Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Afyon Er TV – Afyon Ziyareti, İç ve Dış Politikadaki Son Durum Hakkında
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in Afyon Er TV’deki röportajı
30 Nisan 2007
Sunucu: Efendim hayırlı akşamlar. Er TV “Dobra Dobra”ya hoş geldiniz. “Dobra Dobra”nın bugün çok önemli bir konuğu var, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen. Efendim hoş geldiniz Afyon’a.
Onur Öymen: Hoş bulduk efendim.
Sunucu: Birkaç günden beri ilimizde dolaşıyorsunuz. İlçelere gittiniz. Bugün Sivil Toplum Örgütlerini ziyaret ettiniz. Çarşıyı esnafı dinlediniz. Nedir Afyon’la ilgili izleniminiz?
O.Öymen: Evet, biz şimdi milletvekili grupları halinde il il bütün Anadolu’yu dolaşıyoruz. Önce Uşak’a gittik, ondan sonra oradan Afyon’a geldik. Afyon’un ilçelerini ve beldelerini ziyaret ettik. Merkezde sayın valimizle görüştük, Sanayi ve Ticaret Odası’yla, esnaf odalarıyla görüştük. Edindiğim izlenimi açıkça söylemem gerekirse Afyon çok daha fazla ilgiyi hak ediyor. Önce köylülerden bahsedeyim. Gittik köylerde, beldelerde temaslar yaptık, çiftçilerimizle konuştuk. Dün ben Dinar’ın köylerine, beldelerine gittim. Arkadaşlarımız başka ilçelere gittiler. Köylüler gerçekten son derece şikâyetçiler. Bu bizi şaşırtmadı çünkü Türkiye’nin başka yerlerinde de durum böyle. Yani, özetle söyledikleri şu, tarımda ürün fiyatları artmıyor, çok az artıyor. Ama girdi fiyatları çok artıyor. Böylelikle her yıl çiftçiler bir yıl öncesine nazaran daha kötü duruma düşüyorlar. Yani, burada, elimde bir iki rakam var. Mesela ne yapıyor, gübre kullanıyor çiftçi. Gübre fiyatları bu iktidar döneminde % 115 artmış. Mazot kullanıyor. Mazot fiyatı %146 artmış, fakat ürettiği pancarın fiyatı sadece %20 artmış. Buğdayın fiyatı %63 artmış. Yani, köylü devamlı zarar etmiş ve şimdi diyorlar ki, artık karşılamıyor. Pancar üretiyordu Türk çiftçisi bu bölgede, Afyon Şeker Fabrikası yapılmıştı, CHP döneminde. Fakat şimdi bakıyoruz ki pancara kota getirilmiş ve o yüzden çiftçiler üretebilecekleri kadar pancarı üretemiyorlar, hem de pancarın fiyatı da düştüğü için gelirleri büsbütün azalmış. Öyle bir sistem yapmışlar ki, yani bu tabiat, pancarı ekerken kaç kilo çıkacağını bilemezsiniz ki. Biraz fazla çıksa ceza ödüyorlar, bir de bu var. Şimdi, Uşak Şeker Fabrikası’nın bu nedenle üretim süresi kısaltılmış ve Uşak Şeker Fabrikası’nda çalışan işçilerin bulunduğu beldeleri bugün ziyaret ettik. Diyorlar ki, eskiden çok daha uzun süre çalışabilirdik, şimdi çok daha kısa süre çalışabiliyoruz. Niye böyle oluyor? Çünkü belli ki bir yabancı şirket Türkiye’ye ithal şeker kamışı getirerek burada şeker kamışına dayalı şeker üretimine giriyor ve büyük ihtimalle bu firmayı kollamak için pancar üreticilerinin üretimi kısılıyor. Bir taraftan da yurt dışından çok miktarda kaçak şeker giriyor Türkiye’ye. Yani, bütün bunların kusuru pancar üreticilerine ait değil, ama bedelini pancar üreticileri ödüyor. Şimdi tarımda durum böyle. Nereye gittiysek bu sıkıntılar var. Birçok yerde su yok. Devlet su getirmemiş, sulu ziraat yapamıyorlar ki biraz sebze üretsin, hiç değilse onunla telafi etsin. Hayvancılıkta durum öyle, çok sıkıntılı. Bunları gördük. Ondan sonra, bugün şehrin çarşısını gezdik. Esnaflarla konuştuk. Yani, ben bu kadar çok ilini gezdim Anadolu’nun, doğrusu, buradaki kadar içimin sızladığı örneği pek fazla hatırlamıyorum. Kasaplar ve Sucuk Üreticileri Odası’nı ziyaret ettik. Onlarla birlikte sucukçular çarşını gezdik. Yani, perişan bir manzara. Esnafın birçoğu dükkânını kapatmış, kepengini indirmiş, gitmiş. Bazıları kepengini indirmemiş ama dükkân boş, içinde hiçbir mal yok. Nasıl olsa bir şey satamayacağım diye vitrine koymamış, boş. Öbürleri vitrinlerinde, dükkânın önünde kangal kangal sucuklar asılı. Ne kadar sattınız diye soruyorsunuz efendim siftah bile edemedik diyorlar. Afyon sucuğuyla meşhur, İstanbul’un et ihtiyacının, sucuk ihtiyacının %40’ı Afyon’dan karşılanıyor. Niye bu böyledir? Yani, burada bir bozukluk var. Orada diyorlar ki, efendim kaçak et Türkiye’ye geliyor, Doğu Ülkelerinden, doğu komşularımızdan, bu buradaki üretimi mahvediyor. Devlet, doğu illerimizdeki hayvancılara belli bir prim veriyor, destek veriyor. Aynı miktarda desteği Afyon’daki üreticilere vermiyor. Ne günahı var Afyon’da yaşayanların? Yani, niçin yapmıyorsunuz bunu? Bu desteği niçin vermiyorsunuz? Hadi o sucuk, et diyeceksiniz ki bir özel alan. Öbür esnafı gezdik. Yani, hazır giyim eşyası satanlar, manifaturacılar vs. Yani, hepsi son derece şikâyetçi açıkça söylemek gerekirse. Birçok yerde bunu görüyoruz. Diğer başka gittiğimiz illerde de esnaf çok şikâyetçi. Ama ben buradaki manzarayı görmedim açıkçası. Peki, dedim, yani siftah edemiyorsunuz akşam eve nasıl ekmek alıp götüreceksiniz? Bize sorun diyor. Cebinden çıkartmış, bir tanesinde 4 tane, bir tanesinde 6 tane icra takibi. Yani, mal satamıyor, akşam eve yemek götüremiyor. Bir de icradan takibat geliyor, borcunu ödeyememişsin, elektriği, artık neyse kirasını ödeyememiş, bunları ödeyeceksiniz diyor. Bunlar gerçekten çok üzücü manzaralar. Yani, Afyon’da gerçekten üzüldüm. Ondan sonra, bazı kasabalara gittik. Bugün, Işıklar kasabasından geliyorum. Yani, böyle bir şeyi hiç tasavvur etmezdim doğrusu. Baktım, orada birisi kamyonetle yüklemiş, ayakkabı getirmiş Denizli’den. Ayakkabı satıyor. Efendim diyor, bir ayakkabı kaça satılır, eskiden bu ayakkabıları ben 10 liraya satardım diyor. 10 liraya satardım, alıcısı vardı, şimdi 5 liraya satıyorum alıcısı yok, 5 lirası yok diyor adamın. Bir de ayağına ayakkabı alacak 5 lirası yok düşünebiliyor musunuz? Yani, vatandaşın durumu bu. Hiç kimse kendi kendini aldatmasın, başkasını da aldatmasın. Nereden nereye geldik? İşte buraya geldik.
Sunucu: Peki, şimdi halkın içindeki bugünkü tabloyu gördünüz, fotoğrafı çektiniz. Ama anketlere bakıyoruz. Halkla biz de zaman zaman görüşüyoruz. Yine AKP birinci parti çıkıyor. Yani neden böyle?
O.Öymen: Evet, işte bu anketlere hiç inanmayacaksınız. Daha önceki seçimlerde de gördük. En son belediye meclisi seçiminde mesela, belediye başkanları seçiminde, yerel yönetim seçimlerinde fiilen aldığımızdan %70 daha az oy alacakmışız gibi gösteriyorlar. Bunun amacı belli. Ankette karşı tarafın veya rakibiniz olan partinin oy oranını düşük gösterteceksiniz ki ona oy verecek adam vermesin, zahmet edip sandığa gitmesin vs. Şimdi, az öne son dediğimin devamı olarak bir şey söyleyeyim. Burada ekonomi nasıl yönetiliyor, yani Afyon sanayisi olmayan bir şehir değil. Pek çok önemli sanayi kuruluşu var. Ama bakıyoruz haraç mezat satılmış. Ne oldu Afyon’un SEKA kâğıt fabrikasına? Ne oldu, niye satılıyor? 650 işçi çalıştırıyordunuz niye kapatıyorsunuz?
