ONUR ÖYMEN
HABERTURK – UYANDIRMA SERVİSİ
16 Aralık 2004
Sunucu- CHP Milletvekili, Grup Başkan Vekili ve tabi ki çok değerli eski diplomatımız Sayın Onur Öymen, günaydın.
Onur ÖYMEN- Günaydın efendim, yalnız grup başkan vekili arkadaşlara haksızlık yapmayalım ben Genel Başkan Yardımcısıyım.
Sunucu- Çok özür dilerim. Biz maalesef Avrupa Parlamentosu raporunun özgün sonucunu orijinalinden okuyamadık. Basından aktarabildiğimiz kadarıyla sizinle bazı soruları paylaşmak istiyorum.
Türkiye’nin derhal müzakerelere başlaması için bir karar alındı. Yalnız şu maddeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Müzakerelerin başlaması doğal olarak Kıbrıs Rum kesiminin tanınmasının varsayılması anlamına gelecek. Türkiye Ermenistan sınırı hala kapalı. Kıbrıs’ta hala 30 binden fazla Türk askeri var. Müzakereler otomatik olarak katılımla sonuçlanmayacak, doğası gereği açık uçlu olacak. Bütün bunlar AB’nin aldığı evet kararını zedeleyen, üstüne gölge düşüren noktalar mı yoksa sırf formalite olsun, Avrupa haklarının kendi iç tüketimlerinde kullanılsın diye mi yazılmış? Avrupa Birliği deklarasyonunu şu anda boş bulunan bir paragrafında Avrupa Parlamentosu kararları da dikkate alınır veya alındı dendiğine göre aslında burada önümüze konan şartlar ileride AB’nin resmi şartları arasına girebilir mi?
Onur ÖYMEN- Avrupa Parlamentosunun kararında bu söyledikleriniz var. Daha da fazlası var. Aslında Kürt partilerinden bahsediyor. Türkiye’de Kürt partisi diye bir şey yok. Kürt kuvvetleri diyor. Teröristlerin militanlarına. Buna benzer bizim kabul edemeyeceğimiz pek çok şey var, azınlıklarla ilgili var, Heybeli Ada, Ruhban okuluyla ilgili var.
Yani kim Türkiye’den ne istemişse aşağı yukarı bu raporda var. En sonunda da diyor ki, bütün bu hususlar dikkate alınarak Türkiye’ye haklı görülebilecek bir gecikme olmaksızın Türkiye’yle müzakereler başlayabilir diyor. Orada da yani haklı bir gerekçeyle acele bir müzakere başlanamayabilir lafı da içine girmiş oluyor. Şimdi bu rapor söylendiği gibi bu karar sizinde belirttiğiniz gibi Avrupa Zirvesinin kararının içinde bir paragraf olarak yer alacak ve orada diyor ki, Avrupa Konseyi Avrupa Parlamentosunun Türkiye’yle ilgili bu kararını kaydeder diyor.
Şimdi diplomasi dilinde kaydetmek demek yani bu aşağı yukarı benimsediğiniz anlamın geliyor. Eğer içeriğini benimsemiyorsanız kaydetmesiniz bu metni. Bunun çok örneği var. Benim yurtdışında yaptığım görevlerden hatırladığım uluslararası diplomaside eğer bir ülke mesela bir uluslararası kuruluşta bir metnin içinde benimsemediğim unsurlar olduğunu görürse bunun kaydedilmesine bile karşı çıkar. Kaydedilmesi demek içindeki unsurların benimsenmesi demektir. Şimdi o bakımdan böyle bir özelliği de var.
Birde şunu söyleyeyim size hiç kamuoyunda, basında tartışılmayan bir boyutu var bütün bu konuların. O da şudur; diğer şu son zamanlarda üye olan 10 ülke ile ilgili zirve kararlarına bakınız. Onların hiçbirinde böyle bir atıf yok. Hiçbiriyle ilgili bir Avrupa Parlamentosu kararı çıktı da ona da atıfta bulunuyoruz diye bir söz yok. Hiçbirinde ön koşul yok. Hiçbirinde ucu açık müzakere ifadesi yok. Hiçbirinde temel hakların sürekli kısıtlanabileceği lafı yok.
