SkyTürk – Ermeni İddiaları Hakkında

CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMEN’İN
15 MART  2005 TARİHİNDE SKY TÜRK KANALINA
VERDİĞİ MÜLAKAT

Sunucu- Değerli izleyiciler, Sayın Öymen’i son günlerde CHP’nin girişimleriyle yeniden gündeme gelen, Türkiye’yi bir anda sarsan ve özellikle iktidarın bu yönde harekete geçmesini sağlayan önemli bir konuyla ilgili olarak konuk ediyoruz. Konu, Ermenilerin 90. yıl etkinlikleri, bu çerçevede etkinliklerin ötesine geçen, Türkiye’yi uluslararası alanda çok büyük sıkıntılara sokacak bir takım açılımları da beraberinde getiren bir konu. Sayın Öymen, gerek diplomat kişiliğiyle, gerek siyasi kimliğiyle bu meselenin arka planını, bu mesele hakkında neler yapılması gerektiğini en iyi bilenlerden biri ve bu konuda kendisinin görüşlerine başvuracağız.

Sayın Öymen izleyicilerimize anlattık ama ben konunun biraz farklı bir yönüne değinmek istiyorum. Tabi 90. yıl çerçevesinde yürütülen çok ciddi bir siyasi faaliyet söz konusu. Ermeni meselesinin geçmişini ve bugününü incelediğimizde bu sorunu Türkiye’yle ilgili bir sorunla bağdaştırabilir miyiz? Yani bunun geçmişten bugüne taşınmasında gerçekten söylediği gibi ciddi oyunlar var mı? Bu konunun başka sahipleri var mı? Siz bu konuda ne diyeceksiniz efendim?

Onur ÖYMEN- Uluslararası ilişkilerde buna oldukça sık rastlıyoruz. Yakın geçmişimizi inceleyecek olursak görürüz ki, bazı etnik konular Osmanlı imparatorluğunun son zamanlarında, hatta Cumhuriyetimizin ilk dönemlerinde yabancı ülkeler tarafından Türkiye’yi zayıflatmak için, Türkiye’yi baskı altına almak için kullanılmıştır. Özellikle petrolün bulunmasından sonra Ortadoğu’da Türkiye’yi küçültmek, Türkiye’nin etki alanını daraltmak amacıyla yapılan çalışmalarda bu etnik unsurların daima ön plana çıkarıldığını görüyoruz. Bakınız İngiltere Milletler Cemiyetine Musul konusunda 6 Ağustos 1924’te müracaat ediyor. 7 Ağustos günü Nasturi isyanı başlıyor. Bu bir tesadüf olabilir mi? Milletler Cemiyetinden o zaman bir heyet gönderiliyor Musul meselesini yerinde incelemek üzere. O heyet oradayken Şeyh Sait İsyanı başlıyor. Yani devamlı etnik unsuru Türkiye üzerinde baskı aracı olarak kullanmak amacıyla bütün bunlar yapılıyor.

Daha eskiye gidersek 19. yüzyıl boyunca yabancılar daima Türkiye’deki azınlıkları himayeleri altına almak istiyorlar. Böylelikle Osmanlı imparatorluğu üzerinde söz sahibi olacaklar. Onları bir manivela olarak kullanacaklar. Oyun böyle oynanıyor. Yani Rusya’da Rus halkının %60’ı köle statüsündeyken, Ruslar Türkiye’de Hıristiyanlara iyi muamele yapılmadığı iddiasıyla onları himaye almak istiyor. Kendi ülkesindeki halkın durumuna bakmıyor. Osmanlı imparatorluğundaki Hıristiyanları himayeleri altına almayı düşünüyorlar. Fransızlar da aynı şekilde. Bu işin böyle bir geçmişi var.
Ermeni meselesine bakacak olursak bunun da dış boyutu var. Yani bir taraftan Ruslar doğu sınırlarımızdan Türkiye’ye saldırmış. O sırada o bölgede yaşayan Ermeleri Türklere karşı kışkırtarak Türkiye’nin direnme gücünü azaltacaklar. Bölgede de buna yatkın olan bazı Ermeni militanlar, Ermeni gruplar var. Bu grupların daha önce Türkiye’de yaptıkları bir takım suikast eylemleri var. Bunlar Rus ordularıyla işbirliği yapıyorlar. Neticede Türkiye bunları Güney illerine, çatışmaların yaşanmadığı illere göndermek zorunda kalıyor ve tehcir dediğimiz bir sürgün kararı çıkıyor.