Sunucu: Şeker fabrikası da satılacaktı ama sendikanın…
O.Öymen: Kapatamazsınız, ne hakkınız var? Satın alan adam çalıştırıyor mu? Hayır, çalıştırmıyor, içindeki makinalarını almış, sağa sola satmış. Arazisini de herhalde birine satıyor. Neticede bu kadar önemli bir sanayi tesisi Afyon’dan yok olup gidiyor. İşçileri de işlerini terk ediyorlar. Böyle bir şey olur mu? Bakın, başka ülkelerde de özelleştirme oluyor ama Türkiye’deki gibi vahşi özelleştirme değil. Almanya’da nasıl oluyor özelleştirme? Mesela, Doğu Almanya’daki yönetimden devralınca yeni Alman hükümeti, yeni Alman yönetimi oradaki fabrikaları özelleştirdiler, koşulları var. Diyor ki, bu fabrikayı tam olarak çalıştıracaksın, yeni teknoloji getireceksin, şu kadar istihdam yaratacaksın. Böyle buna benzer koşullar var. Eğer diyor bunları yapmazsan, bir tanesini yapmazsan bu şartların, ben geri alırım diyor. Şimdi, bazı Türk firmaları da orada fabrika aldılar. Ama baktılar ki mesela şartlardan bir tanesini firmamız yerine getirememiş, hemen geri aldılar. Yalnız Türk’lerden değil başkalarından da aldılar. Şimdi, başkası özelleştirmeyi böyle yapıyor, biz “baba baba” satıyoruz. Sayın Maliye Bakanı, bütçenin deliğini kapatmak için devletin elinde ne var ne yok satıyor; limanlar, en büyük tesisler, amiral gemileri… Alan işletsin işletmesin umurunda değil. O anda o tesis elinden çıksın, üç kuruşa, olmayacak bir fiyata satılsa bile, o onu memnun ediyor. Ama devlet kaybediyor, vatandaş kaybediyor, orada çalışan işçi kaybediyor, onu düşünen yok. Seçime gelince, benim bir huyum var, âdetim var size söyleyeyim. Her gittiğim yerde vatandaşa açık toplantılar yapıyorum. Yalnız bizim partililere değil, öyle olsa olmaz. Ama bütün vatandaşa açık, her partiden adam var. Geliyorlar, konuşuyoruz, anlatıyoruz, Türkiye’nin meselelerini, iç politika, dış politika, ekonomi, güvenlik, terörizmle mücadele vs. En sonunda diyorum ki, böyle kamuoyu yoklamaları oluyor, anketler çıkıyor o parti önde bu parti sonda. Söyleyin bakalım diyorum yarın seçim olsa kime oy vereceksiniz? Dün de yaptım böyle bir anket Dinar’da. Sorun bakalım katılanlara ne çıktı? Yani, salon böyle inledi. Herkes CHP diye el kaldırıyor.
Sunucu: Siz orada olduğunuz için demiş olmasınlar efendim?
O.Öymen: Efendim göreceğiz. Ondan sonra partililerle oturduk, yemek yedik. Bu işi iyi bilen arkadaşlar var. Onlar diyorlar ki, geçen seçimde çıkarttığımız milletvekili sayısının en az üç katına çıkartacağız. Ben dedim ama o da yetmez.
Sunucu: Peki CHP’nin tek başına iktidar olabilmesi için yeterli mi efendim?
O.Öymen: Bir tek Afyon’la iktidar olunmuyor. Üstelik bir tek CHP ile AKP yok, başka partiler de var. Bu sefer muhtemelen meclise 3–4 parti girecek. Türkiye’nin her yerinde gitmediğimiz yer kalmadı, en batısından en doğusuna kadar, kuzeyinden güneyine kadar, yani benim ziyaret etmediğim 3–4 il kaldı. Gittiğimiz her yerde vatandaşlarla konuşuyoruz. Aldığım izlenimi bana soracak olursanız, kanaatim nedir? Benim kanaatim, AKP bir kere daha Türkiye’de iktidar olmayacaktır. Vatandaş o kadar bezmiş, o kadar bunalmış ki. Yalnız çiftçi değil. Çiftçi böyle, çiftçinin parası yok. Esnaf böyle, esnafın durumu böyle. Orta büyüklükteki sanayicilerin durumu böyle. Yani herkes iktidardan çok şikâyetçi. En desteklemesi gereken kesimler bile şikâyetçi. Bugün konuştuk sanayicilerle. Efendim diyorlar, havaalanı niye çalışmıyor? Gayet tabii, niye çalışmıyor? Niye Afyon’a uçak inmiyor? Birisi bunu bize izah edebilir mi? Efendim askeri havaalanıymış, onun için inmiyormuş. Peki, Türkiye’de uçak inen başka askeri havaalanları yok mu? Ben geçenlerde, Malatya havaalanına gittim, askeri havaalanı. Nasıl oluyor da Malatya havaalanına Türk Hava Yolları iniyor, Afyon’a inmiyor? Birisi bize bunu anlatabilir mi? Demek ki, devlet bunun organizasyonunu, yönetimini sağlayamamış, becerememiş. Neticede ne oluyor? Afyon termal bir turizm merkezi olabilecek bir şehir. Muazzam termal oteller yapılmıştır, çok daha fazlası yapılabilir. Bu bir servet, termal kaynak bir servet. Peki, niçin yabancı turiste rastlamıyorsunuz? Çünkü uçak yok. Niye uçak yok, havaalanı yok. Hayır, havaalanı da var. İşte bunun adı kötü yönetim. Bakın dün ben Gazipaşa’daydım. Gazipaşa Türkiye’nin incisi. Alanya-Antalya arasındaki turistik kaynaklar, doğa güzellikleri, deniz, orman, ağaçlar vs. hepsi Gazipaşa’da fazlasıyla var. Bütün o bölgede var. Havaalanı da var. Ama yanlış yere yapmışlar.
Sunucu: Uçaklar da inmek istemiyor.
O.Öymen: İnemiyor, gittim gördüm. Havaalanını teftiş ettim. Pist bitiyor, dağ başlıyor. yani, orayı bir çocuğa verseniz, çocuk oraya havaalanı yapmaz. Böyle şey olur mu? Niye uçaklar inmiyor, keyfinden mi? Hayır. Belli ki oradaki doğa şartları riskli, inilecek gibi değil. Niye oraya yapıyorsunuz? Şimdi biz bunları eleştirmekle yetinirsek eksik bir iş yapmış oluruz. Biz bunun doğrusunu yapacağız
Sunucu: CHP bugüne kadar, dört buçuk yıllık sürece baktığımız zaman, iktidara geldiğinde ekonomiyle ilgili neler yapacağını çok fazla açıklamadı. Bunu belki de böyle yerel programlarda sorulduğu zaman şehrin fotoğrafını çektikten sonra açıklıyorsunuz ama neden genel politika haline getirmediniz?
O.Öymen: Efendim getirmez olur muyuz? Bizim bu konuların hepsi hakkında çok somut projelerimiz var, önerilerimiz var, programımız var. İlan ettik. Bizim on iki sayfalık bir temel sorunlar-temel çözümler belgemiz var. Belge kurumlarda kabul edildi ve orada her alanda ne yapacağımız yazıyor. Genel başkan da ilan etti. Sizin haberiniz yok, çünkü basın yazmıyor. Basın hükümetten çok çekiniyor, muhalefetle ilgili olumlu bir haber görürse hükümet basına eziyet edecek. Uzan’ların başına gelen bunların da başına gelecek diye çok korkuyorlar. Basın müthiş bir baskı altında. Genel başkan anlattı. Hangi gazetenin hangi manşeti çekeceğine bile hükümet karar veriyor. Böyle demokrasi olur mu?
Sunucu: Peki neden Genel Başkana açılmıyorsunuz?
O.Öymen: Açılıyoruz, niçin burada bulunuyoruz? Her gittiğimiz ilimizde yerel basın için basın toplantısı yapıyoruz, yerel televizyonlarda konuşuyoruz. Biraz önce buranın bir radyosunda konuştuk, şimdi buradayız. Sabahleyin gazetecilerle konuştuk. Biz niçin geliyoruz zannediyorsunuz? Sizin için geliyoruz.
