ART – Cumhurbaşkanlığı Seçimi Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ARTV’de “Günaydın Avrasya” adlı programda yaptığı konuşma
25 Nisan 2007

Sunucu: Efendim, AKP’nin dünkü toplantısında ülkede siyasetle ilgili olan olmayan herkesin çok merakla beklediği Cumhurbaşkanı adayı ismi açıklandı ve AKP’nin 11. Cumhurbaşkanı adayı Sayın Abdullah Gül oldu. Ve haftalardır yapılan tartışmalarda Başbakan Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı adayı olması bekleniyordu. Gerçi son birkaç gündür artık AKP içinden bir ismin aday olarak belirleneceği, Başbakan Erdoğan’ın adaylıktan vazgeçti izlenimi de vardı. Bazı isimler vardı. Bütün bunlar düşünüldüğünde sizce Abdullah Gül’ün ismi bir sürpriz miydi?

Öymen: Aslında bir anlamda sürpriz sayılabilir şu açıdan: Cumhurbaşkanlığı adaylığından Sayın Başbakan niçin vazgeçti acaba? Halkın tepkisini gördü. CHP’nin tepkisini gördü. Uyarılarının etkili olduğunu gördü. Bir buçuk milyona yakın insanın Ankara meydanlarını doldurarak kendisinin Cumhurbaşkanlığını istemediği mesajını aldı. Ama öyle anlaşılıyor ki, bu mesajın yarısını aldı. Biz zannettik ki, bu mesajın tamamını alacak. O mesaj neydi? Sizi de istemiyoruz Çankaya’ya, sizin zihniyetinizdeki başka bir adayı da istemiyoruz. Şimdi Ankara’da bu büyük gösteriyi yapanlar sizi istemiyoruz ama Sayın Gül Cumhurbaşkanı olursa seviniriz mesajını mı verdiler? Tam tersine, Çankaya’da ne sizi nede sizin zihniyetinizi temsil eden başka bir insanı. Sadece ismi dolayısıyla Sayın Erdoğan’ı değil temsil ettiği zihniyete bir tepkiydi bu. Şimdi öyle anlaşılıyor ki, Sayın Başbakan mesajın bu bölümünü anlamamıştır. Türkiye’de bu dönemde pek çok mesaj verildi. Bu mesajların özü bu zihniyete halkın karşı olduğu mesajıydı. Öyle anlaşılıyor ki, bu anlaşılamamıştır. Çünkü Sayın Gül’ün Sayın Erdoğan’a nazaran özde bir farkı yoktur. Öteden beri izlediği çizgi Sayın Erdoğan’ın izlediği çizgiden farklı değildir. Bu nedir? Laiklikten rahatsız olan bir çizgidir. Cumhuriyetin temel değerlerinden rahatsız olan bir çizgidir. Açın bakın bugün Cumhuriyette manşette açıklamış Sayın Gül’ün daha önce yaptığı bir konuşmada laiklik karşıtı görüşlerini çok açık ve net bir şekilde laikliğe karşı olduğunu söylüyor.

Ben şimdi size bir örnek anlatayım: iki sene önce Meclis’te Irakla ilgili olarak bir karar tasarısı çıkaracaktık tasarının her noktasında AKP’yle anlaştık. Bir kere de Dışişleri Bakanına soralım dedik. Dışişleri Bakanı bir noktaya itiraz etti. Biz diyorduk ki, orada Irak’ın laik ve demokratik bir ülke olmasını istiyoruz. Sayın Gül itiraz etti. “Niye itiraz ediyorsunuz” dedik? “Laikliği çıkaralım” diyor. “Niye çıkaracağız” dedik? Ben kendim gittim sordum kendisine. “Halkı Müslüman olan bir ülkede laiklik olmazsa demokrasi olabilir mi” dedim. “Olabilir” dedi. Yanında Dışişleri mensupları da vardı. Şahittir o arkadaşlarımız. “Olabilir” dedi ve ısrar etti. O yüzden bildiri yayınlanmadı. Laiklik karşıtlığını bu noktaya kadar ileri götürmüştür. Ondan sonra bir şey daha size anlatayım. Bunları halkın bilmesi lazım. Yani biz Sayın Gül’ü kişiliği dolayısıyla, ismi dolayısıyla değil ama temsil ettiği zihniyet dolayısıyla karşıyız. Bakınız bir Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısında Konrad Otelinde yapılan bazı Avrupalı milletvekilleri “Türkiye’de Hıristiyanların yeterince din özgürlüğü yoktur” dedi. Sayın Gül Dışişleri Bakanı sıfatıyla kalktı orada dedi ki “sizin dediğiniz bir şey mi. Türkiye’de” dedi “Müslümanların da din özgürlüğü yoktur. Buyurun. Şimdi bu zihniyetteki bir insan devletimizin başına geçecek ve Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olacak. Olacak iş değildir bu.

