Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – Haber Maratonu Programı
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ART “Haber Maratonu” Programına Verdiği Mülakat
3 Nisan 2009
Sunucu: “Haber Maratonu”ndan merhabalar sevgili izleyiciler. Bugün CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa milletvekili, emekli büyükelçilerimizden Sayın Onur Öymen stüdyo konuğumuz. Sayın Öymen, programımıza hoş geldiniz. Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. İsterseniz önce seçimlere ilişkin konuşalım. Genel olarak sonuçları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Seçimlerin sonucu bir bütün olarak değerlendirildiğinde, AKP’nin inişte olduğu göze çarpıyor. CHP ise yükseliştedir. AKP ile CHP arasındaki fark hızla daralmaktadır. Bu seçimlerin ortaya çıkardığı sonuç budur. AKP artık halkın yarısının kendilerini desteklediğini söyleyecek durumda değildir. Geçen seçimlerde % 46.5 oy almışlardı, bu seçimde ise % 39’un altına indiler. Yani AKP’de önemli bir düşüş vardır.
Seçimleri oy açısından değerlendirdiğimizde CHP’nin oylarında %26.2’lik bir artış vardır, AKP’nin oylarında ise yaklaşık olarak %5 oranında bir düşüş vardır. Yani CHP oylarını yaklaşık 2 milyon artırmıştır. AKP’nin oylarında ise 1 milyonluk bir azalma olmuştur. Bu çok önemli bir göstergedir. Türkiye’nin farklı yerlerinde farklı sonuçlar olduğunu görüyoruz. Coğrafi açıdan Türkiye’nin tamamında birbirine yakın sonuçlar ortaya çıkmıyor. Her bölgenin kendine has özellikleri vardır ama genel tablo budur.
Zaten Başbakan da bunun bir seçim yenilgisi olduğunu kabul etmiş olacak ki, ‘’biz gereken dersi çıkaracağız, halkın mesajını anlamaya çalışacağız’’ diyor. Kabine revizyonundan bahsediyor ama “yola devam” politikasında bir değişiklik yapacağı izlenimini vermiyor.
Dün ve ondan önceki gün Brüksel’deydim. Orada bazı toplantılar yaptık. O toplantılardan birinde, Avrupa Birliği’nin önde gelen parlamenterlerinden biri Egemen Bağış’a açıkça Türkiye’nin çağdaş ve laik bölgelerinde AKP’nin oy almadığının dikkatlerini çektiğini söyledi. Demek ki, AKP’nin durumu batılıların da gözünden kaçmıyor. Bana da söylediler; AKP’nin halkın desteğinden çok şey kaybettiğini, CHP’nin ise bu seçimlerden sonra yükselişe geçtiğini belirttiler.
Seçim sonuçları dışında bir de seçimlerin cereyan tarzı var. Seçimlerin cereyan tarzına baktığımızda kendimize şu soruyu sormalıyız; bir Avrupa ülkesinde böyle bir seçim olabilir miydi? Başbakanın bizzat kendisi ülkenin bazı bölgelerinde vatandaşların tehdit altında oy kullandıklarını söyledi. Kendi yenilgisini izah ederken vatandaşların belli bir partiye oy vermek zorunda bırakıldığını söyledi. Peki, seçim güvenilirliğini sağlamak sizin göreviniz değil mi? Hükümet olarak sizin göreviniz her sandığın güvenliğini sağlamak ve her vatandaşın oyunu özgürce kullanmasını temin etmek değil mi? Bu durumda kimi kime şikayet ediyorsunuz?
Bazıları baskı yaptılarsa bu durumda kaybeden sadece AKP değildir, CHP’de kaybetti. Hükümetin seçim sandıklarının güvenliğini sağlamamasından kayba uğrayanlardan biri biziz. Güneydoğuda bir çok yerde bizim adaylarımıza da baskı yapıldı ve çekilmeye zorlandılar. Başbakan bunları söyleyerek aslında kendisi seçimleri şaibe altına sokuyor veya şaibe altına sokulduğunu teyit etmiş oluyor. Bazı vatandaşların tehdit altında oy kullandıkları bir seçim, dürüst ve adil bir seçim olarak nitelenebilir mi?