Sunucu- Ya da zorunlu göç ve iskan kararı deniliyor.

Onur ÖYMEN- Zorunlu göç kararı çıkıyor. Şimdi bu işin bir boyutu. Yani yabancı bağlantılı olarak sorduğunuz için söylüyorum. Başka bir boyutuna bakıyoruz. Türk toprakları Kurtuluş Savaşından önceki yıllarda işgal altındadır. Birinci Dünya Savaşının sonunda Maraş ve Adana bölgesi Fransızların işgal bölgesi ve burada bizdeki bilgilere göre Fransız üniforması giydirdikleri Ermeni militanlar Türklere saldırıyor. Yani bunları bizim çok iyi incelememiz lazım, çok iyi bilmemiz lazım. O bölgenin tarihini bizim çok iyi araştırmamız lazım.

Aslında bizim davacı olmamız lazım. Yani siz bu etnik unsurları Türkiye aleyhine bu kadar uzun zamandan beri niçin kullandınız, nasıl kullandınız? Yani uluslararası ilişkilerde pek siyasi ahlaktan bahsedilmez ama uluslararası ilişkilerin asgari olarak uyulması gereken ölçüleri vardır. Etik kuralları vardır. Bütün bu ölçüleri aştınız. Ötesi var. 1937’de işte en son Dersim isyanı oluyor, bitiyor. Ondan sonra uzun yıllar Türkiye’de etnik grupların bir terör faaliyetine karıştıkları görülmüyor. İlk defa Kıbrıs harekatından sonra çıkıyor. Bir tesadüf mü? Kıbrıs harekatı 1975 yılının başındadır, ilk terörist saldırılar,  değerli büyükelçilerimizin öldürülmeleri, başka diplomatlarımızın öldürülmeleri de 74-75 yılının başındadır. Bizdeki bilgiye göre bunlar arasında çok yakın ilişki var. Kıbrıs Rumlarıyla Ermeni militanlar, Asala militanları, daha sonra PKK militanları. Bu çok yakın işbirliği içindeler.

Sunucu- Zaten efendim programımızın başlığını da biz Ermeni meselesi ve Rum-PKK ilişkisi diyerek,konunun çok farklı bir boyutunu ortaya koymak üzere bu şekilde kararlaştırdık. Türkiye’nin Ermeni meselesinin 150 yıllık geçmişi bağlamında çok ciddi bilgi ve belgeleri var. Özelliklede 74 sonrası Türk diplomatlarının şehit edilmesi ve Türklere yapılan saldırılardan sonra da elde edilmiş çok ciddi bilgi ve belgeler var. Tabi siz bir diplomat olarak bu bilgileri çok iyi biliyorsunuz. Biraz önce uluslararası dava açma hakkımızdan bahsettiniz. Acaba biz provokatif bir takım tedbirler geliştiremez miyiz? Yeni yöntemler bulamaz mıyız? Sürekli bir savunma yerine acaba biz neler yapabiliriz?

Onur ÖYMEN- Tabi yapılması gereken budur. Ama önce söylemimizi değiştirmemiz lazım. Biz sürekli olarak savunma yöntemini uyguluyoruz. Maalesef bir süreden beri dış politika alanında siyasi kadroların tercihi hep savunma yöntemi olmuştur. Bu bizi diplomatlar olarak gerçekten üzmüştür. Çünkü biz Cumhuriyet döneminin başlangıcında haklarını cesaretle koruyan, bütün dünyada sesi çok gür duyulan bir millettik. Sonra zaman içinde bu biraz geriledi. Son zamanlarda, bakıyoruz, daima böyle kendini mazur göstermeye çalışan, adeta bazı kusurları varmış da, o kusurları örtmek isteyen bir görünüm sergiliyoruz.

Sunucu- Cinayetleri bile meşru göstermeye çalışan bir grup var karşımızda.

