Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

ART – Kuzey Irak’taki Durum, Kıbrıs’ta Petrol Arama Çalışmaları, Petrol Kanunu ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in ARTV’de “SICAK HABER” Programına verdiği mülakat
19 Şubat 2007
Sunucu: İlk olarak Irak’ın kuzeyindeki durumla ilgili olarak konuşmak istiyorum. Geçtiğimiz hafta Erdoğan ve orgeneral Edip Başer bu sorunun çözülebilmesi için Kürt peşmergelerle görüşülebileceğini söylediler. Yalnız Büyükanıt bu duruma biz kesinlikle böyle bir duruma karşıyız, böyle bir harekette bulunmayız dedi. Abdullah Gül de hükümetle asker arasında görüş ayrılığı olmadığını söyledi. Tezat bir tablo çıkıyor ortaya. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce Irak’ın kuzeyindeki duruma ilişkin bu söylemler, bu açıklamalar neler ifade ediyor?
Öymen: Bu söylediklerinizin içinde her şey var da muhalefetin ne dediği yok. Biz de sayın başbakanının bu konuşması üzerine derhal tepki gösterdik. Muhalefetin görüşleri yeterince basına yansımadığı için biz ne tepki gösterdik bunu vatandaşlar pek bilmiyor. Başbakan bu sözleri söyler söylemez biz bu yanlıştır, Türkiye’nin muhatabı Bağdat hükümetidir ve Irak hükümeti ile bütün bu meseleler görüşülür ve oradaki yerel yöneticiler ile Türkiye’nin görüşmesi son derece yanlış olur dedik. Başka sebeplerini de anlattık. Geçmişte bu görüşmeler niye oluyordu? Çünkü Irak hükümetinin 36. paralelin üzerinde hiçbir yetkisi yoktu. Ne askeri vardı, ne memuru vardı ne devlet otoritesi vardı. Bir de o sırada orada Barzani kuvvetleri orada PKK ile silahlı mücadele yapıyordu. Şimdi bütün bu şartlar değişmiştir dedik. Sayın genel kurmay başkanımızın söylediği çok ilginç bir husus var yani bütün bu dengeleri ve bu konudaki tartışmaları etkileyebilecek o da şudur; bizdeki bilgilere göre Kuzey Irak’taki bu liderler PKK’ya silah ve patlayıcı madde yardımı yapıyor ve onları destekliyor, Türk-Irak sınırının Irak tarafı PKK’ya teslim edilmiştir diyor. Bunlar çok ciddi görüşler ve bilgiler. Demek ki sizin görüşürüz dediğiniz insanlar, teröristleri doğrudan doğruya destekleyen insanlar. Siz bu terör destekçileri ile nasıl masaya oturursunuz? Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey düşünülebilir mi?
Dışişleri Bakanı bundan çok rahatsız olmuş ve tepki gösteriyor. Diyor ki asker bu konularda konuşmasın, asker silahıyla konuşur. Acaba Milli Güvenlik Kurulu’nda da silahıyla mı konuşuyor asker? Askerlerin konuşma hakkı anayasa ile tescil edilmiş. Milli Güvenlik Kurulunda konuşur demek, her zaman her yerde silahı ile konuşmaz demektir. Askerin görüşü olmayacak mı Türkiye’nin güvenliğini ilgilendiren bu kadar önemli bir konuda gazetecilere asker cevap vermeyecek mi?
Sunucu: Zaten sürekli açıklama yapan bir kurum değil askeri kanat. Yalnız şu anda geldiğimiz noktada Büyükanıt Türkiye hiç bu kadar sıkıntı ve tehdit altında kalmamıştır demişti.