Sunucu: Bundan sonraki süreçle ilgili değerlendirmelerinizi de alacağım ama Sayın Gül’ün adaylığının belirlenmesinde nelerin etkili olduğu konusuna da değinmek istiyorum. AKP içinde muhtemel dalgalanmaların önlenmesi burada düşünülmüş olabilir mi? Ya da burada parti siyasetini hakim kılmak mı vardı? Neden Sayın Gül’ün ismi tercih edildi de AKP içinde başka bir isim tercih edilmedi?

Öymen: AKP içindeki pazarlıklar bizi ilgilendirmiyor. AKP içindeki pazarlıklarla Türkiye Cumhurbaşkanı seçilmez. Olsa olsa AKP bir Grup Başkanvekili seçilir. Türkiye’de Cumhurbaşkanı olacak insan AKP’nin içindeki dengelerin sonucunda çıkmaz. Türk halkının çoğunluğunu temsil eden milletvekillerinin ortak iradesiyle oluşur.

Sunucu: Şu an aday bulundukları için bunu söylüyorum.

Öymen: Aday bulundukları için söylüyorsunuz ama AKP’nin Meclisteki üyelerinin sayısı bir Cumhurbaşkanını seçmeye yetmiyor. Onun içindir ki biz diyoruz ki “biz bu oylamaya katılmayacağız. Eğer diğer muhalefet partileri de bizim gösterdiğimiz sorumluluğu gösterirlerse 367 milletvekili bulunmayacaktır ve derhal Anayasa Mahkemesine gideceğiz. O zaman kararı yüce mahkeme verecektir.

Sunucu: Peki, Sayın Öymen 367 konusuna değinelim. 367 milletvekilinin oylamada bulunup bulunmamasına sizin de ifade ettiğiniz gibi artık çok önemli. Bundan sonra neler yaşanabilir? Anayasa mahkemesine gideceksiniz. Burada diğer muhalefet parti liderlerinin tavrının ne olacağını düşünüyorsunuz?

Öymen: Şimdi diğer muhalefet partilerinin biraz kararsız olduğu anlaşılıyor. Yetkili kuruluşlara götüreceğiz, bakacağız, edeceğiz filan diyorlar. Fakat şunu herkesin çok iyi bilmesi lazım ki, alınacak karar tarihe karşı alınmış bir kara olacaktır. Tarih bunu yazacaktır ve ileride bu Cumhurbaşkanı döneminde Türkiye çağ dışı bir yörüngeye girerse ve Türkiye’nin anayasal değerlerinden sapmalar olursa laiklikten sapmalar olursa Sayın Sezer’in başarıyla temsil ettiği Atatürk’ün çizgisinden sapmalar olursa vatandaş millet hesap soracaktır. Bu işe sebep olanlardan hesap soracaktır. Şimdi Cumhurbaşkanı seçimi çok ciddi bir iştir. Kaldı ki bir de işin başka tarafı var. Yani bugünkü gazetelerde yine gördük şahsıyla ilgili çok ciddi bazı hukuki durumlar ve davalar olduğu anlaşılıyor. Türkiye Kalkınma Bankası olarak karara bağlanmış. Yüksek Mahkemede karara bağlanmış ve uygulanmış ve infaz edilmiş. Yani bunlar üzerinde mutlaka düşünmek lazımdır. Bunlar hafife alınacak işler değildir. Türkiye’nin cumhurbaşkanı olacak insanın bu açılardan da sicili tertemiz olmalıdır. Kaldı ki Sayın Gül 4,5 yıldır Türkiye’nin dış politikasının sorumluluğunu taşıyor. Düşününüz bu dönem Türk dış politikasının en büyük yaralar aldığı bir dönemdir. 1 Mart tezkeresinin sorumlusu kimdir? Mimarı kimdir? Sayın Gül’den başkası mıdır? 1 Mart tezkeresi Türkiye’yi neredeyse savaşa sokacaktı. 1 Mart tezkeresi Türkiye’yi bir savaş ülkesi, bir cephe ülkesi haline getirecekti. Buna CHP olarak biz mani olduk. Ama Türkiye’yi bu noktaya kim getirdi? Sayın Gül getirdi. Kıbrıs konusunda 29 Temmuz 2005 tarihinde bu Katma Protokolü imzalayan kimdir? Sayın Gül’den başkası mıdır? Katma Protokol ki, Kıbrıs’ın adım adım bir Yunan adası olmasının kapısını açıyor. Kıbrıs Rum kesiminin tanınmasının kapısını açıyor. Yaptıkları bunlar. AB ile ilişkilerimize bakınız. Geldiğimiz noktaya bakınız. AB ile üyelik sürecimizin tamamı Kıbrıs meselesine bugün ipotek edilmiştir. Tek bir maddede Kıbrıs’tan bağımsız ilerleme sağlama imkânı kalmamıştır. Kimdir sorumlusu? Sayın Gül. Irak’taki duruma bakıyoruz. Kapımızın dibinde, sınırımızın dibinde PKK serbestçe faaliyet gösteriyor. Ne Amerika’yı ikna edebilmişlerdir PKK’ya müdahale etmesi için ne de “Amerika yapmıyorsa biz yaparız” deme cesaretini gösterebilmişlerdir.

