ART – Kıbrıs’ta Mülk Edinme Yasası ve Ek Protokol Hakkında

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ARTV’ye verdiği mülakat
2 Ocak 2006

Bizim muhatabımız Türk Hükümetidir. Biz Kıbrıs’ta arkadaşlarımızla bu konularda bir tartışmaya girmeyi öteden beri hiç arzu etmedik. Kıbrıs’ın iç politikasına hiç karışmıyoruz. Bizim doğrudan doğruya muhatabımız Türk Hükümetidir ve Türk Hükümetinin bu konudaki tavrını eleştiriyoruz. Çünkü başından itibaren Kıbrıs’ta tek taraflı taviz verme eğilimi içinde görüyoruz Hükümeti. Ve diyoruz ki tek taraflı taviz sadece kaybedilen bir savaşın sonucunda verilir. Bu Kıbrıs Türk basınında da çıktı. Türkiye basınında da çıktı. Öyle anlaşılıyor ki bu mülk edinme yasası konusunda esas talep Türkiye’den gelmiştir. Türkiye bir öneride bulunulmuştur. Türkiye’den Kıbrıslı Türkleri iknası için avukatlar gönderilmiştir. Çünkü Lousidu benzeri davaların çoğalarak ve Türkiye’nin büyük bir mali yük altına gireceği düşünülmüştür. Biz o zaman dedik ki burada hata Lousidu davasının kabul edilmesiydi. Bunundan önceki Türk Hükümetleri daima bu davayı reddettiler çünkü Türkiye’nin egemenlik alanı dışındaki bir alanla ilgiliydi. Ve Türkiye’nin AHİM’in yargı yetkisini kabul etmesi Türkiye’nin egemenlik alanı içindeki gelişmelerle ilgiliydi. Ve Kıbrıs bizim egemenlik alanımızın dışında olduğu için, oranın ayrı bir anayasası, meclisi, hukuku, mahkemeleri olduğu için Kıbrıs’taki gelişmelerin sorumlusunun Türkiye olmaması gerekir dedi bundan önceki bütün Türk Hükümetleri. Ve Hükümet de başlangıçta o görüşü benimser göründü fakat daha sonra Lousidu davasını kabul etti. Edince şimdi buna benzer başka davalar açıldı. Şuanda mahkemenin önünde 1400 civarında dava olduğu anlaşılıyor. Bundan çıkış yolu gibi düşünerek işte Kuzey Kıbrıs bir yasa çıkarsın da bir Komisyon kurulsun. Bu Komisyonda iki tane yabancı olsun. İşte bunlar bir önyargı merceği gibi çalışsınlar. Böylelikle de işte Türkiye biraz zaman kazansın denildi. Halbuki bu yöntem AHİM’e başvuru hakkını ortadan kaldırmıyor. Yani zaman kazanılsa bile bir iki yıl sonra gene aynı sorunla karşı karşıya gelinecektir. Bütün bunların kökeninde de işte Türkiye’nin Kıbrıs meselesinde maalesef tek taraflı tavizler vermesi yatıyor. Başından itibaren zaten onlar bir adım atarlarsa biz iki adım atarız yaklaşımı var. Taviz vermeye hazır bir yaklaşımı yansıtıyor. Şimdi taviz verilmez mi? verilir. Ne zaman verilir? Karşılıklı verilir. Dengeli verilir. Hiçbir uluslararası mesele hiç kimse taviz vermeden çözülemez. Gayet tabii ki karşılıklı tavizlerle meseleler çözülür. Ama siz hep tek taraflı taviz verirseniz, karşı taraf bunu reddedince “bir taviz daha versek acaba razı olurlar mı” derseniz, daima onları tatmin etmek için ilave taviz verme zorunluluğu kendinizde hissederseniz o zaman gerçekten savaş kaybetmiş bir ordunun durumuna düşersiniz. Bizim söylediğimiz budur.
Bunu başından beri biz söyledik. Bu protokolün imzalanması bir çok bakımdan çok yanlış oldu. Bir kere Türkiye’nin böyle bir hükümlülüğü yoktu. Biz on yıl önce üye olmuş ülkelerle bu Ek Protokolü imzalamadık. Kimse bize baskı yapmadı. Yirmi yıl önce üye olmuş ülkelerle imzaladık ama onaylamadık. Kimse bize bu konuda baskı yapmadı. Niçin şimdi bastırıyorlar? Çünkü Güney Kıbrıs bu konuda Türkiye’den bir siyasi tanıma bekliyor. Bu yönde giderek kendini meşrulaştıracak. Bunun için baskı yapıyor. Diğer AB ülkeleri de ona destek olarak Türkiye’yi zorladılar. Türkiye buna direnemedi. Biz direnin dedik. En azından şu yapıla bilinirdi “bu protokolü biz yeni üyeler için imzalıyoruz ama Kıbrıs için sadece Kıbrıs meselesi çözlünce bu yürürlüğe girecektir” diye bir rezerv koya bilirdiniz. Bunu koyamadınız. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Şimdi bize diyorlar ki “madem bunu imzaladınız derhal bunu Mecliste onaylayacaksınız. Ve hemen uygulamaya geçireceksiniz. Ve bunun sonucu şudur” diyorlar “Güney Kıbrıs’ın gemilerini ve uçaklarını Türk limanlarına ve hava alanlarına alacaksınız.” Bununla da yetinmiyorlar. Bu konuda yayınladıkları 21 Eylül tarihli Karşı Deklarasyonda “biz hepimiz Güney Kıbrıs’ı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyoruz. Siz de tanıyacaksınız. Siz de ilişkilerinizi normalleştireceksiniz. Bunu yapmazsanız önemli maddelerin müzakerelerine girişmeyiz Türkiye’yle” diyorlar. Sıkıntı buradan kaynaklanıyor. Çıkış yolu yok mu? Var. Çıkış yolu, şu anda Ek Protokolün onaylanmasını askıya almaktır. Eğer bunu yapamıyorsa Hükümet o zaman demin söylediğim gibi rezerv koyacaksınız. Diyeceksiniz ki “bu imzamız ancak Kıbrıs meselsi çözülünce yürürlüğe girecektir.” Bunu nerede yapacaksınız? TBMM’de görüşüp yapacaksınız. Ne yazık ki bütün çağrılarımıza rağmen Hükümet bu meseleyi Meclise getirmemekte ısrar ediyor. Mesele budur.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.