Son Eklenenler:
- Kıbrıs’ta beklenmedik gelişmeler – Onur Öymen – Cumhuriyet Gazetesi – 18 Nisan 2025
- (Türkçe) SPUTNİK AJANSININ ADANA MUTABAKATIYLA İLGİLİ SORULARINA KARŞILIK VERDİĞİM MÜLAKAT 27 OCAK 2019
- (Türkçe) ODA TV’DEN NURZAN AMURAN’A VERİLEN MÜLAKAT 27 EKİM 2019
- (Türkçe) 3 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramının 99. yıldönümü Hakkında 25 NİSAN 2019
- (Türkçe) CUMHURİYETTE “ ABD’NİN AMACI DEVLETÇİKLER OLUŞTURMAK” ADLI MÜLAKAT 24 AĞUSTOS 2019
- (Türkçe) GAZETE DURUM’DAN BAHADIR SELİM DİLEK İLE MÜLAKAT “VETO HAKKINI SONUNA KADAR KULLANMALIYIZ 23 MAYIS 2022
- (Türkçe) Cumhuriyet gazetesi Tuncay Mollaveisoğlu imzasıyla ve “Türkiye Geri Adım Atamaz” başlığıyla yayınlanan mülakat 22 TEMMUZ 2019
- (Türkçe) ABD BAŞKANI TRUMP’IN AMERİKA’NIN 1987 TARİHLİ ORTA MENZİLLİ NÜKLEER SİLAHLAR ANTLAŞMASINI (INF) ASKIYA ALMA KARARIYLA İLGİLİ OLARAK SPUTNİK HABER AJANSINA VE BAŞKA YAYIN ORGANLARINA VERİLEN DEMEÇ 22 ŞUBAT 2019
- (Türkçe) Türkiye’deki Demokrasi, İnsan Hakları, Basın Özgürlüğü ve Düşünce Özgürlüğü Alanlarındaki Eleştiriler Hakkında 21 KASIM 2019
- (Türkçe) Erdoğan ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence görüşmesi ardından 18 EKİM 2019

Kanal B – Kıbrıs Hakkında Mülakat
CHP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI SAYIN ONUR ÖYMEN’İN
29 ARALIK 2004 KANAL B’YE VERDİĞİ MÜLAKAT
Sunucu- Sayın Başbakanın değerlendirmesi böyleydi. Bütçe konuşması sırasında parlamentoda birara Kıbrıs sorununa değindi. Yaptığı değerlendirme böyleydi. Şimdi bu konuşmanın ışığında Sayın Onur Öymen sizde parlamentodaydınız. Daha geniş değerlendirmelerini bu konuyla ilgili Sayın Başbakanın dinlediniz. Sadece bir hem seyircilerimize hem de sizlere ufak bir hatırlatma olsun diye bizde bunu yayınladık. Çözümde öne çıkmak bir adım ne demektir efendim?
Onur ÖYMEN- Çözümde bir adım herkesten ileri gideceğiz demek herkesten bir adım daha fazla taviz vereceğiz demektir. Burada kastedilen budur. Herkes bir adım atarsa biz iki adım atarız. Şimdiye kadar ben diplomasi alanında buna benzer bir söz söyleyen herhangi bir devlet adamıyla karşılaşmadım Diplomaside karşı taraf bir adım atarsa siz en çok bir adım atarsınız. Siz iki adım atarsanız ondan daha fazla taviz vermeye hazır olduğunuz anlamına gelir ve bu bir zaaf alametidir. O bakımdan sonuç sizin bugün bulunduğunuz yerin çok gerinde bir sonuç olur. O bakımdan bu Türkiye gibi çok tecrübeli bir devletin başbakanına hiç yakışmayan bir ifadedir. Biz böyle sözleri Türk başbakanının ağzından duymak istemeyiz. Bunu maalesef defalarca söylüyor. Eğer bunu yabancılara şirin gözükmek için söylüyorsanız bir başbakanın görevlerinin sonuncusu bile yabancılara şirin gözükmek değildir. Başbakanların görevi devletin çıkarını korumaktır. Devletin çıkarını korumakta başkalarından fazla taviz vermekle olmaz. Bu bir.