Sunucu: Ama seçim atmosferinden dolayı gelebilirsiniz buraya.
O.Öymen: Hayır efendim. Biz her zaman geliyoruz. Ben dört seneden beri bir hafta sonunu evimde geçirmedim. Her hafta bir yerdeyim, diğer arkadaşlarım da böyle. Ama siz duymuyorsunuz. Çünkü Türkiye’deki büyük basın bunu vermiyor, ödü kopuyor. Muhalefet doğru bir iş yaptı, ülkeye bir hizmet yaptı, bunu yazarsak iktidar bizim başımıza ne iş açar, bundan korkuyorlar. Şimdi ne yapacağız? Biz diyoruz ki, yeni bir sanayi hamlesi başlatıyoruz. Çünkü Türkiye’de sanayi duraklama dönemine geldi. Bakıyoruz, Türkiye’de ara sanayi, yan sanayi üreten çok büyük, önemli firmalarımız var. Ama büyük yatırımcılar buradan alışveriş yapmıyor. Gidiyor aynı malı, aynı ürünü yurtdışından ithal ediyor. Niye? Kur politikası yanlış.
Sunucu: Sayın Erbakan bu konuşmamızı duymasın, benden kopya çekiyorlar der.
O.Öymen: O ne der bilmem. Sayın Erbakan’ın ne dediğini bilmem ama bizim dediğimiz bu. Yani, Türkiye’de sanayi teşviki… Ben bugün burada anlattım. Sanayi ve Ticaret Odası’na dedim ki Türkiye gibi gelişme yolundaki piyasa ekonomilerinin arasında Türkiye sanayii desteklemekte sondan ikinci geliyor. Gelişmiş ülkelerin ekonomileri dâhil. Birinci sırada Güney Kore. Gayri safi milli hâsılasının %8,8’ini sanayiini desteklemek için harcıyor. Biz harcamıyoruz. Almanya yatırım yapacak, sanayisini desteklemek için, o yatırımın bedelinin %5 ile %45’i arasındaki parayı cebine koyuyor sanayicinin. Devletler böyle kalkınıyor. Biz ne yapıyoruz? Biz önüne formalite üzerine formalite, büyük bir bürokrasi, inanılmaz rüşvetler, suiistimaller, yani yatırımcıyı bezdirmek için her şeyi yapıyoruz. Türkiye’ye yatırım yapmış firmalar, Türk firmaları, yurtdışından Almanya’daki firmalar, mesela, gelmiş Türkiye’de yatırım yapmış. Buradan tesislerinin kaldırıyorlar, Mısır’a götürüyorlar, Bulgaristan’a, Portekiz’e götürüyorlar, bezmiş. Şimdi, günah. Siz ne yapacaksınız? İşte buna imkan vermeyeceğiz. Biz sanayiciyi teşvik edeceğiz, birçok yerde organize sanayi bölgesi yok. Yatırım yardımı yapmak isteyen var mı, yok. Teşvik bölgeleri var. Bakıyorsunuz, Düzce’yle Bitlis’in teşvik tedbirleri aynı. Siz olsanız Bitlis’e mi yatırım yaparsınız, Düzce’ye mi yaparsınız? Adam gidiyor Düzce’ye yapıyor. Bitlis’te hiçbir şey yok, ot yok ocak yok. Bir tane yatırım yok. O zaman ne yapacaksınız? Firma bazında, proje bazında destek vereceksiniz. Türkiye’nin neresine yatırım yapıyorsun, ne üreteceksin, hangi teknolojiyi getireceksin, kaç kişi istihdam edeceksin? Buna göre teşvik vereceksin. Yani, bizim köklü bir sanayi politikamız var. İstanbul hariç Türkiye’nin hiçbir ilinde, sanayiciler kalifiye, yetişmiş işgücü bulamıyor. Bir taraftan işsizlik var ama o vasıfsız işsiz. Yani, adamın mesleği yok. Öbür taraftan belli mesleğe sahip insan arıyorsunuz, o insan da orada yok. Demek ki, ne yapmak lazım? Mesleki ve teknik eğitimi geliştireceğiz. Biz ne yapacağız CHP olarak? Eğitimi on yıla kadar zorunlu hale getireceğiz, ondan sonra gençlerimizin üçte ikisini mesleki ve teknik eğitime yönlendireceğiz. Hepsinin elinde bir sanat, bir meslek olacak. Üçte birini üniversiteye göndereceğiz. Üniversite kapısında adam kalmayacak. Böyle bir milyon iki yüz bin insan her sene üniversite kapısından dönüyor. Böyle şey olmaz. Dershaneye gitmezse çocuk, üniversiteye gidemeyecek diye annesi-babası boğazından kesiyor, çocuğu dershaneye yolluyor. Kaç para ödüyor biliyor musunuz Türk vatandaşı dershane için? Dört buçuk katrilyon lira. Niçin? Avrupa’nın hangi ülkesinde var bu? Hiçbir ülkesinde yok. Niçin böyle? Çünkü çocuğun lisede öğrendiği ile üniversite giriş sınavında sorulan aynı şey değil. Lisede başka şey öğreniyor, üniversitede başka şey soruyor. O kadar zor mu? Bizim zamanımızda dershane mi vardı? Biz lisede ne öğrendiysek üniversiteye giriş sınavında o konular soruldu. Kazandık, girdik üniversiteye. Bir meslek sahibi olduk. Niye şimdiki çocuklar olamıyor? Çünkü lisede öğrendiği ile üniversite sınavında sorulan başka şeyler. Yazık, günah değil mi bu çocuğa? Bu çocuk bir taraftan okula gidecek bir taraftan dershaneye gidecek. Annesi, babası perişan, dünyanın parasını verecek. Ve dershaneye gittiği için çocuğun başarı şansı sadece %15 artıyor. Yani, eğitim perişan. Hangi sektöre elinizi atsanız perişan. Türkiye zengin bir ülke. Türkiye dünyanın en zengin 19. ülkesi. Ama kişi başına düşen milli gelirde 99. sırada. Türk halkı zengin bir ülkenin fakir bir çocuğu olmuş. Niçin? Kötü yönetiliyor. Bunun başka izahı yok. Madenlerimiz var, borumuz var, doğalgazımız var, petrolümüz var. Petrol yok diyorlar. Elimizde belgeler var, bugün konferansta da açıkladım. Yabancı şirket, mektup yazmış devlete, Karadeniz’de bir milyar varillik petrol bulduk diyor ve günde 25 milyon metreküplük doğalgaz kaynağı bulduk. Ama bunu çıkartmamız için petrol kanununuzu değiştirin diyor. Daha önceki hükümetler, yabancıların baskısıyla biz bunu yapmayız demiş, bu hükümet yapıyor. Petrol kanunu değişikliğini getirdiler meclise. Bir de açtık ki, yabancılar ne istiyorsa onu vermiş, fazlasını vermiş. Şu an Karadeniz’de doğalgaz bulunduğunu biliyor musunuz? Akçakoca’da şu anda doğalgaz bulundu, tesisleri bitirildi. Yerinde gittim gördüm, bütün sahildeki tesisleri bitmiş. Bolu’daki ana doğalgaz borusuna 16 km’lik boru da döşenmiş. Bir tek vananın açılması kalmış. Ama açılmıyor. Yabancı şirket ortak, vanayı açmıyor, Petrol Kanununu bekliyor. Petrol Kanununu çıkartmazsan açmam diyor. Ben her Allahın günü arıyorum, niye olmadı diye. “Efendim 17 Nisan’da açılacaktı, ertelendi. Şu tarihte açılacaktı, ertelendi”. Niye bu yasayı bekliyor? Çünkü bugün açsa devlete %12,5 vergi verecek, Petrol Yasası çıksa %2 verecek. Türkiye’nin buna benzer çok sıkıntısı var. CHP ne yapacak? Bütün bunları düzeltecek, bu kadar basit.
Sunucu: Efendim buna benzer bir-iki madde söylediniz. Başka ekonomik maddeler var mı? Bunları düzeltmek için sizin planlarınız var mı?
