Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Haber Türk’e Verilen Mülakat
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’in
Haber Türk’e Verdiği Mülakat
29 Haziran 2009
Sunucu: Programımıza hoş geldiniz Sayın Öymen.
Onur Öymen: Hoş bulduk efendim.
Sunucu: Milli Güvenlik Kurulu toplantısı öncesi, bugün Ankara’da, Başbakan ile Genelkurmay Başkanı arasında bir görüşme gerçekleşti. Haberciler saatlerce dışarıda bekledi ama dışarıya hiçbir bilgi yansımadı. CHP bu görüşmeyi nasıl karşıladı? Bu görüşmeyi ve son 15 günde yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Onur Öymen: Bugünkü görüşmede nelerin ele alındığını bilmiyoruz ama Sayın Genel Kurmay Başkanının birkaç gün önce neler söylediğini biliyoruz. Onun ifade ettiğine göre o belge bir kağıt parçasından ibarettir. Genelkurmay Başkanı, “O belgenin artık doğruluğunu, yanlışlığını araştırmaya ihtiyaç kalmamıştır ama bu sahte belgenin kimler tarafından hazırlandığı araştırılmalıdır.” demişti. Fakat daha sonra hem Hükümet cenahından hem de Ergenekon Davası Savcılığından yapılan açıklamalar ve girişimler, Genelkurmay Başkanının beklentisinden farklı bir tablo ortaya çıkarıyor. Sanki Askeri Savcılığın bu araştırması çok itibar edilecek bir araştırma değilmiş gibi belgenin sahici olup olmadığı tartışması yapılıyor.
İşin gerçeği şudur ki; iki haftadan uzun bir zamandır ortada fotokopi bir belge var ve bu belgenin aslı bir türlü bulunamadı. Hiçbir belgenin aslı olmadan fotokopisi çekilemeyeceğine göre, demek ki bu belgeyi yerleştirenler, her kimse, bunun aslının ortaya çıkmasını istemiyorlar. Yani devletin elinde bir çok imkan varken bu kadar zamanda bir belge bulunamayabilir mi? Sayın Başbakan, “Aslı bulunursa yeniden yargı yolu açılır, yargı bunu inceler.” dedi. Gayet tabi inceler, ama şu ana kadar bulunamadı. O zaman ilk olarak bu fotokopiyi kimlerin oraya yerleştirdiğini araştırmak, ikinci olarak da bu belgeyi basına sızdıranların kimler olduğunu bulmak gerekir.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunumuza göre soruşturmaların ön tahkikat safhasında bütün belgelerin gizliliği esası vardır. Bu konuda araştırma yapılıp yapılmadığı ve bir sonuç alınıp alınmadığı belli değildir. Sadece ilgili gazeteciye soru sorulduğunu öğrendik. O gazeteci de haber kaynağını açıklayamayacağını söylemiş. Sanki dosya kapanmış gibi bir izlenim uyandı. Bir belgenin yasadışı bir biçimde sızdırılması, ki bu ilk defa olmuyor, suçtur. Bugüne kadar bu sızdıranlardan bir tanesinin bile yakalanıp, yargılanıp cezalandırıldığını duymadık.
Sunucu: Sayın Öymen, bir seyircimiz size, “TSK ile Hükümet arasındaki hiyerarşide TSK’nin Hükümetin altında olduğunu demokrasiye bağlılığınız sayesinde kabul ediyorsunuz. Peki, aynı şekilde Genelkurmay Başkanının 38 generalle birlikte bir basın toplantısı yapmasının yanlış olduğunu da kabul ediyor musunuz?” şeklinde bir soru yöneltmiş.
Onur Öymen: Genelkurmay Başkanlarının 38 generalle birlikte basın toplantıları yapmaları, sizin dediğiniz gibi sık rastlanan bir durum değildir. Peki, Genelkurmay’ı böyle bir basın toplantısı yapmaya sevk eden nedir? Genel Kurmay Başkanı çok açık bir şekilde, Türkiye’de Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı asimetrik psikolojik bir harekât yapıldığını söylüyor. Bu çok ciddi bir iddiadır. Eğer bir ülkede silahlı kuvvetlere karşı, sistemli, bilinçli, sürekli bir yıpratma kampanyası yapılıyorsa bunun sebeplerini tespit etmek, hiç kuşkusuz herkesten önce Hükümetin görevidir. Demokrasilerde durup dururken böyle şeyler görülmez.