İkincisi; çözümsüzlük çözüm değildir. Bunu bir nakarat haline getirdiler. Öyle bir izlenim uyanıyor ki, bazı insanlar çözümsüzlükte direniyorlar. Sayın Başbakanda, hükümette işte onların bu dirençlerine karşı çözüm arayışı içinde. Şimdi bu aslında gerçekten bu dış politikayı hiç bilmemek demektir. Çünkü herkesin bilmesi lazım ki, bir uluslar arası ihtilafta çözüm taraflardan birinin gayretiyle olmaz. Siz kendinizi kendinizden önceki hükümetleri suçluyorsunuz sürekli olarak çözüm istemeyen taraf gibi. Böyle bir şey söylenebilir mi? Sizden önceki hükümetler çözüm için ne yapmışlar? Önce bunu inceleyeceksiniz. Çözüme ulaşmak için hangi gayretleri sarf etmişler, hangi beyanlarda bulunmuşlar, hangi toplantılara katılmışlar, hangi öneriler yapmışlar? Bunları hiç bilmiyorsunuz. Mesela Türkiye’nin 1984 yılında o zamanki BM Genel Sekreteri Perezde ……………..’ın planını olduğu kabul ettiğini bilmiyorsunuz. Fikriniz yok. Kıbrıs meselesinin geçmişinden haberiniz yok. Onun için kalkıp da bugün böyle ulu orta herkesten çok iyi bilirmiş gibi bizden önceki 30 yıl içinde bütün hükümetler yanlış iş yapmıştır gibi beyanları var Sayın Başbakanın. Bunlar üzüntü vericidir. Türk milleti bunu hak etmiyor. Türk milleti böyle sözleri hak etmiyor. Bunlar son derece yanlış sözlerdir ve dünyaya da yanlış mesajlar veriyorsunuz. Yani bu sözleri okuyan bir yabancı, ben bir yabancı olsam, böyle demeçleri okusam derim ki, Türkiye şimdi her türlü tavizi vermeye hazır olduğunu ilan ediyor. AB’den bir tarih almak uğruna, masaya oturmak uğruna her şeyi vermeye hazırdır.
Şimdi başka demeçleri de var dünkü konuşmasında mecliste. Başka sözleri de var. Hayretler içinde kaldık. Diyor ki, gümrük birliğine, Güney Kıbrıs’a teşmil etmek için şöyle yapacağız, böyle yapacağız. Aslında Gümrük birliğini teşmil etmek sözkonusu bile değil. Gümrük birliğini siz 2 Ekim’de resmi gazetede yayınlanan kararnamenizle teşmil etmişsiniz, bitmiş.
Sunucu- Evet Kıbrıs olarak geçiyor. Gümrük birliğine dahil olan 10 ülkeyle var.
Onur ÖYMEN- Üstelik Kıbrıs diye yazmışsınız resmi gazetede.
Sunucu- Bakanlar kurulu olarak da altına imza atılmış.
Onur ÖYMEN- Ayrıca şimdi, yarın zannediyorum basında yayınlanacak. Bir belge elimize geçti. Dış ticaret müsteşarlığı bir genelge yapıyor. Bundan sonra şimdiye kadar diyor biz Güney Kıbrıs Rum yönetimi diyorduk. Bundan sonra Kıbrıs diyeceğiz diyor. Bu tanımak değildir de nedir? Yani bizim meşru saymadığımız bir hükümeti Kıbrıs diye resmi sıfat veriyorsunuz. Bu da bir tanımaktır ve bunlar çok hazin şeyler. Adım adım hükümet tanımaya doğru gidiyor. Buna benzer başka açıklamalar var.