Öymen: Bu çok önemli bir şey. Sizin orada teröristlere destek olan gruplarla müzakere edebileceğinizi, görüşebileceğinizi söylüyor, başbakan ve dışişleri bakanı. Nereden kaynaklanıyor bu? Bakıyoruz ki birkaç gün önce ABD’nin eski dışişleri bakan yardımcısı Holbroke geldi ve başbakanı ziyaret etti Ankara’da. Bu biraz dikkatten kaçtı. Sonra buradan Erbil’e gitti ve Barzani ve oğlu ile görüştü. Ondan sonra açıklama yaptı, makale yazdı Washington Post gazetesine. Orada Türkiye’nin peşmergelerle görüşmesini tavsiye ediyor. Tam o sırada başbakan da aynı şeyi söylüyor. Biraz size tesadüf gibi mi geliyor bu? Böyle tesadüf olur mu? Belli ki başbakanın görüşürüz demesi Amerikalıların telkini ile oluyor, bunu saklamayalım. İnce nokta şu; sayın Edip Başer genelkurmay başkanının söylediğini bilmiyor muydu acaba? Yani bu grupların PKK’ya destek olduğundan haberi yok muydu? İlk defa o da basından ve genelkurmay başkanının sözlerinden mi öğrendi yoksa bu desteği verdiklerini bile bile. Bu destek olduklarını bile bile mi böyle bir görüşme olabileceğini söylemişti? O da bizim tuhafımıza gitti. Sonra durup dururken 1 Mart tezkeresi keşke kabul edilseydi filan gibi sözleri yadırgadık açıkça söyleyeyim. Meclisin müdahalesine saygı göstereceksiniz. Sizin şu andaki görevinizin amacı, sınırları ve kapsamı belli. Kalkıp da siz iktidar ve muhalefet arasında o zaman çok ciddi tartışma konusu olmuş ve iktidarın da büyük bir bölümünün muhalefeti desteklediği ve meclisin bir irade sergilediği bir konuda kalkıp da keşke öyle değil de böyle yapsaydınız demeniz biraz tuhafımıza gitti açıkçası. Düşünün ki eğer o tezkere geçseydi şu anda güneydoğu Anadolu’da Amerikan askerleri sürekli olarak yerleşmiş olacaktı. Biz ne dedik o zaman? Türkiye topraklarında bir tane ordu görmek isteriz Türk ordusu, bir tane bayrak görmek isteriz Türk bayrağı dedik. Yıllarca sırtında üniforma taşıyan insanlar başka şey mi görmek istiyorlar? Onlar ülkemizde Amerikan askeri olsun mu isterlerdi? Bunu söylüyor 1 Mart tezkeresi, biz bunu reddettik. Acaba siz bunun aksini mi düşünüyordunuz? Acaba siz Türkiye’nin bir Filipin mi olmasını istiyorsunuz? İktidar bunu isteyebilir, iktidarın tutumu belli. İktidarın tavrı belli. Zaten ulusal çıkarlar konusunda iktidarın tavrı son petrol yasasından milli menfaatler cümlelerini çıkartmasından belli. Siz de mi öyle düşünüyorsunuz? Siz de mi bu iktidarla aynı çizgidesiniz? Biz çok yadırgadık. TBMM yakın tarihte aldığı en önemli, doğru ve şerefli kararı almıştır. Ben 1 Mart tezkeresini reddeden TBMM’nin bir üyesi olmaktan hayatım boyunca gurur duyacağım. Herkes bunu böyle bilsin.
Sunucu: Sayın Öymen, Kıbrıs’ta şu anda petrol arama çalışmaları ve Türkiye’de meclisten geçen bu petrol kanunu hakkında neler söyleyeceksiniz?