Eğer böyle bir şey yapılmışsa, öncelikle bunun sebebine bakmalıyız. Silahlı Kuvvetlerin içinden bir belgenin çıktığı iddia ediliyor, bu belge yasa dışı bir biçimde basına sızdırılıyor ve bu belge ile Genelkurmay Başkanlığı binasının içinde Hükümete ve bir cemaate karşı bir darbe planlandığı ortaya atılıyor. Hükümet, bu iddianın doğru olup olmadığı ve belgenin gerçekliği araştırılmadan suç duyurusunda bulunuyor. Bu durum da belgeyi ciddiye aldıklarını gösteriyor. Başbakan Urfa’da yaptığı ilk konuşmada bu belgeyi çok ciddiye aldığı izlenimi verdi. O günden, hatta daha öncesinden itibaren Türkiye’de her gün bir darbe tartışmasıdır gidiyor.
Genelkurmay Başkanı açıkça ve defalarca TSK’nin darbeye kesinlikle kapalı olduğunu, demokrasiden yana olduğunu ve TSK’nin içinde darbe yapacak insan barındırmayacaklarını açıkladı. Buna rağmen, kamuoyunda, basında ve Hükümet çevrelerinde sanki bu sözler hiç söylenmemiş gibi bir tavır gelişirse bu herkesi yaralar. Biz de CHP olarak “Türkiye’de darbe dönemi bitmiştir” diyoruz. Hiç kimse yarın sabah darbe olacakmış gibi bir izlenim yaratmaya kalkışmasın ve böylelikle Türkiye’de bir kargaşa ortamı yaratmasın.
Ortada birçok iddia var ve iki yılı aşkın bir zamandan beri darbe tartışmaları yapılıyor. Şimdiye kadar bir kişi bile darbe dolayısıyla yargılanıp cezalandırıldı mı? Hayır. Peki, bu kadar zamanda ortaya çıkarılamayan bir darbe girişimi nasıl bir girişimdir? Sayın Başbakan “darbeci generaller” diyor. Bu çok ayıptır.
Sunucu: Demokrasi ile ilgili olarak bir kişi bir yanlış yaptıysa bu yanlış referans alınarak ikinci bir yanlış yapılabilir mi? Yani böyle bir belge varsa bu, demokrasiye bağlılık yemini eden Genelkurmay Başkanına 38 generalle birlikte toplantı yapma izni doğurur mu?
Onur Öymen: Biz Genelkurmay Başkanlığı’nın sözcüsü değiliz, onlar kendi görüşlerini açıklarlar. Biz kendi görüşümüzü açıklıyoruz. Eğer bir ülkede demokrasiye bağlı olduğunu açıkça ilan eden bir Genelkurmay Başkanı böyle bir basın toplantısını yapma ihtiyacı duyduysa, bunun üzerine düşünmek gerekir. Genelkurmay’ı böyle bir basın toplantısı yapmaya sevk eden nasıl bir gelişme olmuştur ve bu gelişme karşısında Hükümetin tavrı ne olmuştur? Genelkurmay Başkanı niçin tepkilerini Hükümete, Başbakana anlatmakla yetinmeyip halka anlatma ihtiyacını hissetmiştir? Sorulacak soru budur.
Bugünkü toplantıda olduğu gibi Genelkurmay Başkanının tepkilerini, sorunlarını, sıkıntılarını Başbakana anlatmasının önünde bir engel yoktur. Çünkü aralarında bir diyalog eksikliği yoktur. Peki o halde Genelkurmay Başkanı niçin tepkilerini halka anlatmak ihtiyacını hissediyor. Açıkça, sansürsüz ifade etmek gerekirse, sadece Hükümete anlatarak bir sonuç alamamışlar ki bunu halka anlatıp, halkı bilgilendirmek, bir anlamda halka şikayet etmek ihtiyacını hissetmişlerdir. Başbakana şikayet etmeyi yeterli görmemişler ve halka şikayet etmişlerdir.