Onur ÖYMEN- Şimdi şunu açıkça söylememiz lazım. Türkiye’yle ilgili Ermeni iddiaları Birinci Dünya Savaşından kaynaklanan savaş yalanıdır. Bunu bütün açıklığıyla dünyaya ilan etmek lazım. Birinci Dünya Savaşında İngilizler Amerikan halkına, Amerikan hükümetine baskı yapıp Amerika’yı savaşa sokması için ayağa kaldırmaya, galeyana getirmeye çalışıyorlar. Amerikan halkına öyle bir propaganda yapacaklar ki, Amerikan halkı kendi hükümetine baskı yapsın, Amerikan hükümeti de İngilizlerin yanında savaşa girsin. Bütün oyun bu.

Sunucu- Bir propagandaya dayalı.

Onur ÖYMEN- Bunu nasıl yapacaksınız? İki yöntemi var. Birincisi, Alman propagandasının Amerika’ya ulaşmasını önleyeceksiniz, sadece kendi propagandanızı ulaştıracaksınız. Almanya’yı Amerika’ya bağlayan Okyanusun altından bir telgraf hattı var; ilk iş bu hattı kesiyorlar. İkincisi de, İngilizler kendi Savaş Propaganda Bürosu’nu kuruyor. Bu büro bir taraftan savaş olaylarını tamamen çarpıtarak, İngiliz hükümetinin dilediği gibi İngiliz halkına duyurmakla görevli. Esas işi bu zaten. Hiçbir İngiliz gazetecisi bu büronun sansüründen geçmeden kendi gazetesine bir haber geçemiyor. Bütün İngiliz gazetecilerin haberleri buraya geliyor ve orada bir Albay oturuyor basında ne yayınlanmasını istiyorsa öyle yazıyor. İngilizlerin mağlup olduğu bir savaşı mesela Fransa’da büyük bir zafer gibi İngiliz halkına duruyorlar. Bu büronun amacı bu.

Aynı zamanda bu büronun ikinci bir görevi daha var. Bunun için de İngiltere’nin en önemli yazarlarını, gazetecilerini, şairlerini,  Edgar Allen Poe, Arnold Toynbee, Viscount Bryce gibi kişileri topluyorlar; onlara diyorlar ki, size büyük ve gizli bir vatan görevi veriyoruz. Göreviniz Türkleri ve Almanları başta Amerika olmak üzere dünya kamuoyunun önünde vahşi, saldırgan ve medeniyet aleminde yeri olmayan insanlar gibi anlatacaksınız. Çünkü onlar bizim düşmanımız. Biz şu anda Almanya ve Türkiye’yle savaşıyoruz. Bunların görünümünü o kadar kötü bir şekilde yansıtacaksınız ki, dünyaya herkes bunlardan nefret edecek ve onlarla savaşımızda bizim yanımızda yer alacak. Bunun için para da veriyorlar. Ama esas itibariyle bunu bir milli görev, gizli bir görev olarak veriyorlar. Bu çerçevede bizdeki bilgiye göre Türkiye ve Almanya aleyhine 1160 tane kitap ve broşür yayınlanıyor .

Sunucu- ‘Blue Book’ da bunlardan bir tanesi.

Onur ÖYMEN- Sadece bir tanesi. Ama önemli bir kitap. Çünkü bu aynı zamanda İngiliz Parlamentosunun resmi yayını sayılıyor. Bu herhangi bir kitap değil. Bir de Almanlarla ilgili bir mavi kitap var. Bu kitapta da Almanları aleyhine iddialar var. Alman ordusunun, Belçika’ya girdiğinde rastladıkları bütün bebeklerin ellerini kestiği, kadınların göğüslerini kestiği, bütün papazları çan kulesine astığı iddia ediliyor. Türkiye’yle ilgili olarak da Türkler soykırım yaptı, önüne gelen Ermenileri kesti, Ermenileri bir ırk olarak ortadan kaldırmak için sistemli bir yok etme kampanyası izledi deniyor. Toynbee’nin ve Bryce’ın yazdığı bu Mavi Kitapta bunlar yazıyor. yazıyor. Bu iddiaları yazarken belge var mı? Yok ! Dayanak var mı? Yok !