Öymen: Kıbrıslı Rumların Kofi Annan planını niçin reddettikleri her gün biraz daha iyi anlaşılıyor. Bunlar şimdi Kıbrıs’ın kıta sahanlığına biz sahibiz diyorlar. Burası bizimdir diyorlar. Başka ülkeler madem ki Kıbrıs olarak bizi tanıyorlar, Kıbrıs’ın her şeyi bize aittir diyorlar ve bunu da lafta da bırakmıyorlar. 15 Şubat’ta bir uluslar arası ihale açtılar ve bu ihalede 11 ayrı bölgede 60 bin kilometrekarelik kıta sahanlığında petrol aranması için teklif almaya başladılar. Bunun için düzenledikleri törene Mısır petrol bakanı da katıldı düşünebiliyor musunuz? Türkiye’nin tepkilerini kimse ciddiye bile almıyor. Ne duruma düştük biz? Yani bu kadar hayati bir konuda Kıbrıslı Rumların uluslar arası antlaşmalara aykırı olarak Kıbrıs devletini kuran antlaşmaya aykırı olarak attığı adımlara sizin gösterdiğiniz tepkileri kimse ciddiye almıyor. Siz bir adım önde olacağız, çözümsüzlük çözüm değildir diye diye bu noktaya getirdiniz. Bir tek çare vardır; genel başkanımız da açıkladı, iki Kıbrıs politikası. Kıbrıs’ta iki devlet vardır. Madem ki onlar aynı çatı altında ortak bir devlet kurmak istemiyorlar, madem ki Türklerle egemenliği paylaşmak istemiyorlar, bütün Kıbrıs’a biz hakimiz havasını sürdürmek istiyorlar ve hiçbir çözüm önerisine ve BM Genel Sekreterinin önerilerine de yanaşmıyorlar; bizim söyleyeceğimiz tek şey olur: siz yolunuza biz yolumuza. KKTC bağımsız, egemen ve şerefli bir devlet olarak yoluna devam eder. Biz size muhtaç değiliz, sizin peşinizden koşacak değiliz. Söylenecek söz budur. İşte o zaman bakın hizaya geliyorlar mı gelmiyorlar mı?
Sunucu: Bunun için de gerekli adımların atılması gerekiyor.
Öymen: Gerekli adım değil, bunu bu kadar açık söyleyeceksiniz. Biz Kıbrıs’ta iki ayrı eşit, egemen devletin olduğuna inanıyoruz ve KKTC’yi de ebediyen yaşayacak bir devlet olarak görüyoruz ve onu yaşatmak için Türkiye her şeyi yapacaktır ve bu Türk milleti için namus borcudur. Peşinden koşarak, bunu yapsak yaranabilir miyiz, şunu tavizi versek kabul eder misiniz, bir barikat daha açsak acaba ne yaparsınız filan bunların peşinden koşup yaltaklanacak halimizi yok. Bir Rum pasaportu aldıysanız bunu suratlarına çarpacaksınız. Biz sizin devletinizin pasaportunu istemiyoruz, bizim kendi devletimiz var ve onun pasaportu bize yeter, kısıtlama olsa da biz bunu göğüsleriz, geçmişte daha neler göğüsledik, biz size muhtaç değiliz demek gerek. Kıbrıs’ta yapılan bir kamuoyu yoklaması zaten halkın %65’inin Rumlarla bir arada yaşamaya ve Kofi Annan planına karşı olduğunun ve T.C. hükümetinin bu konuda izlediği politikaları benimsemediğini ortaya koyuyor. İşte bizim zaten Kıbrıs Türkünden beklediğimiz zaten buydu. Onları kutluyoruz. Şu son petrol meselesi de gösteriyor ki, Kıbrıslı Rumların niyeti Kıbrıslı Türkleri tamamen anlamsız bir ikinci sınıf azınlık haline getirmek ve bütün Kıbrıs’a hakim olmaktır. Yurtdışından sağladıkları destekle de bunu sonuna kadar götürmeye kararlıdırlar. Sizin yapacağınız bir tek şey var; şerefli bir milletin evlatları olarak bu oyuna son vereceksiniz. Bu noktadan sonra bizim politikamız ‘iki devlettir’ diyeceksiniz ve başka hiçbir şey söylemeyeceksiniz.