Başbakan şimdi başkalarından şikayet ediyor. Biz de bir çok yerde seçimlerin Hükümetin baskısı altında cereyan ettiğini söylüyoruz. Devletin bütün imkanları iktidar partisi lehine kullanılarak vatandaşlar üzerinde baskı yapıldı. Valiler aracılığıyla buzdolabı, çamaşır makinesi ve mobilya dağıtılarak vatandaşın oyu kazanılmaya çalışıldı. Mesela İstanbul’da AKP’li belediyeye ait feribotlarda ve deniz otobüslerinde yalnızca Hükümet yanlısı bir kanalın yayın yapması sağlandı. Bunu YSK’ya şikayet ettik, henüz bir cevap gelmedi ama seçimler bitti ve artık çok geç. Her gün yüz binlerce İstanbullunun bu şekilde beyni yıkandı.
Ayrıca AKP olağanüstü oranda seçim masrafı yaptı. Mesela benim seçim bölgem olan Bursa’da bizim tespit ettiğimiz kadarıyla AKP bizim 10 mislimiz kadar fazla para harcamıştır. Avrupa ülkelerinde bu işler böyle yürümüyor. Yani parası olanlar daha avantajlı duruma geçirilmiyor. Nasıl oluyor? Ülkeden ülkeye değişmekle birlikte 300 Euro ya da 700 Eurodan fazla bağışta bulunanlar bunu kimlikleriyle tescil ettirmek zorundadırlar. Türkiye’de ise böyle bir kural yok. Burada isteyen istediği gibi bağışta bulunuyor.
Daha kötüsü de şudur ki, birçok yerde tespit ettiğimiz üzere hayali seçmenler veya hayali adreslere kayıt yapılıyor. Seçmenler orada oy kullansın da oy oranı artsın diye olmayan adreslere insanları seçmen olarak kaydetmişler. Mesela Bursa’da -AKP’nin almak istediği ve başarısızlığa uğradığı- Nilüfer ilçesinde 4095 kişinin arsalarda, tarlalarda ve fabrikalarda oturuyormuş gibi kayıt edildiğini tespit ettik. Sonra İlçe Seçim Kurulu bu kişilerin isimlerini sildi.
Bolu’nun Kıbrısçık ilçesinde bir okulun lojmanına 212 kişiyi seçmen olarak kaydetmişler. Biz Mudanya’nın Tirilye beldesinde seçimi 20 oyla kaybettik fakat 35’ten fazla kişinin orada oturmadıkları halde orada ikamet ediyormuş gibi sahte olarak kayıt edildiğini tespit ettik. Şimdi Cumhuriyet Başsavcılığı’na müracaatta bulunduk.
Bizim bir hafiye teşkilatımız yok. Bunlar bizim kendi imkanlarımızla tespit edebildiklerimizdir. Buna benzer örnekleri İstanbul’da da gördünüz. Düpedüz para vaadiyle oy talebinde bulunulduğu ortaya çıkıyor. Bunun belgeleri çıktı. Bir çok yerde seçimler yenilecek veya oylar yeniden sayılacak. Neden? Çünkü usulsüzlükler var. Yani siz adil ve dürüst seçimlerle iktidarınızı korumak isterseniz başkadır, bu yollara başvurursanız yapacağınız iş başkadır, başkalarının usulsüzlüğünden şikayet ediyorsanız da durum bambaşkadır.
Hiçbir batı ülkesinde görülmeyecek tarzda bir seçim yaşadık Türkiye’de. Buna rağmen biz oylarımızı yaklaşık 2 milyon artırdık. Hem il genel meclisi, hem de belediye başkanlığı oylarımızı artırdık. AKP ise bütün bu hesaplamalarda oy kaybetti ve eski oylarına nazaran geriye düştü. Bu durum da şunu gösteriyor ki, bu seçimlerde AKP gerilemiştir. Biz önemli bir ilerleme sağladık ve daha fazlasını da yapabiliriz. Ben şahsen şuna inanıyorum, bu seçimler herhangi bir Avrupa ülkesindeki kurallara göre, seçim rüşveti verilmeden, usulsüzlükler yapılmadan cereyan etseydi bizim çok daha fazla oy almamız ve AKP’nin çok daha fazla oy kaybetmesi mümkün olacaktı.
