ART – Türkiye-AB İlişkilerinde Kıbrıs Meselesi Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ARTV’ye verdiği mülakat
5 Aralık 2006

Sunucu: …

Öymen: Açıkça söylemek gerekirse bunlar boş sözlerdir. Siz baştan beri tavizci politikalar izleyeceksiniz, teslimiyetçi politikalar izleyeceksiniz, her baskıya boyun eğeceksiniz, en olmadık antlaşmalara imza atacaksınız; bizim uyarılarımıza rağmen, Sayın Genel Başkanımızın 17 Aralık 2004 zirvesinin yapıldığı günkü uyarılarına rağmen ve daha sonra dışişleri bakanının ek protokolü imzalamaması için defalarca yaptığımız uyarılara rağmen, imzalayacaksınız, taahhüt edeceksiniz, ondan sonra AB ‘hadi bu taahhütlerinizi yerine getirin’ dediğinde böyle tepkiler göstererek sıyrılmaya çalışacaksınız. Bugün geldiğimiz nokta maalesef hükümetin başından beri izlediği son derece yanlış, son derece basiretsiz, teslimiyetçi politikaların sonucudur. Bir türlü kararlılık sergileyemediler o kadar uyardık kendilerini; Türkiye’ye yapılan haksızlıklara tepki gösteremediler, Kıbrıs konusunda yüzde yüz haksız olan taraf Rum tarafıyken, Türkiye cezalandırılıyor. Alınan kararın özü budur. Türkiye cezalandırılıyor ve siz buna tepki gösteremiyorsunuz. Hala son dakikada Finlandiya’nın son dakikada yaptığı önerileri kabul edebilecekmişsiniz izlenimini veriyorsunuz ki o öneriler daha önce size yapılan baskılardan daha ağır baskıları içeriyor daha ağır tavizler istiyor sizden Kıbrıs’ta, Magosa’da, Maraş’ta bunları bile sineye çekebileceğiniz izlenimini vererek Finlandiya’ya takdirlerinizi sunuyorsunuz. Türkiye bu kadar kendini küçültmemişti dış politikada, geldiğimiz nokta burasıdır.

Sunucu: …

Öymen: Carl Bildt aslında Türkiye’nin dostudur, geçenlerde de International Herald Tribune Gazetesi’nde Türkiye’nin üyeliğini destekleyen bir makale de yazmıştı. Bunların bütün istediği zirveye kadar geçecek süre içinde Türkiye’nin ilave tavizler vererek bu işin çözülmesidir. AB geri adım atacak da bu iş çözülecek diyen yok hiç. Herkes diyor ki Türkiye geri adım atsın; limanlarını açsın, havaalanlarını açsın, Kıbrıs’ta Magosa limanını iki yıllığına Rumlara versin, Maraş’ı iki yıllığına BM’ye versin, o sayede bu ambargolar kalksın bu mesele çözülsün. Oyun böyle oynanıyor. Herkesin istediği Türkiye’nin taviz vermesi, sayın başbakan, sayın dışişleri bakanı bir kere de cesaret edip hayır biz bu önerileri kabul etmiyoruz, bu Finlandiya’nın önerileri haksızdır, insafsızdır diyemiyorlar. Hala gizli görüşmeler yürütüyorlar Helsinki’de. Şimdi KKTC cumhurbaşkanını davet ettiler o da yarın Hollanda’ya ve sonra Belçika’ya gidiyor. Sonunda öyle bir oyun tezgahlanacak ki, bizim gördüğümüz inşallah yanılırız, Kıbrıslı Türkler kabul etti Türkiye ne yapsın biz de onların bu kabulüne destek verdik gibi bir senaryo düzenleniyor. Şimdi Olli Rehn’in kalkıp da ‘altın gol’ den bahsetmesi budur. Son dakikada Kıbrıslı Türkleri kullanarak bir taviz verin, onlar kabul ettiği için Türkiye kabul ediyor deyin; hem siz taviz vermiş olmazsınız, hem de bu iş çözülür diye bazı aklı evveller senaryolar düzenliyorlar. Bu oyunlara gelmemek lazım ama korkuyoruz ki hükümet bu oyuna da gelebilir.