Şimdi sizden istenen Gümrük Birliğini teşmil etmeniz değil. Başbakan öyle anlaşılıyor ki, tam fark edememiş işi. Brüksel’e kadar gitmiş fakat Brüksel’de ne konuştuğunu ne kadar kendisine tercüme ettiler bilemiyorum. Ama tam fark edememiş gibi gözüküyor. Çünkü orada kastedilen gümrük birliği değil. 1963 tarihli Türkiye AB ortaklık anlaşmasını Güney Kıbrıs dahil bütün yeni üyelere teşmil etmek istiyorlar. Şimdi buna baktığınız zaman içinde öyle hükümler var ki, açın bakın metne Sayın Başbakan umarım okumuştur. Açın 9. maddesini ne diyor? Orada hiçbir ayrım yapamazsınız diyor. Yani bir İngiliz’e, bir İtalyan’a ne muamele yapıyorsanız Kıbrıslı Rum’a o muameleyi yapacaksınız. Buna dayanarak dese ki, siz bütün AB ülkelerine büyük ……….. açtırdınız bende açmak istiyorum dese ne diyeceksiniz? Veya dese ki, ki diyor bütün AB üyesi ülkeler gemilerini rahatlıkla Türk limanlarına sokuyorlar, uçaklarını Türk havaalanlarına indiriyorlar bizde yapacağız dese ne diyeceksiniz? Üstelik karşılığında da Kıbrıslı Türklerin gemilerinin Rum kesimi limanlarına sokma mecburiyeti olmayacak. Benim muhatabım Türkiye’dir diyor. Türkiye bir tarafta Güney Kıbrıs Rum yönetimi Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla bir tarafta. Kuzey Kıbrıs’taki Türk Cumhuriyeti KKTC yok.
Şimdi bunlar son derece sakıncalı şeyler. Bizim temennimiz odur. Bunu defalarca söyledik. Bir kere daha söylüyoruz. Başbakanlar, Dışişleri Bakanları böyle konuşmalar yapmadan önce iki kere, üç kere düşünmelidirler. Sözünün nereye gideceğini çok iyi tartmalıdırlar. Bu söylediklerim Kıbrıs’taki değerli arkadaşlarımız siyaset adamları içinde sözkonusudur. Böyle kalkıp da Türkiye’nin resmen tanıdığı bir devletin bağımsızlığının hayal olduğunu ulu orta halkın içinde televizyonlarda söylerseniz Türk milleti incinir. Biz sizi bağımsız yapmak için 100’lerce şehit verdik. O toprakların altında yatan şehitlere karşı saygı duymanız lazım. Başka hiçbir yapmıyorsanız. Ama biz bu filmi daha öncede gördük. Kurtuluş savaşının daha ilk başında Türkiye’nin bağımsız bir devlet olamayacağını, bağımsızlığın hayal olacağını söyleyenler çıkmıştı.
Sunucu- Onlara da mandacı diyorlardı.
Onur ÖYMEN- Mandacı diyorlardı. Yabancıların himayesine sığınalım diyorlardı. Belki Kıbrıs’ta da var mıdır böyleleri bilmem. Yabancıların himayesine sığınıp da bağımsızlıktan vazgeçin diyenler var mıdır, yok mudur bilmiyorum. Ama Türkiye’de vardı Kurtuluş Savaşının başlarında. Hatta Sivas kongresinde, Erzurum kongresinde de bunu açıkçada söylediler. Biz efendim gücümüz yetmez, yapamayız, biz bağımsız bir devlet olamayız. Amerika’nın himayesine girelim. İşte ancak öyle kalkınabiliriz diyenler oldu ve Atatürk bunları elinin tersiyle itti. Ve bugün Atatürk’ün çocukları Türkiye’de yaşıyor. Kimse unutmasın biz bağımsızlığa karşı söz söyleyenleri Atatürk’ün yaptığı gibi yaparız.
Sunucu- Sizin adınıza seyircimizin tepkisi vardı Sayın Kundakçı. İsterseniz Sayın Öymen seyircimiz Sayın Sercio’nun sorusuyla ilgili bir değerlendirme yapsın. Sonra normal turumuza dönelim.
Onur ÖYMEN- Çok teşekkür ediyorum. Değerli seyircimiz çok önemli noktalara değindi. Şimdi kısaca özetlemek gerekirse şunu söyleyebiliriz. Önce bir kere dış politika hata kaldırmaz. Dış politikada hata yapmayacaksınız. Hata yaptık, özür dileriz demek sizi kurtarmaz. Verilen tavizler bir daha kolay kolay geri alınamaz. Onun için hata yapmayacaksınız. Ama dış politikada hata yapmaktan daha önemli bir durum vardır, daha vahim bir durum vardır. O da hata yaptığının farkına varmamaktır. Kendi kalenize gol atarsınız karşı tarafın kalesine attığınız zannedersiniz. Maalesef son zamanlarda bizim başımıza gelen sıkıntı budur. Şimdi birkaç tane önemli hata yapılmıştır. Bir tanesi şu; Güney Kıbrıs Rum yönetimi Londra ve Zürich antlaşmalarına aykırı olarak AB’ye üye yapılmıştır. Bir kere bırakınız Güney Kıbrıs’ı Kıbrıs’ın tamamının bile çözüm bile olsa Türkiye üye olmadan AB’ye girmesi 1960 tarihli Londra ve Zürich antlaşmalarına aykırıdır. Bu antlaşmaları açıkça ihlal etmiştir AB. Yunanistan’ın baskısıyla, şantajıyla ve ne yazık ki, Türk hükümeti 30 – 40 yıldan beri izlediğimiz politikaları bir tarafa bırakarak buna itiraz dahi etmemiştir. Tepki bile göstermemiştir, sineye çekmiştir. Şimdi biz buna çok önem veriyoruz ve bu çok vahim bir hatadır, çok ciddi bir hatadır.
