban yasağının kaldırılmasına karşı çıkmaktadır. Buna gerekçe olarak da ailelerinin baskısına dayanamayarak istemedikleri halde başlarını örtmek zorunda kalabileceklerini göstermişlerdir.

Erkan Tan: “Gözaltına alış şekillerinde bile kasıt var. Amaç, askeri ve laik kesimleri zedelemek, toplumda onlara karşı güvensizlik yaratmak. Bu insanlar karakola götürülürken kaçmaya mı çalışacaklar da başlarından bastırılarak arabaya sokuluyorlar?” diyor bir izleyicimiz.
Onur Öymen:  İzleyicimizi gerçekleri görmüş olduğu için tebrik ediyoruz. Türkiye daha 1948–49 yıllarından itibaren Avrupa Konseyi üyesidir ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni hazırlayan ülkelerden biridir. Bu yapılanların tümü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. Türkiye buna benzer durumlar dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından defalarca mahkûm oldu. Bir kişiyi cezaevine koyuyor, bir yıldan fazla bir süre orada tutuyorsunuz ama ortada iddianame yok. Temmuz ayından beri tevkif edilmiş durumda ve şu anda cezaevinde olan emekli orgeneraller hakkında henüz iddianame bile yok. Sağlık durumları perişan, cezaevinde 15–16 kilo kaybetmişler, buna rağmen hala orada tutuluyorlar. İşte bunlar, geçmişte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin benzeri durumlarda devleti mahkûm ettiği durumlardır. Korkarız ki, Türkiye bunun için tazminat ödemek zorunda kalacaktır. Birini sabah 6’da evini basarak gözaltına alıyorsunuz, sabahlara kadar sorguluyorsunuz, telefonlarını dinleyerek özel görüşmelerini tespit ediyorsunuz. Bunlar bir insanın can güvenliği, sağlığı, haberleşmenin gizliliği ile ilgilidir. Bu şekilde bu ilkeler ihlal edilmiş oluyor.

Erkan Tan: Mahkeme kararı ile yaptıklarını söylüyorlar.

Onur Öymen: Mahkeme kararı yoktur. Hangi mahkeme “Türkiye’nin her yerinde herkesin dinlenmesi uygundur” diye karar verir?

Erkan Tan: Bitlis Tatvan’dan bir izleyicimiz, “Sayın Öymen, düne kadar hukuk vardı da, bugün ne oldu ki hukuka güveniniz kalmadı ve Ergenekon’un avukatlığınıza soyundunuz?” diye soruyor?

Onur Öymen:  O bölgeyle ilgili şöyle bir cevap vereyim; Tatvan’dan Van Gölü’nü geçtiğinizde Van’a varırsınız. Van Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’ı da böyle apar topar gözaltına alıp 2500 yıl hapis cezası istemiyle yargılamaya başladılar. Üniversitenin Genel Sekreterini de aynı şekilde gözaltına aldılar ve kendisi bu baskıya dayanamayarak intihar etti. Sonra ise bütün iddialardan beraat ettiler.

Hukuk tarihi kadar eski olan bir de adli hatalar tarihi vardır. Bu yüzden demokratik ülkelerde mahkemelerin adaleti tam olarak yürütmesine dikkat etmek gerekir. Yani biz vatandaş olarak yargıya saygı göstermeliyiz, yargı da kamu vicdanına ve uluslararası anlaşmalara saygı göstermelidir. Van’a gittiğimde savcılarla bir görüşme yaptım. Bunları söylemek istemezdim ama mademki konu açıldı, söyleyeyim. Bu konuyu kendilerine sorduğumda, bir savcı “Türkiye’deki siyaset ve ekonomi iyi mi ki, yargı da iyi olsun” dedi. Şimdi bu, söylenecek laf mıdır? Ben de kendilerine “Türkiye’de her şey çok kötü olsa bile yargının üzerine en küçük bir gölge bile düşmemelidir” dedim. Yargı demokrasinin teminatıdır ve yargı çökerse demokrasi de çöker. Türkiye’de yargı siyasallaşırsa, Hükümetin yörüngesine girerek çökerse, devlet de çöker. Yargısız bir demokrasi düşünülemez.