O.Öymen: Gayet tabii, bütün bunlar için bizim hazırlanmış projelerimiz var. Bir kere aç insan bırakmayacağız. Türkiye’de 860.000 insan gece yatağa aç giriyor. Avrupa ülkeleri ne yapıyor? Aç insanlara belli bir sosyal yardım bağışı veriyor her ay. Maaş veriyor. Aynen Avrupa’nın yaptığını yapacağız. Aç insana iş bulana kadar maaş vereceğiz. Artı, işsizlere iş bulmak için her yıl 1,5 milyon iş dağıtımı yapacağız. Bütün bunların projelerini ayrıntılarıyla hazırladık. Her yerde ne yapacağımızı biliyoruz. Ayrıca somut şeyleri de söylüyoruz. Bir kere masada teslim olmayacağız. Rusya IMF’yle ilişkisini bitirmiş, Brezilya bitirmiş, Arjantin bitirmiş, başka ülkeler bitirmiş, kala kala bir tek Türkiye kalmış. IMF’yi otomatik pilot gibi görüyoruz.
Sunucu: Siz hariciyeyi biliyorsunuz. Yıllarca bu kurumdaydınız, müsteşarlık yaptınız. Türkiye’nin IMF’den kurtulması mümkün mü?
O.Öymen: Efendim IMF’den kurtulmak diye bir şey yok. IMF Türkiye’nin de üye olduğu bir milletlerarası kuruluş. Görevi ne? Bir ülke krize girerse IMF’yi çağırıyorsunuz, IMF o krizden çıkmanıza yardımcı oluyor. Krizden çıkınca da o ülkeden çekiliyor, siz gene kendi kanatlarınızla uçuyorsunuz. Bizden hiç çıkmıyor. Niye? Çünkü hükümetler “aman IMF kalsın” diyorlar ve her işi IMF’ye sorarak yapıyor. Bir örnek vereyim size. Ben geçenlerde Zonguldak’taydım, burada vaktiyle 5 milyon ton kömür çıkarmış her sene. 40.000 işçi çalışırmış. Bugün 1,5 milyon ton kömür çıkıyor, 10.000 işçi çalışıyor. Maden mühendisleri orada yüz yıllık kömür rezervi olduğunu söylüyorlar. Kömür hazır, şu anda 5.000 işçi sokmak çalıştırırız. Niye çalışmıyor? IMF izin vermiyor. Her işimiz IMF’ye bağlanmış. Adam işsiz kalıyor, IMF’nin yüzünden. IMF’nin bütün derdi Türkiye’nin borcunu ödemesi. Türkiye’nin toplam milli gelirinin %6,5’unu her yıl bütçe fazlası olarak ayıracaksın, borç ödeyeceksin. Peki dünyada bizden başka şimdiye kadar herhangi bir ülkeye böyle bir koşul konulmuş mu? Hayır. Neticede Türkiye o hale gelmiş ki, borcunu ödemek için borç alıyor. Sonunda bugün vardığımız nokta, Türkiye dünyanın 5. en borçlu ülkesi. Sadece AKP hükümeti zamanında Türkiye’nin borçlarına yapılan ilave 150 milyar dolar. Türkiye’nin durumu bu. Peki, kaynağımız yok mu? Var. Başka bir örnek vereyim size, Afşin-Elbistan’a gittim. Sadece o ilçenin kömür rezervi dünyada 5. sırada, orada 200 yıllık rezerv var. Afşin-Elbistan’ın kömürüyle Türkiye’nin bütün enerji ihtiyacının % 24’ü karşılanabilir. Bugün yüzde kaçı karşılanıyor? %6sı. Bu meseleler böyle umumi konuşmakla halledilmiyor. Başbakan nereden nereye geldik diyip duruyor. İşte buraya geldik. Atatürk’ün dönemindeki bütün hızlı kalkınma politikaları, %10luk kalkınma hızları, sıfır bütçe açığı, sıfır cari açık, o dönemden bugüne geldik. Biz Türkiye’yi Atatürk’ün dönemine döndüreceğiz diyoruz. Atatürk nasıl ülke çıkarlarını koruyan, milli bağımsızlığa dayalı politika izlediyse biz de onu yapacağız. O zaman vatandaşın yüzü gülecek. Bir vatandaş düşününüz ki ayağında ayakkabı yok. Bu duruma getirmişsiniz, nereden nereye geldik diyorsunuz. Sizce, dolar milyarderi sayımız arttı diye vatandaş daha mı zenginleşti? Her gittiğim yerde sordum, “dört sene öncesine göre bugün durumu daha iyi olan vatandaş elini kaldırsın”. Belki inanmayacaksınız, bu kadar belde dolaştım, bu kadar kasaba dolaştım, bir kişi elini kaldırmadı. Dinar’da yüzlerce kişiye konferans verdim, biriniz elini kaldırsın dedim. Bir kişi kaldıramıyor. Vatandaş perişan. Benim size anlatmama gerek yok, gidin şu Afyon çarşısına bakın. Siz yaşıyorsunuz bunu. Peki Türkiye nereden nereye geldi diyerek kimi kandırıyorsunuz? Alternatifini anlatıyorum. Daha ne diyeyim size.
Sunucu: Ama halk CHP’yi fazla göremiyor.
O.Öymen: Göremiyor çünkü size bu anlattıklarımın bir tanesi gazetede okuyamıyorsunuz. Yazmıyor. Biz gazetecilere anlatmıyor muyuz bunları? Anlatıyoruz. Basın toplantısı yapmıyor muyuz? Yapıyoruz. Açıyorsunuz ertesi gün, bir satır yok. Dış politikada CHP Türkiye’yi savaştan kurtardı. 1 Mart tezkeresi buydu.
Sunucu: Efendim o konulara birazdan girelim isterseniz. Esnafımız, işçimiz, memurumuz ne diyebilirsiniz?
O.Öymen: İşçi Emeklileri Derneğini ziyaret ettim. Perişan insanlar. Cebimize ayda 500 milyon para giriyor. Eskiden emekli olan işçi emeklilerinin aldığı para şu anda emekli olanların aldığı paradan çok daha düşük. Arada muazzam bir fark var. Bu adaletsizliktir.
Sunucu: CHP iktidara geldiğinde, 4–4,5 yıl geçtikten sonra size yine gelseniz, yine bir beldeye köye gitseniz, 4–4,5 yılda durumu iyileşen kaç kişi var dediğiniz zaman ne değişecek?
O.Öymen: Biz öyle dört sene bekleyemeyiz. Ben bugün vatandaşa söz verdim, sözümüz namusumuz bizim. Yapamayacağımız işi söylemeyiz biz.
Sunucu: Zaten siz bildiğimiz politikacı şablonuna oturmuyorsunuz.
O.Öymen: Evet öyle. Aynı zamanda ben partim adına konuşuyorum. Dün Gazipaşa’da dedim ki, üç ay içinde havaalanınızı halledeceğiz. Bu kadar. Sizin havaalanınızı halletmek mesele bile değil. Genelkurmaydan başka birçok yerde olduğu gibi askeri havaalanına sivil uçuşlar için izin verilmesini isteyeceğiz. Asker bu memleketin çocuğu değil mi, hayır mı diyecek size? Teknik problem mi var, alet mi lazım? Çözersin, üç tane alet koyarsınız. Pisti 200 metre uzatmak mı lazım. Uzatırsınız.
Sunucu: Efendim, 15–20 milyon dolar civarında bir katkı payı söz konusu, ondan dolayı takılıyor.
O.Öymen: Efendim, bu devlet için 15–20 milyon doların lafı mı olur? Her gün Ali Dibo’lara bilmem kaç mislini ödüyorsunuz. Bu para devlet için çocuk oyuncağı. Türkiye büyük bir devlet diyorum size. Niye bu parayı vereceğiz onu da tartışırız o ayrı konu ama her halükarda bir havaalanı varsa ben oraya uçağı indiririm. Ama bunu bir an önce indireceğim ki buranın termal turizm yapan firması yararlansın, sanayicisi, vatandaşı yararlansın. Afyonlu bir insan hasta olsa, acele göndermeniz gerekse nasıl göndereceksiniz? Gönderemiyorsunuz, yazık değil mi bu vatandaşa? Ben size çok açık söylüyorum, biz iktidar olsak Afyon Havaalanının açılması aylar sürmez, haftalar sürer.
Sunucu: Peki ekonomide genel bir iyileşme ne zaman kendini göstermeye başlar?
