AVRASYA TV – Mersin Olayları, Öcalan’ın Yeniden Yargılanması, Ermeni Sorunu

CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur ÖYMEN’in
Avrasya Televizyonuna verdiği mülakat
26 MART 2005

Türk Bayrağı bizim için en yüksek en kutsal değerdir. O bakımdan bayrağa yönelik saygısızlıkları bizim hafife almamıza imkan yok. Başka ülkelerde her zaman bu kadar saygı gösterildiği söylenemez. Kıbrıs’ta  bildiğiniz gibi birkaç yıl önce sınırdaki bayrağımıza bir Rumun saldırması üzerine ateş açılmıştı. O insan ölmüştü. Amerikalılar eleştirerek Türk tarafına demişlerdi ki “Bayrak aslında bir bez parçasından ibarettir. Bu kadar hassasiyet göstermeniz mübalağa değil midir?” Biz de onlara Türkler için bayrağın ne kadar önemli ve kutsal olduğunu anlatmıştık. O olaydan sonra Amerika’da 11 Eylül saldırıları olduğunda bir de baktık ki, Amerikan halkında bayraklarına karşı müthiş bir tutku ortaya çıktı. Bir günde ortalama olarak Amerika’da Wall Mart süpermarketler zincirinde günde ortalama altı bin yüz bayrak satılırken, bu rakam11 Eylül saldırılarından sonra bir günde yüz altmış bine çıktı. O bakımdan bayrak bir milletin sembolüdür. Ve bunu hiç hafife almaya gerek yoktur. Hafife almak, küçümsemek  mümkün değildir. Bayrak bir milleti millet yapan unsurlardan biridir. O bakımdan biz vatandaşlarımızın pencerelerine, binalarına bayrak asarak bu olayı kınamalarını çok olumlu bir gelişme olarak görüyoruz. Bir milli uyanış olarak görüyoruz. Ve ulusal değerleri, ulus devlet anlayışını, ulusal çıkarları, ulusun itibarını hafife alanları, küreselleşme adı altında ulusal değerleri küçümsemeye çalışanları da doğrusu çok kınıyoruz.

Bu Öcalan meselesinde durum şudur; geçen yıl Ceza Muhakemelerin Usulü Yasası çıkartılırken yeniden yargılamanın hangi durumlarda mümkün olabileceği karara bağlanmıştır. Ve bilinçli olarak Öcalan’ın davasının dönemi bunun kapsamı dışında bırakılmıştır. Başka bir deyişle, TBMM’nin iradesi Öcalan’ın tekrar yargılanmaması yönünde oluşmuştu. Ondan sonra şöyle bir gelişme oldu; 6 Ekim tarihinde  AB Komisyonu bir ilerleme raporu hazırladı. Bu raporun bir maddesinde Türkiye’den ismini de zikrederek Öcalan’ın yeniden yargılanmasına imkan verecek yasal düzenlemeler yapılmasını isteniyordu. Ve biz bu raporun bir çok noktasına itiraz ederken bu noktasına da itiraz ettik. Ne yazık ki Hükümet raporu olumlu ve dengeli buldu; ayrıntılı bir inceleme yapmadan önce genel olarak rapor hakkında olumlu bir izlenim uyandırdı.  Bu Türkiye olarak itiraz gücümüzü azalttı. Halbuki hem bu konuda, hem de Dicle-Fırat barajlarının uluslararası yönetime verilmesi, Patrikhanenin ‘ekümenik’ sıfatı gibi haksız ve aşırı mübalağlı talepler karşısında Türkiye’nin bir tepki göstermesi gerekiyordu.

İşte biz şimdi bu tepkiyi Hükümetten bekliyoruz. Bunu yapmadığımız taktirde Meclisin iradesine saygılı bir tutum sergilemiş olamayacak. Yalnız şunu da söyleyeyim ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin üst sınıf divanı önümüzdeki haftalarda Öcalan ile ilgili bir karar verebilir. Ve bu kararla da Türkiye’yi suçlu bulabilir. Bu durumda Öcalan’ın yargılanmasını tekrar isteyebilir. İşte bu gibi taleplere karşı Türkiye’nin direnmesi lazım. Geçen yıl bu Luisidou davasında yaptığımız gibi hemen baskı karşısında geri adım atıp da “AİHM’nin iradesi budur” diye milletimizin duygularını rencide edecek, Meclisin iradesini zedeleyecek  bir yaklaşıma girmemek lazım. Dış baskılara karşı kendimizde direnme gücünü hissettiğimiz ölçüde başarılı olacağız. Aksi taktirde her gün önümüze kabul edemeyeceğimiz taleplerle çıkacaklardır. Ve bunun sonunda AB’ye üyelik garantisi vermediklerine göre bir taraftan tek taraflı tavizler vereceğiz bir taraftan da milli itibarımızı sarsacağız. Dünyanın neresinde teröre taviz verilmesi isteniyor? Başka ülkeler yasalarını terörle mücadelede büsbütün ağırlaştırırken biz teröristlere taviz vermek zorunda kalacağız.  Ayrıca belki de Öcalan’a tazminat ödemesini Türkiye’den isteyecekler. Bu risk bile var. O bakımdan bizim çok dikkatli ve kararlı hareket etmemiz lazım. Hükümet bu konuda kararlı gittiği ölçüde bizde destek oluruz. Ama tavizkar bir yaklaşım benimserse bizden tabii ki destek görmesi söz konusu olamaz.

