Ulusal Kanal – AİHM’nin Öcalan Kararı Hakkında

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMEN’İN ULUSAL KANAL’A VERDİĞİ MÜLAKAT
12 MAYIS 2005

Partimizin tutumunu Sayın Genel Başkanımız Salı günü yapılan grup toplantısında açıkladı. Bir kere daha söylemek gerekirse biz yeniden yargılamanın uygun olmayacağını düşünüyoruz. Toplumu gereksiz yere gereceğini düşünüyoruz. İkincisi hükümet üyelerinin ve iktidar partisi mensuplarının bu konuda aceleci beyanlar verdiğini görüyoruz. Televizyonlara çıkıyorlar “madem ki mahkeme böyle bir karar verebilir, biz de Öcalan’ı yeniden yargılayalım” gibi açıklamalarda bulunuyorlar. Biz bunları iyi düşünülmeden söylenmiş gereksiz açıklamalar olarak değerlendiriyoruz.
Yapılacak iş şudur. Kararı iyice okuyup değerlendirmeden açıklamalar yapmayacaksınız. Kararın metni 73 sayfadır. Kararda Öcalan’ın bir çok itirazı reddediliyor. Sadece üç itirazı kabul ediliyor. Kabul edilen bu itirazlar, gayet tabii, üzerinde düşünülecek ve değerlendirilecek itirazlardır. Biz şunu ifade etmek istiyoruz. Eğer AİHM şimdiye kadar hep adil ve sadece hukukun üstünlüğünü öngören kararlar almış olsaydı bunu farklı değerlendirmek mümkün olabilirdi. Ancak geçmişte öyle kararlar gördük ki, maalesef bu mahkeme bazen siyasi içerikli kararlar da alabiliyor. Bunların başında da Kıbrıs’la ilgili olan Loizidou davası geliyor. Loizidou davasının özelliği şu: AİHM’nin diğer ülkelerin politikalarını da dikkate alarak Türkiye’nin egemenlik haklarının bulunmadığı Kuzey Kıbrıs’ta sanki egemenlik ve sorumluluk tamamen Türkiye’ye aitmiş gibi bir karar aldı. Anayasayı, hukuk sistemini, bağımsız yargıyı tamamen göz ardı ederek bu kararı aldı ve orada sanki her işi Türkiye tanzim etmiş gibi bir tavır kullandı. Bu da gösteriyor ki, bu mahkeme zaman zaman böyle kararlar alabiliyor. Yalnız bu mahkeme de değil. Bazen diğer uluslararası mahkemelerde de böyle siyasi ağırlıklı kararlar görebiliyoruz. Mesela Uluslararası Adalet Divanı’nın Başkanı bir süre önce bir açıklama yapmıştı: “Biz her zaman hukuki kararlar almayız, meta-hukuki kararlar da alırız”. Yani hukukla doğrudan doğruya bağlantısı olmayan kararlar da alabiliriz diyor.
Acaba Öcalan kararı da böyle bir karar mıdır? Bunu iyice incelemek gerekiyor. İçinde öyle eleştiriler var ki, bugünkü AB ülkelerinin iç hukuk sistemlerine baktığınızda gerçekten çok şaşırabiliyorsunuz. Mesela diyor ki, Öcalan uzun bir süre boyunca avukatıyla görüştürülmemiştir. Neymiş uzun müddet? Bir hafta. Tutuklandıktan bir hafta sonra görüşüyor. Daha sonra bu görüşmeler haftada bir keza bir saat olmak üzere sürüp gidiyor. Bunu biz söylemiyoruz. Karar metninin içinde bütün bunlar yazıyor. Ondan sonra da Mahkeme diyor ki, “yeterince görüştürülmediği için adil bir mahkeme sayılmaz”.
Sonra 16 Şubat’ta tutuklanıyor. 23 Mayıs’ta hakim karşısına çıkarılıyor. Bu çok uzun bir süre diyorlar. Peki AB’deki eğilim nedir? Özellikle terörün yoğunlaştığı dönemlerden sonra Avrupa ülkeleri yasalarını tutukluluk sürelerinin uzatılması yönünde değiştiriyorlar. Mesela İngiltere 2001 yılında çıkardığı bir yasada yabancı teröristlerin mahkeme önüne çıkarılmadan süresiz olarak tutuklanabileceğini söylüyor – ki bu madde AİHS’nin tutukluluk süreleri ile ilgili maddelerine tamamen aykırı. İngiltere de bu konuda derogasyon hakkını kullanıyor. Şimdi Avrupa’daki durum bu. Oysa siz bize haftalık on günlük sürelerin çok uzun olduğunu söylüyorsunuz.