O.Öymen: Bence hemen gösterir. Söz veriyoruz dediysem, düşünmeden vermiyoruz. Herkese soruyoruz, konuşuyoruz ondan sonra. Örnek vereyim size, Zonguldak’ta maden mühendisleriyle toplantı yaptık. Onlar kömürün hazır olduğunu söylüyorlar, “şu anda başka hiçbir yatırım yapılmadan 5.000 işçinin eline kazmayı verin yarın sabah madene sokun” dediler. Bunun için aylarca beklemeye gerek yok. Biz de bunu yapacağız. Ereğli Demir-çelik, 20.000 ton maden kömürünü Zonguldak’tan alıyor, 1,5 milyon ton maden kömürünü yurtdışından ithal ediyor. Günah değil mi? Bitişiğinizde 40 km ötede maden var, almayacaksınız, dünyadan ithal edeceksiniz. Sivas’a gidiyorsunuz, orada demir cevheri var. Yeterince vagonunuz olmadığı için o demir cevherini taşıyamıyorsunuz Ereğli’ye. Onun yerine demir cevherini de ithal ediyorsunuz. Bunlar aklı başında bir insanın yapacağı işler değil. Hakkâri’de Türkiye’nin en zengin çinko yatakları var, bir tek maden işletiliyor, 30 milyon dolarlık ihracat yapışsınız taş toprak çünkü o çinkoyu işleyecek tesis kapalı. Tesis, Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Abdullah Gül’ün memleketi Kayseri’de. Tesisi özelleştirmişsiniz, bir İranlı almış, adam işletemiyor, kapatmış. Ve siz Türkiye’de çıkan çinkoyu taşıyla toprağıyla Çin’e satıyorsunuz, orada çinkoyu maden olarak dünyanın parasına alıyorsunuz. Ve madenin altında bir milyar dolarlık rezerv var, üstünde Hakkârili aç yatıyor. Bu kadar kötü bir devlet yönetimi olur mu?
Sunucu: Efendim bütün bunlar Amerika karşı geldiği için oluyor deniliyor. Biliyorsunuz 1974’de bir ambargo uygulandı. O zaman da CHP iktidardaydı. Yani Türkiye yine Amerika’yı veya başkalarını tedirgin ederse bu tür şeyler olabilir mi?
O.Öymen: Yani Amerika veya başkası tedirgin olmasın diye madenimi çıkartmayacağım. Çıkarttığım madenimi işlemeyeyim. Kömürümü de doğalgazımı da çıkartmayayım. Niçin? Çünkü yabancılar üzülür. Böyle şey olur mu? Böyle bağımsızlık olur mu? Ben sömürge miyim? Türkiye dünyada hiçbir zaman sömürge olmamış dört devletten biridir. Bizim atalarımız en zor şartlarda bu ülkeyi sömürge yapmamıştır, biz mi yapacağız? Biz böyle bir Cumhuriyet mi devraldık? Atatürk’ün tam bağımsızlık dediği bu muydu? “Ben tam bağımsızlıktan bahsederken, yalnız siyasi bağımsızlıktan bahsetmiyorum, ekonomik bağımsızlık, kültürel bağımsızlıktan bahsediyorum” diyor. Türkiye’deki durum böyle, haraç mezat yabancılara limanlarımın işletme hakkını vereyim. Amerika veriyor mu? Küreselleşme bir tek Türkiye için mi icat edildi? Dubai şirketi Amerika’da altı tane limanın ihalesini almaya kalktı, Amerikan Kongresi ikiye karşı 62 oyla reddetti. Limanların stratejik önemi var, kimseye vermeyiz dedi. Biz niye veriyoruz? Bankalar. İtalyan bankasını başkasına veriyor mu? Siz niye Yunanlıya satıyorsunuz? Bu mudur küreselleşme, dünyada böyle mi uygulanıyor? İspanyollar büyük bir enerji kuruluşlarını satacaklardı Almanlara, İspanya kanun değiştirdi sattırmamak için. İngilizlerin BP’sinin %20 hissesine Kuveyt talip oldu, sattırmadılar. Ama Türkiye’de bunlardan kimsenin haberi yok. Ben “Ulusal Çıkarlar” diye bir kitap yazdım, bütün bunları anlattım. Ama bunları yazılı basında okuyamıyorsunuz çünkü hükümetin izlediği ekonomi politikaları yanlıştır demekten ödleri kopuyor. Büyük özel sektör bu iktidarı alkışlıyor. Niçin? Onların zamanında daha çok para kazanıyormuş bazı büyük firmalar. Köylü perişan, ülke borca batmış, esnaf iki kangal sucuk satamıyor, umurunda değil. Ondan sonra da onların desteklediği gazetelerin yayınladığı anketlerde, utanmasalar Tayyip Erdoğan oyların %100’ünü alacak diyecekler, ama biraz utandıkları için o kadar diyemiyorlar.
Vatanını seven, bu millet için çalışan bir iktidar bizim iktidarımızdır. İş başına geldiğinde benim kanaatim en çok üç dört ay içinde vatandaş başka bir ülkede olduğunu hissedecektir. Atatürk’ün Türkiye’si geri dönecektir. Yoksa bizim ne farkımız kalır? Ama bunu yapacağımızı bildikleri için bazı çevreler bizim gelmemizi istemiyor.
Sunucu: Peki bunları yapabilmek için illa tek parti iktidarı şart mı yoksa koalisyonla da olur mu?
O.Öymen: Tek başına iktidar olsak biz bunu daha başarıyla, daha kısa zamanda yaparız. Ve hiç kimsenin de yükünü çekmeden yaparız. Koalisyon olursak ne olur, yine yaparız, ama biraz daha zaman alabilir. Bazı alanları koalisyon ortağınıza bırakırsınız, o onların sorumluluğunda olur. Başbakanlık bizde olursa yine son söz bizde olur ama daha zor olur. Biz istiyoruz ki CHP tek başına şu ülkeyi yönetmesi için halkımız bize bir şans versin. Bu halkın menfaati için. Atatürk’ün kurduğu parti, CHP diğer partilerin hangisinden daha beter? Bunların yaptığı her işin daha iyisini yaparız. Başka ülkelerde de böyle. İtalya’da Hıristiyan Demokratlar 46 yıl üst üste gelmiş. Nasıl oldu bu iş dedik, nasıl demokrasi bu? Efendim yurt dışından o kadar büyük baskı vardı, o kadar büyük para yatırdılar ki bizim hiç şansımız olmadı dediler. Japonya’da 1958’den beri aynı parti iktidarda biliyor musunuz? Niçin? Çünkü yabancıların menfaati onu gerektiriyor da ondan. Yabancılar kendi ülkesine hizmet edecek parti istemez, kendilerine taviz verecek parti isterler. Şu anda yabancılar da anladılar durumu. Ben Amerika’daydım ve bize açıkça dediler ki: “Türkiye’deki durumu gördük, mitingleri de gördük”. Türk halkının tepkisinin çok büyük olduğunu gördüler. Bizim heyetimize aynen şunu dediler: “Tandoğan Mitinginden sonra biz Türk halkının mesajını aldık. Artık Türkiye’de bütün partilere eşit bakıyoruz”.
Sunucu: Yani bugüne kadar yanlı bakıyorlardı.
O.Öymen: Bilemem. Ama eşit baktıklarını söylediler. Bu neyi gösteriyor? Kendi çıkarına uygun hükümetler içinden geçse de bir ülkede halkın tarihte görülmemiş bir tepki gösterdiğini görünce orada duruyor. Atatürk’ün gitmediğini fark ediyor. Bakın, kaç tane köye gittiysem hepsinin kahvesinde onun resmi var. Zorla mı asıyorlar, devlet emir mi verdi? Hayır, vatandaşın kalbinde olduğu için.
CHP Türkiye’de yalnız solcuların değil, Atatürk ilkelerine, Cumhuriyet ilkelerine, laikliğe, çağdaşlığa inanan herkesin oy vermesi gereken partidir. Hem sosyal-demokratlardan oy bekliyoruz, hem liberallerden, hatta sağda olup da Cumhuriyetin değerlerini bugünkü iktidarın elinden, yozlaşmasından kurtarmak isteyen herkese biz kucak açıyoruz. Bugün Genel Başkanımız da birleşme çağrısı yaptı. Biz Cumhuriyeti Cumhuriyet karşıtlarının elinden kurtarmak istiyoruz. Bir kere sandıkta birleşeceğiz. Vatandaşı tek tek birleştirecek halimiz yok, zaten anayasal sistemimize göre mümkün değil çünkü seçim ittifakı yasak. O zaman ne olacak? Vatandaş oyuyla birleşecek. Nerede birleşecek? Bizim kanaatimizce Atatürk’ün partisinde birleşecek. Bugün beni bir şey çok etkiledi, gerçekten insan Anadolu’yu dolaşınca gözleri yaşarıyor. Işıklar’a gittik, genciyle yaşlısıyla vatandaş toplanmış. Son derece fakir bir belde. Biz ekonomik konuları anlatıyoruz, şuraya su getireceğiz, şuraya bunu yapacağız, vatandaşın tepkisi Türkiye laiktir laik kalacak oldu. Kendi derdini unutmuş, ayağına ayakkabı alamadığını unutmuş, Türkiye laiktir laik kalacak diyor. Anadolu bu. Dün Dinar’ın ilçelerindeydim, tam o sırada benim orada olduğumu bilmeden İstanbul mitingi hakkındaki fikrimi almak için Kanal Türk telefon etti. “Şu anda Dinar’dayım, ben size fikrimi söyledim, bakalım Dinar halkı ne düşünüyor bir de onu dinleyin” dediğimde muazzam bir alkış koptu. Sanırsınız ki bütün Dinarlılar o sırada İstanbul’daki mitingde. Türkiye bu. Aç adam, fakir, akşam yiyecek yemeği yok, Türkiye laiktir laik kalacak diyor. Hükümetin göremediği bu. Bindirilmiş kıta diyor. Işıklar köyündeki insanlar da mı bindirilmiş kıta? Biz onları araçlara bindirip mi oraya götürdük?
