NTV Neden Programı, Obama’nın Türkiye Ziyareti

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in NTV  “Neden”  Programına Verdiği Mülakat
7 Nisan 2009
Can Dündar: Merhaba sevgili izleyiciler. Bugün programımızda Amerikan Başkanı Obama’nın Türkiye ziyaretini ve bundan sonrasını değerlendireceğiz. Stüdyomuzda çok değerli konuklarımız var. Bunlardan biri CHP Genel Başkan Yardımcısı ve emekli büyükelçi Onur Öymen. Sayın Öymen, Obama’nın bu ziyaretini nasıl değerlendiriyorsunuz ve Ermeni meselesi konusundaki görüşlerinin değişmediğini söylemesi hakkında neler düşünüyorsunuz?

Onur Öymen: Sayın Obama’nın daha Başkan olmadan bu konudaki görüşlerini biliyorduk ve Başkan olduktan sonra devletin bütün bilgilerine sahip olacağı, daha önce savunduğu düşüncelerini de gözden geçirip bunların yanlış taraflarını göreceği ve daha makul bir görüş sahibi olacağı inancındaydık. Bunun böyle olmadığı anlaşılıyor. Obama 1915 olaylarını soykırım olarak niteleyerek bu olayların tarihi bir gerçek olduğunu söylüyor. Oysa birkaç yıl önce yetmişten fazla Amerikalı bilim adamı, bu konuda yayınladıkları bir bildiride 1915 olaylarının soykırım olarak nitelenemeyeceğini ifade etmişlerdi. Ayrıca 1915 olayları hakkında pek çok hukuki ve siyasi belge de vardır. Öyle anlaşılıyor ki, Amerika’daki Türkler ve ilgili makamlarımız bu konuda Obama’yı yeterince bilgilendirememişlerdir.

Can Dündar: Acaba bu resmi bir politikanın yansıması mıdır?

Onur Öymen: Obama bunun bir soykırım olmadığını bile bile soykırım olduğunu söylüyorsa bu durum Obama’nın samimiyetiyle bağdaşmaz. Belli ki bunun böyle olduğuna inanıyor. Sayın Cumhurbaşkanı ile yaptığı uzun görüşmenin sonunda aynı görüşünü tekrarlamasından anlaşılıyor ki, Sayın Cumhurbaşkanımız da kendisini ikna edememiş.

Can Dündar: Sizce bu durum nasıl bir sonuç yaratır?

Onur Öymen: Bu durum Türk-Amerikan ilişkilerinde büyük bir yara açar. Çünkü 1915 olayları, aslında İngiliz Propaganda Bakanlığı Wellington House tarafından Amerikan kamuoyunu harekete geçirip Amerika’nın I. Dünya Savaşı’na katılmasını sağlamak için düzenlenen yoğun bir propaganda kampanyasının ürünüdür. Bu olaylar sırasında çok üzüntü verici vakalar olmuş, her iki tarafta da büyük kayıplar yaşanmıştır. Ama bunun Amerika’ya sistemli bir faaliyet olarak aktarılmasının arkasında İngiliz Propaganda Bakanlığı’nın çok yoğun faaliyetleri vardır. Ayrıca birçok Amerikalı bilim adamı bu konuda kitaplar yazmışlardır.

O tarihten beri bu olaylar, Amerika ve Avrupa’daki bazı çevrelerde yerleşmiş bir kanı haline gelmiştir. Ancak o tarihte Türkiye’de çok etkin bir işgal gücü olan İngiltere’nin ilgili Bakanları Avam Kamarası’nda verdikleri demeçte, İngiliz Hükümetinin 1915 olaylarını hiçbir şekilde soykırım olarak tanımadığını ve tanımayacağını ifade ettiler.

İşte, bütün bu gerçekler ortadayken Sayın Obama’nın bu görüşlerinde ısrar etmesi düşündürücüdür ve üzüntü vericidir. Bu durumun mutlaka düzeltilmesi gerekir. Bu konuda hem Amerikalı yetkililere hem de Türk yetkililere görev düşüyor.
Can Dündar: CHP olarak, Obama’nın laikliğe vurgu yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Başkan Bush’un son dönemlerinde Türkiye’den sürekli ılımlı İslam devleti olarak bahsetmesi üzerine Başkan Obama’nın yaptığı konuşmalarda ılımlı İslam devletine hiç atıfta bulunmaması ve Türkiye’den laik bir devlet olarak bahsetmesi önemlidir. Biz bunu çok olumlu bir gelişme olarak kaydettik. Fakat laikliğe sıcak bakmayan Başkan Bush bile Türkiye’ye yaptığı ziyaret sırasında Türkiye’den laik bir devlet olarak bahsetmişti. Başkan Clinton Türkiye’ye geldiğinde, o da laiklik tabirini kullanmıştı.

