İstanbul Radyosu – AİHM’nin Öcalan Davasına İlişkin Aldığı Karar

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMEN’İN İSTANBUL RADYOSUNA VERDİĞİ MÜLAKAT
15 MAYIS 2005

AİHM Öcalan’ı yargılayan Türk mahkemesini adil ve tarafsız bulmamış. Kararlarından öyle anlaşılıyor. Acaba biz bu kararı veren AİHM’ni adil ve tarafsız buluyor muyuz? Doğrusunu isterseniz biz de onları adil ve tarfsız bulmuyoruz. Kararı siyasi içerikli bir karar olarak nitelendiriyoruz. Bir kere AİHM’nin geçmişte de siyasi içerikli kararlar aldığını biliyoruz. Bunların başında da Kıbrıs’taki meşhur Loizidou davası geliyor. Bu davada öyle bir karar almışlardır ki, aklı başında bir hukukçunun bu kararı tarafsız bir karar olarak değerlendirmesi mümkün değilfir. Zira bu kararda, Kıbrıs’taki Türk Devletinin anayasası, mahkemeleri, bütün kanunları yok sayılmış ve Kıbrıs’ta olup biten her şeyden Türkiye sorumlu tutulmuştur. Bu gerçeklere taban tabana aykırı bir durumdur ama Avrupa’da esen havaya göre uygun bir karardır ama hukuka uygun bir karar değildir.

Şimdi Öcalan davasında dikkati çeken bazı hususlar var. Bu karar 73 sayfalık bir karardır ve ben kararı satır satır okudum. Acaba bir yerinde Öcalan’dan terörist olarak bahsediyor mu diye dikkatlice inceledik. Türkiye’nin Öcalan’a terörist dediğini söylüyor, Öcalan’ın avukatlarının, “Sakın Öcalan’a terörist demeyin, o terörist değildir, Kürt davasının savunucusudur.” dediklerini yazıyor. Mahkemenin bu konudaki kararı nedir, onu söylemiyor. Bazı hukukçular diyor ki, “AİHM bunu hiç bir şahıs veya sanık için asla söylemez”. Ancak durum böyle değil. Bu konularda konuşmadan önce daha önceki dava dosyalarını iyi incelemek lazım.

1992 yılında meşhur terörist İlich Ramirez Sanchez, diğer adıyla Carlos, Fransa’da yakalanıyor, tutklanıyor ve mahkum oluyor. Daha sonra AİHM’ye Fransa aleyhine dava açıyor. AİHM bu davanın kararında ne diyor? Bu zat dünyaca ünlü, herkesin bildiği bir terörist olduğu için Fransa’nın aldığı önlemleri mazur karşılamak lazımdır, diyor. Aynı şeyi Öcalan için söylüyor mu? Hayır söylemiyor. Öcalan’ın sorumlu olduğu katliamlar Carlos’unkinden kat kat fazla. Niçin onun için söylüyorsunuz da bunun için söylemiyorsunuz?

İngiltere’de terör suçları ile ilgili olarak özel yargılama usulleri kullanılıyor. Mesela diyorlar ki, yabancı uyruklu bir terörist yakalanmışsa biz bunu mahkemeye çıkartmak zorunda değiliz. Uzmanlar, hukukçular diyor ki, bu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırıdır. İngiltere ise yağma yok, ben bunu böyle uygularım diyor, bu konuda bir deregasyonu yürürlüğe koyuyor. Eğer karar, İngiltere’de de terör suçları için böyle bir uygulama var, Öcalan da bir terörist olduğu için Türkiye yargılama konusunda mazur görülebilir dese bu karar adil bir karar olacak.

Bunun dışında kararda neler var? Mesela diyor ki, mahkemenin başında askeri bir hakim olması, sonradan sivil hakim ile değiştirilmiş bile olsa, karara katılmamış bile olsa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bir ihlalidir. Ancak İmrek davasında ne diyor? Başında askeri bir hakim vardı, sonra bu sivil hakimle değiştirilde bu yüzden bu bir ihlal sayılmaz. Şimdi aynı durum olmuş. Başka bir davada ihlal sayılmaz diyorsunuz, bu davada ihlal sayılır diyorsunuz. Bunda bir adaletsizlik, bir çifte standart yok mu?