Sunucu: Seçimlerde usulsüzlük yapıldığı birçok yerde tespit edildi ve bunlar çoğaltılabilir. Ankara Dikmen’de elektrik kesintisi örneğinde olduğu gibi Tedaş’ın da tespit ettiği üzere elektrik telleri bozulmuş Bunun yanı sıra Güneydoğudaki seçimlerin sonucu da bazı isimleri endişelendirdi. Hükümet sözcüsü Sayın Cemil Çiçek’in açıklamasından sonra bugün Genelkurmay Başkanlığı’ndan da bir değerlendirme geldi. Siz oradaki bu seçim sonuçları hakkında neler düşünüyorsunuz?
Onur Öymen: İlk önce seçim usulsüzlükleri konusuna değineyim. Dikmen’de tam da oyların tasnifi sırasında ana bilgisayar sistemi çökmüştür. Bir anda çok veri girildiği için sistemin çöktüğünü söylüyorlar. Bu kadar çok veri girileceğini bilmiyor muydunuz? Bütün bilgisayarlarda back up sistemi denilen bir yedekleme vardır. Milyonlarca lira harcayarak aldığınız bu bilgisayarlarda bir yedekleme sistemi yok muydu? İşte, bütün bunlar düşündürücüdür. Ayrıca dediğiniz gibi tam da oylar sayılırken elektriklerin kesilmesi tesadüf olamaz. Bu olaylar demokratik devletlerde seçim esnasında olacak şeyler midir?
İrlanda, Hollanda ve Almanya seçimlerde büyük oranda bilgisayar kullanımını kaldırdılar. Buna benzer usulsüzlükler olabileceğinin orada da farkındalar. Bazı ülkelerde seçimlerin adil ve tarafsız olarak yapılmadığı ve adil ve tarafsız yapılması konusunda yardım edilmesi için Amerika ve Kanada’da 150 tane bilim adamı Başkan Obama’ya mektup yazdı. Bu son derece ilginçtir.
Bu seçimlerin güvenilirliği, eşitliği ve adaleti konusunda bizim çok ciddi kuşkularımız var. Türkiye’nin her tarafında buna benzer olaylar oluyor. Az önce saydığım bu seçim usulsüzlüklerinden herhangi biri başka bir Avrupa ülkesinde olmuş olsaydı, emin olun ki, o ülkedeki hükümet görevde kalamazdı. AKP’lilere göre yolsuzluklar, seçim rüşvetleri, yapılan olağanüstü harcamalar demokrasiye aykırı değil. Ancak bütün bunların bir sorumlusu olmalı.
Biz seçim kampanyası sırasında bu olayları birebir yaşadık. Bir çok yerde yerel gazeteler ve televizyonlar adaylardan düpedüz para isteyerek reklamlarını ve haberlerini yayınlayacaklarını söylediler. Bazı yerlerde TMSF’nin kontrol ettiği televizyonlar ve gazeteler var. Mesela ben bir süre önce Bursa’da bir basın toplantısı yaptım. Bakıyorum, söylediklerimi bütün gazeteler ilk sayfadan haber yapmış ama TMSF’nin kontrolündeki gazetede ise tek bir satır yazı yok. Böyle bir eşitlik, adalet olabilir mi?
Aynı şekilde, seçimlerden önceki son gün, AKP’nin TMSF’nin kontrol ettiği televizyonu tamamen kapatmı olduğunu gördük. Bursa İl Başkanımız müracaat ederek kendisinin de programa katılmak istediğini, bizim de söz hakkımız olduğunu söyledi ama AKP’ye “söz verdiklerini” ve televizyonun onlara kapalı olduğunu belirttiler. Bu sözü neyin karşılığında verdiklerini bilemiyoruz. Ben bu konuda Meclise bir soru önergesi verdim ve RTÜK’e müracaat ettik. RTÜK bu televizyonu uyarınca son dakikada bir spor programını iptal edip bizim İl Başkanımıza konuşma hakkı tanıdılar. Yoksa devletin kontrolündeki bu televizyonda sadece İktidar partisi konuşacaktı. Düşünebiliyor musunuz ki, kampanyanın son gününde Çalışma Bakanı Faruk Çelik’e tam 3 saatlik bir program ayırmışlar. Bu durum seçim adaletini, insan vicdanını zedelemiyor mu? Siz seçimi böyle mi kazanacaksınız? Buna rağmen Bursa’da Belediye Başkan adayımız oylarımızı tam 10 puan arttırarak Bursa’daki oylarımızı % 17’den % 27’ye çıkardık. Ama bu usulsüzlükler olmasaydı oy oranımız daha fazla olabilirdi.