Savaştan sonra önce Belçika hükümeti açıklıyor. Diyor ki, Almanya hakkında yazılan Mavi Kitap’ta yazılanlar yalandır, böyle şeyler olmadı. Belçikalılar, Alman istilasına uğradıkları halde gerçekleri söyleme cesaretini gösteriyorlar. Almanlar da girişimde bulunuyor. İngiliz Dışişleri Bakanı çıkıyor, Parlamentoda diyor ki, Almanya’yla ilgili yayınladığımız kitap savaş yalanıydı. Bunların bilimsel tarafı yoktur, gerçek değildir, özür dileriz diyor. Savaş şartlarında bunu yazmak zorundaydık diyor. Ama Türklerle ilgili olarak yazılan Mavi Kitap için bunu söylemiyorlar. Niçin söylemiyorlar? İşte bu sorulması gereken bir sorudur. Yani niçin Türklerle ilgili kitabın da bir savaş yalanı olduğunu söylemiyorlar? 1928 yılında bir İngiliz Milletvekili Arthur Pomsonby bir kitap yazıyor. Kitabın başlığı ‘Savaş Yalanları’ ve orada bütün bu Savaş Propaganda Bürosunun nasıl düzmece haberler yazdığını, düzmece kitaplar yayınladığını yazıyor. Yani o büronun çalışması hakkında bir fikir veriyor. Ama büronun esas belgelerine ulaşamıyorsunuz. Çünkü hepsini yakmışlar. Savaştan sonra hepsini imha etmişler. İngilizlerin bu propaganda mekanizmasını nasıl çalıştırdıklarının belgesini bulamıyorsunuz. Tek tük onların yayınladıkları kitapları buluyorsunuz.

Sunucu- Fakat Sayın Öymen tabi siz Londra’da bulundunuz. Biz de Londra’da Kraliyet arşivlerine girdik, üniversite arşivlerine girdik ve çok ciddi belgeler bulduk. Dışişleri arşivlerine girdik. Buralarda gerçekten Türkiye’nin, daha doğrusu Osmanlı imparatorluğunun elini son derece güçlü tutabilecek çok ciddi belgelere ulaştık. Ermenilerin Fransızlar ve Ruslar tarafından nasıl kışkırtıldığını, Rus ve Fransız büyükelçilerinin bu kışkırtmalardaki rollerini  ve o dönemde Türkiye’ye gelen bir takım misyonerlerin faaliyetlerini belgelerle, numaralarıyla ortaya çıkarttık. Bunları tek tek tüm Türk kamuoyuna, dünya kamuoyuna sunduk. Bunun ötesinde de yapılan çalışmalar var. Biraz önce Ermenilerin Fransızlar tarafından nasıl kışkırtıldığını siz söylediniz. Biz Kilikya’da Fransız üniformalarıyla Fransa adına savaşan Ermenilerin ne gibi zulümler yaptığını Fransız Genel Kurmayının belgelerinden bulduk. Oysa 2001 yılında Fransa Ermeni soykırımını tanıyan bir yasa çıkardı. Bugün Paris’teki tarihi mezarlığa gidin görün, mezarlığın girişinde Fransa adına ölen Ermeniler için yapılmış bir anıt vardır.

Onur ÖYMEN- Şimdi artık gerçekleri açıkça söylemenin, yazmanın, anlatmanın zamanı gelmiştir. Madem ki, bizim aleyhimizdeki çevreler Türkiye’nin bu kadar yıldır sorumlu, ölçülü davranışını yanlış yorumluyorlar, bir zaaf unsuru olarak görüyorlar ve Türkiye’ye saldırılarını sürdürüyorlar, o zaman bizim söyleyecek çok lafımız var. Bundan böyle siz dinleyeceksiniz biz konuşacağız. Bir de biz söyleyelim görüşlerimizi değil mi? Bu Ermeni meselesi işin bir boyutu. Bundan ibaret değil. Demin anlattım Kürt isyanını kim kışkırttı? Bir İngiliz ajanı Kürtleri nasıl Osmanlılardan kopartmak için çalıştıklarını, bağımsız bir Kürt devleti kurdurmak için nasıl çalıştıklarını yazıyor. Bunları biz okullarda okutmalıyız, gençlerimize öğretmeliyiz.

Sunucu- Said-i Nursi’nin anılarında da var bu.