Erkan Tan: “CHP Susurluk Davası’na fasa fiso diyen Erbakan’ı eleştiriyordu ama Ergenekon Davası’nı da safsata diye vasıflandırıyor. Bu nasıl bir çelişkidir?” diye sormuş bir izleyicimiz.

Onur Öymen: Adi suçlarla ilgili bir mesele olarak Susurluk’u ne kadar eleştiriyorsak Ergenekon’la ilgili ortaya çıkan bombaları, geçmişte suç işlemiş olan bazı insanların durumunu da aynı şiddetle eleştiriyoruz. Bizim için dikkat edilmesi gereken, adi suçlularla beraber bu suçlarla hiç ilişiği olmayan, kamuoyunda saygın olarak bilinen insanların aynı paket içine konulmasıdır. Mesela YÖK Başkanının bombalama olayları ile bir bağlantısı olabilir mi? İşte biz buna karşı çıkıyoruz. Adi suçlulara da Susurluk’a karşı çıktığımız kuvvetle karşı çıkıyoruz. Biz suçluları korumayız.

Erkan Tan: Bir seyircimiz “CHP bu ülkenin sigortasıdır, CHP’li olduğum için gurur duyuyorum” şeklinde bir mesaj göndermiş.

Onur Öymen:  Biz Cumhuriyetin ve demokrasinin sigortasıyız fakat Başbakanın bazı sözlerini duyunca bizim de sigortamız atıyor.

Erkan Tan: “Ne kadar aydın varsa hepsini lekelediler. Bu dalgalar devam ederse ülkemizde aydın kalmayacak ve karanlığa gömüleceğiz” şeklinde bir mesaj gelmiş.

Onur Öymen: Biliyorsunuz ki, Hitler de böyle yapmıştı. Seçimle ve demokratik yollarla, % 44.6 oyla iktidara geldi. Hitler de önce aydınları, sosyalistleri ve sendikacıları tasfiye ederek işe başlamıştı.  Meşhur bir söz vardır: “Sosyalistleri tutukladıklarında ben hiç karışmadım, çünkü ben sosyalist değildim. Sonra Yahudileri aldılar, ben yine karışmadım. Çünkü ben Yahudi değildim. Sendikacıları aldıklarında da karışmadım, çünkü sendikacı da değildim. Sonra beni aldılar, beni almalarına tepki gösterecek kimse kalmamıştı”.

Erkan Tan: Durum bu mudur Sayın Öymen? Biraz abartmıyor musunuz? Sizi kimse içeri almadı ki. Bu koltuktaki en sert söylemleri siz söylüyorsunuz.

Onur Öymen: Bunların ağa babaları buna da teşebbüs ettiler. Vaktiyle Mecliste Tahkikat Komisyonu kurarak Muhalefet milletvekilleri için soruşturma başlatmışlardı.

Erkan Tan:  Sonuçta sizi almadılar. Diğer muhalifler de ortadadır. Mesela DSP Genel Başkanı da muhalif, o da içeride değil. SP Genel Başkanı ve MHP Genel Başkanı da muhalif. Muhalifler içeri alınıyor lafı doğru mudur sizce?

Onur Öymen: Bunun cevabı; her kuşun eti yenmez.

Erkan Tan: “Siz böyle yaparsanız savcılar görevini yapamıyor. Sıradan insanlar böyle bir örgüt kuramaz ki, bunu siz de bilmiyor musunuz?” diye sormuş bir seyircimiz.

Onur Öymen:  Biz savcılar görevini yapsın diye çalışıyoruz. Savcıların görevini yapmasına engel olmuyoruz. Buna engel olan Hükümettir. Hakim ve savcıların tayin ve terfiini kararlaştıran Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun Başkanı Adalet Bakanıdır. Avrupa Birliği buna karşı çıkarak Adalet Bakanı ve müsteşarının bu kuruldan ayrılmasını istiyor. Biz de bunu söylüyoruz. “Yargı bağımsız olsun” diyoruz. Yargıyı baskı altında tutan, bu kurulun başındaki Adalet Bakanı ile müsteşarıdır.