Bir hükümetin görevi, ülkede buna benzer usulsüzlükler, sahte belgeler vs. varsa bunları bulup ortaya çıkartmaktır. Şimdiye kadar birçok sahte belge ortaya çıktı. Bir tanesini buldular mı? En son örneği, CHP’nin Anayasaya aykırı bir biçimde yurt dışından maddi yardım aldığı iddiasıyla yandaş basında çarşaf çarşaf yayınlanan belge oldu. Ankara’daki Alman Büyükelçisi Hükümete bu belgelerin sahte olduğunu ve bunun sahteliğini ilan etmeleri gerektiğini içeren bir yazı yazdı ama ilan etmiyorlar. CHP’nin, Ana Muhalefet Partisi’nin aleyhindeki bir belgenin sahte olduğunu halka açıklamıyorlar. Bunun üzerine Alman Büyükelçisi belgenin sahte olduğuna dair bir açıklama yapıyor. Hükümetten gelen açıklama ise: ” Siz ne hakla bunu açıklarsınız” şeklinde oluyor. Yani “bırakın da Muhalefet töhmet altında kalsın” demek istiyorlar. Şimdi soruyoruz: Üzerinden bir aydan fazla zaman geçti, bu sahte belgeyi kim hazırlamıştı?
Sunucu: Sayın Öymen, ülkede bir korku tüneli olduğunu söylüyorsunuz. Bunu biraz açabilir misiniz?
Onur Öymen: Biz AKP‘nin yarattığı bu duruma korku tüneli değil, korku imparatorluğu diyoruz.
Sunucu: Anayasanın 15. maddesinin kaldırılması gerektiğini söylediniz. Başbakan da “Sulu şakalara gerek yok” dedi. CHP bu konuda gerçekten samimi mi?
Onur Öymen: Gayet tabi samimiyiz. Türkiye’nin bugünkü durumunda, darbe yapması ihtimali olan, olduğundan şüphelenilen insanlar hakkında söylenmedik laf bırakılmadı. Onlara kendilerini savunma hakkı bile tanınmadan peşinen mahkum edildiler. Başbakanın bizzat kendisi bile darbeci generallerden bahsediyor. Bir taraftan, suçu henüz kanıtlanmamış insanlara “Darbeci” sıfatı yakıştırarak onlar hakkında söylenmedik söz bırakmayacaksınız, diğer taraftan da fiilen darbe yapmış olanlara her türlü itibarı göstereceksiniz. İşte burada bir çelişki var. Bu olmaz. Darbe yapanların başındaki kişi Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde çay partisinde ağırlanıyor, devletin en üst yetkilileriyle nikah törenlerine katılıyor. Demek ki darbe yapmış olmak bir suç değil, ama darbe yapmayı tasavvur etmek suçtur. Böyle bir devlet olabilir mi?
Anayasamızın en anti demokratik maddesi geçici 15. maddedir. Biz bunu defalarca söyledik. Bir tane daha vardı, o da Anayasanın dibacesinde 12 Eylül darbesini meşru gösteren ifade idi. Bu ifadenin Anayasadan çıkarılmasına biz, CHP olarak öncülük yaptık. Bugün Anayasanın başlangıç bölümünden 12 Eylül’ü meşru sayan bu ifadeler çıkartıldı. Şimdi de “Siz bu darbe konusunda samimi iseniz gelin şu geçici 15. maddeyi de kaldıralım” diyoruz. Şu insanlar yargılansın, bunlar mahkum olsun diye bir intikam duygusu ile söylemiyoruz, ama Anayasamızın en anti demokratik maddesi budur ve o maddenin kaldırılmasını istiyoruz. Başbakan ise “bu bir sulu şakadır.” diyor. Yani bu en anti demokratik maddenin Anayasadan çıkartılması talebimizi ciddiye bile almıyor.
Sunucu: Yani siz “Kenan Evren yargılansın” mı diyorsunuz?