Sunucu: Vatandaş bize sandıkta oy versin diyorsunuz. Diğer partilerle bir ittifak yok.
O.Öymen: Efendim diğer partiler bizimle birleşmek istese biz kapımızı kapar mıyız? Rahmetli İsmail Cem, partisini aldı geldi, biz başımızın üstünde taşıdık. Partimizde hem kendisine hem arkadaşlarına en büyük görevleri verdik.
Sunucu: Yani partiyi kapatıp gelsinler, kapımız açık diyorsunuz.
O.Öymen: Gayet tabii. Başka yöntem ne? Başka bir tek yöntem var. Diyorlar ki “Biz sizin partinizin kadrolarından milletvekili adayı gösterelim. Onlar seçildikten sonra istifa etsinler, eski partilerine dönsünler”. Bunu içinize sindirir misiniz? Ben şimdi kendi partimin il başkanına, ilçe başkanına “arkadaş sen aday olma, senin yerine mesela bir DSP’liyi aday göstereceğim. Ama bilesin ki iki gün sonra istifa edecek” diyeceğim. Adam bana demez mi “ben niye çalışıyorum o zaman?”. Benim söylemek istediğim şu ki Türkiye bir dönüm noktasında. Anayasa Mahkemesinin kararını bekliyoruz. Genel Başkan bugün çok önemli bir laf etti; Anayasa Mahkemesinin bizim beklediğimiz doğrultuda bir karar vermesini bekliyoruz, o zaman bir erken seçim olacak ve bizim kanımızca bu iktidar bir daha gelmemek üzere gidecek. Biz iktidar olacağız ve el birliğiyle bu meseleyi çözeceğiz. İki, Anayasa Mahkemesi aksi yönde karar verirse işte o zaman çatışma ortamına girilir diyor. Türkiye’yi çok gerdiler. Toplumu çok gererseniz, geçmişte yaşadığımız sıkıntıları yaşarız. Uzlaşma istiyoruz. Yanaşmıyorlar.
Sunucu: Uzlaşma istiyorsunuz diyorsunuz, çok güzel ama siz kendi görüşünüzü paylaşan partilerle uzlaşmayı kastetmiyor musunuz?
O.Öymen: Öyle şey olur mu? Biz iktidara dedik ki sizin partinizin içinden bir Cumhurbaşkanını birlikte tespit edelim. İstemiyorlar. Ana muhalefet partisine “Sizinle kaybedecek zamanım yok” diyor Başbakan. İlla Milli Görüşçü olacak. Ya sen, ya ben, ya bizim oğlan. İktidar olmak yetmiyor, devletin dokusunu değiştirmek istiyorlar. Okuyun Başbakanlık müsteşarının laflarını, “biz Türkiye’yi laik bir devlet olmaktan çıkarıp bir İslam devleti haline getirmek istiyoruz” diye açıkça yazmış. Siz bu adamı devletin en üst makamına getirmişsiniz ve hâlâ orada tutuyorsunuz. Sayın Gül’ün yabancı basına verdiği demeçlere bakın: “Anayasamızın ilk bölümünü tercüme edip bir yabancıya verseniz utanırsınız”. Anayasadan utanan adam Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olacak. Türkiye’nin başına gelen sıkıntıların sorumlusu laikliktir diyor. Ankara halkının %60’ı gecekonduda yaşıyorsa bunun sorumlusu laiklerdir ve biz bunu değiştireceğiz. Laiklik, Anayasanın değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek maddelerinden biri. Siz Cumhurbaşkanını olursanız bütün gücünüzle bunu koruyacaksınız ama kendi kanaatiniz bütün felaketlerin sorumlusu bu Anayasadaki laiklik ilkesi. Böyle bir şey olur mu? Daha çok şey söylüyor. Atatürk döneminden diktatörlük diye bahsediyor.
Sunucu: Abdullah Gül bunları söylediğini kabul etmiyor.
O.Öymen: Söyledi mi söylemedi ben karar veremem, istiyorsa açsın davasını ama biz bunları icat etmedik ki. İngiliz basınına söylemiş, Cumhuriyet İngiliz gazetesinden almış yayınlamış. Siz şimdi İngiliz basınını gidin tekzip edin. Cumhuriyet’e ne söylüyorsunuz? Öbürü kitapta yayınlanmış. Gidin kitabı yazanlar hakkında dava açın. Bunların bir kısmını bir kongrede söylemişsiniz, kongrenin tebliği belli. Bu söylediğim lafların bir kısmını 19 Aralık 1992 tarihinde Ankara’da yapılan bir kongrede söylüyor. Doçentken. Hani çocukken söylemiş olsa dersiniz çocuk aklı. Benim katıldığım bir toplantıda zabıtlara da geçen bir konuşmada, bir yabancı milletvekili “Türkiye’de Hıristiyanların hakları sınırlı” dedi, sayın Gül Dışişleri Bakanı, “Türkiye’de Müslümanların din özgürlüğü yok” dedi. Türkiye’de Müslümanların din özgürlüğü yokmuş. İnsaf edin. Bunun altında başka bir şeyler yatıyor. Türban konusunda Anayasa Mahkemesi karar veriyor ve herkesin bu karara uyması gerekiyor, A.İ.H.M’ne gidiyorsunuz, eşiniz dava açıyor sonra başka bir hanım dava açıyor, mahkeme Türk Anayasa Mahkemesini haklı buluyor. Başbakan “onlar anlamaz bu işten, ulemaya sorun” diyor. Bu çağdaş, laik bir ülkenin başbakanı. Türkiye’de bu rejim bitiyor. Dün İstanbul’da yapılan miting, şeriat özlemcilerinin son umudunu da bitirmiştir. Türkiye’de şeriatçılık bir seçenek bile değildir. Türkiye’de Atatürk düşüncesinin ebediyen egemen olacağı, çağdaş, laik bir rejimin yaşayacağı dünkü mitingle bir kere daha perçinlenmiştir. Cumhurbaşkanını karşısına aldı, Genelkurmay Başkanını karşısına aldı, yüksek hâkimleri karşısına aldı, muhalefeti karşısına aldı, Meclisi karşısına aldı, rektörleri karşısına aldı ama halkını karşısına alamaz.
Soru: Abdullah Gül’ün, “Genelkurmay Başkanlığı bizim hükümetimizi kastetmiyor” şeklinde bir ifadesi olmuş.
O.Öymen: Efendim Genelkurmay Başkanı ne dediğini kendisi söyler. Kimsenin kimsenin tercümanlığına ihtiyacı yoktur. “Ne mutlu Türk’üm diyene” lafını söyleyenlere karşı çok ağır bir suçlama var içinde, bu sözleri Türk hükümetinden birisi değil de Arjantin hükümetinden mi birisi söylemiş? Söylenecek çok laf var ama biz Türkiye’nin demokratik bir biçimde meseleyi çözmesini isteriz. Cumhuriyetin değerleriyle demokrasi el ele yürüyecek. Hiç kimse demokratik olmayan bir çözümü aklından geçirmesin. Muhtıranın verilmesinden 8-10 saat önce, BBC İngiliz televizyonu benimle mülakat yaptı ve Türkiye’de askeri bir müdahale ihtimali olup olmadığını sordu. Hiç yoktur dedim. Bugün de aynı şeyi düşünüyorum. Ama hiç kimse rejimi zorlamamalı. Dünden beri bütün yabancı televizyonlar, gazeteler, radyolar beni ne olduğunu öğrenmek için telefonla arıyorlar. “Bu bir milyon insan sokağa piknik yapmak için çıkmadı. Size, Türk hükümetine ve dünyaya mesaj veriyor: biz laiklik olmadan yaşayamayız”. Herkes anladı artık bunu.O meydanlardaki her bayrak bu hükümete, Başbakana ve Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığına gösterilen bir kırmızı karttır.