Türkiye’deki petrol kanunu son derece hazindir. Eğer aksine bir bilgisi olan varsa bana da söylesin; bu hükümet dünyada örneği görülmemiş bir iş yapmıştır. Petrol kanunundan ‘bu kanunun amacı ulusal çıkarları, milli menfaatleri korumaktır’ diyen cümleyi çıkartmıştır. Benim amacım milli menfaatleri korumak değildir diyor. Dünyada hangi hükümet böyle yapar? Dünyanın en fakir, zavallı ve aciz durumdaki devleti bile bunu yapmaz. Yani en kötü durumdaki devletin hükümetinin bile görevi ulusal çıkarlarını korumaktır. Bunun altında yatan neden de teslimiyetçiliktir. Belli ki yabancı petrol şirketleri baskı yaptılar. Birkaç yerde petrol çıkarılacağı anlaşılıyor, bulunmuş. Akçakoca açıklarında bir Brezilya firması bulmuş. Edirne’de doğalgaz bulunmuş, Nusaybin civarında petrol bulunmuş, buraya da yabancı şirketler göz koymuşlar ‘biz araştırırız, çıkarırız’ diyorlar. Daha bugün var basında; Türkiye’de zengin petrol yatakları olduğunu Akçakoca’da petrol bulan Brezilya şirketinin yetkilisi söylüyor. Demek ki yabancılar size dediler ki; “biz bu petrolü çıkarırız ama bize sınırsız hak vereceksiniz, süre kısıtlaması istemiyoruz, çıkarttığımız petrolün hiçbir bölümünü Türkiye’de tüketmek mecburiyetimiz olmayacak.” Sanki Türkiye sahipsiz bir alan, kimsesiz bir coğrafya. Sanki bu ülkeyi vatan sayan insanlar yok, sanki bu ülkenin sahibi yok, sanki bu ülkenin çıkarlarını korumakla görevli hiçkimse yok da Türkiye bomboş ve sahipsiz bir alan ve burada bulduğumuz petrolü dilediğimiz gibi kullanırız. Size de %2’lik bir pay veririz diyorlar. Devletin payını da düşürüyorlar. Bu kadar içler acısı bir yaklaşım olamaz. Bir hükümet bu kadar kendini küçültemez. Milli menfaatleri yasadan çıkartmak ne demektir? Kamuoyunda hiç tartışılmıyor. Niçin? Çünkü basının önemli bir bölümü de belli ki büyük bir iştah duyuyor bu petrol işine. Bir kısmı zaten girmiş, bir kısmı da herhalde hevesli. Onun için buna ne tepki var, ne doğru dürüst köşe yazısı okuyorsunuz, ne gazete manşetlerinde bunlar var. Niye yok acaba? Çünkü menfaatleri belki o doğrultuda. Ama biliniz ki Türk milletinin menfaati sizin menfaatinizden daha önemlidir ve biz Türk milletinin menfaatini ezdirmeyeceğiz. Herkesin bundan haberi olsun. Biz iktidar olduğumuz zaman, ilk yapacağımız işlerden biri bu kanunu yırtarak Türkiye’nin çıkarlarını korumayı amaçlayan bir yasa çıkartmaktır. Zaten bu yasanın da anayasa mahkemesi tarafından iptal edilmesi çok kuvvetli bir ihtimaldir. Yani daha belki o noktaya gelmeden, anayasa mahkemesi umuyoruz ki bunu iptal edecektir. Bu kadarına izin verilemez. Yani bir ülkede ne yargı, ne meclis ne halk, ulusal çıkarlardan fedakarlık eden ve bunları bir tarafa bırakan bir kanunu içine sindiremez. Herkes bunu böyle bilsin.
Sunucu: Sayın Öymen, değindiğimiz her konuda hükümetin ilgisiz tavrı ortaya çıkıyor.
Öymen: Keşke ilgisiz olsa, bunun adı teslimiyetçiliktir. İlgisizlikten böyle kanun çıkmaz, ulusal menfaat feda edilmez. Bu düpedüz teslimiyetçiliktir. Herkes bunu böyle bilsin
Sunucu: Bir diğer konu da Batı Trakya’da da çeşitli olayların meydana gelmesi. Bir Yunan gazetesi ırkçılık bildirileri dağıttı ve Abdullah Gül’ e bu soru yöneltildi. Yanıtı da ‘Yunanistan hükümeti gerekli tedbirleri alacaktır’ şeklindeydi. Yani bizim bu konuda hiçbir adım atmasının söz konusu olmadığı, direkt Yunan hükümeti gerekli tedbirleri alacaktır denildi. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?