Onur Öymen: Hayır, ben böyle bir şey demedim. Anayasanın en anti demokratik maddesi Anayasada dururken ve biz bu Hükümetten 12 Eylül darbesine yönelik bir eleştiri duyamazken bugün, bir takım yeni darbe ihtimalleri ve sahte belgeler üzerine kıyameti koparıyorlar.
Sunucu: Yani Deniz Baykal bunu söylemiyor mu? Ben mi yanlış anladım?
Onur Öymen: Bu bizim işimiz değil. Deniz Baykal açıkça “Bu madde anti demokratiktir, kaldırılmalıdır.” dedi. Bu zaman aşımına uğrar mı uğramaz mı, yargılanır mı yargılanmaz mı bunları bilecek olan yargıdır. Fakat bu maddeyi kaldırmak gerekir çünkü bu madde anti demokratiktir. Biz bunu söylüyoruz.
Yalçın Doğan, geçen günkü köşe yazısında o dönemde 50 kişinin idam edildiğini, 650 bin kişinin tevkif edildiğini yazdı. Bu nasıl bir şeydir? Bazı yazarlar gazetelerde “12 Eylül’ü eleştirenler 9 Eylül’ü, 10 Eylül’ü, 11 Eylül’ü unutmasın.” diye yazıyorlar. Doğrudur. O devirde hepimiz neler yaşandığını gördük. Fakat şunu da söylemelisiniz; 12 Eylül’ü değerlendirenler 13 Eylül’ü, 14 Eylül’ü, 15 Eylül’ü de unutmasın. Ayrıca o devirde çekilen sıkıntıları, hayatını kaybedenleri, işkenceye uğrayanları da kimse unutmasın.
Cumhuriyet Halk Partisi darbe isteyen bir partiymiş gibi gösteriliyor. Biz buna şiddetle itiraz ediyoruz. AKP’li bazı milletvekillerinin Sosyalist Enternasyonal’e dokuz sayfalık bir mektup yazıp CHP’yi darbecilikle itham ederek bizi şikayet ettiklerini biliyor musunuz? Bu kadarı da olur mu? Birbirimizin yüzüne bakıyoruz. Bu kadar olmaz.
Biz geçmişte darbe yapanlar olduğu gibi bugün de darbe yapmaya hazırlananlar, bunun için örgütlenenler, gerekli tertipleri alıp talimat verenler varsa gayet tabiî ki bunun da yasadışı olduğunu, suç olduğunu ve bunun yargılanması gerektiğini savunuyoruz. Bu konuda bir tereddüt yok. Fakat şuna dikkat çekiyoruz; iki seneden fazla zaman geçti, bugüne kadar o belgeleri, günlükleri yazdıkları iddia edilenlerin ifadesine bile başvurulmadı. Yani biz mi engelliyoruz bunu? Biz yargıyla kazanılmış kesinlik istiyoruz. Yargı sonuca varmadan siz nasıl insanlara “darbeci” dersiniz?
Biz içerikle ilgili olarak hiçbir şekilde darbe hazırlığında olanlar korunsun, yargılanmasınlar diye bir şey söylemedik. Tam tersini söyledik. Mesele o değil. Mesele uygulanan yöntemin yanlış olmasıdır. Yapılan iş Anayasanın 145. maddesine ve Meclis Çalışma Usullerine açıkça aykırıdır.
Türkiye’de yapılan tartışmanın özünde bir hata var: ”Darbeye taraftar mısınız değil misiniz? Darbeye karşı tepkili misiniz?” Böyle bir durum yok. Böyle bir ihtiyaç yok. Esas soracağımız soru, “Siz Türkiye’de demokrasiye taraftar mısınız?” olmalıdır. Türkiye’nin bugünkü durumunda bu Hükümetin demokrasiye saygılı olduğunu söyleyebilir misiniz?
Biz birçok defa Anayasadaki milletvekilliği dokunulmazlığını sadece kürsü dokunulmazlığı ile sınırlayacak bir değişiklik yapmayı önerdik. Bunu söylemiş bir partiye anayasanın virgülünü değiştirmeyen bir parti gözüyle bakıyorsanız hiçbir şey anlamamışsınızdır. Biz 2002 seçimlerine katılmak için aday olan bütün milletvekili adaylarımıza noterden “Milletvekili seçilirsem milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasına oy vereceğim.” diye senet imzalattık.