İkinci hata; gerek Kıbrıs, gerek diğer konularda Türkiye’nin hiç kabul edemeyeceği unsurları içeren bu Heybeli ada, Ruhban okulu, Patrikane vs. bunlar yalnız AB parlamentosu kararında yok. Bunlar 6 Ekim tarihli Avrupa komisyonunun kararında da var. Avrupa komisyonunun tavsiye kararında var, zirveye tavsiye kararında. Şimdi çok ağır Türkiye açısından kabul edilemeyecek Lozan’la bağdaşmayan, Kürtleri, Alevileri azınlık yapan vs. bildiğiniz gibi birçok orada olumsuzluk var. Şimdi bu rapor yayınlanıyor 6 Ekim’de birkaç saat içinde, bir iki saat içinde Sayın Başbakan kalkıyor bu olumlu ve dengeli bir rapordur diyor. Okumamışsınız, incelememişsiniz, değerlendirmemişsiniz, uzmanlarınıza danışmamışsınız nasıl söylersiniz? Yani böyle bir durumda söylenecek şey inceleyeceğiz, bakacağız tepkimizi sonra ifade edeceğiz. Bunu söyleyememiştir. Çünkü o anda olumlu mesaj verme ihtiyacımız var. Her an kamuoyumuz, basın zaten hükümeti desteklemek için birbiriyle yarış halindedir. Efendim işte bunu ön plana çıkartsınlar, başbakan çok mutlu, demek ki, büyük başarı kazandık filan. Büyük bir başarısızlıktır. 6 Ekim kararı Türkiye açısından hiç kabul edilemeyecek unsurlar içermektedir ve biz bunu bir zafer gibi ilan ettik. Bazı gazetelerimiz manşete çektiler zafer kazandık diye.
Sunucu- Aman efendim gündüz vakti havai fişekler attık. Daha ne yapalım Ankara Kızılay meydanında.
Onur ÖYMEN- O daha sonra. O 17 Aralık tarihinde. Bu sefer basın manşete zafer naraları attı. Bunlar çok büyük hatalardı. O bakımdan bunları çok ciddi bir değerlendirmeye tabi tutmak lazım.
Üçüncüsü; 17 Aralık günü Brüksel’de müzakere yapılırken bir kağıt verdik ve Devlet Bakanı Beşir Atalay imzasıyla. Diyoruz ki, biz müzakereler başlamadan önce Güney Kıbrıs’ı da Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanımakta dahil o anlama gelen bir şekilde bütün yeni üye ülkelere Ankara Antlaşmasını teşmil edeceğiz diyoruz. Yani onlara da uygulayacağız diyorsunuz. Şimdi bunun içinde çok ciddi sakıncalar var. Rumlara teşmilinde çok ciddi sakıncalar var. Buna rağmen orada ayak üstü bir kağıt yazıp teslim ediyoruz. Yani bunlar yapabileceğimiz en büyük hatalar. Şimdi bunu yapmasanız, orada hiçbir kağıt vermeseniz, bundan önceki başkanlık taslağında, Hollanda taslağında yer alan ifade gene kötü bizim için ama bundan iyi. Hiç değilse orada sizi zaman baskısına sokmuyor. Birde kendi kendinizi zaman baskısına sokmuşsunuz. Netice bu gidiş Güney Kıbrıs’ı Kıbrıs Cumhuriyeti olarak döfakto yani filen tanımanın adımlarıdır. Deminde örneklerini verdim. Bir televizyon programına katıldığımız AKP mensubu bir değerli milletvekili arkadaşımız diyor ki, canım diyor bir arazi satın alacaksınız 25 ortağı var diyor. Siz bir tanesini tanımıyorum diyebilir misiniz diyor. Tanımazsanız diyor o araziyi alabilir misiniz? Tabi ki tanıyacağız. Yani filen halkı hazırlıyorlar tanımaya.