Bütün bunları bir arada düşündüğünüz zaman görüyorsunuz ki, AİHM yargıçlarının bir bölümü Avrupa’da Türkiye aleyhine esen havadan etkilenmiş durumdalar. Mahkemenin altı yargıcı ise karara itiraz etmişler ve muhalefet şerhi vermişlerdir. Bu konuda onlar da itiraz ediyorlar. Diyorlar ki, Türk mahkemelerinin adil ve tarafsız olmayan bir mahkeme olduğunu iddia etmek yanlıştır.

Ancak işin esasına geldiğiniz zaman, AİHM bütün bunlara rağmen mutlaka yeniden yargılansın demiyor. Başka davalarda bunu talep ettiği olmuştur. Bu konuda kesin bir hükm iöermiyor ve konuyu Delegeler Komitesi’ne bırakıyor. Mahkeme diyor ki, yargılama sürecinde bazı ihlaller olduğu tespit edilmesine rağmen, illa şöyle yapın demiyoruz. Bizde ise bazı uzmanlar, hukukçular ve daha kötüsü bazı politikacılar daha bu karar çıkmadan hemen televizyonlara çıktılar, “hemen yeniden yargılamamız lazım” yolunda açıklamalar yaptılar. “Bizi fena yaparlar, bizi Avrupa Konseyinden atarlar” diyerek hemen bir suçluluk psikolojisine girdik. Batılılar karşısında böyle bir aşağılık duygusu suymaktan bir an önce kurtulmamız lazım. “Onların her yaptığı doğrudur, bizim her yaptığımız yanlıştır, bize bir şey diyorlarsa bunu hemen yapalım, sonra bize çok büyük bir kötülük yaparlar, başımıza türlü sıkıntılar getirirler, eğer bizi eleştiriyorlarsa bu mutlaka bizim kusurumuzdandır” yolundaki görüşlere kapılmak son derece yanlıştır.

Bugün bakıyosunuz, bir konuda, Ermeni davasında, iktidar ve muhalefet birleşmiş, haklı bir girişim yapmış. Hemen bugün gazeteyi açın, hemen birinci sayfadan şöyle bir haber veriyorlar: “İngiliz Parlamentosu’na yazılan mektup bir intihal midir? Bu lafları bir yerlerden mi çaldık”. Bundan daha saçma bir şey olabilir mi? Bazı hukukçuların görüşlerinden yararlanmışız. Ne yapacaktık? 550 milletvekili tek tek İngiliz arşivlerine girerek orada araştırma mı yapacaklardı? Gayet tabii, bu araştırmaları yapan çeşitli hukukçuların görüşünden yararlanacağız. Bundan daha doğal ne olabilir? “TBMM üyeleri hırsızlık yaptı, bilim adamlarının görüşünü çaldı”, diyor. Bu utanılacak bir durum değil midir? Bunu Meclis’e söylüyor. Yani kendi yaptığımız iyi ve doğru bir işi savunmaktan bile aciziz. En haklı olduğumuz konuda bile bir çıkış yapmışsak hemen ayağımıza çelme takıyorlar.

AİHM’nin kararlarına dönecek olursak, bu kararlarda hiçbir şey tesadüfi değildir. Çünkü Öcalan’ın avukatları diyorlar ki, “Sakın ola ki, Öcalan’dan terörist olarak bahsetmeyin.” Diyor ki kararda, “Öcalan Carlos gibi değerlendirilmemelidir, çünkü o bir halk mücadelesinin lideridir”. Bu iddiaya karşı Türkiye de terörist olduğunu iddia ediyor ve işlediği suçları yansıtıyor. Mahkeme, “Şikayetçi böyle demesine rağmen gerçekten de bir teröristtir” diyor mu? “Biz bazı kararlarımızda PKK’yı teröreist bir örgüt olarak nitelendirmiştik, şimdi ise farklı düşünüyoruz”, diyor.