Sunucu: Onur Bey, biraz önce yarım kaldı. Seçimler oldu, yeniden Meclise girdiniz. CHP de tek başına iktidar olmadı diyelim. Size en yakın parti olarak kimi görüyorsunuz? Ya da şöyle sorayım: MHP ile CHP’nin yakınlaşmasından bahsedildi. İki parti birbirine çok soğuk olmadığını belirtti. Şu anda değişen bir şey var mı?
O.Öymen: Bizim bu konuda bir şey söylememiz bence uygun olmaz çünkü halkın nasıl bir tercih yapacağını bugünden bilmiyoruz. Biz tek başına iktidar olacakmışız gibi çalışıyoruz, vatandaşla böyle konuşuyoruz. Vatandaş başka türlü takdir ederse bakacağız. Hangi partiler Meclise girecek, o partilerden hangisi ile koalisyon yaparız yapamayız, bunları göreceğiz. Ama bir tek şey biliyoruz, AKP ile koalisyon yapmamız söz konusu değil. Önyargımız yok, çünkü siyasi partiler arasında uzlaşma demokrasinin gereği. Ama AKP’nin dünya görüşü ile uzlaşmamıza imkan yok. Değiştik diyorlar ama Abdullah Gül’ün kendisi diyor “bizim sözlerimize bakmayın yaptıklarımıza bakın”.
Sunucu: Anayasa Mahkemesi yarın veya öbür gün bir karar verecek. 367 ile ilgili sizin savınızı kabul ederse ve seçime gidilirse, gelecek olan Parlamentonun 367 sağlamasının garantisi yok.
O.Öymen: Var, neden olmasın. Netice itibariyle Türkiye bir Cumhurbaşkanı seçecek. Biz şimdi hangi tezi savunuyoruz; bu Parlamento beş sene önce seçilmiş Parlamento, siz bundan sonraki Parlamentoyla çalışacak Cumhurbaşkanını seçeceksiniz. Bunun doğrusu ne, Cumhurbaşkanıyla çalışacak Parlamentonun Cumhurbaşkanı seçmesidir. O koşullar oluştuktan sonra, bugünkü gibi dayatmalar olmadıkça biz niçin katılmayalım Meclise, niçin çoğunluk olmasın? Gayet tabii ki katılacağız, başkası da katılacak. Diyelim ki biz en büyük parti olduk, iktidarı da ele geçirdik, hükümeti biz kurduk ama Cumhurbaşkanı seçecek çoğunluğumuz yok. Ne yapacağız? Uzlaşma arayacağız. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi? Demokrasi uzlaşma kültürü demek.
Sunucu: CHP bu Cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda, resmi kanallardan olmasa da gayri resmi olarak şu, şu, şu adaylar olabilir denildi mi?
O.Öymen: AKP mensubu birkaç arkadaşımızla arada bir şakalaşıyoruz, diyoruz ki “mesela senin partin seni gösterdi de biz mi reddettik?”. “Aman aman sakın benim adımı söylemeyin, parti içinde durumum çok kötü olur”. Aday olurlarsa Başbakan kızacak diye ödleri kopuyor. Şu anda bizim için böyle biri isim gündemde değil. Önce Başbakan bize soracaktı hangi isimler üstünde anlaşmaya varabiliriz diye. Onun üzerine biz araştıracaktık, tartışacaktık. Böyle bir şey olmadı, olmadığı için de bizim size isim vermemiz söz konusu değil. Bundan sonra yapılacak iş şu, Anayasa Mahkemesi bizim beklediğimiz doğrultuda karar verirse bu Türkiye’yi muhtemelen erken seçime götürecek. Orada vatandaş kararını verecek. Bu kadar tecrübe yaşandıktan sonra, meydanlarda bir sel gibi dolan milyonlarca insan en iyisi şeriat düzenidir diyip şeriat yanlısı bir partiye oy vermeyecek. Tahminiz bu.
Sunucu: Peki tahmininizin tam tersi çıkarsa, AKP tekrar bu oylarla gelirse, o zaman söyleyecek bir sözünüz kalır mı?
O.Öymen: Demokraside halkın oyuna güveneceksiniz. Biz diyoruz ki, “en büyük halktır”, ondan sonra “halk yanlış iş yapıyor” diyebilir misiniz? Hayır. O zaman kendinizi eleştireceksiniz. Eğer siz halka mesaj veremediyseniz, kendinizi halka yeterince anlatamadıysanız, bunun için de hiçbir meşru gerekçeniz yoksa, mesela bugün yapıldığı gibi basının sansür uygulaması gibi, suç sizdedir. Menderes’in son zamanlarında maalesef bu yapıldı, demokrasiye çok büyük engellemeler, sansürler getirilmeye çalışıldı, sonucunu biliyorsunuz. O zaman eşit koşullarda koşacağız. Yani bir taraf 400 metre düz koşu yapacak, öbürü onun yanında 400 metre engelli koşu yapacak. Böyle demokrasi olmaz. Bütün kanallar, televizyonlar, yazılı basın, iş çevreleri herkes eşit mesafede koşacak.
Sunucu: Ama siz de eşit mesafede olmuyorsunuz, mesela Kanal Türk var.
O.Öymen: Bizim böyle iddialar karşısında söylediğimiz sözler gayet açıktır, arkadaşlarımız da açıkladılar, ben mali işlerden mesul değilim ama size şu kadarını söyleyebilirim ki bizim CHP olarak meşru olmayan tek bir kuruşluk harcamamız yoktur. Öyle o kanal beni desteklesin, al 3 milyon, bu kanal beni desteklesin al 5 milyon yok. Bunu yapan partiler olabilir Türkiye’de, o biz değiliz. Zaten biz gayri meşru işler yapacak olsak öbürlerinden ne farkımız olur?
Sunucu: Ama Genel Başkanınız açıkladı biz bazı kanallara para veriyoruz diye.
O. Öymen: Türkiye’de yerel kanallar dâhil, pek çok kanal, belli ürünleri üretmek için, belli televizyon filmleri yapmak için partilerden katkı aldığı zaman rüşvet mi almış oluyor? Demek ki bir medya kuruluşu teknik bir hizmet verdiği zaman, yasalar çerçevesinde bunun bedelini alır. Bu yapılır. Sabahtan akşama kadar iktidarın alkışçılığını yapan televizyonlar var. Bunlar kendiliklerinden mi yapıyorlar, inanarak mı yapıyorlar?
Sunucu: İktidara geldiğiniz zaman medyayla ilgili bir düzenleme yapacak mısınız?
O.Öymen: Yapacağız. Çağdaş ülkelerde medyanın tarafsız olması için ne yapılıyorsa onu yapacağız. Bizi desteklesin diye medyaya düzenleme yapmayız. Bizimle başkaları arasında eşit duracak, hiçbir zaman büyük ekonomik kuruluşların esiri olmayacak. Devlet medyaları esir almayacak. Yani gerçek bir basın özgürlüğünden yanayız biz.
Sunucu: Söz medyadan açılmışken, Ankara’daki mitingi iki kanal canlı verdi. Diğer kanallar haberlerde kısa süreli verdi. Devletin televizyonu TRT bile çok az verdi. Ama bu mitingi CNN olsun, NTV olsun daha uzun süre verdiler. Gazetelerin birinci sayfalarında daha farklı yer aldı. Bunu Genelkurmayın açıklamasına mı bağlıyorsunuz?
O.Öymen: Hayır, bunu utanmalarına bağlıyoruz. Çünkü bazı kanallar Ankara mitinginden sonra, aynı akşam halktan özür dilediler. Gözlerini kulaklarını tıkamak istediler ama olmadı. Acaba niçin bunu istediler? İktidar rahatsız olmasın diye. Demin de söylediğim gibi iktidarın Uzan’lara yaptığını bize de yapar diye korkuyorlar.
Sunucu: Uzan’lara yapılanları haksızlık olarak mı algılıyorsunuz?
