Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – Patrikhane Meselesi Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN’in ARTV’ye verdiği mülakat
20 Aralık 2005
Aslında bizim tepkimizin çok daha açık ve net bir şekilde ortaya konulması lazım. Burası Türkiye’dir. Burada görev yapacak yeni kuruluşlar ve Türk yasalarına göre hareket edenler Türk Devletinin politikasını göz ardı edemezler. Yani Patrikhaneyi burada bir devlet içinde devlet gibi görmek son derece yanlış olur. Ne yazık ki bu durum fiilen yaratılmaktadır. Şunu unutmayınız; Yunanistan bu Patrikhane meselesini öteden beri ön plana çıkartıyor. Çünkü Yunanistan’da laiklik yok. Yunanistan bir din devletidir. Devletin resmi dini Ortodoksluk. Ve Yunanistan bu Patrikhaneyi öteden beri kendi siyasi amaçları doğrultusunda değerlendirmek istiyor. Bu her zaman bilinen bir şey. Ve bu yolla Ortodoks alemini Yunanistan’ın siyasi nüfusunu yayması ön görülüyor. Bunun için çalışılıyor. Bütün bunları bizim çok iyi görmemiz lazım ve tavrımızı koymamız lazım.
Bilindiği gibi, evvelce Osmanlı İmparatorluğunun çıkarları aleyhine hareket eden halkı devlete karşı kışkırtan Patriğinin asıldığı ve o günden bu yana kapının açılmadığı söylenir. Bu tabii ki Patrikhanenin o zamandan beri izlediği bir tavırdır. İşin esasına gelecek olursak Patrikhanenin demin de söylediğimiz gibi bulunduğu ve çalıştığı ülkenin çıkarlarını, politikasını, yasalarını çok iyi izlemesi lazım ve bunlara saygı göstermesi lazım. Bizim Patrikhaneye karşı bir tavrımız olamaz. Bütün din adamlarına bütün dinlere biz saygılıyız. Mesela bir Haham başı ile ilgili niçin bir sorunumuz yok da böyle Patrikhane konusunu altında geliyor. Bunun altında yatan unsur maalesef Patrikhanenin eskiden beri bazı dış unsurları da değerlendirerek kendi beklentileri doğrultusunda uluslararası alanda Türkiye’ye karşı bir baskı yapılmasına çalışılmasıdır. Bu gerçeği açıkça söylemek lazım. bu AB’nin Türkiye ile ilgili İlerleme Raporlarında, Katılım Ortaklık Belgelerinde uzun uzun bütün bu Patrikhanenin sorunları ve beklentileri teker teker yazılıyorsa bu en önemli şeydir ve Patrikhanenin bu doğrultuda talepte bulunmasıdır. Onu destekleyen Yunanistan’ın talepte bulunmasıdır. Avrupa’da bunlara destek çıkılmasıdır. Bunu biz gömemezlikten gelemeyiz. Patrikhane etrafında Türkiye’ye karşı bir dış baskı oluşturulmak isteniliyor.
Hükümetin tutumu doğrusunu isterseniz bize yeterince kararlı gözükmüyor. Hükümet Avrupa Birliği konusunda genel olarak bir rahatsızlık içinde gözüküyor. AB’den bir baskı bir dayatma gelince hemen kabul etmeye hazır bir izlenim veriyorlar. Mesela bu Patrikhanenin isteklerinden biri olan Heybeli Ada Ruhban okullarının açılması gündeme geldiğinde Milli Eğitim Bakanı çıkıyor “bana kalsa yarın hemen açarım” diyor. Geçmişini bilmiyor. İncelememiş. Uluslararası ilişkilerde karşılılık ilkesinin gereğini bilmiyor. Batı Trakya’daki Türklerin dini konularda ne büyük baskılar altında olduklarını bilmiyor. Onların kendi işçilerini bile yasalara aykırı olarak seçme hakkından mahrum bırakıldığını, bunları bilmiyorlar. Gerçekten biz Batı Trakya’daki soydaşlarımızın dini, kültürel ve eğitim haklarını söz etmeden bu konuları ele alırken çok eksik bir iş yapmış oluruz. Çünkü Uluslar arası İlişkilerde karşılıklılık ilkesi esastır.