Sunucu: Bildiğiniz üzere Sayın Başbakan G-20 Zirvesindeydi. Bu zirvede kriz için kullandığı “teğet geçti” yorumunu revize etti ve “sürtünme payı” sözcüğünü kullandı. İlerleyen günlerde sanırım bu yeni deyimi konuşacağız.
Onur Öymen: Sayın Başbakan “one minute” sözüyle İngilizce’sini ilerlettiğini ortaya koydu. Eğer İngilizcesi müsaitse dünkü Financial Times gazetesini açıp okumasını tavsiye ederim. Orada G-20’ye katılan bütün ülkelerin son ekonomik krizden nasıl etkilendiklerinin rakamları ve 2009 yılı için OECD’nin tahminleri var. Financial Times’da 2009 yılında Türkiye’nin GSMH’sının % 3 oranında düşeceği ve işsizlik oranının % 12.2 olacağı tahmin ediliyor. Şu anda resmi rakam 13.6, belki 12.2’ye düşebileceği tahmin ediliyor.
Burada önemli olan nokta, Avrupa’nın hiçbir ülkesinde bu kadar büyük işsizlik rakamlarının olmamasıdır. Bütün G-20’ler içerisinde işsizlik oranının Türkiye’den yüksek olabileceği tek ülke Güney Afrika Cumhuriyeti’dir. Bu dergide her ülkenin krizden çıkmak için ne kadar devlet desteği sağladığı da yazıyor. Listeye göre Türkiye sonuncu sıradadır ve devletin ekonomiye sağladığı destek sıfırdır. Her ülke GSMH’sının % 2 ya da % 3’ü civarında katkıda bulunmuş, Türkiye ise sıfır. İşte Türkiye’nin tablosu orada verilmiştir.
Başbakan ekonomik kriz hakkında teğet geçeceği veya sürtünerek geçeceği şeklinde değerlendirmeler yaparken biraz da gerçek rakamları ve istatistikleri görürse çok faydası olur. Hükümetin krizi önlemek için gerekli tedbirleri zamanında almaması krizi derinleştirdi. Ayrıca şu anda yürürlükte olan bütçede Türkiye’nin % 4 oranında kalkınacağı öngörülüyor. Halbuki uluslararası tahminler Türkiye’nin % 3.3 oranında küçüleceğini belirtiyorlar. Peki, siz bu tablo ortadayken bu bütçeyi nasıl uygulayacaksınız? Daha şimdiden bütün bir yıl için öngörülen bütçe açığı gerçekleştirildi. Ekonomi gerçekten perişan bir durumda ve işsizlik tahammül edilemeyecek boyuttadır. Bize gelen bilgiler, Türkiye’de işsizlik rakamlarının daha da artacağını gösteriyor.
Sunucu: Sayın Öymen, anladığım kadarıyla seçimin hemen ardından Türkiye’nin öncelikli konusu ekonomidir. Peki biz neden hala anayasa değişikliğiyle uğraşıyoruz?
Onur Öymen: Bu klasik bir strateji ve klasik bir oyundur. Hükümetler ekonomik açıdan güç duruma düştüklerinde, halk ekonomik sıkıntıları dolayısıyla Hükümetten şikayet etmeye başladığında halkın dikkatini başka konulara çekmeye başlarlar. Bir ara Davos konusunu gündeme getirdiler ama başarılı olamadılar. Çünkü biz Başbakanın Davos’ta izlediği politikanın yanlışlığını dile getirdik. Dikkat ederseniz bütün ümitlerine rağmen seçim kampanyasında Davos’u pek fazla kullanamadılar.
Ayrıca bazı günlük polemiklerle halkın dikkatini dağıtmaya çalıştılar. Şimdi de anayasa değişikliği gibi bir takım yan konuları ortaya atarak gündemi değiştirmeye çalışıyorlar. Türkiye’nin bugünkü meselesi anayasa değişikliği midir? Neden bunu ön plana çıkarıyorsunuz? Çünkü halkın dikkatini yolsuzluklardan, yoksulluktan, işsizlikten başka tarafa çekmeye çalışıyorlar. Meşhur “cambaza bak” hikayesi vardır. İnsanlar cambaza bakarken bazıları ceplerinden cüzdanlarını alırlarmış.