Uluslararası hukuku içi hukuka benzetmemek lazım. Bir uluslararası mahkeme yerel bir mahkeme gibi değildir. Orada siyasi unsurlar ağır basıyor. Şimdi düşününüz ki, orada aleyhimize karar verenlerden üç tane hakim var. Öcalan bu üç hakimden birinin ülkesinin Nairobi Büyükelçiliğinde yakalanmış, diğer birinin ülkesinin pasaportu cebinden çıkmış, üçüncüsünün ülkesi PKK konusunda sürekli olarak bu iki ülkeyle işbirliği yapmış. Muhtemeldir ki, karar yazılırken bu hakimler Öcalan’dan terörist olarak bahsedilmesine karşı çıkmış olsunlar. Mahkeme de belli bir çoğunluğu elde edebilmek için bazı yargışların itirazını dikkate almıştır. Başkan dahil altı üye karşı oylarında diyor ki,  “Öcalan’dan sanki sivil bir şahıs gibi bahsetmek yanlıştır, zira o bir terör örgütünün lideri olduğu iddiasıyla Türk tarafınca suçlanıyor, ve bunda da hakikat payı vardır.”

Daha önce de belirttiğim gibi Mahkemenin kararında hemen yeniden yargılanma talep edilmiyor. Yeniden yargılanma seçeneklerden biri olarak gösteriliyor. Bir başka seçenek ise konunun dosya üzerinde çözümlenmesidir diyor. Bunun dışında da seçenekler olabilir diyor. Şimdi konu Delegeler Komitesi’ne geldiğinden itibaren siyasi bir konu olacaktır. Çünkü AİHS, mahkemenin kararlarının hayata geçirilmesinde Delegeler Komitesi’ne yetki veriyor. Bu Mahkemenin kararını yokmsayma anlamına gelmiyor, ancak kararda çeşitli seçenekler dile getirilmişse, olağanüstü bir durumdan söz edilmişse, gayet tabii, Delegeler Komitesinde bunlar tartışılır. Bazı ülkeler size diyebilirler ki, “Hemen yargılayın, aksi takdirde olumsuz sonuçlar doğabilir”, bazı ülkeler daha makul davranabilir ve “Sizi anlayışla karşılıyoruz” diyebilirler. Neticede siz diyeceksiniz ki, “Sizin itirazınız nedir? Hem askeri yargıcı mahkemeden çıkardık hem de DGM’leri kaldırdık.” Şimdi bu tür kararlar çıktığında yöntemlerden biri ilgili yasayı değiştirmektir. Biz bunu zaten yapmıştık. Şimdi diyorlar ki, “Dosyayı okumak için 15 gün süre verilmiş, bu yetersizdir”. Ama aynı çevreler, KKTC’ndeki Türklerin Kofi Annan Planı’nı hemen onaylamaları için bastırmışlardı. 9000 sayfalık bu planı okuyan oldu mu? Bir taraftan bir halka kendi geleceğini ilgilendiren bir konuda gözü kapalı bir karar vermesini istiyorsunuz, diğer taraftan işlediği suçlar belli olan bir insan dosyasını okumak için 15 gün süre almış, bu yetmez diyorsunuz. Burada bir çifte standart yok mu?

Şimdi bizim haksızlıklar karşısında sağlam bir suruş sergilememiz gerekir. Bu Avrupa’ya karşı olmak mı demektir? Tam tersine bu, Avrupalı olmak demektir. Hiçbir Avrupa ülkesi yoktur ki, sırf dış baskı geldi diye kendi hakkını korumaktan vazgeçsin, yapılan haksızlıkları sineye çeksin. Bazı hukukçular diyor ki, “Bu karar haksızdır, ma kabul edelim, yoksa bizi fena yaparlar”. Biz bu kadar mı kendimizi düşürdük? Haksızlığa itiraz etme cesaretimiz yok mu? Türkiye Avrupa’nın ceza sömürgesi midir? Biz Avrupa’nın kölesi değil üyesi olmak istiyoruz. Ama bu zihniyet bizi Avrupa’nın köleliğine götürür. Yarın derler ki, “Ermeni sınırını açmazsan müzakerelere başlamıyoruz, soykırım iddialarını kabul etmezsen seni üye yapmıyoruz”. Sonuç olarak, bu gibi alçaltıcı söylemleri bir yana bırakıp, haklarımızı sonuna kadar savunmak bu konuda alınacak en doğru karar olacaktır.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.