Bir paragraftan ibaret. Şu şu şu ülkelerle tam üyelik için müzakerelere başlanması kararlaştırılmıştır diyor.
Sunucu- Oraya gelmeden önce yine dün Fransız Cumhurbaşkanı Chirack’ın Fransız televizyonlarına yaptığı bir açıklama var. Yine basından metni takip ediyorum. Ermeni soykırımını kabullenme şartının müzakerelerden önce değil ama müzakerelere sürecindeki, ben bundan müzakerelerin bitirilmesi için gerekli olarak tanınması gerektiğini vurguluyorum. Bu bizim tercüme hatamız mı? Basın mı abarttı?
Onur ÖYMEN- Sizin tercüme hatanız değildir. Şimdi Fransız Dışişleri Bakanına da aynı şeyi söyledi. Biz AKP’li milletvekilleriyle birlikte biliyorsunuz karma parlamento komisyonu olarak çeşitli merkezleri dolaştık. Paris’e de gittik. Orada çok büyük siyasi partilerin en üst düzey yetkilileriyle görüştük ve bize açıkça dediler ki, siz Ermeni soykırımını kabul etmeden, tanımadan hiçbir şekilde AB’ye üye olamazsınız, hiçbir Fransız siyasi partisi bunu desteklemez. Bu kadar açık yüzümüze söylediler. Bizde gerekli cevapları verdik tabi. Bir tane kanıtını gösterin bize bu soykırımın, bir belgesini gösterin. Yani sadece sizin ülkenizdeki …………… bunu istiyor diye biz tarihimizi inkar mı edeceğiz.
Sunucu- Ufak bir parantez açıyorum. Zaten Fransız kanunlarına göre Ermeni soykırımının tartışılması, yani negatif anlamda masaya yatırılması yasak değil mi?
Onur ÖYMEN- Henüz değil. Bu konuda bir yasa teklifi var. Benim bildiğim henüz yasalaşamadı. Ama Fransız parlamentosu Türklerin bir Ermeni soykırımı yaptığını kabul eden bir kararı aldı. Ama bunun Türklerin Ermeni soykırımı yapılmamıştır demesini yasaklayan bir yasa henüz çıkmadı ama bu yolda bir çalışma var.
Sunucu- Hemen şimdi bu akşamki zirveye geçiyorum. Yine burada bizim anladığımız kadarıyla bir evet çıkacakmış gibi gözüküyor. Ancak bu evet’in şartları konusunda çok büyük fikir ayrılıkları var. Ben size sırayla soruyorum. Siz arzu ettiğiniz gibi eksiklerimi düzelterek tamamlayın.
Herhalde bu akşam Türkiye’den hala beklenen Kıbrıs konusunda bir jest gelmez. Ama bunun dışında ucu açık bir müzakere süreci kabul edilebilir mi? Daha önce benim bildiğim kadarıyla başka adaylara öngörülmeyen bir veya birkaç üyenin başvurusuyla en ufak bir insan hakları vs. ………….. üçte iki çoğunlukla görüşmelerin dondurulması, 2004’den önce hiçbir şekilde üye olunamaması, eğer olunacaksa dahi hiçbir şekilde Avrupa bütçesi fonlarından bize kaynak ayrılmaması, bundan sonrada belki serbest dolaşımın kalıcı olması ve çok uzun süre sınırlandırılması, hemen arkasından 2004-2014 yılı bütçesinde dahi Türkiye’ye en azından tarımsal uyum için çok fazla bir kaynak ayrılamayacağı düşüncesi, dün Sayın Blair’in Fransa ile Almanya’nın arasını bulmak için temsilde de eşitlik olmayabilir sözleri, bütün bunlardan hangisi zirve deklarasyonuna geçer yüksek tahmininize göre ve hangisi Sayın Erdoğan’ın ve Türkiye Cumhuriyeti devletini masadan kalkmasını gerektirir efendim.