Onur ÖYMEN- Tabi yani elimizde bizim çok belge var, çok kaynak var. Fakat bunları biz bir devlet politikası olarak dünyaya anlatmakta, itiraf edelim ki, biraz geç kaldık ve çekingen davrandık. Bazı belgeler bizimde elimizde yok. Mesela bu mavi kitaptaki kotların gerçek isimlerinin şifresi kısa bir süre önce bulundu. Profesör Justin  McCarthy tarafından bulundu. Bunlar bizim elimizi büsbütün güçlendiriyor. Ama daha vahim tarafı şudur. Bu sadece tarihi bir olayın tartışması gibi görülmemelidir. Bu tarihi olayın çarpıtılması, bir savaş propagandası haline getirilmesi sonucunda ne olmuştur? Mesela Berlin’de Talat Paşayı öldüren Ermeni terörist beraat ettirilmiştir. Daha yakın zamanda Kıbrıs olayları sırasında, Kıbrıs olaylarından hemen sonra Ermeni militanlar kışkırtılmıştır. Bu tarihi yalanlarla onların beyni yıkanmıştır ve çok değerli Türk diplomatları katledilmiştir. Yani bütün bunları bizim ortaya çıkartmamız lazım. O şehitlerimize karşı bizim vicdan borcumuz var. Bunları sineye çekemeyiz, bunları unutamayız, unutturamayız. Buna hakkımız yok ve bunu belgeleriyle çıkaracağız ortaya. Nasıl olmuştur bu?

Şimdi Türkiye’de pek çok araştırmacı var. Ama işin bu boyutunu araştıran az. Yani bu 30 yıllık bir tarihtir. Evet tarihçiler belki daha eski tarihlere meraklılar ama 30 yıl önceki olaylar da bir tarih olayı haline gelmiştir. Bunları bulup, çıkarıp Türk kamuoyuna, dünya kamuoyuna anlatmanın zamanı gelmiştir. Bu da yetmez. Bir şey daha yapmak lazım. Madem ki tarihinizle hesaplaşınız diyorlar, biz de diyoruz ki, buyurun siz de hesaplaşın, beraber hesaplaşalım. Masanın üzerine yatıralım. Bu geçtiğimiz yüzyılda bizim geçmişimizde, bizim atalarımız ne yaptı, sizin atalarınız ne yaptı? Bir de buna bakalım. Ona baktığımız zaman zannediyorum ki, mahcup olacak taraf biz olmayız. Yani tarihe şöyle bir baktığınız zaman şimdi Türkiye aleyhine soykırım kararı çıkaran ülkelerin geçmişine bakacak olursanız, orada 1 milyon Cezayirlinin öldürülmesi olayı var, orada 400 bin Vietnamlının öldürülmesi olayı var, orada 100 bin Madagaskarlının öldürülmesi olayı var. Başka ülkelerin tarihine bakın Hindistan da kitle halinde katledilen insanlar var. Güney Afrika’da katledilen insanlar var. Başka ülkelere bakın katledilen Kızılderililerin haddi hesabı yok. Bir soyu yok etmişsiniz.

Sunucu- Tehciri örnek verelim. Yani Amerikalıların kendi topraklarındaki Japonları Pasifik kıyılarından içeriye göç ettirmesi hadisesi var.

Onur ÖYMEN- Rusların, yüz binlerce Kırım Tatarını nasıl Sibirya’ya sürdüğü var. Rus topraklarında yaşayan Alman azınlığının, yüz binlerce Almanın Sibirya’ya, Uralların doğusuna nasıl sürüldüğü var. Bunların büyük bir kısmı yollarda giderken veya gittikleri yerlerdeki koşullar yüzünden hayatını kaybetti. Yani herkesin geçmişine bakarsak neler var. Biz bunları uzun yıllar boyunca dile getirmedik. Zannettik ki, biz efendice davranırsak, biz ölçülü davranırsak herkes de ölçülü davranır. Tarihi tarihçilere bırakırız, bugünün siyasi olaylarını bugünün koşulları içinde değerlendiririz, işbirliğini ve dostluğu geliştiririz. Ama artık öyle görmüyoruz. En yakın dostlarımız, müttefiklerimiz, bizim çok uzun yıllardan beri dost bildiğimiz ülkeler, bir bakıyoruz, Türkiye aleyhindeki kampanyaların sahnesi olmuş. Alman Hıristiyan Demokratlar şimdi Türkiye’nin AB’ye girmesini engelleme kampanyalarının bir parçası olarak Ermeni soykırımı iddiasını Alman Parlamentosuna getiriyorlar.