Bakınız bu konuda Meclisten iki kere yetki aldılar. Biri 20 Mart 2003 bir tanesi de 7 Ekim 2003. Sonra ne oldu? 6 Kasım 2003’te Amerikan Dışişleri Bakanı Sayın Gül’e telefon ediyor ve ertesi gün Türkiye politika değiştiriyor ve “asker göndermekten vazgeçtik. Yeni bir değerlendirme yaptık” diyorlar. E şimdi Sayın Genel Başkanımızın tabiriyle bu kadar teslimiyetçi bir politikayı izleyen ve Türk Siyasi tarihine teslimiyetçi dış Politikanın sembolü olarak geçecek bir insanı biz Türkiye’nin Cumhurbaşkanı yapacağız. Biz yokuz bu işte. Biz CHP olarak bu işte yokuz ve onun için katılmıyoruz. Güçlük çıkartmak için, Türkiye Cumhurbaşkanı seçmesinde krize girsin böyle bir düşüncemiz yok. Tam tersine biz onlara dedik ki “gelin sizin içinizden Atatürk ilkelerine bağlı, Türkiye’nin temel çıkarlarını savunacağına inandığımız, laikliğe, demokrasiye, cumhuriyetin temel değerlerine bağlı bir insanı seçin.” Reddettiler. Bizimle istişare bile etmediler.

Sunucu: Evet o da çok önemli bir süreç içerisinde çok eleştirildi. Diğer muhalefet parti liderleriyle görüşüldü ama CHP lideriyle görüşülmedi ve bir mutabakat da sağlanamadı.

Öymen: Evet, yani mutabakat sağlanmaya teşebbüs bile etmediler. Mutabakat için görüşme olur. Bizimle görüşme bile istemediler. Ve böyle bağra çağıra “biz çoğunluyuz, biz istediğimiz yaparız.” Bir kere çoğunluğunuz yok. Bunu uyarıyoruz. Yani başka partilerden payanda alır mısınız alamaz mısınız bunu bilemeyiz. Bu o partilerin sorumluluğunda ama bizim kanaatimizce onlar da demin söylediğim gibi bizim gösterdiğimiz bilinci ve kararlılığı gösterirlerse Sayın Gül Türkiye’nin Cumhurbaşkanı seçilmez. Seçmeye çalışırlarsa, ısrar ederlerse biz inanıyoruz ki, Anayasa Mahkemesinden dönecektir. Türkiye’nin ünlü hukukçuları 367 milletvekili toplantıda hazır bulunmazsa seçilemez diyorlar. Daha ne desinler? Şunu da unutmayınız bugün Cumhuriyet gazetesinde eski Yargıtay Başsavcısı Sayın Sabih Kanadoğlunun bir makalesi yayınlandı. Bu yargısal sorumluğuyla ilgili. Oraya çıktığı anda dokunulmazlığı kalkıyor. E geçmişte gündeme gelen ve şu anda da gündemde olan milletvekilliği dolayısıyla belki işlemeyen bazı dosyaların da işleyeceğini hatırlatalım. Yüce Divan’a bu dosyaların da gidebileceğini de hatırlatalım. Yani her halükarda hukuki açıdan, siyasi açıdan, dış politikadaki geçmiş uygulamaları açısından ve Cumhuriyetimizin en önemlisi temel değerlerine, laikliğe çağdaşlığa bağlılık açısından Sayın Gül’ün seçimi bizce son derece yanlış bir tercihtir. AKP içindeki dengeler veya Türkiye’deki bazı çevrelerin buna alkış tutması bu gerçeği değiştirmiyor. Türk halkının çoğunluğu buna karşıdır. Biz inanıyoruz meydanlarda toplanan 1,5 milyon insan “efendim Sayın Gül Cumhurbaşkanı olsun, Sayın Erdoğan olmasın” diye gösteri yapmadı. Bu zihniyeti reddediyorlar. Türk halkı bu zihniyetin Türkiye’nin başına geçmesini istemiyor. Bunu anlayamadıysalar önümüzdeki hafta sonu İstanbul mitinginde anlayacaklardır.