Hükümetin yaptığı, halkın dikkatini esas sorunlardan uzaklaştırma stratejisidir. Çünkü artık sadece sade vatandaş değil, sendikalardan iş adamlarına kadar toplumun geniş kesimleri bu Hükümetten şikayetçidir. Hükümet olarak ekonomik sorunlara çare bulamadıkları için halkın gündemini başka konularla meşgul edip bu konuların gündeme gelmesini engellemeye çalışıyorlar.
Sunucu: Wall Street Journal’da çok önemli bir haber çıktı. Bu haber, Türkiye ile Ermenistan sınırının açılması ve diplomatik ilişkilerin yeniden başlaması için uzlaşma sağlandığı yönünde bir haberdi. Başbakan bu haberi yalanladı. 16 Nisan’da bir anlaşma imzalanacağı belirtilmişti. Siz bu konudaki açılımı nasıl değerlendiriyorsunuz? Malumunuz TRT Radyo’da da Ermenice yayınlar başladı. Bu konuda da dış politikaya yönelik bir açılım var gibi gözüküyor.
Onur Öymen: Bunun adına çözülme demek daha doğru olur. Şimdiye kadar bu Hükümet de dahil olmak üzere bütün hükümetler Ermeni sınırını neden kapalı tutuyordu? Çünkü, Ermeniler Türkiye’nin dostu ve kardeşi olan Azerbaycan’ın topraklarının % 20’sini işgal ettiler. Yukarı Karabağ’ı ve başka toprakları işgal ettiler, orada yaşayan 1 milyon insanı göçmen haline getirdiler. Türkiye, Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarından çekilmemesi durumunda sınır kapısını açmayacağını ve ilişkileri normalleştirmeyeceğini bildirdi.
Şimdi sınırı açma konusu gündeme geldiğine göre acaba Ermenistan geri adım mı attı, bu topraklardan geri çekilmeye mi başladı, bu toprakların Azerbaycan’a ait olduğunu kabul mü etti? Bunlardan hiçbiri olmamıştır. Böyle bir durumda siz neden tek taraflı olarak taviz veresiniz? Cumhurbaşkanının bir maç vesilesiyle Ermenistan’ı ziyaret etmesinden bu yana Ermenistan’ın tutumunda en küçük bir yumuşama olmamıştır. Aksine Ermenistan Dışişleri Bakanı Nalbandyan Yukarı Karabağ’ın bağımsızlığını ilan edebileceklerini belirtiyor. Düşünebiliyor musunuz? Yani eskisinden de daha katı bir tutum izliyor. Buna ek olarak, dünyada soykırım iddialarını daha da arttıracaklarını söylüyorlar. Peki, siz neyin karşılığında bu tavizleri veriyorsunuz? Şimdiye kadar izlediğimiz politikaların yanlış olduğunu mu savunuyorsunuz? Yoksa bazı büyük devletlerin baskılarına direnemediğiniz için mi böyle diyorsunuz? Başkan Obama soykırım sözünü kullanmasın diye mi bu tavizi veriyorsunuz?
Sunucu: Obama bu hafta sonu Türkiye’ye gelecek. Doğal olarak bir çok konu da gündeme gelecek. Siz bu ziyareti nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Obama konusundan önce şunu söyleyeyim ki, Türkiye’nin Ermenistan sınırını açacağı yönündeki haberler Azerbaycan’da çok ciddi tepkiler uyandırmış. Bugün gelen bilgilere, Azerbaycan Meclis Başkanı, Dışişleri Bakanı ve muhalefet liderleri bu haberlere çok sert tepki göstermişler. Basında da Türkiye’ye yönelik çok ciddi tepkiler yer alıyor. Yani Hükümet kaş yapayım derken göz çıkaracak. En güvendiğimiz ve dostun da ötesinde, kardeş dediğimiz bir ülkeyi nasıl olur da Türkiye’den soğutursunuz?