Obama’nın laiklik vurgusu yapmasının bu kadar önemsenmesinin sebebi, Bush döneminde Türkiye’den sıklıkla ılımlı İslam devleti olarak bahsedilerek Türkiye’nin anayasal yapısının başka tarafa yönlendirilmek istenmesi ve geçtiğimiz bir yıl içinde Türkiye’de laiklik üzerine yapılan tartışmalar ve bunların ülke gündemini çok fazla etkilemesidir. Avrupalılar da daha önce laiklikten pek bahsetmiyorlardı. Son bir yıldır Avrupalılar da her vesileyle Türkiye’nin laik yapısının önemini dile getiriyorlar.

Can Dündar: Başkan Bush’tan sonra Amerika’nın yeni bir politika izleyeceği yorumları yapılıyor. Siz bu yorumlara katılıyor musunuz?

Onur Öymen:  Laiklik vurgusu, Obama’nın politikasının Başkan Bush politikasından farklı olmasının en önemli noktalarından biridir. Heybeli Ada Ruhban Okulu konusunda da Başkan Obama yeterince bilgilendirilmemiştir. Çünkü bu konu Türk Anayasası ile ilgili bir meseledir. Türk Anayasası dini ve askeri özel yüksek okullar açılmasına izin vermiyor.

Bizim CHP olarak bu konudaki önerimiz şudur: Biz Ruhban Okulu açılmasına karşı değiliz ama İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne bağlı bir yüksek okul olarak açılmasını savunuyoruz. Patrikhane ise Ruhban Okulu’nun kendisine bağlı olmasını istiyor. Amerikan Başkanının bu tartışmanın içine girmesini çok isabetli bulmuyoruz. Sayın Obama Türkiye’ye din özgürlüğü tavsiyesinde bulunuyor ama hatırlatmak isteriz ki, Amerika kıtasının keşfedildiği yıl Türkiye, İspanya’da baskıya ve engizisyon zulmüne uğrayan Yahudilerin Türkiye’ye getirilmesini ve onlara her türlü dini özgürlük sağlanmasını temin etmişti. Böyle bir ülkeye dini özgürlükler konusunda tavsiyelerde bulunanların zannediyorum ki iki kere düşünmesi gerekir.

Can Dündar: Sayın Öymen, Obama’nın Türkiye’den Ermenistan sınırını açması yönünde talepleri de var. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?

Onur Öymen: Ermenistan sınırının kapalı olması konusu TBMM’nin oy birliğiyle karara vardığı konulardan biridir. Meclisin oy birliğiyle belirlediği bir politikadan uzaklaşılmasının isabetli olmadığını düşünüyoruz. Sınırın açılması çok hassas bir konudur. AKP’nin yaklaşık yedi yıllık iktidar döneminde sınırın açılmaması ve ilişkilerin normalleştirilmemesi acaba bir hata mı olmuştur?

Bu konuda taviz vereceğimizin işaretini verdiğimiz andan itibaren Ermenistan tutumunu sertleştirdi. Ermenistan Dışişleri Bakanı geçenlerde Yukarı Karabağ’ın bağımsızlığını ilan edebileceklerini söyledi. Yani biz alttan aldıkça ve yumuşak davrandıkça onlar daha da sertleşiyorlar. Ter Petrosyan zamanında Ermenistan, Yukarı Karabağ’ın Azeri toprağı olduğunu resmen kabul etmişti. Şimdi ise Yukarı Karabağ’ın bağımsızlığını ilan etmekten bahsediyorlar. Politikalarında çok açık bir geri gidiş vardır. Buna rağmen başka devletler de böyle istiyor diye tek taraflı taviz vermeye kalkarsak şimdiye kadar izlediğimiz politikalardan uzaklaşmış oluruz ve bu yeni politikanın Türkiye- Azerbaycan ilişkilerinde çok ağır bir bedeli olacaktır.