Sunucu- AB’de ön şart olarak neredeyse konuldu.

Onur ÖYMEN- Bunun izahı nedir? 90 yıldır neredeydiniz? Birinci Dünya Savaşında sizin generalleriniz Osmanlı ordusuna komuta ediyordu. Onların acaba bu işte bir sorumluluğu var mı? Onlar size Türkler soykırım yapmıştır diye herhangi bir rapor verdiler mi? Nerede onların raporu? Niçin Talat Paşayı öldüren Ermeni teröristin davasına Alman subaylarını çağırmadınız şahit olarak?

Konuşulacak daha çok şey var. Şimdi bakın, İstanbul işgal altındayken işgal güçlerinin baskısı altında o zamanki Osmanlı imparatorluğu Nemrut Mustafa divanı diye bir düzmece mahkeme kurmuş ve 1300 civarında namuslu Türk bürokratını, yöneticisini orada yargılamışlar, çoğunu cezalandırmışlar, bir kısmını idam etmişler. Urfa Mutasarrıfı Şehit Nusret bey gibi, Boğazlıyan Kaymakamı Kemal bey gibi. Ondan sonra bunların itibarı iade edilmiş, isimleri parklara verilmiş, caddelere verilmiş, çocuklarını Atatürk en iyi okullarda okutmuş. Devlet bir kusur yaptığını kabul etmiş. Bu olaylar cumhuriyetten önceki dönemde oluyor ama cumhuriyet onların çocuklarına sahip çıkıyor. Şimdi şunu düşünmek gerekmez mi? Acaba bu Nemrut Mustafa Divanı yargılamalarını objektif kurallara göre yeniden yargılamak ve haksız yere mahkum edilen bu insanlarımızın itibarını iade etmek gerekmez mi? Tarihin yaptığı bu hatanın kusurunu üstlenmemiz ve onların ailelerinden özür dilememiz gerekmiyor mu?

Sunucu- Malta sürgünleri, 141 Osmanlı bürokratı, gazetecisi, diplomatı…

Onur ÖYMEN- İngilizler bütün bu kişileri Malta’ya gönderiyorlar, orada uzun süre tutuyorlar, yargılıyorlar, ancak tek bir delil bulamadıkları için geri gönderiyorlar.

Sunucu- Yani Ermeni soykırımıyla suçlanan 141 kişi bizzat işgalciler tarafından Malta’da sorgulanıyor, yargılanıyor ve suçsuz bulunuyor. Herhalde bundan daha büyük bir tarihi belgede olamaz.

Onur ÖYMEN- Mavi Kitap o zaman da vardı. Mavi Kitaba dayanarak bunları mahkum etmediniz değil mi? Neydi size engel olan? Çünkü siz de biliyordunuz ki, bu gerçek değil. Bunu kanıtlayacak belge yok. Kanıtlayacak somut veri ortada yok. Ama bütün bunlar bir siyaset unsuru olarak kullanılmıştır. İşin acı tarafı odur. Yani yüksek insani duygular eseri zavallı Ermenilere duydukları büyük bir acıma duygusuyla yaptılar deseniz, bunun bir anlamda anlaşılır tarafı olacak. Yanlış bilgilere belgelere dayanarak vicdani bir kanaat olarak bu meseleye sahip çıktılar falan deseniz, bunun izahı bir ölçüde düşünülebilir, aranabilir. Ama mesele o değil. Kendileri aynı dönemde sömürgelerinde yüz binlerce insanı katlediyorlar. Vicdanı olan o işleri yapmaz. Ondan sonra da geliyorsunuz, sırf önce Osmanlı imparatorluğunu, sonra Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için, zor duruma düşürmek için bu etnik konuları, çarpıtılmış tarihi olayları bir takım propaganda belgelerini bize karşı bir bayrak gibi çıkarıyorsunuz. 90 yıl boyunca bütün dünya kamuoyunu ve Ermenileri, özellikle Ermeni gençlerini, Türk düşmanlığına yöneltiyorsunuz. Esas insanlık suçu budur. Halka karşı bir husumet duygusu yaratmak, kin ve nefret duygusu yaratmak; yapılan budur ve suç olan budur.