İki devlet bir millet, can Azerbaycan diyorsunuz, sonra da onlara en yapılmayacak şeyi yapıyorsunuz. Mesela Azerbaycan, Kıbrıs Rum Kesimi ile ilişki kursa, ilişkileri normalleştirip oraya büyükelçi tayin etse bu durum sizin hoşunuza gider mi? Bir iş yaparken bazı büyük devletleri karşımıza almayalım derken Türkiye’nin başına başka ihtilaflar çıkıyor. İşte, bütün bunlar tecrübesizliğin sonucudur. Dış politikada buna benzer günlük kararlarla politika yürütülmez. Dışişleri Bakanlığı’na sorulmuş olsaydı zannediyorum ki, Dışişleri Bakanlığı Hükümeti esaslı bir şekilde uyarır ve böylesi politikaların doğurabileceği sakıncaları anlatırdı. Türkiye’nin böyle tek taraflı taviz vermesi olacak şey değildir.
Aynı şey Irak konusunda da yaşandı. Tek taraflı olarak Irak’ı ziyaret ediyorsunuz. Talabani’nin “PKK ya Irak’ı terk etsin ya da silahı bıraksın” dediği söylendi ama şimdi öğreniyoruz ki, Talabani böyle bir şey dememiş. O halde sizin Irak’a gitmeniz ne işe yaradı, ne sağlamış oldunuz? Bir Cumhurbaşkanı böyle bütün dünyayı fır dönen ziyaretler yapmaz. İngiliz Devlet Başkanının, Kraliçenin bir yılda yurt dışına yapacağı ziyaret sayısı azami ikidir. Siz her hafta bir yerdesiniz. Bir işe yarayacaksa tabii ki gidin. Ama bakıyoruz ki hiçbir sonuç çıkmıyor ve tam tersi sonuçlar veriyor. Ermenistan’a ve Irak’a neden gittiniz? Ne sonuç aldınız? Bizim için en hayati mesele olan PKK’yı tasfiye konusunda ne elde ettiniz? Biz bunları açıkça soruyoruz. Onları eleştirdiğimiz için de çok rahatsız oluyorlar. Ancak işin gerçeği şudur ki, bizim yapılan yanlışları göstermemiz gerekir.
Sunucu: Obama’nın Türkiye’ye gelişiyle birlikte Obama’nın Türkiye ile neler konuşacağı ve neleri Türkiye’den talep edeceği gündeme geldi. Sizce neler konuşulacak? Sayın Baykal Obama ile neleri konuşacak?
Onur Öymen: Sayın Baykal’ın görüşlerini görüşmeden sonra anlatırız. Şimdilik Hükümetin ne konuşacağını tartışalım. Amerika Türkiye’den ne isteyecektir? Gündemde olan birkaç tane somut konu var; bunlardan biri Danimarka Başbakanı Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne atanmasının kabul edilmesini isteyecektir.
Ayrıca Afganistan’a muharip birlik gönderilmesini de isteyecektir. Türkiye şimdiye kadar NATO’nun Afganistan’daki birliklerine asker gönderdi. Hatta iki defa komutanlık da yaptı ama o birlikler Kabil şehrinin ve Bagram Havaalanı’nın korunmasıyla yükümlüydüler. Yani Türkiye, teröristlerle göğüs göğüse çarpışacak bölgelere, Kandahar’a asker göndermeyi kabul etmedi. Amerika ise bu konuya öncelik veriyor ve Irak’taki birliklerini oraya kaydırıyor. Kanada, Avustralya ve İngiltere’nin orada teröristlerle çarpışan birlikleri var. Amerika başka NATO ülkelerinin de birlik göndermesini istiyor. Muhtemelen Türkiye’den de bunu isteyecektir.
Amerika, Türkiye’den Ermenistan sınırını açmasını isteyecektir. Ayrıca Kıbrıs’ta Rumları tatmin edecek bir çözümü kabul etmemizi söyleyecektir. Şu anda Kıbrıs konusunda ne görüşülüyor, ne yapılıyor bilmiyoruz. Dün bir Yunan milletvekiliyle görüştüm ve Kıbrıs konusunda nelerin görüşüldüğünü bilip bilmediklerini sordum.. Olan biten hakkındaki düşüncesini sordum. Kendilerinin sürekli olarak Hristofyas tarafından bilgilendirildiklerini söyledi. Oysa bizim hiçbir bilgimiz yok. Kimse bize bir bilgi vermiyor. Kıbrıs’ta şu sırada ne görüşüldüğünü ve hangi safhada olduğumuzu bilmiyoruz. Amerika Kıbrıs konusunda taviz vermemizi isteyecektir.