Buna benzer tabelalar maalesef yalnız Kıbrıs’ta yok. Bunlar Yunan adalarında da var. Aynı zamanda Yunanistan’ın başka yerlerinde Rodos’ta filen de buna benzer tabelaların olduğunu biliyoruz. Yabancı turistlerin oradan Türkiye’ye gitmesini engellemek için böyle üzerinden kan damlayan Kıbrıs haritaları filen her yerde var. Türkiye öteden beri bu gibi durumlarda tepki göstermiştir. Fakat öyle anlaşılıyor ki bu tepkilerin hiçbir etkisi olmamıştır. Şimdi Yunanistan şu sırada Türkiye’yle dostluk havası içinde gözüküyor. Bizim Hükümetimiz de bu dostluğa toz kondurmuyor. Böyle şeyleri görmezlikten geliyor. Bir şey daha söyleyeyim size; şu sırada Selanik’in en büyük organına sözde Pontus soykırımı iddiasıyla bir anıt dikiliyor. Hükümetin buna tepkisi nedir? Hiçbir tepkisini görmüyoruz. Yani bu gibi Türkiye’ye karşı dostane olmayan düşmanca davranışlar karşısında Türkiye’nin daha etkili tavır koyması lazım. Ama öyle anlaşılıyor ki Hükümet böyle bir tavır içinde değildir.
Yapılması gereken çok şey var. Diplomaside bu gibi konularda talepte bulunursunuz. Talep yerinde getirilmezse siz de karşılığında onların çıkarlarına zarar verecek tedbirler alırsınız. Uluslar arası ilişkilerde ricada bulunulmaz. Yani “ben rica ettim yapmadılar. Ne yapayım” diye boynunuzu bükemezsiniz. Elinizdeki kozlar neyse onları kullanırsınız. Yani o sizin bu konuda canınızı acıtıyorsa siz de onunkini acıtacaksınız. Bunun esası bu. Ama siz elinizdeki kozları uygulama iradesinden yoksunsanız bunu yapamazsınız. O zaman size ikinci sınıf devlet muamelesi yaparlar. Türkiye gibi bir ülkenin elinde koz olmaz olur mu? Bir çok konularda pek çok kozumuz var bizim. Yeter ki bunları kullanma iradesi olacak elimizde.
Tabii öncelikle kozları kullanacak siyasi iradeniz olacak. Kozları kullanmak için bunları yapabilecek cesaretli ve karalı bir Hükümet olacak başta. Başka yolu var mı? Yani Kozların olması tek başına işe yaramıyor. Kozları kullanacak iradeniz olacak. Gayet tabii ki her zaman kullanacak irade mümkün değil. Ne zaman bir ülke sizin çıkarınıza zarara verecek bir tavır içine girmişse hemen mutlaka siz de elinizdeki kozları kullanarak onun bu zararı vermesini önleyeceksiniz. Kabul edemeyebileceği bir zarar arayacaksınız. Dış politikada alttan alarak sadece yumuşak tavırlar sergileyerek bu Hükümetin yaptığı gibi böyle mülayim yaklaşımlarla yürütülecek bir iş değildir. Tabiatımız buna müsait değilse bunu bırakacaksınız tabiatı müsait olan insanlar gelecek. Diplomasi açıkça söylenmesi gerekirse acımasız bir meslektir. Karşı taraf size acımıyorsa size gerçekten bilinçli olarak zarar verecek bir tavır içindeyse siz de karşılık verecek iradeye sahip olacaksınız. Diplomasi bu.