Sunucu- Sayın Öymen programımızın başlığını biz Ermeni meselesinin Rum-PKK ilişkisi üzerindeki farklı boyutunu ortaya koyarak koyduk. Biraz da bunu hemen açalım ve toparlayalım.

Onur ÖYMEN- Türkiye’nin Kıbrıs harekatından hemen sonra eski EOKA’cıların oluşturduğu, yanılmıyorsam EKAS isimli bir örgüt çıktı, bir bildiri yayınladı. Dedi ki, şu anda Kıbrıs Türk ordusunun işgali altındadır ve Kıbrıs’ta Türk ordusuyla mücadele edecek olanağa sahip değiliz. Ama bütün dünyada Türkiye’nin menfaatlerini vuracağız dediler ve ondan sonra bizim büyükelçilerimiz birer birer öldürülmeye başlandı. Viyana büyükelçimiz, Paris büyükelçimiz ve daha sonra çok sayıda diplomatımız. Toplam 40 diplomatımız askeri ataşemiz, basın ataşemiz, onların yanında çalışan görevlilerimiz katledildiler, bazıları yaralandı.

Bu olayları araştırınca şunu tespit ettik ki, Rum militanlarla Ermeni militanları ve Kürt militanları, PKK militanları arasında yakın bağ var. Güney Kıbrıs’taki bir Ermeni enstitüsünün bu Ermeni teröristlerin eğitilmesinde rol oynadığı ifade edildi. Küba’yla bağlantıları o zaman dile getirildi.

Sunucu- Kübalı eğitmenlerle yapılan çalışmalar.

Onur ÖYMEN- Evet. Ondan sonra Atina’da Kürt, Rum, Ermeni işbirliğiyle bir Küçük Asya Halkları Kurtuluş Derneği kurulduğu ifade edildi ve o derneğin binasının içinde öldürülen Türk diplomatlarının resimlerinin duvarlara asıldığı yolunda bilgiler alındı. Buna benzer pek çok bilgi alındı ve aynı zamanda Yunanistan’la PKK’nın ilişkileri de çıktı ortaya. Kıbrıs Rum kesimiyle PKK’nın ilişkileri çıktı ortaya.

Sunucu- Öcalan bu konuda suç üstü yakalandı.

Onur ÖYMEN- Davasında kendisi de bütün bunları ifade ediyor. Elimizde fotoğraflar var. Yunan parlamento heyeti gidiyor, Öcalan’ı Şam’da ziyaret ediyor. Arkalarında bir Yunanca yazılı harita var. Üstünde Türkiye’deki petrol boru hatlarının resmi var. Yani size nasıl bir mesaj veriyor? Bunu yorumlamaya bile ihtiyaç yok.

Türkiye aleyhinde Ermeni, Rum ve PKK militanlarından oluşan büyük bir husumet cephesi oluşturuldu. Bu gerçekleri bizim çok iyi saptamamız lazım. Devletin bu konudaki bütün belgeleri kamuoyuna açıklaması lazım. Araştırmacıların istifadesine sunması lazım. Yakın tarihi tam olarak araştırmadan biz bu konuda Türkiye üzerinde oynanan oyunları öğrenemeyiz. Bunu bizim çok iyi teşhis etmemiz lazım. Ermeni terörü bitiyor, hemen hemen aynı gün PKK terörü başlıyor. Bu bir tesadüf müdür? Güneydoğu Anadolu’da PKK terörünü hazırlayanların Güney Kıbrıs üzerinden oraya geçtiklerini biz bilmiyor muyuz? Nereden biliyoruz? Kendileri söylediler. Güney Kıbrıs’ta basın toplantısı yaptılar. Bu basın toplantısına katılan Kıbrıslı Türk gazeteciler hala hayattadır. Onlar size anlatabilir. İsveç’ten gelen Kürt militanları ve basın toplantısında ne açıkladır? Türkiye’ye karşı ayaklanma başlattıklarını nasıl orada bütün dünyaya ilan ettiler. Bütün bunlar tesadüf o ya Kıbrıs Rum Kesiminde oluyor. Belgrat büyükelçimiz, rahmetli arkadaşımız, Galip Balkar’ı öldüren Ermeni militan Atina’da oturuyordu. Atina’dan gitti, yakalandı. Kısa bir süre cezasını çekti. Sonra tekrar Atina’ya geldi ve serbest bırakıldı. Bir tek Asala militanı Ermenistan’da Erivan’da yakalanıp yargılanmamıştır. Bu bir tesadüf mü?