Onur ÖYMEN- Bu en son söylediğiniz husus hariç diğer bütün belirttikleriniz zaten başkanlığın hazırladığı karar tasarısında yer alıyor. Deminde belirttiğim gibi bunların hiçbiri daha önceki adaylar için söylenmiş sözler değildir, konulmuş koşullar değildir.
Bunları alt alta koyduğunuz zaman şu çıkıyor ortaya; siz bunları kabul ettiğiniz takdirde AB’ye tam üye olamazsınız. Çünkü tam üyelerin hiçbirinin temel haklarda kısıtlamaya maruz kaldığı şimdiye kadar görülmemiştir. Yani bu insanların serbest dolaşımı konusunda, tarım konusunda, sosyal politikalar konusunda sürekli kısıtlamalardan bahsediyor bu karar tasarılarında. Bunu yaptığınız takdirde, bunu kabul ettiğiniz takdirde tam üyeliğin altında kısıtlı bir statüyü de kabul etmiş oluyorsunuz. O zaman işte özel statü dedikleri budur. Adı ister yazılsın ister yazılmasın metinde.
Türkiye bu koşullarla masaya oturabilir mi? Eğer bu koşullar değişirse mesele yok. Eğer Türkiye’ye diğer adaylara yaptıkları gibi muamele yaparlarsa ki, 1999 Helsinki Zirvesinde aldıkları karar buydu. Türkiye’ye diğer adaylarla eşit muamele yapacağız diye karar almışlardı.
Şimdi öyle anlaşılıyor ki, onu değiştirip bize kısıtlı bir üyelik sunmaya hazırlanıyor. Şimdi böyle masaya oturursanız ileride tam üye olma şansınız çok az olur. Size her zaman diyeceklerdir ki, siz bu koşulları bilerek oturdunuz masaya. Biz bu tecrübeyi çok yaşadık geçmişte. Bu şimdi söylenen öyle bazı güzel sözler, yatıştırıcı sözlerle bunların hepsi unutulur. Kararda ne yazılıysa o kalır.
Sunucu- Şöyle veya bu şekilde bu şartlar girdi ve değerli hükümetimiz bunu kabul etti. Onsan sonra anlamadığım şu; 2014 yılına kadar AB müktesebatına uyum çerçevesinde biz Türkiye tarımını yeni baştan değiştireceğiz. Bu süre içinde herhalde bu Türkiye tarımını adam etmek için, Avrupa standartlarına getirmek, Avrupayla rekabet edecek hale getirmek için ciddi mali yardıma ihtiyacımız olacak. Ben böyle bir yardımın gelmeyeceğini düşünüyorum. Siz daha önceki tecrübelerinizden mesela bir Polonya, yine aynı şekilde ciddi tarım ağırlı olan İspanya girerken onların müzakere sürecinde ne kadar tarım yardımı aldığını düşünüyorsunuz? Bizim çok ciddi yardımlar almadan Türk tarımını Avrupa standartlarına getirmemiz rekabet edebilecek hale getirmemiz olasılığı var mı?
Onur ÖYMEN- Söylediğiniz doğrudur. Aslında AB bütçesinin yaklaşık yarısı tarım destekleme fonlarının finansmanına gider. O bakımdan AB’nin hazırladığı en son Türkiye raporunda diyor ki, bugünkü sistem uygulanırsa Türk tarımı için AB bütçesinden yılda 8,5 milyar euro ödememiz gerekir. Bu tabi Türk tarımı için çok büyük bir katkı olur. Ama bu arada şunu da söylüyor. Bizim bütün bu sistemlerimiz değişecektir. Ayrıca başkanın hazırladığı karar tasarısında insanların serbest dolaşımının yanı sıra tarım ve sosyal politikalar yani bölgelerarası dengesizliklerin giderilmesi alanlarında da Türkiye’ye özel muamele yapılabileceği, sürekli kısıtlamalar getirilebileceği, AB’nin normal uygulamalarında sapmalar yapılabileceği yazılı. Yani bize bu parayı vermeyecekler.