Bizim bu konulardaki tavrımız çok açıktır. Cumhuriyetin kurucuları bu konuda nasıl bir tavır içindeyse biz de o tavır içindeyiz. Atatürk’ün, İsmet Paşa’nın bu azınlıklar konusunda, Patrikhane konusunda, Batı Trakya Türkleri konusunda ki tavrını hatırlayın. Gayet tabii ki kin ve nefret duygularının uluslar arası ilişkilerde de yeri yoktur ve olmaması gerekir. Bizim şu sırada en öncelikli işimiz bu bağlamda Batı Trakya’daki Türklerin temel haklarının korunmasını sağlamaktır. Bakınız bu Hükümet dini konularda kimseye söz bırakmıyor fakat biz orada Batı Trakya’daki Türklerin bulunduğu baskıları görüyoruz. Seçilmiş müftülerimiz görev yapamaz halde. Onları hapse atıyor. Bizim İskeçe Müftümüz Mehmet Ali Eminağ 6.5 ay hapis yatmıştır. Hapisten çıkmıştır üzerine biri salınmıştır ve 13 yerinden bıçaklanmıştır. Yani bu kadar ciddi sorunlarımız var orada. Mevcut derneklerden içinde Türkiye’nin ismi geçen dernekleri kapatıyorlar.
Bu konuları çok açıkça konuşmak lazım. Biz bir Parlamento Heyetiyle Batı Trakya’ya geçen Temmuz ayında gittik. Bu isminden Türk çıkarıldığı için hukuken kapatılan, fiilen çalışmasını idareden sürdüren dernekleri ziyaret ettik. Oraya gittik oturduk konuştuk. Bütün meseleleri öğrendik. Ve sorduk “bir süre önce Başbakan geldi. Girdi mi o da bizim gibi bu binaya? Konuştu mu sizinle?” “Sokağımızdan geçti ama içeri girmedi” dediler. Çok üzülmüşler. Başka tarafa gittik. Orada İskeçe’nin Yenice bucağında 17 YY’dan Osmanlılardan kalma iki cami var. Bir tanesi çalışıyor. Bir tanesi yıkık dökük perişan. Bunun tamirine izin vermiyor Rumlar. Hangi devirde yaşıyoruz? Yani bir caminin onarılmasına izin vermemekle Yunanistan nasıl bir politika izliyor? Ve siz bunları hiç görmüyorsunuz. Oradaki çocuklarımızın eğitimleri perişandır. Öğretmenleri yoktur. Türkiye’den gönderilen öğretmenlerin sayısını 15’le kısıtlamışlardır. Yetmiş civarında Türkiye’de pedagoji eğitimi görmüş öğretmenimiz orada işsiz oturuyor evinde. Buna karşılık doğru dürüst Türkçe eğitimi görmemiş Medrese eğitimli bir takım öğretmenler göreve atanıyor. Bunlar çok ciddi sorunlar. 60 bin Türk asıllı Yunan vatandaşını Yunanistan Vatandaşlık yasasının 19. maddesine göre vatandaşlıktan atmış. Bir ara Türkiye’nin baskısıyla bunu kaldırdılar ama eski atıklarını geri almıyorlar. Yani buna benzer o kadar çok sorun var ki. Bu konuda ben Dışişleri Bakanına yazılı bir soru önergesi verdim ve bu konuları sordum. “Başbakan gittiğinde hangi mesajı verdi? Ne yapıyorsunuz bu konularda?” Cevap geldi işte “Batı Trakya Türklerini Yunanlılarla iyi geçinmesi ve dostluk kurma” mesajı vermiş. Güzel. Dostluğu biz de isteriz ama eğitim, kültürel ve vatandaşlık hakları bu kadar kısıtlanırken bizim böyle safihane tavırla bunları hiç dile getirmemeniz çok büyük bir eksikliktir. Orada yüz yirmi bin insanımız tarihimizden bize gelen bu soydaşlarımız bir yadigardır. Yani bunlara mutlaka sahip çıkmamız lazım. Ve Hükümeti böyle bir duyarlılık içinde görmüyoruz.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.