Başka neler var? Avrupa Konseyinden gelen yetkililer Öcalan İmralı’ya getirildikten birkaç gün sonra hapishane koşullarını yerinde inceliyorlar ve son derece olumlu izlenimler içeren bir rapor hazırlıyorlar. Tek şikayet tek başına olmasıdır. Pek çok Avrupa hapishanesinin tutukluluk şartlarından daha iyi şartlarda olduğunu gösteren ibareler var. İşkence ile Mücadele Komisyonu da bunu tescil ediyor. Bütün bu unsurlardan sonra kararda ne bekliyorsunuz? Adil yargılamaya ilişkin açıklamalar bekliyorsunuz. Ancak kararda başlangıçta birkaç askeri hakim duruşmalara katıldığı için bunun adil yargılanmamanın bir unsuru olduğunu söylüyor. Sonra DGM’lerden askeri hakimler çekilmişler, yani sonraki duruşmalarda askeri hakimler bulunmamışlar. Raporda Öcalan’ın kendisinin de yargılama sürecinden bir şikayeti olmadığı yazılıyor. Ona rağmen bu noktaya da dayanılarak adil yargı yapılmamıştır deniyor.
Bir de bu adil yargılama olup olmadığına ilişkin karar 11’e 6 gibi bir oy çokluğu ile alınıyor. Demek ki hakimlerin bir çoğu da adil yargılandığı kanaatinde. Hal böyleyken bizim kalkıp da Delegeler Komitesinde bunun savunmasını yapmadan mahkeme kararlarının yanlışlığını, bunun yaratacağı toplumsal tepkileri göz önüne almadan, hemen “Böyle bir karar çıktı biz de hemen yeniden yargılayalım” diye düşünmemiz yanlış olur.
Fransızlar hükümet etmek ileriyi görmek demektir diyor. O bakımdan Hükümetin bu veya başka bir kararı alırken bunun muhtemel sonuçlarını çok iyi değerlendirmesi lazım. Maalesef bu konu çok uzun yıllardan beri Türkiye aleyhine istismar konusu yapılmıştır. Daha birinci dünya savaşından itibaren Türkiye’deki bazı etnik gruplar devrin bazı büyük devletleri tarafından Türkiye aleyhine kışkırtılmıştır. Bunu bir kere daha hatırlatmak istiyorum: Milletler Cemiyetine Musul Konusunda başvurulması 6 Ağustos 1924, Nasturi ayaklanması 7 Ağustos 1924. Milletler Cemiyetinin Musul’a geldiği tarihte Şeyh Sait ayaklanması çıkıyor. Biz bütün bunları biliyoruz. Başka ülkelerde de bunun örnekleri var. Bir ülkede yaşayan bir ya da birkaç etnik grubu merkezi hükümete karşı kışkırtmak, ayaklandırmak, onların hamisi gibi görünmek ve bundan siyasi çıkar sağlamak uluslararası siyasette yüzyıllardan beri etkili olan bir yöntemdir ve Türkiye’ye karşı da çok sık uygulanmıştır. Bazen Kürtler için bazen Ermeniler için bazen de Rumlar için.
Bizim buna dikkat etmemiz lazım. Şimdi önümüze ne çıkacak, ben size söyleyeyim. Hükümet yeniden yargılamaya karar verirse derhal mahkeme üzerinde büyükçe bir siyasi baskı oluşacaktır. Yabancı parlamento heyetleri gelip davayı izleyeceklerdir. Duruşmanın kapısında çıkıp Türkiye’yi küçültücü demeçler vereceklerdir. Af girişimleri olacaktır. “Sanık siyaset sahnesinde çalışmalarına devam etsin” denecektir. Yani bizim bu tür girişimlere hazırlıklı olmamız gerekiyor. Toplumun belli bir kesimi kışkırtılacaktır. Türkiye aleyhine hiç arzu etmediğimiz olaylar çıkabilecektir. Yeniden yargılamakla sonuç değişecek midir? Avrupalılar Otuz otuz beş bin kişiyi öldüren bir terör örgütünün liderinin müebbet hapis cezası verilmesi çoktur mu diyecektir? Avrupalıların daha ağır cezalar verdikleri dönemler olmuştur. Mesela Almanya’da ülkenin toprak bütünlüğüne karşı eylem yapılması müebbet hapis nedenidir.