Sunucu: Sayın Öymen, bir önemli konuya da az önce değindik. 367 konusu. Bu konuda Sayın Bülent Arınç’ın oylama için 184’ün yeterli olduğunu ifade ettiler. Ancak merhum Özal’ın seçiminde Erbakan hukuk danışmanıyken 2/3 çoğunlunun olması gerektiği yönündeydi fikirler. Buradaysa 184 yeterli deniliyor. Buradaki değişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öymen: Bu kadar sık gömlek değiştirenlerin böyle fikir değiştirmelerini de yadırgamıyoruz ama onların fikrinin hiçbir değeri ve önemi yoktur. Önemli olan anayasa mahkemesinin nasıl değerlendirme yapacağıdır ve eğer 367 sayısını tutturmazlarsa hep birlikte göreceğiz Anayasa Mahkemesi’nin nasıl bir çizgi izleyeceğini ve nasıl bir karar alacağını. Her halükarda bizim CHP olarak başından beri bu konuda izlediğimiz tutumda en küçük bir değişiklik, en küçük bir kırılma yoktur. Hukuki açıdan olsun siyasi açıdan olsun Sayın Erdoğan için izlediğimiz çizgi neyse Sayın Gül için izlediğimiz çizgi aynı çizgidir.

Sunucu: Zaten bunu her zaman ifade ediyorsunuz. Bugün basında yer alan haberlerde de Sayın Baykal’da ifade ettiler. Yani ismin Abdullah Gül olması sizin bundan sonraki yol haritanızı ve çizginizi değiştirmeyecek. Bir dikkat çekici nokta da bundan önceki yapılan açıklamalarda Cumhurbaşkanı adayı için Sayın Arınç “sivil, dindar ve demokrat bir isim olması gerekiyor” dedi. Ve kendisinin de aday olmayacağını açıkladı. Siz Sayın Abdullah Gül’ün seçilmesinde Sayın Arınç’ın bir etkisi olduğunu, böyle yorumlar yapılıyor, düşünüyor musunuz?

Öymen: Bu onların kendi işleridir. Biz buna karışmayız ama Sayın Arınç’ın bu sözlerini son derece yadırgadığımızı ifade etmek istiyorum. Yani “dindar bir Cumhurbaşkanı olacaktır” demekle ne demek istiyorsunuz siz? Sizden öncekiler dindar değimliydi? Şimdiye kadar iş başına gelen Cumhurbaşkanlarımızın dini inançlarından kuşku nasıl duyabilirsiniz? Ne hakla? Ve üstelik şimdiye kadar anayasamızın temel ilkelerine uygun bir Cumhurbaşkanı seçileceği söyleniyor. Orada şu inançta olacaktır, bu inançta olacaktır diye bir şey yazıyor mu? Anayasamızın laiklik ilkesine bağlı olacaktır. Yani din ve devlet işlerini birbirinden ayırmasını bilecektir. Ama siz ne yapıyorsunuz? Siz, “efendim din kardeşimizdir” diye en olmayacak insanlarla masaya oturuyorsunuz. Bugün Cumhurbaşkanlığına aday olan insan Türkiye’nin resmen bir terör örgütü saydığı HAMAS örgütünün lideri Meşal’la bir masaya oturan insandır. Bunu biliyor musunuz? Bunu hatırlıyor musunuz? Yani ilk defa olarak Türkiye’de bir Dışişleri Bakanı resmen bir terör örgütü olarak kabul ettiği örgütün lideriyle masaya oturmuştur. Böyle bir şey olabilir mi? İşte Türkiye’de bu oldu. Dünyada bütün medeni ülkeler tarafından bir terör örgütü olarak kabul edilen, Amerika tarafından, AB tarafından ve AB’nin kararını onaylayan Türkiye tarafından terör örgütü olarak kabul edilen bir örgütün lideriyle masaya oturuyorsunuz ve bu masaya oturan insanı da Türkiye’nin Cumhurbaşkanı yapacaksınız. Türkiye ne duruma geldi. Yani ne yazık ki bunları kimse tartışmıyor.