Erkan Tan: Bir izleyicimiz “CHP’nin iktidara gelip de yaptığı bir iş var mı?” diye soruyor.

Onur Öymen: CHP iktidara geldiğinde yaptıklarını yapmamış olsaydı bu değerli arkadaşımız bu soruyu sorabilecek durumda olmayacaktı. Çünkü Türkiye’ye demokrasi ve çok partili rejimi getiren biziz. Türkiye’yi çağdaş bir ülke haline getirmek için en büyük gayreti sarf eden de biziz. Bu ülkeyi çağdaş ülkeler arasında şerefli bir yere getiren Cumhuriyet Halk Partisi’dir. Osmanlı İmparatorluğu dönemine dönmek isteyenlere selam olsun.

Erkan Tan: “Bu ülkede Başbakanın dokunulmazlığının kalkması gerektiğini defalarca söyleyen CHP’dir. Bugün eski rektörler, savcılar gözaltına alındığında neden böyle yapıyorlar? Onlara saygın insanlar diyorlar da Başbakan saygın değil mi?” diye bir mesaj var.

Onur Öymen: Bu saygın insanların hiçbirinin dokunulmazlığı yoktur. Ama Başbakanın ve milletvekillerinin dokunulmazlığı var. Bir vatandaş adi suç işlese derhal gözaltına alınıp yargılanır ama aynı suçu işleyen milletvekilleri yargılanamıyor. Çünkü Hükümet, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasına karşı çıkıyor. Biz de bununla mücadele ediyoruz ve milletvekillerinin söyledikleri sözler dolayısıyla değil ama yaptıkları eylemler dolayısıyla mutlaka yargı denetimine tabi olmalarını istiyoruz. Bizdeki bu sistem hiçbir Avrupa ülkesinde yoktur. Rüşvet, suistimal gibi yüz kızartıcı suçtan dolayı mahkemeye verilmiş birçok milletvekili varken bir tanesinin bile dokunulmazlığını kaldırmıyorlar. Ancak adı geçen o saygın insanların dokunulmazlığı yoktur.

Erkan Tan: “Her şeye muhalif olan CHP, kendileri iktidarda olsaydı İsrail’e karşı ne yapardı?”

Onur Öymen:  İsrail’e karşı bugünkünden çok daha etkili tedbir alırdık. Elimizde ekonomik imkânlar ve askeri işbirliği imkânları var. İsrail’e, bu masum insanları, çocukları ve kadınları vurmaya devam ettikleri takdirde Türkiye’den sağladıkları ekonomik ve askeri menfaatleri sağlayamayacaklarını açık bir şekilde söylerdik. İsrail bir taraftan bunu yaparken bir taraftan da Konya’daki uçuş alanından yararlanıyor. Bu Hükümet buna bile engel olamadı. İsrail’in hiçbir menfaatine zarar vermeden bu saldırıları durdurmak mümkün değildir. Başbakan “bekâra karı boşamak kolaydır” diyor. Bütün dünya ülkeleri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ambargo uyguluyor. Bu ülkelerin hepsi bekâr mı?

Erkan Tan: Bir seyircimiz “Başörtüsü hakkında zorla kapananların açılmasını sağladık diyorsunuz. Peki, gerçekten kapalı olanları üniversiteye girebilsinler diye siz zorla açtırmadınız mı?” şeklinde bir mesaj göndermiş.