Şimdi bütün bunlar gerçekten bizim açımızdan son derece yanlıştır. Birde hatta Başbakan şunu da söylüyor. Diyor ki, ben Türkiye’nin AB üyeliği sürecini Kıbrıs’taki güneyle kuzey arasındaki sürtüşmelere feda etmem diyor. Düşünebilir musunuz? Yani sanki bir maçı seyrediyorsunuz siz tribündesiniz, iki taraf birbiriyle mücadele ediyor, sizde maçın seyircisisiniz. Siz tarafsınız, Kıbrıs meselesine tarafsınız, Londra ve Zürich anlaşmalarına tarafsınız. Meclisiniz onaylamış, garantörsünüz. Siz orada tarafsız bir izleyici gibi görünebilir misiniz? Siz orada tarafsınız ve neyi savunacağınızda bellidir. Oradaki soydaşlarınızın haklarını, çıkarlarını, menfaatlerini savunacaksınız.
Şimdi başka söylenecek çok şey var. Yalnız bir iki kelimeye daha değineyim müsaade edersiniz bu vesileyle. Şimdi Kofi Annan planını yeniden görüşeceğiz diyorlar. Kofi Annan kendisi planın içine yazmış. Açınız bakınız hükümetin dağıttığı taslakta yok ama hükümet küçücük bir kısmını dağıttı 9 bin sayfadır. Açınız 7 numaralı ekini orada diyor ki, 24 Nisan’a kadar bu plan taraflarca onaylanmazsa yok hükmündedir, yoktur diyor. Kofi Annan planı bitmiştir, ölmüştür ve gömülmüştür. O bakımdan bu noktadan sonra yapılacak şey Türklerle Rumlar arasında yeni bir uzlaşma aramaktır. Efendim çözümsüzlük mü? Hayır bizim çözüm istiyoruz. Herkesten çok istiyoruz. Ama adil, kalıcı, Kıbrıslı Türklerin can güvenliği tehlikeye düşürmeyici, Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye düşürmeyici çözüm istiyoruz. İşte böyle bir çözüm oturacaksınız. Hayır Kofi Annan planını yeniden canlandıracağız bütün sakıncalarıyla. Bu da yetmeyecek daha da ağırlaştıracaksınız. Güvenlik konseyinde Rusların veto ettiği bir metin vardı buna benzer unsurları koyacaksınız ya plana ya güvenlik konseyi kararı olarak çıkaracaksınız Rusları da ikna edeceksiniz ve neticede ortaya çıkan tablo Türkiye açısından son derece ağır, sakıncalı bir tablo olacak ve Kıbrıs’ı bu gidişle feda edeceksiniz. Biz bunu istemiyoruz, buna izin vermeyeceğiz.
Ben TBMM’nin bir üyesi olarak size söylüyorum. Benim tanıdığım kadarıyla yalnız bizim milletvekillerimiz, bizim partinin milletvekilleri, CHP’liler değil AKP’den de pek çok milletvekili Kıbrıs’ın Girit gibi feda edilmesine oy vermeyecektir. 1 Mart tezkeresinin tecrübesini bir kere daha yaşamaya hazırsa hükümet buyursunlar getirsinler meclise bakalım ne oy çıkıyor. Yani herkes çok iyi bilsin bunlar tarihi konulardır. Bunlar milli davalardır. Milli davalar böyle ayak üstü demeçlerle filan halledilmez. Herkes ciddiye alsın bu meseleyi. Ruhban okulu, Patrikane’nin ekümelik sıfatı, Kürt kuvvetleri, Kürt güçleri gibi laflar içeren metinleri ihtiva eden bir kağıt var önümüzde.
Sunucu- Tabi birde ………………………. uluslararası komisyona bırakılması, barajların kontrolü filan gibi fanteziye giren şeyler artık bunlar.