Anayasanın demokrasi ile bağdaşmayan yükümlülükleri var. Az önce de söylediğim gibi milletvekilleri dokunulmazlığı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bunlardan bazılarıdır. Biz yedi yıldır bunların değiştirilmesini ya da kaldırılmasını savunuyoruz fakat İktidardan bir karşılık görmedik. İktidar 2007 seçimlerinden önce bazı profesörlere bir anayasa taslağı imzalattı. Sonra bu anayasa taslağını Türkiye’de kimse görmeden Amerika’ya götürdüler. İcazet mi alıyorsunuz yabancılardan? Türkiye’de kimseye sunulmadı, bizim haberimiz yok ama Amerika’nın var. Böyle bir çalışmayı doğru bulmadık.
Şimdiye kadar 1982 Anayasasının 63 tane maddesi değiştirildi. Artık 1982 Anayasası ile benzerliği kalmadı. Fakat demokrasiye aykırı bazı maddelerde hiçbir değişiklik söz konusu değil. Meclis Eski Başkanımız “Bizim yapamayacağımız tek şey kadını erkek, erkeği kadın yapmaktır.” diyor. Başka birisi “Anayasa Mahkemesini biz lağvedebiliriz.” diyor. Öbürü “Anayasa Mahkemesinin üyelerinin bir bölümünü Meclis seçsin.” diyor. Yani onların seçtiği, orada onların lehine tavır izleyecek insanlar olsun istiyorlar. Böyle bir yaklaşımı olan bir hükümet Anayasa değişikliği yapabilir mi?
Daha vahimi, dünyada hiçbir örneği yoktur ki demokratik bir ülkede, bir hükümet Anayasasının özünü teşkil eden laiklik maddesi aleyhindeki faaliyetlerin odağı olması sebebiyle o ülkenin Anayasa Mahkemesi tarafından mahkum edilsin. Bu durumda olan, kendi Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasasının özünü ihlal ettiği için mahkum edilen bir parti, sizce Anayasayı topyekün değiştirmeye ehil bir parti midir? Biz, “AKP şu anki haliyle, yani Anayasa Mahkemesi tarafından mahkum edilmiş bir parti olarak böyle bir değişikliğe soyunma hakkına sahip değildir” diyoruz. Bu Anayasada mutlaka değiştirilmesi gereken anti demokratik maddeler var, en azından bunları değiştirebiliriz. Anayasayı topyekun değiştirdiğiniz zaman, değiştirilmesi mümkün olmayan maddelere atıfta bulunan başka maddeler sorun yaratır.
Öyle bir hava yaratılıyor ki sanki Türkiye’nin şu anki esas meselesi, topyekün bir Anayasa değişikliğidir. Türkiye demokrasiden uzaklaşıyor. Bir ülke düşünün ki, Ergenekon Davasının hakimlerinden biri geçen hafta sanıklardan birini tahliye ettikten sonra üzerinde kurumsal baskı olduğunu öne sürerek davadan çekilmek istediğini açıkladı. Demokrasiyi tehdit eden budur, Anayasanın topyekün değiştirilmemiş olması değildir. Siz bir ülkede bu kadar önemli bir davanın hakimine baskı yapıyorsanız demokrasiden vazgeçmişsiniz demektir.
Sayın Başbakanın çok iyi bildiği Davos Uluslararası Ekonomik Forumu, geçenlerde bir rapor yayınladı. Raporda Türkiye yargı bağımsızlığı açısından dünyada 134 ülke arasında 64. sırada yer alıyor. Basın özgürlüğünde ise 134 ülke arasında 106. sıradadır. Siz Anayasanın ayrıntılarını konuşmayı bırakınız, öncelikle Türkiye’yi bu durumdan kurtarın. Siz Türkiye’yi demokrasiden, basın özgürlüğünden, ifade özgürlüğünden uzaklaştırıyorsunuz. Adalet Bakanı çıkıyor “70 bin kişinin telefonunu dinliyoruz.” diyor. Siz bu yaklaşımla mı daha demokratik bir Anayasa yapacaksınız?