Sunucu: Peki, bu aday açıklandıktan sonra Sayın Gül’ün adaylığıyla beraber 14 Nisan mitinginin ardından gelecek olan tepkileri nasıl görüyorsunuz? Bundan sonra Türkiye’nin dış basında yer alan bazı haberlerde dendi ki “Türkiye ikiye bölündü. İki Türkiye var” gibi ifadelere yer verildi. Bu süreç bu şekilde devam ettiği takdirde neler olabilir?

Öymen: Türkiye’nin ikiye bölündüğü filan yoktur. Türkiye meydanlarda temsil edilen halktır. Türk milletinin büyük bir çoğunluğunun duyguları orada temsil edilmiştir. Yani “Türkiye ikiye bölündü” diyenler orada meydanlarda gösteri yapan kadar da insan da aksi görüştedir gibi tezler savunuluyor. Nereden biliyorsunuz? Çıktı mı 1,5 milyon insan meydanlara “biz şeriat isteriz” diye? Nereden çıkarıyorsunuz bunu? Bu sizin gönlünüzden geçiyor. Yani bunu söyleyen insanların gönlünden geçiyor. Türkiye’de diyorsunuz ki “tamam onlar var ama biz de varız. Biz kimiz? Biz şeriatçıyız.” Böyle şey olur mu? Bunu mu istiyorsunuz? Siz şeriatçınız diye halkın yarısını nasıl şeriatçı yaparsınız? Nereden kaynaklanıyor bu tercihiniz? Kim oluyorsunuz da böyle söylüyorsunuz? Biz bunları kabul etmiyoruz. Türkiye’de Türk halkı Atatürk’ün değerlerine yürekten bağlıdır. O gösteriye katılanlar da katılmayanlar da köy kahvelerine kadar her tarafta Atatürk’ün resimleri var. Kimse o insanları zorlamıyor o resimleri oraya assın diye. İçinden geliyor. Gönlünden bağlı. Atatürk ilkelerine yürekten bağlı bir halkı Atatürkçü olanlar şeriatçı olanlar diye nasıl ikiye ayırırsınız? Bu ne cürettir? Bu ne cesarettir? Nasıl yaparsınız? Türk halkını bölmeye hiç kimse teşebbüs bile etmesin. Ne etnik açıdan ne dini açıdan ne başka açılardan Türk halkı birlik ve bütünlük içinde demokrasiyi, laikliği, çağdaşlığı, Atatürk ilkelerini mutlaka yaşatacaktır. Bundan kuşkusu olanlar halkın daha büyük tepkisiyle karşılaşırlar. Bizim mesajımız budur.

Sunucu: Sayın Öymen, 11. Cumhurbaşkanı adayı Sayın Abdullah Gül’ün eşi geçtiğimiz yıllarda Türkiye Cumhuriyeti aleyhine AİHM’e türban konusundan dolayı bir dava açmıştı ve önemli bir miktarda da tazminat talep edilmişti diye hatırlıyorum. Daha sonra bu başvurusu geri çekildi.

Öymen: Ve dava reddedildi. Daha doğrusu başka birinsin açtığı dava dolayısıyla AİHM üniversitelere türbanlı öğrencilerin girmesini yasaklayan yüksek mahkemelerimizin kararlarını haklı buldu. Yani geri çekmeseydi bile bu dava reddedilecekti ama burada önemli olan böyle bir konuda devleti dava etmiş olmaktır.

Sunucu: Evet, böyle bir dava sizin de söylediğiniz gibi açıldı. Peki, bu takdirde 11. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül olursa çizilen kamusal alan kavramının kapsamı değişmiş mi olacak? Türbanla ilgili yaşanabilecek tartışmalar hangi boyuta ulaşacak?