Onur ÖYMEN- Gayet tabi. Dicle ve Fırat üzerindeki barajların uluslararası yönetime verilmesinden söz ediliyor bu raporlardan bir tanesinde. Bütün bunları içeriyor zirve kararı ve biz bu zirve kararını olumlu karşılıyoruz nota vermişiz. Şimdi o da çok enteresan. Yani burada ince bir nokta var basınında dikkatinden kaçan veya kaçırılan o da şu; gazete haberleri doğruysa diyor ki, orada diyor sürekli kısıtlamalar kısmına itiraz ettik nota verdik. Şimdi böyle bir nota verdiğiniz anda diplomaside bunun anlamı o metnin gerisini kabul ettiğiniz anlamına gelir. Yani bir noktasına itiraz ediyorsanız bir anlaşmanın veya bir kağıdın, bir belgenin gerisini zımnen kabul ediyorsunuz demektir. Halbuki biz metnin gerisinde başta Kıbrıs olmak üzere itiraz ettiğimiz çok nokta var. Ama Kıbrıs’ta kendi elinizle teslim olmuşsunuz, kağıt vermişsiniz. Ucu açık müzakereler var kabul ediyor musunuz? Çözüm olmazsa siz orada bir ortak ülke olarak kalırsanız sıkı sıkı bağlanacakmışsınız bunu peşinen kabul ediyor musunuz? Beni AB reddedecek fakat ben kuma gibi AB’ye bağlı kalmaya devam edeceğim. Türkiye’yi küçültmüyor mu bu ifadeler? Bunlara itiraz ettiniz mi? Basına bakarsak böyle bir itiraz yok.
Şimdi neticede bu işleri çok ciddi ele almak lazım. Devleti idare etmek ciddi iştir ve çok dikkat ister, sorumluluk ister, uzun vadeli meseleler hele devletin geleceğini ilgilendiren meseleler sözkonusuysa bunu meclisten kaçırarak, tek başınıza, ayak üstü demeçlerle, muhalefetle polemiğe girerek sizi destekleyen basına dayanarak bunu yapamazsınız. Bunu yaparsanız Türkiye çok şey kaybeder ve biz bu konuda Türkiye’nin temel çıkarlarını feda etmemesi için ne mümkünse hepsini yapacağız, sonuna kadar yapacağız. Türkiye bu kadar ucuza feda edilecek bir ülke değildir. Herkes ölçüsünü çok iyi bilsin ve bir dönemde, bir seçimi kazanarak iktidar olmak bir ülkenin geleceğini feda etme hakkını kimseye vermez. Kıbrıs’ı feda etme hakkını da kimseye vermez, Ege’yi de feda etme hakkını vermez.
Sunucu- Efendim acaba bu anlık tepkiler ya da dış politikadaki deneysizlikten kaynaklanan acemilikler olarak yorumlanabilir mi diye biranda kuşku duymamakta elde değil. Çünkü sizde ilk turdaki açıklamalarınızda değinmiştiniz resmi gazetenin 2.10.2004 sayılı kararname eki olarak yayınlanan bir belge var. O belgede Kıbrıs olarak geçiyor. Gümrük Birliği anlaşmasını işte AB’ye tam üye olan 10 ülkeyle yenileyen bir anlaşma ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Bakanlar Kurulunun tek tek hepsinin Sayın Bakanların imzaları var bunun altında. Biz unutulmuştur belki diyerek onu Kanal B’nin bu akşamki ana haber bülteninde bir hatırlattık. O bandımız hazır isterseniz bir izleyelim unutmuş olan izleyicilerimizde hatırlarlar.
Sunucu- Bizde size saygılar sunuyoruz Sayın Köymen. KKTC’den sevgili seyircimiz değerlendirmelerde bulundu, fikirlerini ortaya koydu. Sayın Onur Öymen efendim Türkiye’nin Kıbrıs politikası vardı, bir devlet politikası vardı ve bu politikanın da şartları belliydi. Türkiye o şartları ortaya koymuştu. Zaman içinde tadil edilmişti kimi unsurlar. Ama çok da aslından yitirmeden belli bir döneme kadar bu politika uygulanmıştı. Şimdi acaba bir hükümet politikası mı öne geçti? Devlet politikası değişti mi ya da?