Can Dündar: Obama’nın BM Medeniyetler İttifakı toplantısına katılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Onur Öymen: Amerikalı siyaset bilimci Samuel Huntington “Medeniyetler Çatışması” adlı kitabında her dinin başka bir medeniyeti temsil ettiğini ve bu medeniyetlerin de birbirleriyle çatışacağını savunmaktadır. Buna karşılık da dinleri ve medeniyetleri çatıştırmak yerine onları uzlaştırmak gerektiği vurgulanmaktadır. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında beri bizim savunduğumuz görüş, Türkiye’nin Batı medeniyetinin bir parçası olduğudur. Çünkü biz Batı medeniyetinin değerlerini -demokrasi, insan hakları, kadın-erkek eşitliği, laiklik, çağdaşlık- paylaşıyoruz.

Geçenlerde Brüksel’de katıldığım bir uluslararası toplantıda bizim Hükümetin bir Bakanına, İspanya ve Türkiye’nin yürüttüğü Medeniyetler İttifakı müzakerelerinde İspanya Batı medeniyetini temsil ediyorsa bizim hangi medeniyeti temsil ettiğimizi sordum. Sayın Bakan Türkiye’nin, batının doğusunda, doğunun batısında, hem Ortadoğu’ya hem de Kafkasya’ya komşu bir ülke olduğunu söyledi ama Türkiye’nin Batı medeniyetine mensup olduğunu söyleyemedi. Hükümetin bunu açıkça söylemesi gerekir. Söylemezse bu müzakere havada kalır. O müzakerelere İslam medeniyetini temsilen katılmıyorsanız -ki laik bir ülke İslam medeniyetini temsil edemez- o zaman biz de Batı medeniyetini temsil ediyorsak, orada masanın İspanya ile aynı tarafında oturmanız gerekir. Peki, bu durumda Batı medeniyeti ile Batı medeniyeti dünya medeniyetlerinin ittifakını nasıl müzakere eder?

15 Kasım 1999’da Başkan Clinton, TBMM’de yaptığı konuşmada Atatürk’ün “Kültürler farklı olsa da medeniyet tektir. Türkiye de o medeniyetin parçasıdır” sözüne atıfta bulunmuştu. O zamandan beri Amerika’nın temel yaklaşımı zaten budur. Başkan Obama da Clinton’la aynı partinin mensubudur. Dikkat ederseniz dün yaptığı konuşma ile Başkan Clinton’ın o zaman yaptığı konuşma arasında büyük benzerlikler vardır.

Can Dündar: Son NATO Zirvesinde Türkiye sanki diğer üye ülkeler içinde Müslüman dünyasının duyarlılıklarını temsil eden bir role soyundu ve orada önemli bir çıkış yaptı. Sizce bu çıkış Türkiye’ye zarar verir mi?

Onur Öymen: Öncelikle kısa bir bilgi vereyim. Avrupa ülkeleri üçe ayrılır; bazı ülkelerde “blasphemy” dedikleri dine hakareti cezalandıran yasalar yoktur. Bazı ülkelerde ise sadece Hıristiyanlığa hakareti suç sayan yasalar vardır. Danimarka Ceza Yasasının 140. maddesi ise bütün dinlere hakareti yasaklar. Ne var ki, bu yasa 1938’den beri fiilen uygulanmamıştır. Bizim öteden beri savunduğumuz görüş, bu konunun Danimarka yargısına havale edilmesi ve Danimarka’nın kendi yasasını uygulamasıdır. Danimarka, kendi yasasını uyguladığı zaman göreceksiniz ki bu karikatürün savunulur tarafı yoktur. Bunu cezalandıracak olan da yine Danimarka yasasıdır. Çünkü yasalarında böyle bir hüküm vardır. Dolayısıyla Danimarka Başbakanı bu karikatürü fikir hürriyeti içinde değerlendirdiğini söylediği zaman yanlış yapmış olur.