Öymen: Hep bunu görüyoruz. Bir zayıflık işareti, en haklı olduğumuz ve en çok tepki göstermemiz gereken durumlarda bile bu tepkiyi gösteremiyoruz. Hep alttan alıcı. Sayın Gül, her tarafı güllük gülistanlık göstermeye çok meraklı. Onlar nasıl olsa gereğini yaparlar, böyle bir şey her ülkede olur diyorlar. Sizde bunun yüzde biri olsa, yabancılar öyle mi der? Bizde ırkçılık cereyanları yok, bizim geleneğimiz buna müsait değil ama başka ülkelerde de olsa, ırkçılığa herkes büyük tepki gösteriyor, biz hariç. Bizim orada soydaşlarımızın canına kast eden ırkçı cereyanlar olacak ama Türkiye ağzını açmayacak, Yunanistan gereğini yapar nasıl olsa. Yeter ki ilişkimiz bozulmasın, yeter ki beni sevsinler, desteklesinler. Seçimlerde bütün dış dünyanın desteğine ihtiyacımız var. Onlara sert bir tepki gösterirsek bakarsınız seçimlerde bizi desteklemezler. Sonra ne oluruz? Her dış politika girişimlerinin arkasında görüyorsunuz ki bir iç politika endişesi var. Dış destek sağlama çabası. Bakın başbakanın baş danışmanı ABD’de ‘6-7 sene daha iktidarda kalmak istiyoruz, başbakanımızı delikten aşağıya süpürmeyin, onu kullanın’ diyor. İşte zihniyet bu. Hep bu zihniyet, her yerde bunu görüyorsunuz. En büyük haksızlık yapıldığı zaman bir tepki gösteremiyorsunuz. Kıbrıs’ta düştüğümüz duruma bakın. Gözümüzün içine baka baka ihale açıyorlar, koskoca 73 milyonluk Türkiye ağzını açamıyor, seyrediyor. Haklarımıza tecavüz ediyorlar. Türkiye’nin münhasır ekonomik bölgesinin bir parçasını da almışlar, televizyonlar da gösterdi ve açıkladı. Antalya civarındaki Akdeniz’e uzanan bitişik bölgemizi de kesiyor Yunanistan ve Mısır ile yaptığı antlaşmalar ile. Onlara hiçbir tepki verilmiyor. İnsanın içi sızlıyor, bırakın politikayı filan bir tarafa vatandaş olarak insanın içi sızlıyor. Biz Türk milleti olarak bu kadarına müstahak değiliz. Batı Trakya’daki insanlarınıza yönelik ırkçı saldırılar ve beyanlar olacak ama siz hiçbir şey söylemeyeceksiniz. Geçiştirici beyanlar; her yerde olur böyle şeyler diyorsunuz. O zaman size ne ihtiyaç var? Dünyanın her yerinde her şey olur; çatışma, barış, savaş. Hükümetlere ne ihtiyaç var o zaman? Niçin diğer hükümetler bunun onda biri olsa olağanüstü tepki gösteriyor da siz gösteremiyorsunuz? Çünkü sizin tabiatınız bu; siz alttan alıcı bir hükümetsiniz onun için. Her konuda alttan alıcı, mütevazı, kimseyi ürkütmeyen, incitmeyen bir yaklaşımla dünyada hiçbir yere gidemezsiniz. Dünya bütün devletlerin mücadele ettiği bir alandır. Silahsız bir savaştır dış politika. Siz bunun farkında bile değilsiniz. Siz hep alttan alıcı ve bu suretle dışardan sempati toplamayı amaçlayan politikalar güde güde, Türkiye’yi dişleri sökülmüş bir kağıttan kaplana çevirdiniz.
Sunucu: Kendi ülkesindeki PKK terörünü bile ABD’ye sevk eden bir hükümetten Batı Trakya konusunda böyle bir açıklama duymak, bu konuyu Yunanistan’a havale eder açıklamalar da çok şaşırtıcı değil.