Onur Öymen:  Bu, bir mahkeme kararı meselesidir. Anayasa Mahkemesi’nin ve Yargıtay’ın bu konuda kararları vardır. Bir taraftan, “yargıya saygı gösterelim” derken diğer taraftan da yargının kamu alanlarında ve üniversitelerde başörtüsü takılmasını yasaklayan kararlarına tepki gösterirken, ikisinden birini tercih etmelisiniz. Yargıdan yanaysanız yargı kararına saygı göstermelisiniz. Başbakan gibi Yargıya karşıysanız o zaman istediğinizi söyleyebilirsiniz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi türbanın üniversitelerde yasak olmasının doğru olduğuna dair karar alıyor, Başbakan da  “Onlar bu konuya nasıl karışır? Bu konu hâkimlerin değil, ulemanın işidir” diyor. Başbakan birkaç ulema bulsa rahat edecek. Ama mahkemelerin başına, bazı istisnalar dışında, bir türlü ulema yerleştiremedi.

Erkan Tan: “Bu insanlara gözaltı için davetiye mi göndermek gerekir? Onlar gözaltına alınırken siz neden gocunuyorsunuz?”

Onur Öymen: Tabii ki davetiye gönderilmelidir. Dünyadaki usul ve çağdaş ülkelerdeki durum budur. Siz devletin en saygın makamlarında görev yapmış, basında en saygın yerlerde bulunmuş, ticaret hayatında çok saygın yerlere gelmiş insanları eli kanlı katil muamelesine tabi tutamazsınız. Dünyada böyle bir şey yoktur. Bu insanlara her an ülkeden kaçacakmış gibi ve kanlı katillermiş gibi davranamazsınız. Hukukun temel kuralı, mahkûm olana kadar herkesin masum sayılması gerektiğidir. Bu yüzden henüz mahkûm olmamış bu kişilere saygı göstermelisiniz.

Erkan Tan: “Bu ülke için çok yararlı işler yaptınız. Ergenekon’u da çözün, çözülmesine yardım edin ki bundan sonra oylarımızı size verelim” diyor bir seyircimiz.

Onur Öymen: Bravo, hemen versinler. Çünkü bu konuda Meclis araştırması veriyoruz. Bulunan bombalar ve cephaneliklerle ilgili olarak derhal Meclis araştırması önergesi veriyoruz. Eğer bu sayede oyunu verecekse derhal versin. Bir oy bir oydur.

Erkan Tan: Kayseri’den bir izleyicimiz “CHP’lileri tanıdıkça AKP’yi daha çok seviyorum” demiş.

Onur Öymen: Muhabbetleri daim olsun. Kayseri ile ilgili olarak kendilerine şunu bildireyim ki, Sayın Kılıçdaroğlu Kayseri dosyasını yakından incelemektedir. Bu yüzden yakında AKP’yi desteklemiş olan Kayseri’li vatandaşlarımız mahcup olabilirler. Kayseri’ye çok önem veriyoruz ve gerçekleri yakında duyacaklardır.

Erkan Tan: “Obama bugün göreve başlıyor. Obama döneminde ABD Türkiye’nin dostu mu yoksa düşmanı mı olacak?” diye sormuş bir izleyicimiz.

Onur Öymen: Obama bütün dünyaya umut, değişim ve yenilik getiriyor. Herkesin Obama’dan böyle bir beklentisi olduğu gibi bizim de vardır. Nitekim Obama, PKK’nın saldırılarını arttırmasını, Bush döneminin yanlış politikalarının sonucu olarak değerlendirmişti. Obama böyle düşünüyorsa demek ki, PKK terörüne karşı Türkiye’nin yanında yer alacak ve etkili mücadele verecektir. Bunu yaparsa gerçekten hem bölgeye hem de Türkiye’ye büyük bir hizmette bulunmuş olur. Türk halkının Amerika’ya karşı güvensizliğinin ortadan kaldırılmasına, Amerika’ya olan desteğin artmasına yardımcı olur. Clinton döneminde Türk halkının Amerika’ya desteği % 53’ken Bush döneminde bu destek % 13’e düşmüştür.

