TV5 – Kıbrıs Hakkında Mülakat

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMEN’İN TV5 KANALINA VERDİĞİ MÜLAKAT
30 NİSAN 2005

Türkiye gibi bir ülkenin dış politikasının daima gündemin ön sırlarında yer almasını yadırgamamak lazım. Türkiye’nin stratejik konumu itibarıyla bu bölgede pek çok sıcak gelişme yaşanıyor. Fakat önemli olan hükümetin bu gelişmeler karşısında nasıl bir tavır aldığıdır. Şu sıralar dış politikamızda son derece önemli gelişmeler var. Bir tanesi AB ve bununla bağlantılı olarak Kıbrıs konusu. AB’nden Türkiye’ye Güney Kıbrıs’ı tanıyın diye baskı geliyor. Daha bugün AB’nin genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn bir Deutsche Welle’de yaptığı açıklamada Türkiye Güney Kıbrıs’ı tanımadan üyelik müzakerelerine başlayamaz diyor.

Evet şimdi o konu da ayrı bir konudur. Rumlar bir süreden beri AB ile NATO arasındaki işbirliğinin Türkiye’den geldiğini ileri sürüyorlar. Oysa bu konuda Türkiye ve NATO ülkeleri arasında bir mutabakata varılmıştı. AB’nin yapacağı operasyonlarda NATO’nun imkanlarından yararlanıldığı zaman AB üyesi olmayan NATO ülkeleri burada nasıl görev alacakları konusu da karara bağlanmıştı. Bu çerçevede Kıbrıs NATO’nun Barış için Ortaklık Projesine dahil olmadığından bu sistem içinde yer alamıyor ve Maltayla birlikte şimdi 2002’de varılan mutabakatı değiştirmek istiyorlar. Bunun için de ellerinden gelen imkanları kullanarak AB içinde Türkiye’ye engel olmaya çalışıyorlar. Oyun budur.

Şimdi Kıbrıs konusunda yapılan en büyük yanlış Güney Kıbrıs’ın AB üyesi olması konusuna Türkiye’nin itiraz etmemesi olmuştur. Oysa Kıbrıs’ın AB üyeliği Kıbrıs Devleti’ni kuran Londra ve Zürich antlaşmalarına açıkça aykırıydı.  Buna rağmen Hükümet ciddi bir tepki göstermedi ya da bu durumu engellemeye çalışmadı. Oysa bundan önceki hükümetler daima bunu engellemek için büyük çaba göstermişlerdi. Zaten Rumlar da AB’ne üye olduktan sonra sürekli olarak veto kartını Türkiye’ye karşı kullanmaya başladılar. İlk olarak da 1963 tarihli Ankara Antlaşmasını Kıbrıs Rumları da dahil olmak üzere yeni üyelere bir an önce uygulayabilmesi için Türkiye’ye baskı yapmaya başladılar. Ne yazık ki, bu Hükümet 17 Aralıkta burada da bir taviz verdi ve 3 Ekim 2005 tarihinden önce bu anlaşmanın teşmili için yazılı bir taahhütte bulundu. Bunlar diplomaside gerçekten yapılmaması gereken hatalardır. Aynı zamanda da Türkiye-AB Ortaklık Konseyi’ne 26 Nisan’da yayınladığı Ortak Tutum Belgesi’nde Türkiye’nin Güney Kıbrıs’la ilişkilerini normalleştirmesini istiyorlar.

Şimdi uluslararası hukukta tanımadığımız bir ülkeyle bir anlaşma imzaladığınız zaman fiilen o ülkeyi tanımış sayılıyorsunuz. Şimdi bunu bertaraf etmek için, bu durumu biraz da iç kamuoyuna olumlu bir gelişme gibi yansıtmak için Hükümet bir deklarasyon yayınlayacak ve diyecek ki, ben bu protokolü imzaladım ama yine de Güney Kıbrıs’ı tanımıyorum. Peki sizin bu deklarasyonunuzu kim tanıyacak?  Rumlar tanımayız diyorlar. Diğer Avrupa ülkeleri baskı yapıyorlar. Kısacası o zaman  Türkiye gerçekten çok zor bir durumda kalacak. Karşı tarafın  elinde veto kartı var, bunu unutmamak lazım. Siz ben bunu yapmıyorum dediğiniz anda o da ben sizinle üyelik mütarekelerini başlatmıyorum diyebilir. O bakımdan Türkiye böyle sıkıntılı bir duruma girmiş bulunuyor.