Ermeni konusunda Hükümet ile bir görüş birliğine vardık. Ve bizim bir önerimiz oldu. Dedik ki bu Ermeni Soykırım iddiaları bu yıl 90. yılı vesilesiyle büsbütün yoğunluk kazandı. Ülkemizi zor duruma düşürebilecek girişimlerin başladığını görüyoruz Şimdi esas bizim bir çıkış yapmamız lazım. Çünkü bu iddiaların özü I. Dünya Savaşında İngiliz Propaganda  Bakanı tarafından hazırlanan, hiçbir bilimsel değeri olmayan bir kitaba dayanıyor. Bu kitap tamamen Türkiye’yi dünya kamuoyu gözünde özellikle Amerikan kamuoyu gözünde küçük düşürmek için hazırlatılmış bir kitaptır. İngiltere’nin savaşta düşmanı olan Türkiye ve Almanya aleyhine böyle kitaplar yayınlatılmıştı. Savaştan sonra Almanya hakkındaki kitabın bir savaş propaganda belgesi olduğunu İngiltere resmen Avam Kamarasında kabul etti ama Türkiye aleyhinde sözde Ermeni soykırımı hakkındaki kitabı bu şekilde bir propaganda belgesi olarak nitelendirmediler.

Şimdi bunu isteyeceğiz. Bizim önerimiz üzerine AKP’nin de katılımıyla Milletvekillerimiz İngiliz Avam Kamarası üyelerine bir girişimde bulunacaklar ve diyeceklerdir ki “Bu kitabın bir savaş propaganda kitabı olduğunu ilan ediniz”. Bunun üzerinde çalışıyoruz. CHP olarak çok değerli Amerikalı bir profesörü davet ettik. Justin McCharty hem Ankara’da Mecliste bir konferans verdi hem de bugün İstanbul’da bir konferans verdi. Ankara’da Bilkent’te yabancı Büyükelçilerle konuştu. Verdiği mesajın özü şudur: Türkiye bu konuda son derce haklıdır. Türkiye aleyhindeki iddialar tarihin çarpıtılmasıdır. Türklerin soykırım yaptığına dair hiçbir somut belge yoktur. Bütün bilimsel bulgular bir soykırım olmadığını kanıtlamaktadır. Ama Türkiye aleyhindeki propagandaların sonucunda milyonlarca insan dünyada Türkiye’nin bu soykırımları yaptığına inanmışlardır. Türkiye’nin buna karşı çok güçlü bir atağa geçmesi lazım. Bilim adamlarının, tarihçilerin göreve çağrılarak bu iddiaların tamamen hayal mahsulü olduğunu kanıtlaması lazım. Mavi Kitapta yer alan bazı ifadelerin gerçek sahiplerinin kim olduğunu kitabı yazanlar bile bilmediklerini itiraf etmişlerdir diyor. Bu tamamen propaganda bürosunun eseridir ve bunu yazanlarda  propaganda bürosunun hesabına çalışmışlardır diyor.

Yani ülkemize çok büyük haksızlık yapılıyor ve AB’deki bazı çevrelerde Türkiye’nin üye olabilmesi için soykırımı tanıması gerektiğini söylüyorlar. Justin McCharty dedi ki “Sizi bu Avrupa ailesine almak için babalarınızın dedelerinizin hiçbir suç işlemedikleri halde katil olduklarını kabul edilmesini istiyorlar. Bu Türkiye’yi aşağılatıcı bir taleptir ve buna çok kuvvetli tepki göstermek lazımdır” dedi. Biz de aynen öyle düşünüyoruz ve tarihimizi, geçmişimizi kimseye karalatmaya niyetimiz yoktur. Bu gibi haksız talepler karşısında Türkiye’nin tek bir vücut olarak tek bir yumruk olarak direnmesi lazımdır. CHP olarak biz işte bunun için çalışıyoruz.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.