Muhtemelen Irak’taki Amerikan birliklerinin Türkiye üzerinden tahliyesini isteyecektir. Onun dışında başka konularda, İran konusunda da talepleri olabilir. İran’ın nükleer silahlara sahip olmaması için Türkiye’den daha kuvvetli destek bekleyebilir. Kafkaslar ve Gürcistan’la ilgili konularda kısa süreli olarak görüşülebilir. Bizim tahmin ettiğimiz ana temalar bunlar olacaktır.
Acaba Türkiye bu taleplere cevaben ne diyecektir? Hükümetin şimdiye kadar izlediği dış politika uygulamalarına bakacak olursanız muhtemelen ya “evet“ ya da ”baş üstüne” diyecektir. Hükümetin direnme kabiliyeti olduğunu pek görmedik. Sadece Perez’e bir çıkış yaptığı gibi bir izlenim uyandı ama sonra Başbakan kendisi o sözleri Perez’e değil, moderatöre söylediğini açıkladı. Yani “siz adam öldürmeyi çok iyi bilirsiniz” sözünü moderatöre söylemiş. Öyle anlaşılıyor.
Sunucu: Bush’un danışmanı General Scowcroft’un PKK’ya göz yumdukları ve PKK’yı İran’a karşı cesaretlendirdikleri yönünde bir açıklaması oldu ve şimdi böyle bir gerekliliğin kalmadığını ekleyerek artık böyle bir şey yapmadıklarını söyledi. Sizce bu sözlerin anlamı Obama’ya veya alt düzeyde de olsa Amerikan tarafına sorulmamalı mı?
Onur Öymen: Biz bunu defalarca dile getirdik. Maalesef bazı sözlerimiz Hükümet tarafından dikkatle dinlenmiyor. Bu vesileyle basınımıza da buradan dostane bir uyarıda bulunalım. Gazetecilere Amerika’nın PKK’nın kardeş kuruluşu olan PJAK’ı terör örgütü ilan edip etmediğini sormalarını istedik. Yıllarca Türkiye’den kimse bu soruyu Amerikalılara sormadı. Çünkü PJAK, PKK ile aşağı yukarı aynı kadroya sahip bir örgüttü. Amerika ancak bir iki ay önce PJAK’ın terör örgütü olduğunu ilan etti. Basının da yazdığına göre bu durum, Amerikalıların İran’a karşı savaştığı için PJAK’ı destekledikleri anlamına geliyor. Demek ki, siz politikanız icap ettiğinde ve çıkarınız örtüştüğü zaman bir terör örgütünü destekleyebiliyorsunuz. Bu son derece düşündürücüdür.
Geçenlerde bizim emekli bir orgeneralimiz de PKK-ABD ilişkileri konusunda ciddi şüpheleri olduğunu söylemişti. Biz ilkeli politika izlemeyi severiz, başkalarının da ilkeli politika izlemelerini bekleriz. Bir yandan Başkan Bush’un da söylediği gibi dünyadaki bütün terör örgütlerine karşı mücadele edeceğinizi söyleyeceksiniz, sonradan da bazı uzman ve danışmanlarınız bazı terör örgütlerini kendi siyasi hedeflerinize uygun saldırılar düzenlemeleri için teşvik ettiğinizi itiraf edecekler. İkisi birden olmaz. Ya terörle mücadelede ilkeli politikalarınız vardır ya da terörü işinize geldiği gibi kullanırsınız.
Kuzey Irak’tan Amerika’nın en yakın müttefiki olan Türkiye’ye yönelik terörist saldırılar olduğunda, Amerika teröristlerden bir tanesini bile yakalayıp Türkiye’ye iade etmedi. Vaktiyle, Öcalan’ın yakalanmasında Amerika’nın katkısı olduğu söyleniyordu ama Kuzey Irak’ta yıllardan beri tek bir PKK’lı teröristin Amerika tarafından yakalanıp Türkiye’ye iade edildiğini duymadık. PKK’yı düşman olarak gördüklerini ve Türkiye’ye istihbarat desteği verdiklerini söylüyorlar. Bunlar güzel ama yeterli değil. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne göre Amerika, Irak’ta asker bulundurduğu için Irak’ın güvenliğini sağlamakla görevlidir. Ama bunu yapmıyor. Irak Hükümeti de Irak Anayasasının 7.maddesine göre ülkesinde hiçbir terör örgütünü barındırmamakla yükümlüdür. Irak Hükümeti de bunu yapmıyor.