Sunucu- Müzakere sürecinde de tabi ki tarım ………. dosyasının kapanması için bize binlerce koşul öne sürülecek. Bu anlama geliyor. Ama bu arada biz fazla para alamayacağız. Belki 1 milyar euro senede belki o bile değil. Doğru mu düşünüyorum?
Onur ÖYMEN- Ne kadar alacağımızı bilemem. Yalnız şunu da unutmayalım Dünya Ticaret Örgütü şimdi bir çalışma yapıyor. Bu çalışmaya göre dünyada tarımsal sübvansiyonlar zamanla azalacak ve sonunda kaldırılacak. ………..bir toplantı yaptılar ve şimdi bir karar daha alacaklar, bunu bir takvime bağlayacaklar. Bizdeki bilgiye göre yaklaşık 2014 yılında yani tesadüfen AB’nin bizim için öngördüğü tarihte en erken tarihe kadar bu tarım sübvansiyonları zaten dünyadan kaldırılmış olacak. O bakımdan Türkiye 10-15 yıl üye olmaz derken kafaların arkasında bence biraz da bu var. Yani 10-15 yıl içinde artık size zaten tarımsal sübvansiyonda bulunacak durumda olmayacağız veya bunu çok aza indireceğiz diye düşünerek Türkiye’nin maliyetini azaltma endişesi var. Yoksa 10-15 yıl üye olamaz demek Türkiye son olarak üye olan Slovakya’dan, Baltık Ülkelerinden, yakında üye olacak Bulgaristan’dan Romanya’dan 15 yıl geridedir demek. Aklı başında hiçbir insan bunu kabul etmez.
Sunucu- Ben bu Kıbrıs şartını anlayamıyorum. Ön koşul olarak karşımıza gelmedi. Bize söylenen Kıbrıs Rum kesimini tanıyacaksın. Bu diplomatik bir lisanla lütfen yeninden barış masasına oturtalım, iki tarafı da bir yeni barış anlaşması çıksın anlamına mı geliyor, yoksa Avrupa hiçbir şekilde bundan sonra adada nihai barışı desteklemeyip tamamen Türkiye’nin Kıbrıs Rum kesimiyle muhatap olmasını mı arzuluyor?
Onur ÖYMEN- Şimdi bizde en son elimize ulaşan metin eğer son taslağı yansıtıyorsa bu metinde açıkça Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Türkiye’nin tanıması isteniyor ve önümüzdeki ilkbahara kadar Güney Kıbrıs’la normal diplomatik ilişki kurmamız isteniyor. Şimdi bunu yaptığınız takdirde Kuzey Kıbrıs’ı tanımaktan vazgeçmeniz anlamına geliyor bu. Çünkü Güney Kıbrıs Kuzeyde de egemenlik iddiasında bulunuyor. O zaman Kıbrıslı Türkleri Rumların insafına terketmek ve Kıbrıs’ı feda etmek anlamına geliyor.
Sunucu- Bu konuyla alakası olmayan, IMF ile alakası olmayan bir deyimin, diplomatik tecrübenize dayanarak ne anlama geldiğini soruyorum. Dün IMF’nin stand-by’la ilgili yayınladığı raporda veya görüşte, …………………………………. bu diplomatik anlamda ne anlama gelir?
Onur ÖYMEN- Diplomatik anlamda bu onaya bağlı bir mutabakat demektir. Orada hangi çerçevede kullanıldıysa yani IMF’nin yönetim kurulunun onayına bağlı gibi anlamak lazım bunu. Fakat orada da bizim çok ciddi sıkıntımız var. Çok ciddi çekincemiz var. Mevcut anlaşma bitmeden Türkiye’yi üç yıl daha bağlamak hatta bu hükümetin görev süresini aşacak şekilde bağlamak bizce ekonomi politikamızı da IMF’ye sürekli olarak teslim etmek, otomatik pilota bağlamak anlamına geliyor. Bunun çok büyük sıkıntılarını çekeceğiz.
Sunucu- Çok teşekkür ediyoruz.
