ART – Türkiye-AB-Kıbrıs İlişkileri Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ART’ye verdiği mülakat
1 Aralık 2006

Öymen: Rumları Kıbrıs Türk tarafındaki herhangi bir olumlu gelişmeyi sevinçle karşıladığını bugüne kadar hiç duymadık o bakımdan bunlara şaşırmak ve fazla da önemsememek lazım. Rumların gölgesinde yaşamamayı öğrendik, öğreneceğiz. Hangi işi yaparsak Rumlar ne tepki gösterir kaygısına kapılmadan yolumuzda devam edeceğiz biz, onlar da kendi tutumlarının onları hiçbir yere götürmeyeceğini, Türklere karşı en küçük bir avantaj sağlayamayacaklarını, KKTC’nin demokratik ve laik yapısının ve ekonomik kalkınmasının süreceğini görecekler, başka ülkelere haset besleyenler hiçbir zaman sonuçta kazanlı çıkmamışlardır. Rumlara Türklerin dostluğunun kıymetini bilmelerini ve eşitlik esasına göre dostane bir çözüme yanaşmalarını tavsiye ederiz. Aksi takdirde Türkler değil onlar kaybeder. Rumlardan çekinerek Kıbrıslı Türkler hiçbir yere gidemez. O bakımdan Rumların ne yapabilir ne tepki gösterir kaygısıyla hareket etmek yanlış olur bence. Rumlar, Kıbrıslı Türklerin başarılarını gördükçe, zannediyorum ki sonunda hizaya geleceklerdir, gelmezlerse kendi bilecekleri iş.

Sunucu: 17 Aralık 2004 bizim için de Türkiye için de önemli bir tarih. 17 Aralık’ta Türkiye’ye tarih verildiği yönünde büyük bir sevinç vardı. Kızılay’da büyük kutlamalar yapıldı. Üzerinden iki yıl geçti, şimdiki söylemlere baktığımız zamanki durumu değerlendirirsek Türkiye için ne oldu?

Öymen: Ne yazık ki o zamanki uyarılarımızı dikkate almadılar. Sayın genel başkanımız Deniz Baykal tam 17 Aralık günü bir basın toplantısı yapmıştı ve hükümetin bu baskılara direnmesini önermişti. Bu dayatmalar sonucunda her hangi bir metin imzalamadan uçağına binip geri dönmesini tavsiye etmişti. AB ile daha sonra daha uygun, daha adil bir zeminde anlaşabileceğimizi söylemişti. Ne yazık ki bizim bu tavsiyelerimizi dikkate almadılar. Sonunda baskılara boyun eğdiler. Hem AB ile üyelik ilişkilerimiz açısından son derece sakıncalı bazı maddeleri kabul ettiler. Ucu açık müzakereler, tarımda, işgücünün serbest dolaşımında, sosyal politikalarda sürekli kısıtlamalar gibi tabirler içeren bir metni kabul ettiler. Aynı zamanda da Kıbrıs açısından çok sakıncalı bir taahhütte bulundular. Bu ek protokolü bütün yeni üyelere onaylayacağız, uygulayacağız anlamına gelen bir belgeyi orada bulunan devlet bakanı sayın Beşir Atalay imzasıyla verdiler ve böylelikle kendi elimizi kolumuzu bağlamış olduk. Bizim uyarılarımızı dinlememenin bedelini daha sonra çok ağır bir şekilde ödedik. Bugün de ödemeye devam ediyoruz. O taahhüt çerçevesinde biliyorsunuz 29 Temmuz 2005 tarihinde dışişleri bakanı Abdullah Gül ek protokolü imzaladı ve ondan sonra da AB bunun bir taahhüt oluşturduğunu ve bu çerçevede Türkiye’nin sorumluluklarını yerine getirmesini istedi.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.