Sunucu: Sayın Öymen, izleyicilerimizden gelen maillerin ortak teması “Bu meclis kombinasyonundan hiçbir uzlaşma çıkmaz.” şeklinde. Demek ki verdiğimiz görüntü böyle bir tablodur. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
Onur Öymen: İzleyicilerimiz doğru teşhis etmiş, çünkü Sayın Başbakan “Muhalefetle uzlaşmak vakit kaybıdır.” dedi. Cumhurbaşkanlığı seçiminde “Uzlaşma ile seçelim, sizin partinizden birini seçelim.” diyen biz değil miyiz? Niçin bizimle uzlaşma aramadılar? Bir de çıkıp bize uzlaşma istemeyen parti diyorlar. Uzlaşmaya taraftar olan kim, karşı olan kim bellidir.
Anayasadaki anti demokratik maddeleri değiştirmek istediklerini söylüyorlar. Biz yedi senedir “Antidemokratik olan milletvekilli dokunulmazlığını kaldıralım.” diyoruz. O halde niçin bize karşı çıkıyorlar? Çok açık ve net bir önerimiz var: Bu madde kaldırılsın mı, kaldırılmasın mı? Cevap evet ya da hayır olmalıdır.
Sunucu: Sayın Öymen, parti olarak size yöneltilen genel bir suçlama var. Ben tamamen objektif bir şekilde soruyorum; CHP Ergenekoncu mudur?
Onur Öymen: Biz Ergenekoncu falan değiliz. Biz haksızlığa uğrayan insanlardan yanayız. Onların savunmasını yapmak bizim görevimizdir. Siz bir davada Türkiye’nin en saygın aydınlarını sabahın köründe gözaltına alıyor ve aylarca bu insanlar hakkında iddianame hazırlamıyorsanız, bu insanların bir kısmı orada hayatını kaybediyor, bir kısmı da çok ciddi sağlık sorunları yaşıyorsa ve oradaki uygulamalar çağdaş dünyada hiç örneği görülmemiş uygulamalarsa gayet tabi ki söyleyecek sözümüz vardır.
Size bir örnek vereyim, Uludağ Üniversitesi Rektörü Sayın Yurtkuran gözaltına alınmadan bir ay önce kanser ameliyatı olmuş. Siz bu insanı gece saat 03.00’te göz altına alıp 11 saatlik aralıksız bir sorguya çekmeye başlıyorsunuz. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda sanığa işkence yapılmayacağına ve sanığın yorulmayacağına dair kesin bir hüküm var. Bu hükümleri böyle mi uyguluyorsunuz? Türkiye’nin ne kadar saygın insanı varsa bir çoğu aleyhlerindeki iddiaları bilmeden aylarca hapiste yatıyorlar. Çağdaş dünyada bunun başka bir örneği var mıdır?
Sunucu: Peki Ergenekon nedir sizce?
Onur Öymen: Ergenekon’un ne olduğunu kimse bilmiyor. Bunun içinde adi suçlar varsa derhal yakalayıp yargılayın. Vaktiyle devlet görevinde bulunmuş olup da o görev sırasında, Güneydoğuda, şurada, burada görevinin sınırlarını aşan, adi suç işleyenler varsa onları da yargılayın. Bir darbe hazırlığı içinde olduğu kanıtlanan insanlar varsa onları da yargılayın. Fakat, Türkiye’nin saygın insanlarını aynı davaya dahil ederseniz o zaman olmaz. Yani bir taraftan yerin altına bomba ve silah gömdüğü söylenen insanlar da bu davanın içinde, Türkan Saylan da bu davanın içinde. Bombayı Türkan Saylan mı gömmüş? Türkiye’nin en saygın hukukçularından biri olan Sabi Kanadoğlu da bu davanın içinde.
Sunucu: Bu davayı sivil yargı yürütüyor. Normal şartlar altında Hükümetin davaya bir müdahalesi yok. Siz Hükümeti burada suçlu görüyor musunuz?