HaberTürk – Uyandırma Servisi Programı, Avrupa Parlamentosunun Son Raporu Hakkında
ONUR ÖYMEN
HABERTURK – UYANDIRMA SERVİSİ
16 Aralık 2004
Sunucu- CHP Milletvekili, Grup Başkan Vekili ve tabi ki çok değerli eski diplomatımız Sayın Onur Öymen, günaydın.
Onur ÖYMEN- Günaydın efendim, yalnız grup başkan vekili arkadaşlara haksızlık yapmayalım ben Genel Başkan Yardımcısıyım.
Sunucu- Çok özür dilerim. Biz maalesef Avrupa Parlamentosu raporunun özgün sonucunu orijinalinden okuyamadık. Basından aktarabildiğimiz kadarıyla sizinle bazı soruları paylaşmak istiyorum.
Türkiye’nin derhal müzakerelere başlaması için bir karar alındı. Yalnız şu maddeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Müzakerelerin başlaması doğal olarak Kıbrıs Rum kesiminin tanınmasının varsayılması anlamına gelecek. Türkiye Ermenistan sınırı hala kapalı. Kıbrıs’ta hala 30 binden fazla Türk askeri var. Müzakereler otomatik olarak katılımla sonuçlanmayacak, doğası gereği açık uçlu olacak. Bütün bunlar AB’nin aldığı evet kararını zedeleyen, üstüne gölge düşüren noktalar mı yoksa sırf formalite olsun, Avrupa haklarının kendi iç tüketimlerinde kullanılsın diye mi yazılmış? Avrupa Birliği deklarasyonunu şu anda boş bulunan bir paragrafında Avrupa Parlamentosu kararları da dikkate alınır veya alındı dendiğine göre aslında burada önümüze konan şartlar ileride AB’nin resmi şartları arasına girebilir mi?
Onur ÖYMEN- Avrupa Parlamentosunun kararında bu söyledikleriniz var. Daha da fazlası var. Aslında Kürt partilerinden bahsediyor. Türkiye’de Kürt partisi diye bir şey yok. Kürt kuvvetleri diyor. Teröristlerin militanlarına. Buna benzer bizim kabul edemeyeceğimiz pek çok şey var, azınlıklarla ilgili var, Heybeli Ada, Ruhban okuluyla ilgili var.
Yani kim Türkiye’den ne istemişse aşağı yukarı bu raporda var. En sonunda da diyor ki, bütün bu hususlar dikkate alınarak Türkiye’ye haklı görülebilecek bir gecikme olmaksızın Türkiye’yle müzakereler başlayabilir diyor. Orada da yani haklı bir gerekçeyle acele bir müzakere başlanamayabilir lafı da içine girmiş oluyor. Şimdi bu rapor söylendiği gibi bu karar sizinde belirttiğiniz gibi Avrupa Zirvesinin kararının içinde bir paragraf olarak yer alacak ve orada diyor ki, Avrupa Konseyi Avrupa Parlamentosunun Türkiye’yle ilgili bu kararını kaydeder diyor.
Şimdi diplomasi dilinde kaydetmek demek yani bu aşağı yukarı benimsediğiniz anlamın geliyor. Eğer içeriğini benimsemiyorsanız kaydetmesiniz bu metni. Bunun çok örneği var. Benim yurtdışında yaptığım görevlerden hatırladığım uluslararası diplomaside eğer bir ülke mesela bir uluslararası kuruluşta bir metnin içinde benimsemediğim unsurlar olduğunu görürse bunun kaydedilmesine bile karşı çıkar. Kaydedilmesi demek içindeki unsurların benimsenmesi demektir. Şimdi o bakımdan böyle bir özelliği de var.
Birde şunu söyleyeyim size hiç kamuoyunda, basında tartışılmayan bir boyutu var bütün bu konuların. O da şudur; diğer şu son zamanlarda üye olan 10 ülke ile ilgili zirve kararlarına bakınız. Onların hiçbirinde böyle bir atıf yok. Hiçbiriyle ilgili bir Avrupa Parlamentosu kararı çıktı da ona da atıfta bulunuyoruz diye bir söz yok. Hiçbirinde ön koşul yok. Hiçbirinde ucu açık müzakere ifadesi yok. Hiçbirinde temel hakların sürekli kısıtlanabileceği lafı yok.