Sunucu: Sayın Öymen, Amerikalı yetkililerle Türk Dışişleri yetkilileri yan yana geldiklerinde Amerikalılara bu söylenebilir mi? Yoksa söylenebilir de söylenmiyor mu?
Onur Öymen: Gayet tabii ki söylenebilir. Uluslararası ilişkilerde ve diplomaside her zaman böyle şeyler söylenir. Ama söylendiğini hiç duymadık. Diplomatlar masaya oturduklarında kapalı kapılar arkasında bu konuları konuşurlar. Bu kadar büyük bir haksızlığa maruz kalmışsanız, karşı tarafın tutumundan rahatsızsanız ve bundan büyük bir zarara uğruyorsanız bunu söylemelisiniz ve bunun mücadelesini vermelisiniz. Yaptırana kadar da bunun peşinden gitmelisiniz. Diplomasi budur. Diplomasi silahsız bir savaş gibidir, bir mücadele sanatıdır. Başbakan bu işlerin farkında bile değil. Kendisine diplomatların ne yaptığını ve diplomasinin ne olduğunu anlatan bir kitap yolladım. Bir yandan da Latin harfleriyle yazılmış olduğunu, soldan sağa okunduğunu söyleyerek bir yanlışlık yapmaması konusunda uyardım.
İşte, bu söylediklerimi biz yıllardan beri görüştüğümüz Amerikalılara söylüyoruz. Peki, Hükümet neden söylemiyor? Kırk yılı aşkın meslek hayatımda Amerikalılarla pek çok konuyu konuşmuşuzdur. Anlaştığımız konular olmuştur, anlaşamadığımız konular da olmuştur. Çoğunlukla birçok konuda anlaştık, pek çok meseleyi hallettik ve birçok pürüzlü konuyu giderdik. Amerikalılarla karşılıklı olarak iyi niyetle konuştuk. Bu işler böyle oluyor. Bazen birbirimizle ihtilafa da düştük, mücadele ettiğimiz de oldu.
Ama ilk defa bu konuda biz Amerikalıların politikasını anlayamadık. Çünkü onlar da anlatamadılar. Yani bir Amerikalı çıkıp da dünyadaki bütün terör örgütlerini tasfiye edeceklerini söylerken Kuzey Irak’taki PKK terörünün kılına dokunmamasının sebebini bugüne kadar izah edemedi. Amerikan Kongre üyeleri, Dışişleri Bakanlığı’nın yetkilileri, Pentagon’un üst düzey yetkilileri, büyükelçileriyle konuştuk ama bir kişi bize Bush döneminde izledikleri politikanın haklılığını anlatamadı. Bırakın ikna etmeyi izah bile edemediler.
Şimdi Obama dönemi yeni bir dönemdir. Obama döneminin daha farklı bir dönem olacağını ümit ediyoruz. Çünkü kampanya sırasında Obama’nın kendisi, PKK’nın Kuzey Irak’ta saldırılarını bu kadar arttırmasının Bush döneminin yanlış politikalarının sonucu olduğunu söyledi. Peki doğru politika nedir? İşte biz onu bekliyoruz. Doğru politika, Amerika’nın Afganistan’da El Kaide ile yaptığı gibi PKK ile mücadele etme politikası mıdır yoksa PKK’nın taleplerini Türkiye’ye kabul ettirerek, af çıkararak, dolaylı müzakere yöntemleriyle onları yatıştırarak, yumuşatarak bu işe siyasi çözüm bulma politikası mıdır?
Obama Türkiye’ye geldiğinde Başbakan kendisine bu soruları açıklıkla sorma cesareti gösterirse belki bir cevap alır. Ancak bizim gördüğümüz, Obama’nın yeni bir dünya görüşüyle geldiği ve daha önceki Amerikan hükümetlerinden farklı söylemlerde bulunduğudur. O halde Obama ile bu konuları açıkça konuşmanın tam zamanıdır. İşte, bunları konuşmalısınız ve alacağınız cevaba göre Amerikan Hükümetinin bu konulardaki yaklaşımı ve politikasında bir değişiklik olup olmadığını tespit etmelisiniz.
Sunucu: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.
Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.