Onur Öymen: Burada en büyük suçlu Hükümettir. Ergenekon yargıçlarından biri bizzat açıkladı; “Ben bu davadan çekiliyorum. Üzerimde kurumsal baskı var.” dedi. Bu baskıyı hangi kurum yapıyor? Et ve Balık Kurumu mu? Hangi kurum hakime şöyle karar ver böyle karar ver diye baskı yapıyor? Yalnız o hakime mi baskı yapılıyor, onun dışındaki hakimlere, savcılara da baskı yapılmıyor mu? O halde hakim ve savcıları kim koruyacak, adaletin bağımsızlığını kim sağlayacak? Hakimlerin ve savcıların dayandığı tek güvence Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’dur. Peki, bu kurulun başkanı kimdir? Adalet Bakanı. İşte biz bu yüzden yıllardan beri ”Adalet Bakanını ve Müsteşarını bu kuruldan çıkarın. Bu kurulu bağımsız yapın. Bu sayede hakimler ve savcılar da bağımsız karar versin” diyoruz. Bunu Avrupa Birliği de söylüyor.
Biz bu anayasa değişikliğini niçin tartıştık? Türkiye’yi daha demokratik yapmak için değil mi? Bugün “Türkiye 6-7 sene öncesine nazaran daha demokratiktir, basın daha özgürdür, yargı daha bağımsızdır, insanlar ifade özgürlüğüne daha çok sahiptir, insanların telefonları dinlenmiyor.” diyebiliyor muyuz?
Siz bugün Türkiye’nin aydın insanlarını, yazarlarını, rektörlerini ve başka bir çok saygın insanlarını ucu belirsiz bir ızdırap içine sokarsanız nasıl bir demokrasiden söz edebiliriz? Bu insanların bazılarının yaşları ilerlemiş, bazıları da ciddi rahatsızlıklar geçirmişlerdir. Bu uygulamalar gelecekte bize övünç kazandırmayacaktır. Hakimlere, savcılara ve hukuka saygılıyız, ama Hükümetin de yargı bağımsızlığına tam saygı göstermesi lazım.
Aslında ülkede huzuru, can güvenliğini ve hukukun üstünlüğünü sağlamakla görevli olan Hükümettir. Türkiye’de hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları hızla geriye doğru gidiyor. Biz bir taraftan Avrupa Birliği reform yasalarını çıkarıyoruz, bir taraftan da Türkiye hızla geriye kayıyor. Bunu durduracak olan Hükümettir. Fakat Hükümet maalesef bu geriye gidişin bir parçası haline geldi, Hükümet taraf oluyor. Sayın Başbakan çıkıp “Ben bu davanın savcısıyım.” diyebiliyor. Bir Genel Başkan veya bir milletvekili bir davanın avukatı olabilir, ama savcı olamaz. Suçlanan ne kadar aydın, gazeteci, yazar, sendikacı varsa bunları suçlayan ve iddia makamı olanlardan biri Başbakan. Böyle bir devlet, böyle bir demokrasi var mı dünyada? Dünyada “Ben bir davanın savcısıyım.” diyen bir Başbakan duydunuz mu? İşte, tüm bunlar toplumda güvensizlik yaratıyor. Sıkıntılar buradan kaynaklanıyor.
Dış politikada çok önemli konular var. Patrikhanenin sözcüsü birkaç gün önce katıldığı bir televizyon programında “Biz Ruhban Okulu ile ilgili görüşlerimizi Hükümete kabul ettiremedik. Bu yüzden yabancı ülkelerden Türkiye’ye baskı yaptırıyoruz.” diye bir açıklama yaptı. Hükümetten çıt yok. Hangi Hükümet bunu hazmedebilir? Dünyada hangi hükümet bir milli dini kuruluşun “Biz size uluslararası baskı yoluyla istediklerimizi kabul ettireceğiz.” lafını kabul edebilir. Bu lafın üzerinden henüz bir hafta geçmiyor, ülkenin Bakanları teker teker çıkıp, “Ben şahsen Ruhban Okulu’nun açılmasını uygun buluyorum.” Diyorlar. Yedi yıldır aklınız neredeydi?
Sunucu: Sayın Öymen, programımıza katıldığınız için çok teşekkür ederiz.
Onur Öymen: Ben teşekkür ederim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.