O.Öymen: Bilemem ama iktidarın ne yapabildiğini görüyorsunuz. Yani bir şirket yanlış bir iş yaptıysa mahkemeye verirsiniz, cezasını mahkeme verir. Ama bütün gazetesini, yazarını, köşe yazarını perişan etmek demokratik ülkelerde pek görülmez. Kaldı ki Uzan’ların dışında, Genelkurmay Başkanımızın açıkladığı gibi, bazı gazetelerde hangi manşetin atılacağını hükümet tayin ediyor. Hangi yazar hangi sayfada yazacak, kim genel yayın yönetmeni olacak, hangi yazar gazeteden atılacak bunlar tayin ediyor. Böyle bir demokrasi var mı dünyada? Türkiye’de ifade özgürlüğü konusunda kendilerini rahatsız eden tarzda yaprak kımıldasa dünyayı ayağa kaldıran Batılılar bu konuda ağzını açmadı. Genel Başkanımız diyor ki bizim milletvekilimize iktidara yakın bir iş adamı para teklif etti. Daha doğrusu gidip Mecliste oturursa maddi, manevi her türlü desteği vaat etti. Nerede insan hakları kuruluşlarımız, nerede demokratik örgütler? Şu ikinci cumhuriyetçiler nerede? Türkiye’de demokrasi dışı en küçük uygulamada duyarlılık gösterdiğini söyleyen yabancılar niçin hiçbir şey sormuyorlar? Onları rahatsız etmiyor da onun için. Burası demokrasinin kırılma noktasıdır. Siz demokrasiye inanıyorsanız demokrasinin tehdit edildiği her yerde tepki göstereceksiniz. Siz biliyor musunuz Van Üniversitesi rektörü Yücel Aşkın hakkında kaç yıl ceza istendi? 3200 yıl ceza istediler. Ve o iddiaların hemen hemen hepsinden beraat etti, belki sonuncusundan da etmiştir veya etmek üzeredir. Bir tane insan hakları örgütü kalkıp da “bu ne biçin iştir” dedi mi? O bakımdan demokrasiden insan haklarından bahsedenlerin önce bunlara cevap vermesi lazım. Türkiye’de demokrasinin köküne kibrit suyu eker bu gibi davranışlar. Sizin derdiniz demokrasi falan değil. Kendiniz diyorsunuz zaten, “demokrasi bir tramvaydır bir durakta inerim bir durakta binerim” Bunun anlamı “benim işime yaradığı sürece onu kullanırım, yaramadığı sürece bırakırım”dır.
Sunucu: Siz 67 yaşındasınız. 1940 doğumlusunuz, 1960 ihtilalini gördünüz, 1971 muhtırasını gördünüz, 1980 ihtilalini gördünüz, 28 Şubat sürecini yaşadınız ve maalesef Türkiye bugünlerde de sıkıntılı. Fakat CHP’nin son aylardaki, son günlerdeki söylemlerine baktığımız zaman da sanki askere yeşil ışık yakar gibi ifadeler oldu.
O.Öymen: Bir askeri darbeyi en son isteyecek, hatta hiç istemeyecek parti CHP’dir. Ne oldu o darbelerde? Bizim iki genel başkanımız hapse atıldı. Eski Genel Başkanımız Bülent Ecevit, şimdiki Genel Başkanımız Deniz Baykal hapse atıldı. Pek çok parti yöneticimiz siyasetten yasaklandı yıllarca. Askeri darbelerin hangi niyetle başladığı o kadar önemli değil de ne sonuçlar verdiğini en iyi bilen partiyiz. Biz ister miyiz askeri darbe olsun? Hayır. Ama Türk ordusu da Türkiye’nin kurumlarından biri. Oradaki insanların da, bu meydanlara dökülen milyonlarca insanın bazı duygularını paylaştığı görülüyor. Laikliğin korunması konusunda askerler tamamen kayıtsız diyebilir miyiz? Askerler diyorlar ki, “bizim içimize sızan şeriatçılar var” ve her Askeri Şura’da bunların ordudan uzaklaştırılması için karar alıyorlar. Başbakan ve Milli Savunma Bakanı da her defasında muhalefet şerhi çıkarıyor. Bu ne demek? Ordu hepimizin ordusu. Ordunun açıklamasına bakın, birçok yerinde Anayasaya bağlılıktan söz ediyor. Üslup öyle olmuş böyle olmuş, bunlar tartışılır. Ama şurasını görmek lazım; madde 1-biz askeri darbe istemiyoruz, madde 2-biz demokrasi içinde bütün meselelerin çözüleceğine inanıyoruz, madde 3-biz demokrasiyle Cumhuriyet arasında bir tercih yapılmaması gerektiğine inanıyoruz, madde 4-bütün bunları yapmak için Cumhuriyetimizin temel değerlerini tahrip ederek Türkiye’yi demokrasi dışı bir Ortadoğu devleti girişimlerine de bütün gücümüzle sonuna kadar karşı çıkacağımızı söylüyoruz. Hiç kimse bizi darbecilikle veya ordunun arkasına saklanarak politika yapmakla suçlamasın. Laiklik konusundaki duyarlılığımız ordunun açıklamasından aylarca, yıllarca önceden her vesileyle dile getirdiğimiz konudur.
Sunucu: Peki bu açıklamanın zamanını nasıl buluyorsunuz? 23.15te.
O.Öymen: Bilemeyeceğim, bu işlerle biz ilgilenmiyoruz. Basın bununla ilgilenir ilgilenmez, bu onların işi. Biz toplumun demokrasi içinde bu içinde bulunduğumuz krizi çözmesiyle ilgiliyiz. Bunu çözmenin yolunun da seçim olduğunu düşünüyoruz. Ama bunu yaparken de bazılarının orduyu yıpratacak bir üslup kullandığını görüyoruz, bunu da doğru bulmuyoruz. Ordu Türkiye’nin en önemli kurumlarından biridir. Ordunun gösterdiği hassasiyeti Yargıtay da gösterdi, Danıştay da gösterdi, YÖK de gösterdi, üniversite rektörleri de gösterdi, meydanlardaki insanlar da gösterdi. Herkesin hassasiyet gösterdiği bir konuyu sadece orduya bağlamak, orduyu bu nedenle hedef almak doğru bir şey mi?
Sunucu: Efendim Afyon’dayız. Bugün de Afyon’u gördünüz. Ankara’da da önemli mevkilerde Afyonkarahisarlılar var. Bunlar arasında Ahmet Necdet Sezer de var.
O.Öymen: İyi ki de var. Afyonluları kutluyoruz böyle bir evlat yetiştirdikleri için.
Sunucu: Bir de son Cumhurbaşkanlığı oylamasına katılmayan dört tane Afyon milletvekili var. İki tanesi AKP’den ayrılarak ANAP’a katılanlar, biri CHP’li, biri de AKP’li milletvekili. Yorumunuz nedir bu konuda?
O.Öymen: Afyonlular bu durumla iftihar edebilir. Türkiye’nin bu en zor döneminde, örnek bir Cumhurbaşkanlığı yapan sayın Ahmet Necdet Sezer’in Afyonlu olmasıyla Afyonlular ne kadar övünse azdır. Afyon’un Türk siyasi hayatında geçmişte de çok önemli rolü oldu, bugün de var, Afyon siyasetin odaklaştığı bir yer. O bakımdan biz örgütümüzden özellikle rica ettik, bu seçimlerde Afyon’dan çok iyi bir sonuç almak zorundayız. Afyon’un siyasi kanaatine ve seçimlerde vereceği oya çok önem veriyoruz. Onun için Afyon’a sık sık geleceğiz, hem merkezinde hem ilçesinde daha çok temas yapacağız. Ama iktidara geçtikten sonra da Afyon’a yakın bir ilgi göstermeye devam edeceğiz. Demin söylediğim gibi Afyon’daki havaalanı meselesini süratle çözeceğiz. Buradaki özelleştirilen tesislerin durumuna çok daha yakından bakacağız. Suyu olmayan köylere su getirilmesi işine bakacağız. Yalnız Afyon’da değil bütün Türkiye’de çiftçinin karşılaştığı bu haksız uygulamalar, kotalar vs. konularını çok yakından değerlendireceğiz ve çiftçinin lehine çözeceğiz. Ben şahsen Afyonlulara şu mesajı vermek istiyorum, çok değerli milletvekili arkadaşımız var Halil Bey Afyon’la çok yakından ilgili, Meclise Afyon’un sorunlarını sürekli taşıyor, bizi bilgilendiriyor; ama ben kendi hesabıma söyleyeyim, özellikle bu geziyi yaptıktan sonra kendimi Afyon’un fahri milletvekili sayıyorum ve gittiğim beldelerde, ilçelerde vatandaşlara en ufak sıkıntıları olduğunda beni aramaları için telefonumu da verdim.
Sunucu: Çok teşekkür ederiz Onur Bey.
O.Öymen: Ben teşekkür ederim, bütün Afyonlulara saygılarımı sunarım.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.