Bir paragraftan ibaret. Şu şu şu ülkelerle tam üyelik için müzakerelere başlanması kararlaştırılmıştır diyor.
Sunucu- Oraya gelmeden önce yine dün Fransız Cumhurbaşkanı Chirack’ın Fransız televizyonlarına yaptığı bir açıklama var. Yine basından metni takip ediyorum. Ermeni soykırımını kabullenme şartının müzakerelerden önce değil ama müzakerelere sürecindeki, ben bundan müzakerelerin bitirilmesi için gerekli olarak tanınması gerektiğini vurguluyorum. Bu bizim tercüme hatamız mı? Basın mı abarttı?
Onur ÖYMEN- Sizin tercüme hatanız değildir. Şimdi Fransız Dışişleri Bakanına da aynı şeyi söyledi. Biz AKP’li milletvekilleriyle birlikte biliyorsunuz karma parlamento komisyonu olarak çeşitli merkezleri dolaştık. Paris’e de gittik. Orada çok büyük siyasi partilerin en üst düzey yetkilileriyle görüştük ve bize açıkça dediler ki, siz Ermeni soykırımını kabul etmeden, tanımadan hiçbir şekilde AB’ye üye olamazsınız, hiçbir Fransız siyasi partisi bunu desteklemez. Bu kadar açık yüzümüze söylediler. Bizde gerekli cevapları verdik tabi. Bir tane kanıtını gösterin bize bu soykırımın, bir belgesini gösterin. Yani sadece sizin ülkenizdeki …………… bunu istiyor diye biz tarihimizi inkar mı edeceğiz.
Sunucu- Ufak bir parantez açıyorum. Zaten Fransız kanunlarına göre Ermeni soykırımının tartışılması, yani negatif anlamda masaya yatırılması yasak değil mi?
Onur ÖYMEN- Henüz değil. Bu konuda bir yasa teklifi var. Benim bildiğim henüz yasalaşamadı. Ama Fransız parlamentosu Türklerin bir Ermeni soykırımı yaptığını kabul eden bir kararı aldı. Ama bunun Türklerin Ermeni soykırımı yapılmamıştır demesini yasaklayan bir yasa henüz çıkmadı ama bu yolda bir çalışma var.
Sunucu- Hemen şimdi bu akşamki zirveye geçiyorum. Yine burada bizim anladığımız kadarıyla bir evet çıkacakmış gibi gözüküyor. Ancak bu evet’in şartları konusunda çok büyük fikir ayrılıkları var. Ben size sırayla soruyorum. Siz arzu ettiğiniz gibi eksiklerimi düzelterek tamamlayın.
Herhalde bu akşam Türkiye’den hala beklenen Kıbrıs konusunda bir jest gelmez. Ama bunun dışında ucu açık bir müzakere süreci kabul edilebilir mi? Daha önce benim bildiğim kadarıyla başka adaylara öngörülmeyen bir veya birkaç üyenin başvurusuyla en ufak bir insan hakları vs. ………….. üçte iki çoğunlukla görüşmelerin dondurulması, 2004’den önce hiçbir şekilde üye olunamaması, eğer olunacaksa dahi hiçbir şekilde Avrupa bütçesi fonlarından bize kaynak ayrılmaması, bundan sonrada belki serbest dolaşımın kalıcı olması ve çok uzun süre sınırlandırılması, hemen arkasından 2004-2014 yılı bütçesinde dahi Türkiye’ye en azından tarımsal uyum için çok fazla bir kaynak ayrılamayacağı düşüncesi, dün Sayın Blair’in Fransa ile Almanya’nın arasını bulmak için temsilde de eşitlik olmayabilir sözleri, bütün bunlardan hangisi zirve deklarasyonuna geçer yüksek tahmininize göre ve hangisi Sayın Erdoğan’ın ve Türkiye Cumhuriyeti devletini masadan kalkmasını gerektirir efendim.