Onur ÖYMEN- Türkiye’nin şimdi Kıbrıs konusunda izlediği politika hakkında herkes ileri geri konuşuyor. Bunun tam bir başarısızlık olduğunu söyleyenler var, çok eleştirenler var. Fakat şu unutulmasın. Türkiye’nin 40 yıldan beri izlediği Kıbrıs politikası iki büyük başarı sağlamıştır. Bunlardan biri Kıbrıs Türk toplumunu barış, güvenlik ve huzur içinde yaşatmıştır. Bu bir toplumun umabileceği en yüksek durumdur, en iyi durumdur. Eğer bir toplumu barış içinde, güvenlik içinde yaşatamıyorsanız diğer alanlarda sağlayacağınız başarının hiçbir kıymeti yoktur. Kıbrıslı Türklerden zaman zaman Türkiye’yi eleştirenlere rastlıyoruz. Onlara şunu hatırlatmak isteriz. Eğer bugün yatağınızda huzur içinde yatıyorsanız, uyuyorsanız bu beğenmediğiniz Türkiye’nin politikası sayesindedir. Bu bir.
İkincisi; Kuzey Kıbrıs’ta bir demokrasinin yerleşmesini sağlamıştır. Eğer siz bugün özgürce Türkiye dahil herkesi eleştirebiliyorsanız biliniz ki, bu da beğenmediğiniz politikaların sayesindedir. O bakımdan hiç kimse Türkiye’nin hiçbir şey yapmadığını, 40 yıldan beri izlenen politikaların baştan aşağı yanlış olduğunu filan söylemeye kalkışmasın. Hem Türkiye’nin güvenliği açısından gereken yapılmıştır. Kıbrıslı Türklerin güvenliği sağlanmıştır. Birde demokrasi getirilmiştir Kıbrıs’a. Bu çok büyük bir aşamadır. Bakınız bitişiğimizdeki Irak’a demokrasi getirmek için sarf edilen çabaların ne durumda olduğunu görünüz. Laik ve demokratik bir ülke olarak Kuzey Kıbrıs varlığını sürdürmektedir ta barış harekatından buyana. Bunun ne kadar önemli bir kazanım olduğunu kimse unutmasın.
İkincisi; biz gerçekleri halka anlatıyoruz bu bizim görevimiz. Hükümetin yanlışlarını anlatıyoruz, eksiklerini anlatıyoruz. AB’nin yaptığı hataları, çifte standartları anlatıyoruz. Ama şu mesajı vermiyoruz. Halka kötümserlik mesajı vermek istemiyoruz. Biz diyoruz ki, bütün bu olumsuz tabloya rağmen çıkış yolları vardır, bulunur ve bulacağız. Bunun bulunacağı yer TBMM’dir. Değerli izleyicimiz Sayın İbrahim İlhan müsterih olsun biz mecliste bu görevimizi sonuna kadar yapacağız ve yapıyoruz. Bunun çaresi şudur; şu elimizdeki 17 Aralık metniyle masaya oturduğumuz zaman Türkiye büyük ihtimalle tam üyelikten başka ufuklara gidecektir ve bu bizim bu kadar uzun zamandan beri, Atatürk’ten beri izlediğimiz çağdaşlaşma politikasına büyük darbe vuracaktır. Türkiye’yi ikinci sınıf bir ülke haline getirecektir. Bunu önlememin yolu TBMM’de bir öze ilişkin karar almaktır ve bu kararla Türkiye’yi sadece tam üyelik için diğer üyelerle eşit haklara sahip bir ülke olarak masaya oturtma kararı olmalıdır. İşte TBMM’nin alacağı bu kararla hükümet 3 Ekim tarihinde Brüksel’e gidip hükümetimden aldığım talimat budur ben ancak bu anlayışta bu masaya otururum diyebilmelidir. Yani Türkiye diğer ülkelerle eşit haklara sahip olmak istedi diye Avrupa Türkiye’yi gözden mi çıkaracaktır? Türkiye’yi dışlayacak mıdır? Türkiye’den vazmı geçecektir? Buna cesaret edebilir mi?