Sunucu: …

Öymen: Basında maalesef hep yabancıları haklı gösterme, yumuşak gösterme, onların Türkiye’ye sonunda daha sıcak baktığı izlenimini verme merakı çok yaygın. İşin gerçeği şu Angela Merkel ve temsil ettiği Hıristiyan Demokrat Parti, başından itibaren Türkiye’nin AB üyeliğine karşıdır. Bunu benim yüzüme söyledi; Angela Merkel’le o muhalefetteyken 2 saat görüştük ve bütün argümanlarımızı anlattık. Sonunda bize dedi ki: ‘ Ben Alman Halkının önüne çıkarak Türkiye’nin üyeliğini destekliyorum diyemem’. Kendinden önceki parti lideri de diyemedi, ondan önceki parti lideri de diyemedi. Alman Hıristiyan Demokrat Partisi kesinlikle Türkiye’yi AB üyesi görmek istemiyor bunu bizim anlamamız lazım. Fransa cumhurbaşkanı Chirac defalarca söyledi ve sırf Türkiye’nin üyeliğini engellemek için Fransız anayasasını değiştirdiler, Chirac’ın önerisi üzerine geçen senenin başında. Türkiye’nin üyeliği söz konusu olduğunda bunu ancak referandumla mümkün olabileceğini içeren bir metni anayasaya koydular. Anayasayı değiştirdiler düşünebiliyor musunuz? O tarihten beri bütün teknik görüşmelere AB’de siyasi unsur sokarak bu görüşmeleri tıkayan ülke Fransa. Bugüne kadar Avusturya dönem başkanlığında açılan ve geçici olarak kapatılan bir tek ‘teknoloji’ başlığı var, onun dışında 34 başlığın hiçbiri açılmadı. Hiçbir teknik maddenin açılmasına izin vermediler, başta eğitim başlığı olmak üzere bunun baş sorumlusu Fransa. Ayrıca Chirac kalktı Ermenistan’da gazetecilere demeç verdi; ‘benim kanaatimce Türkiye Ermeni soykırımını kabul etmeden AB’ye üye olmamalıdır.’ Şimdi siz bu zatın tutumunu mazur görecek bir yaklaşım bulabilir misiniz?
Biz hükümete söyledik; bunlara tepki gösterin, hiçbir ülke bu kadar haksız beyanlar ve suçlamalar karşısında sessiz kalamaz. Hiçbir tepki göstermediler; ne anayasa değişikliğine başbakan tepki gösterdi ne de bu en son Ermenistan’da Chirac’ın Ermeni soykırımı ile ilgili sözlerine tepki gösterdi. Hayret edilecek bir şeydir. Ülkenize bu kadar haksızlık yapılacak, siz ağzınızı açmayacaksınız. Basında maalesef basının büyükçe bir bölümü bütün bu haksızlıkları mazur gören, hep böyle Türkiye’yi alttan almaya yönlendiren, hep hükümeti taviz vermeye teşvik eden bir tutum izledi, geldiğimiz nokta bu.
Türkiye’ye resmen ceza veriyorlar; 8 maddeyi askıya alırız ne demek, Türkiye’ye ceza vermek demek. Hangi suçun cezasını çekiyor Türkiye? Kıbrıslı Rumlar Annan planını reddetmiş bedelini Türkiye ödüyor, AB 26 Nisan 2004’te KKTC’ye ambargoları kaldırma kararı almış sonra uygulamamış kendi aldığı kararı, bunun bedelini de Türkiye ödüyor. Bu kadar haksızlık olamaz ki. Ne yazık ki iktidarın başından beri izlediği basiretsiz, teslimiyetçi politikalar karşı tarafa bu konuda cesaret vermiştir. Türkiye’ye karşı bu olumsuz tavrı izleyen Rumlara, Yunanistan’a, onları destekleyen ülkelere, Fransa’ya, Almanya’ya, Avusturya’ya cesaret vermiştir. Devletseniz cesur olacaksınız.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.