Öymen: Çok üzüntü verici. Batı Trakya Türklerinin eminim ki içi sızlamıştır. Onlar Türkiye’den daima gür ses beklerler. Türkiye’nin gücünü ve etkinliğini her an görmek isterler. Türkiye’den onların kaderini Yunanistan’a teslim edici sözler duydukları zaman çok incinir ve rahatsız olurlar. Onlardan özür diliyorum dışişleri bakanı adına. Biliniz ki Türkiye bu hükümetten ve dışişleri bakanından ibaret değildir. Türk halkının tamamının kalbi sizinle beraber atıyor. Biz sizin yanınızdayız. Bu hükümet gidicidir ama Türk milleti kalıcıdır. Türk milleti Batı Trakya Türklerinin insan haklarını, demokratik haklarını ve vatandaşlık haklarını sonuna kadar korumak için her şeyi yapmaya muktedirdir ve biz bunu yapacağız.
Sunucu: Sayın Öymen, siz de CHP olarak çeşitli çalışmalar yapıyorsunuz efendim. Geçen hafta Almanya’daydınız sayın Deniz Baykal’la beraber. Oradaki temaslarınız hakkında bizi bilgilendirirseniz çok seviniriz.
Öymen: CHP olarak diyoruz ki yurt dışında 4 milyon vatandaşımız var. Bu vatandaşlarımız Türkiye’de yapılan seçimlerde oy kullanamıyor. Niçin? Biz 1995 yılında buna imkan veren anayasa değişikliği yaptık. Ama bu vatandaşlarımız oy kullanamıyor çünkü diyorlar ki biz buraya sandık koyarsak Almanya’da, bizim kamu düzenimiz bozulur. O nedenle dedikleri bu vatandaşlarınız oy kullanamaz. Biz de sürekli olarak bunu her vesile ile dile getiriyoruz. İlk defa bu gidişimizde Bavyera içişleri bakanı, ki yakında başbakan olacak, bizimle aynı fikirde olduğunu söyledi. Kamu düzenimiz bozulmaz. Konsolosluklarda sandıklar koyulur, Türkler orada oy kullanır. Çok hoşumuza gitti. Sayın genel başkanının talimatıyla hemen sayın başbakanı ziyaret ettim, bunu anlattım ve dedim ki böyle bir imkan var. Lütfen hemen Berlin’de Alman Federal Dışişleri nezdinde girişim yapalım. Eğer bu sağlanırsa, bir anayasa değişikliği ya da yasa değişikliği de gerekirse bunu yapıp ilk seçimlere bunu yetiştirebiliriz ve yurtdışındaki vatandaşlarımızın da oy kullanmasını sağlarız. Başbakan da gerekeni yapacaklarını söyledi. Şimdiye kadar böyle bir izlenim almamıştık, ilk defa duyuyoruz biz de dedi. CHP böyle bir gelişmeye öncülük yapmaktan çok büyük bir mutluluk duyuyor. Bunu sağlayabilirsek bundan çok büyük bir gurur duyacağız. Yurtdışındaki vatandaşlarımızın bu temel demokratik hakkının sağlanmasına katkıda bulunmak bizim için gurur vesilesi olacak.
Sunucu: Seçimler yaklaşıyor Türkiye’de. Erken seçim şu anda yeniden gündemde Ali Babacan’ın AB yetkililerine yaptığı açıklama seçimlerin Eylül ayında olacağı yönünde. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Öymen: Biz baştan beri bir erken seçim yapılması gerektiğini söylüyoruz ama bunu cumhurbaşkanlığı seçiminden önce yapmak lazımdır ki cumhurbaşkanını yeni parlamento seçsin. Onlarla beraber çalışacak. Onun için en doğrusu, madem ki seçimlerin tarihini oynatmak kabil, iki üç ay daha oynatırsınız öne doğru. Bu konuda hükümet kesin konuştuğunu söylüyor ama şimdi kendileri bazı bakanlar söylüyorlar seçim tarihi değiştirilebilir diye. O bakımdan onların dediklerinin hangisini gerçek görüşleri olduğu, hangisinin o günün şartlarında söylenmiş sözler olduğunu anlamak kabil değil.