O bakımda bu durumun siyasi sonuçlarını çok iyi değerlendirmek lazım. Hükümetin de delegeler komitesinde bütün bunları çok açık anlatması lazım. Bir de işin AB boyutu var. Avrupa Komisyonu 6 Ekim 2004 tarihli İlerleme Raporunda açıkça Öcalan ve benzeri durumdaki insanların yeniden yargılanması yolunda gerekli düzenlemelerin yapılması gerektiğini söylüyor. Daha karar çıkmadan diyor ki, siz yasalarınızı değiştirin ki bu insanlar yeniden yargılanabilsin. Halbuki TBMM bu dönemde mahkemeleri karara bağlanmış sanıkların yeniden yargılanamayacağını karara bağlamış. Siz bu iradeyi bir tarafa bırakıp bunları yeniden yargılayın diyorsunuz. Şimdi ne olacak. AP’nda kararlar alınacak. AB’den Türkiye’ye yönelik baskılar gelecek. Yeniden yargılama olmazsa müzakereler başlamaz diyecekler. Bunun gibi bir çok yeni mesele çıkaracaklardır. Bu karar durup dururken Türkiye’nin başına çok büyük sorunlar çıkarmaya namzet bir karardır. O bakımdan biz bunu gerçekten üzüntüyle karşılıyoruz. Türkiye idam cezasını kaldırmış da kötü bir iş mi yapmıştır. Biz doğru bir iş yaptığımıza inanıyoruz. Ama Türkiye’nin o zaman attığı bu adımı kimsenin istismar etmemesi gerekir. Madem ki siz idam cezasını kaldırdınız biz de bunu sizin burnunuzdan getiririz dedirtmemelidir. Türk milletinin duygularını ve AB ile bütünleşme arzularını hiç kimse istismar etmemeli ve halkta AB’ne karşı bir öfke ve husumet duygusu yaratmamak gerekir. Maalesef yaptıkları budur. Biz bunu önlemeye çalışıyoruz ve hükümeti de uyarıyoruz.
Bu kararda bir de karşı oylar var. Bakıyoruz, 6 tane hakim karşı oy kullanmış. Yeniden yargılamaya yol açabilecek altıncı maddenin ihlalinin doğru olmadığını düşünüyorlar. Herkes aynı fikirde olsa bazıları diyebilir ki, ne yapalım, bu kadar hukukçunun hepsi birden mahkemenin gayri adil olduğunu düşünüyor. Bir de karar kısmını çok iyi incelemek gerekiyor, zira asıl önemli olan karar bölümüdür. En sonunda diyor ki dava edilen hükümet, yani Türkiye 120.000 euro’luk mahkeme masraflarını ödemeye mahkum edilmiştir. Delegeler Komitesinde yeniden yargılamanın yolu açılmıştır diyenler çıkabilir ama siz buna itiraz edeceksiniz. Ancak kararın icra bölümünün içinde yeniden yargılama yokken bizim bazı iktidar partisi yetkilileri çıkıyor: yeniden yargılama yapılabilir, biz buna hazırız diyorlar. Kraldan çok kralcılık yapıyorlar. Bu son derece yanlıştır. Bu gibi demeçler Türkiye’yi küçültüyor. Diyeceksiniz ki, böyle bir karar var ama bizim de bu kararla ilgili söyleyeceklerimiz var. Tepkimiz koymamız gerekiyor. Loizidou davasında Türkiye aleyhine karar çıkınca 1998’den 2004 yılına kadar bunun mücadelesini verdik. Bu Hükümet 2004 yılında yelkenleri indiriverdi. Şimdi niye bu tepkiyi gösteremiyorsunuz: Efendim bizi kötü yaparlar. Böyle korkuyla, baskı altında, endişeyle politika yapılmaz, devletler böyle idare edilmez. Cesaretiniz yoksa o koltukta oturmayacaksınız. Devleti idare etme koltuğu cesaret koltuğudur. Cesaretiniz, gücünüz, kararlılığınız, bu milleti temsil etme iradeniz, kendinize güveniniz yoksa orada oturmayacaksınız. Bırakacaksınız, bunu yapabilecek insanlar gelecek.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.