Onur ÖYMEN- Bu en son söylediğiniz husus hariç diğer bütün belirttikleriniz zaten başkanlığın hazırladığı karar tasarısında yer alıyor. Deminde belirttiğim gibi bunların hiçbiri daha önceki adaylar için söylenmiş sözler değildir, konulmuş koşullar değildir.
Bunları alt alta koyduğunuz zaman şu çıkıyor ortaya; siz bunları kabul ettiğiniz takdirde AB’ye tam üye olamazsınız. Çünkü tam üyelerin hiçbirinin temel haklarda kısıtlamaya maruz kaldığı şimdiye kadar görülmemiştir. Yani bu insanların serbest dolaşımı konusunda, tarım konusunda, sosyal politikalar konusunda sürekli kısıtlamalardan bahsediyor bu karar tasarılarında. Bunu yaptığınız takdirde, bunu kabul ettiğiniz takdirde tam üyeliğin altında kısıtlı bir statüyü de kabul etmiş oluyorsunuz. O zaman işte özel statü dedikleri budur. Adı ister yazılsın ister yazılmasın metinde.
Türkiye bu koşullarla masaya oturabilir mi? Eğer bu koşullar değişirse mesele yok. Eğer Türkiye’ye diğer adaylara yaptıkları gibi muamele yaparlarsa ki, 1999 Helsinki Zirvesinde aldıkları karar buydu. Türkiye’ye diğer adaylarla eşit muamele yapacağız diye karar almışlardı.
Şimdi öyle anlaşılıyor ki, onu değiştirip bize kısıtlı bir üyelik sunmaya hazırlanıyor. Şimdi böyle masaya oturursanız ileride tam üye olma şansınız çok az olur. Size her zaman diyeceklerdir ki, siz bu koşulları bilerek oturdunuz masaya. Biz bu tecrübeyi çok yaşadık geçmişte. Bu şimdi söylenen öyle bazı güzel sözler, yatıştırıcı sözlerle bunların hepsi unutulur. Kararda ne yazılıysa o kalır.
Sunucu- Şöyle veya bu şekilde bu şartlar girdi ve değerli hükümetimiz bunu kabul etti. Onsan sonra anlamadığım şu; 2014 yılına kadar AB müktesebatına uyum çerçevesinde biz Türkiye tarımını yeni baştan değiştireceğiz. Bu süre içinde herhalde bu Türkiye tarımını adam etmek için, Avrupa standartlarına getirmek, Avrupayla rekabet edecek hale getirmek için ciddi mali yardıma ihtiyacımız olacak. Ben böyle bir yardımın gelmeyeceğini düşünüyorum. Siz daha önceki tecrübelerinizden mesela bir Polonya, yine aynı şekilde ciddi tarım ağırlı olan İspanya girerken onların müzakere sürecinde ne kadar tarım yardımı aldığını düşünüyorsunuz? Bizim çok ciddi yardımlar almadan Türk tarımını Avrupa standartlarına getirmemiz rekabet edebilecek hale getirmemiz olasılığı var mı?
Onur ÖYMEN- Söylediğiniz doğrudur. Aslında AB bütçesinin yaklaşık yarısı tarım destekleme fonlarının finansmanına gider. O bakımdan AB’nin hazırladığı en son Türkiye raporunda diyor ki, bugünkü sistem uygulanırsa Türk tarımı için AB bütçesinden yılda 8,5 milyar euro ödememiz gerekir. Bu tabi Türk tarımı için çok büyük bir katkı olur. Ama bu arada şunu da söylüyor. Bizim bütün bu sistemlerimiz değişecektir. Ayrıca başkanın hazırladığı karar tasarısında insanların serbest dolaşımının yanı sıra tarım ve sosyal politikalar yani bölgelerarası dengesizliklerin giderilmesi alanlarında da Türkiye’ye özel muamele yapılabileceği, sürekli kısıtlamalar getirilebileceği, AB’nin normal uygulamalarında sapmalar yapılabileceği yazılı. Yani bize bu parayı vermeyecekler.