Sunucu: Bir de anket yapılacakmış cumhurbaşkanlığı seçiminden önce, halk nasıl bir cumhurbaşkanı görmek istiyor şeklinde, Erdoğan böyle bir açıklamada bulundu.
Öymen: Bu konuda fazla bir şey söylemek istemiyorum ama bir tek şey söylüyorum o da şudur; Türk halkının kalbinden geçen Atatürk’ün koltuğuna onun ilkelerini, dünya görüşünü, çağdaşlık felsefesini, laikliği benimsemiş bir insanının oturmasıdır. Boşuna anket yapmaya gerek yoktur. Türk halkının kalbinde Atatürk’ün ilkeleri yatar, Atatürk’ün koltuğuna o ilkelere ters düşen birinin oturması Türk halkını çok rencide eder. Onun için anket yapıp boşuna zahmet etmeyin. Türk milleti Atatürk’ün koltuğuna onun çizgisinden giden birini oturtmak ister. Bu anketin cevabı bence şimdiden bellidir.
Sunucu: Şu anda cumhurbaşkanlığı seçimleri için neler söyleyeceksiniz, son olarak bu konuya da değinelim.
Öymen: Bunun çaresi erken seçimdir. Erken seçim olmazsa da iktidar ile muhalefet arasında bir uzlaşmaya varılmasıdır. Geçen seçimde olduğu gibi iktidar ve muhalefetin ortaklaşa benimseyeceği meclis dışından bir aday bulunabilir ve bu aday Türk milletinin çoğunluğunun saygısını, sempatisini kazanan bir aday olur, sayın Ahmet Necdet Sezer gibi. Böyle bir aday mutlaka Türkiye’de bulunur. İktidar uzlaşmaya yanaşırsa, uzlaşma ile yapılacak işler var. Ama yok biz seçeriz, mecliste yeterince insanımız var yaklaşımındaysanız bir kere hukuken çok zorlanacaksınız, sizi uyarıyoruz. Yargıtay başsavcısının mütalaasını hiçkimse göz ardı etmesin. Hemen yargıya gideceğiz sayın genel başkanımızın dediği gibi. Çünkü mecliste bulunacak nisap konusunda yalnız Yargıtay başsavcısının değil, hukuk uzmanlarının da mütalaası var. O bakımdan hem hukuku zorlayacaksınız, hem siyaseti zorlayacaksınız, hem toplumu gereceksiniz. Bu toplumun gerginliğe ihtiyacı yok, uzlaşmaya ihtiyacı var. Cumhurbaşkanlığı gibi bütün milletin tamamını ve kaderini temsil edecek, başbakan olacak, önemli kurumlara belli kişileri atayacak bir şahsiyetin halkın büyük çoğunluğunun desteğini sağlayan bir insan olması lazım. O bakımdan biz hükümete bir kez daha çağrıda bulunuyoruz ve uzlaşma yolunu kapatmayın diyoruz. Gerginlikle, hırçınlıkla, çekişme ile bu kadar önemli meseleler halledilemez. Bakın geçmişte böyle gerginlikler yüzünden demokrasiye ara verdik, askıya alındı demokrasi. 1980 yılında cumhurbaşkanı seçiminde iktidar ve muhalefet uzlaşamadı, 100 tur yapıldı sonuçsuz kaldı ve sonra da askeri müdahale oldu. Şimdi bunun koşulları yok zaten bunu hiçkimse de istemez. Ama geçmişte biz böyle bir tecrübe yaşadık. Toplumu gerdiler. Bunlar yanlış şeyler. Uzlaşma ile aşılamayacak engel yoktur. Yeter ki, her iki tarafta da uzlaşma iradesi olsun. Eğer bir erken seçim olmayacaksa, iktidar ve muhalefet; meclis dışından, herkesin kabul edeceği ve milleti temsil edebilecek bir aday üzerinde anlaşabilir diyoruz.
Sunucu: Sayın Öymen, 2007 yılı Türkiye için gerçekten önemli, gerek iç gerekse dış politika anlamında. Türkiye iç meselelerle bu kadar yoğunken dış politikada atılması gereken adımlar zamanında atılacak mı?