Erkan Tan: Obama Gazze’de olup bitenlere hiç sesini çıkarmadı gibi geliyor bana. Sizin yanınızda böyle bir analiz yapmak haddim değil ama siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Onur Öymen: Obama, Afganistan’a öncelik vereceğini, Irak’tan birliklerini çekeceklerini ve Orta Doğu meselesine, yani Filistin-İsrail ihtilafına, diplomasi yoluyla çare arayacaklarını söylemişti. Obama İsrail’e, Gazze’yi vur mesajı vermemiştir. İsrail Obama’nın göreve başlamasından üç hafta önce bu operasyona kalkışarak fiili durum yarattı. İsrail herhalde Obama’nın da tepkisini hissettiği için Obama’nın fiilen göreve başlayacağı günden önce askerlerinin hepsini Gazze’den çekeceğini söyledi. Acaba neden? Yani Obama destekleseydi İsrail askerlerini çeker miydi? Biz Obama’nın sözcüsü değiliz ama Obama’nın bir değişiklik ve yenilik getireceğine inanıyoruz. Herhalde Obama Sayın Başbakan gibi Hamas’ın savunuculuğunu yapmayacaktır, İsrail’in bu saldırılarına da yeşil ışık yakmayacaktır. Başbakan bir taraftan Hamas’ın sözcülüğünü yapıyor, diğer taraftan da Hamas’ı terör örgütü ilan eden Amerika’nın stratejik müttefiki olduğunu söylüyor. Bu nasıl oluyor acaba? Amerika’nın dostu musunuz, düşmanı mısınız? Bir numaralı dostu olduğunu söylüyorsunuz ama Amerika’nın terör örgütü saydığı Hamas’ın BM’de sözcülüğünü yapacağınızı söylüyorsunuz. Burada bir çelişki yok mu?

Erkan Tan:  “Ey CHP, bırakın da çalışsın AKP” diye bir mesaj var.

Onur Öymen: Rahmetli Menderes de öyle derdi. 1950’de büyük bir çoğunlukla seçimi kazanmıştı. CHP’nin de Mecliste 40 milletvekili vardı. ”Yapacağız ama Muhalefet çalıştırmıyor” derdi. Şimdi de durum böyle. Muhalefetin sizi engellemeye yetecek oy sayısı yok ki. Neyi yaptınız da Muhalefet sizin ayağınıza taş koydu? Yapamadığınız ve beceremediğiniz işlerde ya Muhalefeti, ya orduyu ya da yargıyı sorumlu ilan ediyorsunuz. Sanki bunlar olmasa AKP neler yapacak, Türkiye güllük gülistanlık olacak. İşsizliğin, yolsuzluğun sorumlusu da bunlar. Yaptıkları her kötülüğün sorumlusu başkaları, bunlar sütten çıkmış ak kaşık.

Erkan Tan: Sayın Öymen, şimdi de benden bir soru; Tuncay Güney, Mehmet Ali Birand’ın programına da katılmıştı ve o programda da çok ciddi açıklamalar yapmıştı. Ona bir şey demediniz ama TRT’de çıkmasına çok tepki gösterdiniz. Tepki göstermenizin sebebi neydi?

Onur Öymen: Öncelikle TRT devlet televizyonudur. Devlet televizyonunda, bir takım saygın insanları şahsen suçlayacak laflar edemezsiniz. TRT zaten İktidarın borazanı olmuş, şimdi de bu tarz suçlamaların aracı oluyor. Tuncay Güney’in daha önceki açıklamalarına da tepki gösterdik ama devlet televizyonu bambaşka bir konudur. Halkın vergisiyle idare edilen bir televizyonda böyle suçlamalar yapılamaz. Biz basın özgürlüğüne saygılıyız ama hakaret özgürlüğüne değil. Başka televizyonlarda TRT’de söylediklerini söylememişti. Genel Başkanımız ve CHP hakkında söylediklerini ilk defa TRT’de söyledi. Belli ki devletin organları bu gibi suçlamalara çanak tutuyor. İşte bu da, yargının ve bu davanın nasıl siyasallaştırıldığını gösteriyor. Haberiniz olsun ki bunun peşini bırakmayacağız. Mahkemede hesap verecekler. Ama bu meseleyi götüreceğimiz savcılar F tipi değil A tipi, yani Atatürk tipi savcılar olacaktır.

Erkan Tan: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ediyor ve size kolaylıklar diliyorum.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.