Bakınız İsveç Başbakanı diyor ki, ben olsam Türkiye’nin yerinde bu metni kabul etmezdim diyor, direnemediler diyor. Haksızlığa ve orada Türkiye’ye kısıtlı haklar verilmesine direnemediler diyor. Direnselerdi bizde onları destekleyecektik diyor. Şimdi düşünebilir musunuz bir yabancı başbakan bunu söylüyor. Türkiye bu sıkıntılı durumdan geçti ama biz gene de karamsarlık mesajı vermiyoruz ve diyoruz ki, bunun çıkış yolu vardır, bulunur ve bulacağız. Yalnız burada bir konuya da dikkat çekmek istiyorum biz bütün kusuru ve sorumluluğu, suçu kendi üzerimize de almamalıyız. Yani Avrupalılar, Avrupa kamuoyu Türkiye’yi istemiyorsa Türkiye’ye karşı olumsuz bir hava içindeyse bununda sorumlusu biziz iyi tanıtamadık. Yani Avrupa’nın bütün olumsuz davranışlarının kusuru Türkiye’ye aittir. Bu o kadar doğru değil. Fransızların bir sözü var. Diyorlar ki, en sağır insan bir şeyi duymak istemeyen insandır. Biz 40 yıldan beri Kıbrıs meselesini anlatmadıysak Avrupalılara ne anlattık? Sayın Denktaş 40 yıldan beri anlatmadıysa ne anlattı? Ama ne yazık ki, dünya politikaları onu gerektiriyor ki veya öyle gösteriyor ki bazı ülkeler batıda Türkiye’nin çizgisini haklı olsa da haklı olarak kabul etmek niyetinde değillerdir. Türkiye’nin hakkını teslim etmek niyetinde değillerdir. Ama haksızlıklar bir ülke içinde olduğu gibi uluslararası alanda da sonsuza kadar sürmez. Bir noktada sizin hakkınızı teslim edeceklerdir. Yeter ki, siz hakkınızı sonuna kadar koruma cesaretine sahip olun. Şimdiye kadar Avrupalılar bizim tezlerimizi kabul etmediler. Demek ki, tezlerimiz iflas etti terk edelim.
Bakınız bizim Ege’yle ihtilafımız, Ege’deki Yunanistan’la ihtilafımız Kıbrıs’tan çok daha eskidir. 1930’lardan gelen ihtilaflı konular var hava sahası gibi. Peki Türkiye çok uzun zaman oldu artık bu tezlerimizden vazgeçelim diyor mu? İngiltere ile Cebeli Tarık arasındaki ihtilaf 300 yıldır sürüyor. Efendim çok uzadı artık bırakalım şu işi diyorlar mı? Geçmişte pek çok böyle uzun süren ihtilaflar olmuştur ve hangi ülke davasını sonuna kadar kararlılıkla savunabilmişse o kazanmıştır. Böyle yelkenleri suya indirmek, yabancıların baskıları karşısında yılmak, dış etkilerle diz çökmek Atatürk’ün bize öğrettiği yaklaşım ve yöntem değildir. Bu millet hakkını daima sonuna kadar savunmuştur ve kazanmıştır. Biz hep masada kaybederiz. Savaşta kazanırız ve masada kaybederiz. İstiklal savaşını kazandık, Lozan’da kayıp mı ettik? Bunu bir büyük diplomatik zaferle taçlandırdık. Hatay’da kayıp mı ettik? Kazandık. Kıbrıs’ta bugüne kadar kayıp mı ettik? Kazandık. Kardak’ta kayıp mı ettik? Kazandık. O bakımdan kendimizi de fazla suçlamayalım. Kendimizi de çok haksız görmeyelim. Yeter ki, Türkiye bir bütün olarak milli davalarına sahip çıksın, iktidarıyla, muhalefetiyle, basınıyla, sivil toplum örgütleriyle bu davayı sonuna kadar götürme cesaretine sahip olsun. Gerçekleri görelim, sıkıntıları görelim, yapılan hatalar varsa görelim halkada anlatalım. Ama halka umutsuzluk aşılamayalım. Bizim görevimiz halka çözüm üretmektir, halka çözüm getirmektir. Türkiye’nin yenilgi içinde olduğu, yılgınlık içinde olduğu izlenimini vermemektir. Biz bunu yapacağımıza inanıyoruz ve halktan şunu rica ediyoruz, vatandaşlardan. TBMM’ye güveniniz. Birinci meclisten buyana Türkiye’nin sağladığı başarılarda bu meclisin payı vardır. En son olarak 1 Martta iktidara rağmen bu meclis ülkeyi savaşa sürükleyecek bir kararı reddetmiştir. Ve 1 Mart kararı TBMM’nin aldığı ve alacağı şerefli kararların sonuncusu olmayacaktır.
Sunucu- Sayın Onur Öymen teşekkür ediyorum. Programın içindeki son sözleriniz olarak bunları değerlendirmiş olalım efendim.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.