Sunucu- Müzakere sürecinde de tabi ki tarım ………. dosyasının kapanması için bize binlerce koşul öne sürülecek. Bu anlama geliyor. Ama bu arada biz fazla para alamayacağız. Belki 1 milyar euro senede belki o bile değil. Doğru mu düşünüyorum?
Onur ÖYMEN- Ne kadar alacağımızı bilemem. Yalnız şunu da unutmayalım Dünya Ticaret Örgütü şimdi bir çalışma yapıyor. Bu çalışmaya göre dünyada tarımsal sübvansiyonlar zamanla azalacak ve sonunda kaldırılacak. ………..bir toplantı yaptılar ve şimdi bir karar daha alacaklar, bunu bir takvime bağlayacaklar. Bizdeki bilgiye göre yaklaşık 2014 yılında yani tesadüfen AB’nin bizim için öngördüğü tarihte en erken tarihe kadar bu tarım sübvansiyonları zaten dünyadan kaldırılmış olacak. O bakımdan Türkiye 10-15 yıl üye olmaz derken kafaların arkasında bence biraz da bu var. Yani 10-15 yıl içinde artık size zaten tarımsal sübvansiyonda bulunacak durumda olmayacağız veya bunu çok aza indireceğiz diye düşünerek Türkiye’nin maliyetini azaltma endişesi var. Yoksa 10-15 yıl üye olamaz demek Türkiye son olarak üye olan Slovakya’dan, Baltık Ülkelerinden, yakında üye olacak Bulgaristan’dan Romanya’dan 15 yıl geridedir demek. Aklı başında hiçbir insan bunu kabul etmez.
Sunucu- Ben bu Kıbrıs şartını anlayamıyorum. Ön koşul olarak karşımıza gelmedi. Bize söylenen Kıbrıs Rum kesimini tanıyacaksın. Bu diplomatik bir lisanla lütfen yeninden barış masasına oturtalım, iki tarafı da bir yeni barış anlaşması çıksın anlamına mı geliyor, yoksa Avrupa hiçbir şekilde bundan sonra adada nihai barışı desteklemeyip tamamen Türkiye’nin Kıbrıs Rum kesimiyle muhatap olmasını mı arzuluyor?
Onur ÖYMEN- Şimdi bizde en son elimize ulaşan metin eğer son taslağı yansıtıyorsa bu metinde açıkça Kıbrıs Rum kesiminin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak Türkiye’nin tanıması isteniyor ve önümüzdeki ilkbahara kadar Güney Kıbrıs’la normal diplomatik ilişki kurmamız isteniyor. Şimdi bunu yaptığınız takdirde Kuzey Kıbrıs’ı tanımaktan vazgeçmeniz anlamına geliyor bu. Çünkü Güney Kıbrıs Kuzeyde de egemenlik iddiasında bulunuyor. O zaman Kıbrıslı Türkleri Rumların insafına terketmek ve Kıbrıs’ı feda etmek anlamına geliyor.
Sunucu- Bu konuyla alakası olmayan, IMF ile alakası olmayan bir deyimin, diplomatik tecrübenize dayanarak ne anlama geldiğini soruyorum. Dün IMF’nin stand-by’la ilgili yayınladığı raporda veya görüşte, …………………………………. bu diplomatik anlamda ne anlama gelir?
Onur ÖYMEN- Diplomatik anlamda bu onaya bağlı bir mutabakat demektir. Orada hangi çerçevede kullanıldıysa yani IMF’nin yönetim kurulunun onayına bağlı gibi anlamak lazım bunu. Fakat orada da bizim çok ciddi sıkıntımız var. Çok ciddi çekincemiz var. Mevcut anlaşma bitmeden Türkiye’yi üç yıl daha bağlamak hatta bu hükümetin görev süresini aşacak şekilde bağlamak bizce ekonomi politikamızı da IMF’ye sürekli olarak teslim etmek, otomatik pilota bağlamak anlamına geliyor. Bunun çok büyük sıkıntılarını çekeceğiz.
Sunucu- Çok teşekkür ediyoruz.
Bu belge Görsel Basın arşivinde bulunmaktadır.