Sunucu- Paris Büyükelçiliğimizi basan  militan da Paris’te cezaevinde 7 yıl gibi çok kısa bir süre yattıktan sonra şimdi Ermenistan’da. Milli kahraman ve silahlı kuvvetlerde görev yapan bir subay olarak şu anda Ermenistan’da görev yapıyor. Biz bunu Erivan’da gözlerimizle gördük. Yani bunlar çok manidar. Biraz önce siz vurguladınız. Gerçekten bugün dünyanın barışa, dostluğa, kardeşliğe çok ihtiyacı olduğu bir dönemde Türkler adına ekilen bu nefret tohumlarını Ermenistan’da görmek mümkün. Küçücük, ilkokul çağındaki çocuklara Türklere nefret aşılayan yeminler, antlar içiriliyor. Bunların hepsi belgelerle yayınlandı.

Onur ÖYMEN- Bakınız burada bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Bir Türklerin davranışına bakınız, bir de bunların davranışına bakınız. Biz ne yaptık? Anadolu’yu istila eden, Anadolu’yu yerle bir eden, hamile kadınları süngülerle delik deşik ederek öldüren Rumlara karşı, Yunanlılara karşı biz dostluk eli uzattık. Atatürk biliyorsunuz Yunan bayrağı üzerine basmayı reddetmiştir. Trikopis’e kılıcını iade etmiştir ve ondan hemen sonra Venizelos ile bir dostluk dönemi başlatmıştır. İsmet Paşa daha sonra Atina’ya gitti. Venizelos Ankara’ya geldi, dostluk anlaşmaları yaptık, işbirliği yaptık, ahali mübadelesi yaptık. Yani biz Yunanlıların bu mezalimi üzerine kin ve nefret tohumları yaymayı bilmez miydik? Kendi toplumumuza ebediyen Rumları, Yunanlıları düşman olarak göstermesini bilmez miydik? Bunu yapmadık. Biz insanca davrandık. Bir de onların yaptığına bakın. Nesiller boyunca çocuklarını Türk düşmanı olarak yetiştiriyorlar. Ermeniler de bunu yapıyor, Rumlar da bunu yapıyor. Maalesef Yunanistan’da da bunun örneklerini görüyoruz.

Bütün bunları düşünerek Sayın Genel Başkanımız Deniz Baykal, Sayın Başbakanı ziyaret etti ve ona somut bir öneride bulunduk. Dedik ki, işte bu Ermeni iddialarının dayandığı, savaş yalanı olan Mavi Kitabın gerçekleri yansıtmadığını Avam Kamarasının açıklaması için biz TBMM olarak bir ortak bir girişim yapalım. Bütün milletvekillerinin imzasıyla İngiliz Avam Kamarasına bir bildiride bulunalım ve onlardan bu kitapta yer alan bilgilerin bir savaş  yalanı olduğunu ilan etmesini isteyelim.

Şu anda Başbakandan cevap bekliyoruz. Çok da gecikmememiz lazım. Başbakandan cevap gelir gelmez Mecliste bu girişimi hayata geçireceğiz. Biz aynı zamanda CHP olarak demin söylediğim bulguları bulan Amerikalı Profesör Justin McCharty’yi çağırdık. Kendisi önümüzdeki hafta TBMM’de senato salonunda bir konferans verecek, televizyonlara çıkacak ve bütün bu gerçekleri anlatacaktır. Türkiye’nin sadece düşmanları yok, dostları da var. İşte bilim adamları dürüst, namuslu bilim adamları bu gerçeklerin dünyaya yansıtılmasında bize yardımcı olacaklardır. Biz artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyoruz.

Sunucu- Evet Sayın Onur Öymen CHP Milletvekili ve emekli büyükelçi. Bizlerle çok değerli fikirlerinizi paylaştınız ve bizleri aydınlattınız.


Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.