Ayrıca NATO Genel Sekreterliği konusunda yine Danimarka ile ilgili olan ilginç bir nokta var. 1995 yılında Danimarka Dışişleri Bakanı Uffe Elleman-Jensen NATO Genel Sekreterliğine aday olmuştu. Amerika dahil bütün NATO ülkeleri bu adaylığı benimserken Fransa buna karşı çıkmıştı. Çünkü Elleman-Jensen, Fransa’nın Hint Okyanusu’ndaki sömürgesi olan Fransız Polinezyası’nda, Mururoa takımadalarında yaptığı nükleer denemeleri eleştiren bir demeç vermişti. Fransa, “Bizi eleştiren bir kişi NATO Genel Sekreteri olamaz” dedi ve yaptırmadı. Yani bir devlet kendisi için çok önemli olan bir konuda ağırlığını koyduğu zaman buna engel olabilir.

Biz de Danimarka’ya  “Müttefik bir ülke olarak, Türkiye’ye yönelik terörist faaliyetleri destekleyen bir TV istasyonunun, sınırlarınız içinde yayın yapmasına izin vermemelisiniz” diyoruz. Bir zamanlar İngiltere’den yayın yapan Med TV vardı. Türkiye etkili diplomatik girişimler yaparak bu televizyonu kapattırmıştı ama şimdi Roj TV’yi kapattıramıyor. Bir yıldan beri bu konu diplomatik yöntemlerle çözülebilecekken Başbakan son gün büyük bir çıkış yaptı. Aradan 24 saat geçmeden geri adım attı ve NATO’nun itibarını düşündüğünü söyledi. Peki, o zaman Fransa NATO’nun itibarını düşünmedi de mi Elleman- Jensen’in adaylığına karşı çıktı?

Biz Başbakanın tutumunun özüne itiraz etmiyoruz. Genel Sekreterin değişeceği, bir yıl önceden belliydi. Bu bir yıl içinde çeşitli diplomatik girişimlerle NATO ülkelerine, Amerika ve Danimarka’ya gerekli mesajlar açıkça verilmeliydi. “Roj TV ve karikatür krizi meselesinde tatminkâr bir çözüm bulunmazsa biz Sayın Rasmussen’in adaylığını engellemek zorunda kalırız” denmeliydi. Başbakanın son gün söylediği, daha önceden söylenmeliydi. Bizim itiraz ettiğimiz durum, Başbakanın çok geç tepki göstermesi ve hemen ertesi gün tepkisini geri almasıdır. Karşılığında aldıklarımızın ise itiraz ettiğimiz konularla bağlantısı bile yoktur. Yani Başbakan bu tepkiyi NATO Genel Sekreter Yardımcılığı görevi bize verilmediği için göstermedi.

Can Dündar: Başkan Obama, PKK ile El Kaide’yi aynı cümle içinde telaffuz etti. Bundan nasıl bir anlam çıkarmak gerekir? Sizce Türkiye, Obama’nın bu yaklaşımından memnun mu?

Onur Öymen: Obama, Irak bağlamında hem PKK hem de El Kaide örgütünden bahsediyor ama her iki örgütten farklı üslupla bahsediyor. PKK’dan bahsederken “PKK terör örgütü” diyerek ortak terörist tehditten bahsediyor ve PKK terörünün önlenmesi için Amerika’nın Türkiye’ye yardımcı olacağını söylüyor. Irak Hükümetinin ve Kuzey Irak’taki yerel yönetimlerin Türkiye ile iş birliği yapması gerektiğini ifade ediyor. Aynı cümle içinde, sanki terörün çözümünde bir unsurmuş gibi, Türkiye’deki Kürt kökenli vatandaşların eğitim haklarından ve onlara bazı fırsatların yaratılmasından bahsediyor. El Kaide’den ise öyle bahsetmiyor ve El Kaide’yi yerinden kopartacaklarını ve yeneceklerini söylüyor.

PKK ile mücadelenin hangi yöntemle yapılacağı ve Amerika’nın Türkiye’ye nasıl yardımcı olacağı belli değil. Başkan Bush gibi sadece istihbarat yardımı mı verecekler, yoksa PKK’nın Kuzey Irak’tan tamamen tasfiyesi konusunda fiili bir katkıda mı bulunacaklar? Uluslararası bir sözleşme olan Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’ne göre Amerika’nın asker bulundurduğu ülkede güvenliği sağlama yükümlülüğü vardır. Amerika Irak’taki bütün terör örgütlerine karşı mücadele ediyor, biri hariç: PKK.
Obama’nın konuşmasında, bundan sonraki süreçte siyasi bir çözümü ön plana çıkartıp çıkartmayacakları, PKK ile Kuzey Irak’taki yerel yöneticiler vasıtasıyla dolaylı müzakere yolunu deneyip denemeyecekleri açık değildir. Ancak açık olan bir şey var ki, El Kaide için kullandığı üslup ve hedef başkadır, PKK için kullandığı üslup ve hedefse daha başkadır.