Hükümetin İncirlik ile ilgili kararnamesine gelince, o konuda Mecliste tatminkar bir bilgilendirme olmadı çünkü bu konu anayasamızın 92. maddesine göre TBMM’nin yetki alanı içinde ve Meclisin yetkisinde olan bir konunun Hükümet tarafından kararname ile sonuçlandırılmasının hukukumuza uygun olmadığını düşünüyoruz. Hükümetten bütün bunların Mecliste kapsamlı olarak görüşülmesini istiyoruz. Hükümet bu meseleyi şimdiye kadar Meclise hiç getirmedi. İlk defa bugün, genel nitelikte, Sayın Bakan bir izahat verdi ve anladık ki bu kararname ile yalnızca ABD değil diğer ülkelerde İncirlik ve diğer üsleri kullanabilecekler. Bu son derece yanlış bir karardır.

Ayrıca şimdi Türkiye’nin komşu ülkeler ile ilişkilerini de düşünmesi lazım. Bu üsleri Amerikalıların lojistik amaçlı kullanmasının Türkiye üzerine ilave bir risk, bir tehdit çekip çekmeyeceğini değerlendirmek lazım. Bütün bunları yapacak yer TBMM’dir. Böyle gelip bir defalık kısa bır genel bilgi vermekle bu işin görüşüldüğünü söyleyemeyiz. Konu Dışişleri Komisyonuna gelmeli, Meclis Genel Kurulunda bütün detaylarıyla tartışmalıyız. Ortaya bir siyasi tavır koymalıyız. Şimdi Meclis 1 Mart 2003’de bir tavır koydu. Amerikan askerlerinin davetine karşı çıkarak Amerika’nın Irak harekatına Türkiye’nin destek olmasına razı olmadığını ortaya koydu. Ama Hükümet şimdi aynı harekata lojistik destek veriyor. Sonra Sayın Bakan şeffaflıktan bahsediyor ama 23 Haziran 2003’te çıkardıkları kararname gizliydi. Bizim zorlamamızla bir kaç ay sonra açıklandı. Gördük ki, daha önce ilan ettikleri insani yardım amacının dışında başka unsurlar da var.

Mesele bizim gördüğümüz kadarıyla şudur: Bu sorunlar her zaman vardı. Niçin Türkiye’nin üzerinde bu kadar fazla gelemiyorlardı. Çünkü daha önceki Türk Hükümetleri duracağı noktayı çok iyi biliyordu. Dış baskılar karşısında taviz vermeye hazır olduğu izlenimini vermiyorlardı. Kuvvetli direnç gösteriyorlardı Maalesef bu Hükümet zamanında dış politikada dış baskılara direnme gücünün zayıf olduğu izlenimi uyandırıldı. Kıbrıs meselesinde bunu gördük. Irakta gördük, AB’de gördük, Patrikhane konusunda gördük, Heybeliada Ruhban Okulu konusunda gördük. Yani Hükümet hemen hemen her konuda yabancıların taleplerine, baskılarına olumlu cevap verme eğilimi içinde gözüküyorlar. Bu da yersiz talepleri davet ediyor. Şimdi bizi üzen budur. Bu konularda Hükümetin bu konularda direnç göstermesi lazım.  Eğer Hükümet bu direnci gösterecek gücü kendinde göremiyorsa bu gücü Meclisten alacak.
Şimdi bizim muhalefet olarak en önemli görevimiz halkı uyarmak, bilinçlendirmek, bilgilendirmek. Bunun yanında Hükümeti de denetliyoruz, eleştiriyoruz,  gerekli bütün denetim mekanizmalarını Mecliste kullanıyoruz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.