Öymen: Bu hükümet seçim zamanı olsun olmasın hiçbir zaman gerekli adımları atamadı. Kerkük konusu çok hayati bir konudur. Bin yıldan beri bir Türk kentidir Kerkük. Şimdi bunun karakterini değiştiriyorlar. Kerkük’ten Irak petrollerinin %40’ı çıkıyor. Bu bölgeyi kuzeyde kurmak istedikleri bir devletçiğe bağlamak istiyorlar. O devletin büyük bir ekonomik güç sahibi olmasını ve bölgede etkin olmasını istiyorlar. Herkesin kendine göre hesapları var. O bakımdan Kerkük petrollerinin gelirleri bütün Irak halkının olmalıdır, Bağdat hükümetine o gelirler verilmelidir. Orada referandum yapmak son derece yanlıştır, bu referandum yapılmamalıdır. Irak anayasasını hazırlayanlar yanlış bir iş yapmışlardır. Bu arada orada nüfus kayıtları yakılmıştır, Kerkük şehrini yöneten insanların seçiminde yanlışlıklar yapılmıştır. Bin yıldır orada hakim olan Türkler 24 kişilik şehir yönetiminde sadece bir sandalyeye sahiptir, o da eğitim bölümüdür. Oraya tayin ettikleri insan da kısa zaman sonra öldürülmüştür.
Sunucu: Benim asıl vurgulamak istediğim Türkiye’nin şu anda bütün enerjisini iç meselelere harcayıp dış politikada acaba bir eksiklik meydana gelmesi de olabilir mi?
Öymen: Ermeni soykırımı meselesi var. Bu sene veya en geç gelecek sene bunun geçme şansı çok yüksektir. Yeni Temsilciler Meclisi başkanı söz vermiştir, Ermeni lobilerine bu tasarıyı geçireceğine dair. Çok ciddi bir durumla karşı karşıyayız orada. Kuzey Irak’taki terörle mücadele konumuz var, Kıbrıs konusu var, Ortadoğu kan gölüne döndü. Bu ortam içinde Türkiye maalesef adı bile geçmeyen, bir seyirci gibi izleyen, hiçbir konuda etkinliği ve ağırlığı hissedilmeyen bir ülke haline gelmiştir. Bundan çok büyük bir üzüntü duyuyoruz. Yabancı basını okuduğunuz zaman görüyorsunuz, Türkiye’ye karşı ve bizi de çok üzen eleştiri ve ifadelerde bulunuyorlar. Türkiye’nin bu hükümet zamanında Araplaştığı gibi görüşler var. Biz Almanya’da pek çok önemli siyaset adamı ile konuştuk, parti sorumlularıyla konuştuk. Orada edindiğimiz izlenim şu; Türkiye’nin üyelik şansı 5 sene öncesine nazaran daha geridedir diyorlar. Bu üzüntü verici bir tablo. Dış politikada Türkiye çok başarılı oldu AKP döneminde diyenlere, biz ithaf ediyoruz bu gelişmeleri.
Bunlar düzelecek. Vatandaşlarımız hiçbir zaman kötümserliğe kapılmasın. Bu sene bu kötü gidişin duracağı yıldır. Bu sene yapılacak seçimlerde Türkiye yepyeni bir hükümete kavuşacak. O hükümet göreceksiniz ki bu konularda bambaşka bir hava estirecek; hem Türkiye’de hem dünyada. Biz Atatürk’ün partisiyiz. Bu Atatürk’ün çizgisinden giden parti anlamına gelir. Atatürk’ün döneminde Türkiye’nin itibarı nasıl yüksek idiyse, hakları nasıl korunuyor idiyse, şimdi de biz onu yapacağız. Emin olunuz Türkiye hak ettiği yere bu yıl içinde ulaşacak ve bunu da Türk halkının desteği ve gücüyle yapacaktır. Ben gerçekten çok iyimserim. Birkaç ay daha bunlara tahammül edeceğiz ama birkaç ay sonra Türkiye gerçekten aydınlık ve parlak bir geleceğe kavuşacaktır.
Sunucu: Teşekkür ederiz efendim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.