Can Dündar: Sizce Amerika’nın Irak’tan çekilmesi sırasında Türkiye’nin rolü ne olabilir?

Onur Öymen: Bu henüz net değildir. Bu konuyu tartışacağız, buna Meclisin karar vermesi gerekir. Bir ülke Türkiye’ye asker sokmak istiyorsa mutlaka TBMM’den karar alınması gerekir.

Hep sorunlardan bahsettik ama bu ziyaretin önemli tarafları da var. Obama’nın, Türkiye’nin AB üyeliğini desteklemesi, Büyük Ortadoğu Projesi’nden ve ılımlı İslam devletinden bahsetmemesi önemli unsurlardır. Ayrıca Muhalefet liderleriyle görüşmesi de Türkiye’yi sadece iktidardan ibaret görmemesi anlamına gelir ki, bu da önemli bir mesajdır. Genel Başkanımız Obama ile yaptığı görüşmede Avrupa Birliği desteğine teşekkür etmiş ve Türkiye’nin önündeki sorunların çözümü için Avrupa Birliği’ne üye olması gerektiğini vurgulamıştır. İşte, bunlar olumlu unsurlardır.

Obama’nın ziyaretinden sonra netleşmeyip soru işareti kalan konular PKK ve Kıbrıs meseleleridir. Kıbrıs konusunda Obama’nın Bush yönetiminin izlediği politikadan farklı olarak ne yapacağına dair net bir işaret yoktur. Mesela Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne yönelik ambargoların kaldırılacağına dair de bir işaret yok. Sadece orada bir çözüm bulunması için tarafların teşviki gibi ifadeler var. Ama Bush yönetiminin yaptığından farklı ne yapacaksınız? İşte, burası muğlâktır.

Can Dündar: Son olarak neler söylemek istersiniz Sayın Öymen?

Onur Öymen: Aslında bu ziyaret gerçekten çok önemlidir ama bundan sonrasına bakmak lazım. Öyle anlaşılıyor ki Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğinin şekillendirilmesinde birkaç konu önem taşıyacaktır. Bunlar Ermenistan konusu, PKK konusu ve Kıbrıs meselesidir. Ayrıca Afganistan boyutu da var. Obama’nın bazı beyanlarına baktığımızda Lozan konusunda da onu daha iyi bilgilendirmemiz gerektiğini anlıyoruz.

Bir Amerikan Başkanının bir ülkede iki gün geçirmesi kendi takvimi açısından çok uzun bir zamandır. Bir daha Türkiye’ye bu kadar uzun bir zaman ayırma fırsatını bulacağını tahmin etmiyorum. Bizim kanaatimizce Türkiye’nin, tüm bu konularda temel ve çok haklı görüş ve beklentilerini Obama’ya duyurma konusunda önemli bir fırsat kaçırılmıştır. Eğer bu süreçte görüşlerimiz ikna edici bir şekilde anlatılmış olsaydı Obama daha yapıcı, daha olumlu, daha esnek ve Türkiye’yi daha tatmin edici bir dil kullanabilirdi. Çünkü bu, kötü niyetten ziyade belki bilgi eksikliğinden, belki de başka çevrelerin yanlış bilgilendirmesinden kaynaklanıyor.

Hükümetimize düşen birinci görev, Amerika’nın yeni yönetimini bütün bu konularda bilgilendirmek ve Türkiye’nin temel tezlerinde ısrarcı olacağını ve sırf başkalarının hoşuna gitsin diye temel görüşlerimizden fedakârlıkta bulunmayacağımızı açıklamaktır. Bu konuda hepimize görev düşüyor. Biz de Muhalefet olarak böyle bir bilgilendirme çalışmasına katkıda bulunmaya hazırız.

Ayrıca hiç konuşmadığımız çok önemli bir nokta var ki, dikkatle okursanız Amerika’nın Türkiye’nin Hamas konusunda izlediği politikadan memnun kalmadığını, İsrail’in güvenlik çıkarlarına önem vermesi gerektiğini vurguladığını görebilirsiniz.

Can Dündar:  Sayın Öymen, değerli yorumlarınız ve programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.

Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.