Öymen: Evet, bu konuda size birkaç şey söyleyeyim. Madde bir: Sayın Gül’e olan itirazımız sadece bu noktayla irtibatlandırılmamalıdır. Sayın Gül eğer bekâr olsaydı da biz bugün ne söylüyor idiysek aynen onları söyleyecektik. Yani diğer söylediklerimizin hiçbirinin önemi yoktur bütün mesele budur dersek yanlış olur. Bu bir. İkinci olarak söyleyeceğimiz şudur: ben şahsen kendi adıma size şunu söyleyebilirim, benim annem bir cumhuriyet kadınıydı. Üniversiteye giderken de üniversite dışında da, sokakta da hayatında hiçbir zaman türban veya başörtüsü takmamıştır. Ben böyle bir anneye sahip olduğum için iftihar ediyorum. Benim eşim ne üniversitede ne dışarıda bir tek gün bile türban takmamıştır. Bir cumhuriyet kadını olan eşimle iftihar ediyorum. Benim kızım ne üniversitede ne dışarıda bir gün bile türban takmamıştır. Ben kızımla iftihar ediyorum. Yeterli bir cevap oldu mu? Bu benim tercihim daha doğrusu benim duygularım ve düşüncelerim.

Türkiye’de Çankaya köşkünde insanların nasıl giyineceği konusunda Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in izlediği bir tavır ve tutum vardır. O da Anayasa Mahkememizin yüksek yargı organlarımızın kamu alanında türban kullanılmaması ile ilgili bir karardır. Sayın Sezer bu karardan esinlenerek kamu alanında Çankaya’da türbanın kullanılmasını, türbanın giyilmesini uygun görmemiştir ve bütün sosyal çalışmalarında ve davetlerinde bu hususa titizlikle riayet etmiştir. Ben bugüne kadar herhangi bir CHP’linin “Sayın Sezer böyle yapmakla yanlış iş yapmıştır” dediğini duymadım. Ama tabii insanların fikir özgürlüğüne, vicdan özgürlüğüne olan saygımızı da bu vesileyle belirtmek istiyorum. Bu söylediğim anayasa mahkemesinin yüksek yargı organlarının aldığı kararla ve onun Sayın Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer’in uygulamasıyla ilgili izahıdır. Yani hiç kimse bu sözlerimizi kapsamından çıkararak başka türlü yorumlamaya kalkışmasın

Sunucu: Sayın Öymen, son olarak, Sayın Abdullah Gül’ün aday gösterilmesine ilişkin ve bu sürece ilişkin bugüne kadar bu sürecin böyle gelişmesine ilişkin birkaç cümleyle neler söylemek istersiniz?

Öymen: Son olarak şunu söyleyeyim: Sayın Sezer son derece başarılı bir Cumhurbaşkanı olmuştur ve Türk halkının yürekten benimsediği, saygı duyduğu ve izlediği çizgi itibariyle Türkiye’nin haklarını, çıkarlarını, haysiyetini koruyan, Atatürk’ün çizgisinden hiç sapmayan laik ve demokratik cumhuriyetimizin kazanımlarına sahip çıkan bir Cumhurbaşkanı olmuştur. İnşallah seçilecek Cumhurbaşkanı kim olursa olsun bu dönemi özlemle hatırlamayız. İleride “keşke öyle bir Cumhurbaşkanımız olsaydı” demeyiz. İnşallah seçilecek Cumhurbaşkanımız kim olursa olsun aynı çizgiyi sürdürecektir ama biz inanıyoruz ki, aksi yönde bir yaklaşım, laiklikten, cumhuriyetin temel değerlerinden taviz verecek, ödün verecek bir yaklaşımları izleyecek bir Cumhurbaşkanı eğer iş başına gelirse gerçekten bize söylenecek bir tek söz kalır “iyi geceler Türkiye.” Ve biz böyle bir durumun olmaması için CHP olarak sonuna kadar mücadele edeceğiz. Biz bu cumhuriyeti sokakta bulmadık. Biz bu cumhuriyeti, cumhuriyet düşmanlarına teslim edecek değiliz. Herkes bunu çok iyi bilsin.

Sunucu: Sayın Öymen, değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ediyoruz.

Öymen: Ben teşekkür ediyorum.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.